Connect with us
bayburt ejderha efsanesi bayburt ejderha efsanesi

Efsane Destan Mitoloji

Bayburt Ejderha Kayaları Efsanesi

Bayburt’u Gümüşhane’ye bağlayan yolun otuzuncu kilometresinde, sağ tarafta, bir dağın eteğinde kurulmuş Nişantaşı (Datuk) köyüne doğru ejderha şeklinde, kıvrıla kıvrıla giden kayalara dair yerel efsaneler.

Published

on

Bayburt‘u Gümüşhane’ye bağlayan yolun otuzuncu kilometresinde, sağ tarafta, bir dağın eteğinde kurulmuş Nişantaşı (Datuk) köyüne doğru ejderha şeklinde, kıvrıla kıvrıla giden kayalara dair yerel efsaneler. 

Bayburt Nişantaşı / Datuk Köyü

Bayburt‘u Gümüşhane’ye bağlayan yolun otuzuncu kilometresinde, sağ tarafta, bir dağın eteğinde kurulmuş Nişantaşı (Datuk) köyü vardır. Köyün eteğine kurulu bulunduğu dağın üzerinde ejderha şeklinde, kıvrıla kıvrıla köyün üzerine doğru geliyormuş gibi görünen, yaklaşık yüz metre uzunluğunda bir kayalık dizisi mevcuttur. Görenlerin ifadelerine göre bu kayaların topluca oluşturduğu şekil şaşılacak derecede bir yılana yahut ejderhaya benzemektedir. Özellikle köyün içerisinde son bulan baş kısmı tam bir yılan başını andırmaktadır.

Kocakarı ve Ejderha Efsanesi

Bu yılan / ejderha kayaları hakkında yörede anlatılan gelen birden çok efsane söz konusudur. Eski zamanlardan birinde ejderha olarak tabir edilen dev bir yılanın köye gelmekte olduğunu görenler evlerini terk edip kaçmaya başlamışlar. Ancak çok yaşlı olduğu için fazla uzaklara gidemeyen bir kadıncağız, çaresizlik içinde bir yere çömelmiş… Burada ejderhanın gelip kendisini yemesini beklemeye başlamış. Bir yandan da Allah’tan ümid kesilmez diyerek dua etmeye başlamış: “AIlah’ım! Ya beni taş kes ya onu!” İhtiyar kadının duası kabul olmuş ve o anda köye iyice yaklaşmış bulunan ejderha taş kesilmiş. 

Kocakarı ve Hamile Kadın Efsanesi

Aynı kayalara dair benzer bir efsanede ise yaşlı kadının yerini bu sefer hamile bir kadın alır. Hamile kadın dua eder ve duasının kabulü ile ejderha köye giremeden taş kesilir. 

Evliya ve Ejderha Efsanesi

Aynı kaya dizisi ile ilgili bir başka efsane ise şu şekildedir: Ejderha köye girdiği zaman, çevrede ilmi ve Allah’a yakınlığı ile tanınan Oslu Hoca isimli bir zata müracaat edilir. Hoca orada hazır bulunanların huzurunda dua edip ejderhaya dönerek şöyle der: “Ya mübarek hayvan, dur!” Bunun üzerine ejderha oracıkta taş kesilir.

Bahsedilen ejderha şekli halihazırda bütün heybetiyle köyün üzerinde durmaya devam etmektedir. Bununla birlikte; önceleri samanlık olarak kullanılan ağız boşluğu ve çene kısımları kırılarak yerine bir okul yaptırılmıştır.  

Advertisement
1 Comment

1 Comment

  1. Pingback: Harput Ejderha Taşı Efsanesi - EFSANE DESTAN MİTOLOJİ

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Türk Mitoloji Sözlüğü

Ağaç: Kutlu Bitki

Yerle göğü birbirine bağlayan ağacın dallarında, iki başlı bir kartal – Öksökö – yuva yapmıştır. Bu kartalın görevi, gökleri korumaktır.

