Connect with us
Şahmeran ve Lokman Hekim Efsanesi Hikayesi Şahmeran ve Lokman Hekim Efsanesi Hikayesi

Efsane Destan Mitoloji

Şahmeran ve Lokman Hekim Efsanesi

Şahmeran, Ortadoğu mitlerinde yarı insan yarı yılan şeklinde tasvir edilen efsanevi yaratıktır. Şahmeran efsanesi ise şu şekilde…

Published

on

Şahmeran Nedir

Şahmeran, Ortadoğu mitlerinde yarı insan yarı yılan şeklinde (belden aşağısı yılan, belden yukarısı ise insan) tasvir edilen efsanevi yaratıktır.

Efsanelerde betimlenen bu yarı yılan yarı insan yaratıklara maran / meran denirken bunların hiç yaşlanmayan önderlerine ise Şahmaran adı verilmiştir. Söz konusu isim, Farsça; yılanların şahı anlamına gelen “şah-ı meran”dan türetilmiştir. Şahmaran’la ilgili bilinen hemen hemen bütün bütün anlatımlarda söz edilen varlığın dişi olduğu ifade edilir. 

Şahmeran Nerede Yaşamıştır

Şahmeran’ın bugünkü Mersin’in Tarsus ilçesi sınırları içinde yaşadığına inanılır. Ceyhan ile Misis arasındaki Yılankale’de yaşadığını ifade eden bazı söylenceler mevcutsa da yaygın efsaneye göre Şahmeran bir yeraltı ülkesinde diğer maranlarla birlikte yaşamaktadır. Aynı efsane Mardin yöresinde de oldukça yaygın anlatılır.

Şahmeran’ı Gören İlk İnsan

Şahmeran’ı ilk gören insanın ismi bazı kaynaklarda Belkıya olarak geçerken, bazı kaynaklarda bu isim Cemşab olarak değişmektedir. Kimi kaynaklarda ise Şahmeran’la ilk buluşan kişinin Lokman olduğu anlatılmaktadır.

Cemşab / Lokman Hekim ve Şahmeran Hikayesi

Efsaneye göre; bundan binlerce yıl önce Tarsus yöresinde yerin yedi kat altında yaşayan yılanlar vardı. Meran adı verilen bu yılanlar, zeki ve iyicil yaratıklardı ve barış içinde yaşarlardı. Meranların kraliçesi Şahmeran ise genç ve güzel bir kadındı. 

Cemşab / Belkiya / Lokman ise geçimini sağlamak için odunculuk yapan fakir bir ailenin oğluymuş. Bir gün Cemşab ve arkadaşları bal dolu bir mağara keşfetmişler. Balı çıkarmak için Cemşab’ı aşağıya indiren arkadaşları, paylarına daha çok bal düşmesi için onu orada bırakıp kaçmışlar. Cemşab mağarada bir delik görmüş ve buradan ışık sızdığını fark etmiş. Cebindeki bıçak ile deliği büyütünce, ömründe görmediği kadar güzel bir bahçeye girmiş. Bu bahçede eşi benzeri olmayan çiçekler ve bir havuz ile pek çok yılan varmış… 

Havuzun başındaki tahtta vücudu süt beyazı renginde bir yılan oturmaktaymış. Şahmeran tarafından iyilikle karşılanan Cemşab, uzun yıllar bu bahçede yaşamış ve yılanların kraliçesinin dostluk ve güvenini kazanmış. Bu uzun yıllar boyunca Şahmeran ona tıp biliminin henüz insanlar tarafından bilinmeyen sırları ve inceliklerini öğretmiş. Bir gün Cemşab, ailesini çok özlediğini söyleyip gitmek için Şahmeran’a yalvarmış. Bunun üzerine Şahmeran da kendisini salıvereceğini ancak yerini kimseye söylemeyeceğine dair söz vermesini istemiş. 

Şahmeran’a söz verip ailesine kavuşan Cemşab uzun yıllar verdiği sözde durarak Şahmeran’ın yerini kimseye söylememiş. Ancak bir gün Cemşab’ın yaşadığı ülkenin padişahı hastalanmış. Bütün araştırmalara rağmen sultanın hastalığına bir çare bulunamamış. Bir şekilde padişahın hastalığının tek şifasının yılanların şahının etini yemek olduğunu öğrenen vezir, Şahmeran’ı buldurmak için her yere haber salmış. 

Elinde Şahmeran’ı gören birisini kolayca tanımasını sağlayacak eşsiz bir bilgi daha varmış. Şahmeran’ı gören kişinin vücudu, tıpkı bir yılanın vücudu gibi pul pul olurmuş. Bu yüzden vezir, ülkede Şahmeran’ı gören ama bunu sır olarak saklayan kimseleri teşhis edebilmek için arama yaptırdığı bütün bölgelerdeki herkesi tek tek hamama sokup, çırılçıplak soydururmuş. Sıra Cemşab’a gelmiş. Cemşab soyununca vezir Cemşab’ın derisinde pullar olduğunu görünce Cemşab’ı konuşturmayı başarmış. 

Cemşab mecburen kuyunun yerini gösterince Şahmeran bulunup dışarı çıkarılmış. Şahmeran Cemşab’a “Benim başımı kaynatıp padişaha içir, padişah kurtulsun. Gövdemi de kaynat. Suyunu vezire içir; ölsün. Kuyruğumu da kaynatıp sen iç; böylece Lokman Hekim ol.” demiş. Cemşab’ın, kendisine söylenilenleri yapmasının ardından vezir ölmüş, padişah da iyileşip Cemşab’ı veziri yapmış. Ve rivayete göre de Cemşab böylece Lokman Hekim olmuş. 

Şahmeran’ın Öldürüldüğü Hamam

Günümüzde Mersin‘in Tarsus ilçesinin Kızılmurat Mahallesi’nde bulunan Şahmeran Hamamı’nın, Şahmeran’ın öldüğü yer olduğuna inanılmaktadır. 

Davullar Sustuğunda – Yılanların Öcü

Efsaneye göre; yılanların Şahmeran’ın öldüğünden haberi yoktur. Çünkü yeraltındaki sarayından çıkarken yılanlara önce hamama gideceğini oradan da bir düğüne katılacağını söylemiştir. Yılanlar yeryüzünde çalınan davulları duydukça düğünün devam etmekte olduğunu düşünür, Şahmeran’ın geri dönüşünü beklerler. Kıyamet Günü geldiğinde ve davullar sustuğunda yılanlar Şahmeran’ın öldüğünü anlayacak ve onun öcünü almak için yeryüzüne çıkarak, hamamlardan başlamak üzere her yeri istila edeceklerdir.

Şahmeran’ın Öldürülmesi

Şahmeran’ın öldürülmesi olayı, her değişik söylencede ortak sondur. Bu ortak sonun yani Şahmeran’ın öldürülüşünün ana amacı insanın sağlık ve şifa bulmasıdır. Hatta bazı anlatımlarda Hekim‘in Şahmeran ile karşılaşması uzun uzun anlatılmakta, şifa veren otların neler olduğu Lokman Hekim‘e Şahmeran tarafından söylenmektedir. Çukurova ve çevre illerde çok yaygın olan Lokman Hekim ve Şahmeran söylencelerinin değişik bir biçimi de İçel‘de anlatılır.

Anahtar Kelimeler: şahmeran nedir, şahmeran efsanesi, şahmeran hikayesi, lokman hekim, şahmeranı gören kişi, şahmeran hamamı, sağlık, şifa, tıp, hasta, tarsus, efsane, hikaye.

Şahmeran Cemşab Hikayesi – Youtube Video

ŞahmAran Efsanesi
Advertisement
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Efsane Destan Mitoloji

Kastamonu Aşıklı Sultan Türbesinin Esrarı

Yangın başladığı vakitlerde türbede medfun bulunan zat, zamanın valisinin rüyasına girer ve “Beni kurtar” diyerek seslenir. Vali, korkuyla uyanır…

Published

on

By

Kastamonu Aşıklı Sultan Türbesi - Efsane Destan Mitoloji

Yangın başladığı vakitlerde türbede medfun bulunan zat, zamanın valisinin rüyasına girer ve “Beni kurtar” diyerek seslenir. Vali, korkuyla uyanır…

Aşıklı Sultan, Kastamonu‘nun fethinde görev alan Selçuklu komutanlardandır. 1185-1200 yılları arasındaki fetih mücadeleleri sırasında şehit düştüğü ve şehit olduğu yere defnedildiği rivayet edilmektedir. Aşıklı Sultan’a aynı zaman da “Ayağı Yanık Sultan da” denir. Bu isimle tanınmasının hikayesi ise oldukça ilginçtir. Rivayete göre; Cumhuriyet’in ilk yıllarında Aşıklı Sultan Türbesi bir yangın geçirir. Yangın başladığı vakitlerde türbede medfun bulunan zat, zamanın valisinin rüyasına girer ve “Beni kurtar” diyerek seslenir. Vali, korkuyla uyanır ancak gördüğünün sadece kötü bir kabus olduğunu düşünerek yatar ve tekrar uyur. Aynı kişi, yine valinin rüyasına girer ve bu hal üç defa kadar tekrar eder. Üçüncü seferde valinin rüyasına giren zat, bu defa valiye celalli bir şekilde “Yanıyorum; kurtar beni!” der. 

