Connect with us

Editörün Notu: Hikaye; birçoğumuzun en azından ismen aşina olduğu Gizli İlimler Hazinesi isimli kitaptan öğrendikleri bir ayini, eğlence olsun diye düzenleyen birkaç gencin, sonrasında yaşadıkları korku dolu olayları anlatıyor.

Bilgisi olmayanlar için kısaca anlatayım: Gizli İlimler Hazinesi kitabı Mustafa İloğlu tarafından telif edilmiş eski bir eserdir. Bir dönem okuyanların muhtelif psikolojik sorunlar yaşadıkları gerekçesiyle yayından kaldırıldığı söyleniyor…

Hikayeyi bir internet sitesinde, anonim olarak yayınlanıyor buldum. Yazım ve imla düzeltmeleri hayli vakit aldı. Ancak uzun sayılabilecek, hoş bir hikaye. Hikaye ile ilgili şahsi kanaatim; her ne kadar yaşanmış bir hikaye izlenimi verilmeye çalışılsa da kurgu olduğu yönünde. O sebeple yaşanmış korku hikayeleri yerine; korku hikayeleri kategorisinde yayınlıyorum.

Bununla beraber; hikayenin kurgu olduğuna dair sözlerim hevesinizi kaçırmasın. Bu profesyonel bir izlenim. Yaşanmış korku hikayeleri düşkünlerinin seveceği tarzda ve türün genel kalıplarına uygun bir öykü. Keyifle ve yer yer ürpererek okuyacağınıza inanıyorum.

Sinan Özgenç

Korku Hikayeleri – O zamanlar lise yeni bitmişti. Üniversite sınavına hazırlanıyorduk. Çok yakın arkadaşım Emre ve ben sınava hazırlanmak için cemaat yurdunda kalıyorduk. Tabi o zamanlar Fetö denilmiyordu. Normalde Emre sevmez böyle şeyleri ama ailesi zorladığı için kalıyordu. Emre de zaten sırf ben oradayım diye gelmişti yurda. Emre biraz inançsız çocuktu yani tam inançsız da değil; arada gidip geliyordu böyle üç harflilere filan inanmazdı. Hatta dalga filan geçerdi. Ben “Yapma oğlum manyak mısın!?” dedikçe “Hani lan? Olsalar şimdiye çıkarlardı!” derdi.

Yine bir gün yurtta; ben, etüd odasındayım; test filan çözüyordum… Emre de odadaydı. Dışarıda yağmur yağıyordu. Millet de yukarıda sohbetteydi. Biz gitmedik işte. Bizim kat boştu. Herkes yukarıdaydı. Sonra birden gök gürlemesi oldu. Çok şiddetliydi. Birdenbire elektrikler gitti. Karanlıkta kaldık. Sonra ayağa kalktım; dışarıya çıkmaya çalışıyorum. Karanlıkta kapıyı buldum. Koridora çıktım. Odaya doğru ilerliyorum duvarı takip ederek. 

Gizli İlimler Hazinesi Kitabı 

Odanın kapısına geldim. Açmaya çalıştım. Çeviriyorum; açılmıyor. “İçerden kilitlenmiş” dedim “Bu piç bana şaka yapıyor.” Sonra “Emre! Aç şu kapıyı!” dedim ses seda yok. İki üç defa daha söyledim. Birden kapıdan “tak” diye ses geldi. Geri çekildim “Manyak mı lan bu?!” dedim “Kapıyı kıracak.”Sonra birden Emre çığlık atmaya başladı. “Anasını sikeyim! N’oluyo’ lan?!” dedim. Emre “Üç harfli! Üç harfli!” diye bağırmaya başladı. Kapıyı yumrukluyordu. Ödüm bokuma karıştı. Ne diyeceğimi bilemedim. Karanlıktı bir de; çok pis tırstım o gün.

“Kapıyı açsana o’lum!” diye bağırdım. Kendim de uğraşıyordum. “Amk kırılırsa kırılsın!” dedim. Emre hala bağırıyordu. Sonra elektrikler geldi. “Şükür” dedim. Bu arada kilit açıldı. Emre’nin bağırması da kesilmişti. Kapının kolunu yavaşça çevirmeye başladım. Açtım kapıyı. Emre bana bakıp pis pis sırıtıyordu. O an anladım “Senin belanı sikerim!” dedim “Ben dışarda öldüm; sen gelmişsin bana şaka yapıyorsun! dedim.

O ise “Oğlum inanma bu saçmalıklara” dedi “Götün tutuştu lan!” dedi. Ben de “Nasıl inanmayayım? Kuran’da yazıyor. Millet bu üç harflilerle filan uğraşıyor. Bildiklerim var.” dedim “Çağırıyorlar filan.” “Bizde bir kitap var Gizli İlimler Hazinesi diye. Orada yazıyor nasıl çağrıldıkları…” O da “Getir o zaman; çağıralım.” dedi “Ben korkmam. Öyle gözümle görmeden inanmam.” dedi. “Siktir git mal! Başına iş alacaksın.” dedim.

Hafta sonu oldu. Eve gittik işte her zamanki gibi. Emre ile aynı mahallede oturuyoruz zaten. Annelerimiz filan tanıyor birbirini. Cumartesi günüydü. Evde dinleniyorum. Emre telefon açtı “Napıyon? Ne ediyon? Size geliyorum” dedi “İyi, tamam” dedim. Annem de onlara gitmişti zaten. Geldi. Laptopunu da getirmiş çantasıyla. Oyun filan atarız diye. Sonra oturduk. Bir iki saat geçti. Telefon çaldı. Annem arıyordu. “Buraya gel” dedi “Tamam” dedim.

Emre’ye “Ben geliyorum 10 dakikaya. Annem çağırıyor. Sen takılakoy.” dedim. Gittim. Nazan teyze açtı kapıyı. Girdim içeri. “N’oldu anne?” dedim. “Ne n’oldu?? dedi. “Beni aradın ya?!” dedim “Buraya gel dedin.” “Ben seni aramadım. Telefon yanımda değil hem evde bıraktım” dedi. Şaşırdım ve korktum. Oysa emindim; annem aramıştı. Annem de şaşırdı “Noldu?” dedi ben de kadın korkmasın diye “Yok, şaka yaptım ya börek yapmışsınız galiba ondan almaya geldim” dedim, güldüm.

Korku Hikayeleri – Sonra eve, annemin kaldığı odaya gittim. Baktım telefon orada. Hakikaten hiç arama filan da yok. Dedim “Kafayı yedim heralde.” İçeri geçtim. Emre yoktu “Tuvalete girmiştir” dedim içimden. “Anlatsam mı anlatmasam mı? Şimdi anlatsam dalga geçer neyse..” dedim. Bir iki saat daha geçti Emre “ben gidiyorum” dedi “eve” “Tamam” dedim. Akşam olmuştu neredeyse.

O günün gecesinde çok iyi hatırlıyorum kabus gibi bir şey gördüm. Evde oturuyordum; odada. Gece saatleriydi sanırım. İşte yatağa mı ne gidecekmişim; öncesinde tuvalete bir giriyorum; böyle yerlerde leş gibi et parçaları!.. Kapatıyorum kapıyı sertçe. Sonra lavabodaki aynaya bakıyorum. Aynada ben varım. Sonra birden aynadaki ben farklı hareket etmeye başlıyor. Kararıyor, üstüme doğru geliyor. Sonra o korkuyla uyanıyorum.

