Connect with us

Efsane Destan Mitoloji

Anadolu’nun En Romantik Gelin Taşı Efsaneleri

Anadolu’nun romantik olduğu kadar hemen hepsinin sonu hüzünle biten gelin taşı efsaneleri. Kavuşamayan aşıkların kayadan anıtları…

Anadolu’nun romantik olduğu kadar hemen hepsinin sonu hüzünle biten gelin taşı efsaneleri. Kavuşamayan aşıkların kayadan anıtları…

Aşkale / Kandilli / Merdiven Köyü Gelin Taşı Efsanesi

Erzurum’un Aşkale ilçesinin Kandilli bucağına bağlı Merdiven köyünde, evlenme çağma gelen bir delikanlıya komşu köylerinin birinden güzel bir gelin getirilmekteymiş. Gelini getirecek alayda damadın erkek kardeşi de bulunmaktaymış. Yörenin âdetlerine göre damat, gelin getirecek alayda bulunmaz, evin damında onların gelişini beklermiş. Gelini getiren alayda bulunan ve yengesini gören damadın kardeşi, onun güzelliğine vurulmuş. İçine aşk ateşi düşmüş. Aklı gelinde kalmış.

Delikanlı geline baktıkça bir hoş oluyormuş. Gelin de bir müddet sonra onun bakışlarına karşılık vermeye başlamış. Bunlar bakışa bakışa köyün girişine kadar böylece gelmişler. Rivayete göre; düğün alayı tam köye gireceği sırada gelinle damadın erkek kardeşi taş kesilmişler. Köylüler, bu olaydan sonra köyün girişindeki bu taşlara “Gelin Taşları” adını vermişler. Hatta bu iki genç arasındaki, köylülerce uygun görülmeyen ilgiden ötürü de buradan gelip geçenler taşlara tükürür veya taş atarlarmış…

Giresun / Şebinkarahisar / Eğribel Gelin Taşı Efsanesi

Giresun ile Şebinkarahisar ilçesi arasında Eğrîbel Sıradağları bulunur. Bu sıradağların üzerinde, bir yanı geline benzetilen taş yığınları vardır. Hikayesi ise şu şekildedir: 

Bölgede zengin bir ağa yaşamaktaymış. Bu zengin ve şöhretli ağanın kızının güzelliği dillere ise destanmış. Her gören hemen aşık olurmuş. Bu güzelliğe sahip olmak isteyen pek çok zengin, ağanın kapısını çalar, damatlık dilermiş. Ama kız kendisini istemeye gelenlerin hep­sini geri çeviriyormuş. Babası da tek evladı olduğu için kızına bu konuda baskı yapmıyormuş.

Kızın gönlü, ba­basının çobanlarından Hekdi Isın adlı bir delikanlı­daymış. Kız, bu delikanlıya haber yollar ve babasından habersiz, gizli gizli buluşur, görü­şürlermiş. Bu buluşmalar bir süre böyle devam etmiş. Ancak bir gün kızın babası, kızı ile çoban arasındaki ilişkiyi öğrenmiş. Hemen kızını konağının en üst katın­daki odalardan birine hapsetmiş. 

Kız günlerce ağlamış.  Aama baba­sı merhamete gelmemiş bir türlü. Kız, yine ağla­maktan gözlerinin kızardığı bir gün odanın çatma­sında bir ip görmüş. Yastığını yatağın içine yer­leştirip uyuyor gibi yaptıktan sonra çatmadan ipi pencerenin okuna bağlamış. İpe tutunarak aşağıya inmiş. Çobanın kaldığı yere gidip onu bulmuş. Ağanın kızı ile çobanının buluşmaları böylece bir müddet devam etmişse de sonunda bu da duyulmuş. 