Rüyanın ard arda üç defa tekrar etmesi ve sonuncusunun diğerlerine nazaran daha dehşetli bir his bırakması üzerine vali, yardımcısından; Kastamonu’da, herhangi bir yerde yangın çıkıp, çıkmadığını kontrol etmesini ister.Yardımcısı, bir türbenin yanmakta olduğunun haberini verir ve türbeye doğru hızlıca giderler. Yangın kontrol altına alınır. Aşıklı Sultan’ın tabutunun yanan kısımından içerisi görünür. Tabutun ayak tarafında olan bir kısmı yanmıştır. Buradan; tabutun içindeki cesedin çürümemiş olduğu müşahede edilir. Sonrasında bu olay dilden dile yayılır ve çok ilgi çeker. Bunun üzerine Aşıklı Sultan, aynı türbede, ayakları gözükecek şekilde, özel cam çerçeveli bir yapının içinde, ziyaretçilerin görüşüne sunulur.

Yakın zaman kadar Aşıklı Sultan Türbesi, Şeyh Şabanı Veli Türbesi’yle beraber, Kastamonu’nun en çok ziyaret edilen yerlerden birisi imiş. Ancak 2014 yılında, cenazenin bu şekilde sergilenmesinin dinen uygun olmadığı düşüncesiyle Aşıklı Sultan’ın bedeni ziyaretçilere tamamen kapatılınca türbe de zamanla popülaritesini yitirmiş.

Kategori: Efsane Destan Mitoloji

Anahtar Kelimeler: Aşıklı Sultan Türbesi, Türbe, Kastamonu, Rüya, Şehit, 

Continue Reading

Efsane Destan Mitoloji

Harput Ejderha Taşı Efsanesi

Günümüzde Elazığ’ın bir ilçesi olan ancak eski günlerde yani Elazığ’ın Harput’a bağlı bir belde olduğu günlerde geçtiğine inanılan ejderha efsanesi…

Published

on

By

Harput Ejderha Taşı Efsanesi

Günümüzde Elazığ’ın bir ilçesi olan ancak eski günlerde yani Elazığ’ın Harput’a bağlı bir belde olduğu günlerde geçtiğine inanılan ejderha efsanesi…

Efsaneye göre Harput’a bir ejderha musallat olur. Bu ejderha geceleri şehre yaklaşırken büyük gürültüler, korkunç homurtular
çıkarır. Halk bundan son derece korkar. Ancak yapabilecekleri hiçbir şey yoktur. Elleri kolları bağlıdır. Ejderhanın bu şekilde geliş gidişleri uzun bir süre böylece devam eder. Harput halkı da onun her gelişinde aynı korkuyu duyar.

Ejderhanın, yine korkunç gürültüler çıkararak şehre geldiği bir gece, bazı kimseler, devrin büyük âlimi Fetahmet Baba’ya (Fatih Ahmet Baba) koşarlar. Durumu ona anlatırlar. Fetahmet Baba halka korkmamalarını, ejderhanın onlara bir şey yapamayacağını söyler.

Ejderhanın saldırısıyla gecenin karanlığında büyük korku yaşayan Harput halkı evlerinden kaçıp canlarını kurtarma derdindeyken Fetahmet Baba, ejderhanın gelmekte olduğu istikamete doğru giderken görülür. Herkes kaçtığı için yalnız kalan Baba avuçlarını semaya açarak dua etmeye başlar. Duasını bitirip avuçlarını yüzüne süreceği sırada, üstüne gelmekte olan ejderha da taş kesilir…

Anlatıldığına göre, ejderhanın şekli bugün bile canlılığını muhafaza etmekteymiş. Fetahmet Baba’nın mezarı ise halk tarafından ziyaret ve adak yeri olarak büyük ilgi görmektedir.

Harput – Ejderha Taşı
Continue Reading

Efsane Destan Mitoloji

Bayburt Ejderha Kayaları Efsanesi

Bayburt’u Gümüşhane’ye bağlayan yolun otuzuncu kilometresinde, sağ tarafta, bir dağın eteğinde kurulmuş Nişantaşı (Datuk) köyüne doğru ejderha şeklinde, kıvrıla kıvrıla giden kayalara dair yerel efsaneler.

Published

on

By

bayburt ejderha efsanesi

Bayburt‘u Gümüşhane’ye bağlayan yolun otuzuncu kilometresinde, sağ tarafta, bir dağın eteğinde kurulmuş Nişantaşı (Datuk) köyüne doğru ejderha şeklinde, kıvrıla kıvrıla giden kayalara dair yerel efsaneler. 

Bayburt Nişantaşı / Datuk Köyü

Bayburt‘u Gümüşhane’ye bağlayan yolun otuzuncu kilometresinde, sağ tarafta, bir dağın eteğinde kurulmuş Nişantaşı (Datuk) köyü vardır. Köyün eteğine kurulu bulunduğu dağın üzerinde ejderha şeklinde, kıvrıla kıvrıla köyün üzerine doğru geliyormuş gibi görünen, yaklaşık yüz metre uzunluğunda bir kayalık dizisi mevcuttur. Görenlerin ifadelerine göre bu kayaların topluca oluşturduğu şekil şaşılacak derecede bir yılana yahut ejderhaya benzemektedir. Özellikle köyün içerisinde son bulan baş kısmı tam bir yılan başını andırmaktadır.

Kocakarı ve Ejderha Efsanesi

Bu yılan / ejderha kayaları hakkında yörede anlatılan gelen birden çok efsane söz konusudur. Eski zamanlardan birinde ejderha olarak tabir edilen dev bir yılanın köye gelmekte olduğunu görenler evlerini terk edip kaçmaya başlamışlar. Ancak çok yaşlı olduğu için fazla uzaklara gidemeyen bir kadıncağız, çaresizlik içinde bir yere çömelmiş… Burada ejderhanın gelip kendisini yemesini beklemeye başlamış. Bir yandan da Allah’tan ümid kesilmez diyerek dua etmeye başlamış: “AIlah’ım! Ya beni taş kes ya onu!” İhtiyar kadının duası kabul olmuş ve o anda köye iyice yaklaşmış bulunan ejderha taş kesilmiş. 

Kocakarı ve Hamile Kadın Efsanesi

Aynı kayalara dair benzer bir efsanede ise yaşlı kadının yerini bu sefer hamile bir kadın alır. Hamile kadın dua eder ve duasının kabulü ile ejderha köye giremeden taş kesilir. 

Evliya ve Ejderha Efsanesi

Aynı kaya dizisi ile ilgili bir başka efsane ise şu şekildedir: Ejderha köye girdiği zaman, çevrede ilmi ve Allah’a yakınlığı ile tanınan Oslu Hoca isimli bir zata müracaat edilir. Hoca orada hazır bulunanların huzurunda dua edip ejderhaya dönerek şöyle der: “Ya mübarek hayvan, dur!” Bunun üzerine ejderha oracıkta taş kesilir.

Bahsedilen ejderha şekli halihazırda bütün heybetiyle köyün üzerinde durmaya devam etmektedir. Bununla birlikte; önceleri samanlık olarak kullanılan ağız boşluğu ve çene kısımları kırılarak yerine bir okul yaptırılmıştır.  

Continue Reading

Efsane Destan Mitoloji

Anadolu’nun En Romantik Gelin Taşı Efsaneleri

Anadolu’nun romantik olduğu kadar hemen hepsinin sonu hüzünle biten gelin taşı efsaneleri. Kavuşamayan aşıkların kayadan anıtları…

Published

on

By

Anadolu Gelin Taşı Kayası Efsanesi

Anadolu’nun romantik olduğu kadar hemen hepsinin sonu hüzünle biten gelin taşı efsaneleri. Kavuşamayan aşıkların kayadan anıtları…

Aşkale / Kandilli / Merdiven Köyü Gelin Taşı Efsanesi

Erzurum’un Aşkale ilçesinin Kandilli bucağına bağlı Merdiven köyünde, evlenme çağma gelen bir delikanlıya komşu köylerinin birinden güzel bir gelin getirilmekteymiş. Gelini getirecek alayda damadın erkek kardeşi de bulunmaktaymış. Yörenin âdetlerine göre damat, gelin getirecek alayda bulunmaz, evin damında onların gelişini beklermiş. Gelini getiren alayda bulunan ve yengesini gören damadın kardeşi, onun güzelliğine vurulmuş. İçine aşk ateşi düşmüş. Aklı gelinde kalmış.

