Connect with us

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Çiftlikteki Beyazlı Adamlar

Çatalca’daki bir çiftlikte yaşanmış; cinlerle mi yoksa şehitlerin ruhaniyetleriyle mi ilgili olduğu açıklığa kavuşturulamayan gizemli ve korku dolu olaylar.

İstanbul, Çatalca’daki bir çiftlikte yaşanmış; cinlerle mi yoksa savaşta şehit olanların ruhaniyetleriyle mi ilgili olduğu kesin olarak açıklığa kavuşturulamayan gizemli ve korku dolu olaylar…

Yaşanmış Korku ve Cin Hikayeleri – Lise 1’i yeni bitirmiştim. O sıralarda da bizim aile yadigarı olan 40 – 50 senelik çiftliği tekrardan hayata geçirme çabası vardı babam ve dedemde. Tam yeri İstanbul Çatalca’nın Kabakça köyü. Babam, dedem, üvey babaannem ve amcamın çiftlikte başarından tuhaf olayları dinleyerek büyümüştüm. Sırf o hikayelerden kitap yazılır ama o zamanlar inanmıyorduk işte çocukluk…

Köyle İlgili Anlatılan Esrarengiz Hikayeler

Söylentilere göre Kurtuluş Savaşı sırasında Kabakça köyünde bazı çatışmalar olmuş. Bu yüzden bu köyde bir sürü isimsiz şehit varmış. Bunların doğru olabileceğine inanıyorum lakin bizimkilerin olayları açıklamak için uydurduğu birer bahane de olabilirler tabi. Her neyse, lisede berbat bir öğrenciydim. Lise 1’de 6 tane zayıfım vardı. Babam bana “Eğer ikmallerde geçersen bütün yaz çiftlikteyiz” dedi ve öyle de oldu. Keşke bir sene daha lise 1’de kalsaydım da oraya gitmeseydim.

4 saatlik bir yolculuğun ardından yorgun düşmüş şekilde vardık çiftliğe. Bir sürü hikaye duyacağım diye hazırlamıştım kendimi önceden ama beni bu kadar etkileyeceklerini bilmiyordum. Amcaoğluyla akşama kadar ata binip sigara içiyorduk. Geceleri de sabaha kadar poker oynuyorduk. Acayip eğlenceliydi bir süre. Bizim ev 2 katlı ama alt katı kullanmıyorduk o zamanlar çünkü sürekli su basıyordu kışın. Alt katta bilardo masası dışında başka bir şey yok. İçeri girdiğinizde kendinizi Amerikan filmlerindeki cadılar bayramı evlerinden birine girmiş gibi hissediyorsunuz. Duvarlar sperm rengi, kapılar buzlu camlı bir kat işte… Her gece saat 01’e kadar bilardo oynayıp, sonra pokere geçerdik. 

Yaşadığımız İlk Korku Dolu Olay

Bizim bakıcı Remzi abi 24 yaşında. O da bizimle beraberdi. Bilardo oynuyorduk o gece. Saat 00:30 civarı… Remzi abi “Artık gidelim gençler! Geç oldu.” dedi. Ben de “Tamam; şu oyun bitsin, gideriz.” dedim. 100 sayılık üç topta kuzenim 77 ben 56… Hiç unutmam. Neyse oyunu bitirdik.  Sigaraları söndürdük. Yukarı çıkacağız. Kuzen ışıkları kapattı. Kapı da kapalı; birden girilmesin diye. Kapının kolunu indirmesiyle “Oğlum! Kapı açılmıyo lann!” demesi bir oldu. Ben zannettim bu bizle taşak geçiyor. “Hadi lan ordan yemezler” dedim ben de. İkinci çıkışa gittim. Kolu indirdim. İndirmemle “Ananı!” demem bir oldu. Kilitlenmiştik resmen oraya.

Dizlerimin üstüne çöküp ne kadar bildiğim dua varsa okumaya başladım. Işıklar kapalı, hiçbir yer gözükmüyor. Zifiri karanlık ve ne Remzi abiden ne de kuzenden ses seda yoktu. Tek duyduğum hemen duvarın karşısındaki ahırdan gelen ineklerin sesleriydi. Yaklaşık 5 ya da 10 dakika sonra 2 tane farklı ses duydum. Bu ses kilit sesiydi ve bir anda ışıklar yandı. Hayatım boyunca hiç unutamayacağım bir kareydi karşımda gördüğüm. Remzi abi ve kuzen koltukta birbirlerine sarılmış, gözler kapalı dua okuyorlardı. O gece konuşmadan direkt yattık.

Ertesi gün kalktığımda olayın şokunu henüz atlatamamıştım. Hala şaşkınlık üzerimdeydi. Kahvaltı etmeden direkt atı eyerleyip, derenin oraya indim. Atı bağlayıp, güneş altında kavrulup hamam suyundan beter olan suyla elimi yüzümü yıkadım. Çiftlik ortamı ve lise 1’e giden çocuğun beline tabanca takan bir babam var. Çocuğuz tabi ne anlayalım; yere oturmamla belimde sıkışmış tetiğin merminin içindeki barutu tutuşturup patlatması bir oldu. Kulaklarım patlayacakmış gibi oldu. Anlık korkuyla kalkıp, belimdeki tabancayı çektim. Başka biri ateş etti sanmıştım. Tabancadan çıkan dumanları görünce, sığ dereye tabancayı fırlattım ve ata binip geri döndüm. 

Kuzen kalkmıştı. Oturup kahvaltımızı ettik ve önceki gece yaşadıklarımızı değerlendirmek için içerdeki salona geçtik. Kuzen hala uyanamamış, şaşkın şaşkın etrafa bakınıyordu. Konuyu açan ben oldum. “Oğlum lan; ne oldu dün gece öyle?” Hala dalmış bir vaziyette sabit bir yere bakıyordu… “Laan!” “He, noldu kuzen?” “Soru soruyorum; duymuyor musun olum?” “Dalmışım kuzen kusura bakma.” “Ne oldu dün akşam diyorum?” “Kuzen konuşmayalım bunu lütfen.” “Neden olum, ne oluyo lan?” “Sen onu görmedin mi?” “Neyi lan neyi?” “Kuzen valla bak boşver. Hadi yürü; inekleri otlatıcaz. Sonra anlatırım.”