İlkinde fazla bir cezaya çarptırılmayan çoban bu sefer falakaya yatırı­lmış. Çoban böylece her gün dövülüp dövülüp salıverilir olmuş. Kızını çobanına vermek istemeyen ağa, onu ilk gelen dünürcüye vermeyi kararlaştırmış ve nitekim ilk gelen görücüye “Evet” cevabını vermiş. Düğün hazır­lıkları başlamış, derken düğün günü gelip çatmış. Kızı almaya gelmişler. 

Kızını, kendisi gibi zengin birine verdiği için ağa çok mutluymuş fakat kızı hiç de öyle değilmiş. Bu yüzden kız, evden gelin olarak ayrılırken babasının elini öpüp hayır duasını almamış. Öyle ki babasının yüzüne bile bakmak istememiş. Gelini almaya gelenler yola koyu­lmuşlar. Düğün alayı Eğribel’e gelince, elinin öpülmemesine sinirlenen ağa beddua etmiş ve yaşlı göz­lerle “Kızım taş ol!” demiş. Eşref saatine denk gelen dua kabul olmuş ve kız ile yanındaki gelin alayındakiler taş kesilmişler. O günden sonra da yöre ahalisi arasında bu taşa “Gelin Taşı” denmeye başlanmış. 

Yozgat Gelin Kayaları Efsanesi

Yozgat “Gelin Kayala­rı”nın efsanesi ise şu şekilde anlatılır: Vaktiyle bu kayalara yakın köylerden birinde güzel bir kız yaşarmış. Güzelliği dillere destan olan bu kızı komşu köylerden bir delikanlıya vermişler. Düğün günü gelip çattığında ise gelin alayı hazırlanmış. Alay develer üzerinde seyahat ediyormuş.

Yozgat Gelin Kayası

Ancak bu güzel kızı gizlice seven bir başkası daha varmış. Kimsenin bilmediği bu gözü dönmüş aşık, düğün günü; adamla­rıyla birlikte alayın önünü kesmiş. Alayda ne kadar erkek varsa hepsini öldürmüş. Durumunun hiç de iyi olmadığını gören gelin ellerini açarak Allah’a yal­ varmaya başlamış: “Rabbim” demiş “Eğer senin sevgili kullarından isem beni bu zalimlerin eline bırakma. Ya kuş yap uçur veya buracıkta taş ediver.”

Allah kızın bu duasını anında kabul etmiş ve gelin beraberindeki develerle birlikte taş olmuş. Bugün kayalara bakıldığı zaman şöyle bir man­zara görülür: Çökmüş develeri andıran sı­ralı iri kayalar; bunların orta gerisinde tek ba­şına duran ve ellerini önüne kavuşturmuş bir gelini andıran, tahminen üç insan yüksekliğinde dimdik bir kaya…

Malatya / Bahçekapı (Orbuzu) / Aslantepe Gelin Kayaları

Malatya Aslantepe üzerinde bir gelin alayını andıran kayaların hikayesi: Vaktiyle Aslantepe’de kızı ile yaşayan fakir bir kadın varmış. Bu kızın güzelliğini duymayan kalma­mış. Nihayet yöredeki beylerden birinin oğlu da bu güzelliği işitmiş ve daha görmeden aşık olmuş. Babası ne kadar ısrar etmiş, uğraşmışsa da oğlunu bu sevdadan vazgeçirememiş. Sonunda oğul babayı ikna etmiş ve kızı istemeye giden dünürcüler kızdan “Evet” cevabını almış. Ancak kızın anasının gönlü yokmuş bu evlilikte. 

Gün gelmiş düğün dernek kurulmuş. Sonuncu gün kızı ana evinden almışlar. Gelin alayı Aslantepe eteklerindeki Gelincik Kayaları mevkiine gelince yavaş­lamış. Alaydakilerin meraklı bakışları arasında iki at­lı Aslantepe’ye doğru süratle uzaklaşmaya başlamış. Meğer gelin hanım, anasının evinde oklavasını unutmuş imiş bu iki atlı da onu almaya gitmişlermiş. Atlılar yaslı ananın varmışlar. Durumu anlatıp ok­lavayı istemişler. Ana oklavayı gelenlere teslim etmiş. Etmiş ama başından beri hiç istemediği bu evliliğe de beddua etmekten geri kalmamış. “Gelinlik tacınla, gelinlik elbisenle, askerinle, alayınla taş kesilesin.” demiş.

