Skip to content

Mösyö Bon Bon

Edgar Allan Poe, Mösyö Bon Bon, 3

Dediğim gibi istesem bütün bu noktaları uzun uzadıya açabilirdim ama bunu yapmayacağım. Salt kişisel ayrıntılar tarihsel romancılara bırakılabilir. Onlar gerçeğin ahlaki boyutunun altındalar. “Le Febvre sokağındaki Cafe’ye girmek bir dahinin özel odasına girmek demekti” demiştim ama o sıralar bir özel odanın değerini ancak bir dahi bilebilirdi. Girişe levha niyetine büyük bir kitap asılmıştı ve sallanmaktaydı. Cildin bir yüzüne bir şişe resmi çizilmişti; diğerinde bir pâte vardı. 

Sırtında seçilebilir iri harflerle “Oeuvres de Bon Bon” yazılıydı. Böylece dükkan sahibinin iki uğraşı zarifçe sergilenmiş oluyordu. Eşikten geçince binanın içi tamamen gözler önüne seriliyordu. Aslında Cafe’nin sunabildiği tüm mekan uzun, basık tavanlı, antika tarzda döşenmiş bir odadan ibaretti. Odanın bir köşesinde metafizikçinin yatağı durmaktaydı. Perdeler ve bir Yunan sayvanı ona hem klasik hem de rahat bir hava veriyordu.

Karşı köşede mutfak gereçleri ve “Bibliothâque” durmaktaydı. Rafta bir tabak polemik sakince duruyordu. Son etiklerle dolu bir fırın, on iki yaprak formalı melangelarla dolu bir tencere vardı. Izgara, üstündeki Alman etiğine dair kitaplarla içli dışlıydı. Eusebius’un yanında bir çatal görülebilirdi. Platon rahatça tavanın içine kurulmuştu ve şişlere çağdaş el yazmaları geçirilmişti. Cafe de Bon-Bon’un diğer açılardan çağın sıradan restoranlarından pek farklı olmadığı söylenebilir. Kapının karşısında büyük bir ocak vardı. Ocağın sağındaki açık bir dolap sıra sıra dizilmiş çok sayıda etiketli şişeyi sergilemekteydi.

Pierre Bon Bon işte burada, …’in sert kışında, bir gece yaklaşık on iki civarında, komşularının kendisinin tuhaf eğilimleri üstüne söylediklerini bir süre dinledikten, onları kapı dışarı ettikten, küfrederek kapıyı üzerlerine kilitledikten sonra sükunetten uzak bir ruh haliyle deri kaplı bir koltuğa, harıl harıl yanan bir çalı çırpı ateşinin karşısına oturmuştu. Yüzyılda bir ya da iki kez yaşanan o korkunç gecelerden biriydi. Yoğun bir kar yağışı vardı ve ev, duvarlardaki yarıklardan ve bacadan hızla girip filozofun yatağının perdelerini berbat bir şekilde sallayan ve pare tencereleriyle kağıtların düzenini bozan şiddetli rüzgar akınlarıyla temellerinden sarsılmaktaydı. 

Dışarıda asılı duran büyük kitap tabelası fırtınanın şiddetine maruz kaldığından korkunç bir şekilde gıcırdıyor, ağır meşe payandaları inildiyordu. Dediğim gibi metafizikçi koltuğunu ocağın yanındaki alışılmış yerine çekerken sakin değildi. Gün boyunca meydana gelmiş pek çok kafa karıştırıcı olay, düşüncelerinin dinginliğini bozmuştu. Des oeufs la Princesse yapmaya çalışırken ne yazık ki bir Omeletre la Reine yapmıştı; bir etik ilkesinin keşfi bir yahni tenceresinin devrilmesiyle engellenmişti ve son olarak, başarıyla sonuçlandırmaktan öylesine haz duyduğu o takdir edilesi pazarlıklardan birinde kazıklanmıştı. 

Ama zihni bu açıklamasız, beklenmedik olaylar karşısında sinirlenirken, fırtınalı bir gecenin yol açacağı sinirli kaygı da işin içine girmese olmazdı. Islık çalarak önceden bahsettiğimiz en yakını olan iri siyah köpeği çağırırken ve huzursuzluk içinde koltuğuna otururken elinde olmadan odanın, amansız gölgelerini kızıl ocak ışığının bile ancak kısmen yenebildiği uzak kısımlarına bezgin ve rahatsız gözlerle baktı. Amacını herhalde kendisinin de bilmediği bir incelemeyi tamamladıktan sonra, koltuğunun yanına kitaplar ve kağıtlarla dolu bir sehpayı çekti ve kısa süre sonra ertesi gün basılacak olan kalın bir elyazması taslağın son okumasını yapmaya koyuldu.

Birkaç dakika böyle uğraşırken odada ansızın “Acelem yok, Mösyö Bon Bon,” diye fısıldayan tiz bir ses duyuldu. “Kör şeytan! ” dedi kahramanımız. Ayağa fırlayıp yanındaki sehpayı devirirken ve etrafına şaşkın şaşkın bakarken… ”Çok doğru” diye sakince yanıtladı ses.”Çok doğru!? Çok doğru olan ne? Buraya nasıl girdin?” diye haykırdı metafizikçi, yatağına boylu boyunca uzanmış şeyi fark ederken. “Diyordum ki” dedi davetsiz misafir, sorulara cevap vermeden “Diyordum ki bol bol vaktim var. Acelem yok. Kısacası açımlamanı bitirmeni bekleyebilirim.” 

“Açımlamam!.. Ama!… Nereden biliyorsun? Bir açımlama yazdığımı nereden anladın? yüce Tanrım! “ “Şştt!” diye yanıtladı karaltı tiz bir fısıltıyla ve yataktan hızla kalkarak kahramanımıza doğru tek bir adım attı. Tavandan sarkan demir bir lamba o yaklaşırken sarsılarak geriye doğru sallandı.

Pages: 1 2 3 4 5 6 7 8

Soru sor, cevap yaz, yorum yap, kendi hikayeni anlat... Burası senin; istediğini yazabilirsin.