Published

on

By

Türk Mitoloji Sözlüğü - Ağaç - Kutlu Bitki

Yerle göğü birbirine bağlayan ağacın dallarında, iki başlı bir kartal – Öksökö – yuva yapmıştır. Bu kartalın görevi, gökleri korumaktır.

Türk kültüründe özellikle sıra dışı görünümü olan ağaçlara, efsanevi Ulu Kayın’ı çağrıştırdığı için saygı gösterilir. Türk kültüründe büyük ve kovuğu olan ağaçlara saygı duyulur hatta bu tür ağaçlardan korkulur. Çünkü içlerinde Ağaç Ana’nın (veya bazen Al Anası’nın) yaşadığına inanılır. Ağaç, soyluluğun da bir simgesi olarak görülür. Türklerde ağacın türünden ziyade büyüklüğü ve görkemi ön plana çıkar. 

Korkut Ata Öyküleri’nde Uruz’un ağaca seslenişi ilgi çekicidir:

Başın ala bakar olsam, başsız ağaç, 

Dibin ala bakar olsam dipsiz ağaç. 

Beni sana asarlar, götürmegil ağaç, 

Götürürsen, yiğitliğim seni tutsun ağaç.

Türklerdeki ağaç algısı daima Ulu Kayın (Uluğ kayın) kavramı ile birlikte değerlendirilmelidir. Türk halk kültüründe Elma Ağacı büyük bir öneme sahipken, İncir ve Zeytin ağaçları ise İslamiyet’in etkisiyle kutsallık kazanmıştır. Çünkü Kuranı Kerim’de bu ağaçlar (ve / veya meyveleri) üzerine yemin edilmektedir: “İncire ve Zeytine and olsun ki…” (Tin Suresi, 1. âyet). 

Türklerin geçmişte belirli bir dönem, Moğolların ise günümüzde de tabi oldukları Budizm dininin kurucusu olan Buda (Budha) bir incir ağacının altında düşünerek gerçeğe erişmiştir. Zeytin, Akdeniz ve Ege kültüründe çok önemli bir yere sahip olup, Batı mitolojilerinde vurgulanır. Ayrıca Zeytin ağacından İncil’de kutsal bir bitki olarak bahsedilir. Hz. İsa gökyüzüne yükselirken Zeytin Dağı’nın eteklerindeki sekiz büyük zeytin ağacının bu duruma tanık olduğu, İncil’de anlatılmaktadır. 

Altay efsanelerine göre; yeryüzündeki ilk insan, dokuz budaklı (dokuz dallı) bir ağacın altında yaratılmıştır. SayanAltay halk kültüründe anlatıldığına göre; bu ağacın altında Ulu Ana yaşar ve kahramanlara memesinden süt verir. Dünya’nın tam ortasındaki Ulu Kayın adlı söylencesel ağacın kökleri yeraltına kadar iner. Dalları ise göğün zirvesine kadar yükselir. Yerle göğü birbirine bağlayan bu ağacın en üst dallarında, iki başlı bir kartal (Öksökö) yuva yapmıştır. Bu kartalın görevi, gökleri korumaktır. Hakaslar, “Imay Toyı” (Umay Şenliği) adını verdikleri törenlerde bir ağacı ormana götürüp dikerler. Altay şamanlarının inançlarına göre, kişioğlu ilk yaratıldığında ilk ağaç da onunla birlikte Umay Ana tarafından yeryüzüne indirilmiştir.

Altaylarda anlatılan bazı öykülerde yiğitler kayın ağacının altında bir gece uykusuz durduktan sonra sabah gün doğumunda ad alırlar. Eski Kırgız ve Kazak inancına göre kısır kadınlar, ıssız bir yerdeki yalnız bir ağacın yanında gece sabaha kadar kalıp sonra kurban keserlerdi. Yakutlarda, çocuğu olmayan kadınlar, kutsal sayılan bir ağacın dibinde ak (veya boz) at derisinin üzerinde otururlardı. Türk kültüründe bazı yörelerde ağaçların eren (evliya) adlarıyla anılmasına da çok yaygın olarak rastlanır. 