Çok pis rüyaydı. Hala korkarak hatırlarım. Sonra korka korka yeniden uyumaya çalıştım. Işığı da açtım. Bunun ardından iki hafta filan geçti. İşte dershaneydi, yurttu gidip geliyorum… Yurtta genelde etüd odasında ders çalışırdım. Emre ve odada kalan bir arkadaş daha vardı adı Yakup. Onlar bizim odada olurlardı. Son bir haftadır bunlar tuhaf davranmaya başlamışlardı bana. Normalde her akşam dışarı çıkar, bir şeyler almaya giderdik; yiyecek içecek… Sonra oturur muhabbet ederdik.

Gizli İlimler Hazinesi’nden Öğrendikleri Ayin

Bunlar bana yüz vermemeye başladı. Geçiştirmeli cevaplar veriyorlardı hep. Neyse, işte yine bir gün böyle yattık akşam. Gece yarısını geçmişti uyandığımda. Baktım Emre ile Yakup yok. Işığı yaktım. “Nerde lan bunlar?” dedim içimden. Aşağıya indim. Tenis filan oynuyorlardır diye düşündüm. Yoklardı. En üst kata çıktım orada da yoklar… Boş bir oda vardı; depo gibi kullanıyorlardı; oraya bakayım dedim. Gittim kapıyı açtım. Yakup’la Emre orada; yere bağdaş kurup oturmuşlar karanlıkta. Ben kapıyı açınca vücutları hiç hareket etmeden kafalarını bana çevirdiler. Gözleri kızarmıştı. Bir şey diyemedim. Öyle bakıştık. Asıl şok olmam ise yerde Emre’ye bahsettiğim Gizli İlimler Hazinesi kitabının bulunmasıydı. Bununla birlikte bir çanağın içinde su ve kağıt parçaları da vardı.

Sonra Emre bana bakarken birden ağlamaya başladı. Yakup da şoka girmiş gibiydi. Emre kalktı bana sarıldı. Az önceki hallerinden normal hale dönmüş gibiydiler. Ben hala ses çıkaramadım. Çok şaşırmıştım. Emre “Seni dinlemedim ben” dedi. Çocuk ağlıyordu hem ne biçim… “N’oluyo Emre?” dedim “Ne yaptınız siz?”. “İki hafta önce size gelmiştim ya” dedi “Sen, annem aradı” dedin gittin. Ben de o boşlukta sizin kitaplığa gittim. Senin şu söylediğin Gizli İlimler Hazinesi kitabını alacaktım. Buldum ve çantaya koydum. Eve gittim. Sonra açtım kitabı okumaya başladım. İçinde üç harfli daveti filan vardı. Daha sonra yurda getirdim kitabı. Yakup’a anlattım “Hadi lan eğleneceğiz” dedim. (Yakup da çok meraklıdır böyle şeylere). “İşte gece herkes yattı; biz geldik bu odaya. Orada istenilen şeyleri de getirdik. Her şeyi ayarladık. Sadece oradaki üç harflilerin isimlerini söylemek kaldı.

Sonra o isimleri de sürekli tekrarlamaya başladık. Dalga geçer gibi gülerek söylüyorduk. Ben arada küfür de ettim. İlkin bir şey olmadı. Sonra çok ağır bir küfür ettim ismiyle birlikte.” Emre burada bayağı kötü oldu. Yere oturdu. Elini yüzüne kapatarak ağlamaya başladı yine. “Keşke yapmasaydım” dedi. “O küfürü edince kulağıma çok kötü bir ağrı girdi. Aynı zamanda çok fena çınlamaya başladı. O an Yakup’a baktım; eliyle boğazını tutuyordu. Gözleri yukarı kaymıştı. Sonra burnunumdan kan gelmeye başladı. Hiçbir şey göremiyorduk ama bize etki ediyorlardı. İkimiz de bağıramadık. Hani karabasan geldiğinde sesini çıkaramazsın ya öyle idi. Sonra çınlama ve ağrı geçti. Çok şükür” dedim meğer ondan sonra başlıyormuş her şey…” Ben donakaldım Emre’nin anlattıkları karşısında. Hiçbir şeye inanmayan, korkmayan adam karşımda çocuk gibiydi resmen sığınacak yer arıyor gibiydi.

Korku Hikayeleri – Anlatmaya devam etti: “Çınlama ve ağrı kesildikten sonra arkamda birini hissettim. Sanki nefesini duyuyordum ama arkamı döndüğümde kimse yoktu. Sonra sesini duydum.” Emre yine kötüleşti bu esnada. Ben “Ne sesi? Kimin sesi?” dedim. O “Saydığımız üç harfli isimleri vardı ya… Onlardan biri. Bana artık kurtulamayacağımı söylüyordu. Eğer istediklerini yapmazsan sevdiklerime zarar vereceğini söyledi.” Ben bu arada fena tırsıyordum. İki tane normal olmayan adamla aynı odadaydım. 

Yurt Müdürü Hocaya Yolladı

Sonra Yakup’a baktım. Yakup hala Emre’yle bana bakıyordu. “Yakup! İyi misin?” dedim. Yakup birden bağırdı “Susturun şu bebekleri!” diye. “Anasını sikeyim!” dedim. Çok pis korktum. Sonra Yakup ağlamaya başladı. Kriz geçiriyordu sanki. O bağırmadan sonra millet uyandı herkes odaya girdi. Yakup’u sakinleştirmeye çalışıyorlar filan; biraz iyileşti… Yurttan Yakup’un ailesini aradılar. Ailesi geldi aldılar götürdüler. Ardından yurdun müdürü, Emre’yle beni odasına çağırdı. “Ne oldu? Ne yapıyordunuz orada?” dedi. Biz de olanları anlattık. Daha doğrusu Emre anlattı. Anlattıktan sonra müdür, bir hocanın adını, adresini filan verdi ve “Oraya gidin” dedi.

Ertesi gün oldu. Dershaneyi falan siklemedik zaten direkt hocanın yanına gittik. Çaldık kapıyı; açtı adam. Olayı anlattık. Hoca Emre’nin yüzüne baktı. İçerden oğlu bir kısım malzemeleri getirdi. İçinde su olan bir kavanoz vardı. Emre’ye “Fotoğrafın var mı?” dedi. Emre cüzdanına baktı. Çıkardı; bir tane verdi hocaya. Hoca kavanozun içine attı. Fotoğraf yüzeydeydi. Hoca bir kağıda Arapça bir şeyler yazdıktan sonra yaktı. Külünü kavanozun içine attı. Atar atmaz fotoğraf dibe inemeye başladı. Hoca biraz terlemişti. Kalktı yerinden. Lavaboya gitti elini yüzünü yıkamaya. Geri geldi.

