Connect with us

Korku Hikayeleri

H.P. Lovecraft – Deliliğin Dağlarında (2)

H.P. Lovecraft’ın; bir grup bilimadamının kutuplarda yaptıkları araştırma gezisinde keşfettikleri dehşeti anlattığı korku hikayesi: Deliliğin Dağlarında.

H.P. Lovecraft’ın; bir grup bilimadamının kutuplarda yaptıkları araştırma gezisinde keşfettikleri dehşeti anlattığı korku hikayesi: Deliliğin Dağlarında.

Korku Hikayeleri, H.P. Lovecraft, Deliliğin Dağlarında, Bölüm 1 Oku

Korku Hikayeleri, H.P. Lovecraft, Deliliğin Dağlarında: Teknik olarak uyku zamanı olmakla birlikte, alıcının başınından uzaklaşıp yatmak hiçbirimizin aklına gelmiyordu. Kaptan Douglas bir mesaj göndererek bu önemli keşif nedeniyle herkesi kutladığına ve depodaki telsizin operatörü Sherman da ona katıldığına göre mesajları alan deponun ve Arkham’m bulunduğu McMurdo Koyu’nda da durum hemen hemen aynı olmalıydı. Hasar gören uçağa üzülmüştük, elbette, ama kolayca onarılabileceğini umuyorduk. Sonra saat 11’de Lake’ten bir mesaj daha geldi.

“Carroll’la birlikte bayırların en yüksek kesimi üzerinden uçuyoruz. Bu havada dorukların üzerinden aşmaya cesaret edemiyorum, bunu daha sonra deneyeceğim. Bu yüksekliğe çıkmak korkutucu, ama buna değer. Dağ silsilesi kesintisiz uzanıyor, bu yüzden arkasını göremiyoruz. Asıl doruklar Himalayalar’dan daha yüksek ve çok tuhaflar.

Yüzeye çıkan daha başka katmanlar göze çarpıyor olmakla birlikte, sıradağlar, esas olarak Prekambriyen arduvaza benziyor. Onların volkanik olduğunu düşünürken yanılmışım. Her iki yöne doğru, gözümüzün seçemeyeceği uzaklıklara kadar uzanıyorlar. Altı yedi bin metrenin üzerinde zirvelerinde kar namına bir şey yok. 

En yüksek dağların yamaçlarında tuhaf oluşumlar var. Roerich’in resimlerindeki dimdik dağ yamaçlarına tutunmuş eski Asya şatoları gibi kenarları tamamen düşey büyük kare ve dikdörtgen bloklar bir sur gibi uzanıyor. Uzaktan çok etkileyici görünüyorlar. Bazılarına oldukça yakın uçtuk, Carroll onların ayrı ayrı daha küçük parçalardan oluştuğunu düşündü, ama havanın etkisiyle aşınmış olmaları yüzünden böyle görünüyor olabilirler.

Kenarların çoğu, milyonlarca yıldır fırtınalara ve iklim değişikliklerine maruz kalmışçasına ufalanıp, yuvarlanmıştı. Bazı kısımları, özellikle de üst kısımları yamaçlardaki katmanlardan daha açık renkli görünüyor, bu da demektir ki kristal kökenli olabilirler. 

Daha yakın uçtuğumuzda, bazıları alışılmadık ölçüde düzenli kare veya yarım daire birçok mağara ağzı gördük. Gelip görmelisiniz. Dorukların birinin üzerindeki suru sanırım tam olarak gördüm. Dağların yüksekliği dokuz on bin metreyi buluyor olmalı. İnsanın iliklerine işleyen bu iğrenç soğukta altı bin beş yüz metrede uçuyorum. Geçitlerden esen, mağaralara girip çıkan rüzgâr ıslıklar çalıyor, ama şu ana kadar hiçbir tehlikeyle karşılaşmadık.”