Kafamdaki soru işaretleri ile kuzenin peşinden gittim. Remzi abinin kapısını çalıp, uyandırdıktan sonra kuzenle ben atları eyerleyip biz atta, Remzi abi önümüzde, inekleri tarlaya çıkardık. Remzi abi oturmuş sigarasını içerken biz atlarla dağılan inekleri sürünün içinde tutuyorduk. Büyümüş mısırları bilen bilir; sapları çok sert olur. Tarla ful mısır olduğundan atın üstünde kafamız anca mısırların üstüne kadar çıkıyordu. Sanırım atın ayağı o topraktaki saplardan birine takıldı. Atla beraber yere düştük. Ama bu yavşaklar yardım edeceklerine karşımda durup yarıla yarıla gülüyorlardı. 

At Aniden Bir Şeyden Korktu

Yaşanmış Korku ve Cin Hikayeleri – Biraz cüsseliyimdir. Atın üstünde kaldığımdan at ezilmesin diye hemen kalkmaya çalıştım. Üzerinden çekildim. Üstümü başımı silkeledim ama at hala yerde ölü gibi yatıyordu. Gözlerini kırparak, sanki elinden şekeri alınmış bebek gibi “Ne olur yardım edin” edasıyla bakınıyordu etrafa. Birkaç kere hafifçe kırbaçladıysak da kalkmadı. “Ne yapıcaz lan” şeklinde birbirimize bakıyorduk.

Biz öyle aptal gibi bakışırken atın kalkmaya çalıştığını gördüm. Dizginleri yakalamak için hamle yaptım ama tutamadım. At kalktığı gibi dereye doğru koşmaya başladı. Biz öyle eli kolu bağlanmış gibi at ufukta kaybolana kadar arkasından baktık durduk. Elden bir şey gelmiyordu. Zaten gördüğümüz manzaradan sonra o ata binmek isteyeceğimi de pek zannetmiyordum. Remzi abi “Hadi boşverin. Toplayalım şu inekleri de gidelim artık.” dedi. 

Toplanıp çiftliğe gittikten sonra çiftliğin tek odalık müştemilatına girdik. Oturup sigaraları yaktık. İçmeye başladık. Remzi abi “Bırakın; at döner iki güne” diye teselli etmeye çalıştı bizi. O zamanlar annem, babam, dedem, üvey babaannem filan hiç biri bilmiyor sigara içtiğimi. Bir tek babaanneme söylemiştim. Onu yakın hissederdim kendime. O da hiçbir şey demezdi bana ama dedemle 20 – 30 senedir ayrı oldukları için babaannem yazlıktaydı o sıralar. Zaten İstanbul’a gittiğimde hep önce babaanneme sonra çiftliğe giderdim rahmetli olana kadar babaannem. 

Kuzenimin Tuhaf Tavırları

Her neyse, bir de bu Remzi abinin babası var. Özer baba. O da aynı şekilde bakıcı çiftlikte. Baba oğul ineklere bakıyorlar. Özer aradı Remzi’yi. Ahırda bok temizleyeceklermiş. Bu gitti biz kaldık kuzenle. Yine konuyu ben açtım. Adamın ağzını bıçak açmıyor. Benden bir yaş küçük bu. Geldiğimden beri bir tuhaflık var bunda. Sürekli bir yerlere dalıp gidiyor… O sene de Gemlik’ten taşınmışlardı çiftliğe. Okulu filan değişti; ondandır diye üstelemedim pek ama bu soruma da cevap vermeyince “Ne oldu lan sana? Bir derdin mi var olum? Neden konuşmuyorsun?” diye sordum.

İrkilerek birden bana baktı “Ne derdi olum ya! Yok bi şey.” “Sen böyle değildin kuzen. Sürekli bir yerlere dalıp gidiyosun; anlamıyorum.” “Kuzen, tamam; her şeyi göstericem ama şimdi değil.” “Neyi göstericen olum? Bi anlatsana” “Akşama kadar sabret; anlayacaksın her şeyi.” “Tamam.” dedim. Çıkıp eve gittik. “Kuzen, ben sıkıldım gel ava çıkalım beraber” dedim buna. “Yok kuzen ya boşver sonra çıkarız.” “Hadi be olum zaten kırk yılın başı gelmişim; kırma beni.” “Kuzen valla başım ağrıyor. Sonra gidelim.” “Başlayacağım artık ama ha!” 

Hızlı hızlı eve çıkıp fişekliği taktım boynuma. Kısa çifteyi aldım. Kafamda kovboy şapkası… Çıktım dağ bayır dolanmaya. Dolaştığım yerler bayağı eğimli, yüksekte kalıyor çiftlikten. Erken kalktığımızdan öğle saatleri güneş tepede. Mudurnu Tavuk gibi kızarmışım. 15 – 20 metre ağaçlarla çevrili, ortası gölgelik bir alan gördüm. “Gideyim şurda dinleneyim biraz” dedim. Gittim oturdum. Yayla gibi olduğundan düm düz her yer. Gölgelik dediğim alan da bayağı büyük. Rahat 1 dönüm vardır. Çifteyi kırık vaziyette yere koydum. Parliament’imi yaktım içiyorum. 

Derin bir nefes alıp, yaşadıklarımı düşünmeye başladım. “Ulan nereye gelmiştim ben?” Oysa ki çocukken hep buralarda büyümüştüm ama başıma böyle olaylar gelmemişti hiçbir zaman. Havaya bakınırken beyaz bir kuş gördüm. Çiftede 2 tane kuş saçması vardı. Sigarayı attım hemen. Sarıldım tüfeğe. Nişan alıp ateş ettim ama ıska! Benle dalga geçer gibi yavaş yavaş gidip ağaca kondu. Onun ordan kalkmasını beklerken tam arkamdan aynı kuştan bir tane daha çıkıp öbür ağaca gidip kondu. Sürekli aynısı olmaya başladı. Nereye baksam tam arkamdan kuş geçiyordu. 

