Connect with us

Korku Hikayeleri

Cenazede Başlayan Musallat

Ninesinin cenazesine katılmak için memleketine dönen gencin, cenaze töreni sırasında görmeye başladığı tuhaflıklarla başlayan korku hikayesi.

Ninesinin cenazesine katılmak için memleketine dönen gencin, cenaze töreni sırasında görmeye başladığı tuhaflıklarla başlayan korku hikayesi.

Editörün Yorumu

Birazdan okuyacağınız hikayeyi, bir internet sitesinde anonim olarak yayınlanmış halde buldum. Gerek anlatıcının olayları birinci ağızdan hikaye etmesi gerekse de hikayede detayların çoğunlukla folklorik anlatımlarla uyum içinde olması; bende yaşanmış bir hikaye olduğu izlenimini doğurdu. Ancak özellikle finale doğru ilerlediğinizde metnin kurgu olduğunu anlıyorsunuz. Bu açıdan bakılınca yerel anlamda başarılı bir hikaye çalışmasını olduğunu düşünüyorum. Ancak metnin altında imza yahut yayınlandığı sitede müellifin kimliğine dair herhangi bir bilgilendirme olmadığı için yazarını ismen takdir edemiyorum.

Paranormal Haber’in düzenli takipçileri bilirler; bilhassa “Yaşanmış Korku Hikayeleri” kategorimiz zengindir ve çoğu takipçimizin asıl ilgisini çeken kısımdır. Bu yüzden ben de bu kategorideki içeriklerin geliştirilmesine özel önem affediyorum. (Hazır yeri gelmişken pek çok okuyucumuzun yaptığı gibi eğer varsa siz de başınızdan geçen doğaüstü olayları bana yazıp gönderirseniz, burada okuduğunuz pek çok hikaye gibi “Yaşanmış Korku Hikayeleri” kısmında yayınlanacaktır. Mail adresim sinan.ozgenc (et) gmail . com) Ancak bu hikaye kategori olarak kurgu korku hikayelerine dahil olsa da verdiği gerçeklik hissi nedeniyle seveceğinizi tahmin ediyorum.    

Sinan Özgenç

Korku Hikayeleri, Cenazede Başlayan Musallat – Her şey ninemin vefat etmesiyle başladı. Kış mevsimindeydik. Ben o zaman üniversitede okuyordum. Bir gün babam aradı ve ninemin vefat ettiğini, memlekete dönmem gerektiğini söyledi. Atladım arabaya apar topar. Sabaha karşı vardım köye. Cenaze vakti yaklaştığı için herkes ninemin evinin önünde toplanmıştı. Bizimkiler de evin içindeydi. Dışardakilerden birkaç kişi “Başın sağolsun” filan dediler. Ben de “Siz sağolun” filan dedikten sonra balkona çıktım. Ayakkabılarımı çıkardım içeri geçmek için. Odaya geçmek için antreden geçmek gerekiyor ama antre bile çok kalabalık cenaze evi olduğu için. Ninemin bulunduğu odaya sığmayanla rda ayakta; antrede bekliyorlar hepsinin başı kapalıydı. Başı kapalı demek yanlış olur; peştemallıydı demek daha doğru olur. Bizim buralarda yani Ege’de; yaşlılar genelde bu şekilde başlarını örterdi.

Her neyse, herhalde cenazede böyle giyiniliyor diye düşünüp üstünde fazla durmadım. Başımla antrede duran peştemallı kadınları selamladım ama selamımı almadılar. Zaten bana bakmıyorlardı. Yere eğikti yüzleri. Pek önemsemedim. İçeri; odaya geçtim. İçeri girdiğimde annemi ve babamı gördüm. Cenazenin tamamı battaniyeyle kapatılmıştı. Karnının orta yerine de bir bıçak koymuşlardı. Odada akrabalardan birkaç kişi daha vardı. Hepsi yerdeki sedirlerin üzerine çökmüş, yere bakıyordu. Annem beni görünce gözleriyle otur işareti yaptı. Bulunduğum yere oturdum. Ancak dikkatimi çeken bir şey vardı. Evde hiç matem havası yoktu ya da bana öyle gelmişti bilemiyorum.

Neyse, sessiz bir şekilde birkaç dakika geçtikten sonra içeriye başka kadınlar da girdi. Cenazeyi yıkamak için götüreceklerdi. Aldılar battaniyeye sarılı cenazeyi. Dört bir ucundan dört kadın tuttu, havaya kaldırdılar ve götürmeye başladılar. Antreye doğru ilerlediler. Ben de onları izliyordum. Ayağa kalktım; taşımakta zorlanırlarsa yardım edeyim diye. Bu sırada antredeki peştemallı kadınlara baktım hala sadece yere bakıyorlardı. Daha da garip olanı zaten dar olan antrede dört kişinin taşımaya çalıştığı cenazeye yol vermemeleriydi. Duvar kenarında put gibi sıralanmış yere bakıyorlardı. Antreden cenazeyi çıkaran kadınlar da bu duruma hiçbir tepki vermeyip, sıkış tepiş geçmeye çalışıyorlardı. İçimden “Anlayışsızlığa bak” diyordum.

Korku Hikayeleri, Cenazede Başlayan Musallat – Birkaç saat sonra cenazeyi defnetmek için mezarlığa gittiğimizde tabutu elden ele olacak şekilde taşıdık. Ayrıca bizim oralarda cenaze namazına sadece erkekler gelir. Gerçi kadınlar kılabiliyor mu onu da bilmiyorum ama normalde hiçbir kadının gelmemesi gereken cenazede bu sefer kadınlar da vardı. Tam 4 tane kadın. Antrede ayakta dikilirken gördüğüm kadınlardı. Yanlarından geçtiğim için boylarını poslarını biliyordum; onlardı emindim. Şimdi de yine ayakta yüzleri yere eğik şekilde, duruyorlardı herkesten ayrı ama herkesi görebilecekleri bir köşede. “Niye hep yere bakıyorlar” diye içimi merak kaplamıştı. Ayrıca benim dikkatimi cenazeyi taşırken hiç çekmemişlerdi. Tabutu musalla taşına koyup cenaze namazı için saf tuttuğumuzda fark etmiştim onları. Birdenbire nasıl orada bitivermişlerdi? Neyse, herkesin yüzüne baktım kimse o kadınların bulunduğu yöne doğru bakmıyordu. Sanki kimsenin tanıdığı değillerdi. Belki de sadece ölen ninem tanıyordu… Kim olduklarını sonradan öğrenecektim.

Hoca namazı kıldırırken bir gözüm de onlardaydı. Namaz boyunca başları öne eğik şekilde beklediler. Hiç kıpırdamadılar. Ta ki namaz bitip, hoca “Haklarınızı helal ediyor musunuz” diye sorana kadar. Tüm cemaat “Helal olsun” derken ben farklı bir ses duyuyor gibiydim. Herkesin ağzından çıkandan daha farklı bir cümle demek doğru sanırım. Nedenini bilmediğim bir şekilde gözüm peştemallı kadınların olduğu tarafa gitti. Zaten gariplerdi; bu garip ve korkutucu sesler de beni onlara bakmaya sevk etmişti. Yanılmamıştım da ses onlardan geliyordu. Ağızlarının hareket ettiğini görebiliyordum ama yüzleri hala yere bakıyordu.