Korku Hikayeleri, H.P. Lovecraft, Deliliğin Dağlarında: O andan itibaren yarım saat boyunca Lake bizi bir yorum bombardımanına tuttu ve eteklerde yer alan bazı doruklara çıkma isteğinden söz etti. Yanıt olarak, bir uçak gönderdiğinde hemen kendisine katılacağımı ve Pabodie ile birlikte, keşfin değişen gidişatı ışığında, -stokumuzu daha çok nerede ne nasıl kullanacağımız üzerine- yeni bir benzin kullanım planı yapmaya çalışacağımızı söyledim. 

Lake’in sondajlarının ve uçuş faaliyetlerinin, dağın eteklerinde kuracağı yeni üsse hatırı sayılır miktarda benzin taşınmasını gerektireceği çok açıktı ve doğuya yapacağımız uçuşu belki de bu mevsim gerçekleştiremeyecektik. Bu işle ilgili olarak Kaptan Douglas’ı aradım ve ondan mümkün olduğu kadar çok miktarda benzini gemilerden indirip bariyer üzerinde bıraktığımız tek köpekli ekibe ulaştırmasını istedim. Lake ile McMurdo Koyu arasındaki bilinmeyen bölgeden geçen dolaysız bir rota tespit etmemiz gerekiyordu.

Lake daha sonra, kampı Moulton’ın uçağının inmek zorunda kaldığı ve onarımının oldukça ilerlemiş olduğu yerde bırakmaya karar vermiş olduğunu söylemek üzere beni aradı. Burada buz tabakası çok inceydi, şurada burada toprak görünüyordu; Lake, kızak yolculukları yapmadan ve dağlara tırmanmadan önce burada birkaç sondaj ve patlatma yapacaktı.

Manzaranın tarifsiz ihtişamından ve dünyanın sınırında bir duvar gibi gökyüzüne yükselen sessiz dorukların duldasında bulunmanın yarattığı tuhaf duygulardan söz etti. Atwood’un teodolitle yaptığı ölçmeler en yüksek beş doruğun yüksekliklerinin dokuz bin yüz metreyle on bin üç yüz metre arasında değiştiğini ortaya koyuyordu. 

Arazinin rüzgara açık olması Lake’i bayağı rahatsız ediyordu, çünkü bu bölgede zaman zaman kopan fırtınalar, şimdiye kadar karşılaştıklarımızı şiddet bakımından fersah fersah geride bırakırdı.Lake’in kampı dağ eteğinin birdenbire dikleşmeye başladığı yerden beş mil kadar aşağıdaydı.

Elimizi çabuk tutup, bu tuhaf bölgeden mümkün olan en kısa sürede uzaklaşmamız gerektiğini ileri sürerken -aradaki 700 mili yıldırım hızıyla aşıp bana ulaşan- sözlerinde bilinçaltı bir endişenin izlerini hissediyordum. Hemen hemen benzersiz bir hızla geçen yorucu bir günden ve elde edilen sonuçlardan sonra artık dinlenmeye çekilecekti.

Korku Hikayeleri, H.P. Lovecraft, Deliliğin Dağlarında: Sabahleyin, birbirlerinden çok uzaktaki kamplarında bulunan Lake ve Kaptan Douglas’la üçlü telsiz görüşmesi yaptık ve Lake’in uçaklarından birinin benim bulunduğum kampa gelerek Pabodie’yi, beş adamımızı, beni ve taşıyabileceği kadar benzini almasını kararlaştırdık. Doğu yolculuğu konusunda vereceğimiz karara bağlı olarak yakıtın geri kalanının ne olacağı sorusunun yanıtı birkaç gün bekleyebilirdi; çünkü, Lake’in elinde kampın ısıtılmasına ve sondajlara yetecek kadar yakıt vardı. Güneydeki eski üsse yeniden stok yapılması er geç gerekecekti, ama doğu yolculuğunu erteleyecek olursak, bu üssü gelecek yaza kadar kullanmayacaktık ve bu arada, Lake’in yeni keşfettiği dağlarla Mc Murdo Koyu arasında dolaysız bir rota belirlemek üzere uçaklardan birini keşfe göndermesi gerekiyordu.

