Connect with us
Türk Mitoloji Sözlüğü - Ad Koyma Türk Mitoloji Sözlüğü - Ad Koyma

Genel

Ad Koyma

Yakutların çocuğa geçici adını doğumdan üç ay sonra, gerçek adını da ok atmaya başlayınca vermeleri geleneği günümüzde bazı yörelerde sürdürülmektedir.

Published

on

Yakutların çocuğa ilk (geçici) adını doğumdan üç ay sonra, gerçek adını da ok atmaya başlayınca vermeleri yönündeki gelenek değişikliğine uğrayarak da olsa günümüzde bile bazı yörelerinde sürdürülmektedir.

Ad koyma, bir törenle çocuğa ad verilmesidir. Eski Türklerde çocuğun adı ile alın yazısı arasında bir bağ olduğuna inanıldığı için ad koymaya önemli bir olay olarak bakılırdı. Bu işi genellikle boyun şamanı, hocası gibi kutlu sayılan bir kişi gerçekleştirirdi.

İslamiyet sonrasında çocuğun kulağına ezan okunarak ardından adının söylenmesi bir gelenek haline dönüşmüştür. Yakutların çocuğa ilk (geçici) adını doğumdan üç ay sonra, gerçek adını da ok atmaya başlayınca vermeleri yönündeki gelenek değişikliğine uğrayarak da olsa günümüzde bile bazı yörelerinde sürdürülmektedir.

Kaynak: Deniz Karakurt, Türk Söylence Sözlüğü

Advertisement
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Genel

Ağaç İyesi: Ağacın Koruyucu Ruhu

Ağaç İyesi’nin tüm bedeni ağaç kabuklarıyla ve kıllarla, sık tüylerle kaplıdır. Tüm gövdesine yapraklar yapışmış, saçı sakalı birbirine karışmıştır.

Published

on

By

Türk Mitoloji Sözlüğü - Ağaç Ata - Ağaç Tanrısı

Ağaç İyesi’nin tüm bedeni ağaç kabuklarıyla ve kıllarla, sık tüylerle kaplıdır. Tüm gövdesine yapraklar yapışmış, saçı sakalı birbirine karışmıştır.

Her ağaç için farklı bir İye vardır. Özellikle büyük, yaşlı ve kutlu sayılan ağaçların mutlaka bir İyesi bulunur. Ağaç İyesi’nin tüm bedeni ağaç kabuklarıyla ve kıllarla, sık tüylerle kaplıdır. Tüm gövdesine yapraklar yapışmış, saçı sakalı birbirine karışmıştır. Çürümüş yaprak ve ağaç kabuğu gibi kokar. Havada uçabilir. Bazen de sihirli güçleri olan kanatlı bir atı olduğu söylenir. Anadolu’da bazı ağaçların (mesela ceviz) altında uyumak tehlikeli sayılır ve yüz felci veya kısmi felce neden olacağına inanılır.

Bağlantılı Varlıklar

  • Ağaç Ana: Ağacın koruyucu ruhu (dişi)
  • Ağaç Ata: Ağacın koruyucu ruhu (erkek) 

Ayrıca ağaç türleriyle bağlantılı olarak değişik iyeler olabilir. Örneğin;

  • Meşe / Maş İyesi 
  • Kavak / Gavak İyesi
  • Söğüt / Sövüt İyesi 
  • Çam / Şam İyesi 
  • Ardıç / Artuş İyesi
  • Armut / Almurt İyesi
  • Ihlamur İyesi
  • Ceviz / Cevis İyesi
  • Erik / İrig İyesi 
  • İğde / İyde İyesi
  • Kayın / Katın İyesi
  • Dut / Tut İyesi 
  • Servi / Selvi İyesi 
  • Çınar / Şınar İyesi 
  • Gürgen / Kürken İyesi 
  • Vişne / Fişne İyesi

Kaynak: Deniz Karakurt, Türk Söylence Sözlüğü

Continue Reading

Genel

Adapa: İlk İnsan İlk Kral

Adapa, bir gün Tanrı’nın huzuruna çağrılır ve önüne ölümsüzlük içeceği getirilir. Adapa’nın bunları reddetmesi üzerine Tanrı nedenini sorar.

Published

on

By

Türk Mitoloji Sözlüğü - Adapa - İlk İnsan

Adapa, bir gün Tanrı’nın huzuruna çağrılır ve önüne ölümsüzlük içeceği getirilir. Adapa’nın bunları reddetmesi üzerine Tanrı nedenini sorar.

Sümerlerin Atasıdır. Sümer krallar listesinde Sümer ulusunun ilk hükümdarıdır ve bazı söylencelere göre; yaratılmış ilk insandır. Sümerlerde evrenin tüm bilgisinin üçte birine sahip olduğu ve bunun Tanrı tarafından kendisine öğretildiğine inanılır. Bu inanışa benzer bir biçimde İslamiyet’te de Hz. Adem’e eşyanın bilgisinin öğretildiği Kuranı Kerim’de de belirtilir. İnsanlığa dili öğretenin Adapa olduğuna inanılır. Sümer efsanelerinde bir Kral olmanın yanı sıra aynı zamanda Kam (şaman)’dır. 

Rüzgarın kanatlarını kırdığı efsanelerde anlatılır. Adapa, bir gün Tanrı’nın huzuruna çağrılır ve önüne ölümsüzlük içeceği getirilir. Adapa’nın bunları reddetmesi üzerine Tanrı nedenini sorar. O da şöyle yanıtlar: “Bir başkası ‘İçmeyeceksin’ dedi”. Çünkü daha önceden kendi Koruyucu Ruhu (belki de Şeytan) tarafından aldatılmış ve Tanrı’nın kendisine vereceği içecekleri içerse zehirleneceğine inandırılmıştır. Bunun üzerine Tanrı kızarak onun Cennet’ten kovulmasını ve yeryüzüne atılmasını buyurur, ayrıca Koruyucu Ruhu’nu da lanetler.

Anlam: (Ad / At) Türkçe’deki Ad (isim) sözcüğü ve Ata kavramı ile bağlantılıdır. İbranice Adamah şeklinde ifade edilen biçiminde çamur, balçık, kil gibi anlamları vardır. Adapa / Adama dönüşümüne uğramış ve Adam / Adem şeklinde söylenir hale gelmiştir.

Eşdeğer: ADAMA, ADAMU

Kaynak: Deniz Karakurt, Türk Söylence Sözlüğü

Continue Reading

Genel

Adak: Tanrıların Bedeli

Kişinin Tanrı’ya veya tanrısal bir güce karşı bir şey yapmayı üstlenmesi demektir. Dilek yerine geldiğinde yapılacağı veya verileceği söylenen edimdir.

Published

on

By

Türk-Mitoloji-Sözlüğü-Adak-

Kişinin Tanrı’ya veya tanrısal bir güce karşı bir şey yapmayı üstlenmesi demektir. Herhangi bir dilek yerine geldiğinde, karşılığında yapılacağı veya verileceği söylenen bir edimdir.

Adak: Kişinin Tanrı’ya veya tanrısal bir güce karşı bir şey yapmayı üstlenmesi demektir. Herhangi bir dilek yerine geldiğinde, karşılığında yapılacağı veya verileceği söylenen bir edimdir. Bunun sonucunda insanın kendisini Tanrı’ya karşı yükümlü kıldığı durumdur. Burada şarta bağlanmış, amacı bulunan bir eylem vardır. Bir dileğin gerçekleşmesi için kutsal varlıklardan yardım dilemek amacıyla kurban kesme, saçı verme, mum yakma, para bağışlama gibi eylemlerde bulunma taahhüdü de bu kapsamda değerlendirilebilir. Bu yüklenim yerine getirilmediği takdirde kişinin başına olumsuzluklar hatta felaketler geleceğine inanılır. Çünkü bu söz Tanrı’ya karşı verilmiştir. Adak kavramına hemen her dinde rastlanmaktadır. Adamak / adanmak fiili ise kendisini bir işe bütünüyle vermek veya o uğurda feda etmek anlamında da kullanılır. Türk kültüründe en yaygın olan uygulama adak kurbanı ve adak sadakasıdır. Bir dilek yerine geldiğinde, önceden adandığı biçime uygun olarak ya kurban kesilir yada yoksullara para verilir.

Anlam: (Ad / at ve ıd / ıt) Üstlenmek veya yüklenmek demektir. Ad (isim) sözcüğünden türeyen adamak fiilinin çekimli hâlidir. Adını ortaya koymak, adıyla sorumluluk alma demektir. Çünkü adını vermek, kendini vermek anlamına gelir. Idımak / Itımak ( azat etmek ) fiili ile de alakalıdır. Idık / Iduk ise Tanrı için azat edilerek doğaya salınan hayvan demektir. Türkçe’de Idı / İdi / İzi sözcükleri de Tanrı anlamı içerir ve kutluluk, tanrısallık anlamlarına da gelir.

Kaynak: Deniz Karakurt, Türk Söylence Sözlüğü

Continue Reading

Genel

Avcı ile Kuş Masalı

Bir avcının tuzağına yakalanan akıllı bir kuşun, avcıya hikmetli öğütler karşılığında bir anlaşma teklif etmesini anlatan masal.

Published

on

By

Masallar - Avcı ile Kuş Masalı - Masal

Bir avcının tuzağına yakalanan akıllı bir kuşun, avcıya hikmetli öğütler karşılığında bir anlaşma teklif etmesini anlatan masal.

Avcı ile Kuş Masalı

Masallar – Avcı ile Kuş Masalı: Kuşlara meraklı bir avcı varmış. Kuşları hem yemeye meraklı hem de tutup kafese kapatıp seyretmeye, söyletip dinlemeye meraklı imiş… Bir gün yine ormanın kuytu bir köşesine kuş kapanı kurmuş, pusuya yatmış. Uzun bir bekleyişin ardından; tüyleri rengarenk, nadir bulunur, eşine az rastlanır türden, çok güzel bir kuş da gelmiş girmiş kapanın içine. Fırsat bu fırsat diyerek, avcı kapanın ipini çekmiş ve dünyalar güzeli o kuşu yakalamış.

Sonra kuşu kapandan çıkarıp kafese koymak üzere saklandığı yerden çıkmış. Avcı ortaya çıkınca kuş hemen yalvarmaya başlamış… Kuş kendisini yakalayan avcıya “Ey efendi, sen hayatında birçok defa koyun ve sığır yemişsin, pek çok kere de develer kurban etmişsindir. Sen onların etleriyle bile doymamışken benimle hiç doymazsın. Beni serbest bırakırsan sana üç öğüt veririm.

Bu üç öğütten birincisini senin elinde iken ikincisini şu çatının üzerinde, üçüncüsünü de şu ağacın üzerine konduğumda söyleyeceğim. Sen bu üç öğüdü işitmekten inan bana çok mutlu olacaksın.” demiş.

Masallar – Avcı ile Kuş Masalı: Avcı düşünmüş, taşınmış en sonunda merakı galip gelmiş ve kuşun teklifini kabul etmiş. Kuşu kafesten çıkarmış. Kuş da kafeste iken verdiği sözün gereği olarak, henüz daha avcının elini içindeyken ilk öğüdünü söylemiş avcıya “Olmayacak sözü kim söylerse söylesin inanma.” 

Kuşun verdiği bu öğüt avcının hoşuna gidince, avcı, öğütlerin devamını da işitmek için kuşu salmış.Kuş da uçup evin çatısına konmuş ve avcıya ikinci öğüdünü de söylemiş “Elinden kaçmış bir fırsat için sakın üzülme!” 

Kuş ikinci öğüdünü de verdikten sonra uçup yakınlardaki bir ağacın yüksekçe bir dalına konmuş ve üçüncü öğüdünü söylemeden önce avcıya demiş ki “Ey avcı! Benim karnımda 10 dirhem ağırlığında çok kıymetli bir inci vardı. O inci, seni de çoluk çocuğunu da zengin ederdi. Ne yazık ki kısmetin değilmiş.” dedi. 

Avcı, kuşun bu söylediklerini duyunca, büyük bir fırsatı kaçırmış olmanın verdiği pişmanlık ve üzüntüyle;  hamile kadının doğururken bağırması gibi feryat edip bağırmaya başlamış. Avcının bu acınası hallerini bir süre seyreden kuş “Ey avcı! Ben sana daha demin sakın elinden kaçan bir şeye üzülme demedim mi? Mademki elinden inci gitti, ne diye dövünüp duruyorsun?

Masallar – Avcı ile Kuş Masalı: Sana verdiğim öğütleri anlamadın mı? Ayrıca ben sana olmayacak bir şeyi kim söylerse söylesin inanma demiştim. Benim bütün ağırlığım üç dirhem gelmez. Karnımda nasıl 10 dirhemlik inci olabilir?” demiş. 

Bu sözler üzerine adam biraz kendine gelir gibi olmuş. Kuşun sözlerinden az da olsa teselli bulan avcı kuşa “Peki o zaman şimdi anlaştığımız gibi üçüncü öğüdünü söyle bakalım” demiş. Kuş “Sana verdiğim iki öğüdü sanki tuttun da benden üçüncü öğüdü istiyorsun. Uykuya dalmış bir kişiye öğüt vermek, çorak yere tohum ekmekten farksızdır. Aptallık ve cahillik yırtığı yama tutmaz diyerek” uçup gitmiş…  

Continue Reading

Genel

Rüyada Ayran Görmek

Rüyada ayran görmek; ne demek, anlamı…

Published

on

By

rüyada görmek rüya tabir ne anlama gelir neye işaret eder

Rüyada ayran görmek; ne demek, anlamı…

  • Rüyada ayran içtiğini görmek, rızkın genişliğine, kıymetli ve değerli dostlara işaret eder. 
  • Yine birisine ayran ikram ettiğini görmek, çok çok kıymetli bir dost edinmeye işarettir. 
  • Yayıkta ayran çalkaladığını görmek, kısmetin açılmasına; bekar için evlenmeye, evli için de güzel ve hayırlı bir çocuğa sahip olmaya işaret eder.
Continue Reading

Genel

ASC – Anormal Şuur Durumu Nedir

Published

on

By

Parapsikoloji Sözlüğü - Nedir

ASC (Altered State of Consciousness) / Anormal Şuur Durumu Nedir

Uyur veya uyanıklık durumunun “normal”den farklı bir durumda olmasını belirten terim (Anormal Şuur Durumu ). ASC aynı zamanda hipnoz, trans, kendinden geçme (ekstaz), uyuşma, meditatif dalgınlık gibi tecrübeleri de içerir. ASC’nin mutlaka paranormal vasıflar taşıması gerekli değildir.

Parapsikoloji Sözlüğü

Continue Reading

Genel

Cennete Girmekten mi Korkuyorsunuz

Sahabeden Ammar bin Yasir Hazretlerinin Yemame Savaşı’nda gösterdiği kahramanlık.

Published

on

By

Dini Tarihi Hikayeler - Menkıbeler

Sahabeden Ammar bin Yasir Hazretlerinin Yemame Savaşı‘nda gösterdiği kahramanlık.

Cennete Girmekten mi Korkuyorsunuz

İbni Ömer radıyallahu anh anlatıyor: Yemâme Savaşı’nda Ammâr b. Yâsir’i bir kaya üzerinde: “Ey Müslümanlar! Cennete girmekten mi korkuyorsunuz? Ben Ammar bin Yasir’im. Cennete girmekten mi korkuyorsunuz? Ben Ammâr bin Yasir’im. Bana koşun” derken gördüm. Kulağı kesilmiş, sallanırken söylüyordu bu sözleri. En güçlü savaşanımız o idi.

Sonra Ammâr, Sıffîn vadisinde yerini aldı. Rasûli Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz ashâbının onun peşinde gittiğini, onu adeta, kendilerinin bayrağı telakki ettiklerini gördüm.

Sıffîn Savaşı’nda Allah’ın Rasûlü’nün eshabının Ammar’ın peşinden gittiklerini gördüm. Ammar, Hazreti Ali’nin sancağını taşıyan Haşim b. Utbe’nin yanına geldi ve: “Ya Haşim! Yürü cennet kılınçların altındadır. Ölüm mızrakların ucundadır. Cennet kapıları açılmış, hurîler süslenmiştir. Bu gün dostları, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e ve ashâbına kavuşacaktır” dedi. İkisi birden hücuma geçip şehid oldular.

Continue Reading

Genel

Tebük Seferi’nde Şehit Olan Tek Sahabi

Tebük Seferi’nde yalnız bir sahâbî şehit olmuştur. Bu sahâbî, müşrik bir kabîle içinde İslâm’la şereflenen Abdullâh el-Müzenî’dir. Babası öldüğünde ona hiç mal bırakmamıştı. Zengin olan amcası onu yanına alıp büyütmüş ve mal sâhibi yapmıştı

Published

on

By

Tebük Seferi'nde Şehit Olan Tek Sahabi

Tebük Seferi’nde yalnız bir sahâbî şehit olmuştur. Bu sahâbî, müşrik bir kabîle içinde İslâm’la şereflenen Abdullâh el-Müzenî’dir. Babası öldüğünde ona hiç mal bırakmamıştı. Zengin olan amcası onu yanına alıp büyütmüş ve mal sâhibi yapmıştı. Allâh Resûlü Medîne’ye hicret ettiği zaman Abdullâh Müslüman olmak istemişse de müşrik amcası yüzünden buna muvaffak olamamıştı. Peygamber Efendimiz, Mekke’yi fethedip Medîne’ye döndüğü zaman Abdullâh, amcasına:

“Ey amca! Müslüman olmanı hep bekledim durdum. Senin hâlâ Muhammed’i arzu ettiğini göremiyorum! Bâri benim Müslüman olmama izin versen?” dedi.

Amcası: “Eğer sen Muhammed’e tabî olacak olursan, üzerindeki elbisene varıncaya kadar, sana vermiş olduğum şeylerin hepsini çeker alırım!” dedi. Abdullâh: “Ben, vallâhi Muhammed’e tabi oldum! Taşa, puta tapmayı bıraktım bile! Elimdeki şeyleri alırsan al!” dedi.

Amcası elbiselerine varıncaya kadar her şeyini aldı. Abdullâh, elbisesiz olarak anasının yanına gitti. Anası, kalın kilimini iki parçaya ayırdı. Abdullâh, onun yarısını belinden yukarısına, yarısını da belinden aşağısına sardı. Kararlıydı, bir an evvel Medîne’ye varıp Allâh Resûlü’ne kavuşmak istiyordu. Önündeki bütün engeller gözünde bir hiç hâline gelmişti. Daha fazla duramadı, kendisini sıkıştıran kavminden yakasını kurtararak o gece gizlice yollara düştü.

Uzun ve meşakkatli bir yolculuğun ardından, eli-ayağı parçalanmış, açlık ve susuzluktan tâkati kesilmiş, perişan bir hâlde Medîne’ye yaklaştı. Heyecânı had safhadaydı. Fakat bir an, üzerindeki kaba çullarla Kâinâtın Serveri’nin huzûruna çıkamayacağını düşündü. Allâh Resûlü’ne kavuşma heyecânıyla kendinden geçen genç sahâbî, görenlerin hayret dolu nazarları arasında soluğu Mescid-i Nebevî’de aldı.

Seher vaktine kadar mescidde yattı. Hazret-i Peygamber sabah namazını kıldırdı. Cemaate göz gezdirip evine döneceği sırada Abdullâh’ı gördü. Kimsesizlerin, yalnızların ve mazlumların sığınağı olan Rahmet Peygamberi, o mübârek sahâbîyi şefkat ve muhabbetle bağrına bastı. İsminin Abdüluzza olduğunu öğrenince:

“Sen Abdullâh Zü’l-Bicâdeyn’sin! Bana yakın yerde bulun! Sık sık yanıma gel!” buyurdu. Abdullâh suffede bulunuyor, Kur’ân-ı Kerîm öğreniyordu. Kuran-ı Kerim’den birçok sûreleri okuyup ezberlemişti.

Allah Resulü’ne aşk ile bağlanan bu mübarek sahâbî, O’nun yanında cihattan cihada koşuyor, şehit olup Rabbinin yolunda cânını feda etme arzusuyla yanıp tutuşuyordu. Tebük Seferi’ne çıkılırken kendisine şehâdet nasip olması için Hazret-i Peygamber’den ısrarla dua taleb etti. Resulullâh: “Ey Allah’ım! Onun kanını kâfirlere haram kıl!” diyerek dua etti. Abdullâh: “Ya Resulallâh! Ben öyle istememiştim!” dedi.

Allah Resûlü: “Sen Allah yolunda harbe çıkar da hummaya tutularak ölürsen, şehit sin! Hayvanın seni düşürüp boynunu kırarsa, sen yine şehit sin! Gam çekme! Bunlardan hangisi olursa, şehit lik için sana yeter!” buyur­dular.

Gerçekten onun şehâdeti mûcizevî bir şekilde Allah Resûlü’nün buyurduğu surette tahakkuk etti. Ordunun dönüş hazırlıklarıyla meşgul olduğu bir gece, biri Peygamberlerin Seyyidi, ikisi de Allah ve Resûlü’nün dostu üç kişi, bir meşale ışığı altında cenaze taşıyorlardı. Bu üç kişi; Hazret-i Peygamber, Hazret-i Ebubekir ve Hazret-i Ömer idi. Taşıdıkları cenâze ise Abdullâh Zü’l-Bicâdeyn idi.

Abdullâh bin Mesut, gıpta ile seyrettiği bu manzarayı şöyle anlatıyor:

“Gece karanlığında, mücâhidlerin çadır kurdukları sâhanın bir köşesinde hareket eden bir ışık gördüm. Kalkıp tâkip ettim. Bir de ne göreyim: Resûlullâh, Hazret-i Ebûbekir ve Ömer, Abdullâh Zü’l-Bicâdeyn’in cenâzesini taşıyorlar. Bir yere geldiler, kabir kazdılar. Resûlullâh, kazılan kabre indi. Hazret-i Ebûbekir ve Ömer cenâzeyi Efendimiz’e sunmak için hazırladılar.

Allâh Resûlü: ‘Kardeşinizi bana doğru yaklaştırın.’ buyurdu; yaklaştırdılar. Cenâzeyi kucağına alan Resûlullâh, onu kabirde yatacağı yere ve yöne yerleştirdikten sonra doğruldu ve şöyle niyâz etti: ‘Yâ Rab! Ben ondan râzıyım, hep râzı olageldim, Sen de râzı ol…’”

Abdullâh bin Mesut sözlerine devamla diyor ki: “Bu manzara karşısında içim dolu dolu oldu. Zü’l-Bicâdeyn’e gıpta ettim. O an: ‘Ne olurdu bu kabrin sâhibi ben olaydım! Keşke oraya bu iltifât-ı Peygamberî ile gömülen ben olsaydım!» diye ne kadar arzu ettim.’ (İbn-i Hişâm, IV, 183; Vâkıdî, III, 1013-1014; İbn-i Esîr, Üsdü’l-Gâbe, III, 227)

Dini Hikaye – Ömrün Yarısı Ömrün Tamamı – Hz. Mevlana

Dini Hikaye: Ömrün Yarısı Ömrün Tamamı

Dini Hikaye: Hz. Süleyman’ın Zorlu İmtihanı

Dini Hikaye: Hz. Süleyman’ın Zorlu İmtihanı

Dini – Tarihi Hikaye: Sultan Abdülhamid Evliya mıydı?

Dini Hikaye: Sultan Abdülhamid Evliya mıydı?

Continue Reading

Genel

Yeni Taşındığım Esrarengiz Ev

Yaşanmış Korku Hikayeleri – Üniversite öğrencisiyim. Bu yıl taşınmak zorunda kaldık. Ama yeni taşındığım evde hiç huzurlu değilim.

Published

on

By

Yeni Taşındığım Esrarengiz Ev

Yaşanmış Korku Hikayeleri – Üniversite öğrencisiyim. Bu yıl evimizde bir sorun çıktı ve taşınmak zorunda kaldık. Ama yeni taşındığım evde hiç huzurlu değilim.

Sanki bir şey ya da biri sürekli yanımızdaymış gibi hissediyorum. İlk günler eve daha alışamadığım için böyle hissettiğimi sanıyordum. Özellikle mutfak ve salonda hiç rahat değildim. Evde yalnız olduğum bir gün korkup bir arkadaşımı çağırdım yeni evimize ilk kez geliyordu. Sohbet ediyorduk arkadaşım dayanamadı ve “Bu evde beni rahatsız eden bir şey var” dedi “Özellikle burda ve mutfakta” dedi ben şok oldum.

Biri Bizi İzliyor Hissi

Bu arada salonun bir köşesinde de eski kiracının bazı eşyaları vardı ve daha almamıştı. O eşyaların kendisini rahatsız ettiğini söyledi. Olanlara bir anlam veremiyorduk ve bu arada sürekli ayak sesleri geliyordu. İlk başta üst kattan geldiğini düşündük ama hiç aralıksız geliyor ayak sesleri. Neyse bir ara sanki kapının yanından biri bizi izliyor gibi bir hisse kapıldım ve arkadaşım da korktuğu için ona bir şey söylemek istemedim. Tam ona döndüğümde bana “Kapıda değil mi?” diye sordu. Olanlara bir anlam veremiyordum ama evden çok korkmuştum.Bir şey vardı sanki yanımızda.

Evin Yapısı da Çok Garip

Yaşanmış Korku Hikayeleri – Bu arada evin yapısı da çok garip. Ev yeni olmasına karşın içi eski evler gibi yapılmış; yüksek tavan, ağır ve girift aplikler, çok yüksek kapı ve evin en gereksiz yerlerinde pencereler… Özellikle köşelerde ama salonun bir kısmında pencere olması gereken kısımda yok. Koridor ince uzun ve bütün evde bir kasvet havası var. Lambalar düşük sarı lambalardan. Ve evde anlam veremediğim şeylerden biri banyo küçük olmasına rağmen banyoda soba kurulu. Ama ev gece bu kadar kasvetli olmasına rağmen sabah çok huzurlu bir hal alıyor sabah olunca “Bu evden mi korktum” diye düşünüyorum.