Put gibi duran bu varlıkların konuştuğunu görmek, bilmek, nedense içime bir korku saldı ”Küllehü ene cinniah” ”küllehü ene cinniah” diyorlardı dördü birden. Dört ayrı ses tonunu kulaklarımda hissediyordum adeta. Bana uzak sayılabilecek bir mesafede olmalarına rağmen… O kadar yüksek ve bilinmezlik dolu bir sesle bağırıyorlardı ama benden başka hiç kimse o tarafa bakmıyordu. Sadece ben duyuyor gibiydim sanki. Kimseye de soramıyordum “Kim bunlar? Neyin nesi? diye çünkü herkes cenazeyle ilgileniyordu

Ben bunları düşünüp, kadınların olduğu tarafa bakarken cemaat cenazeyi musalla taşından kaldırmıştı bile. Mezara doğru gidiyorlardı. Turgut’un yani kuzenimin dürtmesiyle düşüncelerimi toparladım, tabutu taşımaya yardım ettim. Mezarın yanına getirdik tabutu ve yere koyduk. Babam ve hoca, tabutu açıp cenazeyi mezara yerleştirdiler ama cenaze mezara yerleştirilirken mezarın etrafına bir çarşaf gerdiler. Daha sonra da hoca çapraz şekilde tahtaları yerleştirdi ve mezara toprak atılmaya başlandı. Ben de bir kaç dakika sonra küreği alıp toprağı atmaya başladım. Birkaç kürekten sonra küreği yanımdaki adama verdim. Mezarın başında kalabalık yapmayayım deyip biraz uzaklaşmak için arkamı döndüm. Döner dönmez de onu gördüm!

Korku Hikayeleri, Cenazede Başlayan Musallat – Peştemallı kadınlardan biri tam arkamda durmuş, başı öne eğik şekilde… Birden karşımda görünce betim benzim attı, tüylerim diken diken oldu. Kendimi panikle bir iki adım geriye atınca arkamdaki birine çarptım. Bir anlığına kafamı; çarptığım adama doğru çevirdim. Özür dilemeden tekrar önüme; onu gördüğüm yere baktım ama yoktu. Az önce karşımda dikilen peştemallı kadın yoktu! Şimdi bir saniye içinde kuş olup uçmadı ya bu amk. Etrafa baktım; kalabalığın arasında kayboldu mu ondan mı göremedim diye?.. Yoktu! Zaten kaybolması da zordu. Cenazedeki herkes erkekti. Hemen görürdüm nerede olduğunu ama yoktu işte. Tekrardan bu sefer o 4 peştemallı kadının ayakta durdukları yere baktım, hiç biri yoktu.

Cenazeden sonra; annem, babam, akrabalar ninemin evinde başsağlığına gelenleri ağırlamak için kalırlarken ben de kendi evimize geçtim. Yakındı zaten birbirine evler. Amacım; yol yorgunu olduğum için biraz uyuyup, kendine gelmekti. Belki de yorgunluktan peştemallı kadınlara kafamı bu kadar takmıştım. Bir sigara yakıp içtim. Sonra da uyudum. Sadece birkaç saat uyuyacağım diye girdiğim yataktan hava kararınca anca çıkabilmiştim ama değmişti doğrusu. Uyandığımda kendimi oldukça dinlenmiş hissediyordum. Daracık araba koltuğu belimin ırzına geçmişti resmen. Kalktım baktım eve kimse yok hala. “Ninemin evindelerdir” diye düşünüp bir kaç şey atıştırıp evden çıktım. 

Hava iyice kararmıştı. Daha öncede söylediğim gibi ninemin evi yakındı bize. Birkaç dakika yürüdükten sonra vardım. Bizimkiler ateş yakmışlardı. Başsağlığına gelenler dışarıda sandalyelerde oturuyordu çünkü millet toplanmıştı üşümesin diye. Yalnız sadece erkekler dışarıda oturuyordu, kadınlarsa evdeydi. Neyse hoca geldi; mevlidi okudu. Sonrasında herkes yavaş yavaş dağıldı. En son bizim akrabalar kaldı. Dışarda üşüdüğümüzden biz de içeri girdik. Lokma filan ne zaman dağıtalım nerden alalım diye konuşuyorlardı. Ben hem sıkıldığımdam hem de sigara krizim geldiğinden dışarı çıktım. Ateşin etrafındaki sandalyelerden birine oturdum. Hem sigaramı içiyorum hem düşünüyorum… Bu sırada ilerdeki sokaktan bir ses duydum. Yavaş yavaş artan bir ses…

Eve ilk geldiğimde antrede, sonra da cenazede gördüğüm peştemallı kadınlar, karşıdaki sokaktan geçiyorlardı. Dördü yan yana sıralanmış yine yüzleri yere eğik ama bu sefer sessizler; sadece ayak sesleri duyuluyor ama bu ayak seslerini ayakkabı sesi olarak düşünmeyin; çıplak ayak sesiydi gelen sesler. Oturduğum sandalyede donakaldım, hareket edemedim. Sadece kadınlara doğru bakabiliyordum. Kendinizi benim yerime koyun; dört tane peştemallı, her yeri kapalı kadın, gece tek başlarına, karanlık sokakta yüzleri yere eğik şekilde yürüyor ve yere her basışlarında ayaklarının çıplak olduğunu anlıyorsunuz. Ben bu şekilde donmuş, sadece onlara bakabiliyorken evin kapısı açıldı. Refleks olarak hemen kapıya baktım. Amcamdı. Tekrar sokağa; yola baktım. Hiçbir şey yoktu. Artık garip şeyler olduğuna emin olmuştum

Korku Hikayeleri, Cenazede Başlayan Musallat – Akşam kendi evimize geçince babama dedim “Baba mezarlıktaki peştemallı kadınları tanıyor musun?” “Ne kadını? Ne diyorsun?” dedi. “Sen o kadınları görmedin mi mezarlıkta?” dedim. “Oğlum saçma sapa konuşma; cenaze namazında kadınların ne işi olsun? Zaten kafam balon gibi; dünya kadar cenaze işiyle, gelenle gidenle uğraştım. Bir de senin bu saçma sapan sorularınla mı uğraşayım?” dedi. “Lan nasıl olur; benim, gözlerimle gördüğüm, seslerini duyduğum kadınları babam nasıl görmedim der? Yoksa gerçekten de sadece ben mi görmüştüm? Kimsenin onlardan tarafa bakmaması bu yüzden miydi yoksa? Ama böyle bir şey nasıl olabilirdi ki?” diye düşünürken babam dedi “Onu bunu boşver de git şu ninenin evine bak; kapı filan açık kalmış mı diye. Şimdi ninenin öldüğünü duyup evin boş olduğunu bilirler hırsız filan gelir, bir şey çalınmasın.” dedi. 

Mecbur “İyi, tamam bakayım.” dedim. Gittim ninemin evine. İçimde beni rahatsız eden bir şeyler vardı. Bir an önce geri dönmek istiyordum. Neyse, vardım ninemin evine. Çıktım balkona. Önce kapıyı kontrol ettim; açıktı. “Ulan baba! Nasıl dikkatsiz bir insansın; kapıyı kilitlemeden bırakmışsın.” diyorum içimden. Sonra “Neyse” dedim “İçeriden bir şey çalınmış mı kontrol edeyim bari.” dedim. Açtım kapıyı. İçeri girdim. Lambayı yaktım. İçeride her yer her yerdeydi. Bütün eşyalar dağınık, yerlerde. Duvardaki fotoğraflar düşmüş… “N’oldu lan buraya?! Akşam böyle değildi burası.” 

Etrafa bakarken duvardaki tek fotoğrafa takıldı gözüm. Diğer fotoğraflar gibi yere düşmemişti bu. Daha yakından incelemek için ilerledim. Dedemle ninemin fotoğrafıydı bu. İkisi de çekyatta yan yana oturmuş, gülüyorlardı. Biraz inceledikten sonra, fotoğrafın sol köşesinde bir ayrıntı dikkatimi çekti. Başka birisi daha vardı fotoğrafta ama sadece bir kısmı görünüyordu. Ama bu kadarlık kısmını görmem bile bir şeyler anımsamama yetmişti. Peştemallı kadınlardan biriydi bu. İçimi bir ürperti kaplarken cama tıklatıldı.

Hemen arkamı döndüm. Bir anlığına da olsa birisini pencerenin önünden geçerken görmüştüm sanki. Ama söylediğim gibi anlık bir şeydi. “Belki de ben öyle sandım.” diye düşünüp, kendimi cesaretlendirmeye çalışıyordum. Bir yandan da “Bir an önce eve dönmeliyim.” diyordum. Kapıya doğru bir adım attım odadaki lamba söndü. Karanlıkta korkularımla kalakaldım. Birkaç saniye sonra tekrar yandı lamba ve pencerenin önünde onları gördüm! O dört peştemallı kadını! Yüzleri yere eğik şekilde duruyorlardı. Hiç hareket yoktu. “Kimsiniz siz!?” diye bağırdım; cevap yok. Tekrar bağırdım “Kimsiniz siz?!” diye yine cevap yok. Tekrar sormak üzereydim ki lamba yine söndü ve hemen sonra tekrar yandı. Pencere tarafına baktığımda peştemallı kadınlar kaybolmuştu. Aceleyle evden koşarak çıktım ama nasıl koşmak; topukları göte vur vura koşmak nasıl oluyormuş o gece öğrendim.

Korku Hikayeleri, Cenazede Başlayan Musallat – Nasıl bir panikle açtıysam kapıyı; bizimkiler kapıya geldi. Annem, babam, kardeşim yani. “Ne oldu? Niye koştun?” dedi annem. “Dört tane kadın vardı. Ninemin evinin dışında gördüm pencereden.” dedim. “Bana bir süre baktılar, sonra kaçtılar.” dedim. Babam hemen bakmaya gitti. Bense oturdum bekliyorum salonda annem “Kendine gelirsin, korkmuşsun” deyip su getirdi. Onu içtim. Yaklaşık 10 dakika sonra babam geldi “Sen kapıyı kilitledin mi de mı koştun geldin buraya?” dedi. “Ne kilitlemesi baba! Olduğu gibi bıraktım geldim nasıl kaçtığımı bilemedim. Evin içi de dağınıktı; duvardaki fotoğraflar filan hep yere düşmüştü. Gördün sen de değil mi?” dedim babama. “Ne diyorsun oğlum sen? Evin içi çıkarken nasıl bıraktıysak öyleydi düzenliydi yani. Kapı da kilitliydi zaten.” dedi. Ne diyordu bu adam; az önce bizzat yaşadıklarım gördüklerime nasıl yok öyle bir şey diyordu? Ben mi deliriyordum yoksa etrafımdakilerde mi bir gariplik vardı?..

“Tamam; boşverin.” deyip geçiştirdim. Odama geçtim. Amacım kafamı biraz olsun toparlayabilmekti. Hangisi hayal, hangisi gerçek, kimin söylediği doğru karıştırır olmuştum. Ertesi gün yani daha oraya gelmemin ikinci gününde “Sınavım var; gitmem lazım.” deyip, yola çıktım. Hiç aslı yoktu sınavımın olduğunun. Sadece kafayı yemeden uzaklaşmak istemiştim oradan. Giderken babam arabayı bırakmamı istemişti “Mevlit işi filan var; lazım olur.” diyerekten. Ben de mecbur bıraktım; otobüsle dönüyordum üniversite okuduğum şehre. Neyse, vardım şehre. Yolculuk iki saat civarı sürmüştü. Atladım servise, yurdun önünde indim. Bayağı geç bir saat olmuştu. Yurt odalarında tek tük ışık yanıyordu; çoğu kişi yatmıştı demek ki. Bizim odaya baktım; mavi cılız bir ışık yanıyordu. Gece lambasıydı yani. Oda arkadaşlarımda yatmıştı yani. Neyse çıktım odaya, açtım kapıyı. Yanımda bir tane küçük çanta vardı eşyalarımı koyduğum; onları açıp, dolabıma yerleştiriyorum gece lambasının zayıf mavi ışığında. Bir yandan da yataklarında yatan adamlara bakıyorum: Kim bunlar amk?

“Benim oda arkadaşlarıma hiç benzemiyorlar. Yanlış odaya mı geldim amk?” diye şüpheye düştüm. Kapıdaki oda numarasına bakmaya karar verdim. Açtım kapıyı dışarıdan baktım; evet doğruydu; benim oda numaramdı kapıda yazan. “E o zaman odada yatanlar kim amk? Hadi biri farklı kişi olsa bir şeyden şüphelenmeyeceğim de hepsi başka başka adamlar… Yoksa yarı karanlık odada yanlış mı gördüm çocukların suratını?” deyip odanın ışığını açtım bu sefer. Uyuyanların yüzüne dikkatlice baktım. Hayır: hiçbirini tanımıyordum.

Korku Hikayeleri, Cenazede Başlayan Musallat – “Lan noluyor amk? Odaya yeni birileri mi taşındı? Eee bana niye haber vermeden böyle bir şey yaptılar? Benim oda arkadaşlarımın hepsi birden mi gitti? Nasıl iş lan bu?” diye kafamda düşünceler dolanırken kafamda, sigara içme isteği geldi. Kafam karıştığında hep böyle olurdu. Kafamdaki düşünceleri toparlamak için bir sigara yakıp, pencereye gittim. Açtım pencereyi. Sigarayı içime çekip düşüncelerimi toparlamaya çalışırken odanın lambası söndü. Birkaç saniye sonra tekrar yandı. Arkamı döndüm “Lamba niye kapanıp açıldı?” diye. Gördüklerim karşısında küfür bile edemedim. Odanın orta yerinde dört peştemallı kadın ayakta, yüzleri yere eğik şekilde duruyorlardı! Yine aynı şeyleri söylüyorlardı “Küllehü ene cinniah” ”Küllehü ene cinniah” Hiç durmadan bunu söylüyorlardı. Sesleri odada yankılanıyordu. Seslerden olsa gerek odadaki tanımadığım çocuklar da uyandı hepsi birden.

Ben “N’oluyor lan?” diye bağırıp çağıracaklarını düşünürken onlar hiçbir tepki göstermeden kalktılar. Peştemallı kadınların yanına gittiler. Hepsi birden bana dönük şekilde aynı cümleyi söylemeye başladılar “Küllehü ene cinniah” ama onlar yere bakmıyorlardı kadınlar gibi. Yüzlerini görebiliyordum. Gözleri tamamen bembeyazdı. İnsan gözü gibi değildi; gözbebekleri yoktu. Derken birisi bana doğru yaklaştı. Bense olduğum yerden kıpırdayamıyordum. İyice yanıma yaklaştıktan sonra; bağırarak, normal olmayan, daha önce hiç kimseden duymadığım bir ses tonuyla “Tavvil umri’’ dedi.