Tüfeğin diğer namlusundaki fişeğe güvenip, sabit bir ağaca bakmaya başladım. Ama sanki bana inat; baktığım taraftan hiç kuş geçmedi. Öyle odaklanmış olarak bakarken arkamdan “Vuuufff” diye bir şeyin geçtiğini hissettim. Tüfeği bel hizama indirip, arkamı döndüm ama hiç bir şey yoktu. Dönmemle tüfeğin elimden kayıp düşmesi bir oldu. Bilirsiniz; çifte yere düştüğü zaman patlar. O yüzden avcılar yere düşerse patlamasın diye namlular kırık vaziyette taşırlar çifteyi. Evet patladı paslı ve yağlı sağ namludaki mermi. Ayakkabımın ucunu sıyırıp toprakta büyük bir iz bıraktı. O an aynı şekilde arkamdan birinin geçtiğini hissettim ama bu sefer aldırmadan tüfeği yerden alıp eve yürümeye başladım.

Geceyi Beklerken

Yaşanmış Korku ve Cin Hikayeleri – Leş gibi terlemiştim. Kafamdaki saman şapka kafama yapışmış, acayip rahatsız ediyordu. Eve gidip hemen duş aldım ve dinlenmek için 2. salona uzandım. Babamla amcam evde değildi. Her gün gidiyorlar. Çiftliğin daha yeni canlanmasından dolayı düzen tam oturmamış, sürekli birileriyle görüşüyorlardı. Dedem desen sabahtan akşama kadar hep aynı koltukta oturup sigara içer, tuvalete gidip gelince bile nefes nefese kalırdı. Ben uzanmışken kuzen geldi yanıma. “Nerdeydin lan?” dedi. “Dolaştım geldim” dedim. “Akşam yine iniyoruz dimi bilardoya” dedi. Kuzene kızgındım ama göstereceği şeyi de merak ediyordum “Evet incez” dedim. “Tamam” dedi içeri gitti. 

Yine düşüncelerimle baş başaydım. Yaşadıklarımı ve akşam ne olacak diye düşünmeden duramıyordum. Gerçi bir daha da oraya inmek istemiyordum ama merak işte. Düşünürken uyuyakalmışım. Akşam yemeğinde uyandırdı kuzen “Hadi kalk! Yemek yiyeceğiz kuzen.” “Tamam geliyorum.” Elimi yüzümü yıkadım. Oturduk yemek yedik. Babamlar daha gelmemiş. Biz de beklemedik, çıktık dışarı. Çiftliğin etrafta hiçbir ışık yok. Zamanında dedem koymuş ama artık çalışmıyordu hiçbiri. O yüzden bahçede el fenerleriyle gezerdik biraz. Çiftliği kolaçan ettikten sonra Remzi’yi çağırmak için gittik aptal Özer’in evine.

Kapıya Özer çıktı. “Remzi abi nerede?” dedik “Uyuyor” dedi. Biz de beklemedik, yürümeye başladık. Ben kuzene bakıyorum “Ne gösterceksen göster artık” diye. “Ne bakıyon olum” dedi “Lan ne zaman anlatacan?” “Şimdi değil; gece tam 3’te” “Başlayacağım; üçünü beşini sokturtma kafana” dedim. “Oğlum düzgün konuş; karışmam bak ha” dedi. “Allah Allah ne olacak lan!” dedim sinirli bir şekilde değil taşak geçme edasında. Çocuk gibi çakıl çiftliğin yolunda, zifiri karanlıkta boğuşmaya başladık. 

Çığlık Sesleri Ödümüzü Kopardı

5 – 10 dakika boğuştan sonra küfürlerimizi bir çığlık sesi böldü. Uzakta; bizim çiftliğin arkasına doğru bir ev daha var. O taraflardan geldi ses. Hep aynı klişeler falan demeyin; size yemin ederim aynı bu şekilde oldu. Üstümüz başımız toz içinde, birden ayağa fırladık. Karanlıkta mal mal, elimizde fenerle ileri doğru bakıyoruz. Sanki bir şey görebilecekmiş gibi. Dayanamadım “Kuzen yürü gidelim eve. Korkuyorum olum ben” dedim ve koşarak alt kata girdik. Anasını satayım; neden alt kata giriyoruz? Ama işte o an korkudan dalıverdik içeri.

Bu sefer bir şey olmadı içerde ama ikimiz de üç buçuk atıyorduk. Dışarı da çıkamıyoruz. “Allah’ım ne olur bitsin artık bu şeyler” diye dua ediyorum içimden. 5 dakika sonra Remzi abi geldi. Uyanmış “Ne yapıyorsunuz len eşekler?” dedi. Cevap vermedik ama Remzi abiyi görünce rahatlamıştım biraz; ne yalan söyleyeyim”. Hadi kalkın; bilardo oynayalım” dedi. Kafayı dağıtırız diye “Tamam dedik ama bir yandan da şaşırıyorum; bu adam nasıl bu kadar rahat diye. Neyse gece bir şey olmadı fazla. Kaptırmışız kendimizi bilardoya. Babamların bizi pokere çağırdığını hatırlıyorum. Remzi abi saate bakıp “Oo çok geç olmuş. Sabah sağıma gireceğim. Ben gideyim artık” dedi ve gitti. Biz de kuzenle yukarı; pokere çıktık ama gece 03:00 aklımda tabi.

Bir bir buçuk saat kadar oynadık diye hatırlıyorum. Saat 02:30’du. Ben “Sıkıldık, gidelim biz” dedim. “İyi, tamam” dediler. İndik bilardo salonuna. Kuzen “Yarım saat kaldı hazır mısın?” dedi. Ben “Neye lan?” dedim. “Sus oğlum; kızdıracaksın bak!” “Kızsan ne olacak lan?” dedim. “Ben değil ki” dedi. İyice kafam gitti benim. Orada tamamen afallamış vaziyette kalakaldım. Ne olcaksa olsun diye düşünüp, senelerce farelerin kemirmesinden ve su baskınına uğramaktan bitap düşmüş koltuğa attım kendimi.

