Connect with us
Yaşanmış Korku ve Cin Hikayeleri - Çiftlikteki Beyaz Adamlar Yaşanmış Korku ve Cin Hikayeleri - Çiftlikteki Beyaz Adamlar

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Çiftlikteki Beyazlı Adamlar

Çatalca’daki bir çiftlikte yaşanmış; cinlerle mi yoksa şehitlerin ruhaniyetleriyle mi ilgili olduğu açıklığa kavuşturulamayan gizemli ve korku dolu olaylar.

Published

on

İstanbul, Çatalca’daki bir çiftlikte yaşanmış; cinlerle mi yoksa savaşta şehit olanların ruhaniyetleriyle mi ilgili olduğu kesin olarak açıklığa kavuşturulamayan gizemli ve korku dolu olaylar…



Yaşanmış Korku ve Cin Hikayeleri - Lise 1’i yeni bitirmiştim. O sıralarda da bizim aile yadigarı olan 40 - 50 senelik çiftliği tekrardan hayata geçirme çabası vardı babam ve dedemde. Tam yeri İstanbul Çatalca’nın Kabakça köyü. Babam, dedem, üvey babaannem ve amcamın çiftlikte başarından tuhaf olayları dinleyerek büyümüştüm. Sırf o hikayelerden kitap yazılır ama o zamanlar inanmıyorduk işte çocukluk…

Köyle İlgili Anlatılan Esrarengiz Hikayeler

Söylentilere göre Kurtuluş Savaşı sırasında Kabakça köyünde bazı çatışmalar olmuş. Bu yüzden bu köyde bir sürü isimsiz şehit varmış. Bunların doğru olabileceğine inanıyorum lakin bizimkilerin olayları açıklamak için uydurduğu birer bahane de olabilirler tabi. Her neyse, lisede berbat bir öğrenciydim. Lise 1’de 6 tane zayıfım vardı. Babam bana “Eğer ikmallerde geçersen bütün yaz çiftlikteyiz” dedi ve öyle de oldu. Keşke bir sene daha lise 1’de kalsaydım da oraya gitmeseydim.



4 saatlik bir yolculuğun ardından yorgun düşmüş şekilde vardık çiftliğe. Bir sürü hikaye duyacağım diye hazırlamıştım kendimi önceden ama beni bu kadar etkileyeceklerini bilmiyordum. Amcaoğluyla akşama kadar ata binip sigara içiyorduk. Geceleri de sabaha kadar poker oynuyorduk. Acayip eğlenceliydi bir süre. Bizim ev 2 katlı ama alt katı kullanmıyorduk o zamanlar çünkü sürekli su basıyordu kışın. Alt katta bilardo masası dışında başka bir şey yok. İçeri girdiğinizde kendinizi Amerikan filmlerindeki cadılar bayramı evlerinden birine girmiş gibi hissediyorsunuz. Duvarlar sperm rengi, kapılar buzlu camlı bir kat işte… Her gece saat 01’e kadar bilardo oynayıp, sonra pokere geçerdik. 

Yaşadığımız İlk Korku Dolu Olay

Bizim bakıcı Remzi abi 24 yaşında. O da bizimle beraberdi. Bilardo oynuyorduk o gece. Saat 00:30 civarı… Remzi abi “Artık gidelim gençler! Geç oldu.” dedi. Ben de “Tamam; şu oyun bitsin, gideriz.” dedim. 100 sayılık üç topta kuzenim 77 ben 56… Hiç unutmam. Neyse oyunu bitirdik.  Sigaraları söndürdük. Yukarı çıkacağız. Kuzen ışıkları kapattı. Kapı da kapalı; birden girilmesin diye. Kapının kolunu indirmesiyle “Oğlum! Kapı açılmıyo lann!" demesi bir oldu. Ben zannettim bu bizle taşak geçiyor. “Hadi lan ordan yemezler" dedim ben de. İkinci çıkışa gittim. Kolu indirdim. İndirmemle “Ananı!" demem bir oldu. Kilitlenmiştik resmen oraya.



Dizlerimin üstüne çöküp ne kadar bildiğim dua varsa okumaya başladım. Işıklar kapalı, hiçbir yer gözükmüyor. Zifiri karanlık ve ne Remzi abiden ne de kuzenden ses seda yoktu. Tek duyduğum hemen duvarın karşısındaki ahırdan gelen ineklerin sesleriydi. Yaklaşık 5 ya da 10 dakika sonra 2 tane farklı ses duydum. Bu ses kilit sesiydi ve bir anda ışıklar yandı. Hayatım boyunca hiç unutamayacağım bir kareydi karşımda gördüğüm. Remzi abi ve kuzen koltukta birbirlerine sarılmış, gözler kapalı dua okuyorlardı. O gece konuşmadan direkt yattık.

Ertesi gün kalktığımda olayın şokunu henüz atlatamamıştım. Hala şaşkınlık üzerimdeydi. Kahvaltı etmeden direkt atı eyerleyip, derenin oraya indim. Atı bağlayıp, güneş altında kavrulup hamam suyundan beter olan suyla elimi yüzümü yıkadım. Çiftlik ortamı ve lise 1’e giden çocuğun beline tabanca takan bir babam var. Çocuğuz tabi ne anlayalım; yere oturmamla belimde sıkışmış tetiğin merminin içindeki barutu tutuşturup patlatması bir oldu. Kulaklarım patlayacakmış gibi oldu. Anlık korkuyla kalkıp, belimdeki tabancayı çektim. Başka biri ateş etti sanmıştım. Tabancadan çıkan dumanları görünce, sığ dereye tabancayı fırlattım ve ata binip geri döndüm. 

Kuzen kalkmıştı. Oturup kahvaltımızı ettik ve önceki gece yaşadıklarımızı değerlendirmek için içerdeki salona geçtik. Kuzen hala uyanamamış, şaşkın şaşkın etrafa bakınıyordu. Konuyu açan ben oldum. “Oğlum lan; ne oldu dün gece öyle?” Hala dalmış bir vaziyette sabit bir yere bakıyordu… “Laan!” “He, noldu kuzen?” “Soru soruyorum; duymuyor musun olum?” “Dalmışım kuzen kusura bakma.” “Ne oldu dün akşam diyorum?” "Kuzen konuşmayalım bunu lütfen.” “Neden olum, ne oluyo lan?” “Sen onu görmedin mi?” “Neyi lan neyi?” "Kuzen valla bak boşver. Hadi yürü; inekleri otlatıcaz. Sonra anlatırım.”

Kafamdaki soru işaretleri ile kuzenin peşinden gittim. Remzi abinin kapısını çalıp, uyandırdıktan sonra kuzenle ben atları eyerleyip biz atta, Remzi abi önümüzde, inekleri tarlaya çıkardık. Remzi abi oturmuş sigarasını içerken biz atlarla dağılan inekleri sürünün içinde tutuyorduk. Büyümüş mısırları bilen bilir; sapları çok sert olur. Tarla ful mısır olduğundan atın üstünde kafamız anca mısırların üstüne kadar çıkıyordu. Sanırım atın ayağı o topraktaki saplardan birine takıldı. Atla beraber yere düştük. Ama bu yavşaklar yardım edeceklerine karşımda durup yarıla yarıla gülüyorlardı. 

At Aniden Bir Şeyden Korktu

Yaşanmış Korku ve Cin Hikayeleri - Biraz cüsseliyimdir. Atın üstünde kaldığımdan at ezilmesin diye hemen kalkmaya çalıştım. Üzerinden çekildim. Üstümü başımı silkeledim ama at hala yerde ölü gibi yatıyordu. Gözlerini kırparak, sanki elinden şekeri alınmış bebek gibi “Ne olur yardım edin” edasıyla bakınıyordu etrafa. Birkaç kere hafifçe kırbaçladıysak da kalkmadı. “Ne yapıcaz lan” şeklinde birbirimize bakıyorduk.



Biz öyle aptal gibi bakışırken atın kalkmaya çalıştığını gördüm. Dizginleri yakalamak için hamle yaptım ama tutamadım. At kalktığı gibi dereye doğru koşmaya başladı. Biz öyle eli kolu bağlanmış gibi at ufukta kaybolana kadar arkasından baktık durduk. Elden bir şey gelmiyordu. Zaten gördüğümüz manzaradan sonra o ata binmek isteyeceğimi de pek zannetmiyordum. Remzi abi “Hadi boşverin. Toplayalım şu inekleri de gidelim artık.” dedi. 

Toplanıp çiftliğe gittikten sonra çiftliğin tek odalık müştemilatına girdik. Oturup sigaraları yaktık. İçmeye başladık. Remzi abi “Bırakın; at döner iki güne” diye teselli etmeye çalıştı bizi. O zamanlar annem, babam, dedem, üvey babaannem filan hiç biri bilmiyor sigara içtiğimi. Bir tek babaanneme söylemiştim. Onu yakın hissederdim kendime. O da hiçbir şey demezdi bana ama dedemle 20 - 30 senedir ayrı oldukları için babaannem yazlıktaydı o sıralar. Zaten İstanbul’a gittiğimde hep önce babaanneme sonra çiftliğe giderdim rahmetli olana kadar babaannem. 

Kuzenimin Tuhaf Tavırları

Her neyse, bir de bu Remzi abinin babası var. Özer baba. O da aynı şekilde bakıcı çiftlikte. Baba oğul ineklere bakıyorlar. Özer aradı Remzi’yi. Ahırda bok temizleyeceklermiş. Bu gitti biz kaldık kuzenle. Yine konuyu ben açtım. Adamın ağzını bıçak açmıyor. Benden bir yaş küçük bu. Geldiğimden beri bir tuhaflık var bunda. Sürekli bir yerlere dalıp gidiyor… O sene de Gemlik’ten taşınmışlardı çiftliğe. Okulu filan değişti; ondandır diye üstelemedim pek ama bu soruma da cevap vermeyince “Ne oldu lan sana? Bir derdin mi var olum? Neden konuşmuyorsun?” diye sordum.



İrkilerek birden bana baktı “Ne derdi olum ya! Yok bi şey.” "Sen böyle değildin kuzen. Sürekli bir yerlere dalıp gidiyosun; anlamıyorum.” “Kuzen, tamam; her şeyi göstericem ama şimdi değil.” "Neyi göstericen olum? Bi anlatsana” “Akşama kadar sabret; anlayacaksın her şeyi.” “Tamam.” dedim. Çıkıp eve gittik. “Kuzen, ben sıkıldım gel ava çıkalım beraber” dedim buna. "Yok kuzen ya boşver sonra çıkarız.” “Hadi be olum zaten kırk yılın başı gelmişim; kırma beni.” “Kuzen valla başım ağrıyor. Sonra gidelim.” “Başlayacağım artık ama ha!” 

Hızlı hızlı eve çıkıp fişekliği taktım boynuma. Kısa çifteyi aldım. Kafamda kovboy şapkası… Çıktım dağ bayır dolanmaya. Dolaştığım yerler bayağı eğimli, yüksekte kalıyor çiftlikten. Erken kalktığımızdan öğle saatleri güneş tepede. Mudurnu Tavuk gibi kızarmışım. 15 - 20 metre ağaçlarla çevrili, ortası gölgelik bir alan gördüm. “Gideyim şurda dinleneyim biraz” dedim. Gittim oturdum. Yayla gibi olduğundan düm düz her yer. Gölgelik dediğim alan da bayağı büyük. Rahat 1 dönüm vardır. Çifteyi kırık vaziyette yere koydum. Parliament’imi yaktım içiyorum. 

Derin bir nefes alıp, yaşadıklarımı düşünmeye başladım. “Ulan nereye gelmiştim ben?” Oysa ki çocukken hep buralarda büyümüştüm ama başıma böyle olaylar gelmemişti hiçbir zaman. Havaya bakınırken beyaz bir kuş gördüm. Çiftede 2 tane kuş saçması vardı. Sigarayı attım hemen. Sarıldım tüfeğe. Nişan alıp ateş ettim ama ıska! Benle dalga geçer gibi yavaş yavaş gidip ağaca kondu. Onun ordan kalkmasını beklerken tam arkamdan aynı kuştan bir tane daha çıkıp öbür ağaca gidip kondu. Sürekli aynısı olmaya başladı. Nereye baksam tam arkamdan kuş geçiyordu. 

Tüfeğin diğer namlusundaki fişeğe güvenip, sabit bir ağaca bakmaya başladım. Ama sanki bana inat; baktığım taraftan hiç kuş geçmedi. Öyle odaklanmış olarak bakarken arkamdan “Vuuufff” diye bir şeyin geçtiğini hissettim. Tüfeği bel hizama indirip, arkamı döndüm ama hiç bir şey yoktu. Dönmemle tüfeğin elimden kayıp düşmesi bir oldu. Bilirsiniz; çifte yere düştüğü zaman patlar. O yüzden avcılar yere düşerse patlamasın diye namlular kırık vaziyette taşırlar çifteyi. Evet patladı paslı ve yağlı sağ namludaki mermi. Ayakkabımın ucunu sıyırıp toprakta büyük bir iz bıraktı. O an aynı şekilde arkamdan birinin geçtiğini hissettim ama bu sefer aldırmadan tüfeği yerden alıp eve yürümeye başladım.

Geceyi Beklerken

Yaşanmış Korku ve Cin Hikayeleri - Leş gibi terlemiştim. Kafamdaki saman şapka kafama yapışmış, acayip rahatsız ediyordu. Eve gidip hemen duş aldım ve dinlenmek için 2. salona uzandım. Babamla amcam evde değildi. Her gün gidiyorlar. Çiftliğin daha yeni canlanmasından dolayı düzen tam oturmamış, sürekli birileriyle görüşüyorlardı. Dedem desen sabahtan akşama kadar hep aynı koltukta oturup sigara içer, tuvalete gidip gelince bile nefes nefese kalırdı. Ben uzanmışken kuzen geldi yanıma. “Nerdeydin lan?” dedi. “Dolaştım geldim” dedim. “Akşam yine iniyoruz dimi bilardoya” dedi. Kuzene kızgındım ama göstereceği şeyi de merak ediyordum “Evet incez” dedim. “Tamam” dedi içeri gitti. 



Yine düşüncelerimle baş başaydım. Yaşadıklarımı ve akşam ne olacak diye düşünmeden duramıyordum. Gerçi bir daha da oraya inmek istemiyordum ama merak işte. Düşünürken uyuyakalmışım. Akşam yemeğinde uyandırdı kuzen “Hadi kalk! Yemek yiyeceğiz kuzen.” "Tamam geliyorum.” Elimi yüzümü yıkadım. Oturduk yemek yedik. Babamlar daha gelmemiş. Biz de beklemedik, çıktık dışarı. Çiftliğin etrafta hiçbir ışık yok. Zamanında dedem koymuş ama artık çalışmıyordu hiçbiri. O yüzden bahçede el fenerleriyle gezerdik biraz. Çiftliği kolaçan ettikten sonra Remzi’yi çağırmak için gittik aptal Özer’in evine.

Kapıya Özer çıktı. “Remzi abi nerede?” dedik “Uyuyor" dedi. Biz de beklemedik, yürümeye başladık. Ben kuzene bakıyorum “Ne gösterceksen göster artık” diye. “Ne bakıyon olum” dedi “Lan ne zaman anlatacan?” “Şimdi değil; gece tam 3’te” “Başlayacağım; üçünü beşini sokturtma kafana” dedim. “Oğlum düzgün konuş; karışmam bak ha” dedi. “Allah Allah ne olacak lan!” dedim sinirli bir şekilde değil taşak geçme edasında. Çocuk gibi çakıl çiftliğin yolunda, zifiri karanlıkta boğuşmaya başladık. 

Çığlık Sesleri Ödümüzü Kopardı

5 - 10 dakika boğuştan sonra küfürlerimizi bir çığlık sesi böldü. Uzakta; bizim çiftliğin arkasına doğru bir ev daha var. O taraflardan geldi ses. Hep aynı klişeler falan demeyin; size yemin ederim aynı bu şekilde oldu. Üstümüz başımız toz içinde, birden ayağa fırladık. Karanlıkta mal mal, elimizde fenerle ileri doğru bakıyoruz. Sanki bir şey görebilecekmiş gibi. Dayanamadım “Kuzen yürü gidelim eve. Korkuyorum olum ben" dedim ve koşarak alt kata girdik. Anasını satayım; neden alt kata giriyoruz? Ama işte o an korkudan dalıverdik içeri.



Bu sefer bir şey olmadı içerde ama ikimiz de üç buçuk atıyorduk. Dışarı da çıkamıyoruz. “Allah’ım ne olur bitsin artık bu şeyler” diye dua ediyorum içimden. 5 dakika sonra Remzi abi geldi. Uyanmış “Ne yapıyorsunuz len eşekler?” dedi. Cevap vermedik ama Remzi abiyi görünce rahatlamıştım biraz; ne yalan söyleyeyim”. Hadi kalkın; bilardo oynayalım” dedi. Kafayı dağıtırız diye "Tamam dedik ama bir yandan da şaşırıyorum; bu adam nasıl bu kadar rahat diye. Neyse gece bir şey olmadı fazla. Kaptırmışız kendimizi bilardoya. Babamların bizi pokere çağırdığını hatırlıyorum. Remzi abi saate bakıp "Oo çok geç olmuş. Sabah sağıma gireceğim. Ben gideyim artık” dedi ve gitti. Biz de kuzenle yukarı; pokere çıktık ama gece 03:00 aklımda tabi.

Bir bir buçuk saat kadar oynadık diye hatırlıyorum. Saat 02:30’du. Ben “Sıkıldık, gidelim biz” dedim. “İyi, tamam” dediler. İndik bilardo salonuna. Kuzen “Yarım saat kaldı hazır mısın?” dedi. Ben “Neye lan?” dedim. “Sus oğlum; kızdıracaksın bak!” “Kızsan ne olacak lan?” dedim. “Ben değil ki” dedi. İyice kafam gitti benim. Orada tamamen afallamış vaziyette kalakaldım. Ne olcaksa olsun diye düşünüp, senelerce farelerin kemirmesinden ve su baskınına uğramaktan bitap düşmüş koltuğa attım kendimi.

Gece Saat Tam 03:00’te Gördüğüm O Korkunç Şey

Bir sigara yakıp rahatlarım diye düşündüm ama kuzen; bir camdaki perdeye bir de bit pazarından aldığı dandik saate bakıp duruyordu. Sormadım “Ne yapıyorsun?” diye. Saat tam 03:00 olduğunda beni çağırdı. Işıkları kapatıp, eliyle dışarıda yanan tek lambanın ışığı ile aydınlanan perdeyi işaret etti. Sarı ve soluk ışığa bakıp ne olacak diye merak ederken "Ne lan bu?” dedim. “Şşşşş!” yaptı eliyle ve fısıldayarak “Bakmaya devam et” dedi. Kafamı çevirdim ve görmemle dizlerimin üstüne çöküp başımı ellerimin arasına almam bir oldu. 



Yaşanmış Korku ve Cin Hikayeleri - Bir şey soldan sağa doğru yavaş yavaş yürüyüp, tam camın önünde durdu ve ağır ağır yüzünü bize döndü. Perde kapalı olduğundan Allah’tan sadece gölgesini görebiliyorduk. Gölgenin normal insan gibi kol bacak ve kafası belli oluyordu ama bir insan olamayacak kadar uzun bir şeydi. Birden cama doğru yürümeye başladı ama normal insan gibi değil, sanki kayıyormuşçasına. Ben korkudan ayağa fırlayıp kaçmaya çalıştım ama kuzen kolumdan tuttu. Fısıldayarak “Dur” dedi. Gölge yaklaştı, yaklaştı, yaklaştı… Bütün perde gölgeyle 1 ya da 2 saniyeliğine kaplandı ve sonra birden yok oldu. Yerde oturmuş ağlıyordum. Artık tek istediğim bu yerden gitmekti. 

Kuzen hiç etkilenmemişçesine gidip ışıkları açtı. “Şimdi anladın mı?” dedi. "Neyi anlayacaktım ki?” Bunların hiçbir açıklaması yoktu ve daha çok kafamı karıştırıp korkmamı sağlamıştı. Bir şey demeden kapıya yöneldim. Tam çıkacakken kuzen “Dur!” dedi. “Şimdi çıkarsan hiç güzel olmaz. 10 dakika daha bekle…” Saatime baktığımda saat 03:50’ydi. Evet  03:50! Neredeyse bir saat boyunca biz o şeye bakıp durmuşuz! Sanki zaman atlaması yaşamışız gibi gelmişti. Geri döndüm. Koltuğa oturdum ve kuzen Hatırlıyor musun?” diye söze girdi. “Neyi lan neyi kuzen!? Neyi!” diye bağırdım bir an. Acayip korkuyordum. “Büyükbabamın anlattığı beyaz adamı” dedi…

Büyükbabamızın Anlattığı O Hikaye

Bu arada dedeme biz büyükbaba derdik. “Büyükbaban kim?” demeyin. Şimdi o hikayeye geçiyorum: Eskiden o bakıcı evi babamın babaannesinin eviymiş ve her gece evde mutlaka babamın amcaları, enişteleri filan olurmuş. Aile geniş…



Biraz evin yapısını anlatayım: Birincisalonda oturunca sokak kapısı normal, bildiğiniz balkon kapısı. Dışarıda aşağı doğru bir merdiven, merdivenden önce de balkon var. Balkonda masa, sandalye filan yani salondan balkon rahatça gözüküyor. Babamın babaannesi, balkon tam karşıda kalacak şekilde duran koltuğa otururmuş hep. Çok yaşlı olduğu dönemlerde olmuş bu olay da. Çok büyük bir şey değil ama bana göre bir kanıttı anlatılanların gerçek olduğuna dair. 

Bir gece babam ,büyükbabam, babamın babaannesi oturuyorlarmış salonda. Büyükbabam o zamanlar daha genç… Kalkmış tuvalete gitmiş. Babamın babaannesi 5 dakika sonra babama “Oğlum bak bakıyım; baban balkona çıktı galiba” demiş. Babam da “Yok babaanne; babam tuvalette” demiş. Babaanne “E; balkondaki kim?” deyince, babam balkonda oturan beyaz gömlekli adamı görmüş. Olayda büyütülecek bir şey yok gerçi ama benim kafamdaki taşların yerine oturmasına bir nebze yardımcı olmuştu o zamanlar.

Her Cuma Gecesi Görünen Beyazlı Adam 

Kuzen bunu tekrar anlattıktan sonra ekledi “Her cuma gece 03:00’te o adamı görüyoruz kuzen. Haftanın her günü de daha demin gördüğümüz olay oluyor sürekli. Bu artık herkes için normal. Getirmediğimiz hoca kalmadı. Hepsi de ‘Buradan çıkın, sizi istemiyorlar’ dedi ama şu ana kadar bize bir zararları olmadı” dedi. Bizi istemediklerini aynı sene içinde anlayacaktım ama çok geç olacaktı… Bir an afalladım. Kim olduklarını, neden bizi istemediklerini bilmek filan istemiyordum artık. Eve çıkıp yatağa girdim ama uyuyamadım sabaha kadar. Kötü niyetli varlıklar olmadıklarını biliyordum çünkü amaçları korkutmak olsa her gece rüyama girerdi ama orada kaldığım sürece hiçbir zaman rüya görmedim. Belki de Hz. Ali’nin resminin olduğu odada yatmamdan dolayıdır bilemiyorum…



Sabah ezanına doğru uyumuşum. Uyandığımda saat 14:00 civarı idi. Acayip uyumuşum. Kahvaltımı ettikten sonra dışarı; kuzeni bulmaya gittim. Köpeklere yemek veriyordu. Bu arada atı anlatmayı unuttum… İki gün sonra ileriki köyde buldular atı. Ama eğeri ve nalları yoktu. Her neyse kuzenin yanına gittim “Günaydın” “Hele şükür uyandın.” Cevap vermeden atı eğerlemeye gittim. Kuzen arkamdan koşup, elinde yemek kabıyla “Ne oldu olum?” dedi. “Nasıl ne oldu lan? Nasıl ne oldu? Ağzına sıçtığımın geri zekalısı! Psikolojimi bozdunuz buraya geldiğimden beri. Bir de ne oldu diye mi soruyorsun şerefsiz!?” “Kuzen tamam; ne kızıyorsun? Biraz ani oldu belki ama bunları bilmen gerekliydi. Hem sen istedin göstermemi.” Arkamı dönüp yürümeye devam ettim. Gözlerimden akan iki damla yaşı tutamadım zaten tutmaya da çalışmamıştım. 

Gece Porno Dergiye Bakarken Kapı Çalındı

O gün hiçbir şey olmamıştı, geceye kadar tabi. O gece Remzi abilere gittik. Büyükbabamlar öbür evlerine, babam Bursa’ya, amcam da köye gitmişti ve yalnızdık. O zamanlar internet yok. Remzi dergi almış; ona bakıyoruz. Özer baba da gelip “Yatıyorum” deyip, gitti. Biz dergiye bakmaya devam ediyoruz. Aradan 10 dakika geçti. 



Yaşanmış Korku ve Cin Hikayeleri - Odanın kapısını tıklattı biri. Kalkıp baktık; kimse yok. “Allah Allah” deyip, devam ettik dergiye. Bi 5 dakika sonra; bu sefer “tak tak” şeklinde ve daha sert bir şekilde vuruldu kapı. Remzi çıktı “Ne var baba? Ne çalıyorsun kapıyı?” filan dedi. Özer baba oradan “Ne çalcam kapını? Gece gece delirdiniz mi? Yatın, uyuyun artık!” diye bağırdı. Kuzene “Kalk hadi; eve gidelim” dedim. Bu bana "Dur iki dakka daha bakalım gideriz” dedi. 

Neyse Remzi’yle bu yine dergiye gömüldüler. Ben de oturuyorum öyle. 5 dakika sonra kapıya öyle güçlü bir şekilde vuruldu ki bizim evden bile duyulmuştur. “Ananı avradınııı!” eşliğinde hepimiz birden ayağa fırladık. Özer baba, yan odadan bağırmaya başladı “Ne yapıyonuz piç kuruları bu saatte! Yavaş olun; kapının camı kırılcak öküzler!” Biz iyice üç buçuk atmaya başladık. İçtimaya çıkan askerler gibi odanın içinde yan yana dizilmiş, kapıya bakıyorduk ama kapıyı açmaya götümüz yemiyordu bu sefer.

Korkudan Eve Giremedik

Dergiyi yatağın üstünden aldığım gibi camdan dışarı fırlattım. Biraz rahatlayıp dinlendikten sonra kuzenle “Artık gidelim” deyip kalktık. Sokak kapısına çıktığımızda, evin ordan gelen ama elma ağacının dallarının görmemi engellediği, soluk bir ışık gördüm. Biraz kenara çekilip baktığımda; ışığın, bizim evin mutfak camından geldiğini görmem zor olmadı. Mutfağın ışığı yanıyordu ama evde kimse yoktu! Mutfağın kalın, püsküllü ve sert kumaş, meyve desenli, yıllarca beklemekten rengi beyazdan griye dönmüş perdesinin arkasında bir gölgenin belirdiğini gördüm. Gölgeyi görür görmez hemen Remzilerin evin solunda kalan, arabaları park ettiğimiz yere kafamı çevirip, amcamın arabasını aradım ama yoktu!



Bu gölgeye o kadar da şaşırmamıştım aslında. Çünkü artık normal geliyordu. Hemen kuzeni dürttüm ve pencereyi gösterdim. O da gölgeyi gördüğü gibi amcamın beyaz kartalını aradı ama göremeyince “Bu gece oraya gidemeyiz” dedi. “Bence de gitmeyelim kuzen” dedim. Remzi abi “Ne oluyor lan keraneciler?" diye atladı olaya. Ona da gösterdik, o da “Gitmeyin” dedi. Biz kapıda bu değerlendirmeyi yaparken bize yaklaşan soluk sarı iki ışık gördüm. Amcamın kartalının  farlarından geliyordu bu ışıklar. Gelip hemen sokak kapısının solundaki çitlerin arkasına park etti. Küçük ve dandik, paslanmış bahçe kapısından içeri girerken “Ne yapıyorsunuz kapıda?” dedi.

Evde Kim Var

Sarmaşıkların engellemesinden kurtulan ilerdeki mutfağın ışığını görünce oraya doğru bakıp “Evde kim var?” dedi. Biz “Kimse yok” dedik kuzenle. Remzi abi atladı “Abi bu gece o eve girilmez; gitmeyin. Çocuklar bizde kalacak” dedi. Amcam da “Haklısın Remzi. Ben de arabada yatayım” diye tam arkasını dönüp arabaya yönelmişken, duyduğumuz sesle hepimiz yerimizden zıpladık. Arabanın kaportasından; Galatasaray - Fenerbahçe maçından sonra yenilen takımın taraftarının GS / FB plakalı arabaya beyzbol sopasıyla vurmasına eş değer bir ses çıkmıştı. Amcam durdu. Elindeki feneri yakıp, pili zayıflamış fenerin zayıf ışığında arabaya doğru bakıyordu. Görebildiğimiz tek şeyse, kaportanın üzerindeki insan yumruğunun iki katı büyüklüğünde bir göçüktü…

Amcam hiçbir tepki vermeden, arkasını dönüp, feneri kapayarak Remzilerin eve girdi. Arkasından biz de içeri girdik. O gece orada yattık. Remzi abi, ben, kuzen, yerde; amcam, Remzi abinin yatağındaydı. Köydeki küçük camiden gelen, tiz ve zor duyulan sabah ezanının sesiyle uyandım. Dün gece yaşadıklarımı tekrar düşününce bizi burada istemediklerini anlamıştım. Evimize sokmamışlardı lan bizi ötesi var mı? Belki de bizi kötü niyetlilerden korumak için bazen böyle engellemeler yapıyorlardı ama artık canıma tak etmişti. Dayanamıyordum bu strese, korkuya. 



Kapının önüne çıkıp, biraz nefeslendikten sonra gözüm arabaya takıldı. O kocaman göçük, yeni aydınlanmaya başlayan havanın ışığında daha da belirgin gözüküyordu. Biraz orada onu inceledikten sonra içeri girip tekrar yattım. 08:00 gibi tekrar uyandım. Odada kimse kalmamıştı ben kalkana kadar. Muhtemelen sağıma gitmişlerdir diye düşündüm. Elimi yüzümü yıkadıktan sonra aklıma ev geldi. Toz içinde kalmış, asker kamuflajlı pantolonumun cebinden anahtarı çıkarıp, eve doğru yol aldım. Merdivenleri çıkarken, içimi bir korku sarmıştı. Kendimi korku filmlerindeki hiçbir şeyden habersiz kurban gibi hissediyordum.

Kapının önüne geldiğimde, içerdeki her şey zaten gözüküyordu. Ama bir tuhaflık göremiyordum. Dereye fırlattığım tabanca karşılığında babamın tekrar belime taktığı, bu sefer kurusıkı olan tabancayı çekip içeri girdim. Ne de olsa, dün akşamki hırsız olabilirdi. Salonda hiçbir değişiklik yoktu fakat mutfağın koyu kahverengi kapısı kapalıydı. Etrafı iyice kolaçan ettikten sonra altın sarısı işlemeli soğuk mutfak kapısının kolunu indirdim. Menteşeleri paslanmış ve çürümeye yüz tutmuş kapı büyük gıcırtılarla açıldı. Ve ben karşımda ne görüyordum biliyor musunuz? Normal dışı hiçbir şey

Yaşanmış Korku ve Cin Hikayeleri - Evet; normal dışı hiçbir şey yoktu. Dün gece; soluk beyaz meyve desenli perdeye yansıyan sarı ışık kapatılmış, adeta hiçbir şey olmamışçasına her şey yerli yerindeydi. Aslında böyle olmasına daha çok şaşırmıştım çünkü bu kadar korkunun üzerine in-cin dolu bir ev bekliyordum. Arka odaları da kontrol ettikten sonra kapıyı kapatıp ahıra gittim. Remzi abi inekleri sağıyor, o vakum makinelerinin sesi altında kuzenimle muhabbet ediyordu. Amcam ise çoktan arabasına binip gitmişti.

Yakınlardaki Tekinsiz Değirmen

Sağım işi bittikten sonra inekleri salıp otlatacaktık. Bu yüzden kuzen beni görünce atı eyerlemeye gittik. Kaçan atımız yeni bulunduğundan ve nalları sökülmüş olduğundan, onu değil sadece fırtınayı eyerledik. Bugün at sırası Remzi’deydi. Ben de “Siz yaparsınız herhalde bugünlük” dedim kuzene. O da “Hallederiz, keyfine bak sen” dedi. Kurtulmuştum pis ineklerin boklu kuyruklarıyla attıkları şaplaklardan. Eskiden duyduğum ve her zaman karşı köyden çiftliğe gelirken gördüğüm bir değirmen vardı. Osmanlı zamanlarından kalma bir değirmen. Geçenlerde yol açarken yıkmışlardı halk korkuyor diye. İsteyen Çatalca belediyesinin dökümanlarından bakabilir. Ne zamandır merak ederdim orayı. Gitmeye karar verdim. 



Sivas Kangal gerçek kurt kırması Ayaz ve Haskan Sivas Kangal Sultan’ın iplerini çözüp değirmene doğru yola koyuldum. Ne olur ne olmaz diye de superposeu taktım sırtıma. İki elimde köpek, sırtımda tüfek; gören eşkıya zannedecekti. Değirmeni yakından ilk görüşümdü o. Yolun solunda kot farkıyla aşağıda kalan, her yerini ve özellikle de girişini çalıların kapladığı bir yapıydı. Değirmen taşı yer yer kırılmış, adeta yıkılmaya yüz tutmuştu. Yanına doğru yavaş yavaş yaklaştığımda, köpekler havlamaya başladı. Tasmalarından çekiştiriyor ama bir adım bile attıramıyordum. Değirmenin orada bir şeye havlıyorlardı sanki. 

Daha fazla onlarla uğraşmayıp, yerde çakılı olan kazığa taktırdım zincirlerini ve kapıya doğru ağır adımlarla yol aldım. Kapının önüne geldiğimde, tepede kemeri olan kapı tavana kadar çalıyla kaplanmıştı. Sanki bir şeyler içeri girilmesini engelliyordu. Tüfeği omzumdan çıkarıp, duvara dayadım ve zorlukla aralayarak içeri girdim. Üstüm başım her yerim ot, diken, çalı olmuştu. Silkelendikten sonra bir nefes çekip kafamı kaldırdım. Hiçbir şey yoktu içerde. Sadece unun öğütüldüğü taşın yanında, kovboy filmlerinde barlarda gördüğünüz fıçıların aynısından vardı. Yavaş yavaş fıçıya doğru ilerledim. 

Yukarı doğru eğimlendirilmiş tahtaları yan yana tutan paslı yuvarlak demire ellerimi dayayıp fıçının içine doğru sarktım. İçinde sadece bir nesne vardı. Mauzer tüfekleri bilirsiniz; onun mermisine benzer bir mermi. Kolumu fıçının içine sokup mermiye doğru uzandım. Uzandığım anda Sultan ve Ayaz’ın kalın havlama sesleri kesilmiş, kedi ağlamasına benzer sesler çıkarmaya başlamışlardı. Bu dikkatimi çekti ve biraz durdum ve ardından uzanmaya devam ettim. Ama ben dokunamadan mermi, yuvarlanarak yana doğru kaydı. Ürküp bir anda elimi çektim. Acayip şaşırmıştım. Bir daha denemeyerek dışarı köpeklere bakmak üzere kapıya yöneldim. Tekrar zorlukla o çalılıkların arasından çıkarak köpeklere baktım. Hiçbir şey yapmadan, dilleri dışarıda, yerde yatmış etrafa bakınıyorlardı. Duvara dayadığım tüfeği alıp, köpeklerin tasmalarını çıkardım ve çiftliğe doğru yola koyuldum.

Büyükbabamın Anlattığı Bir Esrarengiz Hikaye Daha

Tam bir hafta sonra salonda oturmuş kuzenimle yine büyükbabamın hikayelerini dinliyorduk. "Bundan yaklaşık 20 sene önce, bütün ailenin evde olduğu ve saat 02:00’de dağıldıkları bir geceydi. Biz de babaannenizle etrafı toplayıp yattık. Beş dakika kadar sonra alt kattan bilardo toplarının seslerini duymaya başladık. Tıkır tıkır bilardo oynuyorlardı aşağıda. Korkudan gece inemedik ama ertesi sabah aşağı inip “Burada bilardo oynamak iki altındır” diye yazı astım. Ondan sonra bir daha da bu sesleri duymadık. Fena mı olurdu iki altın bıraksalar her gece" deyip güldü.  Biz de güldük ayıp olmasın diye adama ama artık anlattıklarının gerçek olduğuna daha çok inanıyordum. O anda aklıma bir fikir geldi.



Yaşanmış Korku ve Cin Hikayeleri - Çiftlikte her gün yaptığımız işlerden sonra kuzeni bilardoya gitmek için ikna ettim. Gidip biraz bilardo oynadık. işte aklıma gelen fikir, burda uygulamaya koyuluyordu. Oyun bittikten sonra, bilardo toplarının yerlerini ezberleyip, çıkarken her zaman demir kapının üzerinde bulunan anahtarı kapıyı kilitleyip aldım. Bakalım ertesi sabah ne olacaktı? O gece her şey normaldi. Sabah 07:00’ye kadar babamlarla poker oynadık. Uyandığımda saat akşam üstü dört olmuştu. Hemen elimi cebime attım. Anahtar cebimdeydi. Kalkıp ilk iş alt kata yöneldim. Kapıyı açıp içeri girerken kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Direkt bilardo masasına yönelip toplara baktım. Beklediğim şey olmuş, topların yerleri değişmişti.

Bu bana büyük bir kanıt olmuştu babamların anlattıklarının doğru olduğuna dair. O gün yine bir şey olmadı, normal geçti. Ama ertesi gün babam ve amcamla köye gidecektik. Ertesi gün babam, amcam, ben köye doğru yola koyulduk. Taşınacak şeyler varmış. O yüzden beni de yanlarına aldılar. Her şeyi beyaz kartalın bagajına yükledikten sonra, köydekilerle konuşacakları varmış kahveye oturduk dinliyoruz. Tayfun abi geldi. Bize çoğu inekleri satan adam. Biraz işlerden konuştuktan sonra, bayadır dillerde dolanan değirmendeki define hikayesini ikinci baskı yaptı…

Tekinsiz Değirmene Define Aramaya Gidişimiz

“Hüseyin abi (amcam), değirmenin hikayesini biliyorsun değil mi?” “Biliyorum Tayfun. Ne oldu ki?” “Abi oraya bir gitsek diyoruz.” “Çok tehlikeli be koçum. Onu düşündük ama cesaret edemedik.” “Abi ne olacak bea? Beş altı kişi gittik mi hiçbir şeycikler olmaz. Metal dedektörü de almış bizim Hamdi. Kazarız hep beraber.” “Bi düşünelim bakalım…” Uzun konuşmanın ardından, izinsiz kazı yasak olduğundan; gece 1 - 2 gibi gitmeye karar verdiler. Saat oldu gece 12. Çiftlik köyün biraz dışında kaldığından hemen hazırlıkları yapıp büyükbabamın o zamanlar yeni aldığı sıfır, bagajı geniş BMW’ye ye atlayıp, köyün yolunu tuttuk. Herkesi alıp değirmenin yolunu tutmamız 00:30’u bulmuştu. Baştan beri kötü bir şey olacağını biliyordum ama kimseye renk vermedim. “Korktu bu” demesinler diye. Zifiri karanlık, toprak yolda önümüzü farlarla zorlukla görüyoruz. Değirmene vardık.



Yüksek toprağın üzerine çıkarak farlar kapıyı aydınlatacak şekilde bıraktık arabayı. Bıraktığımız yer hafif eğimli, arabanın el freni çekik, vites R’de, inip bagajdan; kazma, kürek, dedektör ve çalı makasını aldık. Tayfun abi kapıdaki otları kesti. Hep beraber içeri doluştuk. Anormal hiçbir şey yoktu. Babam dedektörle biraz gezinip, öten yeri bulduktan sonra amcam eline kazmayı aldı. Tayfun abi, Hamdi abi ve ben elimizde küreklerle bekliyoruz. “Bismillahirahmanirrahim” diye amcamın ilk kazma darbesini yerdeki ince çatlaklı betona indirmesiyle… Arabanın alarmının çalmaya başlaması bir oldu. Bu kadar sağlam ve cuk oturan bir zamanlamayı hayatım boyunca hiç görmemiştim. 

Panikle bir anda dışarı fırladık ve gördüğümüz, el freni çekik, geri viteste bıraktığımız arabanın, çürümeye yüz tutmuş tahtalardan yapılmış değirmene doğru kaymaya başlamış olmasıydı. Babam koşarak siyah BMW’nin açık camından kolunu sokarak inmiş el frenini çekti. Kazma kürek ne varsa orada bırakıp, apar topar arabaya doluştuk.

Tuhaf ve Korku Verici Olaylar Birbirini İzlemeye Başladı

Yolda, sessizliği bozan tek şey arabanın çalmaya devam eden alarmıydı. Ve arabada bir tuhaflık olduğu çok rahat anlaşılıyordu. Durduk yerde birden gaz veriyor, frene basıldığında ya aniden duruyor ya da hiç durmuyordu. Çiftliğe yaklaşık 500 metre kala zifiri karanlık çakıl—toprak yolun ortasında motor durdu. Motor durdu ama alarm ve korna çalmaya, kafamızı sikmeye devam ediyordu. Şaşkınlıkla ne olduğunu anlamaya çalışıyorduk. Ve kimsenin dışarı çıkmaya götü yemiyordu. Kimin yer ki gecenin 02:30’unda zifiri karanlık, Allah’ın unuttuğu bir yerde kalakalmıştık. Amcam daha fazla dayanamayıp arabadan indi, kaputu açıp  akünün kutbunu çekti. 



Alarm susmuştu ama farlar da gitmişti. Hamdi abi, babam ve amcam motora bakarken biz Tayfun abiyle arabanın bagajının arkasında fenerlerle etrafa bakıyorduk. Tek duyabildiğimiz; belli belirsiz birkaç köpek havlaması ve kurt ulumasıydı. Tayfun abiyle bir yandan etrafa bakıp, bir yandan da babamları dinleyerek kurt seslerini duymamaya çalışıyorduk. "Hamdi ne oldu lan bu arabaya?” “Valla ne bileyim Hüseyin abi ama hemen sorunu halledip gitmezsek sonumuz hiç iyi olmayacak bea.” “Hamdi haklı bir an önce siktirip gidelim burdan” konuşmalarıyla bilinçaltımdaki korkuyu bastırmaya çalışırken, Tayfun abinin sabit bir yere bakakaldığını ve bacaklarının titremeye başladığını gördüm. 

Yaşanmış Korku ve Cin Hikayeleri - Adeta nutku tutulmuş, ne konuşabiliyor ne de hareket edebiliyordu. Baktığı yere bakmayı hem merak çok istiyor hem de cesaret edemiyordum. Sağa döndürerek Tayfun abiye baktığım kafamı, ağır bir şekilde önüme doğru çevirmeye başladım. Boynumun dönmesinden kaynaklanan, omurilik soğanımın çıkardığı sesi duya duya, her salise korkumun katsayısı arta arta dönüyordum o tarafa doğru. Belki de delirmeme neden olan şeyi görecektim ama buna mecburdum. Kafamı hizaya getirip, uykusuzluktan adeta örümcek ağı bağlamış göz kapaklarımı ağır ağır açtım. Karşımda gördüğüm şey, aslında bütün ailenin gördüğü, ama benim ruhumun kaldıramayacağı kadar ağır gerçekleri önüme seren bir varlıktı.

Evet, o bahsedilen beyaz gömlekli adamı görüyordum. Vücudum kilitlenmiş, dilim geriye çekilmiş ve korkudan buz kesilmiş bir beden ile zaten gördüklerim yetmezmiş gibi her yönden beynimin içinde yankılanan bir ses duydum "Bilardo oyununu beğendin mi?” Son duyduğum bu sesten sonra, gözlerimi evde, ikinci salonda açtım. Amcam, babam, kuzenim, Hamdi abi, Tayfun abi… herkes burdaydı. Kafamı biraz kaldırdığımda başucumda Kuran okuyan büyükbabamı gördüm. “Ne oldu bana” deyip, doğrulmaya çalışırken elleriyle göğsümden bastırıp kalkmamı engellediler. 

Bana Musallat Oldular

Büyükbabam okumayı bıraktığında doğrulup, 35 yıllık, gıcırdayan koltukta oturur vaziyete geçtim. O gün bana hiçbir şey anlatmadılar ama sonradan öğrendiğime göre; arabanın arkasında nöbet tutarken bağıra bağıra Arapça bir şeyler söylemişim. Arkasından birdenbire düşmüşüm. Uykumda da Arapça kelimeler söyleyip sanki biriyle kavga ediyormuşçasına konuştuğumu görmüşler. İşin tuhaf yanı, hiçbir zaman Arapça öğrenmedim. Büyükbabamın Kuranı Kerim’i kapatmasıyla pof diye çıkan sesle, 20 senedir kapısından dahi girilmemiş çiftlik evinin bulunduğumuz salonunda, sarı taşlardan yapılmış şöminenin üzerinde, çıkıntıya dayalı bir şekilde duran Hz. Ali'nin resminin yere düştüğündeki çıkardığı ses birbirine karışmıştı. 



Bir anda ani bir refleksle herkes gözünü yere düşen resme çevirdi. Artık bir tek ben değil, yaşadıklarımı görmüş olduklarından herkesin korkmaya başladığını hissedebiliyordum. Herkesin üzerinde ölüm sessizliği vardı. Büyükbabam kapadığına pişman olduğu kalın, işlemeli Kuranı Kerim'in kapağını tekrar açıp, kaldığı yerden okumaya devam etti. Bir zararı dokunmadı bize o gece ama hayatımda büyük bir iz kalacaktı. Ertesi gün olduğunda artık kimsenin orada kalmaması gerektiği açıkça anlaşılmıştı. Babamla ben Bursa’ya, amcamlar babaanneme, büyükbabamlar da bir haftalığına öbür evlerine gitmek üzere hazırlık yapmaktaydık hep beraber.

Bir hafta sonra büyükbabamlar çiftliğe döndüğünde ne oldu biliyor musunuz? Bizi orada istemediklerini anladım. Günde 30 kilo süt veren rekortmen ineğimiz, günde 3 kilo süt vermeye başladı. Ondan 5 gün sonra bütün ineklerimiz sırasıyla rahmetli oldu. “Çiftliğe ne oldu?” derseniz, battığımız için satıldı ve satın alan adamın bu başlığı okumasını istemiyorum. Gelgelelim bana ve beyaz gömlekli adama… Hala kurtulamadım bu şeyden. Ara ara tuvalette aynadan görüp, ürküyorum. Benimle beraber geldi. Sürülerce hocaya, psikologa gittim ama hiçbiri sorunumu çözemedi. Hocalar muska, psikologlar uyuşturucu kıvamında ilaçlar verdiler. İlaçı kullandığım günlerde bile gördüğümden onu artık ilacı kullanmıyorum…

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Advertisement
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yaşanmış Korku Hikayeleri

İncir Ağacının Altında Uyandım

Yaşanmış Korku Hikayeleri – Cin, peri vb. konulara olan merakından dolayı bu konularda çokça araştırma yapan bir gencin yaşadığı korkutucu olaylar.

Published

on

By

Yaşanmış Korku Hikayeleri İncir Ağacı Cinler

Yaşanmış Korku Hikayeleri - Cin, peri vb. konulara olan merakından dolayı bu konularda çokça araştırma yapan bir gencin yaşadığı korkutucu olaylar.



Bundan dört yıl önce cinler ve periler gibi konularla çok haşır neşirdim. Sürekli bu konuları araştırır, konuşmaya çalışırdım. Hal böyle olunca aslında gelecekte olacakları tahmin etmek çokta zor değildi. İlk başlarda odamdayken Arapça’ya benzer bazı konuşma ve sesler duymaya başladım. Korkuyordum ama yine de bu konularda araştırmaya, okumaya devam ediyordum. Daha sonraları ise geceleri uyanmaya başlamıştım. Adeta binbir farklı ses duyuyordum gaipten gelen. Bununla beraber bir süre sonra bütün bu olanlara alışmış, zamanla korkmamayı öğrenmiştim. Dost olmuştum yani veya ben öyle sanıyordum. 

Günlerden birinde sabah yataktan kalktığımda her yerimde morluklar vardı. Zaman geçtikçe gitgide artıyordu vücudumdaki yaralar. Bir süre bu konularda konuşmayı ve araştırmayı kesmiştim. Bittiğini sanıyordum ama çok iyi hatırlıyorum Mart ayının 12'sinde daha değişik bazı olaylar yaşamaya başlamıştım. Beni korkutmaya geliyorlardı. Anlıyordum onları. Dediklerini yapmam için geliyorlardı ve ben sonuna kadar direniyordum.

Geçen seneye kadar aynı gün akşam ezanından sonra kötüleşmeye başlamıştım. Sanki beni ele geçiriyorlardı. Duş almak için banyoya girmiştim. Orada kendimden üç tane gördüm! Biri bana dokundu ve göğsümde bir santime yakın bir yara belirdi. O günden sonra korkudan yaklaşık iki ay duş almamıştım. Kimseyle konuşmuyor ve sürekli korkuyordum. Hatta duşa girme korkusu o raddeye gelmişti ki bir keresinde ancak babamla kavga ettikten sonra babam beni zorla duşa sokmuştu. 

Uzun zaman alsa da bir şekilde bu korkuyu atlattım ama son yaşadığım olayın yanında bu bir hiçti. Yine bir 12 Mart günü işe giderken bilincimi kaybetmiştim. Akşam ezanında bir incir ağacının altında uyandım ve nefes alamıyordum. Kriz geçiriyordum; astım krizi... İlk bulduğum taksiye işaret etmiştim. Bayılmışım. Uyandığımda hastanedeydim ve her tarafım yara bere içindeydi. Yakınlar vardı. Bir şekilde atlattım ama en büyük hatam onları araştırmaktı. Bilincimi kaybetmiş ve insanlara saldırıyormuşum. Sonuç olarak diyeceğim şu ki dostlarım; bu konuları araştırmayın, içlerine hele sakın girmeyin!!!

DAHA FAZLA: Yaşanmış Korku Hikayeleri

Continue Reading

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Öğrenci Evindeki Aşık Cin

Yaşanmış Korku Hikayeleri – Öğrenci evinde kalan iki arkadaşın başından geçen, korku dolu bir cin hikayesi.

Published

on

By

yaşanmış korku hikayeleri - öğrenci evindeki aşık cin

Yaşanmış Korku Hikayeleri - Öğrenci evinde kalan iki arkadaşın başından geçen, korku dolu bir cin hikayesi.



Üniversiteye yeni başlamıştım. Öğrenci yurdunda kalmak yerine bir arkadaşımla eve çıktmıştık. Her şey çok güzeldi. Derslerimize çalışır, yemek yapar, yerken de dizi izlerdik. 2015’in yılbaşı akşamıydı. 2016'ya girecektik. Evde üç kedi besliyorduk biz. Hava soğuk tabii, sadece salonu ısıtıyor elektrikli ısıtıcı. Kediler ve biz salondayız her zamanki gibi. Dizi izliyoruz. Bir süre sonra fark ettiğimde kediler odada görünmez bir şeyi takip ediyorlardı. Hem de üçü birden. Minik bir kör sinek uçuyor sandık ama çok uzaktan da takip ediyorlardı ve baktıkları yere yakından da baktık. 

Ben hemen birkaç dua okudum. Dizi izlerken ışıkları söndürürdük. Malum öğrenci evi ama ışıkları açık bıraktık o olaydan sonra. Kedilerimiz bir ara görünmez şeyi takip etmeyi bıraktılar ama ara ara yine yapıyorlardı. O odada uyuyamayacağımı söyledim arkadaşıma. Yatak odasına gittik biz de elektrikli sobayı taşıyarak. Kış olduğu için tek odayı ısıttığımızdan aynı yatakta yatıyoruz… Yatak odasında da sobayı açık bırakıp birbirimize sokulup yattık. Salonda olmadığım için rahattım ve salondan korkuyordum artık. Daha fazla dua okumam gerekiyordu. Ayetel Kürsi okuyup uyuduğumuzu hatırlıyorum.

O gece yatakta dönerken kendi kendime uyanıp başımı kaldırdım ve yatağın karşısındaki şifonyer aynasında sanki ben hareket ettiğim için üzerimizden kolunu kaldıran karanlık, çürük bir el gördüm. Oda zaten loş… Arkadaşımın kolu olamayacak kadar ters yöndeydi ve ben bunu görür görmez bedenim baştan aşağı ürperdi. Hemen arkadaşımı uyandırdım ve anlattım. Bana uyku sersemi şekilde "Öyle yapar o; bana sarılmayı seviyor." dedi. Sonra da uyumaya devam etti. Ama ben dua okumaktan uzun süre uyuyamadım.  Aklım çıkacak kadar çok korkuyordum. Gördüğüm şey ve arkadaşımın söylediği aklımdan çıkmıyordu. Sonra farkında olmadan dalmışım.

Ertesi gün arkadaşıma önceki geceyi anlattım "Böyle böyle dedin…” diye. O da oturup konuyu ciddi ciddi açtı. Söylediğine göre ona aşık olan bir cin varmış ve çok kıskanmış. Beni bile ondan kıskanıyormuş. Bu olayın ardından kendimizi korumak için yastıklarımızın içine cin yakma duaları yazan kağıtlar katlayıp koymaya karar verdik. Cin yakma duasına güveniyordum ve gerçekten güvenimi yıkmadı. Bu dualardan sonra bir daha böyle bir şey yaşamadık. Arkadaşım da rahatladığını söyledi. Kedilerimiz de artık salonda görünmeyen şeyi takip etmeyi bıraktılar. 

DAHA FAZLA: Yaşanmış Korku Hikayeleri

Continue Reading

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Bir Geceyarısı Mezarlıkta

Yaşanmış Korku Hikayeleri – Bir grup gencin, köy düğünü dönüşünde mezarlık kenarında başlarından geçen ve gerçekten kötü sonuçları olan korkunç bir olay.

Published

on

By

Yaşanmış Korku Hikayeleri - Bir Geceyarısı Mezarlıkta

Yaşanmış Korku Hikayeleri - Bir grup gencin, köy düğünü dönüşünde mezarlık kenarında başlarından geçen ve gerçekten kötü sonuçları olan korkunç bir olay.



Sene; yanlış hatırlamıyorsam eğer 2011. Ben, iki arkadaşım ve şehir dışından gelen arkadaşımın kuzeni olmak üzere dört kişiydik. Köyde bir düğüne katılmıştık beraberce. Eğlenirken saat 11 filan olmuştu. “Kalkalım artık” dedik. Sonra yine beraberce eve doğru yürümeye başladık. Yolumuz uzun olduğu için bir noktada, yol kenarındaki bir mezarlığın karşısında biraz dinlenmeye karar verdik. Bahsettigim arkadaşın kuzeni, mezarlıktaki şehit mezarına bakarak bir takım uygunsuz laflar etti. Biz tabi “Misafirdir” diyerek ses etmedik ama çocuk da boyuna konuşuyordu. İyice ipin ucunu kaçırmıştı. Biz yine gider ayak bir tatsızlık çıkmasın diye ses etmedik yine.

Neyse… Bir süre sonra; tam yola koyulacakken bu sözünü ettiğim eleman, mezarlıkta bir şey gördüğünü iddia etti. Biz önemsemedik ilk başta; dalga geçiyor diye. Sonra dönüp, elemanın dediği tarafa bakınca; oradaki bir ağacın arkasında, köpek şeklinde; siluet yahut gölge gibi bir şeyin gözlerini dikmiş, bize bakmakta olduğunu gördük. Şekil hareketsizdi. “Köpektir” deyip, fazla üzerinde durmadık ama daha sonra; yürümeye başlayınca içimize bir korku düşünce hızlandık. 

Biz daha ne olduğunu anlamadan, bahsettigim çocuk, bir anda geriye doğru sürüklenmeye başladı. Biz tabi kalakaldık! Görünürde arkasında onu çeken hiçbir şey yoktu ama çok hızlı bir şekilde geriye doğru sürüklenmeye başlamıştı. Biz üç arkadaş onu durdurmak için hamle yaptık ama başaramadık. Bir süre sonra aynı başladığı gibi aniden ve kendi kendine durdu… Üstü başı sürtünme yaralarından kaynaklanan kan içindeydi. Dili tutulmuştu. 

Bizim de üstümüz başımız toz olmuştu ve yer yer derimiz sıyrılmıştı. Hemen ambulans çağırdık. Elemanı götürdüler. Aradan bir ay kadar geçtikten sonra duyduğuma göre; akıl hastanesine kapatılmıştı. Sonrasında ise diğer hastalara zarar verdigi gerekçesiyle başka bir şehirde hücreye kapatılmıştı. Bir yıl sonunda normal hastaneye alınmış ama bir gece yatağında ölü bulunmuştu.

DAHA FAZLA: Yaşanmış Korku Hikayeleri

Continue Reading

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Hopkinsville Cinleri Olayı

1955 yılında Kentucky’de yaşanan ve “Hopkinsville Cinler Olayı” adıyla anılan hadise günümüzde hala esrarını korumaya devam ediyor.

Published

on

By

Hopkinsville Cinleri Olayı Yaşanmış Korku Hikayeleri

1955 yılında Kentucky’de yaşanan ve "Hopkinsville Cinler Olayı" adıyla anılan hadise günümüzde hala esrarını korumaya devam ediyor.



Yaşanmış Korku Hikayeleri - 1955 yılında Kentucky’de yaşanan olayı günümüzde hala esrarını korumaya devam ediyor. Olayla ilgili hiçbir kanıtın bulunmaması ancak olayın pek çok görgü tanığı olması Kelly Hopkinsville olayı hakkında esrarengizlikleri ortaya koymaya yetiyor.

Ormandan Gelen Tuhaf Yaratıklar

Billy Ray Taylor arkadaşları olan Sutton ailesini ziyaret için Kentucky’e gelmişti. Akşam üzeri hava henüz kararmamışken Taylor biraz yürüyüş yapmak için bahçede dolanmaya başladı. Bahçe oldukça büyük bir bahçeydi ve bahçenin dışarısı tamamen ormanlık bir alandı. Bahçenin içinde ağır adımlarla ilerlerken 500 metre ileride bulunan ağaçların arasında garip, parlak bir yaratık gördü. Taylor büyük bir panikle eve doğru koştu ve içeri girdi. Gördükleri karşısında dehşete düşmüştü ve bunları Sutton ailesine anlatmaya başladı. Elbette kimse bu olanlara inanmadı. Ancak bu sırada dışarıda köpeğin yüksek sesle ulumaya başladığını duydular. Bunun üzerine silahlarını kuşanıp tekrar dışarı çıktılar.

Ağaçların arasından ellerini teslim olmuş gibi havaya kaldırmış vaziyette üzerlerine doğru gelen bu yaratığı görünce ateş ettiler. Aralarında 5 metre kalaya kadar beklemişlerdi. Ateş ettikleri yaratık geriye doğru bir takla atarak ormanın derinliklerinde kayboldu. Sutton ve Taylor yaratığı 1 metre boylarında büyük kafalı, sivri kulaklı, elleri pençeli üzeri tamamen metalik gri olan ve parlayan bir yaratık olarak tarif ettiler.

Daha sonra ateş ettikleri yaratığın ölüp ölmediğini kontrol etmek için tekrar dışarı çıktılar. Kapıdan çıkarken Sutton kafasının üzerinde bir ağırlık hissetti. Kafasını kaldırdığında birinin ona dokunduğunu anladı. Karısı Sutton’ın kolundan tutarak onu içeri çekti. Evin tamamen bu yaratıklar tarafında kuşatıldığı anlaşılmıştı. Bu yaratıklarla iki saat boyunca silahlı bir çatışma yaşadılar.

Geldikleri Gibi Bir Anda Ortadan Kayboldular



Yaşanmış Korku Hikayeleri - Ortalık biraz sakinleşince hemen arabalarına atlayıp polis karakoluna gittiler. Eve geri döndüklerinde ortalık adeta hiçbir şey olmamışçasına sessizdi. Yaratıklarla ilgili tek kanıt; evin köşesinde vurdukları yaratıktan geriye kalan belli belirsiz bir izdi. Bu ize belli bir açıdan bakılınca parlıyordu. Kelly Hopkinsville olayı tarihte bu isimle anılmaya başladı. Bu olay sırasında ortaya çıkan yaratıklara da "Hopkinsville Cinleri" denildi. Olayla ilgili olarak çok fazla kanıt bulunamadı.

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Continue Reading

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Halen Canlı iken Gömülen İnsanların Korkunç Hikayeleri

Daha ölmeden canlı canlı mezara gömülen talihsiz insanların insanın nefesini daraltan korkunç hikayeleri.

Published

on

By

Canlı Gömülenlerin Korkunç Hikayeleri

Daha ölmeden canlı canlı mezara gömülen talihsiz insanların insanın nefesini daraltan korkunç hikayeleri.



Rosangela Almeida dos Santos'un Hikayesi

Brezilya’da duyanların inanmakta güçlük çektiği bir olay yaşandı. Öldü sanılarak gömülen kadın, iddialara göre 11 gün boyunca tabutundan çıkmak için uğraştı. Kadının çığlıklarını duyarak gelen çevre sakinleri 37 yaşındaki kadının tabuttan çıkmayı başaramayan cansız bedeniyle karşılaştı.

Akıllara durgunluk veren olay Brezilya’nın Riachao das Neves şehrinde yaşandı. Kaldırıldığı hastanede septik şok geçirerek öldüğü açıklanan 37 yaşındaki Rosangela Almeida dos Santos, ertesi gün Senhora Santana mezarlığına gömüldü.

Ancak iddialara göre, Santos’un gömülmesinden günler sonra sonra çevre sakinleri mezarlıktan sesler geldiğini fark etti. Kadının gömüldüğü taş mezara gelen vatandaşlar, tabutu kırdıklarında ise büyük bir şok yaşadı. Öldü sanılan kadının kafası ve ellerinde yeni oluştuğu görülen yaralar vardı. Bazı vatandaşların kadının el ve ayaklarına dokunarak “vücudu hala sıcak” dediği görüntüler de Brezilya televizyonlarında yayınlandı.

Octavia Smith Hatcher'ın Hikayesi

1800’lerin sonlarına gelinmişken, ABD'nin Kentucky eyaleti korkunç bir salgınla çalkalanıyordu. Bu salgının neden olduğu en trajik vaka ise Octavia Smith Hatcher adlı bir kadındı. Henüz bebek olan oğlunu salgın sonrası kaybeden Hatcher, depresyona girip yataklara düşer. Zamanla iyice hastalandı ve sonunda komaya girdi. Birkaç ay sonrasında da hala yatağındayken öldüğü ilan edildi. Ardından da hemen gömüldü.



Cenazeden bir hafta sonra, kasabadaki çoğu insan Octavia’nınki ile aynı belirtileri gösteren bir hastalığa yakalanıp komaya girdi. Ancak bu hastalığa yakalananlar bir süre sonra komadan çıkmayı başarıyorlardı. Durum böyle olunca Octavia’nın kocası, karısının da hala yaşarken gömüldüğünden, aslında bir süre sonra uyanacağından korkmaya başlamıştı.

Hemen mezarlığa gidip, eşinin mezarını açtıran adam, bu korkusunun gerçek olduğunu anladı. Tabutun iç kısmında tırnak izleri vardı. Octavia’nın tırnaklarında da kan izleri... Yüzü ise dehşete düşmüş bir ifadeyle bakmaktaydı. Bu üzücü olayın ardından Octavia tekrar gömüldü ve eşi tarafından adına bir anıt dikildi. Bu anıt günümüzde halen ayaktadır.

Afrika’ya ait bir sinek türünün neden olduğu uyku hastalığının tüm bu olaylara sebep olduğu düşünülüyor.

Mina El Houari'nin Hikayesi

2014 Mayıs’ında, 25 yaşındaki Fransız bir kadın olan Mina El Hourai, Fas’ta yaşayan biriyle internet üzerinden aylarca konuştuktan sonra ilk buluşmasına hazırlanmaktadır. Uçaktan indikten sonra Fas’taki oteline gelen ve giriş yapan kadın, otelden hiçbir zaman çıkış yapmaz.



Birlikte güzel bir akşam geçiren ikilinin gecesi, Mina’nın birdenbire yere yığılıp kalmasıyla sonlanır. Bunun üzerine adam, polise veya ambulansa haber vermek yerine kadının öldüğünü varsayıp bahçesine gömmeye karar verir.

Ancak Mina aslında ölmemiştir. Diyabet olan ve o an diyabetik komaya giren kadın, sevgilisi tarafından ölü sanılmıştır. Birkaç günün ardından Mina’nın ailesi kayıp ilanı verir ve Fas’a giderek kızlarını bulmaya çalışır.

Polisler adamı sonunda yakalar ve evini araştırırlar. Toprak lekeli elbiselerini ve mezarı kazmak için kullandığı kazmayı bulurlar, sonrasında da korkunç manzarayla karşılaşırlar. Adam aslında Mina’yı öldürmüştür, suçunu itiraf eder ve kasten adam öldürmekten yargılanır.

Lawrence Cawthorn'un Hikayesi

Londralı bir kasap olan Lawrence Cawthorn, 1661 yılında ciddi bir hastalığa yakalanır. Lawrence’ın varisi, adamın hemen ölmesini istiyordur; böylece mirasa konabilecektir. Herhangi bir doktor onayı olmadan Lawrence ölü olarak ilan edilir ve yakınlardaki bir mezarlığa gömülür.

Defin işleminin hemen ardından, cenazedekiler tabutun içinden gelen çığlıklar duymaya başlarlar. Hızla tabutu tekrar çıkartırlar ancak geç kalmışlardır. Lawrence Cawthorn'un gözleri neredeyse yerinden fırlamış, kaçabilmek için tabuta vurmaktan kafası kanlar içinde kalmıştır.



Mrs. Boger'ın Hikayesi

Charles Boger ve eşi, Pennysylvania’daki çiftliklerinde sıradan günler geçirirlerken, 1893 Temmuz’unda Bayan Boger bilinmeyen nedenlerden aniden ölür. Doktorlar ölümünü doğrular ve ardından kadın gömülür. Bir süre sonra Charles Boger'ın arkadaşlarından biri Charles’a gider ve karısının yıllar önce histeri krizleri yaşadığını söyleyerek aslında ölmemiş olabileceğini söyler.

Karısının canlı canlı gömülmüş olması fikri Charles’ın kafasına girer ve onu da histerik yapar. Charles, arkadaşlarıyla bir araya gelir ve mezarı kazar. Bulduğu şey şok edicidir, eşinin vücudu tabutun içinde ters yatmaktadır. Tabutundaki cam parçası kırılmış ve vücudunun her tarafına saplanmıştır. Her yeri kan içindedir, çizik doludur. Parmaklarının hiçbiri yerinde değildir. Bu korkunç keşfinin ardından Charles Boger’ın akıbetini ise kimse bilmemektedir.

Angelo Hays'in Hikayesi

Canlı canlı gömülenler arasında şanslı olanlar da var. Bunlardan biri de Angelo Hays adlı, 19 yaşındaki genç bir erkek. Fransa‘da yaşayan Angelo, 1937’de motosikletiyle kasabada dolanırken kaza yapar ve kafasını tuğla duvara vurur. Doktorlar hiçbir şüpheleri olmaksızın Angelo’nun öldüğünü onaylar. Kazadan 3 gün sonra Angelo defnedilir.



Sigorta şirketi, Angelo’nun babasının daha yeni sağlık sigortası yaptırdığını fark eder ve para almak için ölüm yalanı attıklarından şüphelenir. Olayı araştırması için bir araştırmacı görevlendirirler.

Araştırmacı, defnedilmesinin üzerinden henüz 2 gün geçmişken Angelo’nun mezarını tekrar çıkarttırır ve şok edici gerçekle karşılaşır; Angelo hala hayattadır. Ölümü net olarak tasdik etmek için orada bulunan bir doktor, bedenin hala sıcak olduğunu ve kalbin de attığını fark eder. Hemen hastaneye götürülen Angelo kurtarılır. Anlaşılan başındaki ciddi yaralanma yüzünden bilincini kaybetmiştir.

Bu olaydan sonra Angelo, tabutlara diri diri gömülenlerin uyandıklarında kurtulabilmesi için kullanabilecekleri ziller ekler. Bu yeni buluşuyla da tüm Fransa’yı turlar ve ünlü bir sima haline gelir.

Mr. Cornish'in Hikayesi

İngiltere’nin Bath bölgesinde belediye başkanı olan Mr. Cornish, 80 yaşında yüksek ateş nedeniyle hayatını kaybeder. Ölümünün hemen ardından gömülür. Mezarcı, gömme işlemini tamamlamak üzereyken oradan geçen insanlar tarafından içecek ikram edilmesi üzerine mola verir ve küçük bir sohbete dalar. Sohbet sırasında Bay Cornish’in yarı gömülü haldeki mezarından sesler gelmeye başlar. Sesi duyanlar hemen yardıma koşar ve oksijeni bitmeden önce adamı kurtarmaya çalışırlar.



Fakat ne yazık ki çok geç kalmışlardır; Bay Cornish mezarında dizleri ve dirsekleri kanamış halde, boğularak ölmüştür bile. Bu durumdan oldukça etkilenen Cornish’in kız kardeşi yakınlarına, aynı kaderi yaşamamak için gömülmeden önce kafasının kesilmesi isteğini iletir.

Uttar Pradesh Olayı

2014’ün Ağustos ayında, Hindistan’da yaşayan 6 yaşındaki küçük bir kız da diri diri gömülmüştür. Kızın amcasına göre kızın evine yakın bir yerlerde yaşayan evli bir çift, küçük kızın yanına yaklaşarak annelerinin yakındaki bir lunaparkta olduğunu söyleyerek kızı tarlaların ortasına götürerek boğmuş ve sonrasında da gömmüştür.

Şans da o ki, bölgede bulunan köylüler çiftin kızla beraber tarlaya girdiğini görmüş ve sonrasında yanlarında çocuk olmadan ayrıldıklarında şüphelenerek kızı aramaya çıkmışlardır. Kazılan mezarı bulan ve hemen kızı çıkaran köylüler, kızın bilincini kaybettiğini ve nefes almadığını fark ederler. Hemen hastaneye ulaşırlar, kız kurtarılır ve sonrasında da kendini kaçıranları tespit eder. Canlı canlı gömüldüğünüyse hatırlamaz.

35 Yaşındaki Rus Bir Adamın Hikayesi

Tarihteki diri diri gömülme vakalarından belki de en ilginci, gönüllü olarak ve isteyerek gömülen 35 yaşındaki Rus bir adama aittir. 2011 yılında, diri diri gömüldükten sonra kurtulmayı denemeye karar veren adamın sonu, trajik bir ölüm olur.



Nedendir bilinmez ancak adam 24 saat toprak altında kalırsa hayatı boyunca çok şanslı biri olacağını düşünür. Bir arkadaşının yardımıyla şehrin dışında bir mezar kazar. Tabutun içerisine hava akışını sağlayacak minik borular, bir şişe su ve cep telefonu da koyar.

Tabuta girdikten sonra arkadaşı tabutu gömer ve mezarlıktan ayrılır. Adam, arkadaşını yalnızca bir kere arar ve iyi olduğunu söyler. Arkadaşı ertesi gün mezarlığa gelip tabutu çıkarır, ancak bir terslik vardır: Adam ölmüştür. Anlaşılan gece yağan yağmur nedeniyle hava boruları kapanmıştır ve adam boğularak ölmüştür.

Sipho William Mdletshe

1993 yılında, 24 yaşındaki bir Güney Afrikalı olan Sipho William Mdletshe ve nişanlısı araba kazası geçirirler. Nişanlısı kurtulurken, ağır şekilde yaralanan Sipho, öldüğü düşünülerek morga kaldırılır ve metal bir kutu içerisinde defin işlemine kadar bekletilir fakat aslında ölmemiştir, yalnızca bilincini kaybetmiştir.

İki gün iki gece boyunca kutuda kalan ve sonunda uyanan adam, bir sürelik şaşkınlığın ardından yardım çığlıkları atmaya başlar. Morgda görevli kişiler çığlıklarını duyar ve adamı çıkarırlar. İyileşme sürecini de atlatan Sipho, eve döndüğünde zombi olduğu gerekçesiyle sevgilisinin çığlıkları ve bağırışları arasında korkudan evi terk eder.

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Continue Reading

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Emily Rose – Şeytan Çarpması Filmine İlham Veren Yaşanmış Korku Hikayesi

2005 yapımı bir film olan ve Türkçeye Şeytan Çarpması ismiyle çevrilmiş bulunan Emily Rose filminde anlatılan korkunç olaylar tamamen kurgudan ibaret değildi. Anneliese Michel adlı bir Alman kızın gerçek hikayesine dayanıyordu…

Published

on

By

Emily Rose Şeytan Çarpması filmi - Yaşanmış Korku Hikayeleri - Şeytan Çıkarma

2005 yapımı bir film olan ve Türkçeye Şeytan Çarpması ismiyle çevrilmiş bulunan Emily Rose filminde anlatılan korkunç olaylar tamamen kurgudan ibaret değildi. Anneliese Michel adlı bir Alman kızın gerçek hikayesine dayanıyordu...



Anneliese Michel, 1960’lı yıllarda Almanya'nın Bavyera eyaletinde koyu bir Katolik olarak büyütüldü. Anneliese on altı yaşındayken bir gün okulda ansızın bayıldı. Sonrasında ise kendinden geçmiş bir şekilde yürümeye başladı. Anneliese, daha sonra; olayı hiç hatırlamadığını söylemesine rağmen arkadaşları ve ailesi, onun trans benzeri bir durumda olduğunu ifade ettiler. Bir yıl sonra, Anneliese Michel benzer bir olay daha yaşadı. Tekrar transa girdi ve transın ortasında uyandı. Vücudunda kontrolsüz bir şekilde kasılmalar yaşadı ve altını ıslattı.

Anneliese Michel bu olaydan sonra bir nöroloğa göründü. Kendisine görsel ve işitsel halüsinasyonlara neden olan bir hastalık tanısı koyuldu: Temporal Lob Epilepsisi. Anneliese Michel, teşhisten sonra rahatsızlığı için ilaç almaya başladı ve 1973’te Würzburg Üniversitesi’ne gitmeye başladı. Kendisine verilen ilaçlar ona yardım edemedi ve yıllar ilerledikçe durumu bozulmaya başladı. Anneliese hala ilaçlarını alıyor olmasına rağmen bir iblis tarafından ele geçirildiğine ve ilaç dışında bir çözüm bulması gerektiğine inanmaya başladı.

Gittiği her yerde Şeytan'ın yüzünü görmeye başladı ve kulaklarına fısıldayan şeytanları duyduğunu söyledi. Şeytanların kendisine “lanetlenmiş” olduğunu ve dua ederken “cehennemde çüreyeceğini” söylediğini duydu. Bu nedenle Şeytan'ın kendisine sahip olmak istediğine karar verdi.
Anneliese Michel şeytani deneyimlerinden duyduğu rahatsızlıktan kurtulmak için yerel rahipler ile görüştü. Fakat onunla görüşen din adamları, tıbbi yardım alması gerektiğini söyledi. Ayrıca Kilise'nin onayı olmadan kendisine yardım edemeyeceklerini belirttiler.

Bu olaydan sonra, Anneliese’in sanrıları aşırı bir hal aldı. Kendi kıyafetlerini parçalamaya başladı, yerlerde sürünerek evin içerisinde dolaştı. Bulduğu böcekleri yiyordu ve işediği yerleri yalıyordu. Ayrıca bahçede bulduğu ölü bir kuşun kafasını kopartarak yemişti. Sonunda, Anneliese’in annesi bunun bir Şeytan Musallatı olduğuna inanan bir rahip buldu, Ernst Alt. Rahip Alt, Şeytan Çıkarma için gerekli izinleri aldı ve bunun tamamen gizli tutulmasını istedi.

Gelecek on ay boyunca, Rahip Alt ve yardımcısı Rentz, genç kadına dört saat kadar süren toplamda 67 adet Şeytan Çıkarma ayini yaptı. Bu ayinler sırasında Anneliese’in beş kötü ruh tarafından ele geçirildiğine inandıklarını açıkladılar: Lucifer, Cain, Judas Iscariot, Adolf Hitler ve Nero. Tanıklara göre Anneliese Michel’ın vücudunda bulunan beş kötü ruh da odadakiler ile iletişime geçti.

On ay süren Şeytan Çıkarma ayinleri genç kız için oldukça ağırdı. Genç kıza sürekli dua etmesi için zorla diz çöktürüyorlardı ve bunun sonucunda Anneliese Michel’ın diz kapakları kırıldı. Ayinler sırasında genç kız sürekli kiliseden nefret ettiğini ve diğer insanlar gibi olmak istediğini söylüyordu.

Anneliese Michel’ın Ölümü

Şeytan Çıkarma ayinleri sırasında genç kız bir odaya kapatılmıştı ve dışarı çıkması yasaklanmıştı. Sürekli yatağa bağlı olarak tutuluyordu. Git gide kötüleşen Anneliese Michel bir süre sonra çektiği ıstıraptan dolayı yemeyi ve içmeyi kesti. Sonunda 1 Temmuz 1976 yılında yetersiz beslenme ve dehidrasyondan hayatını kaybetti.



Ölümünden sonra Anneliese’in hikayesi, Almanya’da ulusal bir sansasyon haline geldi ve Şeytan Çıkarma'yı yapan iki rahip ihmallerinden dolayı cinayetten suçlandı. Rahipler ihmal sonucu ölüme sebebiyet vermekten suçlu bulundu ve 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Genç kızın ailesi ise bir ceza almadı.

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Continue Reading

Fantastik Canavarlar

Marmara Canavarı Efsanesi

Türkiye’de Van Gölü Canavarı, dünyada ise Lonch Ness Canavarı oldukça popüler efsanevi yaratıklar. Onlar gibi popüler olmasa da Türkiye’de Marmara – Tuzla bölgesinde anlatılagelen benzer bir canavar daha var: Marmara Canavarı…

Published

on

By

Yaşanmış Korku Hikayeleri - Marmara Canavarı Efsanesi

Türkiye'de Van Gölü Canavarı, dünyada ise Lonch Ness Canavarı oldukça popüler efsanevi yaratıklar. Onlar gibi popüler olmasa da Türkiye'de Marmara - Tuzla bölgesinde anlatılagelen benzer bir canavar daha var: Marmara Canavarı...



Yaşanmış Korku Hikayeleri - Marmara Canavarı hakkında özellikle Tuzla civarında bir çok efsane anlatılıyor. Bunlar içinde en bilineni ise 1970'li yıllarda yaşanmış olduğu iddia edilen bir olaya dair...

Rivayete göre; gecenin bir yarısı teknelerini limana bağlayan iki balıkçı, Anadol pikaplarına atlayıp evlerinin yolunu tutmuşlar. Eve dönüş güzergahları bir mezarlığın yakınlarından geçiyormuş. Arkadaşlardan arabayı sürmekte olan mezarlıktan korktuğu için bir yandan aracı sürerken bir yandan da dualar ediyormuş. Diğeri bu tür korkuları olmadığından arkadaşıyla dalga geçiyormuş.

Bu sırada şoför aniden frene asılmış. Çünkü ince bir ağaç, enlemesine yola devriliymiş. Şoför “Ben hayatta inmem” demiş. Diğeri babayiğit bir adammış “Ben tek başıma hallederim” deyip çıkmış arabadan. Gece karanlığında ince uzun ağaca bakıp: “Kavak ağacı galiba” demiş. Yaklaşıp, kaldırmak üzere ağacın gövdesine sarılıp da ağacın kabuğunun yumuşak olduğunu ve kımıl kımıl hareket ettiğini hissedince babayiğitlik filan kalmamış tabii; tabanları yağlamış.

Arkadaşını dikkatle izleyen şoför, ağacın hareketlendiğini ve yukarı doğru kalktığını görünce, karşısındakinin ağaç değil de metrelerce uzunlukta dev bir yılan olduğunu fark etmiş. Yılan, başını; oymakta olduğu mezardan çıkarınca dehşete düşen şoförün saçları o anda bembeyaz kesilmiş. Allah'tan karnını mezarda doyurduğu için canavar ne şoföre ne de arkadaşına saldırmamış. Denize doğru akıp gitmiş. İki arkadaş perişan halde köylerine dönmüşler.



Yaşanmış Korku Hikayeleri - Sonradan köyün yaşlılarından; yılanın, Marmara denizinde yaşayan ve denize yakın mezarlardaki, yeni gömülen ölüleri yiyerek yaşayan bir canavar olduğunu öğrenmişler. Anlattıklarına göre; daha önceleri yılanın çok aç kaldığında balıkçı teknelerine dahi saldırdığı olurmuş. O zamanlarda Yalova ve Kumla’da da ortaya çıkarmış. Marmara Canavarı’yla karşılaşan herkes söz birliği etmişcesine yılanın bir kavak ağacı boyu ve eninde olduğunu söylermiş. Ama yıllardır Marmara Canavarı’nı gören olmamış.

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Fantastik Canavarlar

Continue Reading

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Allahsız Osman’ın Trajikomik Yaşanmış Korku Hikayesi

Osmanlı Dönemi’nde; 1800’lü yıllarda yaşandığı rivayet edilen ve gerçekten yaşanmış bir korku hikayesi olduğu iddia edilen Allahsız Osman’ın öyküsü.

Published

on

By

Yaşanmış korku hikayeleri - Allahsız Osman

Osmanlı Dönemi'nde; 1800'lü yıllarda yaşandığı rivayet edilen ve gerçekten yaşanmış bir korku hikayesi olduğu iddia edilen Allahsız Osman'ın öyküsü.



Yaşanmış Korku Hikayeleri - İstanbul’da 1800’lü yıllar… Rivayete göre; o zamanın meşhur kabadayılarından Ustura Kemal ve arkadaşları, Karacaahmet Mezarlığı’nın karşısındaki bir evin bahçesinde çilingir sofrası kurmuşlar. İçki masası muhabbeti tüm hızıyla devam ederken söz bir şekilde mezarlık ve ölü konusuna gelmiş.

İçinde zırnık Allah korkusu ve vicdan bulunmadığını iddia ettiği için lakabı Allahsız Osman olan bir kabadayı, “Ulan ölü ne ki be?! Sen sağ olanlardan kork, ölüden kimseye zarar gelmez!” demiş. Ustura Kemal de muhabbeti koyulaştırmak için “Ulan Osman, madem ölüden korkmuyorsun, gel şunu iyiden iyiye ispatla bize” diye dalga geçmiş.

Allahsız Osman bunu nasıl yapacağını sorunca, Ustura Kemal “Aha şu karşıdaki Karacaahmet mezarlığını görüyorsun. Madem Allah’a inanmaz ve ölülerden de korkmazsın, bu geceyarısı mezarlığa girip, sana vereceğimiz kazığı mezarlık içinde bir kabrin üzerine çak. Sabah biz gidip, kazığın orada olup olmadığına bakarız. Eğer orada kazık varsa seni takdir ederiz” demiş.

Allahsız Osman aslında, gece mezarlığa girmek şöyle dursun; yanından geçerken bile korkusundan yüksek sesle türkü söyleyen bir adammış. Ama erkekliğe, yiğitliğe alenen leke süremeyeceğinden “Peki ama siz de benimle gece gelip, mezarlık çıkışında bekleyeceksiniz” demiş. Zaten bu konuşmalar akşam saatlerinde yapılıyormuş, gece yarısı kalkıp hep beraber Karacaahmet Mezarlığı’na gitmişler.



Yaşanmış Korku Hikayeleri - Osman, gece karanlığında mezarlığın büyük kapısından içeri girmiş. Herkesin Allahsız Osman olarak bildiği o cesur (!) kabadayı, mezarlığın içinde salavatlar getirerek; bir elinde kazık, bir elinde çekiç ilerlemiş. Uygun bulduğu bir kabrin başına vardığında korkusundan; alelacele kazığı yere çakmış. Çok korktuğu için de hemen oradan uzaklaşmak istemiş.

Ancak bir şey, giydiği setrenin, (o zamanlar erkeklerin giydiği uzunca eteği olan bi tür giysi) ucundan yakalamış. Kabrin başından uzaklaşmasına izin vermemiş. Allahsız Osman var gücüyle “İmdaaat! Ulan yardım edin. Ölü beni tutuyooo!” diye feryat etmiş ama kendinden epey uzakta olan arkadaşlarına sesini duyuramamış. Bağıra çağıra mezarın üzerine yığılıp, kalp krizinden oracıkta ruhunu teslim etmiş.

Uzunca bir süredir mezarlığın dışında bekleyen arkadaşları, Allahsız Osman’ın kendilerine oyun oynayıp, mezarlığın öteki kapısından çıktığını düşünüp dağılmışlar. Ertesi sabahsa Ustura Kemal ve arkadaşları kazığın çakılı olup olmadığına kontrol için Karacaahmet Mezarlığı’na gitmişler tekrar. Bakmışlar ki Allahsız Osman, kazıkla beraber setresinin ucunu toprağa çakmış durumda bir mezarın üzerinde cansız yatıyormuş.

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Continue Reading

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Hayalet Annem

Takipçilerimizden biri tarafından yaşanmış gerçek bir korku hikayesi.

Published

on

By

Yaşanmış Korku Hikayeleri - Hayalet Annem

Takipçilerimizden biri tarafından yaşanmış gerçek bir korku hikayesi.

Bu durum o çocuk aklımla bile tuhafıma gitmişti. Korkmuştum da ama sustum, kimseye bir şey söylemedim. Saat 22.00 filan olunca uyumaya gittim odama...



Yaşanmış Korku Hikayeleri - Okuldan yeni gelmiştim eve. Babam o saatlerde işte olduğu için evde değildi. Kapıyı annem açtı doğal olarak. Ona sarılıp yanaklarından öptüm ve yemeğin ne olduğunu sordum. Annem cevap vermedi bana. Ben de duymamıştır herhalde diye zorlamadım. Sonra hava kararmaya başladı. Annem ödevlerimi yapmama yardım etti. Daha sonra zil çaldı. Annem bana “Kapıya sen bak.” dedi. Ben de koşup kapıyı açtım. Babama da sarılıp öptüm. Sonra salona gittik. Annem bana “sus” işareti yaptı. Bir tuhaflık vardı. Babamın hareketlerine bakınca sanki babam annemi görmüyormuş gibiydi. Ne bir selamlaşma oldu aralarında ne de başka herhangi bir konuşma… 

Bu durum o çocuk aklımla bile tuhafıma gitmişti. Korkmuştum da ama sustum, kimseye bir şey söylemedim. Saat 22.00 filan olunca uyumaya gittim odama. Annem yatağımın başına oturmuştu. Babamın neden onu göremediğini sormam için fırsat vermeyerek masal anlatmaya başladı. Ben de daha küçük bir çocuk olduğum için dinlemeye başladım. Annemin anlattığı masalı dinlerken uyuyakalmışım.  

Sabah uyandığımda babam okul formamı getirdi odama. Annem giymemde yardımcı oldu. Daha sonra her zaman yaptığım gibi okula gittim. Yaklaşık bir hafta kadar süresince günlerim hep böyle geçti. Her gün babamın göremediği bir şekilde annem bana yardımcı oluyordu sanki. Sonra iki gün daha geçti ve işler değişmeye başladı: Annem bıçakla üstüme yürüdü: “Yanıma gelmek ister misin?” diye bağırıyordu. Bense korkup ağlamaya başladım.



O akşam babam bana annemin bir hafta önce öldüğünü söyledi. Yani gördüklerimin gerçek olamayacağını söyledi ama gerçekti. Ödevlerimi bile yaptırmıştı o ruh tarzı şey… (Bu arada annem yıllardır kanser hastasıydı zaten.) Neyse; ben gördüklerim konusunda ısrar edince babam beni bir psikologa götürdü. Psikolog, benim gibi o yaşlardaki bir çocuğun bu gördüğünü söylediği şeyleri uydurmasının imkansız olduğunu söyledi. Psikologun bu sözleri özerine gördüklerimin gerçekliği kanıtlanmış oldu. Ve o evden taşınıp bir apartmana yerleştik… Bu anlattıklarım yüzde yüz gerçek. Bizzat yaşadım bütün bunları.  

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Continue Reading

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Yatağın Ucunda Beliren Siyah Varlık

Gerçekten yaşanmış bir korku hikayesi. Cin çarpması yüzünden yüz felci geçiren bir gencin başından geçenler.

Published

on

By

Yaşanmış Korku Hikayeleri - Cin Çarpması

Gerçekten yaşanmış bir korku hikayesi. Cin çarpması yüzünden yüz felci geçiren bir gencin başından geçenler.



Yatağın Ucundaki Siyah Varlık

Yaşanmış Korku Hikayeleri - Başımdan geçen garip ama gerçek olan bir olayı sizinle paylaşmak istiyorum. Henüz çocuktum. 12 yaşındaydım. Ablamla aynı odayı paylaşıyorduk. Odamız oldukça genişti ve yataklarımız karşı karıyaydı. Odamızın pencereleri de oldukça büyüktü. Bir gece uyurken, bir elin beni dürtüklediğini hissettim. Annem filandır zannettim. Yarı uykulu gözlerimi açınca yanımda kimseyi göremedim.

Gözlerim pencereye kaydı. Orada; siyah, gölge şeklinde bir şey gördüm. Uzun kulakları vardı. Ablamın yatağının ayak ucunda oturmuş, dışarıyı seyrediyor gibiydi. Ablamsa hiçbir şeyden habersiz uyumaya devam ediyordu. Korkudan ne yapacağımı bilemedim. Gözlerimi yumdum sadece ve yorganı başıma çekip, Kuran okumaya başladım. Artık o korkuyla bir ara kendimden geçip uyumuşum.

Annem Hocaya Götürelim Dedi Babam İnanmadı



Sabah olup bitenleri anneme, babama, ablama anlattım. Annem, “cin, şeytan” diye çok korktu. “Hocaya götürelim.” dedi. Ama babam, bana inanmadı ve “Dışarıdaki ağaçların gölgesi içeriye vurunca sen onları bir yaratık filan sanmışsındır.” dedi. Halbuki, boş bir bahçeye bakıyor odamız ve ağaç filan da yok.

İkinci gün; ben, annem, ablam ve kundaktaki kardeşim Ozan, bizim odada yere yatak serdik ve uyuduk. Yine bir el beni dürtükledi ve benim gözlerim, yine cama gitti. Yine aynı şeyi gördüm ki Ozan hemen ağladı ve ağlamasına annem uyanıp, gece lambasını açtı. Ama gördüğüm yaratık o esnada çoktam kaybolmuştu bile...

Zamanla bu ve benzeri durumlar giderek daha sık tekrar etmeye başladı. Artık neredeyse her gece kabuslar görüyor ama uyandığımda çoğunu hatırlamıyordum bile. Sadece uykumda kötü ve korkutucu şeyler gördüğüme dair bir his kalıyordu içimde.

Uyandığımda Ağzım Yamulmuştu

Yatağımda uyuyorum; uyandığımda kendimi bahçede, salonda, damda veya annemle babamın arasında buluyordum bazen. Ama bir gün uyandığımda, ağzım yamulmuştu!!!… Sanki yanağım, felç olmuştu. Yanağımı hissetmiyordum, oynatamıyordum. Yanağım ve ağzım resmen yamulmuştu. Arkadaşlarım da benden korkmaya başladılar “Seni cinler çarptı!” diye…

Annem, beni doktora götürdü. Doktor çok şaşırdı. Yanağıma tam 15 gün, elektrik verdiler ki anca düzeldim. Akşamına; eve geldiğimde; o gece yine beni uyandırdılar ama bu defa cinler değildi bunu yapan. Yine bir varlık ama nur gibi, ışık gibi... Ben, yine korktum.

Allah'ın Gönderdiği Koruyucu Melek

Ertesi gün annem, beni babamdan habersiz bir hocaya götürdü. Bütün bu olanları anlattım ve bana cinlerin iliştiğini, bana musallat olmak beni yanlarına almak istediklerini söyledi. Başaramayınca (Kuran okuduğum için) bana tokat attıklarını, yanağımın bu yüzden felç olduğunu söyledi. O son gördüğüm şeyin ise beni koruması için Allah tarafından gönderilen bir melek olduğunu söyledi. Büyük bir Kuranı Kerim getirdi ve elini başımın üstüne koyarak beni okumaya başladı.



O günden sonra da buna anlattıklarıma benzer hiçbir şey görmedim ve onların lanetinden kurtulduğum için mutluyum. Ayrıca Kuran’ın, ayetlerin ne kadar önemli olduğunu da anlamış oldum. Şimdi, 19 yaşındayım ve geceleri ayet okumadan yatmam…

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Continue Reading
Advertisement

Facebook Sayfamızı Takip Edin

Advertisement
Advertisement

Popüler