Connect with us

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Dişi Cinle Evlenen Arkadaşımın Akıbeti

Published

on

Yaşanmış Cin Hikayeleriİstanbul’a çalışmaya gittiğim ve kafamda bir sürü planların dolaştığı yıllardı. Bir kaç yıl önce aldığım işletme diplomamla zar zor da olsa özel bir bankada iş bulabilmiştim. İlk aylar tek başıma kiraladığım evde bekar hayatı yaşadım. Fakat artan masraflar, kafamdaki planlar için para biriktirmeyi bırak; ay sonunu bile zor getirmeme yetiyordu. Bu durum yaptığım aşırı harcamaları kontrol etmem gerektiği anlamına geliyordu. 

Aynı bankada beraber çalıştığım Murat isminde bir çocuk vardı. Kendisi benle aynı yaşlarda ve çok iyi birisiydi. Ufak krizlerimde ne zaman istesem borç verir “Acele etme; istediğin zaman ödersin.” derdi. Murat da aynı benim gibi kirada kalıyordu. Cebimin sıkışık olduğu bir gün Murat bana aynı evde kalmayı teklif etti. “Bu sayede kira masraflarını yarıya indiririz” dedi.

Bunu duyduğuma çok sevinmiştim. Ayrıca Murat çoğu yemeği yapmayı da biliyordu. Ben ise nadir zamanlar dışında sürekli dışarıdan yemek yiyordum. Teklifini kabul ettim. O hafta sonu Murat’la aynı evde kalmaya başladık. Aradan aylar geçti. Birbirimize oldukça alışmıştık. Aynı evde iki kardeş gibiydik. Bahar’ın sonlarına doğru Murat yazın ortasında düğününün olduğunu söyledi. 

Manisa’nın Bir Köyü

“Semih, ben yıllık iznimi erkenden alıp memlekete gideceğim. Düğün zamanı mutlaka sen de geleceksin. Sana bizim oraları da gezdiririm.” dedi. Ben de buna çok sevinip “Tabii ki kardeşim.” dedim. Murat izne çıkıp memlekete döndüğünde ben de ailemin yanına gittim. Ailemin yanında kısa süre kaldıktan sonra Muratın memleketi olan Manisa’ya biletimi aldım.

Sabahın erken saatlerinde şehir merkezine girer girmez Murat’ı aradım. Ona nerde olduğumu söyledim. Yarım saat sonra arabasıyla geldi. Yüzü oldukça neşeliydi. “Hayrola evleneceksin diye mi bu neşe?” diye sordum. Utangaç bir gülüş atıp “’Yok kardeşim; seni gördüm mutlu oldum. Hoşgeldin.” dedi. Tokalaşmamızın ardından “Aç mısın? Yolumuz uzun. İstersen şurada bir şeyler atıştıralım.” dedi. Ben de akşamdan beri boş olan mideme elimi atıp “Olur.” dedim. 

Yemekten sonra Murat’a yaşadığı yer hakkında sorular sordum. Ailesi şehir merkezinden oldukça uzak bir köyde kalıyordu. Şehir içinde de evleri vardı fakat yaz aylarını köyde geçiriyorlardı. Köye gitmeden önce şehirdeki evlerine uğradık. Murat evden birkaç parça eşya aldı. Saatler süren yolculuktan sonra nihayetinde asfalttan çıkıp toprak yola girdik. Yaklaştığımızı sanmıştım fakat Murat “Dur hele; daha yarım saatimiz daha var” deyince artık sınırdan çıktığımızı düşünmeye başlamıştım. 

Murat’ın da dediği gibi yarım saat sonra düz bir alanda kurulu olan köyü gördük. Murat “İşte benim büyüdüğüm topraklar” dedi. Aracın hızını düşürerek evlerin arasına daldık. Üç katlı bahçeli bir evin ön ünde durduk. Kapıda köpek kulübesinin yanında, yaşlı bir adam köpeğe yemek veriyordu. Araba sesini duyunca yaptığı işi bırakıp bize doğru yöneldi. Bana bakarak “Hoşgeldin oğlum.” dedi. Murat araya girerek bizi tanıştırdı 

“Bu; babam İbrahim” dedi. Sonra babasına dönerek “Bu da bahsettiğim arkadaşım Semih” Ayak üstü tanışmadan sonra eve girdik. Evde Murat’ın ablası ve annesiyle de tanıştım. Hepsi iyi insanlara benziyordu. Akşam yemeğinden sonra yolculuğun verdiği yorgunluk uykumu getirmişti. Murat’ın annesi bana hazırladıkları boş odayı göstererek erkenden yatabileceğimi söyleyince kendimi hemen odaya attım. Üzerimi değiştirip yatağa uzandım.