Gece Saat Tam 03:00’te Gördüğüm O Korkunç Şey

Bir sigara yakıp rahatlarım diye düşündüm ama kuzen; bir camdaki perdeye bir de bit pazarından aldığı dandik saate bakıp duruyordu. Sormadım “Ne yapıyorsun?” diye. Saat tam 03:00 olduğunda beni çağırdı. Işıkları kapatıp, eliyle dışarıda yanan tek lambanın ışığı ile aydınlanan perdeyi işaret etti. Sarı ve soluk ışığa bakıp ne olacak diye merak ederken “Ne lan bu?” dedim. “Şşşşş!” yaptı eliyle ve fısıldayarak “Bakmaya devam et” dedi. Kafamı çevirdim ve görmemle dizlerimin üstüne çöküp başımı ellerimin arasına almam bir oldu. 

Yaşanmış Korku ve Cin Hikayeleri – Bir şey soldan sağa doğru yavaş yavaş yürüyüp, tam camın önünde durdu ve ağır ağır yüzünü bize döndü. Perde kapalı olduğundan Allah’tan sadece gölgesini görebiliyorduk. Gölgenin normal insan gibi kol bacak ve kafası belli oluyordu ama bir insan olamayacak kadar uzun bir şeydi. Birden cama doğru yürümeye başladı ama normal insan gibi değil, sanki kayıyormuşçasına. Ben korkudan ayağa fırlayıp kaçmaya çalıştım ama kuzen kolumdan tuttu. Fısıldayarak “Dur” dedi. Gölge yaklaştı, yaklaştı, yaklaştı… Bütün perde gölgeyle 1 ya da 2 saniyeliğine kaplandı ve sonra birden yok oldu. Yerde oturmuş ağlıyordum. Artık tek istediğim bu yerden gitmekti. 

Kuzen hiç etkilenmemişçesine gidip ışıkları açtı. “Şimdi anladın mı?” dedi. “Neyi anlayacaktım ki?” Bunların hiçbir açıklaması yoktu ve daha çok kafamı karıştırıp korkmamı sağlamıştı. Bir şey demeden kapıya yöneldim. Tam çıkacakken kuzen “Dur!” dedi. “Şimdi çıkarsan hiç güzel olmaz. 10 dakika daha bekle…” Saatime baktığımda saat 03:50’ydi. Evet  03:50! Neredeyse bir saat boyunca biz o şeye bakıp durmuşuz! Sanki zaman atlaması yaşamışız gibi gelmişti. Geri döndüm. Koltuğa oturdum ve kuzen Hatırlıyor musun?” diye söze girdi. “Neyi lan neyi kuzen!? Neyi!” diye bağırdım bir an. Acayip korkuyordum. “Büyükbabamın anlattığı beyaz adamı” dedi…

Büyükbabamızın Anlattığı O Hikaye

Bu arada dedeme biz büyükbaba derdik. “Büyükbaban kim?” demeyin. Şimdi o hikayeye geçiyorum: Eskiden o bakıcı evi babamın babaannesinin eviymiş ve her gece evde mutlaka babamın amcaları, enişteleri filan olurmuş. Aile geniş…

Biraz evin yapısını anlatayım: Birincisalonda oturunca sokak kapısı normal, bildiğiniz balkon kapısı. Dışarıda aşağı doğru bir merdiven, merdivenden önce de balkon var. Balkonda masa, sandalye filan yani salondan balkon rahatça gözüküyor. Babamın babaannesi, balkon tam karşıda kalacak şekilde duran koltuğa otururmuş hep. Çok yaşlı olduğu dönemlerde olmuş bu olay da. Çok büyük bir şey değil ama bana göre bir kanıttı anlatılanların gerçek olduğuna dair. 

Bir gece babam ,büyükbabam, babamın babaannesi oturuyorlarmış salonda. Büyükbabam o zamanlar daha genç… Kalkmış tuvalete gitmiş. Babamın babaannesi 5 dakika sonra babama “Oğlum bak bakıyım; baban balkona çıktı galiba” demiş. Babam da “Yok babaanne; babam tuvalette” demiş. Babaanne “E; balkondaki kim?” deyince, babam balkonda oturan beyaz gömlekli adamı görmüş. Olayda büyütülecek bir şey yok gerçi ama benim kafamdaki taşların yerine oturmasına bir nebze yardımcı olmuştu o zamanlar.

Her Cuma Gecesi Görünen Beyazlı Adam 

Kuzen bunu tekrar anlattıktan sonra ekledi “Her cuma gece 03:00’te o adamı görüyoruz kuzen. Haftanın her günü de daha demin gördüğümüz olay oluyor sürekli. Bu artık herkes için normal. Getirmediğimiz hoca kalmadı. Hepsi de ‘Buradan çıkın, sizi istemiyorlar’ dedi ama şu ana kadar bize bir zararları olmadı” dedi. Bizi istemediklerini aynı sene içinde anlayacaktım ama çok geç olacaktı… Bir an afalladım. Kim olduklarını, neden bizi istemediklerini bilmek filan istemiyordum artık. Eve çıkıp yatağa girdim ama uyuyamadım sabaha kadar. Kötü niyetli varlıklar olmadıklarını biliyordum çünkü amaçları korkutmak olsa her gece rüyama girerdi ama orada kaldığım sürece hiçbir zaman rüya görmedim. Belki de Hz. Ali’nin resminin olduğu odada yatmamdan dolayıdır bilemiyorum…

Sabah ezanına doğru uyumuşum. Uyandığımda saat 14:00 civarı idi. Acayip uyumuşum. Kahvaltımı ettikten sonra dışarı; kuzeni bulmaya gittim. Köpeklere yemek veriyordu. Bu arada atı anlatmayı unuttum… İki gün sonra ileriki köyde buldular atı. Ama eğeri ve nalları yoktu. Her neyse kuzenin yanına gittim “Günaydın” “Hele şükür uyandın.” Cevap vermeden atı eğerlemeye gittim. Kuzen arkamdan koşup, elinde yemek kabıyla “Ne oldu olum?” dedi. “Nasıl ne oldu lan? Nasıl ne oldu? Ağzına sıçtığımın geri zekalısı! Psikolojimi bozdunuz buraya geldiğimden beri. Bir de ne oldu diye mi soruyorsun şerefsiz!?” “Kuzen tamam; ne kızıyorsun? Biraz ani oldu belki ama bunları bilmen gerekliydi. Hem sen istedin göstermemi.” Arkamı dönüp yürümeye devam ettim. Gözlerimden akan iki damla yaşı tutamadım zaten tutmaya da çalışmamıştım. 

Gece Porno Dergiye Bakarken Kapı Çalındı

O gün hiçbir şey olmamıştı, geceye kadar tabi. O gece Remzi abilere gittik. Büyükbabamlar öbür evlerine, babam Bursa’ya, amcam da köye gitmişti ve yalnızdık. O zamanlar internet yok. Remzi dergi almış; ona bakıyoruz. Özer baba da gelip “Yatıyorum” deyip, gitti. Biz dergiye bakmaya devam ediyoruz. Aradan 10 dakika geçti. 

Yaşanmış Korku ve Cin Hikayeleri Odanın kapısını tıklattı biri. Kalkıp baktık; kimse yok. “Allah Allah” deyip, devam ettik dergiye. Bi 5 dakika sonra; bu sefer “tak tak” şeklinde ve daha sert bir şekilde vuruldu kapı. Remzi çıktı “Ne var baba? Ne çalıyorsun kapıyı?” filan dedi. Özer baba oradan “Ne çalcam kapını? Gece gece delirdiniz mi? Yatın, uyuyun artık!” diye bağırdı. Kuzene “Kalk hadi; eve gidelim” dedim. Bu bana “Dur iki dakka daha bakalım gideriz” dedi. 

Neyse Remzi’yle bu yine dergiye gömüldüler. Ben de oturuyorum öyle. 5 dakika sonra kapıya öyle güçlü bir şekilde vuruldu ki bizim evden bile duyulmuştur. “Ananı avradınııı!” eşliğinde hepimiz birden ayağa fırladık. Özer baba, yan odadan bağırmaya başladı “Ne yapıyonuz piç kuruları bu saatte! Yavaş olun; kapının camı kırılcak öküzler!” Biz iyice üç buçuk atmaya başladık. İçtimaya çıkan askerler gibi odanın içinde yan yana dizilmiş, kapıya bakıyorduk ama kapıyı açmaya götümüz yemiyordu bu sefer.

Korkudan Eve Giremedik

Dergiyi yatağın üstünden aldığım gibi camdan dışarı fırlattım. Biraz rahatlayıp dinlendikten sonra kuzenle “Artık gidelim” deyip kalktık. Sokak kapısına çıktığımızda, evin ordan gelen ama elma ağacının dallarının görmemi engellediği, soluk bir ışık gördüm. Biraz kenara çekilip baktığımda; ışığın, bizim evin mutfak camından geldiğini görmem zor olmadı. Mutfağın ışığı yanıyordu ama evde kimse yoktu! Mutfağın kalın, püsküllü ve sert kumaş, meyve desenli, yıllarca beklemekten rengi beyazdan griye dönmüş perdesinin arkasında bir gölgenin belirdiğini gördüm. Gölgeyi görür görmez hemen Remzilerin evin solunda kalan, arabaları park ettiğimiz yere kafamı çevirip, amcamın arabasını aradım ama yoktu!

Bu gölgeye o kadar da şaşırmamıştım aslında. Çünkü artık normal geliyordu. Hemen kuzeni dürttüm ve pencereyi gösterdim. O da gölgeyi gördüğü gibi amcamın beyaz kartalını aradı ama göremeyince “Bu gece oraya gidemeyiz” dedi. “Bence de gitmeyelim kuzen” dedim. Remzi abi “Ne oluyor lan keraneciler?” diye atladı olaya. Ona da gösterdik, o da “Gitmeyin” dedi. Biz kapıda bu değerlendirmeyi yaparken bize yaklaşan soluk sarı iki ışık gördüm. Amcamın kartalının  farlarından geliyordu bu ışıklar. Gelip hemen sokak kapısının solundaki çitlerin arkasına park etti. Küçük ve dandik, paslanmış bahçe kapısından içeri girerken “Ne yapıyorsunuz kapıda?” dedi.

Evde Kim Var

Sarmaşıkların engellemesinden kurtulan ilerdeki mutfağın ışığını görünce oraya doğru bakıp “Evde kim var?” dedi. Biz “Kimse yok” dedik kuzenle. Remzi abi atladı “Abi bu gece o eve girilmez; gitmeyin. Çocuklar bizde kalacak” dedi. Amcam da “Haklısın Remzi. Ben de arabada yatayım” diye tam arkasını dönüp arabaya yönelmişken, duyduğumuz sesle hepimiz yerimizden zıpladık. Arabanın kaportasından; Galatasaray – Fenerbahçe maçından sonra yenilen takımın taraftarının GS / FB plakalı arabaya beyzbol sopasıyla vurmasına eş değer bir ses çıkmıştı. Amcam durdu. Elindeki feneri yakıp, pili zayıflamış fenerin zayıf ışığında arabaya doğru bakıyordu. Görebildiğimiz tek şeyse, kaportanın üzerindeki insan yumruğunun iki katı büyüklüğünde bir göçüktü…

Amcam hiçbir tepki vermeden, arkasını dönüp, feneri kapayarak Remzilerin eve girdi. Arkasından biz de içeri girdik. O gece orada yattık. Remzi abi, ben, kuzen, yerde; amcam, Remzi abinin yatağındaydı. Köydeki küçük camiden gelen, tiz ve zor duyulan sabah ezanının sesiyle uyandım. Dün gece yaşadıklarımı tekrar düşününce bizi burada istemediklerini anlamıştım. Evimize sokmamışlardı lan bizi ötesi var mı? Belki de bizi kötü niyetlilerden korumak için bazen böyle engellemeler yapıyorlardı ama artık canıma tak etmişti. Dayanamıyordum bu strese, korkuya. 

Kapının önüne çıkıp, biraz nefeslendikten sonra gözüm arabaya takıldı. O kocaman göçük, yeni aydınlanmaya başlayan havanın ışığında daha da belirgin gözüküyordu. Biraz orada onu inceledikten sonra içeri girip tekrar yattım. 08:00 gibi tekrar uyandım. Odada kimse kalmamıştı ben kalkana kadar. Muhtemelen sağıma gitmişlerdir diye düşündüm. Elimi yüzümü yıkadıktan sonra aklıma ev geldi. Toz içinde kalmış, asker kamuflajlı pantolonumun cebinden anahtarı çıkarıp, eve doğru yol aldım. Merdivenleri çıkarken, içimi bir korku sarmıştı. Kendimi korku filmlerindeki hiçbir şeyden habersiz kurban gibi hissediyordum.

Kapının önüne geldiğimde, içerdeki her şey zaten gözüküyordu. Ama bir tuhaflık göremiyordum. Dereye fırlattığım tabanca karşılığında babamın tekrar belime taktığı, bu sefer kurusıkı olan tabancayı çekip içeri girdim. Ne de olsa, dün akşamki hırsız olabilirdi. Salonda hiçbir değişiklik yoktu fakat mutfağın koyu kahverengi kapısı kapalıydı. Etrafı iyice kolaçan ettikten sonra altın sarısı işlemeli soğuk mutfak kapısının kolunu indirdim. Menteşeleri paslanmış ve çürümeye yüz tutmuş kapı büyük gıcırtılarla açıldı. Ve ben karşımda ne görüyordum biliyor musunuz? Normal dışı hiçbir şey

Yaşanmış Korku ve Cin Hikayeleri – Evet; normal dışı hiçbir şey yoktu. Dün gece; soluk beyaz meyve desenli perdeye yansıyan sarı ışık kapatılmış, adeta hiçbir şey olmamışçasına her şey yerli yerindeydi. Aslında böyle olmasına daha çok şaşırmıştım çünkü bu kadar korkunun üzerine in-cin dolu bir ev bekliyordum. Arka odaları da kontrol ettikten sonra kapıyı kapatıp ahıra gittim. Remzi abi inekleri sağıyor, o vakum makinelerinin sesi altında kuzenimle muhabbet ediyordu. Amcam ise çoktan arabasına binip gitmişti.

Yakınlardaki Tekinsiz Değirmen

Sağım işi bittikten sonra inekleri salıp otlatacaktık. Bu yüzden kuzen beni görünce atı eyerlemeye gittik. Kaçan atımız yeni bulunduğundan ve nalları sökülmüş olduğundan, onu değil sadece fırtınayı eyerledik. Bugün at sırası Remzi’deydi. Ben de “Siz yaparsınız herhalde bugünlük” dedim kuzene. O da “Hallederiz, keyfine bak sen” dedi. Kurtulmuştum pis ineklerin boklu kuyruklarıyla attıkları şaplaklardan. Eskiden duyduğum ve her zaman karşı köyden çiftliğe gelirken gördüğüm bir değirmen vardı. Osmanlı zamanlarından kalma bir değirmen. Geçenlerde yol açarken yıkmışlardı halk korkuyor diye. İsteyen Çatalca belediyesinin dökümanlarından bakabilir. Ne zamandır merak ederdim orayı. Gitmeye karar verdim. 

Sivas Kangal gerçek kurt kırması Ayaz ve Haskan Sivas Kangal Sultan’ın iplerini çözüp değirmene doğru yola koyuldum. Ne olur ne olmaz diye de superposeu taktım sırtıma. İki elimde köpek, sırtımda tüfek; gören eşkıya zannedecekti. Değirmeni yakından ilk görüşümdü o. Yolun solunda kot farkıyla aşağıda kalan, her yerini ve özellikle de girişini çalıların kapladığı bir yapıydı. Değirmen taşı yer yer kırılmış, adeta yıkılmaya yüz tutmuştu. Yanına doğru yavaş yavaş yaklaştığımda, köpekler havlamaya başladı. Tasmalarından çekiştiriyor ama bir adım bile attıramıyordum. Değirmenin orada bir şeye havlıyorlardı sanki. 

Daha fazla onlarla uğraşmayıp, yerde çakılı olan kazığa taktırdım zincirlerini ve kapıya doğru ağır adımlarla yol aldım. Kapının önüne geldiğimde, tepede kemeri olan kapı tavana kadar çalıyla kaplanmıştı. Sanki bir şeyler içeri girilmesini engelliyordu. Tüfeği omzumdan çıkarıp, duvara dayadım ve zorlukla aralayarak içeri girdim. Üstüm başım her yerim ot, diken, çalı olmuştu. Silkelendikten sonra bir nefes çekip kafamı kaldırdım. Hiçbir şey yoktu içerde. Sadece unun öğütüldüğü taşın yanında, kovboy filmlerinde barlarda gördüğünüz fıçıların aynısından vardı. Yavaş yavaş fıçıya doğru ilerledim. 

Yukarı doğru eğimlendirilmiş tahtaları yan yana tutan paslı yuvarlak demire ellerimi dayayıp fıçının içine doğru sarktım. İçinde sadece bir nesne vardı. Mauzer tüfekleri bilirsiniz; onun mermisine benzer bir mermi. Kolumu fıçının içine sokup mermiye doğru uzandım. Uzandığım anda Sultan ve Ayaz’ın kalın havlama sesleri kesilmiş, kedi ağlamasına benzer sesler çıkarmaya başlamışlardı. Bu dikkatimi çekti ve biraz durdum ve ardından uzanmaya devam ettim. Ama ben dokunamadan mermi, yuvarlanarak yana doğru kaydı. Ürküp bir anda elimi çektim. Acayip şaşırmıştım. Bir daha denemeyerek dışarı köpeklere bakmak üzere kapıya yöneldim. Tekrar zorlukla o çalılıkların arasından çıkarak köpeklere baktım. Hiçbir şey yapmadan, dilleri dışarıda, yerde yatmış etrafa bakınıyorlardı. Duvara dayadığım tüfeği alıp, köpeklerin tasmalarını çıkardım ve çiftliğe doğru yola koyuldum.