Uyandım irkilerek. Etrafıma baktım; otobüsteydim. Dışarıya baktım; gökyüzü aydınlıktı. Nasıl bir rüyaydı bu? Sanki gerçek gibiydi. Saate baktım; daha yola çıkalı yarım saat olmamıştı. Derin bir nefes aldım. Yol boyunca rüyanın etkisiyle hiç uyumadım. Neyse; vardım üniversite okuduğum şehre. Yurda gittim. Odada kimse yoktu daha gündüz olduğu için herkes okuldaydı sanırım. Hem yol yorgunluğu hem de rüyanın etkisinden olsa gerek, üstümü değiştirip yattım yatağa biraz uyumak için. Uyandığımda oda karanlıktı. Gece olmuştu. Birkaç dakika yatakta debelenip kendime gelmeye çalışırken kapının dışından sesler duydum.

Oda arkadaşlarımın sesleriydi gelen sesler. O anda rahatladım. İster istemez de olsa rüyanın etkisi altında oluyorsunuz çünkü “Ya yine rüyamdaki gibi olursa” diye düşünüyorsunuz. Kapıyı açtılar önce. Sonra ışığı açtılar ama gördüklerim beklediklerimle aynı değildi. Gelenler rüyamda gördüklerimle aynı kişilerdi. Çok net hatırlıyordum. Odaya girip beni gördüklerinde içlerinden birisi “Kardeşim hoşgeldin. Başın sağolsun tekrardan. Hayırdır niye erken geldin bu kadar?” dedi. Sesi oda arkadaşım Kadir’in sesiydi ama sureti farklıydı. O değildi. Böyle bir şey nasıl olabilirdi? Allah kimseye; sesi tanıdık ama sureti başka birisi olan birini görmeyi nasip etmesin! Dilim tutulmuş gibi kalakaldım. Konuşamıyordum zaten bu durumda ne konuşabilirsiniz ki? Karşımdaki benden cevap bekler gibi bana bakıyordu. 

Korku Hikayeleri, Cenazede Başlayan Musallat – Cevap verememem diğerlerinin de dikkatini çekmiş olacak ki onlar da bana bakmaya başladılar. “İyi misin kardeşim? Neyin var?” dedi tekrardan. Hala inanamıyordum; sesi Kadir’in sesiydi fakat sureti rüyamda gördüğümün aynısıydı. Yanıma doğru gelmeye başlayınca “Gelme!” dedim. “Gelme! Dur, uzak dur benden!” “N’oldu la?” dedi karşımdaki. “Kimsin sen?” dedim “Kadir lan ben. Tanımadın mı?” dedi. “Uyku sersemi; gözün mü görmez oldu?” dedi. Ne diyordu bu karşımdaki? Yoksa gerçekten ben mi yanlış görüyordum? Ama yok! Her şey karşımda apaçık duruyordu. Sesi Kadir’in sesiydi fakat sureti onun değildi. “Uzak durun benden!” dedim.Yataktan kalktım. Kapıya doğru yöneldim. Kendini oda arkadaşım diye tanıtanlar ise sadece bana bakıyorlardı. Aceleyle açtım kapıyı hemen müdür odasına koştum.

Baktım odaya; müdür hala odadaydı. Işığı yanıyordu çünkü pencereden görünüyordu. Kapısını çalmadan direkt girdim odaya ama karşımda müdür yerine başka birisi vardı. Aklımdan odada olanların hepsi burada da mı olacak diye geçti ama emin olmak için sordum belki başka birisi yerine bakıyordur diye. “Müdüre bakmıştım ben.” dedim. Karşımdaki adam suratıma garip garip baktıktan sonra “Tanımadın herhalde oğlum… Tanımadın mı benim Turhan abin, müdür.” dedi. O sırada da arkama doğru baktı. O bakınca ben de arkama baktım. Odadakiler arkamdaydı. Beni takip etmişlerdi. “N’oldu buna?” dedi karşımdaki adam odadan gelenlere. Benden bahsediyordu. Onlar da “Bilmiyoruz” anlamında kafalarını salladılar. Bense bir anlık reflekse odadan çıktım kapıda bekleyenlerin arasından. Yurttan çıktım ağlıyorum ama kaçarken. Bu yaşadıklarım neydi? Hepsi zihnimin bana oynadığı bir oyun muydu?

Hem yorulup hem de yurttan biraz uzaklaşınca bir banka oturdum. Korku ve şaşkınlıktan dolayı titriyordum. Haliyle sigara yakmam da zor oldu. Gördüklerim, yaşadıklarımdan sonra yurda dönemezdim. Ben de sınıftan tanıdığım, evde kalan bir arkadaşımı aradım “Sende kalabilir miyim bugün?” dedim. “Kalabilirsin tabi. Hayırdır; yurtta bir şey mi oldu?” dedi. “Eve gelince anlatırım.” dedim. Sınıfta en yakın arkadaşımdı Berkay hatta evine birkaç kez kız bile atmıştım. Her neyse; vardım evine, çaldım kapısını ama içimde bir korku da var; ya yurtta yaşadıklarım burada da başıma gelirse ya Berkay da tanıdığım bildiğim gibi görünmezse o zaman artık kafayı yer miyim acaba? 

Korku Hikayeleri, Cenazede Başlayan Musallat – Ben bunları düşünürken kapıyı açtı. Normaldi yani bildiğim Berkay “Kardeşim, kötü bir şey mi oldu?” dedi. Kapıyı açar açmaz “Lan bu kadar mı belli oluyor? Yaşadıklarım yüzüme mi vurmuştu? Belki yurtta sıkıldım da geldim yanına. İnsana direkt böyle sorulur mu? Kafamda bunlar dolanırken” dedim. “Kapı ağzında mı konuşalım? İçerde konuşuruz.” dedim. Geçtik içeri. Çay koymuş, ben gelmeden; onu getirdi mutfaktan. Bardaklara koydu. Bir sigara yaktım çayın yanında. Başladım yaşadıklarımı anlatmaya. Kelime atlamadan hepsini anlattım. Anlatacaklarım bittikten sonra gayet bilgili şekilde “Var böyle şeyler kardeşim.” dedi. “Senin yaşadıklarına benzer bir şeyi benim uzak akrabalarımdan biri de yaşamıştı. Tam olarak aynı olmasa da…” dedi. Demek ki bu kadar sakin ve bilgili şekilde karşılamasının sebebi buydu. “Ne bunların sebebi?” dedim. “Korkanlar üç harfli de derler, iyi saatte olsunlar da. Herkes adını anmaya korkar ama hepsinin demek istedikleri cindir.” dedi.

Cin lafından korktum çünkü başıma böyle bir şey geleceğini hiç düşünmemiştim daha önce. Zaten kim düşünürdü? Akla hayale gelmeyecek şeylerdi bunlar. “Neydi akrabanın başına gelenler?” dedim Berkay’a.  Anlatmaya başladı “O ki akrabamı hiç görmedim. Ben doğmadan çok önce yaşamış. Babannem anlattıydı bana da. ‘Onlara karıştı’ derdi.” “Peki nasıl olmuş?” dedim anlatmaya devam etti.  “Arıcı Mustafa derlermiş ona. Ova ova, dağ dağ; kovanları gezdirir, arıların bol çiçekli yerlerden beslenmesini, bal yapmasını sağlarmış. Geceleri de genelde kovanların başından ayrılmazmış ayı ya da vahşi hayvanlar kovanları talan etmesinler diye. Bazen tek başına olurmuş bazen de arkadaşlarıyla. Lakin bir gün kovanları beklemede tek başınayken tam uykuya dalacağı sırada bir ses duymuş… Bir tıkırtı sesi… Hemen kalkmış tabi panikle kovanlara bakmış ama hiçbir şey yok. Merak da etmiş tabi sesin nereden geldiğini. Etrafa bakmaya başlamış elinde gaz lambasıyla. Biraz ilerledikten sonra onları görmüş.”

“Neleri görmüş oğlum? Gizemli gizemli anlatma Berkay?” diye buna biraz atar yaptım. O da anlatmaya devam etti “Onları görmüş.” dedi. “Bir kafileyi… Sessiz bir kafileyi. En önde at üzerinde bir gelin varmış. Arkasında da sıra halinde yürüyen kişiler ama garip olan şu ki at ve çevresindekiler geri geri yürüyormuş; ileri doğru değil. Yüzlerinin baktığı yönün tam tersine doğru. Hemen anlamış tabii ki Arıcı Mustafa onların cinlerin düğün kafilesi olduğunu. Olduğu yere kendini atmış saklanmış. Kafile onu fark etmeden geçip gitmiş ya da Arıcı Mustafa öyle sanmış. 

Korku Hikayeleri, Cenazede Başlayan Musallat – Sabaha kadar beklemiş Arıcı Mustafa. Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte de kovanlarını, her şeyini geride bırakıp köye geri dönmüş ama bu olaydan sonra köylüler onun garip hal ve hareketler içinde olduğunu fark etmişler. Gündüzleri köyün çevresindeki dağlara tek başına gider, oralardan 2-3 gün boyunca gelmek bilmezmiş. Bir gün abisi bu durumlardan iyice şüphelenip, onu, yine dağa gittiği bir gün takip etmiş. Epey bir süre takip ettikten sonra, bir oyuğun önünde durmuş Arıcı Mustafa. Anlaşılmayan bir dille bağırmış oyuğa doğru. Bağırdıktan bir süre sonra da kollarını açıp birilerine sarılır gibi hareketler yapmaya başlamış.

Abisi bu durumdan hem korkup hem de delirdiğini düşünmüş ve onu izlemeyi bırakıp yanına doğru yürümüş. Onun geldiğini fark eden Arıcı Mustafa onu uzaklaştırmaya çalışmış “Git” demiş abisine sinir ve panikle “Sadece git. Beni onlarla rahat bırakın.” demiş. “Kimler? demiş abisi. “Etrafındakiler şu anda sana bakıyorlar. Sen onları göremezsin. Git burdan hemen.” demiş. Abisi anlattıklarına anlam veremeyip, korkusundan Arıcı Mustafa’nın dediğini yapmış ve gitmiş. O andan sonra Arıcı Musafa’yı ne bir gören olmuş ne de duyan. Delirdi de derler onlara karıştı da. Onlardan kurtuluş zordur. Senin başına her nasıl musallat oldularsa kolay kolay bırakmayacaklar.” 

“Bunun bir çaresi yok mu kardeşim? Yoksa ben de onlara karışıp gidecek miyim? Çevremde görünmeyen şeyleri gören, görünen şeyleri farklı gören birisi mi olacağım? dedim. “Bunların sana nasıl musallat olduklarını öğrenmemiz lazım.” dedi. “Nasıl öğreneceğiz?” dedim. “Bu işlerin ehli birine gitmemiz lazım.” dedi.

Birkaç gün sonra indik arabadan, çaldık bir evin kapısını. Hava da kararmaya başlamıştı. O arada acaba geri dönsek mi diye düşünmedim değil çünkü geldiğimiz yol bile bana korkutucu gelmişti nedense. Belki yaşadıklarımla alakalıydı. Berkay da burayı nerden bildiğini hiç söylememişti bana. Ben bu düşüncelerdeyken kapı açıldı. İçeriden bir kadın çıktı. Yaşlı, yüzü buruşmuş, siyah bir başörtüsü takan biriydi. Direkt “Ne istiyorsunuz? dedi. Direkt sert bir şekilde giriş yapınca ilk birkaç saniye cevap veremedim. Cevap verecekken Berkay benim yerime konuştu “Bir şey danışacaktık size.” diyebildi sadece. “Ne?” dedi kadın. Beni işaret ederek “Arkadaşıma bir büyü yapıldığını ya da musallat olduklarını düşünüyorum.” dedi. “Geçin içeri.” dedi kadın. 

Korku Hikayeleri, Cenazede Başlayan Musallat – İçeri geçtik Berkay’la birlikte. Evde doğru düzgün eşya yoktu. Bir masanın üzerine konulmuş cam kavanozların içinde çeşitli renkte sular vardı ya da her neyseler işte… Duvarda Arapça yazılı bir kağıt vardı. Sonradan o kağıt elime geçti. Size onun fotoğrafını atacağım. Arapça yazılı kağıdın bulunduğu duvarın karşısındaki duvara insan çizimi yapılmıştı. Sonradan şahit olduğum bir büyüde çizilenin aynısıydı. Sadece daha büyüktü bu duvardaki. Ben evi incelerken falcı kadın “Oturun!” dedi. Berkay’la bakıştık ama oturacak ne çekyat ne koltuk ne sandalye ne de herhangi bir şey vardı… Bunu düşündüğümüzü fark etmiş olacak ki “Yere çökün” dedi. Sesi emrediciydi. Dediğini hemen yaptık. “Sana musallat olan var mı yok mu öğrenmek için onu çağıracağım.” dedi. “Lakin korktuğunuz anda sakın dua okumayın. Çağıracağım cin Müslüman taifesinden değil.”

Benim gözler fal taşı gibi açıldı cin çağırma lafını duyunca, Berkay’a baktım yere bakıyordu. Gözlerini kapatmıştı. “Nereye düştüm ben bir delinin peşine takılıp da?” diyordu içinden muhtemelen ama bunun suçlusu ben değildim. Kendisi getirmişti beni buraya. Kadın bizim bulunduğumuz yerden ayrıldı. Berkay’la bense biraz olsun bile kıpırdamıyorduk. Sonra falcı kadın geldi. Elinde bir ekmek ve Kuran vardı. Kuran’ı açtı. Dikkatimi çeken bir şey oldu; bazı sayfaları yırtıktı. Falcı kadın açtığı sayfayı yırttı. Ben ise “Ne yapıyor aq delisi?!” diyorum içimden. Yere koydu yırttığı sayfayı. Üstüne getirdiği ekmeği koydu. Sanki biz odada yokmuşuz gibi Kuran ve ekmeğin üstüne doğru çömeldi ve işemeye başladı üstüne!.. 

Şaşkınlık ve korkuyla bakıyordum olan bitene. Berkay’a baktım; gözleri yuvalarından fırlayacak gibi bakıyordu kadına. Bu yaptığının nedenini o zaman bilmiyordum ama sonradan öğrendim: Müslüman olamayan bir cinden yardım almak için Müslümanlığı aşağılayacak şeyler yapmak gerekirmiş. Kadın da bu yüzden öyle yapmış. Falcı kadın ayağa kalktı. Tam önümüze geldi. Odada bulunan fakat daha önce görmediğim siyah taşları bir kabın içinde yaktı. Siyah bir duman çıkıyordu yanan şeyden. Duman bütün odayı kaplamıştı. Arapça olduğunu tahmin ettiğim bir takım sözler söylemeye başladı yanan ateşe bakarak ama çok hızlı şekilde söylüyordu. Söylediklerini anlayamıyordum. Durdu, Türkçe konuşmaya başladı “Ey ilim sahibi Kasum! Ateşten doğma Kasum! Bu aciz olan topraktan yaratılanlara ses ver!” dedi ve bana sordu “İsmin nedir?” 

Korku Hikayeleri, Cenazede Başlayan Musallat – İsmimi söyledim. Tekrar anlamadığım dilde konuşmaya başladı. Bu sefer yavaş konuşuyordu “Ve sahi cesedi kulli” dedi. Ateşten öyle bir duman çıktı ki tüm odayı kapkaranlık yapmıştı. Tekrar bana baktı “Yedi neslini bırakmayacak bir büyü var üstünde. Onların yedi ceddine senin yedi neslin.” dedi “Çok güçlü bir büyü.” dedi. “Kim, neden yapmış bu büyüyü? Nasıl kurtulacağım bundan?” dedim. “Bu musallat sana değil, ailenden senin soyundan birine yapılmış. Onlarla bir anlaşma yapacağız sana ve sülalene musallat olan kabileyle. Başka yolu yok.” dedi. “Nasıl olacak bu anlaşma?” dedim. “Şimdi olmayacak.” dedi “Dokuz akşam sonra bana istediğim malzemeleri getir. Dokuz akşam sonra bu evde olacak ayinle onlar anlaşmayı kabul ederse bu büyü, bu musallat bitecek.” dedi. 

“Lakin o vakit gelinceye kadar bundan kimseye bahsetmeyeceksiniz. Eğer onlardan ve musallattan ne kadar çok haberi olan olursa onları başınıza daha da sararsınız.” dedi. İstediği malzemeleri söyledi. Şimdi burada yazmayacağım. Onları bulmaya çalışıp ileride anlatacağım ayini uygulamaya çalışanlar olabilir diye. Getirmem gereken malzemeleri söyledikten sonra “Çabuk gidin buradan” dedi. “Hava karardı. Yatsı olmak üzere…”

Çıktık falcı kadının evinden. Düşüncelerimi toparlamaya çalışıyorum ama toparlayamıyorum bir türlü. Böyle bir şey başınıza gelse siz ne hissederdiniz ki? Yaktım bir sigara, yola çıktık Berkay’ın arabasıyla. Benim soyumdan kime musallat olmuşlardı? O anda aklımda bir kıvılcım çaktı resmen! Cenazeye gittiğim günü hatırladım. İlk kez orada görmüştüm peştemallı kadınları. Ninemin evinde; antrede; ayakta, yüzleri yere eğik şekilde beklerlerken. Cenazeyi dışarı çıkarmaya çalışırlarken kimse onlar varmış gibi davranmıyordu keza mezarlıkta da öyleydi. Bütün bunların ninemle bir ilgisi var mıydı gerçekten? Yoksa ben mi kafamda kuruyordum? Ancak ninemin vefatının hemen ardından bunların olmasının bir anlamı olmalıydı? Onun musallatı benim üzerime mi bulaşmıştı?Kafamda binlerce soru vardı ve bunların cevabını bulmadan duramayacaktım. Berkay’a dedim “Beni otogara bırak. Memlekete döneceğim. Evdekilere anlatmam lazım bütün olanları. Falcı kadının dediklerini hatırlattı “Kimseye anlatmaman gerekiyor” filan dedi ama onu dinlemedim bile. Bindim en yakın zamanda memlekete giden otobüse, indim eve. 

Korku Hikayeleri, Cenazede Başlayan Musallat – Sabahın ilk ışıkları köyü yeni aydınlatmaya başlamıştı. Birkaç gün önceyi düşündüm. Cenaze için geldiğimde ne kadar normal bir hayatım olduğunu, şimdiyse nasıl bir hayatım olduğunu… Ninemin evinin önünde durduğumda ise tüm bu düşüncelerden arındım. Her şeyin başladığı yer burasıydı. İlk önce evi dışarıdan bir süre inceledim. Hem havanın aydınlanması hem de meraktan dolayı içeri girmeye karar verdim. Havanın aydınlanması cesaret veriyordu en azından. Kapıya baktım; kilitli değil, açıktı. “Babam niye kilitlememiş?” dedim kendi kendime ama üzerinde fazla da durmadım. İçeriye girdim. Düzenliydi içerisi. Duvardaki fotoğraflara baktım; hiçbir anormallik yoktu. Ninemin eşyalarını sakladığı yüklük vardı. Bilenler bilir; genelde eski evlerde olur. O anda aklıma oraya bakmak geldi. Açtım kapağı; yorganlar vardı. Aralarına elimi soktum bir şey bulabilir miyim diye, bulamadım. 

Bu böyle olmayacak diye yorganların döşeklerin hepsini indirdim. Bir çarşafa sarılmış halde metal bir kutu buldum. Hemen açtım. Fotoğraflar vardı içinde. En üstteki fotoğrafı elime aldım. Dedem ve ninemin fotoğrafıydı. Bu evde çekilmiş bir fotoğraf; çekyatta yan yana oturmuş, gülümseyerek poz vermişler… Ah bir de gerçek suratları olsaydı! Size o an yaşadığım korkuyu tarif edemem. Fotoğraftaki gülümseyen yüzlerin korkunçluğunu. Korku ve dehşet duyup, hemen fotoğrafı olduğu yere bıraktım. Evden çıkmak istiyordum sadece. Kapıya yöneldim. Açmaya çalıştım açılmadı. Arkamı döndüm; karşımdalardı!

Dedem ve ninem karşımdaki çekyatta oturmuş, bana bakıyorlardı. Fotoğrafta olduğu gibi aynı ama karşımdakiler gerçekti. Fotoğraf karesi değillerdi. “Sette kül lehü cinniah’’ dedi ikisi birden. Yüzleri daha da iğrenç ve korkunç bir hal aldı. “Sette kül lehü cinniah’’ derlerken pencere tarafını işaret ediyorlardı. Kafamı pencereden tarafa çevirdim. Dört peştemallı kadın pencerenin önündeydi. Yine aynı şekilde yüzleri yere eğik… Kafamı tekrar ninem ve dedemin olduğu yöne çevirdim. Bu sefer çekyatta oturmuyorlardı; hemen dibimdelerdi. O korkunç yüzleriyle sadece birkaç santim uzağımdalardı. Nefeslerini hissedebiliyordum. Sonra otobüsün kasiste sarsılmasıyla uyandım. Yanımdaki sudan içtim hemen. Boğazım yanıyordu resmen.

Neyse, indim otobüsten; geldim köye. Ninemin evinin önünde bir kalabalık toplanmıştı. Bazıları sandalyede oturmuş, bazıları da ayakta bekliyordu. Ayrıca duaya benzer sesler geliyordu kalabalığın toplandığı yerden. Arapça sesler korku duymama sebep olmuştu ama bu seslere kulak kabartınca peştemallı kadınların söyledikleriyle aynı olmadıklarını fark ettim. Bu, bir nebze de olsa içimi ferahlattı. Bu ferahlamayla kalabalığa doğru yaklaşınca bunların mevlit için toplandığını anladım. Hoca elinde mikrofon, okuyordu. Ben de bir köşeye oturdum. Aileme yaşadıklarımı anlatmak için milletin dağılmasını mevlitin bitmesini bekliyordum.

Korku Hikayeleri, Cenazede Başlayan Musallat – Neyse, hoca okumasını bitirdi. Millet yavaş kalkmaya başladı. Müteakiben yanımdaki sandalyelerde oturan dayılar, kendi aralarında konuşmaya başladılar. Başta konuşmaları ilgimi çekmedi ama daha sonra dikkat kesilmemi sağlayacak şeyler konuşmaya başladılar. Şöyle diyordu yaşlı dayının biri “Allah affetsin; arkasından dua okuyoruz ama günahları büyüktü. Büyük oğlununun ilk karısına büyü yaptırıp ayırdı derlerdi. Ne kadar doğru bilinmez ama olan laf budur”. Onu dinleyen dayılardan biri “Doğru, doğru…” diye onayladı. Konuştukları doğru muydu gerçekten yoksa sadece birer dedikodu muydu? Ama ateş olmayan yerden duman çıkmazdı… Amcamın eski karısı kimdi? Bugüne kadar amcamın ayrıldığını kimseden işitmemiştim. Bir şeyler saklanmaya mı çalışılmıştı yoksa?

Mevlitten sonra herkes dağılınca; annem “Sınavın yok muydu? Niye geldin?” dedi. “Tek sınavım vardı; ona girip mevlite yetişeyim dedim” diye bir yalan uydurdum. Halbuki mevlit olduğundan haberim bile yoktu. Yaşadıklarımı hemen anlatmamaya karar verdim. Amacım; ninemin evinde amcamın eski karısı hakkında bir şeyler araştırmaktı. Aslında ne aradığım ne bulacağım konusunda en ufak bir fikrim yoktu ama evi aramalıydım. Bir şeyler beni dürtüyordu sanki. Girdim içeri. Rüyamda olduğu gibi yüklüğe baktım ilk olarak. Açtım kapağını, yorganları kaldırdım. Rüyamdaki gibi çarşafa sarılı bir kutu vardı. İçimden rüyamdakilerin aynısını mı göreceğim diye bir korku duyuyordum. Tereddüt içinde kutuyu açtım. Fotoğraflar vardı içinde. En baştaki fotoğrafı aldım. Bu fotoğraf rüyamdaki gibi değildi. Dedem, amcam ve bir kadın vardı fotoğrafta. Kadın kapalıydı. Fotoğrafa bıkkın bir şekilde bakmıştı. sebebsizce peştemallı kadınlarla aralarında bağlantı kurdum. Belki de yüzünü hep merak ettiğim kadınların yüzüne bakıyordum elimdeki fotoğrafta. Bu neyin nesiydi? Babama sormalıydım.

Amcamı arıyorum telefonla ama telefonu kapalı. Evini arıyorum evinde de değil. Yengem de nerede olduğunu bilmiyor… Kafamı toparlamak için bir sigara yakmışken telefonum çaldı. Arayan Berkay’dı. “Ne yaptın? Anlattın mı ailene olanları?” dedi telaşlı bir sesle. “Hayır anlatmadım.” dedim “ama bir fotoğraf buldum ninemin evinde. hiç tanımadığım bir kadın da vardı fotoğrafta. babam da tanımıyor.” dedim. Berkay “Hemen buraya gel. Fotoğrafı falcı kadına gösterelim.” dedi. “Fotoğrafta amcam var. Hem onunla alakalı bir şeyler duydum burada. Onunla konuşsam daha iyi olacak aslında ama ulaşamıyorum amcama.” dedim. “Sen gel buraya. Falcı kadına gidelim. Fotoğraf önemli bir şey dedi. Büyü yapılırken bile kullanılan bir nesne. Falcı kadın o fotoğraf sayesinde bir şeyleri görür.” dedi. Haklı olabilir miydi? Amcama da ulaşamıyordum zaten. İşler iyice garipleşmişti. Ne kaybederdim ki fotoğrafı falcı kadına göstersem. Belki de Berkay’ın dediği gibi bir şeyleri görürdü. Kim olduğunu bana söyleyebilirdi. “Tamam” dedim Berkay’a “Geliyorum.”

Korku Hikayeleri, Cenazede Başlayan Musallat – Birkaç saat sonra nihayet üniversite okuduğum şehirde Berkay’ın yanındaydım. Atladık arabasına falcı kadının evine doğru yola çıktık. Yolda Berkay’la neredeyse hiç konuşmadık. Üzerinde garip bir hava vardı. Sadece fotoğrafı görmek için konuşmuştu benimle. Her neyse; vardık falcı kadının evine. Çaldık kapısını. O uğursuz suratıyla kapıyı falcı açtı kapıyı. Sanki yıllardır yıkanmamış gibi yüzündeki kırışıklar kapkaraydı. “Neden geldiniz?” dedi “Dokuz gün dokuz yatsı sonra gelin demedim mi size?” dedi. Hiçbir şey söylemedim. Sadece fotoğrafı gösterdim “Bu fotoğraftakini öğrenmek istiyorum. O yüzden geldim, ilminle yardımcı bana.” dedim. 

“İçeri geçin.” dedi ben bunları söyledikten sonra. İçeri geçtik. Elimden fotoğrafı aldı. Bir kabın yarısına su doldurdu. Daha sonra kırmızı bir sıvının olduğu şişeyi aldı evdeki tek masanın üzerinden. Kapağını açtığında ise odayı leş gibi bir koku kapladı. Kan kokusuydu bu. Kim bilir hangi mahlukun kanıydı. Yarısına kadar su doldurduğu kaba biraz da kan döktü. Daha sonra fotoğrafta kadının olduğu kısmı kesti, kestiği kısmı kabın içine attı. İşaret parmağıyla karıştırmaya başladı su ve kanı fotoğraf ile birlikte. Mırıldanarak bir şeyler okumaya başladı ama onları buraya yazmayacağım çünkü direkt olarak ifrit çağırmayla ilgili, karanlık, bilinmemesi gereken sözler bunlar. Mırıldanarak başlayan sözler gitgide daha yüksek şekilde söyleniyordu. Odanın içinde sesler yankılanıyordu artık “Ellezine fereha minhasse azeferun min şerri”. 

En sonunda durdu, yüzünü kaptan bana doğru çevirdi “Ninen bu kadına büyü yapmış oğlum. Yani gelinine. Onun adını, varlığını kimse hatırlamıyor büyü yüzünden. Büyü çok güçlü, çok tesirli. Allah nineni affetsin. Hepinizin günahı onun boynunda. Ninenin soyundan gelenlerin hepsi bu büyünün cezasını çekecek, delirecek, olmayan şeyleri görmeye başlayacak, hepsi çığlıklar içinde yitip gidecek.” dedi. Benim bugüne kadar hiçbir kötülüğünü görmediğim ninem nasıl böyle şeyler yapmıştı? Onun yaptıkları yüzünden ben ceza mı çekecektim? Cinlere mi karışacaktım? Delirecek miydim? Peki sadece neden ben yaşıyordum bunları? Ben bu düşüncelerdeyken falcı kadının sesi beni kendime getirdi. “Bundan kurtulmanın iki yolu var; ya sana musallat olanlarla bir anlaşma yapacaksın ya da onların hepsini yakacaksın. Sana ve sülalene verilen cinler çok güçlü. İfritler anlaşmazlar. Sadece tek bir yolun var onları yakmak. Lakin buna benim ilmim yetmez. Sana musallat olanlar çok güçlü. Bu işi burda yapamazsın.” dedi. “Nasıl yapacağım? Nasıl kurtulacağım?” dedim “Dörtova köyünde bir hoca var. İlmi çok geniş. O sana yardımcı olabilecek kişi. Gidin burdan şimdi onu bulun.” dedi

Korku Hikayeleri, Cenazede Başlayan Musallat – Köye yaklaştıkça yol iyice bozulmuştu. Artık toprak yolda ilerliyorduk. Nihayet köyün içine geldik. Küçük bir camisi vardı köyün ama çok eskiydi, ışıkları yanmıyordu. Aslına bakarsanız cami olduğu bile anlaşılmıyordu neredeyse. Çok bakımsızdı. Sadece çok ufak bir minaresi olduğu için cami demiştim. Birkaç kişi, köyün meydanında sandalyede oturmuş, konuşmadan duruyordu. Kahvehane desem kahvehane değildi. Öyle bildiğin meydanda put gibi oturuyorlardı. Arabadan indik, yanlarına gittik. “…. hocanın evini gösterir misiniz?” dedim. Karşımdaki, ağzını açmadan birkaç yüz metre uzaktaki tepeyi gösterdi eliyle. Garip bir köydü hiç şüphesiz. “Tamam. Sağol dayı.” dedim cevap bile vermedi. “Hadi gel Berkay.” dedim “Yürüyerek gidelim. Yolda yürürken başka bir şey daha dikkatimi çekmişti; köyde hiç araba yoktu. Sokaktaki hayvanlardan başka köyde bir hareket de yoktu. Tepedeki hocanım evine vardık Berkay’la birlikte. Çaldım kapıyı. 

Birkaç saniye sonra kapıyı hoca olduğunu tahmin ettiğim kişi açtı. Sakalları uzun ama genç sayılabilecek birisiydi. “Buyrun” dedi. “Hocam” dedim “Başımda bir bela var. Ancak sizin bunu çözebileceğinizi söylediler.” dedim. Ben bunları söylerken bana doğru bakmıyordu. Berkay’a bakıyordu. “Kapıda beklemeyin. İçeride konuşalım; buyrun” dedi. Geçtik içeriye. “Oturun evladım” dedi. Kapının açıldığı odaya girdiğimizde, odada karşılıklı iki çekyat vardı. Zaten Berkay’la ben birisine oturduk hoca da tam karşımızdaki diğer çekyata oturdu. “Selamun aleyküm” dedi. “Aleyküm selam” diye karşılık verdim. “Burayı, bu evi size kim tarif etti? Herhangi bir sıra dışılık gördünüz mü?” dedi. “Köyün meydanında oturan iki yaşlı adam vardı lakin konuşmadılar hiç. Elleriyle işaret ettiler bu evi. Öyle bulduk burayı.” dedim. “Anladım” anlamında başını salladı. Daha sonra “Anlat derdini” dedi. 

Tek kelam atlamadan başımdan geçenleri anlattım. Hoca sessizce dinledi sadece. Ben anlatmayı bitirince “Vaktimiz az” dedi “Acele adeceğiz.” İçeri, odaya geçti hoca. O sırada Berkay’a baktım. Sakindi. Benim içimdeki heyecan ve korku onda yok gibiydi. Bu sırada hoca tekrar odaya geldi. Elinde tam üç tane mum vardı ve bir kağıt. Bize döndü “Perdeleri kapatın ve ışığı söndürün. Daha sonra yere diz çökerek oturun” dedi. Hemen dediklerini yaptık. Bütün perdeleri kapattık, ışığı da kapattık. Zaten Ay’ın olmadığı bir geceydi; perdeler de kapatılınca iyice zifiri karanlık içinde kalmıştık. Taa ki hoca mumları teker teker yakmaya başlayıncaya kadar. Artık odada üç mumun verdiği cılız ışık vardı. Mumların alevlerinin hareketiyle duvardaki gölgeler de hareket ediyor gibiydi. Hoca elindeki kağıdı üç parça haline getirip, hepimizin önüne dizdiği mumlarda üç kağıdı ayrı ayrı yaktı. Yaktığı kağıtlar, önce kırmızı sonra mavi bir alev alarak yanıyordu ve dumanları odayı kaplıyordu.

Korku Hikayeleri, Cenazede Başlayan Musallat – Sonra başını öne eğdi ve mırıldanarak bir şeyler okumaya başladı. Daha sonra sesi yükseldi şöyle diyordu “M.. ene v… ente ya nar”. Üç defa bu sözü yüksek sesle tekrarladı. Odayı o küçük kağıtlardan çıktığına inanamayacağınız bir duman kaplamıştı. Hoca sözlerini bitirmişti. Yüzünü yerden kaldırmıştı ama bana bakmıyordu. Berkay’a bakıyordu “Kimsin?” dedi ona bakarak. Berkay’ın yüzü yere eğikti; o şekilde duruyordu. Hoca tekrar sordu “Kimsin?” cevap yok. Tekrar sordu “Kimsin?” bu sefer cevap verdi Berkay “Ben Vesnan kabilesinden Deybac Afif oğlu Deneheş”. Hoca sordu “Bu ademoğlundan ne istiyorsun? Neden ona bulaştın?” “Kin ve nefret” dedi “İntikam için” dedi. “Neyin intikamı ey kafir?” dedi hoca. “Berkay” dedi sadece. Hoca sordu “Ne için intikam istedi?” “Sevdiği kızı elinden alandan intikam istedi.” dedi. 

Sevdiği kız mı? Berkayın sevdiği nasıl alabilirdim elinden? En yakın arkadaşıma bunu nasıl yapabilirdim ki? Yapamazdım bunu. Yoksa onun evine atıp bir şeyler yaşadığım kızlardan birini mi seviyordu Berkay? E, bunu bana söyleseydi ben hiç o kıza elimi sürer miydim? Neden söylememişti bana. Başıma gelen musallatın sebebi bu muydu? Her şey Berkay’ın bana kin beslemesi yüzünden mi başlamıştı? Ninemin ölümüyle hiçbir alakası yok muydu? Karşımda oturan hocaya baktım aklımda bu düşünceler varken. Gördüğüm manzarayla aklımı yitirecektim. Sadece “Allah’ım bana yardım et!” diyebildim… Üç gün sonra kendime geldiğimde terk edilmiş harabe bir evdeydim. O köy bomboştu. Kimse yaşamıyordu. Berkay’ı aradı gözlerim ama yoktu. “Kayboldu” dedi herkes. Jandarma bulamadı. Berkay’ın da bana anlattığı “Arıcı Mustafa gibi delirdi” de dediler, “Kayboldu” da “Öldü” de ama ben onlara karışıp çığlıklar içinde yitip gittiğini biliyorum. Kimse bana inanmasa da… Hoca sandığım varlığın ne olduğunu asla bilemeyeceğim belki ama sureti asla aklımdan çıkmayacak !

Daha Fazla Korku Hikayeleri

Advertisement
Click to comment

Soru Sor - Fikrini Yaz

Advertisement
Advertisement

Tavsiye Yazılar