Mösyö Bon Bon

Edgar Allan Poe, Mösyö Bon Bon, 5

Ve şeytan, bir anda tavırlarının kutsallığını bir kenara bırakarak ağzını kulaklarına kadar açtı ve sivri, eskin dişlerini gösterdi. Sonra da uzun, yüksek, kötülük dolu bir kahkaha attı. Bu arada arka ayaklan üstünde çömelen siyah köpek de gür sesiyle koroya katıldı ve tekir kedi kaçıp odanın en uzak köşesine giderek sırtını kabarttı ve çığlık attı.

 Felsefeci ikisini de yapmadı. Bir köpek gibi gülmeyecek ya da bir kedi gibi çığlık atıp münasebetsiz korkusunu ele vermeyecek kadar görmüş geçirmiş biriydi. Ziyaretçisinin cebindeki kitabın sırtındaki “Rituel Cathotique ” yazısını oluşturan beyaz harflerin renk ve mana değişikliğine uğradığını ve birkaç saniye sonra ilk başlığın yerini parlak kırmızı harflerle yazılmış “Regitre des Condamnefs” yazısının aldığını görünce biraz şaşırdığını itiraf etmeliyim. 

Bu hayret verici değişim, Bon Bon’un ziyaretçisine yanıt verirken farklı bir durumda muhtemelen hissedilmeyecek olan bir çekingenlik havası sergilemesine yol açtı. “Bayım,” dedi filozof “Bayım, açık konuşmak gerekirse sanırım siz – inanın ki en yani demek istediğim bence – inanıyorum ki bu büyük onura dair çok çok küçük bir fikir sahibiyim” “Oh! Ah! Evet! Çok güzel!” diye sözünü kesti Majesteleri; “Yeter, daha fazla konuşma. Her şeyi görüyorum.” Ve sonra yeşil gözlüğünü çıkarttı ve camlarını ceketinin koluyla özenle sildikten sonra cebine koydu.

Bon Bon kitap olayından hayrete düşmüşse şimdi karşısındaki görüntü iyice şaşırmasına yol açmıştı. Ziyaretçisinin gözlerinin rengini belirlemek için büyük bir merak duygusuyla bakışlarını kaldırınca onların beklediği gibi siyah olmadığını gördü. Sanılabileceği gibi gri de değillerdi. Ela ya da mavi de değillerdi. Sarı ya da kırmızı da değillerdi. Mor da değillerdi. Beyaz da değillerdi. Yeşil de değillerdi. 

Yukarıdaki gökte, aşağıdaki yeryüzünde ya da denizlerde bulunan herhangi bir renge de sahip değillerdi. Kısacası Pierre Bon Bon yalnızca Majesteleri’nin gözsüz olduğunu apaçık görmekle kalmadı, bir zamanlar gözlere sahip bulunduğuna ilişkin bir belirtiye de rastlayamadı; çünkü normalde gözlerin olması gereken yerde yalnızca cansız bir et tabakası vardı. 

Böylesine tuhaf bir fenomenin kökenlerini araştırmamak metafizikçinin doğasına aykırıydı. Majestelerinin yanıtı hızlı, vakurca ve tatmin ediciydi. “Gözler! Sevgili Bon Bon! Gözler mi dedin? Oh! Ah! Algılıyorum! Ortalıkta gezen gülünç kitaplar, ha? Sana kişisel görünüşüm hakkında yanlış fikir vermişler. Gözler!!! – Doğru. Gözler, Pierre BonBon, kendilerine uygun yerdeler. Burası baş mı diyorsun? Evet; bir solucanın başı. Senin için de bu görseller vazgeçilmez. Yine de benim görüşümün seninkinden keskin olduğuna seni ikna edeceğim. 

Köşede duran bir kedi görüyorum. Güzel bir kedi. Bak ona! Onu iyice incele! Şimdi Bon Bon, beynindeki düşünceleri – düşünceleri, diyorum sana – fikirleri algılayabiliyor musun? İşte! Algılayamıyorsun. Kuyruğunun uzunluğuna ve zihninin derinliğine hayran kaldığımızı düşünüyor. Şimdi benim rahiplerin en seçkini, senin de metafizikçilerin en gereksizi olduğuna karar verdi. Böylece görüyorsun ki, tamamen kör değilim: Ama benim mesleğimden biri için, sözünü ettiğin gözler, yalnızca her an bir şiş ya da yaba tarafından oyulabilecek engeller olurdu. 

Bu görselliğin senin için vazgeçilmez olduğunu kabul ediyorum. Onları iyi kullanmaya çalış Bon Bon; benim görme gücüm ruhtur.” Ziyaretçi daha sonra masadaki şaraptan bardağına koydu ve Bon Bon’unkini de ağzına kadar doldurduktan sonra onu gönül rahatlığıyla içip kendisini evinde gibi hissetmesini söyledi. “Zekice bir kitap yazmışsın Bon Bon” diye devam etti Majesteleri, dostumuzun omzuna, o verilen emri tam anlamıyla yerine getirdikten sonra bardağını bırakırken hafifçe, bilgiç bir tavırla vurarak:

“Kesinlikle zekice bir kitap. Tam benim sevdiğim türden bir eser. Ancak özdeğe ilişkin tasarımın geliştirilebilir ve fikirlerinin pek çoğu bana Aristoteles’i anımsatıyor. O filozof en yakın tanıdıklarımdan biriydi. Onu hem korkunç huysuzluğundan hem de pot kırmak gibi eğlenceli bir yönünden dolayı severdim. Bütün o yazdıklan arasında tek bir somut gerçek var ki onun ipucunu da kendisinin absürtlüğünü sevdiğim için ben verdim. Pierre Bon Bon, hangi yüce ahlaki gerçekten bahsettiğimi biliyorsun sanırım, değil mi?”

Keşfet

Yorum Yap