Connect with us
Toroslar Kanlı Mağara Efsanesi Toroslar Kanlı Mağara Efsanesi

Efsane Destan Mitoloji

Toroslar – Kanlı Mağara Efsanesi

Toros dağları yakınındaki bir oba beyinin, Konya beyinin kızını istemesinin ardından yaşanan ve belki de yüz yıllardır anlatılagelen Kanlı Mağara efsanesi..

Toros dağları yakınında yaşayan bir oba beyinin Konya beyinin kızını oğluna istemesinin ardından yaşanan ve belki de yüz yıllardır anlatılagelen Kanlı Mağara efsanesi…

Vaktiyle Toros dağları eteklerinde yaşayan bir aşiret beyi vardı. Bu bey yoksullara yardım eder, fakirlerin karnını doyurur. Çok iyilik severliği ile tanınan sevilen ve sayılan bir beydi. Bir işi yapacağı zaman aşiret büyüklerini toplar, onların fikirlerini alır, soracağı bir şey olursa sorardı.

Bey bir gün aşiret yaşlılarını topladı “Hey ağalarım, büyüklerim, akıldanelerim, bilirsiniz benim oğlum akıllı ve düzenli işlerde bulunmaz. Ne edeyim ki yerimi tutacak, töremizi götürecek, ışığımı yakacak uslu bir evlat olsun?” deyince aşiret büyükleri “İyi dersin beyim. Oğlunun senin yerini tutabilmesi için onu çekip çevirecek bir kadına ihtiyaç vardır. En iyi çare onu evlendirmektir.” dediler.

Bunun üzerine bey yerinden kalkıp düşünerek çadırına gider. Oğlunu yanına çağırarak: “Hey oğul, büyüdün delikanlı oldun. Güneş karşısında
boy atan fidan gibi boy attın ama aklın hiç büyümedi. Dağda taşta ah ile vah ile günün geçirmektesin. Ne edeyim ki benim çıramı ışıtıp, töremi götür, yokluğumu bildirme? Bana dilediğini de ki merhem olam. Evlenmekse muradın töreme uygun, gözü gözüme, yüzü yüzüme, aşı aşıma benzeyen birini
bulup isteyeyim. Altın isterse takayım. Adak isterse göndereyim. Gölük isterse sürdüreyim. Sayvant isterse döşeteyim. Bütün obalarıma davul çaldırıp, kaşık vurdurayım. Kırk gün yemek dökerek, herkesi konuk edeyim.” deyince oğlan iki dizinin üzerire gelerek:

“Babamsın” deyip elini öper. “Çok iyi edersin. Atamsın, büyüğümsün, ulusun, zenginsin, her şeye gücün yeter. Sana saygım pektir. Deki öl, ölem. Benim de sana bir deyeceğim vardır. Ben Konya beyinin kızı Ak Sultan’a vurgunum. Alırsan bana onu al, gayri dünyayı versen de istemem.”

Bey bu sözleri duyunca çadırından çıkıp biraz düşünür. Hemen etrafındakilere “Hey Çobanlarım, kızanlarım, kadınlarım, hizmetçilerim, tez elden kırk atlımı hazır edin. On tane buğur deveye hediye yükleyin. Kırk atlı önde, develer arkada yola çıkılsın.” deyince beyin etrafındakiler kaynaşmaya başlarlar. Kısa bir zaman sonra “Yola hazırız” diyerek haber verirler.

Böylece büyük kafile hazırlanıp Konya’nın yolunu tutarlar. Toros dağlarının derin vadilerinden, ormanlı yamaçlarından aşarak Konya’ya varırlar. Zaman geçirmeden Konya beyinin sarayına misafir olurlar. Yerler içerler konarlar
göçerler sözü esas meseleye bağlarlar.

“Allah’ın emri ile kızınız Ak Sultan’ı oğluma istemeye geldim. Karar ve söz senindir.” deyince Konya beyi düşünür taşınır “Senden iyisine verecek değilim ya verdim gitti. Allah bir iken bin etsin, oğulları uşak kızları hizmetli kullansın,
sürüleri ekiz doğursun, dördü sekiz doğursun.” deyip sözü keser.

Söz kesilir ama Ak Sultan’a hiç danışan olmaz. Ak Sultan bu söz kesmeden hiç memnun olmaz. Ancak ne yapsın baba sözüdür, ölüm bile olsa uymak törenin gereğidir. Konuklar oturup yiyip içip konuştuktan sonra müsade alıp vedalaşarak Konya’dan ayrılırlar. Geldikleri yollardan obalarına dönerler.