Hoca Bize Muska Yazdı

Emre’ye döndü “Derdin büyük oğlum” dedi. Muska gibi bir şey yazdı “Bunu sürekli üstünde taşı” dedi. “Yine devam ederse yine gelin” dedi. Çıktık oradan. Yurda geri döndük. Emre bana yurttan ayrılacağını söyledi. Ben de “Tamam, sen bilirsin.” dedim. “Sen de çık” dedi “Ben tek başıma yapamam şimdi evde.” dedi. “Birlikte gider geliriz dershaneye filan.” dedi. Sonra benim telefon çaldı. Bilmediğim bir numaraydı. Açtım. Yakup’un babası arıyordu. Yakup’un babası bizi evine çağırıyordu. Gittik işte girdik eve annesi ağlıyordu. Babası da bizimle hiç konuşmadan Yakup’un yattığı yatağı gösterdi.

Yakup’u gördüm “Anasını sikeyim!” dedim. Çocuğun gözler kıpkırmızı olmuş hani olur ya beyler filmlerde. Çocuğu yatağa bağlamışlar zaten. Sonra babası gitti yanına; göbeğini açtı Yakup’un. Bir sürü yara izi vardı. Çocuk kendini tırnaklamış. “Bu çocuk neye bulaştı?” dedi bize. Emre de mahçup bir şekilde anlattı. Sonra hocanın adını adresini filan verdik belki giderler diye. Çıktık oradan yurda döndük. Yurttan çıkmak için de müdürle konuştuk. Sonra aldık eşyalarımızı evimize gittik. 

Gece bir iki gibiydi… Bizim kapı birden çalmaya başladı. Açtık kapıyı; Nazan teyze. Bize “Çabuk gelin! dedi. “Emre’ye bir şeyler oluyor!” dedi. Gittik. Emre bağırıyordu. “Git başımdan artık! Git ne olur, git!..” diye. Sonra bizi gördü. Birden ayağa kalktı. Sehpanın üstündeki ucu sivri bir süs eşyasını alarak üstümüze doğru yürümeye başladı. Odanın kapısına yakın olduğumuz için dışarı çıktık ve kapıyı üstüne kapadık.

Kimin Musallat Olduğunun Farkında mısın?!

Korku Hikayeleri – Sonra annemle Nazan teyze Ayetel Kürsi’yi okumaya başladılar. Emre’nin sesi kesildi. Kapıyı tekmelemeyi, yumruklamayı bıraktı. Temkinle kapıyı açtık yavaşça. Emre yine kapanmış ağlıyordu. Sakinleştirdik. Muska işe yaramamıştı. Hocaya tekrar gitmeye karar verdik. O gün ben Emre’yle kaldım. Zaten Nazan teyze korkmuştu bayağı. Sonra Nazan teyze, Rıdvan amcayı aradı; Emrenin babasını… Eve gelmeseni söyledi. Rıdvan amca, pazarlamacı gibi bir şeydi. Şehir dışında olurdu genelde. 

Ertesi gün hocanın yolunu tekrar tuttuk. Girdik içeri, anlattık olanları. Hoca “Ah evladım! Ne yaptın sen böyle!” dedi “Kimin musallat olduğunun farkında mısın?” dedi. Yazdığım en kuvvetli muskaydı. O da işe yaramadıysa artık son bir çare var.” dedi. “Sen sadece onun sesini duyuyorsun değil mi evladım?” dedi. Emre “Evet” dedi “Yüzünü görmedim ama çoğu zaman yönlendiriyor beni.” dedi. “Eğer kurtulmak istiyorsan oğlum… dedi “onun neye benzediğini çizip, adıyla birlikte bana getirmen lazım.” dedi. “İki kağıda çiz.” dedi “Biri bende kalacak diğeri de sende.” dedi.

Kılık Değiştiren Cin

Eve dönerken Emre “Oğlum ben yapamam. Daha sesini duymaya tahammül edemiyorum bir de suratını mı görecem?!” dedi. “Başka çaren mi var?” dedim “Hem onlar gerçek suretleriyle gözükmüyormuş, bir şekle giriyorlarmış.” dedim. Neyse, dershaneyi de salladık yine, gittik eve. Annemle Nazan teyze oturuyorlar, dua filan okuyorlardı. Akşam olunca Rıdvan amca eve geldi. “Ne oldu? Ne yaptınız?” derken anlattık olayları. Biraz temkinli gibiydi. Ardından Rıdvan amca ayağa kalktı. “Aşağıda, depoda; bunlarla ilgili kitaplar vardı. Çok eskiden almıştım. Kaldırdım koydum bir kenara. Bakayım ona.” dedi. 

El fenerini aldı “Emre, sen de gel de el fenerini tutarsın” dedi. Gittiler. Biz oturuyoruz içeride. 10 dakika filan geçti gelmediler. Sonra Nazan teyzenin telefonu çaldı, açtı. “Nazan T. ile mi görüşüyorum? Eşiniz, İzmit yolunda trafik kazası geçirdi. Şu an hastaneye kaldırdık. Durumu ciddi…” demiş arayan polis. Nazan teyze “Ne kazası? Eşim burada, benim yanımda. Az önce geldi!” dedi. Sonra köfteyi çaktık amk! Nazan teyze kafayı yiyecek gibiydi. Gelen meğerse üç harfli imiş. Kadın eşine mi üzülceğeni, Emre’ye mi korkacağını şaşırdı. Hemen el fenerini aldık, aşağıya indik o korkuyla.

Tekinsiz Kapı Gıcırtıları

Benim götümden terler boşalıyor… Karanlık… Emre’ye seslenmeye başladık. Ses seda yok. Ben “Rıdvan amca!” diye bağırcaktım; yanlış haberdir belki diye, korktum, bağıramadım. Biraz daha ilerledik. Nazan teyze çığlık attı birden. Baktım Emre yerde yatıyor. Ağzından burnundan kan geliyor. Götüm üç buçuk attı orada. Hemen ambulansı aradık, geldiler. Hastaneye götürdük. “Şok geçirmiş. Kendine gelir bir iki saate… Bugün burada kalsın.” dediler. Bir iki saat geçti, kendine gelmeye başladı. 

Nazan teyze de yanındaydı. Sarıldı annesine. Nazan teyze de ağlıyordu. “Geçecek oğlum hepsi” dedi. Sonra Nazan teyze ile annem Rıdvan amcanın yanına gittiler İzmit’e. Ben Emre’yle hastanedeyim. “Emre, iyi düşün. Bu illetten hem sen kurtulursun hem biz kurtuluruz.” dedim. Emre bir şey demedi. “Neyse, ben gideyim; sana bir kaç eşya getireyim evinizden.” dedim. Eittim eve ama korkuyorum. Akşam bir de… Üç buçuk atarak kapıyı açtım, gittim odasına; birkaç eşya koydum çantaya. Tam çıkacağım; birden kapı gıcırtıları duydum. Kendimi hemen dışarı attım. Psikolojik bir şeydi belki de. Ben öyle düşünüyorum. 

Seni Ele Geçirecekmiş!

