Mezar

H. P. Lovecraft, Mezar, 4

Gelin buraya, delikanlılar, ellerinizde bira maşrapaları.

Bugüne için, iş işten geçmeden

Tepeleme etle doldurun tabakları.

Çünkü- yiyip içmektir derdimize derman.

Doldurun öyleyse bardakları.

Ömür göz açıp kapayıncaya kadar geçer.

Ne kralınızın şerefine içebilirsiniz öldüğünüzde,

Ne de sevgilinizin.

Anakreon’un kırmızı bir burnu vardı derler.

Ama mutlu ve neşeliysen kırmızı burun ne yazar? 

Allah bin defa belamı versin;

Yeğlemezsem hayatta ve kırmızı burunlu olmayı,

Bir zambak kadar beyaz -ve altı aylık ölü- olmaya!

Hadi, Betty, dilber! Bana bir öpücük ver;

Var mı cehennemde senin gibi bir hancı kızı?

Genç Harry elinden geldiğince dik tutuyor kuyruğu.

Birazdan düşürüp peruğunu kayacak masanın altına.

Ama siz doldurup kadehleri elden ele dolaştırın. 

İyidir masanın altı, toprağın altında olmaktan!

Öyleyse gül, oyna ve iç kana kana:

Zor yaparsın bunu toprağın beş karış altında!

Cin çarpmışa döndüm! Ayakta zor duruyorum.

Ne kalkıp yürüyebiliyorum, ne konuşabiliyorum.

Hancı, Betty’ye söyle bir sandalye getirsin buraya.

Gidip bir zaman da evde içeyim, nasılsa karım yok orada.

Hadi ver elini bana.

Mecalim yok kalkmaya

Ama hoşnudum hâlâ toprağın bu tarafında olmaktan!

Yaklaşık olarak o sıralarda, yangından ve şimşekli yıldırımlı fırtınalardan korkmaya başlamış olduğumun farkına vardım. Eskiden böyle şeylere aldırmazken şimdi onlardan anlatılmaz bir dehşete düşüyordum. Ne zaman gökler elektriğini boşaltacak gibi olsa evin en kuytu köşelerine sığınıyordum. Gündüzleri en gözde uğrak yerlerimden biri, yanıp kül olmuş konağın harabeye dönmüş mahzeniydi. Yapının eski görkemli günlerindeki halini hayalimde canlandırabiliyordum. Bir keresinde, mahzenin kuşaklar boyu içine girilmemiş ve unutulmuş bir bölümünü elimle koymuş gibi bularak bir köylüyü şaşırtmıştım. Sonunda uzun zamandır olmasından korktuğum şey oldu. Annemle babam, biricik oğullarının tavır ve görünüşündeki değişikliklerden telaşa kapılarak, hareketlerimi uzaktan uzağa izletmeye başladılar ki bu bir felaketle sonuçlanabilirdi. 

Gizli amacımı çocukluğumdan beri dinsel bir gayretle gizlemiş, mezara yaptığım ziyaretlerden kimseye söz etmemiştim. Şimdi peşime düşecek kişiyi atlatabilecek için koruluktaki labirentte yol alırken çok dikkatli davranmak zorundaydım. Yeraltı mezarının anahtarını bir kordonla boynuma astım. Anahtarın varlığını benden başka bilen yoktu. Mezardan dışarı hiçbir zaman bir şey çıkarmadım. Bir sabah, rutubetli mezardan çıkıp, titremesini engelleyemediğim ellerimle kapının zincirini kilitlerken yakınlardaki bir çalılıktan beni izleyen birinin korku dolu yüzünü gördüm. Çardağım keşfedildiğine ve geceleri yaptığım gezintilerin amacı açığa çıktığına göre sonun yaklaştığı kesindi. 

Adam, yanıma yaklaşmadı. Bunun üzerine, endişeden bitkin düşmüş babama söyleyeceklerine kulak misafiri olmak üzere, alelacele evin yolunu tuttum. Zincirli kapının ardındaki konukluğum dünyaya açıklanmak üzere miydi? Casusun sakınımlı bir fısıltıyla babama, uykudan kapanmış gözlerim asma kilitli yarı aralık kapıya dikili olarak geceyi mezarın dışında, çardakta geçirmiş olduğumu söylediğini işittiğimde hissettiğim sevinci ve içine düştüğüm şaşkınlığı bir düşünün! Hangi mucizeyle beni gözetleyen adam böyle aldanmıştı? İşte o zaman, doğaüstü bir gücün beni koruduğuna ikna oldum. Göklerden gelen bu yardımdan cesaret buldum. Kimsenin mezara girişime tanık olmayacağına duyduğum güvenle, gizlenme gereği duymadan mezara gitmeye başladım. Bir hafta boyunca, betimlememem gereken ölüler eğlencesinin tadını çıkardım. Sonra o şey oldu ve hüznün ve tekdüzeliğin egemen olduğu bu kahrolası yere getirildim.

O gece dışarı çıkmaya kalkışmamalıydım. Çünkü havada fırtına kokusu vardı ve korunun dibindeki pis kokulu bataklıktan ürkütücü bir parıltı yayılıyordu etrafa. Ölülerin çağrısı da farklıydı. Yamaçtaki mezar yerine, dağın tepesindeki yanıp kül olmuş mahzene nezaret eden kötü ruh, görünmez parmaklarıyla beni çağırıyordu. Koruluğu geçip de yıkıntıların önündeki düzlüğe çıktığımda, puslu ay ışığında, gözüme görünmesini çoktandır belli belirsiz beklemiş olduğum şeyi gördüm. Yüz yıldan fazla bir süre önce yok olmuş konak, tüm pencereleri sayısız mumun ışığıyla pırıl pırıl aydınlık, bütün görkemiyle gözlerimin önünde duruyordu. Sevinçten kendimden geçe yazdım. Konağa çıkan uzun araba yolunu Boston sosyetesinin faytonları doldurmuştu. Civar konaklardan gelen pudralı, zarif insanların oluşturduğu büyük bir kalabalık yaya olarak yokuşu tırmanıyordu. 

İlginizi Çekebilir:Askerlik Yaparken Yaşadığım Garip Olay

Discover more from Paranormal Haber

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

share Paylaş facebook pinterest whatsapp x print

Benzer İçerikler

İhtiyar Adam Korkudan Delirerek Öldü - Paranormal Hikayeler
İhtiyar Adam Korkudan Delirerek Öldü
Tatarlı Köyündeki Ağlayan Bebek Olayı - Paranormal Hikayeler
Tatarlı Köyündeki Ağlayan Bebek Olayı
Sadece Geceleri Gelen Esrarengiz Yabancı - Paranormal Hikayeler
Sadece Geceleri Gelen Esrarengiz Yabancı
İçimde bir korku var hikaye
İçimde Korkusu Kaldı
Cinler Büyüler Muskalar Neler Yaşadım Neler, Cin Hikayeleri Kısa
Cinler Büyüler Muskalar Neler Yaşadım Neler
cin vakası korku hikayesi korkunç cinler
Kardeşimi Kopyalayan Yaratık

Yorumlar

    Can you be more specific about the content of your article? After reading it, I still have some doubts. Hope you can help me.

    Can you be more specific about the content of your article? After reading it, I still have some doubts. Hope you can help me.

Discover more from Paranormal Haber

Subscribe now to keep reading and get access to the full archive.

Continue reading

Paranormal Haber | © 2022 |