Delikanlı geline baktıkça bir hoş oluyormuş. Gelin de bir müddet sonra onun bakışlarına karşılık vermeye başlamış. Bunlar bakışa bakışa köyün girişine kadar böylece gelmişler. Rivayete göre; düğün alayı tam köye gireceği sırada gelinle damadın erkek kardeşi taş kesilmişler. Köylüler, bu olaydan sonra köyün girişindeki bu taşlara “Gelin Taşları” adını vermişler. Hatta bu iki genç arasındaki, köylülerce uygun görülmeyen ilgiden ötürü de buradan gelip geçenler taşlara tükürür veya taş atarlarmış…

Giresun / Şebinkarahisar / Eğribel Gelin Taşı Efsanesi

Giresun ile Şebinkarahisar ilçesi arasında Eğrîbel Sıradağları bulunur. Bu sıradağların üzerinde, bir yanı geline benzetilen taş yığınları vardır. Hikayesi ise şu şekildedir: 

Bölgede zengin bir ağa yaşamaktaymış. Bu zengin ve şöhretli ağanın kızının güzelliği dillere ise destanmış. Her gören hemen aşık olurmuş. Bu güzelliğe sahip olmak isteyen pek çok zengin, ağanın kapısını çalar, damatlık dilermiş. Ama kız kendisini istemeye gelenlerin hep­sini geri çeviriyormuş. Babası da tek evladı olduğu için kızına bu konuda baskı yapmıyormuş.

Kızın gönlü, ba­basının çobanlarından Hekdi Isın adlı bir delikanlı­daymış. Kız, bu delikanlıya haber yollar ve babasından habersiz, gizli gizli buluşur, görü­şürlermiş. Bu buluşmalar bir süre böyle devam etmiş. Ancak bir gün kızın babası, kızı ile çoban arasındaki ilişkiyi öğrenmiş. Hemen kızını konağının en üst katın­daki odalardan birine hapsetmiş. 

Kız günlerce ağlamış.  Aama baba­sı merhamete gelmemiş bir türlü. Kız, yine ağla­maktan gözlerinin kızardığı bir gün odanın çatma­sında bir ip görmüş. Yastığını yatağın içine yer­leştirip uyuyor gibi yaptıktan sonra çatmadan ipi pencerenin okuna bağlamış. İpe tutunarak aşağıya inmiş. Çobanın kaldığı yere gidip onu bulmuş. Ağanın kızı ile çobanının buluşmaları böylece bir müddet devam etmişse de sonunda bu da duyulmuş. 

İlkinde fazla bir cezaya çarptırılmayan çoban bu sefer falakaya yatırı­lmış. Çoban böylece her gün dövülüp dövülüp salıverilir olmuş. Kızını çobanına vermek istemeyen ağa, onu ilk gelen dünürcüye vermeyi kararlaştırmış ve nitekim ilk gelen görücüye “Evet” cevabını vermiş. Düğün hazır­lıkları başlamış, derken düğün günü gelip çatmış. Kızı almaya gelmişler. 

Kızını, kendisi gibi zengin birine verdiği için ağa çok mutluymuş fakat kızı hiç de öyle değilmiş. Bu yüzden kız, evden gelin olarak ayrılırken babasının elini öpüp hayır duasını almamış. Öyle ki babasının yüzüne bile bakmak istememiş. Gelini almaya gelenler yola koyu­lmuşlar. Düğün alayı Eğribel’e gelince, elinin öpülmemesine sinirlenen ağa beddua etmiş ve yaşlı göz­lerle “Kızım taş ol!” demiş. Eşref saatine denk gelen dua kabul olmuş ve kız ile yanındaki gelin alayındakiler taş kesilmişler. O günden sonra da yöre ahalisi arasında bu taşa “Gelin Taşı” denmeye başlanmış. 

Yozgat Gelin Kayaları Efsanesi

Yozgat “Gelin Kayala­rı”nın efsanesi ise şu şekilde anlatılır: Vaktiyle bu kayalara yakın köylerden birinde güzel bir kız yaşarmış. Güzelliği dillere destan olan bu kızı komşu köylerden bir delikanlıya vermişler. Düğün günü gelip çattığında ise gelin alayı hazırlanmış. Alay develer üzerinde seyahat ediyormuş.

Yozgat Gelin Kayası

Ancak bu güzel kızı gizlice seven bir başkası daha varmış. Kimsenin bilmediği bu gözü dönmüş aşık, düğün günü; adamla­rıyla birlikte alayın önünü kesmiş. Alayda ne kadar erkek varsa hepsini öldürmüş. Durumunun hiç de iyi olmadığını gören gelin ellerini açarak Allah’a yal­ varmaya başlamış: “Rabbim” demiş “Eğer senin sevgili kullarından isem beni bu zalimlerin eline bırakma. Ya kuş yap uçur veya buracıkta taş ediver.”

Allah kızın bu duasını anında kabul etmiş ve gelin beraberindeki develerle birlikte taş olmuş. Bugün kayalara bakıldığı zaman şöyle bir man­zara görülür: Çökmüş develeri andıran sı­ralı iri kayalar; bunların orta gerisinde tek ba­şına duran ve ellerini önüne kavuşturmuş bir gelini andıran, tahminen üç insan yüksekliğinde dimdik bir kaya…

Malatya / Bahçekapı (Orbuzu) / Aslantepe Gelin Kayaları

Malatya Aslantepe üzerinde bir gelin alayını andıran kayaların hikayesi: Vaktiyle Aslantepe’de kızı ile yaşayan fakir bir kadın varmış. Bu kızın güzelliğini duymayan kalma­mış. Nihayet yöredeki beylerden birinin oğlu da bu güzelliği işitmiş ve daha görmeden aşık olmuş. Babası ne kadar ısrar etmiş, uğraşmışsa da oğlunu bu sevdadan vazgeçirememiş. Sonunda oğul babayı ikna etmiş ve kızı istemeye giden dünürcüler kızdan “Evet” cevabını almış. Ancak kızın anasının gönlü yokmuş bu evlilikte. 

Gün gelmiş düğün dernek kurulmuş. Sonuncu gün kızı ana evinden almışlar. Gelin alayı Aslantepe eteklerindeki Gelincik Kayaları mevkiine gelince yavaş­lamış. Alaydakilerin meraklı bakışları arasında iki at­lı Aslantepe’ye doğru süratle uzaklaşmaya başlamış. Meğer gelin hanım, anasının evinde oklavasını unutmuş imiş bu iki atlı da onu almaya gitmişlermiş. Atlılar yaslı ananın varmışlar. Durumu anlatıp ok­lavayı istemişler. Ana oklavayı gelenlere teslim etmiş. Etmiş ama başından beri hiç istemediği bu evliliğe de beddua etmekten geri kalmamış. “Gelinlik tacınla, gelinlik elbisenle, askerinle, alayınla taş kesilesin.” demiş.

Ananın duası kabul olunmuş ve atlıların getireceği oklavayı beklemekte olan gelin alayı atı ile eşyası ile bir anda taş kesilivermiş. Ve bu olaydan sonra söz konusu yerin adı yerli halk arasında “Gelin Kayası” olarak anılmaya başlamış.

Adilcevaz / Kıztaşı Efsanesi

Van’ın Adilcevaz ilçesinde Amik gölünün kıyısındaki, adına Kıztaşı denilen kayanın efsanesi: 

Vaktiyle Amik köyünden delikanlının biri Adilcevaz Dizdarının güzel kızına âşık olmuş. Delikanlı her gece koskoca gölü yüze yüze karşıya geçer, sevdiğiyle görüşürmüş. Dizdarın kızı da sevgilisi, kendisini kolayca bulabilsin diye, kıyıdaki yüksekçe bir taşın göle bakan cephesinde ateş yaktırırmış. Bu iki sevgili böyle uzun bir müddet buluşmaya devam etmişler. Delikanlı her gece gölü yüzerek ge­çer, sevgilisi de kıyıda ışığı yakar ne delikanlı gö­lün dalgalarından korkarmış ne de dizdarın kızı baba­sından…

Bir gece kuvvetli fırtına ışığı söndürmüş. Bütün aramalarına rağmen ışığı göremeyen delikanlı az­gın dalgalarla boğuşa boğuşa gölün suları içinde kaybolup gitmiş. Sevdiği gencin gelmediğini gören genç kız ise sa­baha kadar beklemiş. Sonunda sevgilisinin öldüğünü anlayan genç kız Allah’a “Allahım, ya benim de canımı al veya beni taş yap; kıyamete kadar sevgilimin başucunda kalayım.” diye dua etmiş. Duası kabul olan kız o anda taş olmuş.

İzmir / Kaynarca Gelin Taşı ve Dede Tepesi Efsanesi

İzmir’in Bergama ve Dikili ilçeleri ara­sında Kaynarca denilen büyük bir bataklık varmış. Sazlarla örtülü olan bu bataklıkta pek çok kaynak gizliymiş. Bu kaynaklara düşenler, tabaklanmış de­ riye dönerlermiş. Vaktiyle bu Kaynarca’nın olduğu yerde bir mem­leket varmış. Verimli tarlaları, besili hayvanları pek çokmuş. Bu memleketin halkı o kadar zengin ol­muşlar ki ekinlerini ekmek, hayvanlarını otlatmak için başka yerlerden işçi getirip çalıştırıyorlarmış. Fa­kat zamanla dışarıdan gelenler oranın ahlâkını bozmuş, halkı baştan çı­karmışlar.

Bir gün bu memlekete bir pîr gelmiş, halka nasihatta bulunarak akıllarını başlarına toplamalarını söylemiş. Pîrin sözlerine kimse kulak asmadığı gi­bi bir de altın ve gümüş dolu iki kuyunun arasına ekmek su vermemeksizin hapsetmişler onu. Pîrin haline acıyan bir kız, kimselere görünmeden bu ihtiyara ekmek ve su getirmiş, onu ölmekten kurtarmış.

Bir müddet sonra bu kızın düğünü olmuş. Kırk gün, kırk gece süren eğlencelerden sonra bütün halk sarhoş olmuş. Ge­lin yeni evine gitmek için atına binmiş, yola çıkılmış. O bölgenin âdetlerine göre; geline, köyün hemen ya­kınında bulunan bir kuyudan üç yudum su içirmek ve aynı kuyunun etrafında üç defa dolaştırmak ge­rekirmiş. Kuyunun başına gelinmiş. Gelin tam kuyudan su içiceği sırada o pir karşılarına çıkmış ve demiş ki “Durmadan arkamdan yürüyün! Sakın arkanıza bakmayın. Yoksa hepiniz taş olursunuz!” 

Pîrin bu sözlerinden korkan halk peşine takılıp ve koşmaya başlamış. O sırada arkalarından müthiş gü­rültüler kopmakta acı çığlıklar atılmaktaymış. Olan bitene dayanama­yan birisi arkasına dönüp bakmış. Evlerden suların fışkırdığını, memleketi kara dumanların bürüdüğünü görünce “Yandım!” diyerek kendini yere atıvermiş. Ne olduğunu anlamak için kafilede bulunanların hepsi arkalarına bakmışlar ve pî­rin sözünü dinlemedikleri için de taş kesilmişler. Kur­tarmak istediği kızın taş kesilmesine çok üzülen pîr, tepeye tırmanmış ve fazla gidemeden orada ruhunu teslim etmiş.

Bu hadiseden sonra, kızın taş kesildiği yere Ge­lin Taşı, pîrin ruhunu teslim ettiği tepeye de Dede Tepesi adı verilmiş. Rivayete göre; Kaynarca’daki memleketin batması sırasında baş­ka bir gelin de bir katar deve ile birlikte Çandarlı’ya gidiyormuş. Bu kafile de oldukları yerde taş kesil­miş. Çandarlı yolunda, Demirtaş’ın yanındaki “Katar Kayalar” adını bu hadiseden alıyormuş. O büyük felâket sırasında Kaynarca’dan kaçmak isteyen bir bezirgan “Kalarga Tepesi”ne sığınmış ancak o da bütün eşyası ile birlikte taş olmaktan kurtulamamış. Bugün Kalarga Tepesinde görülen kayalar, halkın ifadesine göre; birbiri üstüne konmuş bez toplarına ve bir adama benzemekteymiş.

Mersin / Menekşe Kalesi Efsanesi

Mersin’e 40 km. uzaklıktaki Menekşe Ka­lesi tarihi kalıntıları içindeki hemen kale girişinde duran biri erkek diğeri kız suretindeki iki heykelle ilgili olarak halk arasında anlatınlan efsane ise şu şekildedir: Vaktiyle civar köylerde oturan bir genç kız ile delikanlı birbirlerine gönül vermişler. Ancak iki gencin ailesi de bu iki genci birbirine ver­meye, evlendirmeye razı değillermiş. Bunun üzerine gençler, tek çare olarak; o diyardan kaçıp, aşklarını özgürce yaşabilecekleri bir yer bulup yerleşme kararı almışlar. 

Bir gece, planlarını uygulamak için sözleştikleri bir noktada buluşup, binmişler atlarına ve kay­bolup gitmişler gecenin karanlığında. Ancak bu işten kızın babasının geç de olsa bir şekilde haberi olmuş. He­men adamlarını yanına alıp birkaç koldan kaçak aşıkları takibe başlamışlar. Sonunda takipteki kollardan biri iki aşığı Menekşe Kalesi’nin girişinde kıstırmış. Artık kurtuluş ümidi kalmamış, aşıkların üzerlerine pek çok silah çevril­miştir.

Kız, kurtuluşu Allah’a sığınmakta bulur ve başlar dua etmeye “Allah’ım, ya bizi bu zalimlerin elinden kurta­rıp birbirimize bağışla yahut da ikimizi birden şuracıkta taş eyle.” Kızın duası kabul olmuş ve  sevdiği delikanlı ile bir­likte Menekşe Kalesi’nin girişinde taş olup kalmışlar.

Continue Reading

Efsane Destan Mitoloji

Kıbrıs’taki Havada Duran Taş Efsanesi

Kıbrıs’ta Larnaka yakınlarında bulunan ve Hz. Muhammed’in halasının medfun bulunduğu Hala Hatun Türbesinde boşlukta duran bir taşın bulunduğuna dair bir efsane var.

Published

on

By

Kıbrıs Hala Hatun Türbesi - Havada Duran Taş

Kıbrıs’ta Larnaka yakınlarında bulunan ve Hz. Muhammed’in halasının medfun bulunduğu Hala Hatun Türbesinde boşlukta duran bir taşın bulunduğuna dair bir efsane var.

Hala Hatun Türbesi’nde Havada Duran Taş

Kıbrıs’ta Larnaka yakınlarında bulunan Hala Hatun Türbesinde boşlukta duran bir taşın bulunduğuna dair bir inanç söz konusudur. Hazreti Muhammed’in Halası (Ümmü Harem) olduğu rivayet edilen, halk arasında yaygın adıyle (Hala Hatun) denilen bu hanım ilk hemşire imiş. Kıbrıs’ın fethi sırasında katırdan düşerek şehit olmuş ve bu yere defnedilmiş. Söylentiye göre mezarı üzerine Kudüs’ten Mescid-ül Aksa’dan veya Tur-u Sinâ’dan 5 – 6 metre uzunluğunda, 1 metre kadar yükseklikte, yekpare taş, kaya geliyor ve mezarın üzerinde 4—5 metre yüksekliğinde boşlukta (muallâkta) duruyor. 

Taşı Bizzat İnceleyenlerin İzlenimleri

Ziyaretçi bir gebe kadın, öylece havada, bir yere dayanmadan duran taşı görünce, heyecan ve korkuyla çocuğunu düşürüyor. Bu olaydan sonra ziyaretçilerin korkularım önlemek üzere, taşın altına sütun şeklinde duvarlar yapılıyor.

Bu görünüş ziyaretçileri heyecana sevkediyor. Ziyaretçi bir gebe kadın, öylece havada, bir yere dayanmadan duran taşı görünce, heyecan ve korkuyla çocuğunu düşürüyor. Bu olaydan sonra ziyaretçilerin korkularını önlemek üzere, taşın altına sütun şeklinde duvarlar yapılıyor. Bunların ilmî hakikat değerini anlamak üzere yakın zamanlarda ölçen iki yüksek mühendisin, yaptıkları hesaplara göre kaidenin çok zayıf olduğu, bu duvarın üzerindeki taşı çekemeyeceğini, bunda bir sır olduğunu bildiriyorlar. Taş, hâlen sağı solu duvarlara dayanmış bir durumda bulunmaktadır. Günümüzde türbeye gidip taşı inceleyenlerin ifadelerine göre sözü edilen taş orada mevcut olmakla birlikte hiçbir yere dayanmadan, boşlukta durduğu bilgisi ise gerçek değil. 

Bahçesine Gazino Yapılmış

Hala Hatun Türbesi, Kıbrıs’ta yerli ve yabancılar tarafından ilgiyle ziyaret edilmektedir. Günümüzde söz konusu mahal restore edilmiş ancak bahçe dışında ise bir gazino yapılmış durumda. Bahçeler, havuzlar içerisinde bakımlı ve güzel manzaralı turistik bir mekan olarak kullanılmakta… 

Kıbrıs – Hala Hatun Türbesi

Hala Sultan – Hatun Kimdir

Ümmü Harâm bint Milhân, Türkler arasında Hala Hâtun, Hala Sultan veya Ümmühan Sultan adıyla bilinen, İslam peygamberi Muhammed ile teyze-yeğen ilişkisi olan sahabi. Bazı İslam alimlerine göre Muhammed’in süt teyzesidir. Bazıları ise bunun baba veya dede yönünden olduğunu iddia etmektedir. Sebebi teyze kelimesinin Arapçası olan “hâ-le” dolayısıyladır. Bugün de Anadolu’nun çeşitli yerlerinde teyzeye hala denilmektedir.

Ubade bin Samit’in karısıdır. Uhud ve Huneyn gibi savaşlarda bulunup yaralı askerlere hizmet etmiştir. Ayrıca Suriye fetihlerine katılmak için Şam bölgesine gittiği bilinmektedir. İslam tarihinde ilk deniz seferlerinin başladığı halife Osman döneminde ise Kıbrıs seferlerine eşiyle birlikte katılmıştır. Burada bindiği eşekten düşüp boynu kırılınca da hayatını kaybetmiştir. Hala Sultan Tekkesi ise günümüzde ziyaret edilen bölgelerden biridir.

Continue Reading

Efsane Destan Mitoloji

Pepuk – Guguk Kuşu Efsanesi

Pepuk Kuşu Efsanesi, Tunceli Dersim Yöresinde geçtiğine bir efsanedir. Pepuk kuşunun güncel karşılığı Guguk Kuşu’dur. Efsane şu şekildedir…

Published

on

By

Pepuk - Guguk Kuşu Efsanesi - Tunceli Yöresi

Pepuk Kuşu Efsanesi, Tunceli – Dersim Yöresinde geçtiğine bir efsanedir. Pepuk kuşunun güncel karşılığı Guguk Kuşu’dur. Efsane şu şekildedir: 

İki küçük kardeş varmış. Anneleri ölünce babaları evlenmiş. Üvey anne çocuklara çok sert ve kötü davranıyormuş. Çocukları her fırsatta dövüyor, korkutuyormuş. Üvey anne bir gün çocukları kenger toplamaları için dağa gönderir. Kardeşlerden erkek olan, çıkardığı kengerleri kız kardeşinin boynunda asılı duran torbaya atıyormuş. Akşama kadar bir hayli kenger çıkarmışlar, fakat bir aksilik varmış; onlar fark etmeden kengerlerin hepsi, delik torbadan düşmüş. Böylece tüm emekleri boşa gitmiş. 

Erkek kardeş, bu durumdan kız kardeşini sorumlu tutmuş, kengerleri onun yediğini düşünmüş. Üvey annelerinden yiyecekleri dayağı düşününce daha da korkmuş ve sinirlenmiş. Kız kardeş, erkek kardeşe ”Eğer inanmıyorsan karnımı aç bak” demiş. Bunun üzerine erkek kardeş, kız kardeşinin karnını açıp, midesini boş görünce kengerleri onun yemediğine inanmış ama kardeşi de oracıkta ölmüş. Kardeşine inanmamakla hata yapıp onun ölümüne sebep olan abi, bu acı ve vicdan azabıyla Allah‘a yalvarmaya, dua etmeye başlamış: “Allah’ım beni Pepuk kuşu yap bu dağlara sal ki dünya döndükçe dağlardan dağlara kardeşim diye seslenip durayım!”

O gece, çocuğun duası kabul olmuş.O gece erkek kardeş Allah tarafından Pepuk kuşu olmuş ve gidip kardeşinin mezarının başucundaki ağaca konup, hep kardeşi için seslenip durmuş. O gün bu gündür bu çocuk, Pepuk kuşu olarak; dağlarda oradan oraya dolaşarak, kardeşim kardeşim diye öter dururmuş..

Guguk Kuşu’nun Hilesi
Continue Reading

Efsane Destan Mitoloji

Pyramus ve Thisbe’nin Aşkı – Karadut Ağacı

Yunan Mitolojisi Doğu ülkelerinin en güzel kızı Thisbe ile en yakışıklı delikanlısı Pyramus birbirlerine yakın evlerde, bitişik duvarların ardında komşuluk ederken birbirlerine aşık olurlar.

Published

on

By

Pyramus ve Thisbe’nin Aşkı - Karadut Ağacı - Yunan Mitolojisi

Yunan Mitolojisi Doğu ülkelerinin en güzel kızı Thisbe ile en yakışıklı delikanlısı Pyramus birbirlerine yakın evlerde, bitişik duvarların ardında komşuluk ederken birbirlerine aşık olurlar. Tutkuları duvarları delip geçer, ufak bir delikten birbirlerini görerek öpücüklerini göndererek aşklarını taze tutarlar. Evlenmek istemelerine aileleri karşı çıkınca, günün ilk ışığına kadar duvardan açtıkları delikten aşklarını birbirlerine fısıldarlar. Yasak tanımayan aşk günün birinde dayanılamaz hale gelir ve iki aşık kaçmaya karar verir. Yemişleri kar gibi beyaz olan dut ağacının altında buluşmaya söz veren Thisbe ile Pyramus güneşin bitip karanlığın çöktüğü gecenin birinde buluşmaya karar verirler.

 Pyramus ve Thisbe Efsanesini Betimleyen Bir Tablı
Pyramus ve Thisbe Efsanesini Betimleyen Bir Tablo

Thisbe, önceden geldiği buluşma yerinde bir aslan kükremesi duyması üzerine oradan kaçar. Kaçarken omuzlarına aldığı şalını düşürür ve yeni yemek yemiş, ağzında avının kanları duran aslan bu şalı alıp parçalar, sonra ormana döner. Pyramus gelince kanlı şalı ve aslanın ayak izlerini görür, sevdiğini koruyamadığı için kendini suçlar. Şalı eline alıp “Seni ben öldürdüm” deyip dut ağacının yanına gider ve kılıcını çektiği gibi kendi göğsüne saplar. Dut ağacı fışkıran kanlarla kızıla boyanır. 

Pyramus’un kanını Thisbe’nin gözyaşları temizlediği için o günden sonra kara dut ağacının çıkmayan lekesini ise ağacın yaprakları temizlemektedir.

Thisbe aslanın kaçtığını düşünüp, sevgilisini daha fazla bekletmemek için dut ağacının yanına geri dönmeye karar verir. Beyaz yemişli dut ağacını bir türlü göremeyen Thisbe, kara dut ağacını görünce birden sevgilisini de ağacın dibinde yani yerde görür. Pyramus’u kollarına alıp onu öpen Thisbe, gözlerini açması için Pyramus’a yalvarır ve genç adam gözlerini açar. Gözlerini açan adam Thisbe’ye son kez bakıp sonra tamamen kapar. Thisbe ise kılıcı eline alır ve “Benim için öldürdün kendini ama ben de cesurum, içim aşkla dolu ve bizi ayıran ölüm olamaz. Ölüm olsa olsa bizi birleştirir” diyerek kanı kurumamış kılıçla kendini öldürür.

Aileleriyle beraber tanrılar da iki sevgilinin aşk dolu ölümüne çok üzülürler ve Thisbe ile Pyramus’un ölülerini yakıp küllerini bir kaba koyarlar. Bu iki aşığın hatırasını yaşatmak için de bütün ülkelerde kara dut ağaçları yetiştirirler. Pyramus’un kanını ağacın meyvelerine, Thisbe’nin gözyaşlarını ise ağacın yapraklarına verirler. Pyramus’un kanını Thisbe’nin gözyaşları temizlediği için o günden sonra kara dut ağacının çıkmayan lekesini ise ağacın yaprakları temizlemektedir…

Pyramus ve Thisbe’nin Aşkı – Karadut Ağacı

Karadut Ağacı, Yunan Mitolojisi, Thisbe, Pyramus, Aşk, Efsane, Hikaye,

Continue Reading

Efsane Destan Mitoloji

Mitolojiye Göre İlk İnsan

Semavi olmayan dinler ve bunlarla ilgili mitolojik anlatımlara göre ilk insanlar kimlerdi ve nasıl yaratılmışlardı?..

Published

on

By

Mitolojiye Göre İlk İnsan

İlk İnsan – İster Müslüman olalım ister olmayalım hepimiz İslam dininin ve diğer semavi dinlerin ilk insana dair az çok birbirine benzeyen yaratılış anlatılarını biliriz. Peki semavi olmayan dinler ve bunlarla ilgili mitolojik anlatımlara göre ilk insan / insanlar kimlerdi ve nasıl yaratılmışlardı?..

