Connect with us
Şamanist Gelenekler Şamanist Gelenekler

İnanışlar

Hiç Bilmediğimiz Ama Halen Sürdürdüğümüz Şamanist Geleneklerimiz

Ne kadar Müslümanız desek de günlük yaşantımızda önceki dinlerimizden kalma pek çok adet ve uygulamayı farkında bile olmadan yaşatmaya devam ediyoruz…

Published

on

Ne kadar Müslümanız desek de günlük yaşantımızda önceki dinlerimizden kalma pek çok adet ve uygulamayı farkında bile olmadan yaşatmaya devam ediyoruz…

Şamanizmden geldiğiniz bilmeden hatta bazılarını İslam inancının parçası zannederek günlük yaşantımızda halen sürdürdüğümüz şaman geleneklerimizden sadece birkaçı şunlar:

Günlük Yaşamdaki Şamanizm Geleneklerimiz

Kurşun Dökmek

Kurşun dökme adeti Şamanizm geleneklerindendir. Şamanizm‘de buna “kut dökme” denir. Kötü ruhlardan birinin çaldığı kutu yani “talih, saadet unsurunu” geri döndürmek için yapılan bir sihirsel bir ayindir.

Kırmızı Kurdele Bağlama

Gelinliğin üzerine bağlanan kırmızı kurdeleler, nişan törenlerinde yüzüklere bağlanan kırmızı kurdeleler, okumaya yeni geçmiş çocukların yakasına takılan kırmızı kurdeleler; hep uğuru ve kısmeti temsil eder. Ayrıca Şamnizm’de kırmızı kurdele bağlamanın; kötü ruhların şerrinden korunma sağladığına inanılır.

Mezar Taşları

Günümüzde toplumda ulu kabul edilen kimselerin ölümlerinden sonra ruhlarından medet ummak ve mezarlarının kutsanışı Şaman geleneğin devamıdır. Mezarlara taş dikilmesi ve bu taşın sanat eseri haline getirilecek kadar süslenmesi İslam coğrafyasında sadece Anadolu’da görülmektedir.

Dilek Tutmak

Dilek tutmak da Şamanizm kökenli bir davranış şeklidir. Tabiat ruhlarının dileklerin gerçekleşmesine aracılık ettiğine inanılır. Ancak burada kast ettiğimiz; İslami inançta yer alan dua etmekten tamamen farklı bir uygulamadır. Örneğin; kayan bir yıldız (göktaşı) görüldüğünde dilek tutulması gibi uygulamaları kast etmekteyiz.

Köpek Ulumasının Uğursuz Sayılması

Şamanizm inancına göre; köpek, bir ruhun yaklaştığını uzaktan acı ulumayla haber verebilmektedir. Sıradan bir kişinin bu ruhu görmesi; onun pek yakında öleceğine işaret sayılır. Anadolu’nun kimi yerlerinde köpek uluması uğursuz sayılmaktadır. Köpeklerin bazı olayları önceden algıladıklarına ve bunu uluyarak anlattıklarına inanılır.

Kullandığımız Geleneksel Kilim Motifleri

Eski Türklerde bir Şaman‘ın giysisine yılan, akrep, çıyan, kunduz gibi yabani hayvan şekilleri çizmesinin; bu hayvanları topluluğun yaşam alanlarından uzak tutmaya yardımcı olduğuna inanılırdı. Günümüzde Anadolu’da özellikle Türkmen köylerinde dokunan halı, kilim, örtü ve perdelere işlenen bu desenler, giysiler üzerinde kullanılan motifler söz konusu inanıştan kaynaklanır.

Müzikli Mevlit ve İlahiler

Şamanlar dini ayinlerinde davul ve kopuz kullanmışlardır. Müzik hayatın ve ayinlerin değişilmez bir parçasıdır. Oysa İslam dininde Kuran’ın müzikle okunması kesinlikle günahtır. Şaman geleneğinin devamı olarak Anadolu’da Hz.Muhammed’in (s.a.v.) Hz.Ali’nin (r.a.) hayatları müzikle okunmaktadır

Mevlit ve İlahiler sadece Anadolu’da uygulanan müzikli anlatımlardır. İslam dininde ölünün ardından mevlit merasimi diye bir uygulama yoktur. Osmanlı tarihinde ilk Mevlit, 1409-10 yıllarında aslen Bursalı bir fırıncı ustası olan Süleyman Çelebi tarafından yazılmıştır.

Su İçerken Kafanın Elle Desteklenmesi

Su içerken kafanın elle desteklenmesi uygulaması bir Şaman geleneği kalıntısıdır. Şöyle ki su içerken insan akli başından kaçabilir diye kafa elle tutulurmuş.

Mezarlardaki Küçük Suluklar

Mezarların ayak ucunda bulunan küçük suluklar; ruhların susadıkları zaman kalkıp oradan su içmeleri inancına dayanır. Ayrıca kuşların, böceklerin o suluklardan su içmesinin, ölmüş kişinin ruhuna fayda edeceğine inanılır.

Şaman kültüründe, ayinlerde kullanılan yardımcı ruhlar, kuş biçiminde tasvir edilmişlerdir. Kuş biçiminde düşünülen bu ruhlar Şamanlara, gökyüzüne yapacakları yolculukta yardımcı olmaktadır.

Yukarıda Allah Var Deyimi

Yukarıda Allah Var deyimi ve bununla ilintili olarak Allah’ın / Tanrının gökyüzünde bulunduğu – ikamet ettiği düşüncesi Tengrizm inancından kalmıştır. Bu anlayıştan dolayı dua ya da işaret ederken eller gökyüzüne açılır.

Sağ Ayakla Girip Çıkmak

Kapıdan çıkarken sağ ayağın önde olması da Şaman kültüründen kalma bir ritüeldir. Sol ayakla geçmenin kişiye uğursuzluk getireceğine inanılır.

Arkadan Su Dökerek Uğurlama

Şaman kültüründeki suyun kutsallığı olgusunun doğurduğu adettir. Su berekettir, kutsaldır. “Su gibi çabuk dön, ak geri gel, ak çabuk, kazasız belasız git” demek için su dökülür gidenin arkasından.