İçki Şişelerinin Arasından Kuran Çıktı

Evin bu kasvetli havasını dağıtmak için bütün lambaları beyaz ışık yaptık evin kullanılmayan ampullerine de beyaz ışık taktık. Renkli örtüler filan aldık ama yine de bizi sıkan bir şey vardı. Geçen gün eski kiracı, kalan eşyalarını aldı ve eşyalarını taşırken Kuran’ın üç tane boş şarap şişesinin ortasına bir kutuya koyulu olduğunu gördük ve eşyaların en altından başka bir Kuran çıktı. Taşınan kızın eşyaları çok garipti. Sobayı söktü banyodaki. Neden kurduğunu sorduk; bize soğuk olduğunu söyledi ama ev gerçekten soğuk bir yer değil ve banyo çok küçük. Buharla bile ısınabilecek bir yer.

Duvardaki Haç İzi

Yaşanmış Korku Hikayeleri – Neyse kızın eşyalarını taşıdıktan sonra tablosunu çıkardığı yerde bir haç izi var. Bariz; duvara monte edilip sökülmüş bir haç. Haçın olduğu duvarda pencere olmayan karanlık bölüme denk geliyor. Eski kiracı eşyalarını aldıktan sonra evde daha rahat hissetmeye başladık ama yine de geceleri evde hep huzursuzum ve sanki gözümü kapattığımda odamda başka birileri daha varmış hissine kapılıyorum. Garip bir şekilde sadece hissediyorum ve çok korkuyorum. Bu arada ayak sesleri geceleri devam ediyor ve hiç durmuyor. Biz yine de hala iyimser düşünüp üst kattın gece hiç uyumadığına inanmaya çalışıyoruz…

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Continue Reading

Genel

Demonios de inteligencia del Vaticano

Published

on

By

Haberin İlintili Olduğu Kavramlar: abdurrahman dilipak,  ahid, ahid sandığı, ahmedi, amerika, cin, cinler, cin çıkarma, demonizm, evrenesoğlu, ezoterik, fetö, gen, gog ve magog, ilahiyat, istihbarat, katolik, kesdizani, kilise, L’exorsizm, mehdi, mesih, musallat, süleyman peygamber, vatikan, yeni akit

El autor Abdurrahman Dilipak escribió un artículo muy interesante en el periódico “Yeni Akit”. El título del artículo era “L’exorcism and Demonism!” En su artículo, afirmaba que el Vaticano contrató demonios para usar en actividades de inteligencia …

Dilipak, en su artículo, dijo: Cuáles son estos L’exorcism o Demonism y de dónde vienen? Si te estás preguntando; L’exorcismo significa ‘expulsión del demonio’, Demonismo significa ‘Satanismo’, ‘lucha con Satanás’. Estas son dos divisiones científicas importantes en la teología del Vaticano.

El Vaticano tiene leyes y regulaciones sobre estos dos temas. Estas reglas se aplican a todas las iglesias católicas. Estas reglas son vinculantes para las misiones diplomáticas del Vaticano

Sí, sí, las iglesias están expulsando demonios! Los demonios exiliados están siendo juzgados, castigados, encarcelados o ingresados ​​a la administración de la iglesia. Entonces ellos tratan con los demonios y los contratan. Emplean demonios para recolectar inteligencia. Usan algunos demonios para perseguir a las personas elegidas por el Vaticano.

La guerra esotérica no solo cubre a los demonios!

Abdurrahman Dilipak también afirmó que los discípulos de Fethullah Gulen estaban reuniendo inteligencia con la ayuda de los demonios. Y sus afirmaciones continuaron: “Hay una guerra esotérica. El Mahdi, el Mesías, está esperando instrucciones. Hay científicos e ingenieros genéticos trabajando en los laboratorios para producir Gog y Magog. Según algunas denuncias, se abrió el arca del pacto del profeta Salomón. El Mesías y el Mahdi ya llegaron. Pero no lo sabes.

Continue Reading
Advertisement

Facebook Sayfamızı Takip Edin

Advertisement
Advertisement

Popüler