Yunan Mitolojisinde İlk İnsan

Yunan mitolojisine göre insan soyu “i” tarafından yaratılmıştır. İlk kadınsa Zeus tarafından yaratıldığı kabul edilen “Pandora“dır. Sözlük anlamı “Tanrılar Hediyesi” olan Pandora, kusursuz bir güzelliğe sahipti ve i tarafından Epimetheus‘a hediye edilmişti.

Mısır Mitolojisinde İlk İnsan

Antik Mısır mitlerinin çoğu Nil nehrinin yıllık taşkınlarından etkilenmiştir. Amon-Ra‘nın gözyaşı toprağa düşer ve toprakla buluşan gözyaşından ilk insan doğar. Bu noktada Grek mitolojisiyle benzerlik vardır zira Prometheus’un ilk insanı gözyaşıyla ıslattığı çamurdan yoğurduğu anlatılır. 

Hint Mitolojisinde İlk İnsan

Hint mitolojisinde insan “Purusha” adlı ilahi varlıktan meydana gelir. Hinduizm‘de kainatı temsil eden Purusha‘nın bedeni, birbirine sarılmış iki insanın şekline benzer. İlahi güç; Purusha‘nın bedenini ikiye böler ve bedenin yarısı kadın yarısı erkek olarak ayrılır. 

İran / Pers Mitolojisine Göre İlk İnsan

İran mitolojisine göre de ilk yaratılan şey Eşk / اشک” yani gözyaşıdır ve başta insan olmak üzere her şey ondan doğmuştur. Aşk /عشق kelimesinin de Eşk‘ten geldiği kabul edilir. Dolayısıyla “Aşk” kelimesinin kökeni genel olarak bilinenin aksine ArapçaAşaka‘ (Sarmaşık) kelimesinden değil, Farsça bir kelimeden gelmektedir ki nihai kökeni belki de Avesta dilinde ‘işka / işk’ (istemek) kelimeleridir. Bu kelimeler muhtemelen orta Farsça‘dan Arapça‘ya geçmiştir. Fars mitolojisinde ilk erkek “Meşy” ilk kadın “Meşyâne“dir.

Sümer Mitolojisinde İlk İnsan

Sümer mitolojisinde ilk insan “Adapa”dır. Adapa, Adaba Mezopotamya mitolojisinde yaratılmış ilk insandır. Adapa, Sümer kralları listesi’nde ulusun ilk lideri olarak geçer. Farklı biçimlerinde Oanes ve Alulim olarak da anıldığı olmuştur. Akadca‘da ismi “Adamu” erkek insan anlamına gelir.

Adapa antik Eidug şehrinin kralıydı. Enki tarafından yaratıldığına inanılırdı, bir bakıma Enki‘nin oğlu olarak düşünülmüştür. Yarı faniydi ama ölümsüzlerin kuvvetine sahipti. Evrenin tüm bilgisinin üçte birine sahip olduğu, bu bilginin ona Enki tarafından öğretildiğine inanılırdı. İnsanlığa dili öğretenin Adapa olduğuna inanılır. 

Türk Mitolojisinde İlk İnsan

Türk Mitolojisinde İlk İnsan: Törüngey
Türk Mitolojisinde İlk İnsan: Törüngey

Törüngey, Türk ve Altay mitolojisinde ilk insana verilen isimdir. Türüngey yahut Torongay olarak da bilinir. Yeryüzünde yaratılan ilk kişi olduğuna inanılır. İnsanların atasıdır. Gökte yaşamaktadır. Ne bir ulusa ne de bir boya / kabileye sahip değildir. İlk önceleri eşi de yoktur. Sonradan yeryüzüne gönderilmiştir. Yeryüzüne gönderilirken Ulukayın (veya Ulu Ata) tarafından kendisine su, ateş ve demir verilmiştir. Karısının adı Ece (Eje)’dir. 

Elli kapılı, kırk pencereli, çatısı otuz kirişli bir evi vardır. Öküzleri tarla sürmede kullanan kişidir. Köten (saban) sürmeyi bulan kişi de odur. Kımızı bulan da odur. Kımız içme töreni ona aittir. Bazen göklerden mi indiği yerden mi çıktığı belli olmayan kişi olarak betimlenir. Bazen de gökten düştüğü söylenir. Ateşi elde etmiştir. İslam, Hristiyanlık ve Museviliğin etkisiyle çamurdan yaratıldığı inancı yerleşmiştir. Karısıyla birlikte adları Ecey (Ece) ve Elley (Ele) şeklinde de geçer.

https://youtu.be/FkUw96X4ezQ
İslam’a Göre İlk İnsan – Adem
Continue Reading

Efsane Destan Mitoloji

Türklerin Yaratılış Destanı

İslam’dan önceki pagan Türklerin en ulu tanrısı Kayra’nın, daha sonradan kötülük tanrısı olan Erlik’i ve Dünya’yı, insanları yaratmasını anlatan Türk efsanesi..

Published

on

By

Türklerin Yaratılış Destan ı Efsane Mitoloji

İslam’dan önceki pagan Türklerin en ulu tanrıKayra‘nın, daha sonradan kötülük tanrısı olan Erlik‘i ve Dünya‘yı, insanları yaratmasını anlatan Türk efsanesi…

Tanrı Kayra’nın Kişi’yi Yaratışı

Kayra yalnızdı ve canı sıkılıyordu. Sudan gelen bir ses ona “Yarat” dedi. O da kendi gibi birini yarattı ve ona Kişi dedi.

Her şeyden önce su vardı. Yer, Ay, gök, Güneş yoktu. Sadece Tanrı Kayra Han (Kuday) vardı. Ancak Kayra yalnızdı ve canı sıkılıyordu. Sudan gelen bir ses ona “Yarat” dedi. O da kendi gibi birini yarattı ve ona Kişi dedi. İkisi de birer kara kaz gibi su üzerinde uçuyorlardı. Tanrı Kayra Han bir şey düşünmüyordu. O sırada Kişi, yeli bulup suyu dalgalandırdı. Kayra Han’ın yüzüne su sıçrattı. Bunu yapınca da kendisinin Tanrı’dan güçlü olduğunu düşündü. Kayra’dan daha yüksekte uçmak istedi ama uçamadı. Suya düşüp dibe battı. Boğulmak üzereydi. “Bana yardım et!” diye bağırıp, Kayra’dan yardım istedi.

Yerin Yaratılışı

Suyun dibinden çıkardığı toprağı Kayra Han’a götürdü. Kayra Han, Kişi’nin getirdiği toprağı suyun üzerine serperken “Yer olsun!” diye buyurdu.

Tanrı Kayra izin verdi; Kişi su yüzüne boğulmadan çıktı. Sonra Tanrı “Sağlam bir taş olsun!” dedi. Suyun dibinden bir taş yükseldi. Kayra Han ile Kişi, bu taşın üzerine oturdular. Kayra Han, Kişi’ye “Suya dal, suyun dibinden toprak çıkar!” diye buyruk verdi. Kişi, Tanrı’nın buyruğunu yerine getirdi. Suyun dibinden çıkardığı toprağı Kayra Han’a götürdü. Kayra Han, Kişi’nin getirdiği toprağı suyun üzerine serperken “Yer olsun!” diye buyurdu.

Kişi’nin Tanrıya İsyanı ve İlk Günah

Kayra Han’ın suya serptiği toprak gibi Kişi’nin ağzındaki toprak da büyüyüp genişlemeye başladı. Kişi korktu; soluğu kesildi, öleyazdı. Kaçmaya başladı.

Buyruk yerine geldi, yeryüzü yaratıldı. Kayra Han, yine Kişi’ye “Suya dal, suyun dibindeki topraktan çıkar!” diye buyruk verdi. Kişi, suya daldığında “Bu kez kendim için de toprak alayım.” diye düşündü. İki avucuna da toprak doldurdu; bir avucundakini Kayra Han’dan gizlemek için ağzına attı. Dileği, Kayra Han’dan gizli kendine göre bir yer yaratmaktı.

Avucundaki toprağı getirip Kayra Han’a uzattı. Kayra Han, toprağı suyun üzerine serpip genişlemesini buyurdu. Kayra Han’ın suya serptiği toprak gibi Kişi’nin ağzındaki toprak da büyüyüp genişlemeye başladı. Kişi korktu; soluğu kesildi, öleyazdı. Kaçmaya başladı. Ancak, nereye kaçsa yanı başında Tanrı Kayra Han’ın varlığını hissediyordu. O’ndan kaçamıyordu. Çaresiz kaldı, Tanrı’ya yalvarmaya başladı “Tanrı! Gerçek Tanrı! Bana yardım et!”

Kayra Han, Kişi’ye “Ağzındaki toprağı ne için sakladın?” dedi. Kişi “Kendime yer yaratmak için saklamıştım.” diye yanıt verdi. Kayra Han da “Öyleyse at ağzından ve kurtul.” dedi. Kişi’nin ağzındaki toprak yere dökülürken küçük tepeler oluştu. Kayra Han “Artık sen günahlı oldun.” dedi. “Bana karşı geldin. Kötülük düşündün. Bundan sonra sana uyanlar, senin gibi kötülük düşünenler senin gibi kötü kişi olacak; bana uyanlar ise iyi ve pak kişiler olacak, güneş ve aydınlık yüzü görecek. Ben, gerçek Kurbus’tan adını almışımdır; bundan sonra senin adın da Erlik olsun. Günahlarını benden saklayanlar senin adamın olsun, günahlarını senden saklayanlar benim adamım olsun.”dedi.

Yeryüzü Ağacı ve Ulusların Yaratılışı

Dalsız budaksız ağaç birden dokuz dallı oldu. Kayra Han “Dokuz dalın herbirinin kökünden, birerden dokuz kişi türesin; bunlar dokuz millet olsun!” dedi.

Yeryüzünde, dalsız budaksız bir ağaç yeşerdi. Kayra Han, bu dalsız budaksız ağaçtan hoşlanmadı. “Dalları, yaprakları olmayan ağaca bakmak güzel değil. Bu ağacın dokuz dalı olsun!” dedi. Dalsız budaksız ağaç birden dokuz dallı oldu. Kayra Han “Dokuz dalın herbirinin kökünden, birerden dokuz kişi türesin; bunlar dokuz millet olsun!” dedi.

Erlik, bunlar olurken büyük bir gürültü duydu. “Nedir acaba?” diye düşündü. Kayra Han’a gürültünün nedenini sordu. Kayra Han “Ben bir hakanım. Sen de kendince bir hakansın. İşittiğin gürültüyü yapanlar benim insanlarımdır!” dedi. Erlik, Kayra Han’dan bu insanları kendisine vermesini istedi. Kayra Han “Olmaz!” diye karşıladı. “Sen git kendi işine bak!”

Yasak Meyve

Erlik’in canı sıkıldı. “Hele bir gidip şu insanları göreyim.” diyerek kalabalığın yanına vardı. Orada insanlardan başka yaban hayvanları, kuşlar ve daha nice yaratıklar vardı. Erlik “Kayra Han bunları nasıl yarattı acaba? Bunlar ne yer, ne içerler?” diye düşündü. O düşüne dursun, insanlar ağacın yemişlerinden yemeye başlamışlardı. Erlik baktı ki insanlar ağacın yalnızca bir yanındaki yemişleri yiyorlar, öte yandakilere ellerini sürmüyorlar. İnsanlara bunun nedenini sordu.

İnsanlar, şu yanıtı verdiler “Tanrı bize o yandaki yemişlerden yemeyi yasakladı. Biz yalnızca Tanrı’nın izin verdiği, ağacın gün doğusundaki yemişlerden yiyoruz. Şu gördüğün yılan ile köpek, yasak yandaki yemişleri yemememiz için bekçilik ediyor.” Bu yanıt, Erlik’i sevindirdi. Erlik Körmös, insanlardan Doğanay (Törüngey) denilen erkeğe yaklaştı. Ona “Kayra Han size yalan söylemiş. Asıl, yasakladığı yemişlerden yemeniz gerekir. Onlar daha tatlıdır. Bir deneyin; göreceksiniz.” dedi.

Erlik, uyumakta olan yılanın ağzına girdi; ağaca çıkmasını söyledi. Yılan, ağaca çıkıp yasak yemişlerden yedi. Doğanay’ın karısı Ece (Eje), yanlarına geldi. Erlik, Doğanay ile Ece’ye de yasak yemişlerden yemelerini söyledi. Doğanay, Kayra Han’ın sözünü tutarak yasak yemişlerden yemedi. Karısı Ece dayanamadı, yedi. Yemiş çok tatlı idi. Alıp kocasının ağzına sürdü. Doğanay ile Ece’nin tüyleri birden döküldü. Utandılar. Kaçıp, her biri bir ağacın ardına saklandılar.

Tanrı’nın Cezalandırışı

“Sen, Erlik’in sözüne uydun. Yasak yemişi yedin. Cezanı çekeceksin. Çocuk doğuracaksın. Doğururken de acı çekeceksin…”

Kayra Han oraya geldi. İnsanlar, kaçışıp bir köşeye gizlenmişlerdi. Kayra Han “Doğanay! Ece! Doğanay! Ece!” diye haykırdı “Neredesiniz?” Doğanay ile Ece “Ağaçların arkasındayız.” dediler, “Karşına çıkamıyoruz, utanıyoruz.” Sonra, olanları bir bir anlattılar. Kayra Han, bildiği şeyleri duymanın öfkesi içinde herbirine ayrı cezalar verdi.

“Şimdi sen de Erlik’ten bir parça oldun.” diyerek yılana verdi ilk cezayı. “İnsanlar sana düşman olsun; seni görünce vurup, ezip öldürsünler!” dedi. Ece’ye döndü “Sen, Erlik’in sözüne uydun. Yasak yemişi yedin. Cezanı çekeceksin. Çocuk doğuracaksın. Doğururken de acı çekeceksin. Sonunda öleceksin, ölümü tadacaksın.

“Benim sözümü dinleseydin, benim gibi olacaktın. Dinlemediğin için dokuz oğlun, dokuz da kızın olacak. Bundan sonra ben, insan yaratmayacağım. Artık, insanlar senden türeyecek.”

Doğanay’a da şöyle diyerek cezasını verdi” Erlik’in gösterdiğini yedin. Benim sözümü dinlemedin, Körmös Erlik’in sözüne uydun. Onun adamları onun dünyasında yaşar, Karanlıklar dünyasında bulunur. Benim ışığımdan yoksun kalır. Körmös (Şeytan, Erlik) bana düşman oldu; sen de ona düşman olacaksın. Benim sözümü dinleseydin, benim gibi olacaktın. Dinlemediğin için dokuz oğlun, dokuz da kızın olacak. Bundan sonra ben, insan yaratmayacağım. Artık, insanlar senden türeyecek.”

Kayra Han, Erlik’e de kızdı. “Benim adamlarımı niçin aldattın?” diye sordu öfkeyle. Erlik “Ben istedim, sen vermedin!” dedi, “Ben de senden çaldım. Artık, hep çalacağım. Atla kaçarlar ise düşürüp çalacağım. İçip içip esrirler (sarhoş olurlar) ise birbirlerine düşürüp dövüştüreceğim. Suya girseler, ağaçlara çıksalar bile yine çalacağım.” Kayra Han da “Öyleyse; dokuz kat yerin altında ayı, güneşi olmayan karanlık bir dünya vardır. Seni oraya atıyorum!” diyerek Erlik’i cezalandırdı.

Her şey bitince, bütün insanlara birden ceza verdi. “Bundan sonra kendi yemeğinizi kendiniz kazanacak, gücünüzle elde edeceksiniz; benim yemeğimden yemek yok!” dedi, “Artık, yüz yüze gelip sizinle konuşmayacağım. Bundan sonra size Gök Oğul‘u (May Tere) göndereceğim.”

İlk Peygamber: Gök Oğul

Gök Oğul, insanlara birçok şey öğretti. Arabayı da Gök Oğul yaptı. Ot köklerini, yenilebilecek otları insanlara öğretti. Erlik, Gök Oğul’a yalvardı “Ey Gök Oğul, bana yardım et. Kayra Han’dan izin dile. Yanına çıkmak istediğimi söyle. Yardım et bana.” Gök Oğul, Erlik’in dileğini Kayra Han’a iletti. Kayra Han aldırış etmedi. Gök Oğul, altmış yıl yalvardı.

Tanrı Kayra’nın Erlik’in Duasını Kabulü

Sonunda Kayra Han, Erlik’e haber gönderdi “Düşmanlıktan vazgeçersen, insanlara kötülük etmezsen sana izin veririm, yanıma gelirsin!” Erlik, söz verdi. Kayra Han’ın katına çıktı. Baş eğdi. “Beni kutsa. Bana izin ver, ben de kendime gökler yapayım.” diye yalvardı. Kayra Han, izin verdi. Erlik, kendisi için gökler yaptı. Adamlarını topladı, yaptığı göklere yerleştirdi; kendisi de başlarına geçti. Çok kalabalık oldular.

Ulu Kişi’nin Erlik’e Savaş Açışı

Kayra Han, üzülmemesini söyledi. “Erlik’e benden başka kimsenin gücü yetmez.” dedi, “Erlik’in gücü senden çoktur. Ama gün gelecek, senin gücün Erlik’in gücünden üstün olacak.”

Kayra Han’ın en sevgili kullarından olan Ulu Kişi (Mandı-Şire), bu duruma çok üzüldü. Üzüntü içinde düşündü “Bizim öz kişilerimiz yeryüzünde sıkıntı çekip yoruluyor. Erlik’in adamları ise göklerde keyfedip duruyor…” Ulu Kişi, bu üzüntü içinde Erlik’e savaş açtı. Erlik, daha güçlü çıktı. Ateş ile vurup Ulu Kişi’yi kaçırdı.