Duruma bağlı olarak üssümüzü kısa ya da uzun bir süre kapatmak üzere Pabodie ile hazırlıklara başladık. Antarktika’da kışlayacaksak, büyük bir olasılıkla buraya geri dönmeden Lake’in üssünden doğrudan doğruya Arkham’a uçacaktık.

Ortası direkli konik çadırlarımızdan bazılarını zaten sert kar bloklarıyla berkitmiştik; sürekli bir Eskimo köyü oluşturma işimizi tamamlamaya karar verdik. Lake’in elindeki çadırlar bize de bol bol yeterdi. Pabodie ile benim, birgünlük çalışma ve bir gecelik dinlenmeden sonra kuzeybatıya doğru yola çıkmaya hazır olacağımızı telsizle bildirdim.

Ama akşamın dördünden sonra çalışma düzenimiz oldukça aksadı çünkü bu saatten sonra Lake olağanüstü ve çok heyecanlı mesajlar göndermeye başladı. Lake için gün hiç de umutlu başlamamıştı; yakınlardaki kayalık yüzeylerin havadan incelenmesi, onun peşine düştüğü, çok çok uzaklarda hayal gibi beliren devasa dorukların büyük bölümünü oluşturan Arkeen katmanlardan en ufak bir iz bulunmadığını ortaya koydu. 

Göze çarpan kayaların çoğunluğunun Jurasik ve Komançiyen kumtaşları ile Permiyen ve Triasik şistler olduğu açıktı; şurada burada, sert ve arduvaza benzer bir kömürü akla getiren parlak siyah oluşumlar görülüyordu. Bu durum, bütün planlarını 500 milyon yıldan daha eski numuneler bulmak üzerine kurmuş olan Lake’in cesaretini oldukça kırdı. Üzerinde tuhaf izler bulduğu Arkeen arduvaz damarını yeniden yakalamak için, dev dorukların dik yamaçlarına uzun kızak yolculukları yapmak zorunda kalacağını anladı.

Korku Hikayeleri, H.P. Lovecraft, Deliliğin Dağlarında: Yine de keşif gezisinin genel programına uygun olarak orada bazı sondajlar yapmaya karar verdi ve sondaj cihazını kurarak, diğer adamlar yerleşimle ilgili işlerle uğraşır, hasar gören uçağı onarmaya çalışırlarken, beş adamı sondaj yapmakla görevlendirdi. İlk numune alma çalışması için görünürdeki en yumuşak kaya kamptan çeyrek mil ilerdeki bir kumtaşı seçildi ve delme işi yardımcı patlatmalara gerek kalmadan başarıyla ilerledi. Uç saat kadar sonra, ilk ciddi patlatma işleminin ardından, sondaj ekibindekilerin bağırışmaya başladığı işitildi ve genç Gedney -ekibin başı- şaşırtıcı haberlerle alelacele kampa koştu.

Bir mağaraya rastlamışlardı. Sondajın başlangıcındaki kumtaşı yerini kafadan bacaklılar, mercanlar, deniz kestaneleri, spiral kısa kabuklular ve zaman zaman taşlaşmış süngerleri ve deniz omurgalılarının -muhtemelen kemikli balıklar, köpek balıkları ve kemiksi pullarla kaplı balıklar- kemiklerini akla getiren küçük fosillerle dolu bir Komançiyen kireçtaşı damarına bırakmıştı.

Keşif gezisinin elde ettiği ilk omurgalı fosilleri olmaları bakımından bu, tek başına bile önemliydi ama bundan kısa bir süre sonra, matkabın ucu bir boşluğa rastladığında sondörleri tamamen yeni ve iki misli kuvvetli bir heyecan dalgası sardı.