Anlam: (Ağ / Ag / Ak) Yukarıya uzayan demektir. Ağmak (yukarı çıkmak) fiiliyle bağlantılıdır. Bu bağlamda göğe doğru olmayı belirtir. Ağacın kutluluğu göğe doğru yükseliyor olmasından kaynaklanır.

Eşdeğer: Ağac, Ağaş, Ağas, Yağaç, Yığaç, Cığaç, Eves, Mas, Maş

Türk Kültüründe Önemli Ağaç Türleri

Türklerde dikkat çeken, önem verilen ve masallarda, ökülerde adı geçen bazı ağaçlar şunlardır:

  • Yangak / Cangak: CevizAğacı 
  • Kamalağ / Kamalag: SedirAğacı
  • Kavlağan / Kavlagan: Çınar Ağacı
  • Çöke / Cüke / Yüke: Ihlamur Ağacı
  • Karagay / Karakay: Çam Ağacı
  • Çördük / Çörtük: Armut Ağacı
  • Kos / Goz / Hoz: Ceviz Ağacı
  • Siye / Şiye / Çiye: VişneAğacı
  • Tal / Tel: Söğüt Ağacı
  • Terek / Tirek: Kavak Ağacı
  • Örük / Örik: Kayısı Ağacı
  • Niğde / Niyde: İğde Ağacı
  • Palıt / Pelit: Meşe Ağacı
  • Alça / Elçe: Vişne Ağacı
  • Arça / Arca: Çam Ağacı
  • Buk / Bük: Kayın Ağacı
  • Koçaç / Koşaş: Armut Ağacı
  • Emen / İmen: Meşe Ağacı

Kaynak: Deniz Karakurt, Türk Söylence Sözlüğü

Continue Reading

Türk Mitoloji Sözlüğü

Afrasyab: Efsanevi Türk Hakan

Afrasyab, İran efsanelerinde Türklerin kağanı olarak anılır. Yetenekli bir savaşçı ve komutandır. Turan (Türk) ülkesinin hakanı ve Farsların baş düşmanı olarak tanıtılır.

Published

on

By

Türk Mitoloji Sözlüğü - Afrasyab - Efsanevi Türk Hakan

Afrasyab, İran efsanelerinde Türklerin kağanı olarak anılır. Yetenekli bir savaşçı ve komutandır. Turan (Türk) ülkesinin hakanı ve Farsların baş düşmanı olarak tanıtılır.

İran efsanelerinde Türklerin kağanı olarak anılır. Yetenekli bir savaşçı ve komutandır. Turan (Türk) ülkesinin hakanı ve Farsların baş düşmanı olarak tanıtılır. Efsanevi kral Tur’un soyundan gelir ve torunlarından biridir. “Hanakana” adıyla bilinen demirden yapılmış 100 sütunlu bir yeraltı kalesinde oturur. İran (Fars) mitolojisinde Turan hükümdarlarının en önde gelenleri arasında sayılmaktadır. Oğullarının adı ise Barsgan ve Barman’dır. 

Türk kavimleri İran efsaneleri ile tanıştıklarında kendilerini gururla Turan’ın kralı Afrasyab’ın uyruğu saymışlardır. Örneğin Selçukluların 33 atasından biri olarak kabul edilmiştir. Geçmişte İran ve Ortadoğu halklarının pek çoğu tarafından tanındığı eski metinlerde yazılıdır. Sözcük eski Persçe kökenlidir ve Türkçe ile olan bağlantısı tam olarak kurulamamıştır. Afrasyab’ın Türk efsanelerindeki “Alper Tunga” ile aynı kişi olduğu Divan-ı Lügat-it Türk’te Kaşgarlı Mahmud tarafından öne sürülse de etimolojik verilerle bu iddianın kanıtlanması mümkün değildir.

Eşdeğer: Afrasyap, Afrasıyab, Efrasyab, Frasyan, Fırasıyav, Fransrasyan

Kaynak: Deniz Karakurt, Türk Söylence Sözlüğü 

Continue Reading

Türk Mitoloji Sözlüğü

Adsız Hatun: Kötülük Tanrıçası

Adsız Hatun’un, Adsızlar’a (henüz kahramanlık gösteremediği için ad alamayan çocuklara) ilişeceğinden ve onlara zarar vereceğinden korkulur.

Published

on

By

Türk Mitoloji Sözlüğü - Adsız Hatun

Adsız Hatun’un, Adsızlar’a (henüz kahramanlık gösteremediği için ad alamayan çocuklara) ilişeceğinden ve onlara zarar vereceğinden korkulur.

Kötülükler yapar, adı olmadığı için bu kötülükleri kimin yaptığı bilinmez. Adı olmayan kötülük, bu aleme değil farklı bir evrene, başka bir boyuta aittir. Adsız Hatun’un, Adsızlar’a (henüz kahramanlık gösteremediği için ad alamayan çocuklara) ilişeceğinden ve onlara zarar vereceğinden korkulur. Adı olmayan ruhsal varlıkların diğerlerinden daha tehlikeli olduğu düşünülür. Sibirler’in halk inanışlarında yer alan bir kişiliktir.

Eşdeğer: Atsız Hanım

Kaynak: Deniz Karakurt, Türk Söylence Sözlüğü

Continue Reading

Türk Mitoloji Sözlüğü

Adsız: İsimsiz Kişi

Sibirler’de “Adsız Hanım” adlı kötü bir ruh bulunmaktadır. Ad nesnenin bir anlamda ruhudur, onun bir parçasıdır ve aralarında bir bağ vardır.

Published

on

By

Türk Mitoloji Sözlüğü - Adsız İsimsiz Kişi

Sibirler’de “Adsız Hanım” adlı kötü bir ruh bulunmaktadır. Ad nesnenin bir anlamda ruhudur, onun bir parçasıdır ve aralarında bir bağ vardır.

Henüz kahramanlık yapmadığı için adı koyulmamış, bir ad kazanmamış çocuk. Türk geleneğinde çocuk büyüyüp de bir kahramanlık veya önemli bir iş yapana kadar kendisine isim verilmez ya da o zamana kadar geçici bir ad verilir. Dikkate değer bir olay gerçekleştirdiğinde ise o bölgenin ulu kişisi (ozan, şaman, hoca vs.) gelir, bu yaptığı kahramanlığı çağrıştıran bir ad koyar. Genelde küçük birşölen yapılır veya yemek verilir.

Örneğin; Dede Korkut Öyküleri’nde anlatılan ve boğayı boynuzlarından tutup yere vurarak yenen çocuğa Korkut Ata’nın gelerek “Boğaç” adını vermesi gibi. Adsız olmak bir eksiklik sayılır ve bu nedenle olumsuz anlamlar içerir. Örneğin Sibirler’de “Adsız Hanım” adlı kötü bir ruh bulunmaktadır. Ad nesnenin bir anlamda ruhudur, onun bir parçasıdır ve aralarında bir bağ vardır. Soyadı ise insanın ataları ile olan bağını ortaya koyar ve pek çok insan için bir gurur kaynağı olarak algılanır. Kendi soyadını taşıyan insanların meziyetleri övülür.

Anlam: (Ad / At) Adı olmayan veya atı olmayan demektir. At sözcüğüyle bağlantısı dikkate alındığında atsız olmak adsız olmakla eşdeğer tutulur. 

Kaynak: Deniz Karakurt, Türk Söylence Sözlüğü

Continue Reading

Türk Mitoloji Sözlüğü

Adagan: Dağ Tanrısı

Dağları ve üzerindeki varlıkları korur. Özellikle dağlardaki at ve sığır sürülerinin koruyuculuğunu yapar. Buralardaki canlılara zarar verenlere çok kızar.

Published

on

By

Türk Mitoloji Sözlüğü - Adagan - Dağ Tanrısı

Dağları ve üzerindeki varlıkları korur. Özellikle dağlardaki at ve sığır sürülerinin koruyuculuğunu yapar. Buralardaki canlılara zarar verenlere çok kızar.

Adagan, dağları ve üzerindeki varlıkları korur. Özellikle dağlardaki at ve sığır sürülerinin koruyuculuğunu yapar. Buralardaki canlılara zarar verenlere çok kızar. Koruduğu varlıkları kıskandığı söylenir. Elinde geniş ağızlı bir kılıcı (yatağan) vardır. 

Anlam: (Ad / At) Adak sunulan veya kendisine adak adanan demektir. Ad ve Ata kelimeleri ve Adamak fiili ile bağlantılıdır. Ataghan sözcüğü Moğolca’da kıskançlık anlamı içerir.Yatağan adlı kılıç türünün başka bir söyleyiş biçimi de Atagan’dır.

Eşdeğer: Adağan, Atagan, Adahan, Atahan

Kayak: Deniz Karakurt, Türk Söylence Sözlüğü

Continue Reading

Türk Mitoloji Sözlüğü

Ad: Her Şeyin Başlangıcı

Türklerde Yayguçı Çağ (Yaratılış Zamanı) inanışı, varlığın birbirinden ayrışmadığı, her şeyin bütün olarak var olduğu bir dönemi ifâde eder. Her şeyin sonsuz bir su halinde olduğu bu çağda varlıkların anlamı ve adı yoktur.

Published

on

By

Türk Mitoloji Sözlüğü - Ad - Her şeyin başlangıcı

Türklerde Yayguçı Çağ (Yaratılış Zamanı) inanışı, varlığın birbirinden ayrışmadığı, her şeyin bütün olarak var olduğu bir dönemi ifâde eder. Her şeyin sonsuz bir su halinde olduğu bu çağda varlıkların anlamı ve adı yoktur.

Bir varlığı tanıtan, sembolize eden sözcük. Herhangi bir şeyi tanımaya, tanıtmaya veya tanımlamaya yarayan, ona özgülenmiş bir kelimedir. Bir kimseyi, nesneyi, varlığı yada olguyu anlatmaya, akla getirmeye yarayan kavramdır. Ad insanoğlunun var olduğu her yerde nesneleri ve olguları nitelemek için kullanılan soyut bir araçtır. Ün, şöhret anlamları da taşır. 

Bazı felsefi yaklaşımlarda varlıklardan önce onların adlarının var olduğuna inanılmıştır. Elbetteki bu felsefi bir tartışma konusudur. Ancak ad kavramı Türk kültüründe önemli bir yere sahiptir. Ad, bir varlığın soyut olarak atı yani bineğidir. Adı olmayan varlıkların öteki alemlere, farklı dünyalara ait olduğu düşünülür. Bu nedenle de adsız olmak bir eksiklik sayılır. 

Türklerde Yayguçı Çağ (Yaratılış Zamanı) inanışı, tüm varlığın birbirinden ayrışmadığı, henüz her şeyin bütün olarak var olduğu bir dönemi ifâde eder. Başka hiçbir şeyin mevcut olmadığı, her şeyin sonsuz bir su halinde olduğu bu çağda, gök bile yaratılmamışken varlıkların anlamı ve adı yoktur. Bu nedenle Türk efsanelerinde her şeyin bu dönemde sağır ve dilsiz olduğu söylenir. Bu sonsuzlukta önce varlığa ad verilerek yaratılış başlamıştır. Benzer biçimde Sümer inanışına göre su tanrısı Enki, her şeye bir ad vermiş ve böylece yaratılış başlamıştır. Yani ad bu bağlamda anlam ve başlangıç demektir.

Ayrıca Felsefe’de önemli bir akım olan İdealist Yaklaşım da benzer bir öngörüye sahiptir. Buna göre önce “İdea” (Düşünce) vardır ve onun temsil ettiği nesneler sonradan varlık bulur. Türklerin İslamiyet’i kabul ettikleri ilk dönemlerde, halk kültürü kendi anlayışına ve algılayışına uygun olarak İslam terminolojisindeki pek çok kavramı Türkçe sözcüklerle ifade etmiştir. (Örneğin “Abdest Almak” için “Yunup Kılmak” tabiri kullanılmıştır.) Besmele kavramı da bu dönemlerde belirli bir süre Adlama sözcüğü ile karşılanmıştır. Arapça kökenli “Besmele” sözcüğü Allah’ın (c.c.) adını anma demektir. Türkçe “Adlama” kelimesi adanma, ad söyleme anlamına gelir ve erken dönemTürk-İslam inancında ve daha sonraki çağlarda kimi kırsal bölgelerde bu tabir ile Allah’ın (c.c) adının anılması yani Besmele (Arapça ‘isim’ kökünden gelir) kastedilmiştir. 

Günümüzde ise İslam terminolojisindeki asıl biçimi olan Besmele ifadesi tercih edilir ve kullanılır. İslam ile birlikte Besmele (Adlama) kavramı çok yaygın bir hale gelmiştir. İslami anlayışa göre her işe Allah’ın (c.c) adıyla başlamak gerekir. Üzerine Allah’ın (c.c) adının anılmadan kesilen veya kendiliğinden ölen hayvanların yenilmesi yasaktır. Besmele cümlesinin içeriği Türkçe’ye anlam olarak; “Acıyıcı ve Acıyan Allah’ın adıyla…” ya da kısaltılmış biçimiyle “Bismillah” (“Allah’ın adıyla…”) olarak çevrilebilir. Besmele, doğal süreçlere Yaratıcıyı dahil etmeyi öngörür. Yani aslında, (Türk halk inanışına da uyumlu olarak) önce maddenin değil düşüncenin var olduğu görüşü uyarınca düşünceyi temsil eden sözün söylenmesi gerekir. 

İbadete, duaya ve kurban etmeye başlamadan önce zihin temizlenmelidir ki yapılan iş de temiz olabilsin. Bunun için de Yaradan’ın adı anılır. Böylece, hiçbir şey yokken yalnız Allah’ın (c.c.) var olduğu anımsanır.

Anlam: (Ad / At / Ay) Türkçe’de bu kök tanımlama, niteleme, yönelme, başka bir yere atlama, binek hayvanı anlamı içerir. Türkçe’de ad aynı zamanda at demektir ve pek çok lehçede “d/t” farkı ortadan kalkar. At, kutlu bir hayvan olarak o kişinin kimliğidir aynı zamanda. Kişinin adının aslında onun soyut bir atı olduğu ve kendisini taşıdığı düşünülebilir. Bu nedenle eskiden Türkler öldüklerinde atlarıyla (yani adlarıyla) birlikte gömülmüşlerdir. Çünkü at öte alemdeki yolculuğunda kişiye yardımcı olacaktır. Türkçe’nin tüm şive ve lehçelerinde ad / at biçimiyle binlerce yıldır yer alan ortak bir kelimedir. Aynı zamanda bir kök olarak yüzlerce kelimenin türemesine olanak vermiştir. “Ad” ve “Adda” kelimeleri Sümercede baba demektir. Dolayısıyla köken olarak Ata kelimesi ile de bağlantılıdır ve bu sözcük aslında adı alınan kişi demektir yani kendisinden ad alınmayı ifâde eder. Adamak, adak sözcükleri yine bu kökten türemiştir. Atamak kelimesi bazı şivelerde ad koymak anlamı taşır.

Eşdeğer: At, Ner

Kaynak: Deniz Karakurt, Türk Söylence Sözlüğü

Continue Reading

Türk Mitoloji Sözlüğü

Abzar İyesi: Ahırın Koruyucu Ruhu

Abzar İyesi, sevdiği hayvanın (genelde atın) yelesini taramaktan, kuyruğunu örmekten çok hoşlanır. Sevmediği atı ise aç bırakır, gece boyu koşturur, ter içinde bırakır, aşırı derecede yorar.

Published

on

By

Türk Mitoloji Sözlüğü - Abzar İyesi - Ahırın Koruyucu Ruhu

Abzar İyesi, sevdiği hayvanın (genelde atın) yelesini taramaktan, kuyruğunu örmekten çok hoşlanır. Sevmediği atı ise aç bırakır, gece boyu koşturur, ter içinde bırakır, aşırı derecede yorar.

Evin ahırında veya bazen de avlusunda yaşar. İnsanlara ancak uzaktan uzağa ve farklı hayvanların kılıklarına bürünerek görünür. Genelde ahırda veya bazen dışarıya çıkarak avluda yaşar ve orada yaşayan canlılara sahip çıkarak onları korur. Bazen bir hayvan kılığında, gözükür. Ahır İyesi ahırda yaşayan hayvanların bazılarını daha çok sever bazılarından ise hoşlanmayabilir. Sevdiği hayvanın (genelde atın) yelesini taramaktan, kuyruğunu örmekten çok hoşlanır. İnsanlar görmediği sırada onun önüne ot veya saman atarak besler, sevmediği atı ise aç bırakır, gece boyu koşturur, ter içinde bırakır, aşırı derecede yorar.

Bağlantılı Varlıklar

Abzar Ana: Avlunun koruyucu ruhu (dişi). Abzar İyesine ait tüm nitelikleri taşır. Yaşlı bir kadın olduğu söylenir. Ak saçlı bir ninedir. Bazen avluya kuruması için asılmış olan çamaşırları alarak götürür.

Abzar Ata: Avlunun koruyucu ruhu (erkek). Abzar iyesine benzer bir varlıktır. Ak sakallı bir dede görünümündedir. Akşam sığır sürüleri dağılırken eve gelen hayvanların doğru yolu bulmasını sağlar.

Kaynak: Deniz Karakurt, Türk Söylence Sözlüğü 

Continue Reading

Türk Mitoloji Sözlüğü

Abzar: Türk Mitolojisinde Özellikli Bir Mekan

Türk kültüründe hayvanların ekonomik değerleri kadar onlarla yan yana geçen bir yaşam tarzı da anlatılara ve hikayelere de konu olmalarını sağlamıştır.

Published

on

By

Türk Mitoloji Sözlüğü - Abzar - Ahır

Türk kültüründe hayvanların ekonomik değerleri kadar onlarla yan yana geçen bir yaşam tarzı da anlatılara ve hikayelere de konu olmalarını sağlamıştır.

Abzar: Hayvan barınağı, ahır. Türk halk kültüründe hayvanlar önemli bir yer tuttuğu için bu mekanın korunması büyük önem taşır. Ayrıca hayvanların ekonomik değerleri kadar onlarla yan yana geçen bir yaşam tarzı da anlatılara ve hikayelere de konu olmalarını sağlamıştır. “Abzar”larının (ahır) yarı karanlık ortamları ve barınan hayvanların davranışlarında zaman zaman yaşanan değişiklikler (örneğin hiçbir sebep yokken huysuzlanması, öfkelenmesi) “abzar”ları dikkatli davranılması gereken mekanlar hâline getirmiştir. 

Anlam: (Ab / Ap) Bazı lehçelerde ahır anlamına gelirken kimilerinde ise avlu anlamı taşır. Tatarca’da her iki manayı birden karşılar.

Eşdeğer: ABAZAR, APSAR

Kaynak: Deniz Karakurt, Türk Söylence Sözlüğü

Continue Reading

Türk Mitoloji Sözlüğü

Abra ve Yutpa: Efsanevi Yeraltı Yılanları

Yeraltındaki “Büyük Deniz”de (Tengiz / Tingiz) yaşayan ve ejdere benzeyen devasa iki yılandır. Timsaha benzer bir görünümleri vardır. Çatal kuyruklu ve dört ayaklıdırlar.

Published

on

By

Türk Mitoloji Sözlüğü - Abra ve Yutpa - Efsanevi Yeraltı Yılanları

Yeraltındaki “Büyük Deniz”de (Tengiz / Tingiz) yaşayan ve ejdere benzeyen devasa iki yılandır. Timsaha benzer bir görünümleri vardır. Çatal kuyruklu ve dört ayaklıdırlar.

