Peygamberi Ağlatan Sahabi

Kısa sürede Peygamberimizin en sevgili sahabilerinden biri olan Sa’d bin Eslem’in kısa, hüzünlü ama sonu saadetle biten hidayet hikayesi.

Yüzümün Çirkin Oluşu Cennete Girmeme Mani midir

Dini HikayeEnes İbni Malik’ten (r.a.) rivayettir:

Bir defa Resulü Ekrem’in (s.a.v.) huzuruna bir adam geldi ve şöyle dedi:

“Yâ Rasûlallah! Derimin siyah, yüzümün çirkin oluşu benim cennete girmeme mani midir?”

Resulü Ekrem Efendimiz cevaben buyurdular ki:

“Hayır, derinin siyah yüzünün de çirkin oluşu, cennete girmene mani değildir. Ancak, canım kudret elinde bulunan Allah’a yeminle söylerim ki sen gerek Allah’a ve gerekse O’nun Rasulü’ne inanmamışsın.”

Resulü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem’in bu sözleri üzerine, adam şunları söyledi:

“Seni peygamberlikle şereflendiren zata yemin ederim ki bundan tam sekiz ay önce ben, Allah’tan başka ilah bulunmadığına ve Muhammed’in (s.a.v.)  de onun kulu ve resulü olduğuna şehadet ettim.

Benim bu şehadeti yaptığım mecliste, siz de orada bulunan insanlara, gerekse bulunmayan insanlara, bir hitabede bulunmuş idiniz.

Fakat ahali, sırf derimin siyah oluşu ve yüzümün çirkinliği dolayısıyla beni aralarından uzaklaştırmışlardı.

Halbuki ben, Selemoğlu kabilesinin soylularından idim. Ne var ki dayılarımın siyahlığı bende galebe çalmış. Onun için derim siyahtır.”

Resulullah Kızını Zevce Olarak Bana Verdi

Onun bu sözleri üzerine, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle bir etrafına bakındı. Birisini aradığı anlaşılıyordu. Aradığını göremeyince, etrafındakilere sordu:

“Veheb oğlu Amr burada mı?”

Allah Resulü’nün sorduğu bu zat, Sakifoğullarından birisi idi. Ve Müslümanlığı yakın bir zaman önce kabul etmişti. O sırada orada bulunmadığı için Resulü Ekrem’e (s.a.v.) şöyle cevap verilmişti:

“Hayır burada yok.”

Bunun üzerine Resulü Ekrem (s.a.v.), o kara derili sahabiye dönerek:

“Onun evini biliyor musun?” buyurdu.

Adam dedi: “Evet biliyorum.”

Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

“Şimdi onun evine git. Kapısını yavaşça çal, selam ver içeri girince şöyle de: ‘Rasûlullah kızınızı zevce olarak bana verdi.’

Bahis mevzuu şahsın, sevimli, iffetli, güzel ve akıllı bir kızı vardı. Kara derili adam, Allah Resulü’nün bu talimatı üzerine hemen yürüdü.

Doğruca söz edilen kişinin evine vardı. Önce yavaşça kapıyı çaldı. Selam verdi. İçeridekiler Arapça konuşulduğunu duyunca sevindiler. Hemen kapıyı açtılar.

Ne var ki adamın derisinin karalığı, yüzünün çirkinliğini görünce, neşeleri kaçtı. Sıkılmaya başladılar. Bu sırada adam söze başladı ve dedi ki:

“Resulullah (s.a.v.) kızınızı bana zevce olarak verdi.”

Vahiy Seni Rezil Etmeden Bir Kurtuluş Ara

Kara derili adamın bu sözleri, ev sahiblerini büsbütün çileden çıkardı. O kızgınlıkla onu oradan kovdular. Bu arada bazı hakaretler de yaptılar. Adam oradan çıktı.

Doğruca Resulullah’ın yanına gitti. Ve hadiseyi aynen anlattı. Fakat o kovulduktan sonra ev sahibinin kızı babasına dedi ki:

“Ey babacığım! Vahiy seni rezil rüsva etmeden bir kurtuluş yolu ara. Eğer, Resulullah (s.a.v.) gerçekten beni ona zevce olarak vermiş ise ben Allah’ın ve Resulü’nün benim için münasip gördüğü şeye razıyım.”