Esaslı bir patlatma, yeraltının esrarını ortaya çıkardı; geçmişte kalmış tropik bir dünyanın damla damla akan yeraltı suları tarafından en az elli milyon yıl önce kireçtaşları içine oyulmuş bir mağara, şimdi bir buçuk metre genişlik ve bir metre kalınlıkta kertikli bir delikten kendini hırslı araştırmacıların meraklı bakışlarına sunuyordu.

Oyuğun derinliği iki iki buçuk metreden fazla değildi ama her yöne belirsizce uzanıyordu ve oldukça büyük bir yeraltı sisteminin parçası olduğunu düşündüren hafifçe esintili, taze bir havası vardı. Bazıları neredeyse bir sütun halini almış birçok sarkıt ve dikit göze çarpıyordu, ama en önemlisi bazı yerlerde geçişi tıkayacak kadar bol miktardaki kabuk ve kemik yığınlarıydı. 

Meçhul Mezozoik eğrelti otu ve mantar ormanlarından, Tersiyer kabuksuz tohumlu, palmiye ve ilkel kapalı tohum ormanlarından sürüklenip gelmiş bitkilerle karmakarışık bir halde bulunan bu kemikler en becerikli paleontologun bir yılda sayabileceğinden ya da sınıflandırabileceğinden daha çok Kretase, Eosen ve daha başka dönemlere ait hayvan türlerini kapsıyordu.

Yumuşakçalar, zırh kabuklular, balıklar, amfibyanlar, sürüngenler, kuşlar, ilk-büyük ve küçük, bilinen ve bilinmeyen- memeliler. Gedney’nin bağıra çağıra kampa koşmasında ve herkesin elindeki işi bırakarak kavurucu soğuğa karşın iç dünyanın ve milyarlarca yıl öncesinin sırlarına açılan yeni kapının bulunduğu yeri gösteren sondaj kulesine doğru paldır küldür koşmasında şaşılacak bir yan yoktu.

Korku Hikayeleri, H.P. Lovecraft, Deliliğin Dağlarında: Lake, ilk başlardaki yoğun merakını giderir gidermez, not defterine bir mesaj karalayarak genç Moulton’ı bu mesajı telsizle bildirmek üzere gerisin geri kampa yolladı. Keşiften ilk olarak bu mesajla haberdar oldum; mesaj, erken kabukluların, ganoid ve plakoderm kemiklerinin, labirentodont ve tekodont kalıntılarının, büyük mozozor kafatası parçalarının ve dinozor omurgalannın, zırh levhalarının, pterodaktil diş ve kanat kemiklerinin, arkeopteriks kalıntılarının, Miyosen köpekbalığı dişlerinin, ilkel kuş kafataslarının ve palaeoter, ksifodon, eohippi, oreodon ve titanoteng gibi arkaik memelilerin kemiklerinin tanınmış olduğundan söz ediyordu. 

Mastodon, fil, deve, geyik ve sığır gibi yakın dönem hayvanlara rastlanmamıştı; bu yüzden Lake, burada en son, devirde tabaka çökelmesi oluştuğuna ve içi oyulmuş tabakanın şimdiki kuru, ölü ve nüfuz edilmez haliyle en azından otuz milyon yıldır yatmakta olduğu sonucuna vardı. Öte yandan, kalıntılar arasında çok erken yaşam biçimlerinin ağırlıklı bir yer tutması son derece tuhaftı.

Her ne kadar kireçtaşı oluşumunun, ventrikülitler gibi tipik fosillerle dolu olması nedeniyle, kesin olarak ve hiçbir yanılgıya yer bırakmayacak şekilde Komançiyen devirden daha eski olmadığı belliyse de, kayaların içine gömülmemiş serbest halde duran kalıntılar, şimdiye kadar çok daha eski devirlere ait olduğu kabul edilen birçok organizmayı içeriyordu.

Bunlar arasında Silirüyen ve Ordovisiyen devirlere ait gelişmesini tamamlamamış balıklar, yumuşakçalar ve mercanlar vardı. Bütün bunlardan çıkarılabilecek sonuç, dünyanın bu bölgesinde üç yüz milyon yıl öncesinden sadece otuz milyon yıl öncesine kadar yaşamın eşi görülmedik ve dikkate değer ölçüde devamlı olduğuydu.

Mağaranın kapanmasından sonra bu devamlılığın Oligosenin ne kadar uzağına ulaşmış olduğuysa elbette her türlü tahminin ötesindeydi. Her halükârda, -bu mağaranın yaşıyla karşılaştırıldığında daha dün sayılacak- beş yüz bin yıl önce korkunç Pleistosen buzunun bastırması, normal yaşam sürelerinden fazla yaşamayı bu yörelerde başarabilmiş ilkel hayat biçimlerine son vermiş olmalıydı.

Lake, ilk mesajının içeriğinden hoşnut kalmamış olmalıydı ki, Moulton dönmeden önce ikinci bir bülten kaleme alarak kampa gönderdi. Bundan sonra Moulton, uçaklardan birinin telsizinin başına oturarak Lake’in ulaklarla art arda gönderdiği mesajları bana ve -dış dünyaya iletsin diye- Arkham’a gönderdi.

Gazeteleri takip edenler, bu öğleden sonra gelen mesajların benim ısrarla amacından caydırmaya çalıştığım Starkweather – Moore Keşif gezisinin örgütlenmesine bunca yıl sonra yol açan mesajların, bilim adamları arasında yarattığı heyecanı anımsayacaklardır. Lake’in gönderdiği steno mesajları üsteki telsiz operatörümüz McTighe’ın çevirdiği şekliyle kelimesi kelimesine versem daha iyi olacak.

Korku Hikayeleri, H.P. Lovecraft, Deliliğin Dağlarında: “Fowler, patlatma sonucu elde edilen kumtaşı ve kireçtaşı parçalarda son derece önemli keşifler yaptı. Kaynağının altı yüz milyon yıl önceden Komançiyen çağa kadar önemli bir yapısal değişikliğe uğramadan ve ortalama büyüklüğü pek fazla değişmeden yaşamış olduğunu kanıtlayan, Arkeen arduvazdakine benzer birçok çizgili iz -Komançiyen izler, daha eski döneme ait izlerden açıkça daha ilkel veya dejenereydi- buldu. Keşfin önemini basında vurgulayın. Einstein matematik ve fizik için ne anlama geliyorsa bu keşif de biyolojide o anlama gelecektir. Keşif, daha önceki çalışmalarımla uyuşuyor ve onları destekliyor.

“Bu keşif, kuşkulandığım gibi, Arkeozoik hücrelerle başlayan organik yaşamdan önce de dünyanın bir veya birçok yaşam evresi geçirmiş olduğunu gösteriyor. Bu yaşam biçimi, gezegenin genç ve herhangi bir yaşam biçimi ya da normal protoplazmik yapıya uygun olmadığı dönemlere çok yakın bir dönemde başlamış ve evrimleşmiş olmalıydı ama sorun bu gelişmenin ne zaman, nerede ve nasıl başlamış olduğuydu.”

“Sonra. Kertenkele ve timsah cinsinden bazı büyük kara ve deniz hayvanlarıyla ilkel memelinin iskelet kalıntılarım incelediğimde, hiçbir devrin bilinen yırtıcı veya etçil hayvanına atfedilemeyecek çok tuhaf kemik kırıklarına ve yaralara rastladım. İzler iki türlüydü: düz, delip geçen delikler ve yarılma izleri. Bir iki kemikse tamamen kopmuştu. Zarar görmüş numune sayısı çok fazla değil. Elektrik feneri getirmeleri için kampa adam gönderiyorum. Sarkıtları kırarak yeraltı inceleme sahasını genişleteceğiz.”