Günler haftaları haftalar ayları kovalayarak düğün günü gelip çatar. Bütün obalara haber salınır. Yemeklerin, ayranların, etlerin hazırlanması için gerekli bütün hazırlıklar yapıldıktan sonra, bey kırk yiğidini alarak gelin almak üzere
Konya’ya hareket eder. Düğün alayı bir kaç gün yolculuktan sonra Konya’ya varırlar. Hoş beşten sonra yemekler yenip hazırlıklar tamamlanıp büyük bir törenle gelin uğurlaması yaparlar.

Görkemli düğün alayı günlerce yolculuktan sonra Toros dağları arasında Eğrigöl isimli bir gölün kenarındaki geniş çayırlığa konak verirler. Bu çayırlıkta gecelemeyi uygun bularak her tarafı çiğdem, sümbül, akçırağan çiçekleri
ile süslü bir vadiye gelin çadırını kurarlar. Gelin çadırına yerleşip biraz istirahattan sonra, gelinlik elbiselerinin üzerindeki kırmızı örtüyü açıp etrafı seyreder.

Gelin hanım çadırından çıkar gölün kenarındaki yamaca doğru gezer. Etrafı iyice seyrettikten sonra güneşin kırmızılıkları kaybolup da akşamın alaca karanlığı basmaya başlayınca çadırına dönmek isterken ayağı tökezleyip düşer, bayılır. Kocaman düğün alayı yolun yorgunluğu ve dağ havasının temiz ve hafif rüzgarı ile ninniler içinde uykuya dalar.

Gelin hanım sabaha kadar baygın olarak yatar. Sabahın ilk ışıkları ile gözlerini açtığı zaman baş ucunda görkemli boynuzları ile pervasız vücudu yere doğru yaslanmış bir geyik keçisi kıtır kıtır geviş getirerek beklediğini gelin yerinden doğrularak dikkatlice geyik keçisine bakar. Keçinin iki boynuzu arasında bağlı bir kutu görür. Yanaşıp kutuyu çıkarır. İçini açar. Kutunun içinde yazılı bir kağıdı görünce alıp okur.

“Hey bu dağların çiçekleri kadar güzel, havası kadar temiz, gölü kadar temiz ve berrak, toprağı kadar bereketli, güneşi kadar sehavetli, esen rüzgarı kadar alçakgönüllü dilber! Söyle muradını ne istersen merhem olayım. İstersen bin
üstüme seni mutluluk diyarına götüreyim.” Yazıyı okuyunca düşünüp taşınır, yerinden kalkıp geyiğin üzerine oturur. Geyik yerinden sıçrayıp, enginlerden seller gibi yükseklerden yel gibi giderek çok uzaklardaki pamuk yığınları gibi bulutların kırmızı duvağı ile kaybolup gider.

Arkada kalan gelini çadırında sanarak çadırın açılmasını beklerler. Bir ses gelmeyince çadıra bakarlar. Bir de ne görsünler Ak Sultan gitmiş! Hemen durumu beye haber verirler. Bey büyük bir gazap içinde etrafındakileri haşlar. Haşlar ama kaç para eder; gelin yok. Etrafı didik didik ararlar fakat bir ize rastlayamazlar.

Etraftaki aşiretlerden yardım isterler. Yaşlı ve tecrübeli bir çoban, kayıp gelini aramak üzere gelir. Dağ yamaçlarında ararken bir geyik izine rastlar. Bu izi takip ederek Torosların en yüksek yerine kadar çıkar. İz, büyükçe bir mağaranın
ağzında son bulur. Çoban arkasından gelenlere dönerek “Aradığınız gelin bir geyiğe takılarak bu dibi olmayan mağaraya gitmiştir. İz burada bitti. Gelinin kırmızı duvağından bir iplik burada bulundu. Bunların hepsinden başka bir de yıllardır bu mağarayı tanırım. Mağaranın taşları kırmızı değildi. Şimdi ise gelinin kırmızı duvağının rengi mağaranın taşlarını boyamış. Varın söylen beyinize Ak Sultan muradına ermiş. O artık dağların olmuş.” deyince hepsi birden ağlayarak geriye dönüp giderler. Hepsi bir olup bir dua yaparlar. Gözyaşları ile yollarına devam ederler.

O gün bu gündür mağaranın taşları kıp kırmızıdır. Bundan sonra o yörede yaşayan bütün aşiretler bu mağaraya kanlı mağara derler. Torosların en yüksek tepesindeki dağa da Geyik dağı, Geyik dağının bitişiğindeki dağa da Ak Sultan’ın adı olan Akdağ adı verirler…

Continue Reading
Advertisement
1 Comment

1 Comment

  1. Pingback: Diyarbakır - Baho Gölü Efsanesi - Paranormal Haber

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir