Connect with us
Kıbrıs Hala Hatun Türbesi - Havada Duran Taş Kıbrıs Hala Hatun Türbesi - Havada Duran Taş

Efsane Destan Mitoloji

Kıbrıs’taki Havada Duran Taş Efsanesi

Kıbrıs’ta Larnaka yakınlarında bulunan ve Hz. Muhammed’in halasının medfun bulunduğu Hala Hatun Türbesinde boşlukta duran bir taşın bulunduğuna dair bir efsane var.

Published

on

Kıbrıs’ta Larnaka yakınlarında bulunan ve Hz. Muhammed’in halasının medfun bulunduğu Hala Hatun Türbesinde boşlukta duran bir taşın bulunduğuna dair bir efsane var.

Hala Hatun Türbesi’nde Havada Duran Taş

Kıbrıs’ta Larnaka yakınlarında bulunan Hala Hatun Türbesinde boşlukta duran bir taşın bulunduğuna dair bir inanç söz konusudur. Hazreti Muhammed’in Halası (Ümmü Harem) olduğu rivayet edilen, halk arasında yaygın adıyle (Hala Hatun) denilen bu hanım ilk hemşire imiş. Kıbrıs’ın fethi sırasında katırdan düşerek şehit olmuş ve bu yere defnedilmiş. Söylentiye göre mezarı üzerine Kudüs’ten Mescid-ül Aksa’dan veya Tur-u Sinâ’dan 5 – 6 metre uzunluğunda, 1 metre kadar yükseklikte, yekpare taş, kaya geliyor ve mezarın üzerinde 4—5 metre yüksekliğinde boşlukta (muallâkta) duruyor. 

Taşı Bizzat İnceleyenlerin İzlenimleri

Ziyaretçi bir gebe kadın, öylece havada, bir yere dayanmadan duran taşı görünce, heyecan ve korkuyla çocuğunu düşürüyor. Bu olaydan sonra ziyaretçilerin korkularım önlemek üzere, taşın altına sütun şeklinde duvarlar yapılıyor.

Bu görünüş ziyaretçileri heyecana sevkediyor. Ziyaretçi bir gebe kadın, öylece havada, bir yere dayanmadan duran taşı görünce, heyecan ve korkuyla çocuğunu düşürüyor. Bu olaydan sonra ziyaretçilerin korkularını önlemek üzere, taşın altına sütun şeklinde duvarlar yapılıyor. Bunların ilmî hakikat değerini anlamak üzere yakın zamanlarda ölçen iki yüksek mühendisin, yaptıkları hesaplara göre kaidenin çok zayıf olduğu, bu duvarın üzerindeki taşı çekemeyeceğini, bunda bir sır olduğunu bildiriyorlar. Taş, hâlen sağı solu duvarlara dayanmış bir durumda bulunmaktadır. Günümüzde türbeye gidip taşı inceleyenlerin ifadelerine göre sözü edilen taş orada mevcut olmakla birlikte hiçbir yere dayanmadan, boşlukta durduğu bilgisi ise gerçek değil. 

Bahçesine Gazino Yapılmış

Hala Hatun Türbesi, Kıbrıs’ta yerli ve yabancılar tarafından ilgiyle ziyaret edilmektedir. Günümüzde söz konusu mahal restore edilmiş ancak bahçe dışında ise bir gazino yapılmış durumda. Bahçeler, havuzlar içerisinde bakımlı ve güzel manzaralı turistik bir mekan olarak kullanılmakta… 

Kıbrıs – Hala Hatun Türbesi

Hala Sultan – Hatun Kimdir

Ümmü Harâm bint Milhân, Türkler arasında Hala Hâtun, Hala Sultan veya Ümmühan Sultan adıyla bilinen, İslam peygamberi Muhammed ile teyze-yeğen ilişkisi olan sahabi. Bazı İslam alimlerine göre Muhammed’in süt teyzesidir. Bazıları ise bunun baba veya dede yönünden olduğunu iddia etmektedir. Sebebi teyze kelimesinin Arapçası olan “hâ-le” dolayısıyladır. Bugün de Anadolu’nun çeşitli yerlerinde teyzeye hala denilmektedir.

Ubade bin Samit’in karısıdır. Uhud ve Huneyn gibi savaşlarda bulunup yaralı askerlere hizmet etmiştir. Ayrıca Suriye fetihlerine katılmak için Şam bölgesine gittiği bilinmektedir. İslam tarihinde ilk deniz seferlerinin başladığı halife Osman döneminde ise Kıbrıs seferlerine eşiyle birlikte katılmıştır. Burada bindiği eşekten düşüp boynu kırılınca da hayatını kaybetmiştir. Hala Sultan Tekkesi ise günümüzde ziyaret edilen bölgelerden biridir.

Advertisement
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Efsane Destan Mitoloji

Pepuk – Guguk Kuşu Efsanesi

Pepuk Kuşu Efsanesi, Tunceli Dersim Yöresinde geçtiğine bir efsanedir. Pepuk kuşunun güncel karşılığı Guguk Kuşu’dur. Efsane şu şekildedir…

Published

on

By

Pepuk - Guguk Kuşu Efsanesi - Tunceli Yöresi

Pepuk Kuşu Efsanesi, Tunceli – Dersim Yöresinde geçtiğine bir efsanedir. Pepuk kuşunun güncel karşılığı Guguk Kuşu’dur. Efsane şu şekildedir: 

İki küçük kardeş varmış. Anneleri ölünce babaları evlenmiş. Üvey anne çocuklara çok sert ve kötü davranıyormuş. Çocukları her fırsatta dövüyor, korkutuyormuş. Üvey anne bir gün çocukları kenger toplamaları için dağa gönderir. Kardeşlerden erkek olan, çıkardığı kengerleri kız kardeşinin boynunda asılı duran torbaya atıyormuş. Akşama kadar bir hayli kenger çıkarmışlar, fakat bir aksilik varmış; onlar fark etmeden kengerlerin hepsi, delik torbadan düşmüş. Böylece tüm emekleri boşa gitmiş. 

Erkek kardeş, bu durumdan kız kardeşini sorumlu tutmuş, kengerleri onun yediğini düşünmüş. Üvey annelerinden yiyecekleri dayağı düşününce daha da korkmuş ve sinirlenmiş. Kız kardeş, erkek kardeşe ”Eğer inanmıyorsan karnımı aç bak” demiş. Bunun üzerine erkek kardeş, kız kardeşinin karnını açıp, midesini boş görünce kengerleri onun yemediğine inanmış ama kardeşi de oracıkta ölmüş. Kardeşine inanmamakla hata yapıp onun ölümüne sebep olan abi, bu acı ve vicdan azabıyla Allah‘a yalvarmaya, dua etmeye başlamış: “Allah’ım beni Pepuk kuşu yap bu dağlara sal ki dünya döndükçe dağlardan dağlara kardeşim diye seslenip durayım!”

O gece, çocuğun duası kabul olmuş.O gece erkek kardeş Allah tarafından Pepuk kuşu olmuş ve gidip kardeşinin mezarının başucundaki ağaca konup, hep kardeşi için seslenip durmuş. O gün bu gündür bu çocuk, Pepuk kuşu olarak; dağlarda oradan oraya dolaşarak, kardeşim kardeşim diye öter dururmuş..

Guguk Kuşu’nun Hilesi
Continue Reading

Efsane Destan Mitoloji

Şahmeran ve Lokman Hekim Efsanesi

Şahmeran, Ortadoğu mitlerinde yarı insan yarı yılan şeklinde tasvir edilen efsanevi yaratıktır. Şahmeran efsanesi ise şu şekilde…

Published

on

By

Şahmeran ve Lokman Hekim Efsanesi Hikayesi

Şahmeran Nedir

Şahmeran, Ortadoğu mitlerinde yarı insan yarı yılan şeklinde (belden aşağısı yılan, belden yukarısı ise insan) tasvir edilen efsanevi yaratıktır.

Efsanelerde betimlenen bu yarı yılan yarı insan yaratıklara maran / meran denirken bunların hiç yaşlanmayan önderlerine ise Şahmaran adı verilmiştir. Söz konusu isim, Farsça; yılanların şahı anlamına gelen “şah-ı meran”dan türetilmiştir. Şahmaran’la ilgili bilinen hemen hemen bütün bütün anlatımlarda söz edilen varlığın dişi olduğu ifade edilir. 

Şahmeran Nerede Yaşamıştır

Şahmeran’ın bugünkü Mersin’in Tarsus ilçesi sınırları içinde yaşadığına inanılır. Ceyhan ile Misis arasındaki Yılankale’de yaşadığını ifade eden bazı söylenceler mevcutsa da yaygın efsaneye göre Şahmeran bir yeraltı ülkesinde diğer maranlarla birlikte yaşamaktadır. Aynı efsane Mardin yöresinde de oldukça yaygın anlatılır.

Şahmeran’ı Gören İlk İnsan

Şahmeran’ı ilk gören insanın ismi bazı kaynaklarda Belkıya olarak geçerken, bazı kaynaklarda bu isim Cemşab olarak değişmektedir. Kimi kaynaklarda ise Şahmeran’la ilk buluşan kişinin Lokman olduğu anlatılmaktadır.

Cemşab / Lokman Hekim ve Şahmeran Hikayesi

Efsaneye göre; bundan binlerce yıl önce Tarsus yöresinde yerin yedi kat altında yaşayan yılanlar vardı. Meran adı verilen bu yılanlar, zeki ve iyicil yaratıklardı ve barış içinde yaşarlardı. Meranların kraliçesi Şahmeran ise genç ve güzel bir kadındı. 

Cemşab / Belkiya / Lokman ise geçimini sağlamak için odunculuk yapan fakir bir ailenin oğluymuş. Bir gün Cemşab ve arkadaşları bal dolu bir mağara keşfetmişler. Balı çıkarmak için Cemşab’ı aşağıya indiren arkadaşları, paylarına daha çok bal düşmesi için onu orada bırakıp kaçmışlar. Cemşab mağarada bir delik görmüş ve buradan ışık sızdığını fark etmiş. Cebindeki bıçak ile deliği büyütünce, ömründe görmediği kadar güzel bir bahçeye girmiş. Bu bahçede eşi benzeri olmayan çiçekler ve bir havuz ile pek çok yılan varmış… 

Havuzun başındaki tahtta vücudu süt beyazı renginde bir yılan oturmaktaymış. Şahmeran tarafından iyilikle karşılanan Cemşab, uzun yıllar bu bahçede yaşamış ve yılanların kraliçesinin dostluk ve güvenini kazanmış. Bu uzun yıllar boyunca Şahmeran ona tıp biliminin henüz insanlar tarafından bilinmeyen sırları ve inceliklerini öğretmiş. Bir gün Cemşab, ailesini çok özlediğini söyleyip gitmek için Şahmeran’a yalvarmış. Bunun üzerine Şahmeran da kendisini salıvereceğini ancak yerini kimseye söylemeyeceğine dair söz vermesini istemiş. 

Şahmeran’a söz verip ailesine kavuşan Cemşab uzun yıllar verdiği sözde durarak Şahmeran’ın yerini kimseye söylememiş. Ancak bir gün Cemşab’ın yaşadığı ülkenin padişahı hastalanmış. Bütün araştırmalara rağmen sultanın hastalığına bir çare bulunamamış. Bir şekilde padişahın hastalığının tek şifasının yılanların şahının etini yemek olduğunu öğrenen vezir, Şahmeran’ı buldurmak için her yere haber salmış. 

Elinde Şahmeran’ı gören birisini kolayca tanımasını sağlayacak eşsiz bir bilgi daha varmış. Şahmeran’ı gören kişinin vücudu, tıpkı bir yılanın vücudu gibi pul pul olurmuş. Bu yüzden vezir, ülkede Şahmeran’ı gören ama bunu sır olarak saklayan kimseleri teşhis edebilmek için arama yaptırdığı bütün bölgelerdeki herkesi tek tek hamama sokup, çırılçıplak soydururmuş. Sıra Cemşab’a gelmiş. Cemşab soyununca vezir Cemşab’ın derisinde pullar olduğunu görünce Cemşab’ı konuşturmayı başarmış. 

Cemşab mecburen kuyunun yerini gösterince Şahmeran bulunup dışarı çıkarılmış. Şahmeran Cemşab’a “Benim başımı kaynatıp padişaha içir, padişah kurtulsun. Gövdemi de kaynat. Suyunu vezire içir; ölsün. Kuyruğumu da kaynatıp sen iç; böylece Lokman Hekim ol.” demiş. Cemşab’ın, kendisine söylenilenleri yapmasının ardından vezir ölmüş, padişah da iyileşip Cemşab’ı veziri yapmış. Ve rivayete göre de Cemşab böylece Lokman Hekim olmuş. 

Şahmeran’ın Öldürüldüğü Hamam

Günümüzde Mersin‘in Tarsus ilçesinin Kızılmurat Mahallesi’nde bulunan Şahmeran Hamamı’nın, Şahmeran’ın öldüğü yer olduğuna inanılmaktadır. 

Davullar Sustuğunda – Yılanların Öcü

Efsaneye göre; yılanların Şahmeran’ın öldüğünden haberi yoktur. Çünkü yeraltındaki sarayından çıkarken yılanlara önce hamama gideceğini oradan da bir düğüne katılacağını söylemiştir. Yılanlar yeryüzünde çalınan davulları duydukça düğünün devam etmekte olduğunu düşünür, Şahmeran’ın geri dönüşünü beklerler. Kıyamet Günü geldiğinde ve davullar sustuğunda yılanlar Şahmeran’ın öldüğünü anlayacak ve onun öcünü almak için yeryüzüne çıkarak, hamamlardan başlamak üzere her yeri istila edeceklerdir.

Şahmeran’ın Öldürülmesi

Şahmeran’ın öldürülmesi olayı, her değişik söylencede ortak sondur. Bu ortak sonun yani Şahmeran’ın öldürülüşünün ana amacı insanın sağlık ve şifa bulmasıdır. Hatta bazı anlatımlarda Hekim‘in Şahmeran ile karşılaşması uzun uzun anlatılmakta, şifa veren otların neler olduğu Lokman Hekim‘e Şahmeran tarafından söylenmektedir. Çukurova ve çevre illerde çok yaygın olan Lokman Hekim ve Şahmeran söylencelerinin değişik bir biçimi de İçel‘de anlatılır.

Anahtar Kelimeler: şahmeran nedir, şahmeran efsanesi, şahmeran hikayesi, lokman hekim, şahmeranı gören kişi, şahmeran hamamı, sağlık, şifa, tıp, hasta, tarsus, efsane, hikaye.

Şahmeran Cemşab Hikayesi – Youtube Video

ŞahmAran Efsanesi
Continue Reading

Efsane Destan Mitoloji

Pyramus ve Thisbe’nin Aşkı – Karadut Ağacı

Yunan Mitolojisi Doğu ülkelerinin en güzel kızı Thisbe ile en yakışıklı delikanlısı Pyramus birbirlerine yakın evlerde, bitişik duvarların ardında komşuluk ederken birbirlerine aşık olurlar.

Published

on

By

Pyramus ve Thisbe’nin Aşkı - Karadut Ağacı - Yunan Mitolojisi

Yunan Mitolojisi Doğu ülkelerinin en güzel kızı Thisbe ile en yakışıklı delikanlısı Pyramus birbirlerine yakın evlerde, bitişik duvarların ardında komşuluk ederken birbirlerine aşık olurlar. Tutkuları duvarları delip geçer, ufak bir delikten birbirlerini görerek öpücüklerini göndererek aşklarını taze tutarlar. Evlenmek istemelerine aileleri karşı çıkınca, günün ilk ışığına kadar duvardan açtıkları delikten aşklarını birbirlerine fısıldarlar. Yasak tanımayan aşk günün birinde dayanılamaz hale gelir ve iki aşık kaçmaya karar verir. Yemişleri kar gibi beyaz olan dut ağacının altında buluşmaya söz veren Thisbe ile Pyramus güneşin bitip karanlığın çöktüğü gecenin birinde buluşmaya karar verirler.

 Pyramus ve Thisbe Efsanesini Betimleyen Bir Tablı
Pyramus ve Thisbe Efsanesini Betimleyen Bir Tablo

Thisbe, önceden geldiği buluşma yerinde bir aslan kükremesi duyması üzerine oradan kaçar. Kaçarken omuzlarına aldığı şalını düşürür ve yeni yemek yemiş, ağzında avının kanları duran aslan bu şalı alıp parçalar, sonra ormana döner. Pyramus gelince kanlı şalı ve aslanın ayak izlerini görür, sevdiğini koruyamadığı için kendini suçlar. Şalı eline alıp “Seni ben öldürdüm” deyip dut ağacının yanına gider ve kılıcını çektiği gibi kendi göğsüne saplar. Dut ağacı fışkıran kanlarla kızıla boyanır. 

Pyramus’un kanını Thisbe’nin gözyaşları temizlediği için o günden sonra kara dut ağacının çıkmayan lekesini ise ağacın yaprakları temizlemektedir.

Thisbe aslanın kaçtığını düşünüp, sevgilisini daha fazla bekletmemek için dut ağacının yanına geri dönmeye karar verir. Beyaz yemişli dut ağacını bir türlü göremeyen Thisbe, kara dut ağacını görünce birden sevgilisini de ağacın dibinde yani yerde görür. Pyramus’u kollarına alıp onu öpen Thisbe, gözlerini açması için Pyramus’a yalvarır ve genç adam gözlerini açar. Gözlerini açan adam Thisbe’ye son kez bakıp sonra tamamen kapar. Thisbe ise kılıcı eline alır ve “Benim için öldürdün kendini ama ben de cesurum, içim aşkla dolu ve bizi ayıran ölüm olamaz. Ölüm olsa olsa bizi birleştirir” diyerek kanı kurumamış kılıçla kendini öldürür.

Aileleriyle beraber tanrılar da iki sevgilinin aşk dolu ölümüne çok üzülürler ve Thisbe ile Pyramus’un ölülerini yakıp küllerini bir kaba koyarlar. Bu iki aşığın hatırasını yaşatmak için de bütün ülkelerde kara dut ağaçları yetiştirirler. Pyramus’un kanını ağacın meyvelerine, Thisbe’nin gözyaşlarını ise ağacın yapraklarına verirler. Pyramus’un kanını Thisbe’nin gözyaşları temizlediği için o günden sonra kara dut ağacının çıkmayan lekesini ise ağacın yaprakları temizlemektedir…

Pyramus ve Thisbe’nin Aşkı – Karadut Ağacı

Karadut Ağacı, Yunan Mitolojisi, Thisbe, Pyramus, Aşk, Efsane, Hikaye,

Continue Reading

Efsane Destan Mitoloji

Mitolojiye Göre İlk İnsan

Semavi olmayan dinler ve bunlarla ilgili mitolojik anlatımlara göre ilk insanlar kimlerdi ve nasıl yaratılmışlardı?..

Published

on

By

Mitolojiye Göre İlk İnsan

İlk İnsan – İster Müslüman olalım ister olmayalım hepimiz İslam dininin ve diğer semavi dinlerin ilk insana dair az çok birbirine benzeyen yaratılış anlatılarını biliriz. Peki semavi olmayan dinler ve bunlarla ilgili mitolojik anlatımlara göre ilk insan / insanlar kimlerdi ve nasıl yaratılmışlardı?..

Yunan Mitolojisinde İlk İnsan

Yunan mitolojisine göre insan soyu “i” tarafından yaratılmıştır. İlk kadınsa Zeus tarafından yaratıldığı kabul edilen “Pandora“dır. Sözlük anlamı “Tanrılar Hediyesi” olan Pandora, kusursuz bir güzelliğe sahipti ve i tarafından Epimetheus‘a hediye edilmişti.

Mısır Mitolojisinde İlk İnsan

Antik Mısır mitlerinin çoğu Nil nehrinin yıllık taşkınlarından etkilenmiştir. Amon-Ra‘nın gözyaşı toprağa düşer ve toprakla buluşan gözyaşından ilk insan doğar. Bu noktada Grek mitolojisiyle benzerlik vardır zira Prometheus’un ilk insanı gözyaşıyla ıslattığı çamurdan yoğurduğu anlatılır. 

Hint Mitolojisinde İlk İnsan

Hint mitolojisinde insan “Purusha” adlı ilahi varlıktan meydana gelir. Hinduizm‘de kainatı temsil eden Purusha‘nın bedeni, birbirine sarılmış iki insanın şekline benzer. İlahi güç; Purusha‘nın bedenini ikiye böler ve bedenin yarısı kadın yarısı erkek olarak ayrılır. 

İran / Pers Mitolojisine Göre İlk İnsan

İran mitolojisine göre de ilk yaratılan şey Eşk / اشک” yani gözyaşıdır ve başta insan olmak üzere her şey ondan doğmuştur. Aşk /عشق kelimesinin de Eşk‘ten geldiği kabul edilir. Dolayısıyla “Aşk” kelimesinin kökeni genel olarak bilinenin aksine ArapçaAşaka‘ (Sarmaşık) kelimesinden değil, Farsça bir kelimeden gelmektedir ki nihai kökeni belki de Avesta dilinde ‘işka / işk’ (istemek) kelimeleridir. Bu kelimeler muhtemelen orta Farsça‘dan Arapça‘ya geçmiştir. Fars mitolojisinde ilk erkek “Meşy” ilk kadın “Meşyâne“dir.

Sümer Mitolojisinde İlk İnsan

Sümer mitolojisinde ilk insan “Adapa”dır. Adapa, Adaba Mezopotamya mitolojisinde yaratılmış ilk insandır. Adapa, Sümer kralları listesi’nde ulusun ilk lideri olarak geçer. Farklı biçimlerinde Oanes ve Alulim olarak da anıldığı olmuştur. Akadca‘da ismi “Adamu” erkek insan anlamına gelir.

Adapa antik Eidug şehrinin kralıydı. Enki tarafından yaratıldığına inanılırdı, bir bakıma Enki‘nin oğlu olarak düşünülmüştür. Yarı faniydi ama ölümsüzlerin kuvvetine sahipti. Evrenin tüm bilgisinin üçte birine sahip olduğu, bu bilginin ona Enki tarafından öğretildiğine inanılırdı. İnsanlığa dili öğretenin Adapa olduğuna inanılır. 

Türk Mitolojisinde İlk İnsan

Türk Mitolojisinde İlk İnsan: Törüngey
Türk Mitolojisinde İlk İnsan: Törüngey

Törüngey, Türk ve Altay mitolojisinde ilk insana verilen isimdir. Türüngey yahut Torongay olarak da bilinir. Yeryüzünde yaratılan ilk kişi olduğuna inanılır. İnsanların atasıdır. Gökte yaşamaktadır. Ne bir ulusa ne de bir boya / kabileye sahip değildir. İlk önceleri eşi de yoktur. Sonradan yeryüzüne gönderilmiştir. Yeryüzüne gönderilirken Ulukayın (veya Ulu Ata) tarafından kendisine su, ateş ve demir verilmiştir. Karısının adı Ece (Eje)’dir. 

Elli kapılı, kırk pencereli, çatısı otuz kirişli bir evi vardır. Öküzleri tarla sürmede kullanan kişidir. Köten (saban) sürmeyi bulan kişi de odur. Kımızı bulan da odur. Kımız içme töreni ona aittir. Bazen göklerden mi indiği yerden mi çıktığı belli olmayan kişi olarak betimlenir. Bazen de gökten düştüğü söylenir. Ateşi elde etmiştir. İslam, Hristiyanlık ve Museviliğin etkisiyle çamurdan yaratıldığı inancı yerleşmiştir. Karısıyla birlikte adları Ecey (Ece) ve Elley (Ele) şeklinde de geçer.

https://youtu.be/FkUw96X4ezQ
İslam’a Göre İlk İnsan – Adem
Continue Reading

Efsane Destan Mitoloji

Türklerin Yaratılış Destanı

İslam’dan önceki pagan Türklerin en ulu tanrısı Kayra’nın, daha sonradan kötülük tanrısı olan Erlik’i ve Dünya’yı, insanları yaratmasını anlatan Türk efsanesi..

Published

on

By

Türklerin Yaratılış Destan ı Efsane Mitoloji

İslam’dan önceki pagan Türklerin en ulu tanrıKayra‘nın, daha sonradan kötülük tanrısı olan Erlik‘i ve Dünya‘yı, insanları yaratmasını anlatan Türk efsanesi…

Tanrı Kayra’nın Kişi’yi Yaratışı

Kayra yalnızdı ve canı sıkılıyordu. Sudan gelen bir ses ona “Yarat” dedi. O da kendi gibi birini yarattı ve ona Kişi dedi.

Her şeyden önce su vardı. Yer, Ay, gök, Güneş yoktu. Sadece Tanrı Kayra Han (Kuday) vardı. Ancak Kayra yalnızdı ve canı sıkılıyordu. Sudan gelen bir ses ona “Yarat” dedi. O da kendi gibi birini yarattı ve ona Kişi dedi. İkisi de birer kara kaz gibi su üzerinde uçuyorlardı. Tanrı Kayra Han bir şey düşünmüyordu. O sırada Kişi, yeli bulup suyu dalgalandırdı. Kayra Han’ın yüzüne su sıçrattı. Bunu yapınca da kendisinin Tanrı’dan güçlü olduğunu düşündü. Kayra’dan daha yüksekte uçmak istedi ama uçamadı. Suya düşüp dibe battı. Boğulmak üzereydi. “Bana yardım et!” diye bağırıp, Kayra’dan yardım istedi.

Yerin Yaratılışı

Suyun dibinden çıkardığı toprağı Kayra Han’a götürdü. Kayra Han, Kişi’nin getirdiği toprağı suyun üzerine serperken “Yer olsun!” diye buyurdu.

Tanrı Kayra izin verdi; Kişi su yüzüne boğulmadan çıktı. Sonra Tanrı “Sağlam bir taş olsun!” dedi. Suyun dibinden bir taş yükseldi. Kayra Han ile Kişi, bu taşın üzerine oturdular. Kayra Han, Kişi’ye “Suya dal, suyun dibinden toprak çıkar!” diye buyruk verdi. Kişi, Tanrı’nın buyruğunu yerine getirdi. Suyun dibinden çıkardığı toprağı Kayra Han’a götürdü. Kayra Han, Kişi’nin getirdiği toprağı suyun üzerine serperken “Yer olsun!” diye buyurdu.

Kişi’nin Tanrıya İsyanı ve İlk Günah

Kayra Han’ın suya serptiği toprak gibi Kişi’nin ağzındaki toprak da büyüyüp genişlemeye başladı. Kişi korktu; soluğu kesildi, öleyazdı. Kaçmaya başladı.

Buyruk yerine geldi, yeryüzü yaratıldı. Kayra Han, yine Kişi’ye “Suya dal, suyun dibindeki topraktan çıkar!” diye buyruk verdi. Kişi, suya daldığında “Bu kez kendim için de toprak alayım.” diye düşündü. İki avucuna da toprak doldurdu; bir avucundakini Kayra Han’dan gizlemek için ağzına attı. Dileği, Kayra Han’dan gizli kendine göre bir yer yaratmaktı.

Avucundaki toprağı getirip Kayra Han’a uzattı. Kayra Han, toprağı suyun üzerine serpip genişlemesini buyurdu. Kayra Han’ın suya serptiği toprak gibi Kişi’nin ağzındaki toprak da büyüyüp genişlemeye başladı. Kişi korktu; soluğu kesildi, öleyazdı. Kaçmaya başladı. Ancak, nereye kaçsa yanı başında Tanrı Kayra Han’ın varlığını hissediyordu. O’ndan kaçamıyordu. Çaresiz kaldı, Tanrı’ya yalvarmaya başladı “Tanrı! Gerçek Tanrı! Bana yardım et!”

Kayra Han, Kişi’ye “Ağzındaki toprağı ne için sakladın?” dedi. Kişi “Kendime yer yaratmak için saklamıştım.” diye yanıt verdi. Kayra Han da “Öyleyse at ağzından ve kurtul.” dedi. Kişi’nin ağzındaki toprak yere dökülürken küçük tepeler oluştu. Kayra Han “Artık sen günahlı oldun.” dedi. “Bana karşı geldin. Kötülük düşündün. Bundan sonra sana uyanlar, senin gibi kötülük düşünenler senin gibi kötü kişi olacak; bana uyanlar ise iyi ve pak kişiler olacak, güneş ve aydınlık yüzü görecek. Ben, gerçek Kurbus’tan adını almışımdır; bundan sonra senin adın da Erlik olsun. Günahlarını benden saklayanlar senin adamın olsun, günahlarını senden saklayanlar benim adamım olsun.”dedi.

Yeryüzü Ağacı ve Ulusların Yaratılışı

Dalsız budaksız ağaç birden dokuz dallı oldu. Kayra Han “Dokuz dalın herbirinin kökünden, birerden dokuz kişi türesin; bunlar dokuz millet olsun!” dedi.

Yeryüzünde, dalsız budaksız bir ağaç yeşerdi. Kayra Han, bu dalsız budaksız ağaçtan hoşlanmadı. “Dalları, yaprakları olmayan ağaca bakmak güzel değil. Bu ağacın dokuz dalı olsun!” dedi. Dalsız budaksız ağaç birden dokuz dallı oldu. Kayra Han “Dokuz dalın herbirinin kökünden, birerden dokuz kişi türesin; bunlar dokuz millet olsun!” dedi.

Erlik, bunlar olurken büyük bir gürültü duydu. “Nedir acaba?” diye düşündü. Kayra Han’a gürültünün nedenini sordu. Kayra Han “Ben bir hakanım. Sen de kendince bir hakansın. İşittiğin gürültüyü yapanlar benim insanlarımdır!” dedi. Erlik, Kayra Han’dan bu insanları kendisine vermesini istedi. Kayra Han “Olmaz!” diye karşıladı. “Sen git kendi işine bak!”

Yasak Meyve

Erlik’in canı sıkıldı. “Hele bir gidip şu insanları göreyim.” diyerek kalabalığın yanına vardı. Orada insanlardan başka yaban hayvanları, kuşlar ve daha nice yaratıklar vardı. Erlik “Kayra Han bunları nasıl yarattı acaba? Bunlar ne yer, ne içerler?” diye düşündü. O düşüne dursun, insanlar ağacın yemişlerinden yemeye başlamışlardı. Erlik baktı ki insanlar ağacın yalnızca bir yanındaki yemişleri yiyorlar, öte yandakilere ellerini sürmüyorlar. İnsanlara bunun nedenini sordu.

İnsanlar, şu yanıtı verdiler “Tanrı bize o yandaki yemişlerden yemeyi yasakladı. Biz yalnızca Tanrı’nın izin verdiği, ağacın gün doğusundaki yemişlerden yiyoruz. Şu gördüğün yılan ile köpek, yasak yandaki yemişleri yemememiz için bekçilik ediyor.” Bu yanıt, Erlik’i sevindirdi. Erlik Körmös, insanlardan Doğanay (Törüngey) denilen erkeğe yaklaştı. Ona “Kayra Han size yalan söylemiş. Asıl, yasakladığı yemişlerden yemeniz gerekir. Onlar daha tatlıdır. Bir deneyin; göreceksiniz.” dedi.

Erlik, uyumakta olan yılanın ağzına girdi; ağaca çıkmasını söyledi. Yılan, ağaca çıkıp yasak yemişlerden yedi. Doğanay’ın karısı Ece (Eje), yanlarına geldi. Erlik, Doğanay ile Ece’ye de yasak yemişlerden yemelerini söyledi. Doğanay, Kayra Han’ın sözünü tutarak yasak yemişlerden yemedi. Karısı Ece dayanamadı, yedi. Yemiş çok tatlı idi. Alıp kocasının ağzına sürdü. Doğanay ile Ece’nin tüyleri birden döküldü. Utandılar. Kaçıp, her biri bir ağacın ardına saklandılar.

Tanrı’nın Cezalandırışı

“Sen, Erlik’in sözüne uydun. Yasak yemişi yedin. Cezanı çekeceksin. Çocuk doğuracaksın. Doğururken de acı çekeceksin…”

Kayra Han oraya geldi. İnsanlar, kaçışıp bir köşeye gizlenmişlerdi. Kayra Han “Doğanay! Ece! Doğanay! Ece!” diye haykırdı “Neredesiniz?” Doğanay ile Ece “Ağaçların arkasındayız.” dediler, “Karşına çıkamıyoruz, utanıyoruz.” Sonra, olanları bir bir anlattılar. Kayra Han, bildiği şeyleri duymanın öfkesi içinde herbirine ayrı cezalar verdi.

“Şimdi sen de Erlik’ten bir parça oldun.” diyerek yılana verdi ilk cezayı. “İnsanlar sana düşman olsun; seni görünce vurup, ezip öldürsünler!” dedi. Ece’ye döndü “Sen, Erlik’in sözüne uydun. Yasak yemişi yedin. Cezanı çekeceksin. Çocuk doğuracaksın. Doğururken de acı çekeceksin. Sonunda öleceksin, ölümü tadacaksın.

“Benim sözümü dinleseydin, benim gibi olacaktın. Dinlemediğin için dokuz oğlun, dokuz da kızın olacak. Bundan sonra ben, insan yaratmayacağım. Artık, insanlar senden türeyecek.”

Doğanay’a da şöyle diyerek cezasını verdi” Erlik’in gösterdiğini yedin. Benim sözümü dinlemedin, Körmös Erlik’in sözüne uydun. Onun adamları onun dünyasında yaşar, Karanlıklar dünyasında bulunur. Benim ışığımdan yoksun kalır. Körmös (Şeytan, Erlik) bana düşman oldu; sen de ona düşman olacaksın. Benim sözümü dinleseydin, benim gibi olacaktın. Dinlemediğin için dokuz oğlun, dokuz da kızın olacak. Bundan sonra ben, insan yaratmayacağım. Artık, insanlar senden türeyecek.”