Korku Hikayeleri – Gittim Emre’nin yanına. Emre’nin beti benzi atmıştı. “N’oldu?” dedim. “Konuştum.” dedi. “Onunla konuştum. Bana kendini gösterecekmiş ama bir şartı var…” “Ne şartı?” “Seni istiyor…” dedi. “Eğer onun istediği büyüyü yaparsam sana da bulaşacak, seni de alabilecek…” “O’lum ben yapamam, kalpten giderim!” dedim. Korktum amk! Bu kafayı mı yedi acaba dedim ama o kadar olay yaşamıştık; öylece kafayı yemiş olamazdı. Düşündüm sonra; şimdi bunu yapmazsam çocuk iyice kafayı yiyecek hem de biz zarar göreceğiz eğer yaparsam belki kısa süreliğine musallat olacak ama sonra ikimiz de kurtulacağız. “Tamam.” dedim “Ne istiyorsa yap.” 

Ertesi gün oldu; akşama doğru hastaneden çıktık, eve gittik. Bu arada annemleri aradık; Rıdvan amcanın durumu için. Durumu ciddiymiş. Hala değişmemiş bir şey. Gece oldu. Ben diğer odaya geçtim. Emre kendi odasına geçti büyüyü yapmak için. Yarım saat filan geçti… Odadan çıktı geldi yanıma. “Ne oldu?” dedim. “Artık bana görünecekmiş. Seni de ele geçirecekmiş.” İçimden küfürler sayıyorum… Çok korktum. “Yanlış mı yaptım?” diye düşündüm. 

Bana bakıp konuşurken birden benim arkama baktı. Geri çekildi. Yüzü düştü. Ağzını kıpırdatıyordu ama konuşamıyordu sonra yere yığıldı. Bense isyan ettim. Bağırmaya başladım “Yeter artık lan yeter! Kimsin sen?! Çık ortaya! Hadi engel kalmadı bana gelmen için!” dedim. Çocuğun bu halini gördükçe acıyordum. Ses seda çıkmadı. Sonra pişman oldum. Korktum. “Bağırmasa mıydım?” dedim kendi kendime. Emre’yi ayıltmaya çalıştım sonra.

Emre ayıldı. “N’oldu?” dedim. “Göründü! Hemen gidip kağıda çizeyim. İkincisine tahammül edemem.” dedi. Gitti; sureti çizmeye başladı. Bu arada ben; kendimde değişiklik var mı diye bakınıyorum ama bi’ bok olduğu yoktu. Neyse; ertesi gün oldu. Hocaya gittik. Hocanın evinde kalabalık vardı. “N’oluyo lan?!” dedik gittik sorduk oradaki birine. “Hoca vefat etti.” dedi. Orada siki tuttuk!. İçeri girdik; hocanın oğlunun yanına gittik, başsağlığı diledik. Sonra -bizim durumu biliyordu zaten- olayları anlattık. Bize bir başka hocanın ismini, adresini yazdı kağıda; verdi. 

Çıktık oradan, ilerliyoruz… Emre o adresin yazıldığı kağıdı yırttı attı. “N’oluyo oğlum?!” dedim “Manyak mısın, niye attın kağıdı?” “Hocaya filan gitmeyeceğim. Kendim halledeceğm her şeyi!” dedi. “Tamam, bunu bugün halledelim.” dedim. Ertesi gün İzmit’e gidecektik. Gittik eve; bizim şu kitabı kurcalamaya başladık. Hocanın dediği şeyi arıyorduk. Bulduk en sonunda. Kitapta bu büyünün gece on ikiyi geçince, seher vaktine kadar yapılabileceği söyleniyordu. Herneyse… Gece oldu. Abdest filan aldık, oturduk yerimize. Oradaki duaları okumaya başladık. Sonra oradaki talimatları yapmaya başladık. Üç harflinin çizili olduğu kağıtlara bir şeyler yazdık; vefk oluyor bilen bilir.

En son kağıdı yakmaya kaldı iş. Sonra dış kapı birden gürültüyle çalmaya başladı. Yumrukluyordu kapıyı birisi. Üç buçuk attık. Açtık kapıyı karşımızda Yakup duruyordu. Üstünde yattığı kıyafet vardı. Karşılıklı bakışıyoruz. Korktuk. Yakup’un gözleri birden değişti. Burnu kanamaya başladı. “Git!” dedim Emre’ye “Kağıdı yak.” Emre koştu gitti. Yakmaya başladı. Yakup ya da üç harfli cebinden jilet çıkardı. Bileklerine vurmaya başladı. Orada ağlayacaktım. Emre’ye bağırdım “Çabuk ol!” diye. Emre yaktı kağıdı; Yakup yere yığıldı. Ambulansı aradık. Yakup’un bayağı kanaması vardı. Bezle kapatmaya çalıştık. Hemen geldiler; gittik hastaneye. Ailesini falan aradık. artık doktorlara intihara kalkıştı diyoruz. yakup için kan gerekiyordu onu da bulduk herşey güzel gidiyordu. Annemleri aradık. Rıdvan amcanın durumu da iyiye gitmeye başlamış. “Şükür” dedik içimizden “Bitti; bu kadar.” diye.

Korku Hikayeleri – Aradan 15 gün filan geçti. Her şey normal gidiyordu. Ta ki o geceye kadar. Gece oturuyorum evde. İnternette takılıyorum yine. Pencere gıcırtısı duymaya başladım. Ardından; banyodan çok kötü bir gürültü geldi. Hemen kalktım. Annem de uyandı. Gittik. Banyoda duvardan iki tane fayans düşmüş. “Hayırdır?” dedik. “Rutubetten oldu galiba.” diye düşündüm. Neyse, sabah oldu. Emre’yle dershaneye gideceğiz. Ona anlatsam mı anlatmasam mı diye düşündüm. Emre geldiğinde morali bozuk gibiydi. “Ne oldu?” dedim. “Bir şey yok.” dedi. “Sana bir şey oldu mu? dedi. Ben de “Dün gece sesler duydum.” dedim. Sonra o da anlatmaya başladı.

Daha Önce Hiç Görmediğimiz Bir Dil

“Birkaç gündür kadın gülme sesleri duyuyordum ama sana anlatmadım korkma diye.” dedi. “Geceleri yatarken sanki yüzüme doğru birisi eğiliyormuş gibi hissediyorum. Gözümü açıyorum; hiçbir şey yok. Sonra birden gülme sesi geliyor ama korkutucu değil sanki mutluymuş gibi. En son bu sabah işte anormal bir şey oldu.” Emre cebinden bir kağıt çıkardı. İçinde hiç görmediğim bir dilin alfabesinde bir şeyler yazıyordu. “Bunu, sabah uyandığımda yastığımın altında buldum.” dedi. “Daha önce hiç görmediğim biz yazı.” dedi. “Na’palım?” dedik. Sonra bizim vefat eden hocanın oğluna gitmeye karar verdik. Ondan söylediği hocanın adresini alacaktık. Neyse kısa keseyim; gittik aldık. Hocanın yeri de tenha, ıssız bir yerde. 

Sen Bana Aitsin

Bulduk evini girdik içeri. Hocaya başımızdan geçenleri anlattık. Hoca çanak içinde su, kağıt, mürekkep, kalem getirdi. Önce bir şeyler yazdı (Emre’nin ne zaman doğduğunu, annesinin adını sordu) kağıda. Bu arada dualar ediyordu. Sonra o yazdığı kağıdı suyun içine attı. Mürekkepler suyun içinde çözünmeye başladı. Hoca dimdik suya bakıyordu. Beş dakika kadar geçti. Hoca “Sen, birinin intikamını almışsın.” dedi. Sonra hocaya bu sabahki kağıdı verdi Emre. Hoca baktı kağıda sonra kağıdı yaktı. “Şimdi daha iyi anlaşılıyor. dedi. “Oğlum, sen o gece dişi olan üç harflilerden birinin yakınını öldüreni öldürmüşsün. Burada da o dişi üç harfli sana bir mesaj yollamış. Bu sana tutulmuş evladım. Onun intikamını almışsın.” dedi. “Kağıtta ne yazıyor?” diye sorduk “Sen bana aitsin.” dedi.

Kapkara Bir Şey Hareket Etti 

Herneyse işte; hocadan bir şey demeden çıktık. “Oğlum benimle ne alakası var? Üç harfli sana aşık olmuş. Ben neden tuhaf sesler duyuyorum? Hem korkuyorum…” dedim. (Meğerse benim olayım farklıymış. Daha sonra anlatacağım bunu). Aynı zamanda bir şey fark etmiştim; sadece korkutucu şeyler duyuyordum ama hiç gözümle bir şey görmedim ya da bana doğrudan bir zarar gelmedi… Sonra çıktık gidiyoruz. 

Emre’nin sevgilisi aradı. Kız “Buluşalım; anlatacaklarım var.” demiş. “Sesi korkmuşa benziyor.” dedi Emre. Neyse, gittik bir mekana oturduk. On dakika sonra Sibel geldi. “Ne oldu?” dedi Emre. Sibel anlatmaya başladı. “Dün garip şeyler oldu. Gece yatacaktım; uykuya dalmak üzereydim. Bebek sesi duydum. Açtım gözümü. Dışarı baktım. Bizim evin ilerisindeki ağaçlık yer var ya orada kapkaranlık bir şey hızlıca hareket etti. Korktum; yattım yine.” Biz de korktuk tabi. “Hayal görmüşsündür.” dedik, geçiştirdik öyle. Geçiştirmeseydik keşke.

Sibel’in Feci Akıbeti

İki gün geçti aradan. Sabah saatleriydi. Kapı çalındı. Gelen Emre’ydi. Çok telaşlı, üzgün, korkmuş görünüyordu. “Ne oldu lan?” dedim. “Sibel intihar etmiş!” dedi. “Siktir!” dedim içimden “Yeniden başlıyoruz amk.” Hemen çıktık gittik. Ailesi perişan olmuş. “Ne oldu, nasıl oldu?” diye sorduk orada birine. Kız gece yarısı ana-babası uyurken çatıya çıkmış, atmış oradan kendini. Emre ağlamaya, başını yumruklamaya başladı. Sakinleştirmeye çalıştım. Annesinin yanına gidemedik. Kadın kötüydü. Kız kardeşi kenarda durmuş, öylece bakıyordu. Donakalmıştı sanki. 

Korku Hikayeleri – Yanına gittik. Kız bizi görünce ağlamaya başladı. Bu arada cebinden bir kağıt çıkarttı. Kağıt; elinde sıkmış gibi buruşuk buruşuktu. “Ablam intihar ettiğinde elinde bu kağıt vardı.” dedi kız. Aldık kağıdı. İçinde yine o anlamadığımız yazı vardı. Emre sinirlendi; duvarları yumruklamaya başladı. O günden sonra hocaya gidip yazıda ne yazdığını sorduğumuzda “Sen ban aitsin” dedi yine. O gün Sibel’in cenazesi kalktı. Emre hiç iyi değildi… 

Üç Harflinin Kölesi

Aradan bir hafta kadar geçti. Arada İzmit’e de gitmiştik. Rıdvan amca hastaneden taburcu olmuştu. Emre konuşmamaya başladı bizimle. İçine kapandı. Sibel yüzünden. Gittim yanına biraz dertleşmek için. “Emre, anlat; konuş bizimle artık.” dedim. “Konuşacak bir şey yok artık.” dedi. Yüzünü bana çevirdi. “Artık onun kölesi oldum.” dedi. “Bana tutulan üç harfli benimle konuşmaya başladı. Kimse ile konuşmamı istemiyor. Beni her şeyden uzak tutmak istiyor. Sadece kendisine istiyor.” dedi. “Önceki yaptığımız büyüyü ona da yapalım. Onun yüzünü görürsen eğer ondan kurtulabiliriz.” dedim. “Hayır. Bunu söyledim ama hiç bir zaman bana kendisini göstermeyeceğini söyledi. Senden de uzak durmamı istiyor.”

Sürekli Korkutuluyorum

Emre’nin durumu beni çok üzdü gerçekten. Elimizden hiçbir şey gelmiyordu. Eve gittim. Akşam oldu. Bu durum için neler yapabiliriz diye düşünüyordum. İnternetten araştırma yaptım ama hiçbir şey yoktu. Neyse, yatayım dedim. Tam uykuya dalacağım; karabasan geldi üstüme. Bilirsiniz; karabasan geldiğinde sesinizi çıkartmazsınız. Bağırmaya çalışıyorum; sesim çıkmıyor. Hiçbir yerimi hareket ettiremiyorum. En sonunda aklımdan geçirerek dua okumaya çalıştım; Felak, Nas, Ayetel Kürsi… gitti. 

Kalktım hemen yataktan ışığı yakmaya. Işık yanmadı. Dışarıdan zaten kedi sesi geliyor, böyle; ağlama sesi gibi sesler çıkarıyorlar ya bazen… Çok fena korkmaya başladım. Dua ediyorum içimden. Kapıyı açtım hemen çıktım dışarı. Tam gidip koridorun ışığını açacaktım; arkamda bir hareketlenme hissettim. Besmele çektim. Döndüm baktım; bir gölge gibi karanlık bir şey hızlıca geçti. Sonra ışığı yaktım. Annemi uyandırdım. Sabaha kadar uyuyamadım. “Bu böyle devam etmez.” dedim. Sürekli korkutuluyordum. Sonunda yine hocaya gitmeye karar verdim.

Seni Koruyan Bir Şeyler Var

Sabah olduğunda Emrelere gittim; birlikte gideriz diye. Kapıyı çaldım Nazan teyze açtı. “Emre napıyo?” dedim. “Emre kendini odaya kilitledi. Açmıyor kapıyı. ‘Git buradan!’ diyor her kapıyı çaldığımda.” dedi. Ben girdim içeri; çaldım kapıyı. Hiç ses yok. “Emre kapıyı aç! Benim.” dedim. “Git buradan; seni istemiyorum.” dedi. Sesi tuhaf çıkıyordu. Çok zorlamadım. “Neyse” dedim ve kendim gittim hocaya. Vardım hocanın evine, girdim içeri. Hocaya olanlardan bahsettim. “Oğlum, sana kimin neyin geldiğini sonra öğrenebiliriz ama şunu söyleyeyim; bu her neyse seni sadece korkutmaya gücü yetiyor. Seni koruyan bir şey var.” dedi. 

Ben de “Ne olabilir beni koruyan?” diye düşündüm. Abdestli gezsem neyse. Hoca “Muska takıyor musun?” dedi. Ben de babamın küçükken taktığı; cevşen midir muska mıdır nedir; çıkardım boynumdan, verdim hocaya. Hoca açtı içini. “Seni koruyan bu evladım. Şu dua ve şu vefk” dedi göstererek. “Bu sana kalkan olmuş. Bunu kim verdiyse sana bu ilimlere yatkınmış. Sen şimdilik sabret bunlara. Sana neyin, kimin bulaştığını, çözümünü de bulacağız inşallah.” dedi. “Sen üç gün sonra yine gel.” dedi.

Karaltı 

Korku Hikayeleri – Çıktım oradan. Yakuplara uğrayayım dedim. Durumu nasıl diye bakacaktım. Gittim evlerine, girdim içeri; Yakup, eli sarılı yatıyor yatakta. “Nasılsın, iyi misin?” dedim. “İyi değilim.” dedi. “Dün gece yatarken ışıklar kapalıydı. Tam ukuya dalacaktım; pencerenin önünden karartılar geçmeye başladı. Perde olmasına rağmen geçtiklerini görüyordum. En sonunda dayanamayıp korkarak da olsa perdeyi açtım. Birden geri fırladım korkudan. Karşımda; kapkara, uzun bir şey duruyordu. Kıpkırmızı gözleri vardı. Elinde bir levha gibi bir şey vardı. Üstünde Arapça olarak “İntikam” yazıyordu. Sonra dua etmeye başladım. Korkudan ter boşalıyordu resmen.” dedi. Bana bulaşan her neyse Yakup’a da bulaşmıştı.

Yakup’a aynı şeylerin bana da olduğunu söyledim. “Ne olacak? Her şeye yeniden mi başlayacağız? Ben bundan sonrasını kaldıramam!” dedi. Doğru söylüyordu aslında. Beni koruyan bir şey vardı ama o savunmasızdı. “Merak etme, korkma.” dedim. “Hocaya gittim; bize çare bulacak inşallah. dedim.

Emre’nin Odasındaki Büyü Malzemeleri

Aradan iki gün geçti. Geçen sürede evden yine sesler geliyordu. Ayak sesleri… Koridorda sanki birisi hareket ediyordu. Ne kadar zorlasam da korkuyordum. Annemle aynı odada kalıyorduk çoğu zaman. O günün akşamı bayağı yağmur yağıyordu. Gök gürültüsü korkuma korku katıyordu. Bir ara elektrikler gitti ama beş dakika filan sadece. Yine korku psikolojisi yaşıyordum bir şeyler olacak diye. Ardından geceyarısı oldu. Kapı çalındı. “Hayırdır inşallah.” dedik. Korktuk. Annemle beraber gittik açtık; Nazan teyze. Kadın; telaşla, korkuyla “Emre evde yok! Odasında yok! Odasına girdim; çok çok kötü durumdaydı. Ne olur gelin bakın…” dedi. Kadın bayağı korkmuştu. 

Gittik eve; Rıdvan amca yatağında yatıyordu. O da telaşlanmıştı ama ayağa kalkması zor olduğu için kalkamadı. Gittim Emre’nin odasına “Hay lanet olmasın!” dedim “Ne yapmış bu çocuk!” Yerlerde kemikler, duvarlarda kanla yazılmış Arapça şeyler, masanın üstünde büyü yapmak için değişik malzemeler, bir çanağın içinde kırmızı bir şey vardı. Baktım içine; kan. Ayrıca odada değişik, berbat bir koku vardı. Dolaba doğru yaklaşınca koku artmaya başladı. Dolabı açtım “Hassiktir!” dedim. İki tane kedinin cesedi duruyordu; kemikleri ayrılmış vücudundan. “Emre bunu nasıl yapar?” dedim. “Nereye gitti bu çocuk? Neden bunları yaptı?”

Dışarı çıkıp Emre’yi arayacaktık. Tam çıkacaktık dış kapı açıldı; içeriye Emre girdi. Eline baktım “Lanet olmasın!” dedim. Elinde bir kedi vardı. Ölü gözüküyordu. Boğazlamış mı ne yapmış bilmiyorum. “N’apıyosun Emre!? Sen ne yaptığının farkında mısın?!” dedim. “Bunları sana o mu yaptırıyor? Sen yapamazsın böyle şeyler. Allah onun belasını versin!” dedim. Bunu dediğim an Emre kediyi atıp boğazıma sarıldı. “Sakın onun hakkında bir daha böyle konuşma!” dedi. Befes alamadım. Çok güçlü sıkıyordu. Gözleri kızarmıştı. Sonra bıraktı beni, aldı kediyi, odasına gitti. Biz korkuyla arakasından bakakaldık. 

Öldürdüğümüz Üç Harflinin İntikamı

O gece çok kötü geçti. Sabaha kadar uyuyamadım. Sabah zaten hocaya gidecektim. Sabah olunca ilk iş çıktım yola; vardım hocanın evine. Geçtik odaya, oturduk yere. Hocanın önünde kağıt, mürekkep, kalem, kibrit ve bir bardağın içinde su vardı. Hoca kağıda Arapça bir şeyler yazdı. Vefk çiziyordu. Bana öldürdüğümüz üç harflinin adını sordu. Sonra benim ne zaman doğduğumu annemin adını sordu. Oraya yazdı yine bir şeyler.

Korku Hikayeleri – Sonra tuhaf bazı isimler saymaya başladı. İsimleri sayarken kibriti yaktı, kağıdı tutuşturdu. Kağıt yanarken kibrit daha yüksek alevlenmeye başladı. Hoca kibrite odaklandı. Kibrit sönünce hoca kibriti suya attı. Kağıt da kül oldu zaten. Hoca yüzüme baktı acıyan bir şekilde. “Çok kötü! Çok kötü! dedi. “Oğlum, öldürdüğünüz üç harflinin intikamını alıyorlar sizden. Kendinize mukayyet olun. Bu işin kurtuluşu Allah’a kalmış artık. Bol bol Kuran okuyun, dua edin, abdestsiz gezmeyin. Ben de sizin için dua edeceğim.” dedi. Başımı eğdim, moralim bozuldu. “Bir bu eksikti! Nerden bulduysam o kitabı! Başıma beladan başka bir şey getirmedi.” dedim içimden.

Çıktım oradan; sokakta yürüyorum tek başıma. Bitkin düştüm “Ne olacaksa olsun.” dedim. Kendimi bıraktım resmen. Yakup’u düşündüm. Çocuk ölümden dönmüştü. Nasıl başa çıkardı şimdi bunlarla?.. Emre’yi düşündüm; bir üç harfli onu ele geçirmişti. Onun kontrolündeydi artık. O ise başka bir dertti. Bize musallat olanların Emre’ye musallat olup olmadığını bilmiyordum. 

Emre’nin Ailesi Evi Terk Etti

Eve gittim. Dershane, sınav filan; unuttum her şeyi. Annem; kadıncağız Kuran okuyup duruyordu evde. Akşam oldu. Evet; yine akşam oldu. Karanlık bastı yine. Nefret etmeye başladım bu kabustan. Bugün ne olacaktı merak ediyordum. Yattık. Annem; hiç bir şey duymamasına, görmemesine rağmen ben yine sesler duyuyordum. O ayak sesi yok mu; koridordan gelen ayak sesi…. Bu beni bitiriyordu. Dışarıdan gelen kedi sesleri, bebek sesleri, beni psikolojik olarak öldürüyorlardı yavaş yavaş. Tek isteğim ise o; karanlık, gölge gibi şeyin ya da şeylerin karşıma çıkmamasıydı. O gün abdest alarak yattım.

Gece ilerlerken dışarıda balkonda bir şeylerin hareket ettiğini gördüm. Gidip bakamadım ama içeri giremedikleri belliydi. O gün sabah ezanına kadar uyuyamadım. Orada bekliyorlardı hep. Ezandan sonra gittiler. Sonra düzgünce uyuyabildim. Ertesi gün olunca Emre’nin yanına gidecektim hem nasıl olduğuna bakacaktım hem de kitabı alacaktım. Gittim evlerine. Tam kapıyı çalacaktım Nazan teyze açtı kapıyı. Elinde valiz vardı. Dışarı çıkarttı. 

“Ne oldu Nazan teyze?” dedim. “Gidiyoruz oğlum.” dedi. “Artık korkunun ötesine geçti. Geceleri sesler geliyor, kapılar açılıp kapanıyor, ışıklar yanıp sönüyor, mutfakta bardaklar kırılıyor… Dün gece en kötüsü oldu: Emre, elinde kanlı bir bıçakla yanımıza geldi. Bizi tehtit etti. Sesi kendi sesi değildi. Çok kalın çıkıyordu. Evi terk etmemizi söyledi. Gidiyoruz buradan. Annemlere gidiyoruz (Rıdvan amcanın annesi).

İçeriden Rıdvan amca geliyordu. Yanında; yardım etmek için gelen kardeşi vardı. Rıdvan amca, “Oğlum, ne yapacağımızı bilmiyoruz. Elimiz kolumuz bağlandı. Ne olur; Allah rızası için yardım et.” dedi. Ben çaresiz bir şekilde baktım sadece. “Ben bi Emre’nin yanına gideyim.” dedim. Kapıyı çaldım “Emre, benim!” dedim. Kapının kolunu çevirdim; kilitliydi. Kapıyı yumrukladım “Emre! Aç şu kapıyı!” dedim. Ardından Emre hiç anlamadığım dilde bir şeyler söyleyerek bağırdı. 

Kapı birden açıldı. Kitabı bana fırlattı “Buna ihtiyacım yok artık. Sakın bir daha buraya gelme!” dedi. Ben “Yapma Emre nolur! Neye dönüştüğünü görmüyor musun? Birlikte kurtulabiliriz. Hadi hocaya gidelim.” dedim. Gözleri yine kızardı. Ağlayacak gibiydi. Sanki “Kurtar beni.” demek istiyordu ama onu engelleyen biri vardı. Sonra yavaş yavaş arkasını döndü. İçeri girdi. Kapıyı kilitledi. O günden sonra umudum tükendi. Önce kendi derdimi halletmem gerekiyordu. Yerden kitabı aldım. Dışarı çıktım. Nazan teyzeden ne olur ne olmaz diye anahtarı aldım.

Korkutucu Bir Rüya

Korku Hikayeleri – Eve gittim. Yatağa uzandım “Ne yapabilirim?” diye düşündüm. Uykusuz olduğum için uyuya kalmışım. İki üç saat uyuduktan sonra uyandım. “Bi’ duşa gireyim.” dedim. Bilinçaltım beni korkutuyor tabi her zamanki gibi. Sanki bir şeyler olacakmış gibi. Çıktım hemen banyodan. Akşam oldu. İnternette takılıyorum. Gözüme uyku girmeye başladı. Çok kötü bir ağırlık çökmüştü üstüme. Girdim yatağa. Yine korkutucu bir rüya gördüm. 

Rüyamda; annem, babam, ben oturma odasında oturuyoruz. Babamı rüyamda çok az görürdüm. Vefat edeli uzun zaman olmuştu. Neyse, oturuyoruz işte. Elektrikler gidiyor, birden karanlık çöküyor odaya. Ben mutfağa mum almaya gidiyorum. Yakıyorum bir tane mum; oturma odasına dönüyorum. Annem ve babam yoklar. Bağırıyorum “Nerdesiniz?!” diye. Diğer odalara bakıyorum; yoklar. Sonra birden deprem olmaya başlıyor. Kahkaha sesleri geliyordu. Rüya sanki gerçek gibiydi. Koridora çıkıyorum. Koridorun ucunda annem ve babam ayakta durmuş, bana bakıyorlar. Deprem geçiyor, kahkaha sesleri kesiliyor.

Annemle babamın yanına yaklaşıyorum yavaş yavaş. Yüzlerine bakıyorum; çürümeye başlıyor. Kurtçuklar çıkıyor, korkunç bir hal alıyordu. Ardından; birden üstüme yürümeye başladılar. Korkuyorum. Kapıya doğru ilerliyorum. Kapıyı açmaya çalışıyorum ama açılmıyor. Gittikçe yaklaşıyorlar. Kapıyı en son zorluyorum açılıyor. Aşağıya ineceğim ama merdivenin olduğu yerde duvar var. Ben de yukarı çıkmaya başlıyorum. Onlar da beni takip ediyor. En son çatıya çıktım. Çatıda artık kaçacak yer yok. Bana çok yaklaşmışlardı. Tam bunlar olurken birden uyandım.  Uyandım ve birden şok oldum: Dışarda sabah ezanı okunuyordu ve ben çatıdaydım!

Çok korktum birden. Ne oldu; nasıl buraya geldim? Hayatımda hiç uykudayken gezmemiştim. Rüyanın etkisi zaten hala sürüyordu. Kapıya baktım biri beni takip ediyor mu diye. Sonra, neden böyle oldu diye düşündüm. Bana zarar veremezlerdi. Muskayı kontrol ettim; boynumda değildi. Gittim hemen aşağıya; banyoya baktım. Duş alırken çıkarmıştım. Geri takmayı unutmuşum. O saatten sonra uyuyamadım. 

Yakup’tan Korkunç Haber 

Sabah sekiz dokuz gibi oldu; kapımız çalındı. Annem kapıyı açtı. Beni çağırdı. “Ne oldu? dedim; gittim. Karşımda iki tane polis duruyordu. “Buyrun?” dedim. Korktum ama bir şey mi yaptım acaba uyur gezerken diye. “Bizimle merkeze geleceksiniz.” dedi. “Neyle ilgili?” dedim. Yakup … ile ilgili. Bu gece intihar etmiş. Bileklerini jiletle kesmiş.” dedi. Orada dünyam başıma yıkıldı. “Orospu çocukları!” diye bağırdım. Kapıya vurdum; ağlamaya başladım. Annem, polisler sakinleştirmeye çalışıyor beni. O gün çok büyük suçluluk hissettim. Dilim kopsaydı da bu kitaptan bahsetmeseydim dedim. 