Allah ve Resulünü Darıltmaktan Yine Allah’a Sığınırız

Kızının bu sözleri üzerine uyanan baba, hemen kalktı. Doğruca Allah Rasûlü’nün yanına geldi ve ona yakın bir yere oturdu. Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) onu görünce kendisine hitaben buyurdu ki:

“Resulullah’ın kararını red eden sen misin?”

Adam dedi ki:

“Evet ya Resulallah! Ben bu işi yaptım. Ancak şimdi Allah’tan mağfiret talep ediyorum. Onu red edişimin sebebi, kendisinin yalan söylediğini sanmam idi.

Madem ki doğrudur. Siz bizim kızımızı ona zevce olarak veriyorsunuz. O halde biz de kabul ediyor kızımızı ona zevce olarak veriyoruz. Allah’ı ve Resulü’nü darıltmaktan yine Allah’a sığınırız.”

Kızın babasının bu sözleri üzerine dört yüz dirhem mehir ile nikah kıyıldı. Nikahtan sonra Allah Resulü damada yani Sa’d b. Eslem’e buyurdu ki:

“Hemen kalk, zevcenin yanına git, mehrini ver.”

Damat, Allah Resulü’ne cevaben dedi:

“Ya Resulallah, seni hak peygamber olarak gönderen zata yeminle söylerim ki benim dünyalık hiçbir şeyim yok, gidip kardeşlerimden istemem lazım.”

Resulü Ekrem (s.a.v.) cevaben buyurdular ki:

“Öyle ise zevcenin mihrini, müminlerden üç kişiden temin edelim. Şimdi sen önce Affan oğlu Osman’a git. Benden kendisine selam et ve ondan iki yüz dirhem para al.

Oradan Avf oğlu Abdurrahman’a uğra, iki yüz dirhem de ondan al.

Daha sonra Ali’ye var. Benden selam et ve iki yüz dirhem de ondan al.”

Allah Resulü’nün bu talimatı üzerine Sa’d hemen kalktı. Doğru Affan oğlu Osman’ın evine gitti. Meseleyi ona anlattı. Affan oğlu Osman, ona istenilen meblağdan daha fazlasını verdi.

Onu alan Sa’d Selemî oradan Avf oğlu Abdurrahman’a geçti. Meseleyi ona da anlattı. Aynı şekilde o da istenilen meblağın üstünde para verdi.

Daha sonra Ali’ye gitti. Allah Resulü’nün iradesini ona da anlattı. O da aynı şekilde istenenin fevkinde para verdi.

Bunları alan Sa’d Selemi, hemen çarşıya koştu. Karısı için bir şeyler aldı. 

Gözlerinden neşe ve sevinç akmaktaydı. Bu neşe ve sevinç içinde tam eve dönmek üzere bulunduğu sırada, kulağına bir ses geldi.

“Ey Allah’ın süvarileri! Bininiz savaş var.”

Meğer düşman ordusu hücuma hazırlanmaktaymış. Bunun üzerine Allah Resulü’nün tellalı da İslam askerlerine durumu haber vermek için bu şekilde bağırmaya çıkmış.

Bu Paraları Allah’ın Sevdiği Yolda Harcayacağım

Resulullah’ın tellalının nidasını duyan Sa’d Selemi’ye bu sefer de başka bir neşe oldu. Hemen başını göğe kaldırarak şöyle dedi:

“Ey Allah’ım! Ey göklerin ve yerlerin ilahı! Ey Muhammed’in (s.a.v.) ilahı!.. Bugün bu paraları Allah’ın Resulü’nün ve müminlerin sevdiği yolda harcayacağım.

Ve hemen bir at, bir kılıç, bir mızrak bir de kalkan aldı. Bu arada beline bir kuşak bağladı. Başına da bir tülbent geçirdi. Öyle ki, bu başını tamamen örtmüştü. Sadece gözleri görünüyordu. Daha sonra atına atlayarak doğruca askerlerin toplandığı mahalle gitti. 

Muharip muhacirlerin yerinde yer aldı. Beklemeye başladı. Bu vaziyette onu gören muharipler kendi aralarında şöyle konuşmaya başladılar.

“Tanımadığımız bu atlı kim acaba?”

Onların kendi aralarındaki bu sözleri duyan Hazreti Ali, kendilerine hitaben dedi ki:

“Bırakın onu, kim bilir, belki de dinimizi öğrenmek için Bahreyn yahut Suriye taraflarından gelmiş. Bu gün ise kendi arzusuyla size yardımcı olmayı düşünen biridir. Ümid ederim ki size faydası dokunur.”

Bu esnada Sa’d Selemî de savaş talimleri yapıyor, kılıç sallıyor, mızrak dürtüyordu. Bir müddet bu işe devam edip, yorulunca atından indi. Kollarını dinlendirme hareketi yapmaya başladı. Daha sonra kollarının yenlerini sıvadı.

Bu sırada Allah Resulü de ordusunun başına gelmiş bulunuyordu. Onun kara derili kollarını görünce:

“Sen Sa’d mısın?” diye sordu.

O da: “Evet ya Resulallah. Anam babam sana feda olsun!..” cevabını verdi.

Allah Resulü de buyurdular ki: “Ceddine saadet!” 

Kokun Ne Kadar Güzel Ey Sa’d

Derken iki ordu savaşa tutuştu. Sa’d bütün gücü ile hiç durmadan kılıç sallıyor, mızrak vuruyordu. Öyle ki onun her bir kılıç sallayışı ile mızrak vuruşunda bir düşman askeri mutlaka tepelenmiş oluyordu.

Bir ara: “Sa’d düştü!” diye bir ses işitildi.

Bu sesi duyan Allah’ın Resulü hemen o tarafa koştu. Gerçekten Sa’d vurulmuş ve düşmüş idi. Resul-i Ekrem (s.a.v.) hemen onu kucakladı. Bizzat kendisi yüzündeki tozu toprağı sildi. 

Bu arada şöyle buyurdu:

“Kokun ne kadar güzel, Allah’a ve Resulü’ne olan sevgin ne kadar yüce ey Sa’d!”

Allah’ın Resulü bu esnada ağlıyordu. Ağlaması bir müddet devam etti. Daha sonra yüzlerinde bir gülümseme belirdi. Bundan sonra yanındakilere dönerek dedi ki:

“Kabe’nin Rabbi’ne yeminle söylerim ki Sa’d Havz’a gitti.”

Oradaki muhariplerden Ebu Lübabe sordu:

“Anam babam sana feda olsun ya Resulallah, Havz nedir?”

Sa’d’ı Sevdiğim İçin Ağladım

Resulü Ekrem (s.a.v.)buyurdular:

Havz, Rabb’imin bana ihsan ettiği bir şeydir. Genişliği San’a ile Basra arası kadardır. Çevresi inci ve yakutlarla süslüdür. Suyu sütten daha beyaz, baldan daha tatlıdır. Ondan bir defa içen ebediyyen bir daha susamaz.”

Allah Resulü’nün sözü bittikten sonra, Ebu Lübabe bu sefer de dedi ki:

“Ya Resulallah, biraz önce biz, senin evvela ağladığını, sonra da gülümsediğini ve sonra da yüzünü çevirdiğini müşahede ettik. Acaba bunun sebebi neydi?”

Resulü Ekrem (s.a.v.) Ebu Lübabe’nin bu sorusuna cevaben buyurdular ki:

“Sa’d Selemî’yi sevdiğim için ağladım. Onun Allah katındaki derecesini ve yüksek mevkiini düşünerek sevindim ve gülümsedim. Daha sonra yüzümü başka tarafa çevirmeme gelince…

Bunun sebebi de, onun hurilerden müteşekkil zevcelerini o anda orada görmüş olmamdır. O huri zevceleri o anda oraya gelmişlerdi. Vücutlarının bazı kısımları ile ziynet eşyaları görünmekte idi. Hayadan yüzümü başka tarafa çevirmek zorunda kaldım.”

Allah Sa’d’ı Kızından Daha Hayırlı Biri İle Nikahladı

Bunları söyleyen Allah Rasûlü, daha sonra etrafındaki muhariplere emretti.

“Sa’d Selemî’nin, silahlarını ve kendisine ait diğer eşyasını alın. Doğruca zevcesinin evine götürüp teslim edin. Kayın babasına da deyin ki:

“Allah, Sa’d Selemi’yi sizin kızınızdan daha hayırlı biri ile nikahladı.

(Tenbihu’l Gafilin s. 937, 941)

Okuduklarını nasıl buldun?
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
Arkadaşlarınla paylaşmak ister misin?
Abone Ol

Düşünceni veya kendi yaşadıklarını yazmak ister misin?