Kayra Han, Erlik’e de kızdı. “Benim adamlarımı niçin aldattın?” diye sordu öfkeyle. Erlik “Ben istedim, sen vermedin!” dedi, “Ben de senden çaldım. Artık, hep çalacağım. Atla kaçarlar ise düşürüp çalacağım. İçip içip esrirler (sarhoş olurlar) ise birbirlerine düşürüp dövüştüreceğim. Suya girseler, ağaçlara çıksalar bile yine çalacağım.” Kayra Han da “Öyleyse; dokuz kat yerin altında ayı, güneşi olmayan karanlık bir dünya vardır. Seni oraya atıyorum!” diyerek Erlik’i cezalandırdı.

Her şey bitince, bütün insanlara birden ceza verdi. “Bundan sonra kendi yemeğinizi kendiniz kazanacak, gücünüzle elde edeceksiniz; benim yemeğimden yemek yok!” dedi, “Artık, yüz yüze gelip sizinle konuşmayacağım. Bundan sonra size Gök Oğul‘u (May Tere) göndereceğim.”

İlk Peygamber: Gök Oğul

Gök Oğul, insanlara birçok şey öğretti. Arabayı da Gök Oğul yaptı. Ot köklerini, yenilebilecek otları insanlara öğretti. Erlik, Gök Oğul’a yalvardı “Ey Gök Oğul, bana yardım et. Kayra Han’dan izin dile. Yanına çıkmak istediğimi söyle. Yardım et bana.” Gök Oğul, Erlik’in dileğini Kayra Han’a iletti. Kayra Han aldırış etmedi. Gök Oğul, altmış yıl yalvardı.

Tanrı Kayra’nın Erlik’in Duasını Kabulü

Sonunda Kayra Han, Erlik’e haber gönderdi “Düşmanlıktan vazgeçersen, insanlara kötülük etmezsen sana izin veririm, yanıma gelirsin!” Erlik, söz verdi. Kayra Han’ın katına çıktı. Baş eğdi. “Beni kutsa. Bana izin ver, ben de kendime gökler yapayım.” diye yalvardı. Kayra Han, izin verdi. Erlik, kendisi için gökler yaptı. Adamlarını topladı, yaptığı göklere yerleştirdi; kendisi de başlarına geçti. Çok kalabalık oldular.

Ulu Kişi’nin Erlik’e Savaş Açışı

Kayra Han, üzülmemesini söyledi. “Erlik’e benden başka kimsenin gücü yetmez.” dedi, “Erlik’in gücü senden çoktur. Ama gün gelecek, senin gücün Erlik’in gücünden üstün olacak.”

Kayra Han’ın en sevgili kullarından olan Ulu Kişi (Mandı-Şire), bu duruma çok üzüldü. Üzüntü içinde düşündü “Bizim öz kişilerimiz yeryüzünde sıkıntı çekip yoruluyor. Erlik’in adamları ise göklerde keyfedip duruyor…” Ulu Kişi, bu üzüntü içinde Erlik’e savaş açtı. Erlik, daha güçlü çıktı. Ateş ile vurup Ulu Kişi’yi kaçırdı.

Ulu Kişi, Kayra Han’ın katına çıktı. Kayra Han “Nereden geliyorsun?” dedi. Ulu Kişi “Erlik’in adamlarının gökte oturması, bizim adamlarımızın ise yeryüzünde binbir güçlük içinde yaşamaları ağırıma gitti. Erlik’in yandaşlarını yere indirmek, göklerini başına yıkmak için Erlik’le savaştım. Gücüm yetmedi, o beni kaçırdı diye üzgün ve ağlamaklı yanıt verdi.”

Kayra Han, üzülmemesini söyledi. “Erlik’e benden başka kimsenin gücü yetmez.” dedi, “Erlik’in gücü senden çoktur. Ama gün gelecek, senin gücün Erlik’in gücünden üstün olacak.” Ulu Kişi’nin yüreği serinledi, rahat rahat uyudu.

Ulu Kişi’nin Erlik’in Göklerini Yıkışı

Kayra Han, Ulu Kişi’ye bir kargı verdi. Ulu Kişi, kargıyı alıp Erlik’in göklerine gitti. Erlik’i yendi, kaçırdı; göklerini kırdı geçirdi. Erlik’in gökleri parça parça oldu, yeryüzüne döküldü.

Gün geldi, Ulu Kişi güçleneceğini anladı. O gün Kayra Han, Ulu Kişi’yi yanına çağırdı. “Var git. Güçlendin artık. Erlik’in göklerini başına yıkacak güce kavuşturdum seni. Dileğine ereceksin.” dedi “Sana, kendi gücümden güç verdim.” Ulu Kişi şaşırdı “Yayım yok, okum yok. Kargım yok, kılıcım yok. Kupkuru bir bileğim var. Yalnız bilek gücüyle Erlik’i nasıl yok edebilirim?”

Kayra Han, Ulu Kişi’ye bir kargı verdi. Ulu Kişi, kargıyı alıp Erlik’in göklerine gitti. Erlik’i yendi, kaçırdı; göklerini kırdı geçirdi. Erlik’in gökleri parça parça oldu, yeryüzüne döküldü. O güne değin dümdüz olan yeryüzü, o günden sonra kayalıklarla, sivri dağlarla doldu. Görklü Tanrı’nın özene bezene yarattığı güzelim yeryüzü eğri büğrü oldu. Erlik’in bütün yandaşları yere döküldü; suya düşenler boğuldu, ağaca çarpanlar sakatlanıp can verdi, sivri kayaların üstüne düşenler öldü, hayvanlara çarpanlar hayvanların ayakları altında kaldılar.