Ananın duası kabul olunmuş ve atlıların getireceği oklavayı beklemekte olan gelin alayı atı ile eşyası ile bir anda taş kesilivermiş. Ve bu olaydan sonra söz konusu yerin adı yerli halk arasında “Gelin Kayası” olarak anılmaya başlamış.

Adilcevaz / Kıztaşı Efsanesi

Van’ın Adilcevaz ilçesinde Amik gölünün kıyısındaki, adına Kıztaşı denilen kayanın efsanesi: 

Vaktiyle Amik köyünden delikanlının biri Adilcevaz Dizdarının güzel kızına âşık olmuş. Delikanlı her gece koskoca gölü yüze yüze karşıya geçer, sevdiğiyle görüşürmüş. Dizdarın kızı da sevgilisi, kendisini kolayca bulabilsin diye, kıyıdaki yüksekçe bir taşın göle bakan cephesinde ateş yaktırırmış. Bu iki sevgili böyle uzun bir müddet buluşmaya devam etmişler. Delikanlı her gece gölü yüzerek ge­çer, sevgilisi de kıyıda ışığı yakar ne delikanlı gö­lün dalgalarından korkarmış ne de dizdarın kızı baba­sından…

Bir gece kuvvetli fırtına ışığı söndürmüş. Bütün aramalarına rağmen ışığı göremeyen delikanlı az­gın dalgalarla boğuşa boğuşa gölün suları içinde kaybolup gitmiş. Sevdiği gencin gelmediğini gören genç kız ise sa­baha kadar beklemiş. Sonunda sevgilisinin öldüğünü anlayan genç kız Allah’a “Allahım, ya benim de canımı al veya beni taş yap; kıyamete kadar sevgilimin başucunda kalayım.” diye dua etmiş. Duası kabul olan kız o anda taş olmuş.

İzmir / Kaynarca Gelin Taşı ve Dede Tepesi Efsanesi

İzmir’in Bergama ve Dikili ilçeleri ara­sında Kaynarca denilen büyük bir bataklık varmış. Sazlarla örtülü olan bu bataklıkta pek çok kaynak gizliymiş. Bu kaynaklara düşenler, tabaklanmış de­ riye dönerlermiş. Vaktiyle bu Kaynarca’nın olduğu yerde bir mem­leket varmış. Verimli tarlaları, besili hayvanları pek çokmuş. Bu memleketin halkı o kadar zengin ol­muşlar ki ekinlerini ekmek, hayvanlarını otlatmak için başka yerlerden işçi getirip çalıştırıyorlarmış. Fa­kat zamanla dışarıdan gelenler oranın ahlâkını bozmuş, halkı baştan çı­karmışlar.

Bir gün bu memlekete bir pîr gelmiş, halka nasihatta bulunarak akıllarını başlarına toplamalarını söylemiş. Pîrin sözlerine kimse kulak asmadığı gi­bi bir de altın ve gümüş dolu iki kuyunun arasına ekmek su vermemeksizin hapsetmişler onu. Pîrin haline acıyan bir kız, kimselere görünmeden bu ihtiyara ekmek ve su getirmiş, onu ölmekten kurtarmış.

Bir müddet sonra bu kızın düğünü olmuş. Kırk gün, kırk gece süren eğlencelerden sonra bütün halk sarhoş olmuş. Ge­lin yeni evine gitmek için atına binmiş, yola çıkılmış. O bölgenin âdetlerine göre; geline, köyün hemen ya­kınında bulunan bir kuyudan üç yudum su içirmek ve aynı kuyunun etrafında üç defa dolaştırmak ge­rekirmiş. Kuyunun başına gelinmiş. Gelin tam kuyudan su içiceği sırada o pir karşılarına çıkmış ve demiş ki “Durmadan arkamdan yürüyün! Sakın arkanıza bakmayın. Yoksa hepiniz taş olursunuz!” 