Yeraltındaki “Büyük Deniz”de (Tengiz / Tingiz) yaşayan ve ejdere benzeyen devasa iki yılandır. Timsaha benzer bir görünümleri vardır. Çatal kuyruklu ve dört ayaklıdırlar. Yapılan betimlemelere göre yeşil baldırlı, ak göğüslü, kayık gibi yassı çenelidirler. Erlik’in sarayını korurlar. Bir Yağna’yı (fili) tek lokmada yutabilirler. Gözleri parlak bakır renklidir. Ayakları ise kızıldır. İnanılmaz büyüklüktedirler. Onları görenlerin yüreğine korku basar. Çok güçlü çeneleri vardır. Abra ve Yutpa, Erlik Han’ın sarayının bekçileri olarak da söylencelerde yer alırlar. Şaman elbisesinde ve davulunda onları simgeleyen resimler veya bez parçalarından yapılmış temsili figürler bulunur. Bu iki yeraltı yaratığı bazı kaynaklarda Ker Abra ve Ker Yutpa olarak da anılırlar.

Anlam: Abra (Ab / Ap / Av / Az). Suda yüzen veya suları yöneten demektir. Abramak fiili, deniz taşıtlarını yönetmek anlamı taşır. Aparmak kelimesi kapmak, alıp götürmek anlamlarını içerir. Ayrıca ağırlık içeriği kelime kökünde ve sözcük anlamında mevcuttur. Anadolu Türkçesi’nde Abra sözcüğü, tartıya koyulan ağırlık demektir. Ebren / Evren ise ejderha anlamı taşır.

Anlam: Yutpa (Yut / Yud / Ut / Ud) Yutan veya kazanan demektir. Utmak kelimesi kazanmak, yarışmayı yenmek manası taşır.

Eşdeğer: APRA VE YUTMA, ABURA ve UTMA

Kaynak: Deniz Karakurt, Türk Söylence Sözlüğü

Continue Reading

Türk Mitoloji Sözlüğü

Abdal: Kutlu Kişi

Abdal, hakikatin (gerçeğin) bilgisine ulaşmıştır. İnsanlardan uzakta, bazen kısmen çilekeş bir yaşam sürerler. Bazı istisnai durumlar dışında, gerekmedikçe aslında kimseye görünmezler.

Published

on

By

Türk Mitoloji Sözlüğü - Abdal - Kutlu Kişi

Abdal, hakikatin (gerçeğin) bilgisine ulaşmıştır. İnsanlardan uzakta, bazen kısmen çilekeş bir yaşam sürerler. Bazı istisnai durumlar dışında, gerekmedikçe aslında kimseye görünmezler.

Dünyadan ve nimetlerinden vazgeçmiş, kendisini Allah (c.c.) yoluna adamış insan. Evliya, ermiş veya derviş demektir. Abdal, hakikatin (gerçeğin) bilgisine ulaşmıştır. İnsanlardan uzakta, bazen kısmen çilekeş bir yaşam sürerler. Bazı istisnai durumlar dışında, gerekmedikçe aslında kimseye görünmezler. Nadiren insanlara öğüt verirler ve bunlara uyulmasını isterler. Dualarının kabul olacağına dair bir inanış vardır. Allah’ın izni ile yağmur yağdırabildiklerine dair genel bir kanı bulunur. Günümüzde Yakutça’da (Sahaca’da), şamanlara “Abıdal” şeklinde sıfat olarak verilen bir sözcük bulunur. Azerbaycan’da bir zamanlar çok fazla sayıda halk ozanı yetiştirerek ün salmış olduğu için “Abdal” adını almış olan bir şehir bile vardır.

Eşdeğer: ABIDAL

Kaynak: Deniz Karakurt, Türk Söylence Sözlüğü

Continue Reading
Advertisement

Facebook Sayfamızı Takip Edin

Advertisement
Advertisement

Popüler