Tanrı Kayra’nın Erlik’i Tekrar Cezalandırışı

Erlik, varıp Kayra Han’dan kendine yeni bir yer istedi. “Benim göklerimin yıkılmasına sen izin verdin; barınacak yerim kalmadı.” dedi. Kayra Han, Erlik’i yerin altındaki Karanlıklar Ülkesi‘ne sürdü. Üzerine yedi kat kilit vurdu. “Burada gün ışığı, ay ışığı görmeyesin. Üzerinde sönmez ateşler olsun. İyi olursan yanıma alır, kötü olursan daha derinlere sürerim.” dedi.

Erlik’in Kötü Ruhları Yaratışı

Körük bir kadın, çekiç bir erkek oldu. Kayra Han, kadını tutup yüzüne tükürdü. Kadın bir kuş olup uçtu. Bu kuş, eti yenmeyen, tüyü işe yaramayan Kurday denilen kuştur. Kayra Han, erkeği de tutup yüzüne tükürdü. O da bir kuş olup uçtu; adına Yalban kuşu dediler.

Bunun üzerine Erlik “Öyleyse ölmüş kişilerin canlarını bana ver; gövdeleri senin olsun, canları benim.” dedi. Kayra Han, “Hayır, onları da sana vermeyeceğim.” dedi, “İstiyorsan kendin yarat. Erlik eline çekiç, körük ve örs aldı. Vurmaya başladı. Her vuruşta bir hayvan ortaya çıktı. Kurbağa, yılan, ayı, domuz, deve ve kötü ruhlar yeryüzünü doldurdu.

Sonunda Kayra Han, Erlik’in elinden çekici, örsü, körüğü aldı; ateşe attı. Körük bir kadın, çekiç bir erkek oldu. Kayra Han, kadını tutup yüzüne tükürdü. Kadın bir kuş olup uçtu. Bu kuş, eti yenmeyen, tüyü işe yaramayan Kurday denilen kuştur. Kayra Han, erkeği de tutup yüzüne tükürdü. O da bir kuş olup uçtu; adına Yalban kuşu dediler.

Tanrı Kayra’nın Göklere Çekilişi

“Şimdi ben aranızdan ayrılıyorum, ama yine geleceğim. Beni unutmayın, geri gelmez sanmayın. Geri döndüğümde iyiliklerinizin, kötülüklerinizin hesabını göreceğim.”

Bu olanlardan sonra Kayra Han, insanlara “Ben size mal verdim, aş verdim. Yeryüzünde iyi, güzel, pak olan ne varsa verdim. Yardımcınız oldum. Siz de iyilik yapın. Ben, göklerime çekileceğim, tez dönmeyeceğim” dedi. Yardımcı ruhlarına döndü “Gün Aşan (Şal-Yime); sen, içki içip aklını yitirenleri, körpe çocukları, tayları, buzağıları koru. Onlara kötülük gelmesin. Sağlığında iyilik yapmış olanların ruhlarını yanına al; kendini öldürenlerinkini alma. Zenginlerin malına göz dikenleri, hırsızları, başkalarına kötülük edenleri koruma. Benim için, bir de hakanları için savaşıp ölenlerin ruhlarını da yanına al, benim yanıma getir.”

“İnsanlar ! Size yardım ettim. Kötü ruhları (körmösler) sizden uzaklaştırdım. Kötü ruhlar size yaklaşırsa, onlara yiyecek verin, ama onların yiyeceklerinden yemeyin; yerseniz, onlardan olursunuz. Şimdi ben aranızdan ayrılıyorum, ama yine geleceğim. Beni unutmayın, geri gelmez sanmayın. Geri döndüğümde iyiliklerinizin, kötülüklerinizin hesabını göreceğim. Şimdilik benim yerimde Ağca Dağ (YapKara), Ulu Kişi ve Gün Aşan kalacaklar; size yardımcı olacaklar.

Ağca Dağ! Gözlerini dört aç. Erlik senin elinden ölenlerin ruhlarını çalmak isterse, Ulu Kişi‘ye söyle; o güçlüdür. Gün Aşan! Sen de iyi dinle. Kötü ruhlar, yeraltındaki Karanlıklar Ülkesi‘nden yukarı çıkmasınlar. Çıkarlarsa, hemen Gök Oğul‘a bildir. Ona güç verdim. O, kötü ruhları kovar. Alma Ata (Bodo-Sungkü), Ay’ı ve Güneş’i bekleyecek. Ulu Kişi, yeryüzünü ve gökyüzünü koruyacak. Gök Oğul, kötüleri iyilerden uzaklaştıracak. Ulu Kişi, sen de kötü ruhlarla savaş. Güç gelirse benim adımı çağır. İnsanlara iyi şeyleri, iyi işleri öğret. Oltayla balık avlamayı, tiyin (sincap) vurmayı, hayvan beslemeyi öğret.”

Ulu Kişi ve Ağca Dağ’ın Gidişi

Sonra, Kayra Han uzaklaştı. Ulu Kişi, Kayra Han’ın sözlerini yerine getirdi. Olta yaptı, balık avladı. Barutu buldu, sincap vurdu. Gün geldi, Ulu Kişi kendi kendine mırıldandı “Bugün beni yel uçuracak, alıp götürecek.” Bir yel geldi, Ulu Kişi’yi uçurup götürdü. Bunun üzerine Ağca Dağ insanlara “Ulu Kişi’yi Tanrı Kayra Han yanına aldı. Artık, onu bulamazsınız. Gün gelecek, beni de yanına çağıracak. Nereye isterse oraya gideceğim. Öğrendiklerinizi unutmayın. Kayra Han böyle istedi.” dedi. İnsanları kendi haline bırakıp o da gitti.

Anahtar Kelimeler: kayra, erlik, efsane, dünya, yaratılış, kişi, ağacın dokuz dalı, dokuz dallı ağaç, dokuz millet, yasak meyve, yaratık, doğanay, yılan, ece, körmös, şeytan, gök oğul, may tere, ulu kişi.

Continue Reading
Advertisement

Facebook Sayfamızı Takip Edin

Advertisement
Advertisement

Popüler