Ulu Kişi, Kayra Han’ın katına çıktı. Kayra Han “Nereden geliyorsun?” dedi. Ulu Kişi “Erlik’in adamlarının gökte oturması, bizim adamlarımızın ise yeryüzünde binbir güçlük içinde yaşamaları ağırıma gitti. Erlik’in yandaşlarını yere indirmek, göklerini başına yıkmak için Erlik’le savaştım. Gücüm yetmedi, o beni kaçırdı diye üzgün ve ağlamaklı yanıt verdi.”

Kayra Han, üzülmemesini söyledi. “Erlik’e benden başka kimsenin gücü yetmez.” dedi, “Erlik’in gücü senden çoktur. Ama gün gelecek, senin gücün Erlik’in gücünden üstün olacak.” Ulu Kişi’nin yüreği serinledi, rahat rahat uyudu.

Ulu Kişi’nin Erlik’in Göklerini Yıkışı

Kayra Han, Ulu Kişi’ye bir kargı verdi. Ulu Kişi, kargıyı alıp Erlik’in göklerine gitti. Erlik’i yendi, kaçırdı; göklerini kırdı geçirdi. Erlik’in gökleri parça parça oldu, yeryüzüne döküldü.

Gün geldi, Ulu Kişi güçleneceğini anladı. O gün Kayra Han, Ulu Kişi’yi yanına çağırdı. “Var git. Güçlendin artık. Erlik’in göklerini başına yıkacak güce kavuşturdum seni. Dileğine ereceksin.” dedi “Sana, kendi gücümden güç verdim.” Ulu Kişi şaşırdı “Yayım yok, okum yok. Kargım yok, kılıcım yok. Kupkuru bir bileğim var. Yalnız bilek gücüyle Erlik’i nasıl yok edebilirim?”

Kayra Han, Ulu Kişi’ye bir kargı verdi. Ulu Kişi, kargıyı alıp Erlik’in göklerine gitti. Erlik’i yendi, kaçırdı; göklerini kırdı geçirdi. Erlik’in gökleri parça parça oldu, yeryüzüne döküldü. O güne değin dümdüz olan yeryüzü, o günden sonra kayalıklarla, sivri dağlarla doldu. Görklü Tanrı’nın özene bezene yarattığı güzelim yeryüzü eğri büğrü oldu. Erlik’in bütün yandaşları yere döküldü; suya düşenler boğuldu, ağaca çarpanlar sakatlanıp can verdi, sivri kayaların üstüne düşenler öldü, hayvanlara çarpanlar hayvanların ayakları altında kaldılar.

Tanrı Kayra’nın Erlik’i Tekrar Cezalandırışı

Erlik, varıp Kayra Han’dan kendine yeni bir yer istedi. “Benim göklerimin yıkılmasına sen izin verdin; barınacak yerim kalmadı.” dedi. Kayra Han, Erlik’i yerin altındaki Karanlıklar Ülkesi‘ne sürdü. Üzerine yedi kat kilit vurdu. “Burada gün ışığı, ay ışığı görmeyesin. Üzerinde sönmez ateşler olsun. İyi olursan yanıma alır, kötü olursan daha derinlere sürerim.” dedi.

Erlik’in Kötü Ruhları Yaratışı

Körük bir kadın, çekiç bir erkek oldu. Kayra Han, kadını tutup yüzüne tükürdü. Kadın bir kuş olup uçtu. Bu kuş, eti yenmeyen, tüyü işe yaramayan Kurday denilen kuştur. Kayra Han, erkeği de tutup yüzüne tükürdü. O da bir kuş olup uçtu; adına Yalban kuşu dediler.

Bunun üzerine Erlik “Öyleyse ölmüş kişilerin canlarını bana ver; gövdeleri senin olsun, canları benim.” dedi. Kayra Han, “Hayır, onları da sana vermeyeceğim.” dedi, “İstiyorsan kendin yarat. Erlik eline çekiç, körük ve örs aldı. Vurmaya başladı. Her vuruşta bir hayvan ortaya çıktı. Kurbağa, yılan, ayı, domuz, deve ve kötü ruhlar yeryüzünü doldurdu.

Sonunda Kayra Han, Erlik’in elinden çekici, örsü, körüğü aldı; ateşe attı. Körük bir kadın, çekiç bir erkek oldu. Kayra Han, kadını tutup yüzüne tükürdü. Kadın bir kuş olup uçtu. Bu kuş, eti yenmeyen, tüyü işe yaramayan Kurday denilen kuştur. Kayra Han, erkeği de tutup yüzüne tükürdü. O da bir kuş olup uçtu; adına Yalban kuşu dediler.

Tanrı Kayra’nın Göklere Çekilişi

“Şimdi ben aranızdan ayrılıyorum, ama yine geleceğim. Beni unutmayın, geri gelmez sanmayın. Geri döndüğümde iyiliklerinizin, kötülüklerinizin hesabını göreceğim.”

Bu olanlardan sonra Kayra Han, insanlara “Ben size mal verdim, aş verdim. Yeryüzünde iyi, güzel, pak olan ne varsa verdim. Yardımcınız oldum. Siz de iyilik yapın. Ben, göklerime çekileceğim, tez dönmeyeceğim” dedi. Yardımcı ruhlarına döndü “Gün Aşan (Şal-Yime); sen, içki içip aklını yitirenleri, körpe çocukları, tayları, buzağıları koru. Onlara kötülük gelmesin. Sağlığında iyilik yapmış olanların ruhlarını yanına al; kendini öldürenlerinkini alma. Zenginlerin malına göz dikenleri, hırsızları, başkalarına kötülük edenleri koruma. Benim için, bir de hakanları için savaşıp ölenlerin ruhlarını da yanına al, benim yanıma getir.”

“İnsanlar ! Size yardım ettim. Kötü ruhları (körmösler) sizden uzaklaştırdım. Kötü ruhlar size yaklaşırsa, onlara yiyecek verin, ama onların yiyeceklerinden yemeyin; yerseniz, onlardan olursunuz. Şimdi ben aranızdan ayrılıyorum, ama yine geleceğim. Beni unutmayın, geri gelmez sanmayın. Geri döndüğümde iyiliklerinizin, kötülüklerinizin hesabını göreceğim. Şimdilik benim yerimde Ağca Dağ (YapKara), Ulu Kişi ve Gün Aşan kalacaklar; size yardımcı olacaklar.

Ağca Dağ! Gözlerini dört aç. Erlik senin elinden ölenlerin ruhlarını çalmak isterse, Ulu Kişi‘ye söyle; o güçlüdür. Gün Aşan! Sen de iyi dinle. Kötü ruhlar, yeraltındaki Karanlıklar Ülkesi‘nden yukarı çıkmasınlar. Çıkarlarsa, hemen Gök Oğul‘a bildir. Ona güç verdim. O, kötü ruhları kovar. Alma Ata (Bodo-Sungkü), Ay’ı ve Güneş’i bekleyecek. Ulu Kişi, yeryüzünü ve gökyüzünü koruyacak. Gök Oğul, kötüleri iyilerden uzaklaştıracak. Ulu Kişi, sen de kötü ruhlarla savaş. Güç gelirse benim adımı çağır. İnsanlara iyi şeyleri, iyi işleri öğret. Oltayla balık avlamayı, tiyin (sincap) vurmayı, hayvan beslemeyi öğret.”

Ulu Kişi ve Ağca Dağ’ın Gidişi

Sonra, Kayra Han uzaklaştı. Ulu Kişi, Kayra Han’ın sözlerini yerine getirdi. Olta yaptı, balık avladı. Barutu buldu, sincap vurdu. Gün geldi, Ulu Kişi kendi kendine mırıldandı “Bugün beni yel uçuracak, alıp götürecek.” Bir yel geldi, Ulu Kişi’yi uçurup götürdü. Bunun üzerine Ağca Dağ insanlara “Ulu Kişi’yi Tanrı Kayra Han yanına aldı. Artık, onu bulamazsınız. Gün gelecek, beni de yanına çağıracak. Nereye isterse oraya gideceğim. Öğrendiklerinizi unutmayın. Kayra Han böyle istedi.” dedi. İnsanları kendi haline bırakıp o da gitti.

Anahtar Kelimeler: kayra, erlik, efsane, dünya, yaratılış, kişi, ağacın dokuz dalı, dokuz dallı ağaç, dokuz millet, yasak meyve, yaratık, doğanay, yılan, ece, körmös, şeytan, gök oğul, may tere, ulu kişi.

Continue Reading
Advertisement

Facebook Sayfamızı Takip Edin

Advertisement
Advertisement

Popüler