Türbelere, Ağaçlara, Çalılara Bez ve Çaput Bağlamak

Türbelere, ağaçlara, çalılara bez veya çaput bağlamak, Şamanizm inancından kaynaklanan dilek dileme şeklidir. Küçük kumaş parçaları genel olarak ağaçlara çok önem verildiğinden ve yaşamın sembolü kabul edildiğinden ve yaşam üzerinde muazzam etkileri olduğu düşünüldüğünden, bunların dallarına bağlanır ve dileğin gerçekleşmesi beklenir. Günümüz Türkiye’sinde bu eski gelenek halen devam etmektedir. Temelinde ise doğadaki her varlığın bir ruhu olduğu inancı yatmaktadır.

Tahtaya Vurma

Eski Türkler göçebe oldukları için daha önce girmedikleri ormanlara girerken, ormandaki kötü ruhları kovmak için ağaçlara vurup bağırarak gürültü çıkarırlarmış. Bu davranış aynı zamanda doğa ruhlarına kötü olayları haber verip, onlardan korunma dilemek amaçlıdır. Tahtaya vurma adeti, sadece Türk kültüründe değil bir çok Avrupa kültüründe de vardır.

Ölünün Ardından Belirli Aralıklarla Toplanmak

Birisi öldükten sonra evinde toplanıp dua okumak, bu toplanma işini 7, 21, 40 günde bir tekrarlamak gibi eylemler de Şaman kültüründen kalmadır.

Eski Türk inanışına göre ruh fiziki bedenini 40 gün sonra terk etmektedir. Vefat edenin “40’ının çıkması” deyimi vardır. Şamanizm’de ölen kişinin ruhu evi terk etsin, göğe yolculuğuna başlasın, öteki ruhlar doluşmasın diye insanlar ölen kişinin evinde toplanıp ayin yapar, yas tutarlar.

Çocuklara Doğadan Esinlenen İsimler Koymak

Orta Asya Toplulukları (Eski Türkler) doğada bazı gizli kuvvetlerin varlığına inanmışlardır. Doğa güçlerine itikad, hemen hemen bütün halk dinlerinde mevcuttur. Fiziki çevrede bulunan dağ, deniz, ırmak, ateş, fırtına, gök gürültüsü, ay, güneş, yıldızlar gibi tabiat şekillerine ve olaylarına karşı hayret ve korkuyla karışık bir saygı hissi eskiden beri olmuştur. Çocuklarımıza verdiğimiz isimlerin birçoğu da bu derin bağlardan kaynaklanmaktadır.

İslami zannettiğimiz 17 şamanist adet
Advertisement
1 Comment

1 Comment

  1. Pingback: Kıbrıs’taki Havada Duran Taş Efsanesi - Paranormal Haber

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İnanışlar

Şamanizm İnancında Ölüm Ritüelleri

Şamanizm’de ölülere karşı duyulan korku; ölülerin dönüştükleri yeni varoluş biçimini kabul etmemesi inancına dayanır. Şamanist inanca göre; ölen kişi, öldüğünü kabul etmek istemez.

Published

on

By

İnaç - Şamanizm İnancında Ölüm Ritüelleri

Şamanizm’de ölülere karşı duyulan korku; ölülerin dönüştükleri yeni varoluş biçimini kabul etmemesi inancına dayanır. Şamanist inanca göre; ölen kişi, öldüğünü kabul etmek istemez. Bu yüzden dünyadaki yakınlarının yanına geri dönmeye çalışır.

Ölen Kişi Öldüğünü Kabul Etmek İstemezse

Şaman inancına göre; yeni ölü, yer altındaki yeni dünyasıyla henüz bütünleşemediği için ailesini, arkadaşlarını hatta yaşarken sahip olduğu hayvan sürülerini yanına almaya çalışır. Ansızın son bulan eski yaşantısını sürdürmek yani yakınlarının arasında “yaşamak” ister. Aslında bu konuda alınan tedbirlerin temel motivasyonu; bizatihi ölünün veya ölümün kendisinden duyulan korku değil; ölünün, yeni dünyası hakkındaki bilgisizliği, eski dünyasını bırakmamak konusundaki inatçılığıdır.

Ölünün Ruhunun Yaşayanlara Musallat Olmaması İçin

Şamanlar cenazeyi defnettikten sonra, ölünün ruhunun dirileri izleyememesi için mezarlıktan dönüşte; mezarlığa gidişte kullandıklarından farklı bir yol kullanırlar. Mezardan olabildiğince çabuk, adeta kaçar gibi ayrılınır ve eve girerken arınırlır. Mezarlıkta kızak, araba, vb. gibi bütün taşıma araçları, ölünün ruhunun bunları kullanamaması için tahrip edilir. Art arda birkaç gece; köye çıkan bütün yollar gözetlenir ve ateşler yakılır. Fakat bütün bu önlemler ölülerin üç ya da yedi gün boyunca evlerinin etrafında dolaşmalarını engelleyemez.

Ölünün Ardından Kurban 

Bu inanışla ilgili olarak belirginlik kazanan bir diğer düşünce de şu şekildedir: Ölüler ancak ölümden üç, yedi veya kırk gün sonra verilen cenaze şöleninden sonra yeni yurtlarına doğru yola çıkarlar. Bu merasimde ölüye yiyecek ve içecekler sunulur; mezarlığa ziyaretine gidilir, en sevdiği at kurban edilip mezarının başında yenilir. Kurban edilen atın kafatası ise bir kazığın ucuna asılarak, bu kazık, ölen kişinin mezarının üzerine dikilir.

Cenaze Yemeği

Benzer bir şekilde Anadolu Alevi, Bektaşî geleneğinde de ölüm duyulur duyulmaz hemen bir kurban kesilir. Cenaze defnedildikten sonra; ölünün akraba, tanıdık ve komşuları, yas yeri yemeği ya da kabir yemeği adı verilen birinci gün akşam yemeğine kendi hazırladığı yemekleriyle giderler. Bu yemeği, üçüncü gün “üç yemeği”, yedinci gün “yedi yemeği”, kırkıncı gün “kırk yemeği” takip eder. Ölünün yeni ahıret hayatında huzura ermesi için Dede eşliğinde dualar edilir, saz çalınır, salavatlar, deyişler ve düvazlar okunur. Bir yıl sonra yıl yemeği verilir. Ölenin ailesinin durumu uygunsa, her ölüm yıldönümünde de yemek verilir.

Şamanizm İnancında Arındırma Töreni

Ölünün evinde bir şaman rahip tarafından “arındırılma” töreni yapılır. Bu tören; içinde, şaman tarafından ölünün ruhunun arınması ve kesin olarak evden kovulmasını canlandıran dramatik sahneler bolca yer alır.

Şaman rahip işe davulunu çalarak, evin çevresinde dönmekle başlar. Daha sonra evin içine girer ve ocağa yaklaşarak ölüyü adıyla çağırır. Bu esnada şamann sesi sesi değişir. Şaman rahip, her zamankinden daha tiz bir tonda, baş sesiyle konuşmaya başlar. Çünkü inanışa göre; o esnada gerçekte şaman rahip değil ölü konuşmaktadır. Ölü; yolları bilmediğinden, yakınlarını bırakıp gitmekten korktuğundan ve benzeri şeylerden yakınır. Nihayetinde; şaman tarafından götürülmeye razı olur.

Ölü ve şaman rahip, beraberce yer altı dünyasına doğru ruhani bir yolculuğa çıkarlar. Yer altı dünyasına vardıklarında şaman rahip, ölülerin ruhlarının yeni geleni içeri kabul etmediklerini görür. Tüm rica ve dualar sonuçsuz kalınca ruhlara içki ikram edilir. Merasim bu noktadan itibafren giderek hareketlenir hatta taşkınlığa kadar varır. Çünkü sarhoş olan ruhlar, şaman rahibin ağzından hep birlikte birbirleriyle dalaşmaya ve şarkı söylemeye başlarlar. 

Sonunda ölünün ruhunu içeri almaya razı olurlar. Törenin ikinci bölümü ise dönüş yolculuğunu kapsar. Şaman rahip kendinden geçip yere yıkılıncaya kadar dans eder ve bağırıp çağırır.


Ölüm Alametleri

Ölüm Alametleri

Ölünün Arkasından Yapılanlar

Ölünün Arkasından Yapılanlar

Ölüme Yorulan Rüyalar

Ölüme Yorulan Rüyalar

Continue Reading

İnanışlar

Farklı Kültürlerde Şeytan

Şeytan Nedir, Farklı Kültürlerde Şeytan: Eski Mısır’da, Eski İran ve Zerdüştlük’te, Hristiyanlık ve Musevilik’te, Kuran ve İslam’a Göre, Satanizme Göre…

Published

on

By

Şeytan Nedir, Farklı Kültürlere Göre Şeytan

Farklı Kültürlerde Şeytan, Şeytan Nedir, Eski Mısır’da Şeytan, Eski İran ve Zerdüştlük’te Şeytan Düşüncesi, Hristiyanlık ve Musevilik’te Şeytan, Şeytan Neden Boynuzlu Olarak Betimlenir, Kuran ve İslam’a Göre Şeytan, Satanizme Göre Şeytan

Şeytan Nedir

Değişik dinlerde farklı adlarla anılan Şeytan genellikle kötü ruhların başı olarak düşünülür. Kelime olarak; İbranice’de hasım ya da iftiracı anlamına gelen “Aşatan” sözcüğünden gelir. Müslümanlık, Hıristiyanlık ve Musevilikte Tanrıya karşı çıkan bu yaratık, insanları ondan uzaklaştırmaya çalışır. Müslümanlıkta insanlar arasında kin ve düşmanlığı yayan cinler ve bu cinlerin lideri olan İblis’ten şeytan olarak söz edilir.

Eski Mısır’da

Eski çağlarda ruhlara inanış ortak bir özellikte. Yıllar önce ortaya çıkan mitler ve peri masallarında bile iyi ile kötü arasındaki mücadelenin birçok örneğine rastlanır. Eski Mısırlılar dünyadaki kötülüklerden “Set”i sorumlu tutarlardı. Karanlıklar prensi adını verdikleri Set’in her sabah güneşin doğmasını önlemeye çalıştığına inanırlardı.

Eski İran ve Zerdüştlük’te

Zerdüşt dinine bağlı olan eski İran halkı, kendisine hizmet etmesi için iblisler ordusu yaratan Ehrimen adlı bir kötülük tanrısının varlığına inanırlardı. Lakabı Druc (yalan) olan bu kötü ruh, ikizi olan iyi ruha karşı savaşırdı. Bazı akademik çevrelerde; Musevilik’teki şeytan düşüncesinin bu inançlardan kaynaklanmış olabileceğine dair tezler de mevcuttur.

Hristiyanlık ve Musevilik’te

Museviler ve Hıristiyanlara göre; başlangıçta güçlü meleklerden biriyken kendisini tanrıya eşit kılmak istemiş ve cennetten kovulmuştur. Kovulmadan önceki adı, “Işık Taşıyıcı” anlamına gelen “Lucifer”dir. İngiliz şair John Minton’un İncil’den esinlenerek yazdığı ünlü şiiri “Paradise Lost”ta (1667 ; Kayıp Cennet): Onun, içine atıldığı sıvı ateş gönlünden çıkması ve kendisiyle birlikte göle düşen meleklerin de yardımıyla Hz. Adem ile Hz. Havva’yı günaha özendirerek tanrıdan öç alma tasarısını gerçekleştirmesi anlatılır.

Neden Boynuzlu Olarak Betimlenir

Hristiyanlık ve Musevilik’te; insanları ölüm yoluna ve kötülüğe çektiğine, buyruğundaki cinlerle insanların ruhlarını ele geçirerek onlara acı çektirdiğine inanılır. Birçok Hristiyan yazar putperestlerin tanrılarını şeytan olarak tanımlamıştır. Bu tanrıların bazılarında boynuz vardı ya da boynuzlu hayvanlarla bağlantılıydı. Bu nedenle boynuzlu, çatal ayaklı ve kuyruklu bir yaratık olduğu düşüncesi gelişti. Bu tasvir tipi özellikle 12. yüzyıldan sonra çeşitli vitraylarda ve dini heykellerde işlendi.

Kuran ve İslam’a Göre

Kuranı Kerim’de ise daha çok İblis adıyla anılır. Cenneten kovularak lanetlenir ve emrindeki hizmetçiler aracılığı ile insanları Allah’ın yolundan saptırmaya çalışır. Kuran’a göre; meleklerin, Allah’ın emrine itaat ederek Hz. Adem’in önünde secde etmelerine karşılık; İblis, kendisinin ateşten yaratıldığı, bu sebeple de çamurdan yaratılmış olan Hz. Adem’den üstün olduğu gerekçesiyle bu buyruğa karşı çıkar. Bunun sonucu olarak cennetten kovulur.

Ardından Hz. Havva’yı, yasaklanmış meyveyi yemeye özendirerek, Hz. Adem ile Hz. Havva’nın cennetten kovulmalarına yol açar. Bundan sonra; emrindeki cinleri kullanarak, insanları doğru yoldan saptırmaya, onların Allah’ı anmalarını ve namaz kılmalarını engellemeye çalışır.

Satanizme Göre Şeytan

Satanistlere göre ise semavi dinlerin aksine gayet olumlu özellikleri olan bir varlıktır. Buna göre:

  • Yaygın betimlemerine aksine kırmızı renkli değildir.
  • Boynuz ve kuyrukları yoktur.
  • Bir canavar gibi görünmez.
  • Ateşten gözleri yoktur.
  • Bu betimlemeler onu aşağılamak, karalamak için söylenen yalanlardır.
  • O güzeldir.
  • Günü Pazartesi’dir.
  • Renkleri mavi, kırmızı ve siyahtır.
  • Köken olarak aslen Sümer Tanrısı “Ea”dır. Aynı zamanda “Dünya’nın efendisi” anlamına gelen Enki diye de bilinir. Melek Tavus olarak da bilinir.
  • Kutsal hayvanları: Tavus kuşu, yılan, keçi, ejderha ve kuzgundur.
  • Rakamları 2, 11 ve 4’tür.
  • 666 rakamı onun hükmedeceği çağ olan Kova Çağı’nı sembolize eder.
  • Burçları Kova ve Oğlaktır.
  • Gezegenleri Uranüs ve Venüs (Sabah yıldızı)’tür.
  • Yönleri Güney ve Doğu’dur.
  • En önemli günü 23 Aralık’tır. Bu günün ertesi Solstice’tir. O gün, kişisel günüdür.
  • 3 Kitapta bahsedildiği gibi ateşten yaratılmamıştır.
  • Bir Melek değildir. Bir diğer adı Melek Tavus’ tur. Ama Melek, Kral anlamına gelmektedir.
  • 7 Oğlu vardır: Thoth, Set, Marduk, Osiris, Amon, Adapa, Zuisudra.
Deccal Kimdir, Ne Zaman Gelecek
Azazil Kimdir, Azazil Ne Demektir
Cinlerle İlgili Bilgiler ve Halk İnanışları
Continue Reading

İnanışlar

Ölüm Alametleri

Published

on

By

Ölüm Alametleri - Anadolu Halk İnanışları

Hayatın son durağı olan ölüm, geride kalanlara acı ve keder veren bir son olduğu kadar, insanı korkutan, çaresiz kılan ve sırrına erilmesi
güç bir olaydır. Ölüm eninde sonunda gelecek, bir gün hepimizi alıp götürecektir. Zaman zaman bu korkunun baskısı altında
tedirgin olan halk düşüncesi, çoğu kez çevresinde olup biten bazı hadiseleri, bazı eşyaların duruş şekillerini, rüyalarındaki bazı görüleri ölüm için birer alamet saymıştır. Bilhassa Anadolu halk inanç ve adetlerinde ölüm alameti sayılan durumlar ve bundan kaçınmak için ifa edilen uygulamaların başlıcaları şunlardır:

Ölüm Alametleri

  1. Makasın ağzının açık durması, o evden ölü çıkarır.
  2. Rüyada kazan görenin evinden ölü çıkar.
  3. Leylek çaput getirirse, ölüm çok olur.
  4. Bir evin damında baykuş öterse, o evden ölü çıkar.
  5. Ölü yıkandığıda altındaki yıkama tahtası oynarsa, başka birisi daha ölür.
  6. Ölü tabutta sallanırsa, o yıl ölüm çok olur.
Continue Reading

İnanışlar

Ölünün Arkasından Yapılanlar

Mezar kazılıp da cenaze henüz gelmemiş olusa mezarın için cin ve şeytan girmesin  diye kazma ve kürek, çaprazlama şekilde mezarın üstüne konur. Ölünün eline çuvaldız konur…

Published

on

By

ölenin arkasından ölünün arkasından

Anadolu halk inanışları içinde ölünün eşyaları ve mezarı ile ilgili olarak gerçekleştirlen çok ayıda adet vardır. Bunlar çoğunlukla Türklerin İslam’dan önceki inançları olan Şamanizm ve atalar kültünün kalıntılarıdır.

Ölünün Arkasından Yapılanlar

  • Ölünün ardından bir ibrik su götürülüp, mezarının üzerine dökülür.
  • Ölü evden çıkarılıp, mezarlığa götürüldüğü zaman;  aynanın parlak kısmı even yana, dış kısmı ölüden yana tutulur.
  • Ölenin başlığı ve kuşağı evde yüksek bir yere asılır.
  • Mezar kazılıp da cenaze henüz gelmemiş olusa mezarın için cin ve şeytan girmesin  diye kazma ve kürek, çaprazlama şekilde mezarın üstüne konur.
  • Ölenin mezarının başında akşamleyin ateş yakılır.
  • Ölü eline düremeç (içine peynir konarak sarılan ekmek) verilir.
  • Ölünün elinin içine çuvaldız konur.
  • Ölenin gömleği yırtılır. Bu adet bazı yerlerde kişi öldükten sonra değil, muhtemelen canı kolay çıksın diye can çekişirken de gerçekleştirilir.

ÖLÜME YORULAN RÜYALAR

Ölüm Alametleri

Köpeğiniz Öleceğinizi Haber Vermeye Çalışıyor Olabilir

 

Continue Reading

İnanışlar

Yeni Gelin Evi Adetleri – İlk Adım

Published

on

By

Yeni gelin ilk gün adetleri

Yeni Gelin Adetleri • Anadolu halk inanışları ve adetlerinde; gelinin, yeni evinin düzenine, ekonomisine, çalışma temposuna uyması, muhtemel bazı kötü alışkanlıklarını terketmesi, eve uğur ve bereket getirmesi, yumuşak huylu olması, baba evini özlememesi için yapılan pek çok uygulama vardır. Bunlardan başlıcaları şunlardır:

  1. Gelin yeni evine gelince önüne urgan konur.
  2. Eve ilk adımını atacağı yere koyun potu serilerek, koyun postuna bastırılır.
  3. Attan indirilirken, ters çevrilmiş kazanın üzerine bastırılır veya ayağının altına demir konur.
  4. Ateşe bastırılır.
  5. Önünde küp kırılır.
  6. Boyunduruktan ve ateşten geçirilir.
  7. Eve girerken yüzüne ayna tutulur.
  8. Yeni evine gelir gelmez yumurta yedirilir.
  9. Başının üstünden ekmek atılır.
  10. Evin orta direği çevresinde dolandırılır.
  11. Başı ocağa vurulur.
  12. Ocağın çevresinde dolaştırılır.
  13. Eşik önünde ve ocak başında dua ettirilir.
  14. Eve gelince oklava üzerine bir ekmek geçirilir, gelin ve kaynana oklavanın birer ucundan tutarak oynarlar.
  15. Eve ilk girişte eğilip evin eşiğini öper; bir ava; şekeri içeri atar, kayınvalidesinin koltuğunun altına geçerek içeriye girer.
  16. Baba evinden gizlice alınan bir çivi, yeni evinin eşiğine çakılır.
  17. Güvey tarafından biri, baba evinden hamur, tuz, buğday ve gelinin yemek kaşığını alıp, yeni evine getirir.
  18. Baba evinden aldığı tuzu da birlikte getirir.
  19. Baba evindeki ocak külünden getirir.
  20. Yeni evine gelirken “Gelin ayağından, çoban dayağından!” denir.
  21. Eve geldiği zaman kaynana:
    “Gelinim hoş geldin,
    Oğluma eş geldin
    Elin kuyruk doğrasın
    Sen de oğlan doğurasın.” der.

Yukarda sayılan uygulamalardan; 1, 2, 3, 4, 5, 6 ve 7 numaralılar, gelinin karakterini, iş gücünü, dayanıklılığını etkilemek, onu istenilen biçime sokmak için yapılmaktadır. Önüne urgan koyularak, ters çevrilmiş kazana yahut demire bastırılarak yeni gelinin dayanıklı ve sağlam olmasına çalışılmakta, yumuşak bir hayvan olan koyunun postu üzerine adım attırılarak da ona yumuşaklık kazandırılmak istenmektedir. Gelinin uğursuzluğunu gidermek için (tabanı düz ise dağlansın diye) ateşe bastırılmakta, güleç ve aydınlık yüzlü olması için de yüzüne ayna tutulmaktadır.

Görülüyor ki gelin daha yeni evinden içeri adımını atmadan önce bir takım işlemlere tabi tutularak, ona adeta yeni bir kişilik kazandırılmaya
çalışılmaktadır.

11, 12, 13 numaralı uygulamalar ise evin ve ocağın kutsallığını vurgulamaktadır. 8, 9, 14 ve 21 numaralı uygulamalarsa evin bereketini ve gelinin doğurganlığını olumlu yönde etkilemek için yapılmaktadır.

Gelin ve Damadın Arasının İyi Olması İçin

Yeni evli çiftin arasının tatlı olması için yapılan gerçekleştirilen uygulamalar ise analojik bir yaklaşımla; tatlı maddeler kullanılarak sağlanmaya çalışılmaktadır. Bunlar:

  • Gelin geldiğinde ağzına bal çalınır; gelin de bu balın bir parçasını
    kapı eşiğine, bir parçasını da güveyin ağzına çalar.
  • Yeni evli çifte zifaftan önce tatlı bir şeyler yedirilir.
  • Yeni evine giren gelinin eline şeker verilir; gelin bu şekeri avucunda ezip, gerdeğe gireceği odanın dört yanında serper.
  • Gelin zifaftan önce şerbetle yıkanır.

Cin Vakası: Cin Düğünü

Lohusaların Can Düşmanı Alkarısı ve Albasması Nedir Nasıl Korunulur?

 

Continue Reading

İnanışlar

Çocukları Nazardan Korumak İçin

Kem gözlü olduğu düşünülen biri gördükten sonra çocuk yıkanır.
Çocuk kasten kirli gezdirilir. (Benzer şekilde Hindistan’ın bazı bölgelerinde nazar değmesin diye çocuğun yüzü altı aydan önce yıkanmaz.)

Published

on

By

nazar dan korunmak için

Nazar inancına hemen hemen dünyanın her yerinde rastlanılmaktadır. Çok eskiden beri bu zararlı kuvvete karşı konulmaya, onun zararlı ve bazen öldürücü gücünden korunulmaya çalışılmıştır. Psikolojik temelinde kıskançlık ve haset duygularının yattığı bu tahrip edici enerji, ruhun dışa açılan iki noktası olarak kabul edilen gözlerden fışkırarak kurbanına isabet etmektedir. Gözlerden yayılan bu negatif enerjiyi durdurmak veya şerrinden korunmakla ilgili olarak akla ilk gelen çare de “göze gözle” karşı koymak düşüncesi olmuştur.

Bu sebeple, rengi ve şekli gözü andıran her obje ya olduğu gibi ya
da bazı eklemeler eşliğinde nazardan koruyucu bir savunma gereci olarak kullanılmıştır. Özellikle göz şeklindeki amulet olarak isimlendirilen objeler en çok kullanılan korunma gereçleri olmuşlardır.

Babil’de  nazara karşı amuletler kullanıldığı gibi, özellikle Eski Mısır’da “Osirisin Gözü” adıyla tanınan amuletler pek meşhurdur”.

Müslüman kavimler, Ön Asya ile Orta Asya’yı fethettikleri zaman, halen
buralarda yaşamakta olan Babil ve Asur halk inançlarının mirasına da konup, bu arada nazar inancını da benimsemişlerdir. Bugün Müslüman ülkelerinin hemen hepsinde, insanların üçte ikisinin nazardan öldüğü inancı çok yaygındır.

Yunanlıların matısma, Arapların el ayn ya da isabet-i ayn, İranlıların bed nezer, Hintlilerin sihr dedikleri bu çarpıcı kuvvetin adı, Türkiyede, nazar, göz değme, göze gelme, pis göz, kem göz, kötü gözdür. Nazar inancına bugün hâlâ Avrupa’da, özellikle İtalya’da, Balkanlar’da ve Rusya’da rastlanılmaktadır.

Nazardan Korunma

Her çeşit canlı ve cansız varlığı tehdit eden nazar, özellikle geçiş sırasında olan çocuklar için büyük bir tehlike arzetmektedir. Bu bakımdan çocuk sahibi anneler ve aileler, çocuklarını bu çarpıcı kuvvetin zararından korumak için birçok çarelere başvururlar.

Bu çarelerin başlıcaları şunlardır:

  • Göz boncuğu ve nazarlık takılır.
  • Kem gözlü olduğu düşünülen biri gördükten sonra çocuk yıkanır.
  • Çocuk kasten kirli gezdirilir. (Benzer şekilde Hindistan’ın bazı bölgelerinde nazar değmesin diye çocuğun yüzü altı aydan önce yıkanmaz.)
  • Çocuğun yüzüne, kulağının arkasına kazan karası (is) sürülür. (Güney Almanya’da çocukların alnına nazar değmesin diye insan
    pisliği sürülür.)
  • Yatağının başucuna; Kur’an, balta, tabanca konur.
  • Höllüğü ve bezleri dışarı bırakılmaz (Höllük:Anadolu’nun kimi yerlerinde, kundak çocuklarının altına kundak içi bezi yerine konulan, kuru, elenmiş ince toprak.)
  • Hocaya okutulur.
  • Türbeye götürülür.
  • Çocuğun yaşı söylenmez. (Benzer şekilde Filistin’de güzel ve iyi gelişmiş bir çocuğun yaşı sorulduğu zaman, gerçekte olduğundan daha büyük söylenir.)
  • Çocuğa kötü elbise giydirilir. Örneğin Eskişehir’de çocuğa eski elbise giydirilir. Eğer, çocuğa yeni elbise giydirmek zorunluğu varsa, bu elbisenin bir tarafı yırtılır yahut elbise tersyüz edilerek giydirilir.
  • Yüzüne tükürük çalınır. (Ordu ve Manisa’da çocuğu okuyan kimseler, tükrüklerini çocuğun alnına sürerler. Yunanlılar, kötü göze karşı tükürürler.)
  • Yaşlı kadınlar çocuğun yüzüne karşı okuyup üflerler. Suriye’de çocuğun yüzüne üflenir. Almanya’da çocuğun ağzına üç defa üflenir.

 

Continue Reading

İnanışlar

Aşure Günü Meydana Gelen Büyük Olaylar

Aşure Günü yani Muharrem’in 10’unda meydana geldiği rivayet edilen büyük ve önemli olayların başlıcaları

Published

on

By

aşure günü meydana gelen büyük olaylar

Aşure Günü yani Muharrem’in 10’unda meydana geldiği rivayet edilen büyük ve önemli olayların başlıcaları şunlardır.

  • Adem Aleyhisselam’ın bugünde yaratıldığı rivayet edilir.
  • Hz. Adem ve Hz. Havva’nın bugün Cennetten çıkarıldıkları ve dünyada iken bugün buluştukları rivayet edilir.
  • Bir başka rivayete göre ise Kabe’nin ilk inşaası bu günde tamamlanmıştır.
  • Allah, Hz. Musa’ya (a.s.) bu günde bir mucize ihsan etmiş, denizi yararak Firavun ile ordusunu sulara gömmüştür.
  •  Hz. Nuh (a.s.) gemisini Cûdi Dağının üzerine bu günde demirlemiştir.
  • Hz. Yunus (a.s.) balığın karnından bu günde kurtulmuştur.
  • Hz. Âdem’in (a.s.) tevbesi bugün edilmiştir.
  • Hz. Yusuf kardeşlerinin atmış olduğu kuyudan bu günde çıkarılmıştır.
  • Hz. İsa (a.s.) o gün dünyaya gelmiş ve o gün semâya yükseltilmiştir.
  • Hz. Davud’un (a.s.) tevbesi o gün kabul edilmiştir.
  • Hz. İbrahim’in (a.s.) oğlu Hz. İsmail o gün doğmuştur.
  • Hz. Yakub’un (a.s.), oğlu Hz.Yusuf’un hasretinden dolayı kapanan gözleri o gün görmeye başlamıştır.
  • Hz. Eyyûb (a.s.) hastalığından o gün şifaya kavuşmuştur.

 

Aşure Günü Ne Zaman (2018)

Aşure günü, Muharrem ayının 10. gününe denk gelen 20 Eylül Perşembe günü idrak edilecek.

Continue Reading

İnanışlar

Doğacak Çocuğun Güzel Olması İçin

Aya bakan gebe kadının çocuğu ay gibi olur. Bağırsak ve koç yumurtası yiyen gebe kadının çocuğunun penisi ve yumurtalıkları büyük olur. Bir hayvana bakan yüklü kadının çocuğu o hayvana benzer…

Published

on

By

doğacak çocuğun güzel olması için büyü inanış

Anadolu halk inanlarında doğacak çocuğun güzel olması yahut çirkinlikle ilgili çeşitli durumlardan korunması için birtakım, pasif büyü olarak da nitelendirilebilecek uygulamalar söz konusudur. Bunları olumlu ve olumsuz uygulamalar olarak ikiye ayırırsak; başlıcaları şunlardır…

Olumlu Eylemler

  • Aya bakan gebe kadının çocuğu ay gibi olur.
  • Kara üzüm yiyen gebe kadının çocuğu kara gözlü olur.
  • Elma ya da nar yiyen kadının çocuğunun yanakları kırmızı olur.

Olumsuz Eylemler

  • Ayıya bakan gebe kadının çocuğu kıllı olur.
  • Balık yiyen gebe kadının çocuğunun ağzı açık olur.
  • Gebe kadın balık yerse, çocuğun derisi pul pul olur.
  • Tavşan eti yiyen kadın uzun kulaklı, patlak gözlü çocuk doğurur.
  • Gebe kadın sığır ya da kuş beyni yerse, doğacak çocuk kuş ya da sığır beyinli olur.
  • Bağırsak ve koç yumurtası yiyen gebe kadının çocuğunun penisi ve yumurtalıkları büyük olur.
  • Bir hayvana bakan yüklü kadının çocuğu o hayvana benzer.
  • Eğrilce günü iş gören gebe kadının çocuğunun ayakları eğri olur.
  • Eğrilce günü uyuyan gümeni kadınların doğan çocuklarının gözleri eğri olur.
  • Aşeren kadın manda sütü içerse, on iki ayda doğurur.

Bu inanışlardan olumlu eylemler başlığı altında sıralananlar, temenni mahiyetindeki uygulamalardır. Olumusuz eylemler başlığı altında sıralanmış olanlarsa kaçınılması gereken eylemlerdir. Bu eylemlerden kaçınmak, doğacak çocuğun “kıllı”, “ağzı açık”, “sığır beyinli”, “eğri ayaklı” v.b. olmasını önleyecektir. Fikir çağrışımlarının ve analojik düşüncenin beslediği bu kaçınmalar, pasif maji (pasif büyü) alanına girmektedir.

Continue Reading

İnanışlar

Ölüme Yorulan Rüyalar

Ölmüş birinin rüya göreni çağırması ya da bir yerlere götürmesi ölüme yorumlanır. Rüyada kuru odun yüklü bir devenin evine çöktüğünü gören kimsenin evinden biri ölür.

Published

on

By

ölüm şeklinde tabir edilen rüyalar

Anadolu coğrafyasında halk arasında ölüm şeklinde tabir edilen rüyaları, ana motiflerine göre, aşağıdaki gruplar altında toplayabiliriz:

Ağaç, Sebze, Meyve

  1. Fidanın sökülmesi.
  2. Ağacın devrilmesi. Benzer şekilde, Orta ve Doğu Asya Türk boylarının kimilerinde düşte tarla sürmek, büyüyen bir ağaç görmek, toprak kazmak da ölüme yorumlanır.
  3. Genç ağacın kırılması.
  4. Soğan, sarımsak görmek.
  5. Yaş üzüm yemek.
  6. Sarı renkli meyveler yemek ya da görmek. Alman halk inanışlarında da benzer bir analojiyle, erik görmek, vişne yemek ölüme yorumlanır.
  7. Zamansız meyve görmek (Kış mevsiminde dut toplamak gibi).
  8. Kara üzüm görmek.

Diş

  • Diş çektirmek ya da dişlerin kırılması. İrlanda’da düşte dişlerin dökülmesini görmek bir yakının ölümüne işaret sayılır. Mısır’da da rüyada dişini kaybetmek ölüme işarettir.

Dişin acıyarak ya da acımadan; ön ya da arkadan çekilmesi,
kırılması ve dökülmesi, öleceklerin yakınlık ve uzaklığını belirlemektedir.

  1. Diş acıyarak çıkar, çekilir ya da kırılırsa düşü görenin yakınlarından
    biri ölür.
  2. Diş acımadan çıkar, çekilir ya da kırılırsa uzaktan biri ölür.
  3. Ön diş çıkarsa aileden biri ölür.
  4. Yan dişlerden biri çıkarsa komşu ve uzak tanıdıklardan biri ölür.
  5. Azı dişlerinin çekilmesi veya dökülmesi büyük bir insanın (yaşlının); küçük dişlerin dökülmesi de çocukların öleceğine yorumlanır.
  6. Azı dişlerinin dökülmüş olarak görülmeleri ev halkından birinin; ön dişlerin dökülmesi ise dışardan birinin öleceği şeklinde yorumlanır.

Hayvan

  • Köpek ısırdığında can acırsa.
  • Yılan sokarsa.
  • Eve tavşan girerse.
  • Kara yılan görmek.
  • Kırat görmek.
  • At ütündeki yük devrilip, yere düşerse.
  • Bir hayvandan düşülürse. (Mısır’da da aynı inanma söz konusudur.)
  • Manda insanı süzerse.
  • Dombay görmek (manda görmek).
  • İnsanın üstüne camız (manda) çökerse.
  • Beyaz renkli manda görülürse.
  • Orta ve Doğu Asya’daki Türk boylarında: Karga görmek, tavuğa bakmak, at eti pişirmek, bir köpek tarafından ısırılmak, bir sincap ya da samur vurmak ölüme alamet sayılır. 
  • Camız görmek, görenin çok çetin bir biçimde öleceğine işarettir.
  • Rüyasında deve tarafından kovalananın ailesinden biri ölür. Rüyada kuru odun yüklü bir devenin evine çöktüğünü gören kimsenin ailesinden biri ölür.

Kutsal Kişi, Kutsal Kitap, Ölü

  • Bir kimenin elindeki Kuran-ı Kerimi “Bu filancanındır” diyerek
    yere atması.
  • Kutsal bir kişi tarafından öleceğinin bildirilmesi.
  • Azrail gömek.
  • Ölmüş birinin rüya göreni çağırması ya da bir yerlere götürmesi.
  • Ölmüş birinin rüya göreni taksiye bindirip “Seni evine götüreyim” demesi.
  • Rüyada cenaze takip eden çabuk ölür.

Baca Yanışı, Ateş, Duman

  • Ateş görmek. İrlanda’da kömür görmek bir yakının ölümü için ön belirtidir. Orta Asya Türk boylarında soba ve ocak görmek aynı biçimde yorumlanır.
  • Duman görmek.
  • Bacanın yanışını görmek, düşü görenin çok yakınının (çoğu zaman babasının) öleceği biçiminde yorumlanır.

Araç-Gereç

  • Evin önüne konmuş kazan görmek.
  • Kara yün, kara ip, kara yumak görmek.
  • Değirmen taşının kıyısını kırık görmek.
  • İçinde su ısınan kazan görmek.

Evin, Duvarın Yıkılması

  • Duvarın ya da evin yıkılması.
  • Kişinin yıkılan duvar ya da ev altında kalması.
  • Rüya sahibinin kapıssız ve penceresiz bir evi göstererek “Burasını kendim için aldım ya da yaptırdım” diye birine sövlemesi.
  • Evin orta direğinin yıkılması.

Su

  • Bulanık su görmek.
  • Çamurlu bulanık su görmek.
  • Denizde boğulmak.
  • Selden ya da sudan geçememek.
  • Duru su görmek. (Bu inancın Alman versiyonunda akarsu görmek ölüme yorumlanır.)

Gelin, Düğün, Şenlik

  • Gelin alayı görme.
  • Yeniden gelinlik giyme (Kefen giyecek demektir).
  • Düğün görmek. Orta ve Doğu Asya Türk boylarında da aynı inanma görülür.
  • Kucaklaşmak, öpüşmek.
  • Evin önünde kalabalık görmek.

Ayrıca, yukardaki gruplardan birine sokamayacağımız kimi rüyalar da ölüme yorumlanmaktadır:

  • Kasap dükkanına asılmış kızıl et görmek.
  • Hamile olmayan bir kadının rüyada çocuk doğurduğunu görmesi.
  • İnci tanelerinin dağılması.
  • Kız çocuğu görmek.
  • Ağlayan çocuk görmek.
  • Arkadan tüfekle vurulmak.
  • Kadın cinsel organı gören erkek, erkek cinsel organı gören kadın ölür.
  • Bir organını kaybetmek.

Continue Reading

İnanışlar

Doğacak Çocuğun Kız mı Erkek mi Olacağını Anlama

Pişmiş yumurta ortadan ikiye ayrılır. Çukur olursa kız, dolgun olursa erkek doğar. Saç üstünde şap eritilir. Şapın şekli sivri olursa, doğacak çocuk oğlan, yuvarlak olursa kızdır. Tandıra hamur vurulur; ekmek siğrerse  yani sertleşirse doğacak çocuk erkek, yarılırsa kız olur.

Published

on

By

doğacak çocuk kız mı erkek mi olacak

Pişmiş yumurta ortadan ikiye ayrılır. Çukur olursa kız, dolgun olursa erkek doğar. Saç üstünde şap eritilir. Şapın şekli sivri olursa, doğacak çocuk oğlan, yuvarlak olursa kızdır. Tandıra hamur vurulur; ekmek siğrerse  yani sertleşirse doğacak çocuk erkek, yarılırsa kız olur.

Gebe kadının kız mı yoksa oğlan mı doğuracağı gerek müstakbel anne tarafından, gerekse söz konusu edilenin en yakınlarından başlayıp, gittikçe genişleyen bir tanıdık çevresince merak konusudur. İnsanların geleceği bilme arzusu, gebelik sırasında da gücünü duyurmakta ve bu istek bir takım inançların ortaya çıkmasına kaynaklık etmektedir. Günlük hayattaki her türden denk geliş, analojik bir düşünce açısından değerlendirilerek, doğacak çocuğun kız ya da erkek olacağına dair bir ön belirti sayılır. Bunlar:

  • Tandıra hamur vurulur; ekmek siğrerse  yani sertleşirse doğacak çocuk erkek, yarılırsa kız olur.
  • Saç üstünde şap eritilir. Şapın şekli sivri olursa, doğacak çocuk oğlan, yuvarlak olursa kızdır.
  • Kilim dokunup dışarı çıkarıldığı zaman horoz görülürse erkek, tavuk görülürse kız doğar. Burada “kilim dokuma” motifi, çocuğun ana rahminde gelişmesini ve büyümesini sembolize etmektedir.
  • Pişmiş yumurta ortadan ikiye ayrılır. Çukur olursa kız, dolgun olursa erkek doğar.

Bir takım eylemler de doğacak çocuğun cinsiyetini etkilemekte
rol oynarlar:

  • Kadın sağ ayağından aksarsa oğlan, sol ayağından aksarsa kız
    doğurur.
  • Ekşi yiyen kadın kız, tatlı yiyen kadın erkek doğurur.
  • Kepçe ile su içen kadın kız doğurur.

Kızın ve kadının toplumumuzdaki yeri ve itibarı “sol ayak” ve “ekşi” motifleriyle verilmektedir. “Sağ”ın “sol”a nazaran daha kuvvetli, daha işe yarar ve şanslı olması, “tatlı”nın da genellikle “ekşi”ye tercih edilmesi bu
iki inanışta erkek çocuğun kız çocuğuna olan üstünlüğünü sembolize etmektedir. Kepçe motifi ise, şekli bir analojidir; kepçe kadının cinsel organını andırdığı için, kepçeden içilen su da şekil benzerliğini yani cinsiyeti etkiliyecektir. Bu inanmadaki “su”yun görevi, kepçenin sembolize ettiği şekli yani cinsiyeti, anneye, dolayısıyla çocuğa geçirmektir.

Nasıl doğacak çocuğun kız ya da erkek olmasını etkileyen eylemler varsa, ikiz veya tek doğmasını etkileyecek eylemler de vardır:

  • Heybeye oturan kadın ikiz doğurur.
  • Heybeye oturan erkeğin karısı çift doğurur.
  • Nevruz yiyen gebe kadın ikiz doğurur.

Her üç inanç da benzerlik ve temas ilkesine dayanmaktadır.

Continue Reading
Advertisement

Facebook Sayfamızı Takip Edin

Advertisement
Advertisement

Popüler