“Daha sonra. Çevrede görülen oluşumlara hiç benzemeyen yaklaşık on beş santimetre genişliğinde ve üç dört santimetre kalınlığında garip bir sabun taşı parçası bulduk. Yeşilimsi renkte, ama hangi devre ait olduğunu gösterir hiçbir işaret taşımıyor. İlginç bir şekilde pürüzsüz ve düzgün. Uçları kırık, beş köşeli bir yıldız şeklinde, girintili köşelerinden merkeze doğru uzanan yarıklar var. Kırık olmayan yüzeyin ortası hafifçe çökük. Kaynağı ve aşınma biçimi merak uyandırıyor. Suyun etkisiyle oluşan bir garabet de olabilir. 

Elindeki büyüteciyle sabun taşını inceleyen Carroll, jeolojik bakımdan önemli olabilecek işaretler de bulabileceğini düşünüyor. Düzgün bir desen oluşturan bir grup küçük nokta var. Biz çalışmamızı sürdürürken köpekler huzursuzlanıyor, bu sabun taşından nefret ediyor gibiler. Kendine has bir kokusu olup olmadığını anlamalıyız. Mills ışık getirdiğinde, yeraltında çalışmaya başlayınca yeni bir rapor göndereceğim.”

Korku Hikayeleri, H.P. Lovecraft, Deliliğin Dağlarında: “Gece, 10.15. Önemli keşif. Yeraltında ışıkla çalışmakta olan Orrendorfla Watkins saat 9.45’te aşırı büyümüş, bilinmeyen bir deniz ışınlısı değilse, bitki olması gereken fıçı biçiminde, bilinmeyen nitelikte kocaman bir fosil buldular. Dokuları belli ki mineral tuzları sayesinde korunmuş. Deri kadar sert olmakla birlikte, yer yer şaşırtıcı bir esneklikte. Uçlarında ve yan taraflarında kırılmış parçaların varlığını gösteren işaretler var. Boyu bir uçtan diğerine yüz seksen santimetre, çapı orta bölümünde yaklaşık bir metre, uçlarda otuzar santimetre kadar. 

Beş adet tümsek şeritten oluşmuş bir fıçıya benziyor. İnce bitki saplarını andıran yan kırıklar, bu şeritlerin tam ortasına isabet ediyor. Şeritlerin birleşim yerlerinde katlanan ve bir yelpaze gibi açılan bir sorguç ya da kanada benzeyen ilginç oluşumlar görülüyor. Kanat açıklığı iki metreyi geçen biri dışında kanatların hepsi büyük ölçüde hasar görmüş. Bu yapı, gezegenin ilk dönem efsanelerindeki bir canavarı, özellikle de Necronomicon’daki efsanevi Eskiler’i anımsatıyor.

“Bu kanatlar, salgı bezi kanallarından oluşan bir kafesin üzerine gerilmiş, zarımsı bir yapıya benziyor. Kanat uçlarında, kafesi oluşturan kanalların minik delikleri açıkça görülüyor. Gövdenin uç kısımları, içinde ne olduğu ya da oralardan neyin kopup düşmüş olduğu hakkında hiçbir ipucu vermeyecek şekilde kuruyup büzüşmüş. Kampa döndüğümüzde, parçalara ayırmalıyız.

Bitki mi hayvan mı olduğu konusunda bir karara varamıyorum. Çoğu özelliği, inanılmayacak kadar ilkel. Herkesi sarkıtları kırmakla ve yeni numuneler aramakla görevlendirmiş bulunuyorum. Yara izleri taşıyan başka kemikler de bulduk ama bunlar şimdilik bekleyebilir. Köpeklerle başımız belada. Bu yeni numuneye tahammül edemiyorlar, uzak tutmamış olsaydık, numuneyi belki de parça parça ederlerdi.”

“Gece, 11.30. Dyer, Pabodie ve Douglas’ın dikkatine. Önemli, hatta çok çok önemli bir durum söz konusu. Arkham, bu haberi hiç vakit yitirmeden Kingsport Head’deki İstasyona iletmeli. Fıçıya benzer tuhaf oluşum, kayalarda iz bırakan Arkeen şeyin ta kendisi.

Mills, Boudreau ve Fowler, deliğin ağzından on on iki metre ilerde bir yerde bunlardan grup halinde on üç tane daha buldular. Daha önce bulunan yıldız biçimindeki sabuntaşından daha küçük, tuhaf görünüşlü, kenarları tuhaf bir şekilde yuvarlanmış -bazı uçları dışında hiç kırığı olmayan- sabuntaşı parçalarıyla bir aradaydılar.

Korku Hikayeleri, H.P. Lovecraft, Deliliğin Dağlarında: “Organik numunelerden sekizi, bütün uzantılarıyla birlikte eksiksiz görünüyor. Köpekleri uzaklaştırıp numunelerin hepsini yukarı çıkardık. Köpekler bu şeylere tahammül edemiyorlar. Bu organik varlıkların tarifinde dikkatli olun ve verdiğiniz tarifin doğru olmasını sağlamak için tekrarlatın. Gazetelerde doğru tarif yer almalıdır.

“Nesnelerin boyları iki buçuk metreye yakın, beş parçalı fıçıya benzeyen gövdenin çapı orta kısımda bir metre, uçlarda otuzar santimetre. Koyu gri renkte, esnek ve son derece dayanıklı .Enine şeritler arasındaki karıklardan çıkan, katlanmış halde bulunan, iki metre uzunluğundaki zarımsı kanatlar da aynı renkte. Kanat kafesini oluşturan ve uçlarda delikleri görünen kanal ya da borular daha açık renkte.

Açık kanat uçlan testere gibi dişli. Gövdenin tam orta yerinde, fıçı tahtalarına benzer şeritlerin en tepe noktalarında gövdeye yapışık, ama açıldığında bir metreyi bulan, çubuğa benzer beş adet açık gri renkte esnek kol ya da dokunaç sistemi. İlkel bir denizlalesinin kollarına benziyorlar. Kolların çapı yedi sekiz santimetre, on beşinci santimetresinden itibaren daha ince beş kola ayrılıyor, bunlar da yirmi santimetre sonra beşer ince dokunaç ya da tendrile ayrılıyor, böylece her kolda yirmi beş dokunaç bulunuyor.

“Gövdenin üst tarafında, solungaca benzer oluşumlarıyla, açık gri renkli küt bir boynun üzerinde, on santimetre kadar uzunlukta renk renk kılımsı organlarla kaplı deniz yıldızı görünümünde sarımtırak bir kafa bulunuyor.

“Her ucundan yaklaşık yedi buçuk santimetrelik esnek sarımtırak bir borunun fırladığı, bir uçtan diğerine uzunluğu altmış santimetre gelen kafa, kalın ve şişkin. Tam tepesindeki yarıktan solunum yapıyor olmalı. Borunun ucunda küresel bir uzantı bulunuyor; üzerindeki sarımtırak zar geri çekildiğinde göz olması gereken cam gibi, kırmızı irisli bir küre ortaya çıkıyor.

Birazcık daha uzun kırmızımtırak beş adet boru, denizyıldızı gibi kafanın girintili köşelerinden başlıyor ve bastırılınca dişe benzer sivri beyaz çıkıntılarla dolu, beş santimetre çapında çan biçimi deliklerin göründüğü aynı renkteki torbaya benzer şişkinliklerde son buluyor. 

Bunlar ağız olmalı. Tüm bu borular, kıla benzer organeller ve denizyıldızı kafanın uçlan katlanıp sıkı sıkıya küt boyna ve gövdeye yapışmış durumda. Bunlar, son derece sert olmalarına karşın şaşılacak kadar esnek.“Gövdenin alt tarafında başa benzeyen ama tamamen farklı işlevleri olan oluşumlar var. Üzerinde solungaç bulunmayan, açık gri renkte küt bir boynu andıran uzantının taşıdığı deniz-yıldızına benzer yeşilimsi bir organ.

Korku Hikayeleri, H.P. Lovecraft, Deliliğin Dağlarında, Bölüm 3 Oku