Pîrin bu sözlerinden korkan halk peşine takılıp ve koşmaya başlamış. O sırada arkalarından müthiş gü­rültüler kopmakta acı çığlıklar atılmaktaymış. Olan bitene dayanama­yan birisi arkasına dönüp bakmış. Evlerden suların fışkırdığını, memleketi kara dumanların bürüdüğünü görünce “Yandım!” diyerek kendini yere atıvermiş. Ne olduğunu anlamak için kafilede bulunanların hepsi arkalarına bakmışlar ve pî­rin sözünü dinlemedikleri için de taş kesilmişler. Kur­tarmak istediği kızın taş kesilmesine çok üzülen pîr, tepeye tırmanmış ve fazla gidemeden orada ruhunu teslim etmiş.

Bu hadiseden sonra, kızın taş kesildiği yere Ge­lin Taşı, pîrin ruhunu teslim ettiği tepeye de Dede Tepesi adı verilmiş. Rivayete göre; Kaynarca’daki memleketin batması sırasında baş­ka bir gelin de bir katar deve ile birlikte Çandarlı’ya gidiyormuş. Bu kafile de oldukları yerde taş kesil­miş. Çandarlı yolunda, Demirtaş’ın yanındaki “Katar Kayalar” adını bu hadiseden alıyormuş. O büyük felâket sırasında Kaynarca’dan kaçmak isteyen bir bezirgan “Kalarga Tepesi”ne sığınmış ancak o da bütün eşyası ile birlikte taş olmaktan kurtulamamış. Bugün Kalarga Tepesinde görülen kayalar, halkın ifadesine göre; birbiri üstüne konmuş bez toplarına ve bir adama benzemekteymiş.

Mersin / Menekşe Kalesi Efsanesi

Mersin’e 40 km. uzaklıktaki Menekşe Ka­lesi tarihi kalıntıları içindeki hemen kale girişinde duran biri erkek diğeri kız suretindeki iki heykelle ilgili olarak halk arasında anlatınlan efsane ise şu şekildedir: Vaktiyle civar köylerde oturan bir genç kız ile delikanlı birbirlerine gönül vermişler. Ancak iki gencin ailesi de bu iki genci birbirine ver­meye, evlendirmeye razı değillermiş. Bunun üzerine gençler, tek çare olarak; o diyardan kaçıp, aşklarını özgürce yaşabilecekleri bir yer bulup yerleşme kararı almışlar. 

Bir gece, planlarını uygulamak için sözleştikleri bir noktada buluşup, binmişler atlarına ve kay­bolup gitmişler gecenin karanlığında. Ancak bu işten kızın babasının geç de olsa bir şekilde haberi olmuş. He­men adamlarını yanına alıp birkaç koldan kaçak aşıkları takibe başlamışlar. Sonunda takipteki kollardan biri iki aşığı Menekşe Kalesi’nin girişinde kıstırmış. Artık kurtuluş ümidi kalmamış, aşıkların üzerlerine pek çok silah çevril­miştir.

Kız, kurtuluşu Allah’a sığınmakta bulur ve başlar dua etmeye “Allah’ım, ya bizi bu zalimlerin elinden kurta­rıp birbirimize bağışla yahut da ikimizi birden şuracıkta taş eyle.” Kızın duası kabul olmuş ve  sevdiği delikanlı ile bir­likte Menekşe Kalesi’nin girişinde taş olup kalmışlar.

Advertisement
2 Comments

2 Comments

  1. Pingback: Mezarlıktaki Fısıltı ve Gölgeler - YAŞANMIŞ KORKU HİKAYESİ

  2. Pingback: Bayburt Ejderha Kayaları Efsanesi - Paranormal Haber

Soru Sor - Fikrini Yaz