Connect with us
Yaşanmış Korku ve Cin Hikayeleri - Çiftlikteki Beyaz Adamlar Yaşanmış Korku ve Cin Hikayeleri - Çiftlikteki Beyaz Adamlar

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Çiftlikteki Beyazlı Adamlar

Çatalca’daki bir çiftlikte yaşanmış; cinlerle mi yoksa şehitlerin ruhaniyetleriyle mi ilgili olduğu açıklığa kavuşturulamayan gizemli ve korku dolu olaylar.

Published

on

İstanbul, Çatalca’daki bir çiftlikte yaşanmış; cinlerle mi yoksa savaşta şehit olanların ruhaniyetleriyle mi ilgili olduğu kesin olarak açıklığa kavuşturulamayan gizemli ve korku dolu olaylar…



Yaşanmış Korku ve Cin Hikayeleri - Lise 1’i yeni bitirmiştim. O sıralarda da bizim aile yadigarı olan 40 - 50 senelik çiftliği tekrardan hayata geçirme çabası vardı babam ve dedemde. Tam yeri İstanbul Çatalca’nın Kabakça köyü. Babam, dedem, üvey babaannem ve amcamın çiftlikte başarından tuhaf olayları dinleyerek büyümüştüm. Sırf o hikayelerden kitap yazılır ama o zamanlar inanmıyorduk işte çocukluk…

Köyle İlgili Anlatılan Esrarengiz Hikayeler

Söylentilere göre Kurtuluş Savaşı sırasında Kabakça köyünde bazı çatışmalar olmuş. Bu yüzden bu köyde bir sürü isimsiz şehit varmış. Bunların doğru olabileceğine inanıyorum lakin bizimkilerin olayları açıklamak için uydurduğu birer bahane de olabilirler tabi. Her neyse, lisede berbat bir öğrenciydim. Lise 1’de 6 tane zayıfım vardı. Babam bana “Eğer ikmallerde geçersen bütün yaz çiftlikteyiz” dedi ve öyle de oldu. Keşke bir sene daha lise 1’de kalsaydım da oraya gitmeseydim.



4 saatlik bir yolculuğun ardından yorgun düşmüş şekilde vardık çiftliğe. Bir sürü hikaye duyacağım diye hazırlamıştım kendimi önceden ama beni bu kadar etkileyeceklerini bilmiyordum. Amcaoğluyla akşama kadar ata binip sigara içiyorduk. Geceleri de sabaha kadar poker oynuyorduk. Acayip eğlenceliydi bir süre. Bizim ev 2 katlı ama alt katı kullanmıyorduk o zamanlar çünkü sürekli su basıyordu kışın. Alt katta bilardo masası dışında başka bir şey yok. İçeri girdiğinizde kendinizi Amerikan filmlerindeki cadılar bayramı evlerinden birine girmiş gibi hissediyorsunuz. Duvarlar sperm rengi, kapılar buzlu camlı bir kat işte… Her gece saat 01’e kadar bilardo oynayıp, sonra pokere geçerdik. 

Yaşadığımız İlk Korku Dolu Olay

Bizim bakıcı Remzi abi 24 yaşında. O da bizimle beraberdi. Bilardo oynuyorduk o gece. Saat 00:30 civarı… Remzi abi “Artık gidelim gençler! Geç oldu.” dedi. Ben de “Tamam; şu oyun bitsin, gideriz.” dedim. 100 sayılık üç topta kuzenim 77 ben 56… Hiç unutmam. Neyse oyunu bitirdik.  Sigaraları söndürdük. Yukarı çıkacağız. Kuzen ışıkları kapattı. Kapı da kapalı; birden girilmesin diye. Kapının kolunu indirmesiyle “Oğlum! Kapı açılmıyo lann!" demesi bir oldu. Ben zannettim bu bizle taşak geçiyor. “Hadi lan ordan yemezler" dedim ben de. İkinci çıkışa gittim. Kolu indirdim. İndirmemle “Ananı!" demem bir oldu. Kilitlenmiştik resmen oraya.



Dizlerimin üstüne çöküp ne kadar bildiğim dua varsa okumaya başladım. Işıklar kapalı, hiçbir yer gözükmüyor. Zifiri karanlık ve ne Remzi abiden ne de kuzenden ses seda yoktu. Tek duyduğum hemen duvarın karşısındaki ahırdan gelen ineklerin sesleriydi. Yaklaşık 5 ya da 10 dakika sonra 2 tane farklı ses duydum. Bu ses kilit sesiydi ve bir anda ışıklar yandı. Hayatım boyunca hiç unutamayacağım bir kareydi karşımda gördüğüm. Remzi abi ve kuzen koltukta birbirlerine sarılmış, gözler kapalı dua okuyorlardı. O gece konuşmadan direkt yattık.

Ertesi gün kalktığımda olayın şokunu henüz atlatamamıştım. Hala şaşkınlık üzerimdeydi. Kahvaltı etmeden direkt atı eyerleyip, derenin oraya indim. Atı bağlayıp, güneş altında kavrulup hamam suyundan beter olan suyla elimi yüzümü yıkadım. Çiftlik ortamı ve lise 1’e giden çocuğun beline tabanca takan bir babam var. Çocuğuz tabi ne anlayalım; yere oturmamla belimde sıkışmış tetiğin merminin içindeki barutu tutuşturup patlatması bir oldu. Kulaklarım patlayacakmış gibi oldu. Anlık korkuyla kalkıp, belimdeki tabancayı çektim. Başka biri ateş etti sanmıştım. Tabancadan çıkan dumanları görünce, sığ dereye tabancayı fırlattım ve ata binip geri döndüm. 

Kuzen kalkmıştı. Oturup kahvaltımızı ettik ve önceki gece yaşadıklarımızı değerlendirmek için içerdeki salona geçtik. Kuzen hala uyanamamış, şaşkın şaşkın etrafa bakınıyordu. Konuyu açan ben oldum. “Oğlum lan; ne oldu dün gece öyle?” Hala dalmış bir vaziyette sabit bir yere bakıyordu… “Laan!” “He, noldu kuzen?” “Soru soruyorum; duymuyor musun olum?” “Dalmışım kuzen kusura bakma.” “Ne oldu dün akşam diyorum?” "Kuzen konuşmayalım bunu lütfen.” “Neden olum, ne oluyo lan?” “Sen onu görmedin mi?” “Neyi lan neyi?” "Kuzen valla bak boşver. Hadi yürü; inekleri otlatıcaz. Sonra anlatırım.”

Kafamdaki soru işaretleri ile kuzenin peşinden gittim. Remzi abinin kapısını çalıp, uyandırdıktan sonra kuzenle ben atları eyerleyip biz atta, Remzi abi önümüzde, inekleri tarlaya çıkardık. Remzi abi oturmuş sigarasını içerken biz atlarla dağılan inekleri sürünün içinde tutuyorduk. Büyümüş mısırları bilen bilir; sapları çok sert olur. Tarla ful mısır olduğundan atın üstünde kafamız anca mısırların üstüne kadar çıkıyordu. Sanırım atın ayağı o topraktaki saplardan birine takıldı. Atla beraber yere düştük. Ama bu yavşaklar yardım edeceklerine karşımda durup yarıla yarıla gülüyorlardı. 

At Aniden Bir Şeyden Korktu

Yaşanmış Korku ve Cin Hikayeleri - Biraz cüsseliyimdir. Atın üstünde kaldığımdan at ezilmesin diye hemen kalkmaya çalıştım. Üzerinden çekildim. Üstümü başımı silkeledim ama at hala yerde ölü gibi yatıyordu. Gözlerini kırparak, sanki elinden şekeri alınmış bebek gibi “Ne olur yardım edin” edasıyla bakınıyordu etrafa. Birkaç kere hafifçe kırbaçladıysak da kalkmadı. “Ne yapıcaz lan” şeklinde birbirimize bakıyorduk.



Biz öyle aptal gibi bakışırken atın kalkmaya çalıştığını gördüm. Dizginleri yakalamak için hamle yaptım ama tutamadım. At kalktığı gibi dereye doğru koşmaya başladı. Biz öyle eli kolu bağlanmış gibi at ufukta kaybolana kadar arkasından baktık durduk. Elden bir şey gelmiyordu. Zaten gördüğümüz manzaradan sonra o ata binmek isteyeceğimi de pek zannetmiyordum. Remzi abi “Hadi boşverin. Toplayalım şu inekleri de gidelim artık.” dedi. 

Toplanıp çiftliğe gittikten sonra çiftliğin tek odalık müştemilatına girdik. Oturup sigaraları yaktık. İçmeye başladık. Remzi abi “Bırakın; at döner iki güne” diye teselli etmeye çalıştı bizi. O zamanlar annem, babam, dedem, üvey babaannem filan hiç biri bilmiyor sigara içtiğimi. Bir tek babaanneme söylemiştim. Onu yakın hissederdim kendime. O da hiçbir şey demezdi bana ama dedemle 20 - 30 senedir ayrı oldukları için babaannem yazlıktaydı o sıralar. Zaten İstanbul’a gittiğimde hep önce babaanneme sonra çiftliğe giderdim rahmetli olana kadar babaannem. 

Kuzenimin Tuhaf Tavırları

Her neyse, bir de bu Remzi abinin babası var. Özer baba. O da aynı şekilde bakıcı çiftlikte. Baba oğul ineklere bakıyorlar. Özer aradı Remzi’yi. Ahırda bok temizleyeceklermiş. Bu gitti biz kaldık kuzenle. Yine konuyu ben açtım. Adamın ağzını bıçak açmıyor. Benden bir yaş küçük bu. Geldiğimden beri bir tuhaflık var bunda. Sürekli bir yerlere dalıp gidiyor… O sene de Gemlik’ten taşınmışlardı çiftliğe. Okulu filan değişti; ondandır diye üstelemedim pek ama bu soruma da cevap vermeyince “Ne oldu lan sana? Bir derdin mi var olum? Neden konuşmuyorsun?” diye sordum.



İrkilerek birden bana baktı “Ne derdi olum ya! Yok bi şey.” "Sen böyle değildin kuzen. Sürekli bir yerlere dalıp gidiyosun; anlamıyorum.” “Kuzen, tamam; her şeyi göstericem ama şimdi değil.” "Neyi göstericen olum? Bi anlatsana” “Akşama kadar sabret; anlayacaksın her şeyi.” “Tamam.” dedim. Çıkıp eve gittik. “Kuzen, ben sıkıldım gel ava çıkalım beraber” dedim buna. "Yok kuzen ya boşver sonra çıkarız.” “Hadi be olum zaten kırk yılın başı gelmişim; kırma beni.” “Kuzen valla başım ağrıyor. Sonra gidelim.” “Başlayacağım artık ama ha!” 

Hızlı hızlı eve çıkıp fişekliği taktım boynuma. Kısa çifteyi aldım. Kafamda kovboy şapkası… Çıktım dağ bayır dolanmaya. Dolaştığım yerler bayağı eğimli, yüksekte kalıyor çiftlikten. Erken kalktığımızdan öğle saatleri güneş tepede. Mudurnu Tavuk gibi kızarmışım. 15 - 20 metre ağaçlarla çevrili, ortası gölgelik bir alan gördüm. “Gideyim şurda dinleneyim biraz” dedim. Gittim oturdum. Yayla gibi olduğundan düm düz her yer. Gölgelik dediğim alan da bayağı büyük. Rahat 1 dönüm vardır. Çifteyi kırık vaziyette yere koydum. Parliament’imi yaktım içiyorum. 

Derin bir nefes alıp, yaşadıklarımı düşünmeye başladım. “Ulan nereye gelmiştim ben?” Oysa ki çocukken hep buralarda büyümüştüm ama başıma böyle olaylar gelmemişti hiçbir zaman. Havaya bakınırken beyaz bir kuş gördüm. Çiftede 2 tane kuş saçması vardı. Sigarayı attım hemen. Sarıldım tüfeğe. Nişan alıp ateş ettim ama ıska! Benle dalga geçer gibi yavaş yavaş gidip ağaca kondu. Onun ordan kalkmasını beklerken tam arkamdan aynı kuştan bir tane daha çıkıp öbür ağaca gidip kondu. Sürekli aynısı olmaya başladı. Nereye baksam tam arkamdan kuş geçiyordu. 

Tüfeğin diğer namlusundaki fişeğe güvenip, sabit bir ağaca bakmaya başladım. Ama sanki bana inat; baktığım taraftan hiç kuş geçmedi. Öyle odaklanmış olarak bakarken arkamdan “Vuuufff” diye bir şeyin geçtiğini hissettim. Tüfeği bel hizama indirip, arkamı döndüm ama hiç bir şey yoktu. Dönmemle tüfeğin elimden kayıp düşmesi bir oldu. Bilirsiniz; çifte yere düştüğü zaman patlar. O yüzden avcılar yere düşerse patlamasın diye namlular kırık vaziyette taşırlar çifteyi. Evet patladı paslı ve yağlı sağ namludaki mermi. Ayakkabımın ucunu sıyırıp toprakta büyük bir iz bıraktı. O an aynı şekilde arkamdan birinin geçtiğini hissettim ama bu sefer aldırmadan tüfeği yerden alıp eve yürümeye başladım.

Geceyi Beklerken

Yaşanmış Korku ve Cin Hikayeleri - Leş gibi terlemiştim. Kafamdaki saman şapka kafama yapışmış, acayip rahatsız ediyordu. Eve gidip hemen duş aldım ve dinlenmek için 2. salona uzandım. Babamla amcam evde değildi. Her gün gidiyorlar. Çiftliğin daha yeni canlanmasından dolayı düzen tam oturmamış, sürekli birileriyle görüşüyorlardı. Dedem desen sabahtan akşama kadar hep aynı koltukta oturup sigara içer, tuvalete gidip gelince bile nefes nefese kalırdı. Ben uzanmışken kuzen geldi yanıma. “Nerdeydin lan?” dedi. “Dolaştım geldim” dedim. “Akşam yine iniyoruz dimi bilardoya” dedi. Kuzene kızgındım ama göstereceği şeyi de merak ediyordum “Evet incez” dedim. “Tamam” dedi içeri gitti. 



Yine düşüncelerimle baş başaydım. Yaşadıklarımı ve akşam ne olacak diye düşünmeden duramıyordum. Gerçi bir daha da oraya inmek istemiyordum ama merak işte. Düşünürken uyuyakalmışım. Akşam yemeğinde uyandırdı kuzen “Hadi kalk! Yemek yiyeceğiz kuzen.” "Tamam geliyorum.” Elimi yüzümü yıkadım. Oturduk yemek yedik. Babamlar daha gelmemiş. Biz de beklemedik, çıktık dışarı. Çiftliğin etrafta hiçbir ışık yok. Zamanında dedem koymuş ama artık çalışmıyordu hiçbiri. O yüzden bahçede el fenerleriyle gezerdik biraz. Çiftliği kolaçan ettikten sonra Remzi’yi çağırmak için gittik aptal Özer’in evine.

Kapıya Özer çıktı. “Remzi abi nerede?” dedik “Uyuyor" dedi. Biz de beklemedik, yürümeye başladık. Ben kuzene bakıyorum “Ne gösterceksen göster artık” diye. “Ne bakıyon olum” dedi “Lan ne zaman anlatacan?” “Şimdi değil; gece tam 3’te” “Başlayacağım; üçünü beşini sokturtma kafana” dedim. “Oğlum düzgün konuş; karışmam bak ha” dedi. “Allah Allah ne olacak lan!” dedim sinirli bir şekilde değil taşak geçme edasında. Çocuk gibi çakıl çiftliğin yolunda, zifiri karanlıkta boğuşmaya başladık. 

Çığlık Sesleri Ödümüzü Kopardı

5 - 10 dakika boğuştan sonra küfürlerimizi bir çığlık sesi böldü. Uzakta; bizim çiftliğin arkasına doğru bir ev daha var. O taraflardan geldi ses. Hep aynı klişeler falan demeyin; size yemin ederim aynı bu şekilde oldu. Üstümüz başımız toz içinde, birden ayağa fırladık. Karanlıkta mal mal, elimizde fenerle ileri doğru bakıyoruz. Sanki bir şey görebilecekmiş gibi. Dayanamadım “Kuzen yürü gidelim eve. Korkuyorum olum ben" dedim ve koşarak alt kata girdik. Anasını satayım; neden alt kata giriyoruz? Ama işte o an korkudan dalıverdik içeri.



Bu sefer bir şey olmadı içerde ama ikimiz de üç buçuk atıyorduk. Dışarı da çıkamıyoruz. “Allah’ım ne olur bitsin artık bu şeyler” diye dua ediyorum içimden. 5 dakika sonra Remzi abi geldi. Uyanmış “Ne yapıyorsunuz len eşekler?” dedi. Cevap vermedik ama Remzi abiyi görünce rahatlamıştım biraz; ne yalan söyleyeyim”. Hadi kalkın; bilardo oynayalım” dedi. Kafayı dağıtırız diye "Tamam dedik ama bir yandan da şaşırıyorum; bu adam nasıl bu kadar rahat diye. Neyse gece bir şey olmadı fazla. Kaptırmışız kendimizi bilardoya. Babamların bizi pokere çağırdığını hatırlıyorum. Remzi abi saate bakıp "Oo çok geç olmuş. Sabah sağıma gireceğim. Ben gideyim artık” dedi ve gitti. Biz de kuzenle yukarı; pokere çıktık ama gece 03:00 aklımda tabi.

Bir bir buçuk saat kadar oynadık diye hatırlıyorum. Saat 02:30’du. Ben “Sıkıldık, gidelim biz” dedim. “İyi, tamam” dediler. İndik bilardo salonuna. Kuzen “Yarım saat kaldı hazır mısın?” dedi. Ben “Neye lan?” dedim. “Sus oğlum; kızdıracaksın bak!” “Kızsan ne olacak lan?” dedim. “Ben değil ki” dedi. İyice kafam gitti benim. Orada tamamen afallamış vaziyette kalakaldım. Ne olcaksa olsun diye düşünüp, senelerce farelerin kemirmesinden ve su baskınına uğramaktan bitap düşmüş koltuğa attım kendimi.

Gece Saat Tam 03:00’te Gördüğüm O Korkunç Şey

Bir sigara yakıp rahatlarım diye düşündüm ama kuzen; bir camdaki perdeye bir de bit pazarından aldığı dandik saate bakıp duruyordu. Sormadım “Ne yapıyorsun?” diye. Saat tam 03:00 olduğunda beni çağırdı. Işıkları kapatıp, eliyle dışarıda yanan tek lambanın ışığı ile aydınlanan perdeyi işaret etti. Sarı ve soluk ışığa bakıp ne olacak diye merak ederken "Ne lan bu?” dedim. “Şşşşş!” yaptı eliyle ve fısıldayarak “Bakmaya devam et” dedi. Kafamı çevirdim ve görmemle dizlerimin üstüne çöküp başımı ellerimin arasına almam bir oldu. 



Yaşanmış Korku ve Cin Hikayeleri - Bir şey soldan sağa doğru yavaş yavaş yürüyüp, tam camın önünde durdu ve ağır ağır yüzünü bize döndü. Perde kapalı olduğundan Allah’tan sadece gölgesini görebiliyorduk. Gölgenin normal insan gibi kol bacak ve kafası belli oluyordu ama bir insan olamayacak kadar uzun bir şeydi. Birden cama doğru yürümeye başladı ama normal insan gibi değil, sanki kayıyormuşçasına. Ben korkudan ayağa fırlayıp kaçmaya çalıştım ama kuzen kolumdan tuttu. Fısıldayarak “Dur” dedi. Gölge yaklaştı, yaklaştı, yaklaştı… Bütün perde gölgeyle 1 ya da 2 saniyeliğine kaplandı ve sonra birden yok oldu. Yerde oturmuş ağlıyordum. Artık tek istediğim bu yerden gitmekti. 

Kuzen hiç etkilenmemişçesine gidip ışıkları açtı. “Şimdi anladın mı?” dedi. "Neyi anlayacaktım ki?” Bunların hiçbir açıklaması yoktu ve daha çok kafamı karıştırıp korkmamı sağlamıştı. Bir şey demeden kapıya yöneldim. Tam çıkacakken kuzen “Dur!” dedi. “Şimdi çıkarsan hiç güzel olmaz. 10 dakika daha bekle…” Saatime baktığımda saat 03:50’ydi. Evet  03:50! Neredeyse bir saat boyunca biz o şeye bakıp durmuşuz! Sanki zaman atlaması yaşamışız gibi gelmişti. Geri döndüm. Koltuğa oturdum ve kuzen Hatırlıyor musun?” diye söze girdi. “Neyi lan neyi kuzen!? Neyi!” diye bağırdım bir an. Acayip korkuyordum. “Büyükbabamın anlattığı beyaz adamı” dedi…

Büyükbabamızın Anlattığı O Hikaye

Bu arada dedeme biz büyükbaba derdik. “Büyükbaban kim?” demeyin. Şimdi o hikayeye geçiyorum: Eskiden o bakıcı evi babamın babaannesinin eviymiş ve her gece evde mutlaka babamın amcaları, enişteleri filan olurmuş. Aile geniş…



Biraz evin yapısını anlatayım: Birincisalonda oturunca sokak kapısı normal, bildiğiniz balkon kapısı. Dışarıda aşağı doğru bir merdiven, merdivenden önce de balkon var. Balkonda masa, sandalye filan yani salondan balkon rahatça gözüküyor. Babamın babaannesi, balkon tam karşıda kalacak şekilde duran koltuğa otururmuş hep. Çok yaşlı olduğu dönemlerde olmuş bu olay da. Çok büyük bir şey değil ama bana göre bir kanıttı anlatılanların gerçek olduğuna dair. 

Bir gece babam ,büyükbabam, babamın babaannesi oturuyorlarmış salonda. Büyükbabam o zamanlar daha genç… Kalkmış tuvalete gitmiş. Babamın babaannesi 5 dakika sonra babama “Oğlum bak bakıyım; baban balkona çıktı galiba” demiş. Babam da “Yok babaanne; babam tuvalette” demiş. Babaanne “E; balkondaki kim?” deyince, babam balkonda oturan beyaz gömlekli adamı görmüş. Olayda büyütülecek bir şey yok gerçi ama benim kafamdaki taşların yerine oturmasına bir nebze yardımcı olmuştu o zamanlar.

Her Cuma Gecesi Görünen Beyazlı Adam 

Kuzen bunu tekrar anlattıktan sonra ekledi “Her cuma gece 03:00’te o adamı görüyoruz kuzen. Haftanın her günü de daha demin gördüğümüz olay oluyor sürekli. Bu artık herkes için normal. Getirmediğimiz hoca kalmadı. Hepsi de ‘Buradan çıkın, sizi istemiyorlar’ dedi ama şu ana kadar bize bir zararları olmadı” dedi. Bizi istemediklerini aynı sene içinde anlayacaktım ama çok geç olacaktı… Bir an afalladım. Kim olduklarını, neden bizi istemediklerini bilmek filan istemiyordum artık. Eve çıkıp yatağa girdim ama uyuyamadım sabaha kadar. Kötü niyetli varlıklar olmadıklarını biliyordum çünkü amaçları korkutmak olsa her gece rüyama girerdi ama orada kaldığım sürece hiçbir zaman rüya görmedim. Belki de Hz. Ali’nin resminin olduğu odada yatmamdan dolayıdır bilemiyorum…



Sabah ezanına doğru uyumuşum. Uyandığımda saat 14:00 civarı idi. Acayip uyumuşum. Kahvaltımı ettikten sonra dışarı; kuzeni bulmaya gittim. Köpeklere yemek veriyordu. Bu arada atı anlatmayı unuttum… İki gün sonra ileriki köyde buldular atı. Ama eğeri ve nalları yoktu. Her neyse kuzenin yanına gittim “Günaydın” “Hele şükür uyandın.” Cevap vermeden atı eğerlemeye gittim. Kuzen arkamdan koşup, elinde yemek kabıyla “Ne oldu olum?” dedi. “Nasıl ne oldu lan? Nasıl ne oldu? Ağzına sıçtığımın geri zekalısı! Psikolojimi bozdunuz buraya geldiğimden beri. Bir de ne oldu diye mi soruyorsun şerefsiz!?” “Kuzen tamam; ne kızıyorsun? Biraz ani oldu belki ama bunları bilmen gerekliydi. Hem sen istedin göstermemi.” Arkamı dönüp yürümeye devam ettim. Gözlerimden akan iki damla yaşı tutamadım zaten tutmaya da çalışmamıştım. 

Gece Porno Dergiye Bakarken Kapı Çalındı

O gün hiçbir şey olmamıştı, geceye kadar tabi. O gece Remzi abilere gittik. Büyükbabamlar öbür evlerine, babam Bursa’ya, amcam da köye gitmişti ve yalnızdık. O zamanlar internet yok. Remzi dergi almış; ona bakıyoruz. Özer baba da gelip “Yatıyorum” deyip, gitti. Biz dergiye bakmaya devam ediyoruz. Aradan 10 dakika geçti. 



Yaşanmış Korku ve Cin Hikayeleri - Odanın kapısını tıklattı biri. Kalkıp baktık; kimse yok. “Allah Allah” deyip, devam ettik dergiye. Bi 5 dakika sonra; bu sefer “tak tak” şeklinde ve daha sert bir şekilde vuruldu kapı. Remzi çıktı “Ne var baba? Ne çalıyorsun kapıyı?” filan dedi. Özer baba oradan “Ne çalcam kapını? Gece gece delirdiniz mi? Yatın, uyuyun artık!” diye bağırdı. Kuzene “Kalk hadi; eve gidelim” dedim. Bu bana "Dur iki dakka daha bakalım gideriz” dedi. 

Neyse Remzi’yle bu yine dergiye gömüldüler. Ben de oturuyorum öyle. 5 dakika sonra kapıya öyle güçlü bir şekilde vuruldu ki bizim evden bile duyulmuştur. “Ananı avradınııı!” eşliğinde hepimiz birden ayağa fırladık. Özer baba, yan odadan bağırmaya başladı “Ne yapıyonuz piç kuruları bu saatte! Yavaş olun; kapının camı kırılcak öküzler!” Biz iyice üç buçuk atmaya başladık. İçtimaya çıkan askerler gibi odanın içinde yan yana dizilmiş, kapıya bakıyorduk ama kapıyı açmaya götümüz yemiyordu bu sefer.

Korkudan Eve Giremedik

Dergiyi yatağın üstünden aldığım gibi camdan dışarı fırlattım. Biraz rahatlayıp dinlendikten sonra kuzenle “Artık gidelim” deyip kalktık. Sokak kapısına çıktığımızda, evin ordan gelen ama elma ağacının dallarının görmemi engellediği, soluk bir ışık gördüm. Biraz kenara çekilip baktığımda; ışığın, bizim evin mutfak camından geldiğini görmem zor olmadı. Mutfağın ışığı yanıyordu ama evde kimse yoktu! Mutfağın kalın, püsküllü ve sert kumaş, meyve desenli, yıllarca beklemekten rengi beyazdan griye dönmüş perdesinin arkasında bir gölgenin belirdiğini gördüm. Gölgeyi görür görmez hemen Remzilerin evin solunda kalan, arabaları park ettiğimiz yere kafamı çevirip, amcamın arabasını aradım ama yoktu!



Bu gölgeye o kadar da şaşırmamıştım aslında. Çünkü artık normal geliyordu. Hemen kuzeni dürttüm ve pencereyi gösterdim. O da gölgeyi gördüğü gibi amcamın beyaz kartalını aradı ama göremeyince “Bu gece oraya gidemeyiz” dedi. “Bence de gitmeyelim kuzen” dedim. Remzi abi “Ne oluyor lan keraneciler?" diye atladı olaya. Ona da gösterdik, o da “Gitmeyin” dedi. Biz kapıda bu değerlendirmeyi yaparken bize yaklaşan soluk sarı iki ışık gördüm. Amcamın kartalının  farlarından geliyordu bu ışıklar. Gelip hemen sokak kapısının solundaki çitlerin arkasına park etti. Küçük ve dandik, paslanmış bahçe kapısından içeri girerken “Ne yapıyorsunuz kapıda?” dedi.

Evde Kim Var

Sarmaşıkların engellemesinden kurtulan ilerdeki mutfağın ışığını görünce oraya doğru bakıp “Evde kim var?” dedi. Biz “Kimse yok” dedik kuzenle. Remzi abi atladı “Abi bu gece o eve girilmez; gitmeyin. Çocuklar bizde kalacak” dedi. Amcam da “Haklısın Remzi. Ben de arabada yatayım” diye tam arkasını dönüp arabaya yönelmişken, duyduğumuz sesle hepimiz yerimizden zıpladık. Arabanın kaportasından; Galatasaray - Fenerbahçe maçından sonra yenilen takımın taraftarının GS / FB plakalı arabaya beyzbol sopasıyla vurmasına eş değer bir ses çıkmıştı. Amcam durdu. Elindeki feneri yakıp, pili zayıflamış fenerin zayıf ışığında arabaya doğru bakıyordu. Görebildiğimiz tek şeyse, kaportanın üzerindeki insan yumruğunun iki katı büyüklüğünde bir göçüktü…

Amcam hiçbir tepki vermeden, arkasını dönüp, feneri kapayarak Remzilerin eve girdi. Arkasından biz de içeri girdik. O gece orada yattık. Remzi abi, ben, kuzen, yerde; amcam, Remzi abinin yatağındaydı. Köydeki küçük camiden gelen, tiz ve zor duyulan sabah ezanının sesiyle uyandım. Dün gece yaşadıklarımı tekrar düşününce bizi burada istemediklerini anlamıştım. Evimize sokmamışlardı lan bizi ötesi var mı? Belki de bizi kötü niyetlilerden korumak için bazen böyle engellemeler yapıyorlardı ama artık canıma tak etmişti. Dayanamıyordum bu strese, korkuya. 



Kapının önüne çıkıp, biraz nefeslendikten sonra gözüm arabaya takıldı. O kocaman göçük, yeni aydınlanmaya başlayan havanın ışığında daha da belirgin gözüküyordu. Biraz orada onu inceledikten sonra içeri girip tekrar yattım. 08:00 gibi tekrar uyandım. Odada kimse kalmamıştı ben kalkana kadar. Muhtemelen sağıma gitmişlerdir diye düşündüm. Elimi yüzümü yıkadıktan sonra aklıma ev geldi. Toz içinde kalmış, asker kamuflajlı pantolonumun cebinden anahtarı çıkarıp, eve doğru yol aldım. Merdivenleri çıkarken, içimi bir korku sarmıştı. Kendimi korku filmlerindeki hiçbir şeyden habersiz kurban gibi hissediyordum.

Kapının önüne geldiğimde, içerdeki her şey zaten gözüküyordu. Ama bir tuhaflık göremiyordum. Dereye fırlattığım tabanca karşılığında babamın tekrar belime taktığı, bu sefer kurusıkı olan tabancayı çekip içeri girdim. Ne de olsa, dün akşamki hırsız olabilirdi. Salonda hiçbir değişiklik yoktu fakat mutfağın koyu kahverengi kapısı kapalıydı. Etrafı iyice kolaçan ettikten sonra altın sarısı işlemeli soğuk mutfak kapısının kolunu indirdim. Menteşeleri paslanmış ve çürümeye yüz tutmuş kapı büyük gıcırtılarla açıldı. Ve ben karşımda ne görüyordum biliyor musunuz? Normal dışı hiçbir şey

Yaşanmış Korku ve Cin Hikayeleri - Evet; normal dışı hiçbir şey yoktu. Dün gece; soluk beyaz meyve desenli perdeye yansıyan sarı ışık kapatılmış, adeta hiçbir şey olmamışçasına her şey yerli yerindeydi. Aslında böyle olmasına daha çok şaşırmıştım çünkü bu kadar korkunun üzerine in-cin dolu bir ev bekliyordum. Arka odaları da kontrol ettikten sonra kapıyı kapatıp ahıra gittim. Remzi abi inekleri sağıyor, o vakum makinelerinin sesi altında kuzenimle muhabbet ediyordu. Amcam ise çoktan arabasına binip gitmişti.

Yakınlardaki Tekinsiz Değirmen

Sağım işi bittikten sonra inekleri salıp otlatacaktık. Bu yüzden kuzen beni görünce atı eyerlemeye gittik. Kaçan atımız yeni bulunduğundan ve nalları sökülmüş olduğundan, onu değil sadece fırtınayı eyerledik. Bugün at sırası Remzi’deydi. Ben de “Siz yaparsınız herhalde bugünlük” dedim kuzene. O da “Hallederiz, keyfine bak sen” dedi. Kurtulmuştum pis ineklerin boklu kuyruklarıyla attıkları şaplaklardan. Eskiden duyduğum ve her zaman karşı köyden çiftliğe gelirken gördüğüm bir değirmen vardı. Osmanlı zamanlarından kalma bir değirmen. Geçenlerde yol açarken yıkmışlardı halk korkuyor diye. İsteyen Çatalca belediyesinin dökümanlarından bakabilir. Ne zamandır merak ederdim orayı. Gitmeye karar verdim. 



Sivas Kangal gerçek kurt kırması Ayaz ve Haskan Sivas Kangal Sultan’ın iplerini çözüp değirmene doğru yola koyuldum. Ne olur ne olmaz diye de superposeu taktım sırtıma. İki elimde köpek, sırtımda tüfek; gören eşkıya zannedecekti. Değirmeni yakından ilk görüşümdü o. Yolun solunda kot farkıyla aşağıda kalan, her yerini ve özellikle de girişini çalıların kapladığı bir yapıydı. Değirmen taşı yer yer kırılmış, adeta yıkılmaya yüz tutmuştu. Yanına doğru yavaş yavaş yaklaştığımda, köpekler havlamaya başladı. Tasmalarından çekiştiriyor ama bir adım bile attıramıyordum. Değirmenin orada bir şeye havlıyorlardı sanki. 

Daha fazla onlarla uğraşmayıp, yerde çakılı olan kazığa taktırdım zincirlerini ve kapıya doğru ağır adımlarla yol aldım. Kapının önüne geldiğimde, tepede kemeri olan kapı tavana kadar çalıyla kaplanmıştı. Sanki bir şeyler içeri girilmesini engelliyordu. Tüfeği omzumdan çıkarıp, duvara dayadım ve zorlukla aralayarak içeri girdim. Üstüm başım her yerim ot, diken, çalı olmuştu. Silkelendikten sonra bir nefes çekip kafamı kaldırdım. Hiçbir şey yoktu içerde. Sadece unun öğütüldüğü taşın yanında, kovboy filmlerinde barlarda gördüğünüz fıçıların aynısından vardı. Yavaş yavaş fıçıya doğru ilerledim. 

Yukarı doğru eğimlendirilmiş tahtaları yan yana tutan paslı yuvarlak demire ellerimi dayayıp fıçının içine doğru sarktım. İçinde sadece bir nesne vardı. Mauzer tüfekleri bilirsiniz; onun mermisine benzer bir mermi. Kolumu fıçının içine sokup mermiye doğru uzandım. Uzandığım anda Sultan ve Ayaz’ın kalın havlama sesleri kesilmiş, kedi ağlamasına benzer sesler çıkarmaya başlamışlardı. Bu dikkatimi çekti ve biraz durdum ve ardından uzanmaya devam ettim. Ama ben dokunamadan mermi, yuvarlanarak yana doğru kaydı. Ürküp bir anda elimi çektim. Acayip şaşırmıştım. Bir daha denemeyerek dışarı köpeklere bakmak üzere kapıya yöneldim. Tekrar zorlukla o çalılıkların arasından çıkarak köpeklere baktım. Hiçbir şey yapmadan, dilleri dışarıda, yerde yatmış etrafa bakınıyorlardı. Duvara dayadığım tüfeği alıp, köpeklerin tasmalarını çıkardım ve çiftliğe doğru yola koyuldum.

Büyükbabamın Anlattığı Bir Esrarengiz Hikaye Daha

Tam bir hafta sonra salonda oturmuş kuzenimle yine büyükbabamın hikayelerini dinliyorduk. "Bundan yaklaşık 20 sene önce, bütün ailenin evde olduğu ve saat 02:00’de dağıldıkları bir geceydi. Biz de babaannenizle etrafı toplayıp yattık. Beş dakika kadar sonra alt kattan bilardo toplarının seslerini duymaya başladık. Tıkır tıkır bilardo oynuyorlardı aşağıda. Korkudan gece inemedik ama ertesi sabah aşağı inip “Burada bilardo oynamak iki altındır” diye yazı astım. Ondan sonra bir daha da bu sesleri duymadık. Fena mı olurdu iki altın bıraksalar her gece" deyip güldü.  Biz de güldük ayıp olmasın diye adama ama artık anlattıklarının gerçek olduğuna daha çok inanıyordum. O anda aklıma bir fikir geldi.



Yaşanmış Korku ve Cin Hikayeleri - Çiftlikte her gün yaptığımız işlerden sonra kuzeni bilardoya gitmek için ikna ettim. Gidip biraz bilardo oynadık. işte aklıma gelen fikir, burda uygulamaya koyuluyordu. Oyun bittikten sonra, bilardo toplarının yerlerini ezberleyip, çıkarken her zaman demir kapının üzerinde bulunan anahtarı kapıyı kilitleyip aldım. Bakalım ertesi sabah ne olacaktı? O gece her şey normaldi. Sabah 07:00’ye kadar babamlarla poker oynadık. Uyandığımda saat akşam üstü dört olmuştu. Hemen elimi cebime attım. Anahtar cebimdeydi. Kalkıp ilk iş alt kata yöneldim. Kapıyı açıp içeri girerken kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Direkt bilardo masasına yönelip toplara baktım. Beklediğim şey olmuş, topların yerleri değişmişti.

Bu bana büyük bir kanıt olmuştu babamların anlattıklarının doğru olduğuna dair. O gün yine bir şey olmadı, normal geçti. Ama ertesi gün babam ve amcamla köye gidecektik. Ertesi gün babam, amcam, ben köye doğru yola koyulduk. Taşınacak şeyler varmış. O yüzden beni de yanlarına aldılar. Her şeyi beyaz kartalın bagajına yükledikten sonra, köydekilerle konuşacakları varmış kahveye oturduk dinliyoruz. Tayfun abi geldi. Bize çoğu inekleri satan adam. Biraz işlerden konuştuktan sonra, bayadır dillerde dolanan değirmendeki define hikayesini ikinci baskı yaptı…

Tekinsiz Değirmene Define Aramaya Gidişimiz

“Hüseyin abi (amcam), değirmenin hikayesini biliyorsun değil mi?” “Biliyorum Tayfun. Ne oldu ki?” “Abi oraya bir gitsek diyoruz.” “Çok tehlikeli be koçum. Onu düşündük ama cesaret edemedik.” “Abi ne olacak bea? Beş altı kişi gittik mi hiçbir şeycikler olmaz. Metal dedektörü de almış bizim Hamdi. Kazarız hep beraber.” “Bi düşünelim bakalım…” Uzun konuşmanın ardından, izinsiz kazı yasak olduğundan; gece 1 - 2 gibi gitmeye karar verdiler. Saat oldu gece 12. Çiftlik köyün biraz dışında kaldığından hemen hazırlıkları yapıp büyükbabamın o zamanlar yeni aldığı sıfır, bagajı geniş BMW’ye ye atlayıp, köyün yolunu tuttuk. Herkesi alıp değirmenin yolunu tutmamız 00:30’u bulmuştu. Baştan beri kötü bir şey olacağını biliyordum ama kimseye renk vermedim. “Korktu bu” demesinler diye. Zifiri karanlık, toprak yolda önümüzü farlarla zorlukla görüyoruz. Değirmene vardık.



Yüksek toprağın üzerine çıkarak farlar kapıyı aydınlatacak şekilde bıraktık arabayı. Bıraktığımız yer hafif eğimli, arabanın el freni çekik, vites R’de, inip bagajdan; kazma, kürek, dedektör ve çalı makasını aldık. Tayfun abi kapıdaki otları kesti. Hep beraber içeri doluştuk. Anormal hiçbir şey yoktu. Babam dedektörle biraz gezinip, öten yeri bulduktan sonra amcam eline kazmayı aldı. Tayfun abi, Hamdi abi ve ben elimizde küreklerle bekliyoruz. “Bismillahirahmanirrahim” diye amcamın ilk kazma darbesini yerdeki ince çatlaklı betona indirmesiyle… Arabanın alarmının çalmaya başlaması bir oldu. Bu kadar sağlam ve cuk oturan bir zamanlamayı hayatım boyunca hiç görmemiştim. 

Panikle bir anda dışarı fırladık ve gördüğümüz, el freni çekik, geri viteste bıraktığımız arabanın, çürümeye yüz tutmuş tahtalardan yapılmış değirmene doğru kaymaya başlamış olmasıydı. Babam koşarak siyah BMW’nin açık camından kolunu sokarak inmiş el frenini çekti. Kazma kürek ne varsa orada bırakıp, apar topar arabaya doluştuk.

Tuhaf ve Korku Verici Olaylar Birbirini İzlemeye Başladı

Yolda, sessizliği bozan tek şey arabanın çalmaya devam eden alarmıydı. Ve arabada bir tuhaflık olduğu çok rahat anlaşılıyordu. Durduk yerde birden gaz veriyor, frene basıldığında ya aniden duruyor ya da hiç durmuyordu. Çiftliğe yaklaşık 500 metre kala zifiri karanlık çakıl—toprak yolun ortasında motor durdu. Motor durdu ama alarm ve korna çalmaya, kafamızı sikmeye devam ediyordu. Şaşkınlıkla ne olduğunu anlamaya çalışıyorduk. Ve kimsenin dışarı çıkmaya götü yemiyordu. Kimin yer ki gecenin 02:30’unda zifiri karanlık, Allah’ın unuttuğu bir yerde kalakalmıştık. Amcam daha fazla dayanamayıp arabadan indi, kaputu açıp  akünün kutbunu çekti. 



Alarm susmuştu ama farlar da gitmişti. Hamdi abi, babam ve amcam motora bakarken biz Tayfun abiyle arabanın bagajının arkasında fenerlerle etrafa bakıyorduk. Tek duyabildiğimiz; belli belirsiz birkaç köpek havlaması ve kurt ulumasıydı. Tayfun abiyle bir yandan etrafa bakıp, bir yandan da babamları dinleyerek kurt seslerini duymamaya çalışıyorduk. "Hamdi ne oldu lan bu arabaya?” “Valla ne bileyim Hüseyin abi ama hemen sorunu halledip gitmezsek sonumuz hiç iyi olmayacak bea.” “Hamdi haklı bir an önce siktirip gidelim burdan” konuşmalarıyla bilinçaltımdaki korkuyu bastırmaya çalışırken, Tayfun abinin sabit bir yere bakakaldığını ve bacaklarının titremeye başladığını gördüm. 

Yaşanmış Korku ve Cin Hikayeleri - Adeta nutku tutulmuş, ne konuşabiliyor ne de hareket edebiliyordu. Baktığı yere bakmayı hem merak çok istiyor hem de cesaret edemiyordum. Sağa döndürerek Tayfun abiye baktığım kafamı, ağır bir şekilde önüme doğru çevirmeye başladım. Boynumun dönmesinden kaynaklanan, omurilik soğanımın çıkardığı sesi duya duya, her salise korkumun katsayısı arta arta dönüyordum o tarafa doğru. Belki de delirmeme neden olan şeyi görecektim ama buna mecburdum. Kafamı hizaya getirip, uykusuzluktan adeta örümcek ağı bağlamış göz kapaklarımı ağır ağır açtım. Karşımda gördüğüm şey, aslında bütün ailenin gördüğü, ama benim ruhumun kaldıramayacağı kadar ağır gerçekleri önüme seren bir varlıktı.

Evet, o bahsedilen beyaz gömlekli adamı görüyordum. Vücudum kilitlenmiş, dilim geriye çekilmiş ve korkudan buz kesilmiş bir beden ile zaten gördüklerim yetmezmiş gibi her yönden beynimin içinde yankılanan bir ses duydum "Bilardo oyununu beğendin mi?” Son duyduğum bu sesten sonra, gözlerimi evde, ikinci salonda açtım. Amcam, babam, kuzenim, Hamdi abi, Tayfun abi… herkes burdaydı. Kafamı biraz kaldırdığımda başucumda Kuran okuyan büyükbabamı gördüm. “Ne oldu bana” deyip, doğrulmaya çalışırken elleriyle göğsümden bastırıp kalkmamı engellediler. 

Bana Musallat Oldular

Büyükbabam okumayı bıraktığında doğrulup, 35 yıllık, gıcırdayan koltukta oturur vaziyete geçtim. O gün bana hiçbir şey anlatmadılar ama sonradan öğrendiğime göre; arabanın arkasında nöbet tutarken bağıra bağıra Arapça bir şeyler söylemişim. Arkasından birdenbire düşmüşüm. Uykumda da Arapça kelimeler söyleyip sanki biriyle kavga ediyormuşçasına konuştuğumu görmüşler. İşin tuhaf yanı, hiçbir zaman Arapça öğrenmedim. Büyükbabamın Kuranı Kerim’i kapatmasıyla pof diye çıkan sesle, 20 senedir kapısından dahi girilmemiş çiftlik evinin bulunduğumuz salonunda, sarı taşlardan yapılmış şöminenin üzerinde, çıkıntıya dayalı bir şekilde duran Hz. Ali'nin resminin yere düştüğündeki çıkardığı ses birbirine karışmıştı. 



Bir anda ani bir refleksle herkes gözünü yere düşen resme çevirdi. Artık bir tek ben değil, yaşadıklarımı görmüş olduklarından herkesin korkmaya başladığını hissedebiliyordum. Herkesin üzerinde ölüm sessizliği vardı. Büyükbabam kapadığına pişman olduğu kalın, işlemeli Kuranı Kerim'in kapağını tekrar açıp, kaldığı yerden okumaya devam etti. Bir zararı dokunmadı bize o gece ama hayatımda büyük bir iz kalacaktı. Ertesi gün olduğunda artık kimsenin orada kalmaması gerektiği açıkça anlaşılmıştı. Babamla ben Bursa’ya, amcamlar babaanneme, büyükbabamlar da bir haftalığına öbür evlerine gitmek üzere hazırlık yapmaktaydık hep beraber.

Bir hafta sonra büyükbabamlar çiftliğe döndüğünde ne oldu biliyor musunuz? Bizi orada istemediklerini anladım. Günde 30 kilo süt veren rekortmen ineğimiz, günde 3 kilo süt vermeye başladı. Ondan 5 gün sonra bütün ineklerimiz sırasıyla rahmetli oldu. “Çiftliğe ne oldu?” derseniz, battığımız için satıldı ve satın alan adamın bu başlığı okumasını istemiyorum. Gelgelelim bana ve beyaz gömlekli adama… Hala kurtulamadım bu şeyden. Ara ara tuvalette aynadan görüp, ürküyorum. Benimle beraber geldi. Sürülerce hocaya, psikologa gittim ama hiçbiri sorunumu çözemedi. Hocalar muska, psikologlar uyuşturucu kıvamında ilaçlar verdiler. İlaçı kullandığım günlerde bile gördüğümden onu artık ilacı kullanmıyorum…

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Advertisement
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Rüya mı Gerçek mi?

Abisiyle birlikte ziyarete gittikleri köylerinde, geceyarısı köyün ünlü terk edilmiş evine girmeye karar veren gencin başına gelen esrarengiz olay.

Published

on

By

yaşanmış korku hikayeleri rüya mı gerçek mi

Abisiyle birlikte ziyarete gittikleri köylerinde, geceyarısı köyün ünlü terk edilmiş evine girmeye karar veren gencin başına gelen esrarengiz olay.

Yaşanmış Korku Hikayeleri: Abim ve ben gençlik zamanlarında annemin doğduğu köye ziyarete gitmiştik. O zamanlar henüz gençlik çağlarında ve heyecan arayan gençlerdik. Özellikle köyün var olduğu gizemli havası oldukça hoş gelmişti. Bu köyde uzun zamandan beri anlatılan bir efsane vardı. Köyün en sessiz ve ücra bulunan bir yerinden bahsediyorlardı. Tepedeki ev köyün en gizemli noktalarından biri olarak kabul ediliyordu. Herkes oraya gitmeye çekinir ve mümkün olduğu kadar yakınında dolaşmazlardı.

Abim ve benim için yeni bir macera fırsatı doğmuş gibiydi. Zira bu tarz şeyler bizi hep heyecanlandırmış ve etkilemişti. Tabi abimin benim kadar inançlı biri olduğu söylenemezdi. O bu tarz şeyleri hep saçma bulmuş ve genel olarak bunları komik görüyordu. Ama köyde yaşadığımız o gizemli olay bundan sonra onun düşüncesini değiştirecekti.

Bir gece tepedeki evi yani bu çok korkulan evi ziyaret etmeye karar verdik. Amacımız bu eve giderek sadece biraz zaman geçirmekti. Annemler uyuduktan sonra abimle sessiz bir şekilde evden çıktık. Gecenin en kör karanlığında evin bulunduğu yere doğru yola çıktık. Köy yerinde kimsecikler yoktu. Bir tek ikimiz gecenin kör karanlığında bir çılgınlığa kalkışmıştık.

Uzun bir mesafe sonrasında nihayet eve ulaştık. Burası anlatıldığı kadar vardı. Hayvan kemikleri görmüş, evin duvarlarında kaplı olan anlamını bilmediğimiz pek çok kelimeyle karşılaşmıştık. Evdeki birkaç parça eşyada oldukça eski tarihlerden kalma gibi gözüküyordu. Abim bir bıçağı alarak incelemeye başladı. O sırada hızlı hareket etmediği halde elini kesmişti. O sırada evin içinden yükselen bir uğultu duyduk.

Öyle demeye kalmadan birkaç siyah köpek karşımıza dikildi. Ve evin içinde bizi kovalamaya başladı. Ne olduğunu anlayamadan kan ter içinde evden koşa koşa ayrıldık. Köpeklerin sesleri uzun süre boyunca devam etmişti ama köpekler gözükmüyordu. Böyle demeye kalmadan annem tarafından hızlı bir şekilde uyandırıldım. Meğerse çığlık çığlığa kalmışım ve fena sayıklıyormuşum. Sabah olunca abimin yanına gelince şok geçirmiştim. Zira abimin parmağı tıpkı dün gece olduğu gibi aynı yerden kesik durumdaydı.

Daha Fazla: Yaşanmış Korku Hikayeleri

Continue Reading

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Keşke Hiç Cin Çağırmasaydık

Konu hakkında yeterli bilgileri olduğunu sanarak cin çağırma gafletine düşen birkaç gencin başına gelen korkunç olayların hikayesi…

Published

on

By

yaşanmış korku hikayeleri Keşke Hiç Cin Çağırmasaydık

Konu hakkında yeterli bilgileri olduğunu sanarak cin çağırma gafletine düşen birkaç gencin başına gelen korkunç olayların hikayesi...

Keşke Hiç Cin Çağırmasaydık

Adım Emir. Size kendi başımdan geçen ve uzun zamandan beri etkisinden çıkamadığım bir olayı anlatmak istiyorum... Arkadaşım Ali ve ben uzun yıllar önce cin çağırma konusuna merak salmıştık. Bu konu çok ilgimizi çekiyor ve her daim bunun hakkında kendimizi konuşurken buluyorduk. Bir gün bu konuyu gerçeğe dönüştürmeye karar verdik. Birkaç arkadaşımızı daha alarak ikindi sonrasında cin çağıracaktık. Konu hakkında çok fazla şey öğrendiğimizden dolayı bu işi başarmak bizim için bir sorun değildi.

Annemler evde yokken dört arkadaş bir araya gelerek çalışmalara başladık. Artık cin çağırmak için herşey hazır durumdaydı. Cin çağırmaya uygun olarak tüm adımları sırasıyla yaptık. Yalnız bir süre sonra odanın yaz aylarında olmamıza rağmen çok soğuk olduğunu fark ettik. Resmen odanın içinde tir tir titreyecek seviyeye kadar gelmiştik. Derken bir çatırtı koptu ve birisi gülerek isimlerimizi fısıldamaya başladı. Biz ne olduğundan habersiz bir şekilde korku dolu gözlerle birbirimize bakıyorduk. Bir süre sonra Ali bu işi hiç sevmediğini ve gelen cinninin pek iyi olmadığını söyledi. Bizde olanlardan sonra oradan apar topar çıkmıştık.

Annemler gelene kadar dışarıda arkadaşlarla takıldıktan sonra herkes evine geçti. O günden sonra artık dört arkadaş için kabus başlamıştı. Ali’nin söylediği gibi gelen iyi bir cinni değildi. O geceden sonra her gece boyunca sürekli farklı şekilde korkutuluyor ve çığlıklar içinde uyanıyordum. İşin korkunç tarafı diğer arkadaşlarımda bu durumdaydı. Uzun zaman geçmesine rağmen kötü olayların ardı arkası kesilmemişti.

En sonunda bir hocaya görünerek durumdan kurtulmaya çalıştık. Hoca ikindi vaktinden sonra çağırılan cinnilerin kötü olma ihtimalinin çok fazla olduğunu gelen cinin de aynı şekilde kötü olduğunu ve bizimle eğlenmek istediğini söyledi. O günden sonra ne kadar çabalarsak çabalayalım bu yaratıktan bir türlü kurtulamadık. Şimdi halen kabusumuz devam ediyor. Keşke hiç cin çağırmaya kalkışmasaydık...

Daha Fazla: Yaşanmış Korku Hikayesi

Continue Reading

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Cinli Köye Gittik

Hakkında bir sürü hikaye duydukları cinli köyde bir gece kalmaya karar veren dört arkadaşın başından geçen korku dolu gecenin hikayesi.

Published

on

By

yaşanmış korku hikayeleri cinli köye gittik

Hakkında bir sürü hikaye duydukları cinli köyde bir gece kalmaya karar veren dört arkadaşın başından geçen korku dolu gecenin hikayesi.

Dört arkadaş bir gün eğlence maksatlı olarak her zaman anlatılan köye gitmeye karar vermiştik. Bu köy bizim çevremizde cinli köy olarak bilinir ve anlatılırdı. Bu hikayeleri her zaman gülerek dinlemiş ve her daim çok eğlenceli bulmuştuk. Bir gün sürekli olarak konuştuğumuz ve Tunceli’de bulunan bu köye gitmeye karar verdik. Ailelerimizden izin aldıktan sonra yola çıkmıştık. Amacımız burada sadece bir gece geçirerek eve dönmekti. 

Bize buranın tamamen terk edilmiş bir yer olduğu söylenmişti. Yani oraya vardığımız zaman kimse orada olmayacak ve sadece dört kişi, koca köyde yalnız kalacaktık. Ama hiçbiri umurumuzda değildi.  Sadece oraya vararak, eğlenceli bir gece geçirip, biraz da kafayı dağıtmak istiyorduk. Akşam vakitlerinde köye vardık. Dedikleri gibi kimsecikler yoktu. Köy zifiri karanlıktı. Her yer harap olmuş, terk edilmiş ve oldukça kötü görünüyordu. 

Bunlara aldırmadan köy içinde biraz gezinmeye karar verdik. Karşıdan gördüğümüz bir ev dikkatimizi çekmişti. Tıpkı filmlerdeki gibiydi. Bu haliyle oldukça korkunç gözüküyordu. Bu evin içine girmeye karar verdik. Eve girdikten sonra, burada çok keskin bir kokunun olduğunu fark ettik. Yıllar önce terk edilmiş bu evin her yeri iz içindeydi. Evin üst katına çıktık. Burası biraz daha iyi görünüyordu. Kapıyı kapattıktan sonra burada biraz içmeye karar verdik. 

Dört arkadaş yere oturmuş hem sohbet ediyor hem evin gizemi hakkında konuşuyorduk. Biz öyle konuşurken kapının kilitlendiğini duyduk. Birisi tarafından odanın içine kilitlenmiştik. Kapıyı açmaya çalışsak da bir türlü başaramadık. Korku ve şaşkınlıkla birbirimize bakarken bir anda arkadaşımın çığlığını duyduk. Camdan bir gölgenin içeri izlediğini görmüştü. Buradan çıkmak istediğini söyledi. Ancak oradan çıkmak için hiçbir yol yoktu. 

Üçüncü katta bulunduğumuzdan dolayı buradan atlamak çok kötü bir fikirdi. Mecburen beklemeye başladık. Sabaha kadar yaşadıklarımız adeta bir kabus gibiydi. Evin içinde sanki deprem oluşuyormuş gibi hissetmiş, yerin çatladığını duymuştuk. Gece boyunca evin içinde sanki hareket eden bir şeylerin varlığı mevcuttu. Sabah vakitlerinde dualarla oradan uzaklaşmayı başarabilmiştik. Bir daha da o cinli köyün yakınına bile yaklaşmadık.

Daha Fazla: Yaşanmış Korku Hikayeleri

Continue Reading

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Geceleri Korkutuluyorum

Geceleri cinler tarafından rahatsız edilip, korkutulan bir genç kızın başından geçenlerin hikayesi ve kendisine cinlerin musallat olma nedenini keşfi.

Published

on

By

Geceleri cinler tarafından rahatsız edilip, korkutulan bir genç kızın başından geçenlerin hikayesi ve kendisine cinlerin musallat olma nedenini keşfi.

Geceleri cinler tarafından rahatsız edilip, korkutulan bir genç kızın başından geçenlerin hikayesi ve kendisine cinlerin musallat olma nedenini keşfi.

Merhaba adım Sinem. Size başımdan geçen ve uzun zamandan beri hafızamdan silemediğim bir olayı anlatmak istiyorum. Biz dört kardeşiz. Bir ablam, bir abim ve bir de benden küçük bir erkek kardeşim var. Ben ablamla aynı odada yatarken diğer kardeşlerim de farklı bir odayı paylaşıyordu. Biz de ablamla ranzada yatıyorduk. Bir gece -tahminimce gece 4 veya 5 sıralarında- bir sesle birlikte uyandım. Kalkıp başımı çevirdiğimde annemin odaya geldiğini gördüm. 

Bizi kontrole geldiğini düşünerek durumu umursamadan yine uyumaya geçmiştim. O sırada annemin kulağımın yanına eğilerek bir şeyler fısıldadığını duydum. Ağzında sanki bir şeyler geveleyip duruyor bana bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Ben duruma anlam verememiştim. “Büyük ihtimal dua ediyor veya üstümü örtmediğim için bana söyleniyor.” diye düşündüm. Sonra bir anda sesin kesildiğini fark ettim.

Annemin gittiğini düşündüm. Gözlerimi açmamla birlikte o şeyi gördüm! O varlığı gördükten sonra bağırmak istesem de bir türlü bağıramıyordum. O benim karşımda dikilmiş ve işaret parmağımı sıkıyordu. Sonra üstüme büyük bir ağırlığın çöktüğünü hissettim. Hareket edemiyor gibi hissediyordum. Demeye kalmadan gözlerim kapandı ve kendimden geçtim. 

Gözlerimi açtığımda sabah olmuştu. Bu olaydan sonra her gece korkutulmaya devam ettim. Korkunç rüyalar görüyor cinler tarafından takip ediliyordum. Bu sorunun neden başıma geldiğini araştırmaya başladım. Bunun için bir hocadan yardım istedim. Hoca bana kahve falı baktığımı bu nedenle bunların başıma geldiğini söyledi. O günden sonra kahve falını tamamen bırakmıştım.

Daha Fazla: Yaşanmış Korku Hikayeleri

Continue Reading

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Arkadaşımın Kılığında Görünen Cin

Öğrenci evinde bir arkadaşıyla birlikte kalan Mustafa isimli şahsın, bir gece vakti yaşadığı ve korkudan bayılmasına yol açan olay.

Published

on

By

Yaşanmış Korku Hikayeleri Arkadaşımın Kılığında Görünen Cin

Öğrenci evinde bir arkadaşıyla birlikte kalan Mustafa isimli şahsın, bir gece vakti yaşadığı ve korkudan bayılmasına yol açan olay.

Adım Mustafa. Size başımdan geçen bir olayı anlatmak istiyorum. Bu olayın etkisinden uzun zaman boyunca çıkamamıştım. Halen bu olayla ilgili sorulara cevap arar dururum… Neyse, üniversite tahsili amacıyla ailemin uzağında bir öğrenci evinde kalıyorum. Evde benden başka bir arkadaşım daha vardı: Nihat. Bir gün, gece geç saatlerde eve gitmek üzere yola çıkmıştım. Bildiğim kadarıyla ev arkadaşım Nihat ise o sırada evde uyuyordu. Evimize giden yol bayağı ıssız ve tenha bir yoldu. 

Oradan geçip giderken bazen korkuyordum. Yine gecenin geç saatlerine kaldığımdan dolayı ortam iyice ıssızlaşmıştı. Ben yoluma devam ederken karşıma iki genç çıktı. Ellerinde içki şişeleri ve ağızlarında sigaraları vardı. Bana sataşacakları belli gibiydi. Birisi bana doğru gelerek omuz attı. Bense durumu pek önemsemeden oradan hızla geçmeye çalıştım. Arkama bile bakmadan oradan uzaklaştım.

Neyse ki tatsızlık çıkmamıştı. Eve geldiğimde kapıyı ev arkadaşım Nihat açmıştı. Odama doğru yöneldim. Cep telefonuma yeni bir mesaj geldiğini gördüm. Ama mesajı ev arkadaşım Nihat atmıştı. Şaşırmıştım: Zaten yan odamda bulunan birinin neden bana mesaj attığı aklımı karıştırmıştı. Nihat, gönderdiği mesajda “Bugün bir başka arkadaşında kalacağı için eve gelemeyeceğini, yarın evde olacağını” söylüyordu. Ben de Nihat’ın odasına giderek “Bana şaka mı yapıyorsun?” dedim. Nihat’sa bu sözlerim karşısında sırıtmaya başladı. O sırada kapı hızlı bir şekilde çalınmaya başladı. Koşarak kapıyı açtığımda karşımda Nihat’ın olduğunu gördüm. 

Ben onu karşımda görünce korkudan bayılmışım. Uyandığımda sabah olmuştu ve evde kimse yoktu. Sabah olunca Nihat eve geldi. Meğerse gece boyunca dışarıdaymış ve mesajı atan da gerçekten oymuş. Ancak hiçbir zaman bana kapıyı açmamış ve o gün o saatlerde evde bulunmamış. Ben bu olayı anlattığımda bana önce inanmadı. Ama ilerleyen zamanlarda ev içinde bazı korkunç olaylar olmaya devam ettiğinde bana inanmaya başladı. Sonraları o evden taşındık. Şimdilerde ise başka bir evde yaşıyoruz.

Daha Fazla: Yaşanmış Korku Hikayeleri

Continue Reading

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Korkudan Evde Yalnız Kalamıyorum

Yeni taşındıkları evde yalnız kalan kadının eşi kılığına giren bir cinle yaşadığı korku verici olayın hikayesi.

Published

on

By

yaşanmış korku hikayeleri - korkudan evde yalnız kalamıyorum

Yeni taşındıkları evde yalnız kalan kadının eşi kılığına giren bir cinle yaşadığı korku verici olayın hikayesi.

Yaşanmış Korku Hikayeleri - Adım Elif. Sizlere başımdan geçen korku verici bir olayı anlatmak istiyorum. Maddi imkansızlıklardan dolayı istediğimiz eve çıkamamıştık. Sessiz ve ıssız bir yerde bir ev kiralamış mecburen bu evde kalmaya başlamıştık. Üstelik çalışma şartlarımız da çok ağırdı. Hem eşim hem de ben sabahtan akşama kadar çalışıyor eve kendimizi zor atıyorduk. Yani aslında hayat bizim için oldukça zor geçiyordu. Tuttuğumuz eve de hiçbir zaman kanım ısınmamıştı. Ama bundan başka imkanımız olmadığı için mecbur bu durumu kabullenmiştim. 

Yine günlerden bir gün işten çıkmış eve yorgun argın dönüyordum. Eve vardığımda kimsenin olmadığını gördüm. Zaten eşim benden daha geç eve gelirdi. Oturma odasına geçerek biraz kafa dağıtmaya karar verdim. Koltuğa uzandım ve televizyonu açtım. Bir süre sonra mutfaktan çok büyük bir tabak çanak kırılması sesi koptu. Olduğum yere çivilenmiştim. “Mustafa sen misin?!” diye bağırdım. Mutfaktan “Evet, benim’’ sesi gelmişti. Koşarak yanına gittim ne olduğunu merak etmiştim. Mutfağa gittiğimde orada kimsenin olmadığını gördüm. Üstelik mutfakta kırılan veya dökülen hiçbir şey yoktu.

Evin tamamını aradım ve yine kimseyi bulamadım. Herhalde ben çok yorgun olduğumdan dolayı bana o şekilde geldiğini düşündüm. Sonra kapı sert bir şekilde çalınmaya başladı. Gelen eşimdi. Ona çok korktuğumu ve başıma gelen olayı anlattım. Eşim hiçbir şey söylemeden beni gülümseyerek dinliyordu. Sonra odasına doğru çekildi. Bende onun yorgun olduğunu ve biraz dinlenmek istediğini düşünmüştüm. Tekrardan oturma odasına geçerek televizyon izlemeye devam ettim. 

Birkaç saat televizyon izledikten sonra yatmak için odama geçecektim. Birden telefonuma bir mesajın geldiğini fark ettim. Mesaj atan eşimdi. Bu gece askerlik arkadaşında kalacağını ve onu beklemememi söylüyordu. Bu mesajı gördükten sonra buz kesildim. Koşarak yatak odasına gittim. Odanın içinde kimse yoktu. Oradan koşarak çıktım ve telefonla eşimi durumu anlattım. Ona yalnız kalamayacağımı ve eve gelmesini söyledim. O da apar topar eve geldi. O gece benim için çok zor geçmişti. Bundan sonraki zamanda o evde yalnız başıma kalmamaya özen gösterdim.

Daha Fazla: Yaşanmış Korku Hikayeleri

Continue Reading

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Gaipten Gelen Sesler

Yakup Kutlu isimli arkadaşımızın Instagram üzerinden bizimle paylaştığı deneyimleri. Çocukluğunda yaşamış olduğu gaipten gelen sesler deneyimi…

Published

on

By

Yaşanmış Korku Hikayeleri - Gaipten Gelen Sesler

Yakup Kutlu isimli arkadaşımızın Instagram üzerinden bizimle paylaştığı deneyimleri. Çocukluğunda yaşamış olduğu gaipten gelen sesler deneyimi… 



Yaşanmış Korku Hikayeleri - Uzun zaman önce oldu… Yaz tatillerinde büyükannemde kalıyordum. O zamanlar cinler, hayaletler vb. konulara çok ilgi duyuyordum. Ananemin evinin karşısında bir mezarlık vardı. Her gece bu mezarlıktan gelen sesler duyuyordum. Bunu insanlara söylediğimde ise bana inanmıyorlardı. Bir sabah ananem bana; ben uyurken uykuda konuştuğumu ve o gece uykumda Yasin suresinin tamamını yüksek sesle okuduğumu söyledi. Ananemim bu söylediğine çok şaşırmıştım çünkü ben o güne kadar Yasin suresini bir kere bile okumuş değildim…

Bir de benim bir bisikletim vardı. Tabii ki o yaşlarda doğal olarak bisiklete binmeyi çok severdim. Yine bir gün o çok sevdiğim bisikletime binmiş geziyordum. Düz yolda giderken birden bisikletin gidonu aniden, kendi kendine sola çekti ve düştüm. Bunun oluşundan çok korkmuştum çünkü yol, buna sebep olabilecek şekilde eğimli değildi. Dedim ya; dümdüz bir yoldu… Neyse; eve dönmeye karar verdim. 

Tam o sözünü ettiğim  mezarlığın başına geldiğimde birinin bana seslenmekte olduğunu duydum. O biri bana ismimle sesleniyordu! Uzun bir süre sesin geldiği tarafa doğru baktım ama kimseyi göremedim. Duvarın öteki tarafında kimse yoktu. İyice korkmaya başlamıştım. 

Hemen ertesi gün ise yine o mezarlığın başında, evvelsi gün yaşadıklarımı bir arkadaşıma anlatıyordum. Tam arkadaşıma, mezarlıktan bir sesin beni çağırdığı kısmı anlatacaktım ki oradan bir “Şisşt!” sesi geldi. Arkadaşım ve ben çok korktuk. O günden sonra ne zaman o mezarlığın yakınlarından geçsem, birinin beni izlediği hissine kapılıyorum. Şimdi bile ne zaman oraya gitsem, gecesinde mutlaka kabus görüyorum. 

Bir de o mezarlığın ilerisinde bir futbol sahası vardı. Bir gün aynı arkadaşımla oraya gitmiştik. Orada; bir tuvalet, iki oyuncu kulübesi, bir tane de izleme yeri vardı. Tuvalet sahanın dışındaydı. Orada aniden; tuvaletten gelen bir bağırma sesi duyduk. Ben o günden sonra artık düzenli olarak Kuran okumaya başladım. O günleri unutamıyorum hala.   

Daha Fazla: Yaşanmış Korku Hikayeleri

Continue Reading

Yaşanmış Korku Hikayeleri

İnternetten Cin Çağırmayı Öğrenen Dört Kız

2009 yılında lisede okuyan ve öğrenci evinde kalan dört kızın, internetten gördükleri bir cin çağırma seansını gerçekleştirmelerinin ardından hayatlarını nasıl kaybettiklerini anlatan bir hikaye.

Published

on

By

Yaşanmış Korku Hikayeleri - İnternetten Cin Çağırmayı Öğrenen Dört Kız

2009 yılında lisede okuyan ve öğrenci evinde kalan dört kızın, internetten gördükleri bir cin çağırma seansını gerçekleştirmelerinin ardından hayatlarını nasıl kaybettiklerini anlatan bir hikaye. 



Yaşanmış Korku Hikayeleri - Şimdi anlatacağım olay tamamen gerçek ve yaşanmış bir hikaye… 2009 yılında, kız lisesinde okuyan gör kız sekiz - dokuz katlı bir binada kalıyorlar. Binanın en üst katında. Bu kızlar, normalde cin, şeytan gibi şeylere pek inanmamalarına karşın bir gün internette, cin çağırma ayini yapan bazı gençlerin görüntülerini izliyorlar. Videodaki gençler, izleyenleri, videoda gördükleri şeyleri evde yapmamaları gerektiğiyle ilgili olarak uyarıyorlar. Ancak buna rağmen eğlence arayışında olan bu dört kız, aynı videoda gördükleri şekilde mum vb. eşyaları gereken şekilde yerleştiriyorlar ve aynı videoda gördükleri şekilde cin çağırmaya çalışıyorlar.

İlk denemelerinde hiçbir şey olmuyor. Ancak aradan kısa bir süre geçtikten sonra kızlardan birini, göremedikleri bir şey hızla duvara doğru itiyor. Kız duvara o kada sert bir şekilde çarpılıyor ki omurgası kırılıyor. Yaşadıkları olayın şaşkınlık ve korkusundan dolayı, yerde boylu boyunca yatmakta olan arkadaşlarının yanına yaklaşamıyorlar bile. Hemen ardındansa bütün ev şiddetli bir şekilde sarsılmaya başlıyor. Evdeki bütün eşyalar kızların üzerine devriliyor ve kızların dördü de eşyalarında altında ezilerek feci şekilde can veriyorlar. 

Olayı araştıran bir yetkili çevredeki güvenlik kameralarını filan inceliyor ve komşulara soruyor “Şu saatte evde bir sarsıntı oldu mu?” diye. Komşuların hepsi “Evet, o saatte ufak bir sarsıntı hissettik.” diye cevap veriyorlar. Adam bu cevaba çok şaşırıyor ve “Evinizin sadece biraz sallandığına emin misiniz?” diye aldığı cevabı teyid etmeye çalışıyor. Çünkü onun şahit olduğu görüntülere göre evde biraz ya da ufak değil, aksine çok güçlü bir deprem olmuş gibi bir var. 

İşin en garip taraflarından biri ise şu: Kamera görüntülerine göre, binada gerçekleşen sarsıntının; eşyalar, kızların üzerine devrildiği anda aniden durması. Sarsıntının tek etkisi ise garip bir şekilde sadece ağır mobilyaların kızların üzerine düşerek onları onları öldürmüş olması değil. Kızların odalarındaki dolapların kapıları açılıp, içlerindeki bütün elbiseler vesaire de etrafa saçılmış durumda bulunuyor. Mutfak çekmeceleri de açık ve içlerindeki bütün malzemeler de sanki özenle ve özellikle yerlere saçılmış gibi. Kamere kayıtlarına göre evdeki bütün kapıların kendi kendilerine açılıp kapandığı da görülüyor. 

Polisin araştırması bilindiği kadarıyla mantıklı bir sonuca bağlanamıyor. Polisten sonra evin sahibi de kamera kayıtları ve görüntüleri izliyor ve evin mühürlenmesine karar veriyor. Ev mühürlendikten sonra ölen kızların aileleri  ev sahibinden rica ederek görüntüleri izliyorlar. Ailelerin söz konusu görüntüleri izlemesinin üzerinden en fazla dokuz on gün filan geçtikten sonra, ölen gençlerin ailelerinin de aynı çocuklarınınki gibi bir ölümle hayatlarını kaybettikleri haberi yayılıyor.    

Editörün Yorumu

Yukarıda okumuz olduğunuz hikayeyi bana (at)yruzaki isimli bir Instagram hesabından direkt mesaj olarak gönderdi bir takipçimiz. Kendisinden şu ana kadar, olayın hangi şehirde gerçekleştiğine yahut kendisinin, anlatılan olayı; kimden, nasıl buyduğuna dair bir bilgi edinemedim. 



Hemen şunun altını çizmek istiyorum; burada amacım kesinlikle bu tarz hikayeler paylaşan arkadaşların ne inançlarını sorgulamak ne de kimseyi sözü geçen olayların gerçekliği ile yahut aksi ile itham etmek. Amacım; hikayeyi keyifle okuduktan sonra diğer olasılıklar dair ufuk açmak… Hikaye bana biraz kulaktan kulağa anlatılma yoluyla değişmiş gibi geldi. Bu en büyük ve en gerçek olayların bile başına gelen olağan bir durumdur.  

Hikayeye göre aslında evin bütün odalarında güvenlik kameraları var ki bu normal şartlar altında bırakın aile konutlarını, işyerlerinde bile sık rastlanan bir durum değildir. Sanki evin bütün odalarında güvenlik kameraları olduğu bilgisi olaya, kişiden kişiye aktarımlar sırasında, olayın gerçekliğine yahut doğaüstülüğüne dair olan inancın güçlendirilmesi amacıyla sonradan eklenmiş gibi geldi. Bunu, hikayeyi Instagram üzerinden bana anlatan arkadaşın yaptığını düşünmüyorum tabii. Muhtemelen bu anlatım ona ulaştığında da evin her odasında bulunan güvenlik kameraları detayı hikayenin içine çoktan eklemlenmişti. 

Bunun dışında bir de şöyle düşünelim: Belki de bütün bu gizemli, doğaüstü ölüm sahneleri, organize bir cinayet silsilesini örtbas etmek için yayıldı. Belki de kızlar ağır fiziksel şiddet sonucu travmaya bağlı etkiler sonucunda öldüler ve bunu yapan kişi veya kişiler, cesetlerin üzerindeki darbeleri, üzerilerine ağır mobilyalar devirerek olağanlaştırmak istediler polisin gözünde. Amaç kafa karıştırarak olayın çözümünü zorlaştırmak olabilir pekala. Hatta olay mahaline mum vb. ayin gereçleri yerleştirmek fikri dahi aynı amaca matuf zekice bir planın parçaları olabilir…

Bütün bunların sonucunda bütün bu yaşananlar gayet somut insan cinayetleridir diyebilir miyiz? Hayır. Çünkü elimizde bu olayın gerçekten yaşanıp yaşanmadığı dahil, yaşandıysa eğer birinci elden şahitleri yahut somut delilleri gibi veriler yok. Fikir yürütüyoruz sadece. Yani atıp tutuyoruz 🙂 Sizin de olaya dair farklı fikirleriniz, tezlerini olursa yorumlar bölümünden bizimle paylaşın derim.

Sinan Özgenç

Daha Fazla: Yaşanmış Korku Hikayeleri

Continue Reading

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Evimize Giren Cinler

Olayı anlatan kişinin henüz 13 yaşında iken yaşamakta oldukları köy evinde bir geceyarısı yaşadığı korku dolu anların tüyler ürperten hikayesi…

Published

on

By

YAŞANMIŞ KORKU HİKAYELERİ - evimize giren cinler

Olayı anlatan kişinin henüz 13 yaşında iken yaşamakta oldukları köy evinde bir geceyarısı yaşadığı korku dolu anların tüyler ürperten hikayesi...

Yaşanmış Korku Hikayeleri - Babamızın evimizden uzak olduğu yıllarda sürekli bir tedirginlik ve huzursuzluk yaşıyorduk, üç kardeşiz ve köy evimizde ben annemin yanında yatarken abilerim yan odada uyuyordu. O zamanlar 13 yaşındaydım. Yani hayatımda bir şeyleri yeni yeni anlamlandırmaya başladığım yaşlardaydım. Duvarlarımız beyaz kireçli ve geceleri korkmayalım diye bir gaz lambası kısık ateşte sürekli yanardı. Uyuyamadığımda yanan ateşin tavana yansımasına izler dururdum.



Ancak duvarlar beyaz olduğundan az ışıkta olsa odada her şey seçilebiliyordu. O gün de aynı şekilde yatağa gireli birkaç saat olmasına rağmen ben uyuyamamıştım. Tavana bakıyordum. O sırada odamızın kapısı açıldı ve içeri kafasında kasket olan bir adam girdi. Babam evde olmadığı için dayım köyümüze gelerek, sık sık bizde kalırdı. Yine geç vakitte o geldi diye düşündüm fakat adamın arkasından odaya bir de kadın girdi.

Adam önde, kadın arkada gaz lambasının asılı olduğu duvara doğru yürüdüler. Kadın, beyaz bir elbise giymişti. Simsiyah saçları beline kadar uzanıyordu. Hiç konuşmadılar ve lambanın yanında öylece durdular. Her ikisi de bir süre lambanın fanusunun içine baktılar. O anda yüzlerini çok net görebilmiştim. Bu kişileri tanımıyordum. Ama adamın dayım olmadığını anladığında çok korkmuştum. Korku ve heyecandan dilim tutulmuştu.

Ardından adam gaz lambasının ışığını biraz açtı. Her şeyi artık çok daha net görebiliyordum. Lambayı açtıktan sonra; yine o önde, kadın arkada yürüyerek odanın penceresinden dışarı çıktılar. İşte o anda "Anne!" diye bağırarak, ağlamaya başladım. Annem hızla elimi tuttu. "Oğlum sen de gördün mü? Korkma." dedi. Bu olaya odada bulunan annem ve ben aynı anda şahit olmuştuk. O gece korkuyla birbirimize sarılarak yattık. Sabaha kadar gözümüze uyku girmedi. Bu olayı kimseyle paylaşmadık. Sırrımız olarak uzun bir süre içimizde yaşadı.

Daha Fazla: Yaşanmış Korku Hikayeleri

Continue Reading

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Cinlerle Dalga Geçmek

Büyükleri evleri yokken bir araya gelen ve sırf eğlencesine cin çağırıp, olmayınca cinlerle dalga geçmeye çalışan bir grup gencin başından geçtiği iddia edilen korku dolu olayın hikayesi…

Published

on

By

yaşanmış korku hikayeleri - cinlerle dalga geçmek

Büyükleri evleri yokken bir araya gelen ve sırf eğlencesine cin çağırıp, olmayınca cinlerle dalga geçmeye çalışan bir grup gencin başından geçtiği iddia edilen korku dolu olayın hikayesi...



Yaşanmış Korku Hikayeleri - Bursa'da yaşıyorum. Size başımdan geçen korkunç bir olayı anlatacağım… O zamanlar 14 yaşındaydım ve heyecanı seven bir çocuktum. Daha yeni bir motorum olmuştu ve hız yapmayı sevenlerdendim. Bir gün arkadaşım Gökhan'da 8-9 arkadaş toplandık hazır evleri boşken.

Müzik filan dinliyoruz... Sessiz bir arkadaşımız vardı. O çocuktan hep korkmuşumdur nedense... Adı Mustafa'dı. Neyse, biz dans ediyoruz ama Mustafa bir kenarda oturmuş, bizi izliyor ve gülüyordu. Ben bir ara yanına gittim ve "Ne bakıyorsun olum; gel hadi sen de hep beraber dans edelim" dedim. Mustafa bana baktı ve "Daha çok eğlenicez" dedi. Ben de "Peki" dedim ve dansa devam ettim.

Yarım saat aralıksız danstan sonra herkes ölü gibi yere yığılmış yatıyordu. Çok yorulmuştuk. Mustafa bir anda "Beyler cin çağıralım mı?" diye ilginç bir teklif attı ortaya. Ee tabi biz de meraklı çocuklarız "Tamam lan!" dedik. İnternetten araştırdık nasıl cin çağırılır diye. Ciddi ciddi internette yazanları uyguladık hatta 1-2 defa tekrar ettik. Baktık hiç bir şey olmuyor... Ercan diye bir arkadaş var 16 yaşında "Şimdi ben bu cinlerle dalga geçicem" dedi. Mustafa hemen cevap verdi. "Sakın! Başına bela alırsın!!" dedi.

Ercan hiç takmadı ve başladı bağırmaya. Az bir zaman geçti bir anda Ercan
yere yığıldı. Hepimiz şok geçirdik! Kimse çocuğa bir şey de yapamıyor. Arkasını dönüp, parmağıyla; bir kapıyı gösteriyordu bir de tavanı... Hepimiz çok korktuk. Çocuğa tokat atıyoruz yok; çocuk; yine kapı, tavan, kapı, tavan... Sonra bir anda hiçbir şey olmamış gibi ayağa kalktı ve "Bi tuvalete gideyim" dedi. Çocuğa hiçbirimiz cevap dahi veremedik. Sanki hiçbir şey olmamış gibi öylece kalktı ve gitti...

Hepimiz konuşuyoruz; aramızdan 1-2 kişi ağlamaya başladı. Ercan odaya girdi
ve birden gülmeye başladı "Nasıl korktunuz ama" diye. Biz de o an şaka yaptı zannettik ama bir anda o da ağlamaya başladı. Hıçkıra hıçkıra; çok fena... Kalktık çocuğa su getirdik içti ve bir anda kusmaya başladı. Nasıl bir kusma ama; simsiyah, zift sanki... Daha sonra bize bakarak ve çok garip bir ses tonuyla "Kaçın!" diye bağırdı. Gökhan hemen annesini aradı. Ben, Mustafa ve Furkan; üçümüz Ercan'a vurmaya başladık. Ercan beni bi tuttu; nasıl sıktığını anlamadım; ölecektim sanki. 10 tane adam dizin önüne, yine zorlanmadan döverdi.



Her neyse; biz evden kaçtık. Gökhan evi terk edemedi. Çocuk orda kaldı Ercan'la. Ertesi sabah hep beraber toplandık. İlk önce Ercanlara uğradık. Annesi "Eve hiç gelmedi" dedi. Polisi filan aradık; çocuk kayıp. Daha sonra Gökhan'a uğradık. Çocuğun sırtı bıçakla kesilmiş sanki. O günden bu yana Ercan kayıp. Gökhan'sa kekeme oldu. Bu anlattığım olay 2006'ya aittir. Tamamen gerçek bir olaydır. İsterseniz 2006 yılının gazetelerinde, haberlerinde bulabilirsiniz.

Daha Fazla: YAŞANMIŞ KORKU HİKAYELERİ

Continue Reading
Advertisement

Facebook Sayfamızı Takip Edin

Advertisement
Advertisement

Popüler