Büyükbabamın Anlattığı Bir Esrarengiz Hikaye Daha

Tam bir hafta sonra salonda oturmuş kuzenimle yine büyükbabamın hikayelerini dinliyorduk. “Bundan yaklaşık 20 sene önce, bütün ailenin evde olduğu ve saat 02:00’de dağıldıkları bir geceydi. Biz de babaannenizle etrafı toplayıp yattık. Beş dakika kadar sonra alt kattan bilardo toplarının seslerini duymaya başladık. Tıkır tıkır bilardo oynuyorlardı aşağıda. Korkudan gece inemedik ama ertesi sabah aşağı inip “Burada bilardo oynamak iki altındır” diye yazı astım. Ondan sonra bir daha da bu sesleri duymadık. Fena mı olurdu iki altın bıraksalar her gece” deyip güldü.  Biz de güldük ayıp olmasın diye adama ama artık anlattıklarının gerçek olduğuna daha çok inanıyordum. O anda aklıma bir fikir geldi.

Yaşanmış Korku ve Cin Hikayeleri Çiftlikte her gün yaptığımız işlerden sonra kuzeni bilardoya gitmek için ikna ettim. Gidip biraz bilardo oynadık. işte aklıma gelen fikir, burda uygulamaya koyuluyordu. Oyun bittikten sonra, bilardo toplarının yerlerini ezberleyip, çıkarken her zaman demir kapının üzerinde bulunan anahtarı kapıyı kilitleyip aldım. Bakalım ertesi sabah ne olacaktı? O gece her şey normaldi. Sabah 07:00’ye kadar babamlarla poker oynadık. Uyandığımda saat akşam üstü dört olmuştu. Hemen elimi cebime attım. Anahtar cebimdeydi. Kalkıp ilk iş alt kata yöneldim. Kapıyı açıp içeri girerken kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Direkt bilardo masasına yönelip toplara baktım. Beklediğim şey olmuş, topların yerleri değişmişti.

Bu bana büyük bir kanıt olmuştu babamların anlattıklarının doğru olduğuna dair. O gün yine bir şey olmadı, normal geçti. Ama ertesi gün babam ve amcamla köye gidecektik. Ertesi gün babam, amcam, ben köye doğru yola koyulduk. Taşınacak şeyler varmış. O yüzden beni de yanlarına aldılar. Her şeyi beyaz kartalın bagajına yükledikten sonra, köydekilerle konuşacakları varmış kahveye oturduk dinliyoruz. Tayfun abi geldi. Bize çoğu inekleri satan adam. Biraz işlerden konuştuktan sonra, bayadır dillerde dolanan değirmendeki define hikayesini ikinci baskı yaptı…

Tekinsiz Değirmene Define Aramaya Gidişimiz

“Hüseyin abi (amcam), değirmenin hikayesini biliyorsun değil mi?” “Biliyorum Tayfun. Ne oldu ki?” “Abi oraya bir gitsek diyoruz.” “Çok tehlikeli be koçum. Onu düşündük ama cesaret edemedik.” “Abi ne olacak bea? Beş altı kişi gittik mi hiçbir şeycikler olmaz. Metal dedektörü de almış bizim Hamdi. Kazarız hep beraber.” “Bi düşünelim bakalım…” Uzun konuşmanın ardından, izinsiz kazı yasak olduğundan; gece 1 – 2 gibi gitmeye karar verdiler. Saat oldu gece 12. Çiftlik köyün biraz dışında kaldığından hemen hazırlıkları yapıp büyükbabamın o zamanlar yeni aldığı sıfır, bagajı geniş BMW’ye ye atlayıp, köyün yolunu tuttuk. Herkesi alıp değirmenin yolunu tutmamız 00:30’u bulmuştu. Baştan beri kötü bir şey olacağını biliyordum ama kimseye renk vermedim. “Korktu bu” demesinler diye. Zifiri karanlık, toprak yolda önümüzü farlarla zorlukla görüyoruz. Değirmene vardık.

Yüksek toprağın üzerine çıkarak farlar kapıyı aydınlatacak şekilde bıraktık arabayı. Bıraktığımız yer hafif eğimli, arabanın el freni çekik, vites R’de, inip bagajdan; kazma, kürek, dedektör ve çalı makasını aldık. Tayfun abi kapıdaki otları kesti. Hep beraber içeri doluştuk. Anormal hiçbir şey yoktu. Babam dedektörle biraz gezinip, öten yeri bulduktan sonra amcam eline kazmayı aldı. Tayfun abi, Hamdi abi ve ben elimizde küreklerle bekliyoruz. “Bismillahirahmanirrahim” diye amcamın ilk kazma darbesini yerdeki ince çatlaklı betona indirmesiyle… Arabanın alarmının çalmaya başlaması bir oldu. Bu kadar sağlam ve cuk oturan bir zamanlamayı hayatım boyunca hiç görmemiştim. 

Panikle bir anda dışarı fırladık ve gördüğümüz, el freni çekik, geri viteste bıraktığımız arabanın, çürümeye yüz tutmuş tahtalardan yapılmış değirmene doğru kaymaya başlamış olmasıydı. Babam koşarak siyah BMW’nin açık camından kolunu sokarak inmiş el frenini çekti. Kazma kürek ne varsa orada bırakıp, apar topar arabaya doluştuk.

Tuhaf ve Korku Verici Olaylar Birbirini İzlemeye Başladı

Yolda, sessizliği bozan tek şey arabanın çalmaya devam eden alarmıydı. Ve arabada bir tuhaflık olduğu çok rahat anlaşılıyordu. Durduk yerde birden gaz veriyor, frene basıldığında ya aniden duruyor ya da hiç durmuyordu. Çiftliğe yaklaşık 500 metre kala zifiri karanlık çakıl—toprak yolun ortasında motor durdu. Motor durdu ama alarm ve korna çalmaya, kafamızı sikmeye devam ediyordu. Şaşkınlıkla ne olduğunu anlamaya çalışıyorduk. Ve kimsenin dışarı çıkmaya götü yemiyordu. Kimin yer ki gecenin 02:30’unda zifiri karanlık, Allah’ın unuttuğu bir yerde kalakalmıştık. Amcam daha fazla dayanamayıp arabadan indi, kaputu açıp  akünün kutbunu çekti. 

Alarm susmuştu ama farlar da gitmişti. Hamdi abi, babam ve amcam motora bakarken biz Tayfun abiyle arabanın bagajının arkasında fenerlerle etrafa bakıyorduk. Tek duyabildiğimiz; belli belirsiz birkaç köpek havlaması ve kurt ulumasıydı. Tayfun abiyle bir yandan etrafa bakıp, bir yandan da babamları dinleyerek kurt seslerini duymamaya çalışıyorduk. “Hamdi ne oldu lan bu arabaya?” “Valla ne bileyim Hüseyin abi ama hemen sorunu halledip gitmezsek sonumuz hiç iyi olmayacak bea.” “Hamdi haklı bir an önce siktirip gidelim burdan” konuşmalarıyla bilinçaltımdaki korkuyu bastırmaya çalışırken, Tayfun abinin sabit bir yere bakakaldığını ve bacaklarının titremeye başladığını gördüm. 

Yaşanmış Korku ve Cin Hikayeleri – Adeta nutku tutulmuş, ne konuşabiliyor ne de hareket edebiliyordu. Baktığı yere bakmayı hem merak çok istiyor hem de cesaret edemiyordum. Sağa döndürerek Tayfun abiye baktığım kafamı, ağır bir şekilde önüme doğru çevirmeye başladım. Boynumun dönmesinden kaynaklanan, omurilik soğanımın çıkardığı sesi duya duya, her salise korkumun katsayısı arta arta dönüyordum o tarafa doğru. Belki de delirmeme neden olan şeyi görecektim ama buna mecburdum. Kafamı hizaya getirip, uykusuzluktan adeta örümcek ağı bağlamış göz kapaklarımı ağır ağır açtım. Karşımda gördüğüm şey, aslında bütün ailenin gördüğü, ama benim ruhumun kaldıramayacağı kadar ağır gerçekleri önüme seren bir varlıktı.

Evet, o bahsedilen beyaz gömlekli adamı görüyordum. Vücudum kilitlenmiş, dilim geriye çekilmiş ve korkudan buz kesilmiş bir beden ile zaten gördüklerim yetmezmiş gibi her yönden beynimin içinde yankılanan bir ses duydum “Bilardo oyununu beğendin mi?” Son duyduğum bu sesten sonra, gözlerimi evde, ikinci salonda açtım. Amcam, babam, kuzenim, Hamdi abi, Tayfun abi… herkes burdaydı. Kafamı biraz kaldırdığımda başucumda Kuran okuyan büyükbabamı gördüm. “Ne oldu bana” deyip, doğrulmaya çalışırken elleriyle göğsümden bastırıp kalkmamı engellediler. 

Bana Musallat Oldular

Büyükbabam okumayı bıraktığında doğrulup, 35 yıllık, gıcırdayan koltukta oturur vaziyete geçtim. O gün bana hiçbir şey anlatmadılar ama sonradan öğrendiğime göre; arabanın arkasında nöbet tutarken bağıra bağıra Arapça bir şeyler söylemişim. Arkasından birdenbire düşmüşüm. Uykumda da Arapça kelimeler söyleyip sanki biriyle kavga ediyormuşçasına konuştuğumu görmüşler. İşin tuhaf yanı, hiçbir zaman Arapça öğrenmedim. Büyükbabamın Kuranı Kerim’i kapatmasıyla pof diye çıkan sesle, 20 senedir kapısından dahi girilmemiş çiftlik evinin bulunduğumuz salonunda, sarı taşlardan yapılmış şöminenin üzerinde, çıkıntıya dayalı bir şekilde duran Hz. Ali‘nin resminin yere düştüğündeki çıkardığı ses birbirine karışmıştı. 

Bir anda ani bir refleksle herkes gözünü yere düşen resme çevirdi. Artık bir tek ben değil, yaşadıklarımı görmüş olduklarından herkesin korkmaya başladığını hissedebiliyordum. Herkesin üzerinde ölüm sessizliği vardı. Büyükbabam kapadığına pişman olduğu kalın, işlemeli Kuranı Kerim‘in kapağını tekrar açıp, kaldığı yerden okumaya devam etti. Bir zararı dokunmadı bize o gece ama hayatımda büyük bir iz kalacaktı. Ertesi gün olduğunda artık kimsenin orada kalmaması gerektiği açıkça anlaşılmıştı. Babamla ben Bursa’ya, amcamlar babaanneme, büyükbabamlar da bir haftalığına öbür evlerine gitmek üzere hazırlık yapmaktaydık hep beraber.

Bir hafta sonra büyükbabamlar çiftliğe döndüğünde ne oldu biliyor musunuz? Bizi orada istemediklerini anladım. Günde 30 kilo süt veren rekortmen ineğimiz, günde 3 kilo süt vermeye başladı. Ondan 5 gün sonra bütün ineklerimiz sırasıyla rahmetli oldu. “Çiftliğe ne oldu?” derseniz, battığımız için satıldı ve satın alan adamın bu başlığı okumasını istemiyorum. Gelgelelim bana ve beyaz gömlekli adama… Hala kurtulamadım bu şeyden. Ara ara tuvalette aynadan görüp, ürküyorum. Benimle beraber geldi. Sürülerce hocaya, psikologa gittim ama hiçbiri sorunumu çözemedi. Hocalar muska, psikologlar uyuşturucu kıvamında ilaçlar verdiler. İlaçı kullandığım günlerde bile gördüğümden onu artık ilacı kullanmıyorum…

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Advertisement
Click to comment

Soru Sor - Fikrini Yaz