Neyse, merkeze gittik. Amirin yanına vardık. “Olayın benimle ilgili kısmı nedir?” diye sordum. “İntihar etmeden önce bir mektup yazmış. Mektupta sizin adınız yazıyor. Size yazmış mektubu.” dedi. “Neyi vardı? Ne sorunlar yaşıyordu?” dedi. Ben de düşündüm “Üç harfliler musallat oldu.” desem inanmayacaklar. Yaşadığımız şeyleri anlatsam deli muammelesi göreceğim belki. “Psikolojik sorunları vardı. Bana sürekli geceleri halüsinasyon gördüğünü söylerdi. Son zamanlarda iyice arttı sanırım. Şizofreniye kadar varmış olabilir.” dedim. Ardından mektubu sordum. “Okuyabilir miyim?” dedim. Verdiler. Okumaya başladım.

Yakup’un Veda Mektubu

Kardeşim,

Tahammül edemiyorum artık. Her gün başka bir şey yaşıyorum. Gecelerim kabus oldu. Hayatımın en güzel yılları işkence gibi geçiyor. Keşke o gün hiç bulaşmasaydım bu işe. Ölümden döndüm, kendimi kontrol edemedim, kendimi kontrol edemiyorum, ağlıyorum, sürekli ağlıyorum. Onlara yalvardım. Geceleri onların gelmesini beklerken beklerken ağlıyordum. Karşıma çıktıklarında yalvarıyordum. Onlar beni hiç dinlemedi. Psikolojim alt üst oldu.

Ne olur bana yardım et; ben ölsem bile bu işin peşini bırakma. Dayanamıyorum. Nefesim daralıyor. Uyuyamamak ne kötü. Bugün içimden bir his; bugün her şeyin biteceğini söylüyor. Artık sıkıldım ağlamaktan, korkmaktan, zarar görmekten. Evet; kendi hikayemi bitireceğim. Seni yalnız bırakacağım. Kendine dikkat et. Ailemin zarar görmesini istemiyorum. Onlara da gidecek işin ucu biliyorum ama gitmeden ben bu işi burada bitiriyorum. Allah’a emanet ol kardeşim.” 

Korku Hikayeleri – Amire “Mektup bende kalabilir mi?” dedim. “Tabi kalsın.” dedi. Kendimi çok kötü hissettim okuduğumda. Çaresiz birinin gözümün önünde gitmesi çok acı verdi bana. Artık bir şeyler yapmalıydım gerçekten. 

İfrit Çağırma Ayini

Eve gittim; kitabı açtım; tek tek sayfaları okuyorum. Kitapta bir yer gördüm. Aklımda bir şeyler şekillenmeye başladı ama çok riskliydi. Yapıp yapmamakta çok kararsız kaldım ama artık kaybedecek bir şeyim yoktu. Karar verdim; kitapta yazılı o isimleri davet edecektim. Bunlar ifrit isimleriydi. (İfrit üç harflilerin en güçlüleridir.) Fakat bu kadar kolay değildi. Kitapta uygulanan şeyleri aynen yapmalıydım yoksa benim için zararlı olabilirdi. Üç gün riyazete (az yemek, az uyumak, az konuşmak, çok zikretmek) girmem gerekiyordu. Belli sayıdaki esmaları okumam gerekiyordu.

Üç gün boyunca bunları yapmaya başladım. Çok fazla Kuran okuyordum. Geceleri zaten az uyuyordum. Beni rahatsız ediyorlardı yine ama bu sefer korunmam daha kuvvetliydi. Ve üç gün geçti; her şeyi tamamlamıştım. Geceyarısını bekliyordum. Belli bir vakitte yapılması gerekiyordu. Ardından gece yarısı oldu. Vefkleri, isimleri kağıda çizdim; rulo yaparak bağladım ve siyah mürekkepli suyun içine attım. Sonra sesli olarak isimleri saymaya başladım. Gözlerimi kapadım. Çok korkuyordum yine. 

İsimleri daha kuvvetli saymaya başladım. Kulağım çınlamaya başladı. Kalbim farklı ritimde atıyordu. Ardından birden kulağıma darbe aldım. Sanki kulağım çok kötü çınlamaya başladı. Sadece çınlamanın sesini duyuyordum. O an bayılacak gibi oldum korkudan. İsimleri saymayı bıraktım. Çınlama yüzünden kendi sesimi bile zor duyuyordum. Ardından olan oldu; onların seslerini duydum.

Gözlerimi açamadım korkudan. Bana seslendiler; ne istediğimi sordular. Sesleri korkutucuydu. İlk başta konuşamadım. Bu sefer seslerini yükselterek sordular. Bu sefer cevap verdim. Bana musallat olan üç harflilerden bahsettim. Bana yardım etmelerini söyledim. Onlardan kurtulmak istediğimi söyledim. Bana yardım edeceklerini söylediler.

Hemen oradan kalktım; Emrelere gittim. Zili çalmama rağmen kapıyı açmıyordu. Yanıma anahtarı almıştım Allah’tan. Girdim içeri. Emre’nin kapısını çaldım. “Emre benim; aç kapıyı n’olur! Aç; bitecek her şey.” dedim. Emre bana gitmemi söylüyordu yine. Ben bu sefer bayağı zorladım. En sonunda kapıyı açtı. O kapıyı açtığında içim gitti. Çocuğun artık korkudan, kederden yüzü çökmüş, ağlamaktan göz altı torbaları şişmiş. Bana baktı. Çaresiz bir şekilde kafasını salladı “Hayır, yapamam.” dedi. “Bana sadece onun adını söyle.” dedim “Ne olur bana adını söyle. Bitecek her şey dedim. Birden evin kapıları açılıp kapanmaya başladı. Ben sinirlendim. Bağıra bağıra Ayetel Kürsi’yi okumaya başladım. Ben okudukça Emre kulağını tıkıyordu. Çocuk acı çekiyor gibiydi. Okumayı bitirdim, elini kulağından çekti.

“N’olur Emre!” dedim “Söyle adını hemen şimdi” dedim. Bana dişi üç harflinin adını söyledi. Ardından hemen eve gittim. Yine vefkleri yazdım. Aynı şeyleri yaptım. İsimleri saymaya başladım. Yine kulağıma darbe indi. Kulaklarım çınladı ve geldiler. Onlara ismi söyledim. Bana bir kağıda onun ismini yazmamı, kendi isimlerinden de vefk oluşturup kağıdı yakmamı istediler. Hepsini yapmıştım ve birden etrafıma hızlıca bir hareketlenme oldu. 

Karanlık gölgeler etrafımda hızla dönüyordu. Ardından kulağım normal hale döndü; çınlama geçti. Gözümü açtım yavaş yavaş; kimse yoktu. “Bitti. Buraya kadar.” dedim. Hemen Emre’nin yanına koştum. Açtım kapıyı girdim içeri; Emre yerde yatıyordu. Çok korkmuş gözüküyordu. Yanına gittim. “Kardeşim her şey bitti.” dedim. Emre korka korka şoka girmiş bir şekilde konuşuyordu. Bir sürü gölge geldi. Karanlıktılar. Çok hızlı hareket ediyorlardı ardından *** öyle bir çığlık attı ki hayatımda hiç böyle bir çığlık duymadım. Bitti mi gerçekten her şey?” dedi. “Bitti kardeşim.” dedim. “Çok şükür kurtulduk.” dedim. 

Evet; o gün herşey bitmişti. Emre normale döndü. Nazan teyze ve Rıdvan amca ise evlerine geri döndü. Geride ise acılarımız kaldı.

Continue Reading
Advertisement
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir