Connect with us
Masal - Kibirli Aslan İle Akıllı Tavşan Masalı Masal - Kibirli Aslan İle Akıllı Tavşan Masalı

Masallar

Kibirli Aslan İle Akıllı Tavşan Masalı

Kibirli Tavşan ile Akıllı Tavşan masalı Mevlana’nın Mesnevi’sinde geçen bir masal. Üst katmanı çocuklar için alt katmanı büyükler…

Published

on

Kibirli Tavşan ile Akıllı Tavşan masalı Mevlana’nın Mesnevi’sinde geçen bir masal. Üst katmanı çocuklar için alt katmanı büyükler…

Kibirli Aslan İle Akıllı Tavşan

Masallar – Kibirli Aslan İle Akıllı Tavşan Masalı: Güzel bir ormandaki sevimli hayvanlar, aslanın korkusundan ıstırap içindeydiler. Toplanıp bir araya geldiler “Gidelim; aslana teklif edelim, onun günlük yiyeceğini gönderelim. O da bizi avlamaktan vazgeçsin.” dediler. Aslanın huzuruna gidip durumu söylediler.

Aslan da hayvanların bu teklifini kabul etti. Hayvanlar o günden sonra her gün aralarında kur çekmeye başladılar. Kime isabet ederse; o, aslana kendi ayağıyla gidip teslim oluyor, diğerleri de böylece rahat ediyordu. 

Tilki, geyik, çakal derken sıra tavşana geldi. Tavşana sıra gelince de tavşan yan çizmeye, “Bu zulüm daha ne kadar sürecek.” demeye başladı. Diğer hayvanlar toplanıp “Yapma etme, bu kadar zamandır sözümüzde durduk. Eğer sen bunu bozarsan aslan hepimizi perişan eder.” dediler. Tavşan “Siz merak etmeyin. Ben aslana öyle bir oyun oynayacağım ki ebediyen ondan kurtulacağız. Yeter ki siz bana güvenin.” dedi.

Masallar – Kibirli Aslan İle Akıllı Tavşan Masalı: Tavşan, aslanı tuzağa düşürmek için bir plan yaptı. Aslanın yemeği olmak için huzuruna çıkma zamanı geldiğinde, özellikle oyalanıp gecikti. Aslan acıkmış, hayvanların sözlerini tutmadıklarını, anlaşmayı bozduklarını düşünerek kızmış, kükreyerek pençesiyle yeri kazıp duruyordu.

Tavşanın yavaş yavaş geldiğini görünce iyice sinirlendi “Neredesin, neden geciktin!?” diye çıkıştı. Tavşan “Efendimiz, eğer dinlemek lütfunda bulunursanız; gecikmemin çok mühim bir sebebi var, arz edeyim.” dedi. Aslan daha da sinirlendi: “Ahmağın özrü kabahatinden büyük olur, nasıl bu kadar gecikirsin?” diye kükredi. Tavşan yumuşak yumuşak yalvararak, aslanı; mazeretini dinlemeye razı etti. Sonunda aslan “Söyle bakalım neden geciktin?” diyerek sordu. 

Tavşan söze başladı: “Efendim, seher vakti yola çıktım. Yanımda da benden daha şişman, etli, tam ağzınıza layık bir tavşan arkadaşım daha vardı. Yolda gelirken bir aslan yolumuzu kesti. Biz yalvardık yakardık “Yapma! Biz; efendimiz, kralımızın yemeğiyiz, ona gidiyoruz. Bizi yolumuzdan alıkoyma.” dedik, dinlemedi. “Sizin padişah dediğiniz de kim oluyor!? O benim ayağımın tozu bile olamaz.” diyerek, size hakaret etti. Arkadaşımı yakaladı. Bense kaçarak izimi kaybettirdim. İşte bu yüzden bu kadar geciktim.” dedi. 

Masallar – Kibirli Aslan İle Akıllı Tavşan Masalı: Bunu duyan aslanın aklı başından gitti “Çabuk beni o kendini bilmezin yanına götür!” diye kükredi. Tavşan önde, aslan arkada hayli zaman yürüdüler. Büyük ve derin bir kuyuya yaklaştıklarında, tavşan geri kalmaya başladı. Bunu gören aslan iyice sinirlendi “Neden geride kalıyorsun!? Yanımda yürü.” diye emretti. 

Tavşan “Yüce sultanım, o zalim aslan şu ilerdeki kuyuda yaşıyor. Korkumdan ayaklarım tutmaz oldu, yürüyemiyorum.” dedi. Bunu duyan aslan, tavşana “Ben senin yanındayken korkmana gerek yok. Yürü; bak bakalım o kendini bilmez orada mı?” dedi. Tavşan “Ben bir kere onun zulmünü gördüm. Onun için korkumdan gözümü açıp oraya bakamam. Ancak beni kucağınıza alırsanız bakabilirim.” dedi. 

Bunun üzerine aslan, tavşanı kucağına alıp, kuyunun başına gitti. Bakınca ne görsün heybetli bir aslan kucağında şişman bir tavşanla kuyunun dibinde durmuyor mu! Aslan, bütün gücüyle kükreyerek, elindeki tavşanı bir kenara fırlatıp, kuyuya atladı. Boğulup gitti.

Suda görünen aksini başka biri; gerçek bir aslan sanmıştı. Böylece kibri yüzünden tavşanın tuzağına düşen aslanın zulmünden bütün hayvanlar kurtulmuş oldu.

Advertisement
1 Comment

1 Comment

  1. Pingback: Avcı ile Kuş Masalı - MASALLAR

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Masallar

Öksüz Kız ve Dev Anası Masalı

Üvey annesinin zoruyla babası tarafından terk edilen kızın bir dev anasıyla karşılaşması ve kötülerin cezalarını bulmalarını anlatan masal.

Published

on

By

Masallar Öksüz Kız ve Dev Anası MasalıMasallar Öksüz Kız ve Dev Anası Masalı

Üvey annesinin zoruyla babası tarafından terk edilen kızın bir dev anasıyla karşılaşması ve kötülerin cezalarını bulmalarını anlatan masal.

Öksüz Kız ve Dev Anası Masalı

Masallar – Öksüz Kız ve Dev Anası Masalı: Zamanın birinde, küçük kızından başka kimi kimsesi olmayan bir adamcağız varmış. Günlerden bir gün adam, bekarlıktan usanmış ve kendisi gibi dul bir kadınla evlenmiş. Dul kadının da bir kızı varmış. Kadın, kocasının kızını kıskanırmış çünkü kendi kızından hem daha güzel hem de daha iyi huylu, iyi kalpliymiş. 

Kadın bu kızcağızı başından nasıl atacağını düşünüyormuş. Bir gün; yalancıktan hastalanıp, kendini yataklara atmış. Kocası: “Ne oldu karıcığım? Neden yattın?” diye sormuş. Kadın: “NEyim var; ben de bilmiyorum. Ayaklarımda derman yok. Her yerim ağrı, sızı içinde…” diye yalan söylemiş. Adamcağız, türlü türlü şifalı otlar toplayıp, kaynatmış; sularını eşine içirmiş. Ancak kadın, bitkilerden bir fayda görüp ayağa kalkmamış.

Bir gün kocasına demiş ki: “Bu gece rüyamda bir derviş gördüm. Bana, ‘İyi olmak istiyorsan kocana söyle; kızını alıp bir dağ başına götürsün, orada bıraksın. Bunu yapmazsanız ne yapsanız boşunadır.’ dedi.” Adam, bu kızın biricik yavrusu olduğunu, onu evden hiçbir surette atmayacağını söylemiş ama söz, laf, yalvarış, minnet… hiçbir şey kar etmemiş. Kadın: “Ya o ya ben!” deyip, başka da bir şey demiyormuş.

Masallar – Öksüz Kız ve Dev Anası Masalı: Adamcağız, nihayet, yüreği sızlasa da kızını atmaya razı gelmiş. Ertesi gün baltasını alıp dağa gitmek için hazırlanmış. Kızına da: “Seninle dağa gidelim kızım. Ben odun keserken sen de çiçek toplarsın.” demiş. Birlikte yola çıkmışlar. Bir dağın başına geldiklerinde adam kızına: “İşte geldik. Haydi sen git çiçek topla.” demiş. Kızı yalnız başına bırakmış. Kız birçok güzel çiçek toplamış. Vakit gelmiş geçmiş; babası bir türlü gelmemiş. Kızın içine bir kurt düşmüş: “Belki de bunun mahsus yaptılar.” diye düşünerek, üzüntü içinde hüngür hüngür ağlamaya başlamış. 

Akşam olup da karanlık çökünce, korkusundan bir ağaca çıkmış. Ağacın dalları arasında uyuyakalmış. Dağa gelmek için çok yol yürüdüğü ve bütün gün çiçek topladığı için çok yorgunmuş. Sabah olunca uyanmış. Öyle aç susuz; dağlarda dolaşmaya başlamış. Az gitmiş, uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş; bir çalılığa düşmüş. O kadar yorulmuş ki adeta insanlıktan çıkmış. Buradan kurtulmak için bir yol ararken birden bire kendisini bir mağaranın ağzında buluvermiş. 

Biraz dinlenmek için mağaraya girince köşede bir dev anası görmüş. Dev anası mağarada hamur yoğuruyormuş. Korkudan kızın dişleri vuruyormuş. Zavallı, ne yapacağını bilmez haldeymiş. “Eline düşersem halimin ne olacağını Allah bilir! Kaçsam iki adımda beni yakalar…” diye düşünmüş. Nihayet: “Alnımın yazısı ne ise o olsun.” demiş. Bütün cesaretini toplayıp, dev anasının yanına gidip: “Anacığım.” demiş ve sanki onun çocuğuymuş gibi yapışıp sütünü emmeye başlamış. 

Masallar – Öksüz Kız ve Dev Anası Masalı: Dev anası: “İnsan yavrusu” demiş “eğer ‘Anacığım’ demeseydin, sütümü emmeseydin seni bir lokmada yutardım.” Kız fırsatı kaçırmayıp yalvarmış: “Sen benim anamsın. Ben senin kızınım. Başımda büyük bir dert var. Beni bu dertten kurtar!” demiş. Bütün başına gelenleri ve üvey anasının ne kadar fena bir kadın olduğunu anlatmış. Dev anası kızcağıza acımış ve onu evlatlığa kabul etmiş. Karnını doyurmuş, akşam olunca yatırmış. 

Sabahleyin uyandıkları vakit, kızı mağaranın dibine götürmüş. Burada bir sürü yılan yavrusu kaynaşıp duruyormuş. Yılanları gösterip: “Bak, bunlar benim çocuklarım. Korkma! Sana zarar vermezler. Yalnız; onlara iyi davran.” demiş. Kızcağız, mağarada yılanların arasında kalmış. 

… Karşılaştığı dev anası tarafından yavru yılanlara bakmakla görevlendirilen öksüz kız, bu durumdan hiç şikayet etmemiş. Onlara su kaynatmış, içine biraz kepek atmış ve yavru yılanlara yedirmiş. Bütün gün yanlarında kalıp; onları sevip okşamış, boyunlarını boncuklarla süslemiş. Akşam olunca dev anası gelmiş. Yavru yılanlar onu görür görmez mutluluktan oynamaya başlamışlar. Dev anası öksüz kızı okşamış ve yokluğunda yavrulara iyi davranıp, onları mutlu ettiği için çok memnun olduğunu bildirmiş.  

Masallar – Öksüz Kız ve Dev Anası Masalı: Kız hayli zaman yılanlara bakıcılık yaptıktan sonra bir gün dev anası: “Yavrum” demiş “Burada yaptıklarından, çalışkanlığından ve iyi yürekliliğinden çok memnunum. Bütün bu iyi hallerinin karşılığı olarak seni ödüllendirmek istiyorum. Dile benden ne dilersen?” Kızcağız da babasını çok özlediğini ve mümkünse onu görmek istediğini söylemiş. Dev anası “Hay hay, tabii ki olur.” demiş. Bir sandığın içini sayısız altınla, mücevherle doldurduktan sonra bir arabaya yüklemiş ve öksüz kızı da aynı arabaya rahatça yerleştirmiş. 

Öksüz kızı evine uğurlamadan önce bir güzel de tembihlemiş: “Bu araba seni doğruca babanın yanına götürecek. Eve varınca sandığı açmadan bir odaya yerleştir. Baban eve geldiğinde onunla birlikte açıp içindekileri alırsınız.” Kız dev anasına teşekkürler ettikten sonra, elini öpüp vedalaşmış ve yola koyulmuş. 

Yolculuğun sonunda babası, kızını hiç beklemediği bir anda karşısında görünce çok sevinmiş. İyice hasret giderdikten sonra tıpkı dev anasının dediği şekilde hediye sandığını beraberce bir odaya götürüp açmışlar. Bu arada kız, dev anasını ve onun yanında görüp yaşadıklarını da bir bir anlatmış. 

Masallar – Öksüz Kız ve Dev Anası Masalı: Olanları öğrenen üvey ananın içini büyük bir kıskançlık kaplamış. “O kızı kurda kuşa yem olsun diye dağ başına bıraktırmıştım. Oysa oralarda ölmek bir yana; büyük bir zenginlikle geri döndü. O halde kendi kızımı da aynı şekilde aynı yere bıraktırırsam onun da başına talih kuşu konar ve biz de zengin olabiliriz.” diye düşünmüş. Bu amaçla kocasına: “Kendi kızını nereye bıraktıysan benimkini de oraya götürüp bırak.” demiş. 

Kocası önce kadının isteğini yerine getirmek istememiş ama kötü kalpli kadının ısrarlarına daha fazla dayanamayarak, onun kızını da aynı yere bırakmış. Günün sonunda üvey ananın kızı da öksüz kız gibi dev anasının bulunduğu yere doğru yürümüş. Dev anasını karşısında görünce o da öksüz kız gibi çok korkmuş ama sonra öksüz kızın anlattıkları aklına gelince; hemen onun yaptığı gibi dev anasının sütünden emmiş. Dev anası da tıpkı öksüz kıza yaptığı gibi bu kıza da yavru yılanlara bakma görevi vermiş. 

Kız, yılanlarla baş başa kaldığı zaman onlara hep kötü davranmış. Yemeklerini soğuk vermiş. Azarlamış, cezalandırmış… Akşam olup da dev anası geldiğinde ise yavru yılanlar kızı şikayet etmişler: “Yemeklerimizi hep soğuk veriyor. Bize kötü davranıyor, hakaret ediyor…” demişler. Dev anası hiçbir şey söylememiş. Yavru yılanların şikayetleri ve dev anasının suskunluğu, böyle; günler boyu devam etmiş…

Masallar – Öksüz Kız ve Dev Anası Masalı: Sonunda bir gün dev anası: “Kızım, artık senin hizmetlerine ihtiyaç kalmadı. Ne dileğin varsa bana söyle.” demiş. Kız da: “Evine, annesinin yanına dönmek istediğini, giderken kendisine de tıpkı öksüz kıza yaptığı gibi içi hediyelerle dolu kıymetli bir sandık vermesini” söylemiş. Dev anası: “Hay hay” demiş. Kızı ve içini doldurduğu kıymetli bir sandığı arabaya yükleyip, yolcu etmiş. 

Kız eve varınca anasıyla hasret gidermiş. Sandığı da kocası görmesin diye; gizlice bir odaya taşımışlar. “Acaba içinde ne var?” diye merak edip açtıkları zamansa sandığın içinden fırlayan bir dolu yılan, kötü kalpli ve kıskanç üvey ana ve kızını sokmuşlar. 

Baba ve kızı ise dev anasının verdiği altın ve mücevherlerle bir daha kimseye muhtaç olmadan mutlu mesut yaşamışlar… 

Continue Reading

Masallar

Pehlivan ve Kırk Dev Kardeş Masalı

Geceleri dışarı çıkmaktan korkan bir pehlivanın tesadüfler neticesinde karşılaştığı kırk dev kardeşi aklı ile yenişini anlatan masal.

Published

on

By

Masallar - Pehlivan ve Kırk Dev Kardeş Masalı

Geceleri dışarı çıkmaktan korkan bir pehlivanın tesadüfler neticesinde karşılaştığı kırk dev kardeşi aklı ile yenişini anlatan masal.

Pehlivan ve Kırk Dev Kardeş Masalı

Masallar – Pehlivan ve Kırk Dev Kardeş Masalı: Vakti zamanında güçlü ve becerikli bir pehlivan vardı. O kadar güçlü kuvvetli, kudretli bir pehlivandı ki kimse onu yenemezdi. Ancak bu güçlü kuvvetli pehlivanın bir kusuru vardı. Karanlıktan çok korkardı. Sırf bu yüzden geceleri evinden dışarıya asla bir adım bile atmazdı. Günlerden bir gün Pehlivan’ın yaşadığı kasabaya bir maymun oynatıcısı adam geldi. Bizim Pehlivan da tam çarşıya gideceği sırada maymunu gördü. 

Maymunun bin bir türlü oyunu ve marifetleri karşısında ağzı hayretten açık kaldı. O kadar seyre daldı ki zamanın hızla geçip vaktin akşam olduğunun farkına bile varmadı. Maymun gösterisi bitip de Pehlivan zamanın farkına vardığında; karanlık çoktan çökmüş, Pehlivan karanlık korkusu yüzünden şaşkınlık ve korkuyla olduğu yerde kala kalmıştı. Kendi kendine “Eyvah şimdi ne yapacağım?” dedi. 

Korkudan titreye titreye eve doğru yürümeye başladı. Karısı, Pehlivan’ın geciktiğini görünce evin kapısını kilitleyip yattı. Pehlivan, karanlıktan ve gece karanlığında dışarıda kalmaktan ölesiye korkuyor olsa da bir an önce evinin güvenli sıcağına dönmek için çaresiz; korka sine eve kadar yürüdü. Ancak karısı evin kapısını içeriden kilitleyip çoktan yatmış olduğu için eve giremedi. Kapıyısı uzun uzun, sert sert çalmasına rağmen eşi, ağır uykusundan uyanıp kapıyı açmadı. 

Masallar – Pehlivan ve Kırk Dev Kardeş Masalı: Biçare, komşularının kapılarını çaldı tek tek. Ancak bütün kapılarda durum aynıydı. Bütün kapılar kapalıydı ve kimse açmamıştı. Pehlivan, şaşkınlık korku ve panik içinde ne yapacağını düşünürken uzaklarda, zayıf bir ışık gördü. Kendi kendine “Belki orada birileri oturuyordur. Işıkları yandığına göre hala yatmamış olmalılar. En iyisi oraya gidip, onlardan yardım isteyeyim…” diye düşündü. Sığınabileceği bir yer bulmak umuduyla ışığın olduğu yere doğru yürümeye başladı.

Işığın kaynağına geldiğinde bu yerin bir kahvehane olduğunu anladı. Kapıyı açınca içeride oturan adamlar gördü. Yanlarına gidip “Selamün aleyküm” diye selam verdikten sonra, kendisini misafir olarak kabul edip edemeyeceklerini sordu. Adamalar “Ve aleyküm selam” diyerek, Pehlivan’ın selamını aldıktan sonra “Hay hay! Başımız gözümüz üstüne.” dediler. “Yalnız buraya her gece bir dev gelir. İçimizden birisini alıp gider. Dev bu gece de gelecek. Belki kısmetinde sen varsındır. Ona göre kararını ver.” diye de eklediler. 

Pehlivan “Gelirse gelsin” deyip, oturdu. Neden bu devden kurtulmak için bir çare düşünmediklerini oradakilere sordu. “Ona karşı bir şey yapmak elimizden gelmiyor. Birden karşımıza dikiliyor. İçimizden birini kapıp götürüyor.” diye cevap verdiler. Pehlivan, durup, bir süre sessiz sessiz düşündükten sonra “Ben onun işini bitireceğim; hepiniz bu beladan kurtulacaksınız!” dedi. 

Bunu söyledikten sonra hemen gidip kocaman bir çukur kazdı. Kahvedeki adamlardan çukurun içini yoğurtla doldurmalarını istedi. Hepsi gidip evlerinden getirebildikleri kadar yoğurt getirdiler. Kocaman çukuru ağzına kadar yoğurtla doldurdular. Daha sonra da Pehlivan’ın talimatlarına uyarak, yoğurt dolu çukurun üzerine toprak serptiler. Sonra da hiçbir şey olmamış gibi oturup beklemeye başladılar. 

Masallar – Pehlivan ve Kırk Dev Kardeş Masalı: Derken, aniden büyük bir fırtına koptu. Öyle korkunç bir gürleme duyuldu ki adeta yer gök bu sesin şiddetinden zangır zangır titremeye başladı. Sesin sahibi devdi. Dev kahvede oturan adamların yanına geldi. Adamlar öyle korkmuşlardı ki kimseden tek bir çıt dahi çıkmıyordu. Dev haykırdı “Hani benim kısmetim?!” Herkes Pehlivan’a doğru yüzünü çevirip, “Sıra onundur; istersen onu alıp götürebilirsin…” der gibi baktılar.

Dev pehlivana doğru uzandı. O vakit PEhlivan “Yağma yok öyle dev kardeş!” dedi. “Seninle yarışalım. Sen kazanırsan bana istediğini yapabilirsin. Yok eğer ben kazanırsam bir daha buralara ayak basmayacağına dair bana söz vermelisin…” dedi. Dev bu fikri kabul etti. Yarışın nasıl olacağını sordu…

Dev eğilir, Pehlivan sıçrayıp sırtına biner. Böylece öteki devlerin yerine doğru yola çıkarlar. Yolda giderken dev, sırtındaki adamın tüy gibi hafif olduğunu görerek, “Arkadaş! Ne de olsa ben senden kuvvetliyimdir; seni yiyeceğim” der. Pehlivan cevap verir “Sana acıdım da bütün ağırlığımı vermedim. Kuvvetinin hepsini sana verseydim beni sırtında taşıyamazdın bile.” 

Dev, Pehlivan’ın sözlerine inanmaz. Ne kadar ağırlığı varsa hepsini vermesini ister. Pehlivan bıçağını çıkarıp, devin kafasına saplar saplamaz dev “Aman, yeter! Ağırlığına dayanamıyorum!” diye haykırır. Pehlivan “Benim ağırlığıma dayanamazsın demedim mi sana?” diye çıkışır. Devin yükü hafifler. Böylece giderler, giderler… 

Masallar – Pehlivan ve Kırk Dev Kardeş Masalı: Nihayet dev yükünü yine hafif bularak, tekrar “Arkadaş, ne de olsa senin vücudun pek hafif. Ben seni yiyeceğim” der. Pehlivan deva bağırır “Bütün ağırlığı mı versem altımda yufka gibi ezilirsin! İster misin bütün ağırlığımı vereyim?” Dev “Ver!” der. Pehlivan yine bıçağını çıkarır. Devin ensesine öyle bir saplar ki dev “Aman yeter! Bu kadar ağırlık verme. Yoksa seni hemen sırtından atarım!” diye bağırır.

Biraz daha yol aldıktan sonra devlerin bulunduğu yere varırlar. Dev, ağabeylerine “Size bir pehlivan gedirdim. Öyle kuvvetli öyle kuvvetli ki kırkımızla birden dövüşebilir” der. Başından geçenleri anlatır. Diğer devler “Bu belayı başımıza ne diye getirdin?! Bu adam o kadar kuvvetli ise onun karnını doyuracak kadar yemeği nereden bulacağız?” diye çıkışırlar.

Pehlivanım yanına gidip “Acıktıysan birkaç öküz keselim?” derler. Pehlivan devlerin konuştuğunu görünce, sinirli bir tavırla ellerini çabuk tutmalarını söyler. Devler bu sefer büsbütün korkarlar. Ormana koşup, yeni arkadaşları için 40 öküz keserler. Bu arada bizimki büyük bir çukur kazıp, üstünü sapla samanla örter. Kendisine bir öküz budu getirdiklerinde “Bu minnacık budu getirip benimle dalga mı geçiyorsunuz?!” diyerek onları azarlar. 

Devler başka but getirmek için koşarlar. Devler Pehlivan için seferber olmuşken Pehlivan, getirdikleri budu çukura atar. Devler tekrar geldikleri zaman budu yiyip bitirmiş olduğunu görerek, Pehlivan’ı nasıl doyuracaklarını düşünüp, dehşete düşerler. Pehlivan budu alıp onları diğer butlar için gönderir. Geri geldikleri zaman ikinci but da çukuru boylamıştır. Böylece 40 tane but getirirler. Hepsi de çukura atılır. 

Hepsi de bittikten sonra Pehlivan karnının doymadığını söyler. Devler birbirlerinin kulağına eğilip, onu doyuracak kadar çok yemeği nereden bulacaklarını konuşurlar. Sonunda “Bu seferlik kusurumuzu bağışlayın. Başka yemeğimiz kalmadı” diyerek Pehlivan’a yalvarırlar. Pehlivan bir şey söylemez, herkes işine döner. 

Masallar – Pehlivan ve Kırk Dev Kardeş Masalı: Bir gün devlerin suyu tükenir. Her biri 40 kadar tulum yüklenip, pınara su almaya giderler. Bizim Pehlivan’a “Sen de 40 kadar tulum al da gel. Pınardan su dolduralım” derler. Pehlivan değil 40 tulum, bir tane bile taşıyamayacağını anlayınca devlere “600 kadar urgan isterim” der.

Sorarlar “Bu kadar urganı ne yapacaksın? Bütün gün su mu taşıyacaksın?” Pehlivan cevap verir “Bütün gün su taşıyacak değilim. Bu organlarla pınarı bağlayacağım; suyu olduğu gibi buraya getireceğim. Bundan sonra su için pınarın oraya kadar gitmenize gerek kalmayacak.” 

40 dev de birbirlerine bakıp, fısıldayarak “Bütün pınarı buraya, burnumuzun dibine getirirse bunun sonu iyi olmaz. Bir şekilde kızarsa bizi içine atabilir.” demişler. Pehlivan’a “Boşver canım, bugünlük suyumuz yeter.” derler ve dinlenmeye çekilirler.

Bir süre sonra devlerin yakacak odunu biter. Birer birer ormana gidip koskoca kütükleri evlerine taşırlar. Bizim Pehlivan’a; sıranın kendisine geldiğini, onun da gidip ormandan odun getirmesi gerektiğini söylerler. “Pekala” dersPehlivan “Önce bana bin arşın ip ile bir o kadar da kazma getirin.” “Ne yapacaksın bu kadar iple kazmayı?” “Birçok defa gidip gelmemek için bu ipleri ormana bağlayıp, olduğu gibi sırtıma alacağım. Odunları birer birer getirmekten daha iyi değil mi bu?” 

Devler yine birbirlerine bakarlar. Bu sefer daha çok korkarlar. Düşünmeye başlarlar: “Bu kadar ipi ona verirsek gidip bütün ormanı burnumuzun dibine getirerek sonra o odunlarla kafamızı patlatabilir. İyisi mi bu işten vazgeçelim. Odunumuzu kendimiz taşıyalım.” derler.

Masallar – Pehlivan ve Kırk Dev Kardeş Masalı: Aradan epey zaman geçer; mevsimler döner, yaz gelir. Kirazlar olgunlaşır. Devlerden biri bizimkine “Bahçedeki kirazlar oldu. Gidip biraz yiyelim.” der. Pehlivan dev ile birlikte bahçeye gider. Dev, ağaçlardan birinin tepesindeki dalları tutup çeker. Kirazları salkım salkım yemeye başlar. Bizimki de dalı eliyle tutar. Dev kendi tuttuğu dalı bırakınca; dal doğrulur, pehlivanı da beraberinde kaldırıp, ağacın üstünden diğer tarafa fırlatır. 

Meğer Pehlivan’ın düştüğü yerdeki çalıların arasında bir tavşan varmış. Bizimki tam da onun üstüne düşmesin mi?! Pehlivan tavşanı yakalayıp sevinçle bağırmış: “Arka tarafa düşseydim elimden kaçacaksın değil mi küçük tavşan? İşi öyle idare ettim ki tam avucumun içine düştün!” Dev, ağacın diğer tarafına düşen arkadaşını görünce kötü niyetle haykırır: “Ne de olsa tüy gibi hafif bir delikanlısın. Bak ince bir dal bile seni yerden kaldırdı. Ben seni yiyeceğim arkadaş!” 

Pehlivan dikilerek ters ters cevap verir: “Bunu yapamazsın arkadaş! Ben kendimi bilerek bu kadar hafiflettim ki dala ağırlık vermeyeyim. Ne için biliyor musun; şu tavşanı tutmak için.” “İnanmam ben seni yiyeceğim.”  “Güreşelim o halde. Yenersen beni yersin.” Böylece güreşe tutuşurlar. Bizimki, devin beline sarıldığı zaman bir göğe bakar, bir yere bakar, bir de deve bakar…  Dev sorar: “Ne bakıyorsun öyle?”

Masallar – Pehlivan ve Kırk Dev Kardeş Masalı: “Seni ne yapayım diye bakıyorum. Yukarı fırlatsam göğe kadar uçacaksın, oradan tekrar düşüp karpuz gibi paramparça olacaksın. Aşağı atsam toprağa gömeceksin, yerin yedinci katında bile duramayacaksın. Sonra yüzüne baktım ki daha pek gençsin; kıyamadım.” 

Masallar – Pehlivan ve Kırk Dev Kardeş Masalı: Bu sözleri duyan dev şaşırır, şaşırdığı kadar da korkar. Kendisine acıması ve affetmesi için bizimkine yalvarır. Pehlivan: “Bu seferlik seni bağışlıyorum.” deyip evine dinlenmeye gider.

Dev, daha sonra kardeşlerinin yanına koşar. Olup bitenleri anlatır: “Bu adam öyle kuvvetli ki…” der “…beni göre fırlatmak, yerin dibine sokmak istedi. Bulardan birini yapsa kırılmadık sağlam bir kemiğim bile kalmazdı…” Dev kardeşlerin hepsi küçük kardeşlerine kızarlar. Bağırıp çağırıp azarlar: “bu belayı başımıza getiren sensin; bizi ondan sen kurtaracaksın! Yoksa hepimizin mahvolduğunu resmidir.” derler. 

Kardeşlerinin sözleri üzerine küçük dev, suratını asıp, korka korka Pehlivan’ın yanına gitmiş ve çekine çekine sormuş: “Arkadaş, senin karın, çoluk çocuğun yok mu?” Pehlivan cevap vermiş: “Elbette var; olmaz olur mu hiç?!” Küçük dev: “O halde neden onları ziyaret etmek istemiyorsun? Yoksa hiç özlemiyor musun eşini, çocuklarını?” Pehlivan: “Kim söylemiş özlemediğimi? Özlüyorum, hem de çok. Gözümde tütüyorlar hatta.” demiş.

Masallar – Pehlivan ve Kırk Dev Kardeş Masalı: Pehlivan’ın bu sözleri üzerine tam da aradığı fırsatı yakaladığını düşünen küçük dev heyecanlanmış: “İstersen beni seni sırtımda taşıyarak evine götürebilirim. Böylece eve giderken hem hiç yorulmazsın hem de evine, eşine kavuşur; hasretten kurtulursun.” demiş. 

Küçük devin niyetini anlayan Pehlivan, her ne kadar bir an önce; buradan ayrılmak istiyorduysa da devle biraz pazarlık yapıp, çektiği sıkıntıların karşılığında evine eli kolu dolu dönmek istemiş.

Bu yüzden deve demiş ki: “Dev kardeş, evimi eşimi özlüyorum ama buraya da iyice alıştım. Acaba eşimi de buraya çağırıp onunla birlikte burada, sizin yanınızda yaşamaya devam mı etsek diye düşünmüyor değilim?”

Pehlivan’ın bu sözlerini duyan küçük dev çok korkmuş. Böyle bir şeyin olması durumunda diğer kardeşlerinden işiteceği azar aklına gelmiş. Hem de daha bir tek Pehlivan’la baş edemezlerken bir de eşi yanındayken ne hallere düşeceklerini düşünmüş. 

“Aman Pehlivan kardeş, tabii ki hem senin hem de eşinin başımızın üstünde yerin var” demiş. “Ama eşin burada rahat edebilir mi ki? Sonuçta insan en çok alıştığı, sevdiği kendi evinde rahat eder.”

Bunun üzerine Pehlivan, küçük deve demiş ki: “Haklısın dev kardeş. Ama giderken sana zahmet vermek istemem. Bu yüzden beni sırtında taşımana gerek yok. Siz bana en iyisi kırk tane at verin. Birine ben binerim. Eh, evden bu kadar uzun süre ayrı kalınca eli boş dönmek yakışık almaz. Kalan otuz dokuz atın üzerine de ikişer çuval altın yüklersiniz. Böylece ben de böylece eşime ve çocuklarıma onlara layık hediyeler alabilirim.”

Masallar – Pehlivan ve Kırk Dev Kardeş Masalı: Bir an Pehlivan’ın hiç gitmeyeceğini hatta eşini ve çocuklarını da yanına alıp buraya iyice yerleşip, hayatı kendisi ve kardeşlerine zehir edeceğini düşünen küçük dev, Pehlivan’ın sözlerine çok sevinmiş. Koşa koşa bu müjdeli haberi diğer kardeşlerine de vermeye gitmiş. Nihayet Pehlivan’ın evine geri döneceği haberini alan diğer devler de çok rahatlamış ve sevinmişler. 

Hemen Pehlivan’ın istediği gibi atları hazırlamışlar. Üzerlerine altın çuvallarını yüklemişler. Her şey hazır olunca Pehlivan, devlerle vedalaşmış ve atına atlamış. Dev kardeşler, eve kadar kendisine refakat etmesi için küçük devi de onunla birlikte göndermişler. Pehlivan, devle birlikte evin yolunu tutmuş. 

Aradan uzun zaman geçmeden Pehlivan evine varmışlar. Pehlivan küçük devle de vedalaşıp, onu kardeşlerinin yanına geri göndermiş. Sonra evine girip eşine ve çocuklarına kavuşmuş. Başından geçenleri ailesine heyecanla anlatmış. Sonra hep birlikte atları ahıra bağlayıp, altın çuvallarını sandıklara yerleştirmişler. O altınlarla kendilerine çok büyük ve güzel bir konak satın almışlar ve ömürleri boyunca zengin ve mutlu olarak yaşamışlar…  

Continue Reading

Masallar

Keloğlan İle Sincap Masalı

Ormanda mantar toplarken zor durumdaki bir sincaba yardım eden Keloğlan’ın yaptığı iyiliğin karşılığı olarak yaşadıklarını anlatan masal.

Published

on

By

Masallar - Keloğlan İle Sincap Masalı - Masal

Ormanda mantar toplarken zor durumdaki bir sincaba yardım eden Keloğlan’ın yaptığı iyiliğin karşılığı olarak yaşadıklarını anlatan masal.

Keloğlan İle Sincap Masalı

MasallarKeloğlan İle Sincap Masalı: Evvel zaman içinde kalbur saman içinde; adı bilinmeyen bir ülkede; annesi ile beraber yoksulluk içinde ama mutlu bir biçimde yaşayan bir Keloğlan varmış. Fakir olmalarına rağmen mutlularmış çünkü hem az da olsa ellerindekinin kıymetini hem de aza kanaat etmeyi bilirlermiş.

Annesi ve Keloğlan’ın tek yiyecekleri; Keloğlan’ın her gün ormandan topladığı mantarlarmış. Günlerden bir gün, Keloğlan yine mantar toplamak için küçük sepetini almış eline, düşmüş orman yoluna. Ormanda mantar ararken ayağı yaralı bir sincaba rastlamış. Sincabın ayağına saplanan dikeni çıkararak, zavallı hayvancağızı çektiği eziyetten kurtarmış. 

Ayağındaki dikenden kurtulan sincap, öyle beklendiği gibi hemen en yakındaki ağaca tırmanıp kaçmamış. Bunun yerine Keloğlan’ın elinden omuzuna, oradan da kafasına tırmanıp çeşitli sevimlilikler yapmaya başlamış. Ve çok şaşırtıcı bir şey daha yaparak; dile gelmiş. Keloğlan’a kendisini kurtardığı için teşekkür ettikten sonra buralarda ne aradığını sormuş. Keloğlan da sincaba “Buralara mantar toplamaya geldim.” diye cevap vermiş. 

Sincap, Keloğlan’a “Ama mantar toplayarak geçinilmez ki?” deyince Keloğlan “Fakirlik işte… Sonuçta başka çarem yok ve ihtiyar anneme bakmak zorundayım.” diye cevap vermiş. Bunun üzerine sincap “Bak Keloğlan; sen, mecbur olmadığın halde bana yardım ederek iyi bir insan olduğunu kaıtladım. Şimdi iyilik yapma sırası bende…” demiş. Keloğlan “İyi de sen bana nasıl bir iyilik yapabilirsin ki?” diye sorunca sincap “Orasını merak etme sen. Beni izle yeter.” demiş.

Sincap, önde Keloğlan arkada düşmüşler yola. Az gitmişler uz gitmişler dere tepe düz gitmişler ve bir uçurumun kenarına varmışlar. Sincap, Keloğlan’a “Sevgili Keloğlan, benim buradan öteye geçmeye iznim yok ama sen ne yapıp edip; bu uçurumu geçeceksin. Uçurumu geçtikten sonra karşına sarp kayalıklar çıkacak. Onlara da tırmanacaksın. Kayalıkların ardında karşına bir tepe, tepenin üzerinde de büyük bir keklik sürüsü göreceksin. Kekliklerin kraliçesinin karşısına çıkacaksın. Eğer sana soracağı üç soruya da doğru cevap verebilirsen büyük bir servetin sahibi olacaksın.” demiş.

Masallar – Keloğlan İle Sincap Masalı: Keloğlan, teşekkür ederek hemen yola koyulmuş. Zorlu bir uğraşı sonunda keklik sürüsünün olduğu yere ulaşmış. Keloğlan’ı hemen kraliçelerinin huzuruna çıkarmışlar. Keklik kraliçesi Keloğlan’a ilk sorusunu sormuş “Söyle bakalım Keloğlan; şu karşıda gördüğün kiraz ağacının dallarında kaç tane kiraz var?” 

Keloğlan bu soruya “Sizin tüylerinizin sayısı kadar kraliçem!” diye cevap verince, keklik kraliçe bu sefer “Peki söyle bakalım Keloğlan; benim tüylerimin sayısı kaç adet?” diye sormuş. Bu soru üzerine Keloğlan “Kraliçem bu sorunun cevabını öğrenmek için sizin tüylerinizi tek tek yolup saymamız gerekir.” demiş. 

Keloğlan’ın ilk soruya verdiği zekice cevabı çok beğenen kekliklerin kraliçesi “Peki o zaman; şimdi ikinci sorumu soruyorum…” demiş “Dünya’nın ortası neresidir?” Keloğlan, kraliçenin bu sorusuna ise şöyle cevap vermiş “Dünyanın ortası; tam olarak şu an üzerinde bulunduğunuz noktadır kraliçem.” 

Keklik kraliçe, Keloğlan’ın bu cevabına “Peki bunu nereden biliyorsun?” şeklinde ikinci bir soruyla karşılık verince Keloğlan da “Eğer inanmıyorsanız ölçebilirsiniz.” demiş. Keloğlan’ın, bu soruya verdiği zeka dolu cevap da keklik kraliçesinin çok hoşuna gitmiş. “Aferin Keloğlan. Şimdiye kadar sorduğum sorulara verdiğin cevaplar çok hoşuma gitti. Hepsi de çok zekiceydi. Bakalım üçüncü ve son soruma da aynı şekilde cevap verebilecek misin? demiş. 

Masallar – Keloğlan İle Sincap Masalı: Bu sözlerin ardından; elinde tutmakta olduğu iki cevizi Keloğlan’a uzatarak, üçüncü ve son sorusunu sormuş “Bu iki cevizden hangisi diğerinden daha ağır?” Keloğlan, kraliçenin uzattığı cevizleri eline almış ve hemen yanındaki bir su birikintisine bırakmış. “Suya diğerinden daha fazla batan ceviz daha ağır kraliçem.” demiş. Aldığı bu son cevabı da beğenen kraliçe, Keloğlan’ı tebrik ettikten sonra, adamlarına emir vermiş ve Keloğlan’a tam iki küp dolusu altın hediye etmiş. 

Altınları alan Keloğlan, sevinç içinde evine; annesinin yanına dönmüş. Başından geçenleri annesine bir bir anlattıktan sonra iyilik severliği ve zekası sayesinde kazandığı altınları annesine göstermiş. Annesi de önce; kendisine böyle iyi yürekli, zeki ve hayırlı bir evlat nasip ettiği Allah’a şükretmiş, sonra da Keloğlan’a sıkıca sarılıp, yanaklarından tekrar tekrar öpmüş. Bundan sonra da hayatları boyunca kimseye muhtaç olmadan mutlu bir şekilde yaşamışlar.

Continue Reading

Masallar

Hamur Gelin Masalı

Kızı olmayan ihtiyar bir kadının; söylediği bir yalandan dolayı hamurdan bir gelin yaparak onu bir gençle evlendirmesini anlatan masal.

Published

on

By

Masallar - Hamur Gelin Masalı - Masal

Kızı olmayan ihtiyar bir kadının; söylediği bir yalandan dolayı hamurdan bir gelin yaparak onu bir gençle evlendirmesini anlatan masal.

Hamur Gelin Masalı

Masallar – Hamur Gelin Masalı: Eski zamanlardan birinde; bir delikanlı, bir gün bir köydeki yoksul bir evin kapısının önünden geçiyormuş. Bu sırada, evden çıkan bir kadının yere süt döktüğünü görmüş. Nedenini çok merak etmiş ve kadına sormuş “O yere döktüğün nedir?” Kadın, delikanlıyı başından savmak için “Bu kızımın elinin kiridir” demiş. Yerdeki süte şaşkınlıkla bakan delikanlı eğilmiş, dikkatle incelemiş. Yere dökülen bildiğimiz temiz sütten başkası değilmiş. Kalkıp eve dönmüş. Olanları annesine anlatmış. “Bu kızı bana Allah’ın izni Peygamberin kavli ile anasından iste!” demiş. “Düşünsene; elinin kiri böyle olan kızın kendisi nasıldır?”

Delikanlının annesi de kızı görmek için köylü kadının evine gitmiş. Ancak gerçekte köylü kadının bir kızı yokmuş. Delikanlıya yalnızca bir şaka yapmak istemişmiş. Buna rağmen kadın hiç telaş etmemiş “Kızım uyuyor. Hem onu görmenize gerek yok. Kızım çok güzeldir. Üstelik hamarattır. Elinden her iş gelir. Onu görmeden alırsanız veriririm başka türlü olmaz!” diye kesitirip atmış. Delikanlının annesi, kadına inanmış. “Elinin kiri süt olan bir kız çok güzeldir!” diye düşünmüş. Kadından kızı istemiş. Kadın da ona sözde kızını vermiş. Böylece söz kesilmiş. Kadıncağız sevinçle evine dönmüş. Hiç zaman yitirmeden düğün hazırlıkları başlamış. 

Masallar – Hamur Gelin Masalı: Düğün günü gelip çatmış. Ama köylü kadın telaş içindeymiş “Eyvahlar olsun! Şimdi ben ne yapacağım? Gelin diye onlara kimi vereceğim?” diye kendi kendine dövünüyormuş. Sonunda aklına bir çare gelmiş. Aceleyle mutfağa girerek bir kazana un doldurmuş. Unu su ile karıştırarak hamura bir genç kız şekli vermiş. Hamurdan yaptığı kız şekli; kuruyup, katılaşınca da odasına götürmüş. Gelinliğini giydirmiş, duvağını takmış. Hamur kızın gerçek bir geline benzediğini görünce, onunla birlikte kapının önünde duran gelin arabasına binmiş. Ancak köylü kadını arabada giderken yine almış bir düşünce… Düğün evine varınca bu hamur gelini damadın koluna nasıl verecek? İşte bu kez işin gerçeği ortaya çıkacak, herkese rezil olacak…

Köylü kadın bunları düşünürken araba büyük gölün kenarına varmış. Kadın bakmış ki göl büyük ve derin… O an aklına bir çare gelmiş. Hamur gelinin üzerindeki gelinliği çıkarıp onu gizlice onu göle atmış. Ardından basmış çığlığı. “Yetişin komşular, kızım göle düştü.!” Arabacı, hemen arabayı durdurmuş. Herkes kadının başına toplanmış. Kadın ağlıyor, dövünüyormuş. Haber kısa zamanda damadın evine ulaşmış. Aldığı bu habere çok üzülen delikanlı, arkadaşlarıyla birlikte göl kenarına gelmiş. Balıkçıların ağlarını alarak göle açılmışlar. Ağı göle bırakmışlar.

Gölün dibinde peri kızları yaşıyormuş. Peri kızlarından biri ağı görmüş. “Ben bu ağlara tutunarak dünyaya çıkacağım. Nasıl bir yer olduğunu çok merak ediyorum. Kalın sağlıcakla!” demiş kardeşlerine. Küçük peri, balık ağını yakalamış. Yukarıdakiler ağları çekmişler. Suyun üstüne güzeller güzeli bir kız çıkınca, köylü kadın bağırmış “İşte bu benim kızım!” Kızı arabaya bindirmişler. Köylü kadın ona gelinliğini giydirmiş, duvağını takmış. Gölden çıkan bu kızın, kendisini büyük bir dertten kurtardığını düşünerek rahatlamış. Araba, sonunda düğün evine varmış. Kırk gün kırk gece süren bir düğünden sonra peri kızıyla delikanlı evlenmişler. 

Masallar – Hamur Gelin Masalı: Delikanlı, bir gün eşine şakacıktan “Köylü kızı!” diye seslenmiş. Peri kızı kocasına gücenmiş. Onun her istediğini yapmaya ancak tek kelime konuşmamaya başlamış. Delikanlı çok şaşırmış. “Ne yapsam da onu konuştursam?” diye kara kara düşünmeye başlamış. Bir gün eşine şakacıktan “Eğer benimle kobuşmazsan seni bir odaya kapatacağım” demiş. Peri kızı aldırış etmemiş. Onun bu tutumu, delikanlıyı öfkelendirmiş. Kolundan tuttuğu gibi bir odaya kapatmış. Böylece ev işleri delikanlının ablasına kalmış. Abla, bir gün peri kızının ne yaptığını görmek istemiş. Anahtar deliğine gözünü dayayarak peri kızını gözetlemiş. Bir de ne görsün?!

Peri kızı yerde oturuyormuş. Birden “Yan mangalım yan!” demiş. Odanın içine birden kıpkırmızı korla dolu bir mangal belirivermiş. Mangala gülümseyerek bakan peri kızı “Yağım gelsin!” demiş. Bir tava dolusu yağ, birden mangalın üzerindeki ateşin üstüne oturuvermiş. Peri kızı bu kez “Balıklarım pişsin” diyerek parmaklarını kızgın yağın içine sokmuş. Tavanın içinde beliriveren balıklar pişmeye başlamış. Balıklar piştikten sonra, peri kızı bunları bir tabağa koyarak kapıya yönelmiş. Onu gözetleyen görümcesi aceleyle oradan uzaklaşmış. Peri kızı, öğle yemeğinde yemesi için balıkları kocasına göndermiş.

Abla, peri kızın bu yeteneğini kıskanmış. “Onun yaptığını ben de yaparım!” diyerek mutfağa girmiş. “Yan ateşim yan!” demiş. Ancak ne ateş yanmış ve ne mangal önüne gelmiş. Bunun üzerine kalkmış mangalı almış, kömürleri içine koyarak tutuşturmuş. Sonra “Yağım gelsin” demiş. Ancak ne gelen var ne giden. Abla, çaresiz kalkıp tavaya yağ doldurmuş. Tavayı mangalın üstüne koymuş. Bu iş de bitince “Balıklarım tavada pişsin” diyerek parmaklarını kızgın yağın içine sokmuş. Ancak balıkların pişmesi şöyle dursun ablanın parmakları cayır cayır yanmış. Zavallı kadıncağız çığlıklar atarak, haykırarak mutfaktan çıkmış. Ev halkını başına toplamış. Bu duruma üzülen delikanlı, bu kez de ev işlerinin yönetimini ortanca ablasına bırakmış. 

Masallar – Hamur Gelin Masalı: Başka bir gün peri kızı, kuyudan su çekiyormuş. Ortanca abla da pencereden onu izliyormuş. Kız, kovayı kuyuya düşürmüş. Ancak hiç oralı olmamış. Saçından bir tel kopararak kuyuya uzatmış. Saç, kendiliğinden kuyunun dibine inmiş. Peri kızı da saç telini çekmeye başlamış. Böylece kova yukarıya çıkmış. Ortanca abla da peri kızının yaptıklarını kıskanmış. “Ben de yapabilirim!” diyerek kuyunun başına gitmiş, kovayı kuyunun dibine göndermiş. Sonra onu yukarıya çekmek için saçıdan bir tel koparıp kuyuya uzatmış. Ancak saçı peri kızınınki gibi uzamamış. Bu kez başını kuyunun içine sokarak saçlarını aşağıya doğru sarkıtmış. O sırada ayağı kaymış ve kuyunun içine düşerek boğulmuş.

Ortanca ablasının başına gelenlerden sonra delikanlı çok öfkelenmiş. Eşine “Ne yaptığını bilmiyorum ama senin yüzünden ablalarımın başına gelmedik kalmadı. Nedir bu yaptığın? Konuşmazsan seni bir daha çıkarmam!” demiş. Kız oralı olmamış. Onun bu tutumu, kocasının öfkesini daha da artırmış.

Böylece evin işleri de delikanlının küçük ablasına kalmış. Bir gün evde hiç ekmek yokmuş. Küçük abla “Ne yapsam da ekmeği yemeğe kadar yetiştirsem” diye söyleniyormuş. Peri kızı odasından onun sözlerini işitmiş. Kendi kendine “Gel taş fırınım gel!” diye seslenmiş. Büyük bir gürültünün ardından odanın ortasında büyük bir taş fırın belirmiş. Küçük abla gürültüyü duyunca, anahtar deliğinden peri kızını gözetlemeye başlamış. Peri kızı “Yan ateşim yan!” demiş. Birden fırın gürül gürül yanmaya başlamış. Peri kızı bu kez “Gel hamur teknesi gel!” demiş. Hamur teknesi fırının yanında belirmiş. Peri kızı fırının içine girmiş. Saçlarıyla külleri bir tarafta, ateşi bir tarafa toplayarak fırından çıkmış. Teknedeki hamuru yoğurarak fırına koymuş. Böylece pek çok ekmek yapmış. Ekmekleri de kocasına göndermiş.

Peri kızının yaptıklarını gören küçük abla, çok kıskanmış. Kendi kendine “Ben de onun gibi yapabilirim” demiş. Küçük abla hemen mutfağa girmiş “Yan fırınım yan” demiş. Ancak fırında hiçbir değişiklik olmamış. Bunun üzerine kalkmış fırını yakmış. Bir kez daha seslenmiş “Gel teknem gel, hamuru yoğur!” Ne tekne gelmiş ne de hamur yoğrulmuş. Küçük abla kalkmış tekneyi getirmiş. İçine unla su koyup hamuru yoğurmuş. Bu iş bittikten sonra, ateşle külü saçlarıyla süpürüp ayırmak için fırına girmiş. Girer girmez de cayır cayır yanarak ölmüş.

Masallar – Hamur Gelin Masalı: Sonunda küçük ablasını yitiren delikanlı çok üzgünmüş. Onun, eşi yüzünden öldüğünü sanıyormuş. Büyük bir öfkeyle eşinin yanına gitmiş. Ona “Benim ablalarımdan ne istedin?” demiş. Delikanlı, ablalarının başlarına gelenlerin, onların kıskançlığı yüzünden olduğunu bilmiyormuş. Peri kızı kocasına yine cevap vermemiş. Delikanlı da öfkesini yatıştırmak için dışarı çıkmış.

Peri kızı, kocasının ardından “Yağ küpü, bal küpü yanıma gelin!” diye seslenmiş. Sözleri biter bitmez iki küp odanın ortasında belirivermiş. Kız onlara demiş ki “Bana bir küp yağ, bir küp bal getirin.” Küpler aceleyle gözden kaybolmuşlar. Bir süre sonra yolda yürüyen delikanlının yanından geçmişler. Delikanlı, koşuşan küpleri görünce, şaşırmış, onların peşine düşmüş. Az gitmişler, uz gitmişler, dere tepe düz gitmişler. Sonunda ulu bir çınarın dibinde durmuşlar. Onların gelişiyle oracıkta iki musluk belirmiş. Muslukların birinden yağ, öbüründen bal akıyormuş. Küplerden biri yağ akan musluğun altına girerek ağzına kadar yağla dolmuş. Diğer küp balla…

Bu işler bitince, küpler peri kızın yanına dönmek için yola koyulmuşlar. Delikanlı da onları izliyormuş… Küpler eve gelmişler. Tam kapıdan içeri girerlerken çarpışmışlar. Bal küpünün bir kenarı kırılmış. Bal küpü ağlayarak “Beğendin mi yaptığını? Ben şimdi peri kızına ne diyeceğim?” demiş. Yağ küpü “İnan ki bir kazaydı. Peri kızı öfkelenirse ona ‘Annen Ay, baban Güneş, kardeşlerin de yıldızlardır. Ne olur bize vurma!’ derim” demiş.

Böylece, peri kızının odasına girmişler. Delikanlı da bunların peşinden ayrılmıyormuş. İki küp odaya girer girmez delikanlı “Annen Ay, baban Güneş, kardeşlerin yıldızlardır. Ne olur benimle konuş” diye yalvarmış. Peri kızı kocasına kırgın kırgın bakarak “Sen benim nereden geldiğimi, kim olduğumu biliyor musun ki bana “köylü kızı!” diyorsun! Bana kim olduğumu sormadığın için darıldım ve seninle konuşmadım.” demiş.

Masallar – Hamur Gelin Masalı: Delikanlı eşinin sözlerini doğru bulmuş. Ona “Hata yaptım, özür dilerim, demiş. Cezamı yeterince çektim ne olur kim olduğunu anlat.” Peri kızı, olan biten her şeyi anlatmış. Delikanlı, kardeşlerinin başlarına gelenlerin de kıskançlıkları yüzünden olduğunu anlamış ve peri kızına yaptıkları için çok pişman olmuş. İki genç bir daha birbirilerini üzmemişler. O günden sonra hep mutluluk içinde yaşamışlar.

Continue Reading

Masallar

Keloğlan Masalı: Açıl Sofram Açıl

Masallar – Keloğlan Masalları’ndan artık bir klasik haline gelmiş olan “Açıl Sofram Açıl” masalı.

Published

on

By

Masal - Keloğlan Masalları

Masallar – Keloğlan Masalları’ndan artık bir klasik haline gelmiş olan “Açıl Sofram Açıl” masalı.

Keloğlan ve Anacığı

Masallar – Keloğlan Masalları: Zaman zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal iken eski hamam içinde… Eski hamamın ortası yok, anamın hatun bohçası yok, babamın ağa akçası yok… Çarşıda bir tazı geziyor; tazının tasması yok. Tasmacı tasma yapar mısın? Beş yüz altın kapar mısın? Ben uyumadan önce; masala başlar mısın?..

Evvel zaman içinde çok ama çok uzak bir ülkede; fakir bir kadıncağızla, onun; keltoş mu keltoş ama akıllı mı akıllı, neşeli, iyi kalpli oğlu; kıt kanaat ama her hallerine şükrederek mutlu mesut yaşarlarmış.

Günlerden bir gün, Keloğlan’ın anası oğluna seslenmiş: “Heyy Keloğlan! Unumuz bitti. Ambardan biraz buğday al değirmene götür, öğüt de getir. Akşama ekmek yapıp yiyelim.” Annesinin bu sözleri üzerine Keloğlan, doğruca ambara gidip, buğday çuvalını sırtlamış. Sonra da değirmenin yolunu tutmuş. Değirmene yakın bir yerde bakmış ki anne keklik ve yavruları aç bilaç yiyecek arıyorlar. Merhametli ve iyi kalpli bir çocuk olan Keloğlan bu durumu görünce “Bu kuşları da Allah yarattı!” deyip elindeki buğdayları kekliklere dağıtmış.

Eve dönünce annesi sormuş “Hani Keloğlan; buğdaylar nerede? Yoksa buğdayları sattın mı?” Keloğlan, annesine “Yok ana! Değirmenci yoktu. Çuvalı değirmencinin oraya bıraktım geldim.” demiş.

Masallar – Keloğlan Masalları: Ertesi gün yine Keloğlan’ın annesi Keloğlan’ı değirmene yollamış. Keloğlan “Belki kuşlar hepsini yememiştir. En azından birazını alır, değirmende öğüttürür, anneme götürürüm.” demiş kendi kendine. Ancak buğdayları kuşlar için döktüğü yere geldiğinde bir tane bile buğday tanesi görememiş. “Belki akşam rüzgarının sürüklediği yaprakların, toprağın altında kalmıştır biraz…” diye düşünerek, elindeki çubukla toprağı eşelemeye koyulmuş. 

Toprağı eşeleyip dururken Bbir de ne olsun!? Aniden toprağın altından bir dev fırlamış ve Keloğlan’ın karşısına dikilmiş. “Ne diye benim evimin üstünü eşeliyorsun be Keloğlan?” diye hiddetle sormuş. Keloğlan “Dün buraya buğdaylarımı serpmiştim. Acaba artakalan oldu mu diye toprağı eşeliyordum. Nereden bileceğim senin evinin burada olduğunu?” demiş.

Dev “Bre Keloğlan! Sen şaşkın mısın? Hiç buğday buraya dökülür mü? Kuşlar hepsini yer süpürür.” demiş. Keloğlan da “Ben de zaten kuşlar yesin diye serpmiştim buğdayları. Ama anneme bunu diyemedim. Annem de buğdayları getir diye tutturdu.” demiş. Bunun üzerine dev, Keloğlan’ın iyi kalpli biri olduğunu hemen anlamış. “Üzülme” demiş Keloğlan’a. “Al şu sofrayı ve her acıktığında ‘Açıl, sofram, açıl!’ de. Sen böyle deyince sofra kendi kendine açılır ve üzerinde çeşit çeşit yemekler serilir, annenle afiyetle yersiniz.” demiş.

Keloğlan sevinçle eve koşup, annesine başından geçenleri anlatmış. Annesi önce inanmamış ama daha sonra Keloğlan “Açıl, sofram, açıl!” dediği gibi bir anda sofranın üzerinde en güzel yemekler belirince inanmış. Keloğlan ve annesi doya doya yemek yemişler. Yemekten sonra da Allah’a bolca şükretmişler. 

Masallar – Keloğlan Masalları: Günlerden bir gün, Keloğlan sofrayı evde bırakmış ve gezmeye gitmiş. Hırsızlar da bu durumu fırsatı bilerek Keloğlan’ın sofrasını çalmışlar. Keloğlan, yine eski fakir haline dönmüş. Ertesi sabah Keloğlan yine değirmenin yolunu tutmuş. Yolda aklına devi uyandırmak gelmiş. Elindeki çubuğu devin yuvasının üzerine sertçe vurmaya başlamış. Dev uyanmış.

“Ne oldu Keloğlan? Bir sorun mu var?” demiş. Keloğlan da olan biteni deve anlatmış. Bu defa dev ona bir eşek vermiş. Keloğlan eşeğin başını sağa çevirince, eşekten altınlar dökülmeye başlamış. Sonra Keloğlan eşeğine binip hamama gitmiş. Eşeği hamamın önünde bağlamış. Hamamcıya da “Sakın eşeğin başını sağa çevirme!” diyerek sıkıca tembih etmiş. Hamamcı, Keloğlan hamama girince, Keleğlan’ın bu böyle sıkı skıya tembih verdiğini merak etmiş. Öğrenmek için eşeğin başını sağa çevirmiş. Bir de ne görsün? Eşeğin üzerinden altınlar saçılmaya başlamış. Altınları görünce aklı başından gitmiş değirmencinin. Hemen ona benzeyen bir başka eşek ile onu değiştirmiş.

Keloğlan yine eski fakir haline dönmüş. Yine “Bana yardım ederse ancak dev yardım eder” diyerek,  devin evinin yolunu tutmuş. Olanları devee anlatmış. Dev bu defa ona bir çift tokmak vermiş. Keloğlan’a “Eve gidince bir ziyafet ver… Köyde yaşayan herkesi bu ziyafete davet et. Hamamcı da çağırmayı unutma” demiş.

Keloğlan, devin dediklerini aynen yapmış. Köyde yaşayan herkes gelip ziyafete konmuşlar. Yemekler yendikten sonra, misafirlerden biri kalkıp giderken, tokmaklar o davetliyi bir köşede sıkıştırmışlar ve dile gelip “Çabuk çaldığın sofrayı geri getir!” diyerek, başlamışlar sofrayı çalan hırsızın kafasına kafasına vurmaya. Hırsız yediği dayağa daha fazla dayanamamış ve pes etmiş. sofrayı çaldığını itiraf etmiş. Çaldığı sofrayı da geri getirmiş.

Masallar – Keloğlan Masalları: Tokmaklar, bu defa havada kendi kendilerine uçarak, hamamcının üzerine gitmişler. Onu da iyice patakladıktan sonra dile gelerek “Çabuk, çaldığın eşeği geri getir!” demişler. Hamamcıyı eşek sudan gelinceye kadar dövmüşler. Hamamcı da yaptığı kötülüğü itiraf ederek, çaldığı eşeği geri getirmek zorunda kalmış. 

Keloğlan ve annesi de sofra ve eşekleriyle birlikte mutlu mesut yaşamışlar. Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine…

Continue Reading
Advertisement

Facebook Sayfamızı Takip Edin

Advertisement
Advertisement

Popüler