Düğün Hazırlıkları

Sabah dışardan gelen seslerle uyandım. Sabah diyorum ama saati kontrol ettiğimde vakit neredeyse öğlen 12’ye geliyordu. O kadar deliksiz uyumuştum ki kimse uyandırmamıştı herhalde. Aşağı indiğimde Murat’ın ablası beni görünce “Annem uyandırmak istemedi. Şimdi kahvaltını hazırlarım.” dedi. Ben de “Keşke uyandırsaydınız; zahmet olacak.” deyip avluya çıktım. Dışarıda Murat ve babası birkaç adamla konuşuyordu. Düğün hazırlıkları için yapılacakları ve alınacakları hesaplıyorlardı. 

Murat beni görünce “Günaydın. Rahat uyudun mu?” dedi. Ben de kafa sallayıp düğünün ne zaman olduğunu sordum. Düğün dört gün sonraydı. Avlunun girişindeki adamları bırakıp köpek kulübesine baktım. İçeride siyah beyaz, oldukça sevimli bir köpek yatıyordu. Islık çalınca dışarı çıkıp benimle oynamaya başladı. Tasmasında Paşa yazıyordu. Paşa’yla oyunumuzu bitirdikten sonra kahvaltımı yaptım. 

Kahvaltıdan sonra Murat’la arabayı alıp köyü gezdik. Murat bana düğünün yapılacağı yeri de gösterdi. Düğün alanı oldukça düz ve genişti. Orta bölümünde boyu beş metreyi geçmeyen birkaç ağaç vardı. Sonra evleneceği kız hakkında Murat’a sorular sordum. Kızın adı Meryem’di. Muratların köyüne yakın bir köyde ailesiyle beraber yaşıyordu. 

Uzun süre konuştuktan sonra bir ara Murat’ın sürekli göğsünü ovuşturduğunu gördüm. İlk başlarda dikkatimi çekmese de sonrasında iyi olup olmadığını sordum. Murat gayet emin ses tonuyla “Bir şeyim yok. Bazen bir ağrı oluyor ama geçiyor.” dedi. Kendisine sırıtarak “Aman koçum düğün gününe kadar dikkat et kendine.” dedim. İkimiz de kahkaha atıp arabaya bindik.

Eve döndüğümüzde güneş batmak üzereydi. Kapıda Paşa’ya laf atıp içeri girdik. Ev halkı masayı hazırlamış, bizi bekliyordu. Hemen sofraya oturduk. Yemekten sonra İbrahim amca evin önünde bir yandan sigarasını içip, diğer yandan telefonla düğün için ayarlamalar yapıyordu. Bir ara Murat’ın köyden arkadaşları geldi. Toplamda beş kişilik grup halinde küçük bir göl kıyısına gittik. Yanlarında malzeme de getirmişlerdi. Araba farları arasında kendimize güzel bir masa kurduk. 

Gece Yaşadığımız Tuhaflıklar ve Korku

Muhabbet üstüne muhabbet derken saat geceyarısını geçti. Daha fazla uzatmadan herkes evine döndü. Murat’la eve girdiğimize herkes uyuyordu. Fazla ses çıkarmadan üst kata çıktık. Merdiven çıkarken Murat yine göğsünü tutuyordu. Birbirimize “İyi geceler” deyip, odalarımıza geçtik. Hafif kıyak olan kafayla, yatar yatmaz uykuya daldım.

Paşa’nın havlama sesiyle uyandım. Öyle havlıyordu ki neredeyse hiç durmuyordu. Bir süre sonra artık sinirim bozulmuştu. Yataktan kalkıp ışığı açtım. Camdan aşağı baktım. Köpek deliler gibi kafasını eve çevirmiş havlı yordu. Tasmasını o kadar çekiştiriyordu ki neredeyse bağını koparacaktı. Elimle işaretler etsem de havlaması kesilmedi. Tekrardan yatağıma dönüp beklemeye başladım. Beş dakika sonra Paşa’nın sesi kesildi. 

Işığı kapatıp yatağıma uzandım. Fakat bu sefer de yan odadan gelen sesler uyumama engel oluyordu. Yan tarafım Murat’ın odasıydı. Horlama sesine benzer boğuk boğuk sesler geliyordu. İlk başta Murat’ın horladığını sandım fakat son günlerde sürekli elini göğsüne götürmesi beni kuşkulandırmıştı. Aklıma kötü şeyler gelmeye başladı. Acaba kriz mi geçiriyordu? 

Hemen yatağımdan kalkıp koridora çıktım. Az önce duyduğum seslerin şiddeti daha da artmıştı. Sanki birisi Murat’ı boğuyordu. Odasına yanaştığımda kapının altından soluk renkte ışıkların çıktığını gördüm. Elimi kapıya atıp hızlıca açtım. Kapıyı açtığımda az önceki ışıktan eser yoktu. Murat’ı tam olarak göremiyordum. Işığı açtığımda Murat yatağın üzerinde sırt üstü yatıyordu. Kıpkırmızı olan gözleri nerdeyse yerinden çıkmışçasına tavana bakıyordu. 

Neler olduğunu anlamadan yanına gidip “Murat! Ne oldu? İyimisin?” dedim. Cevap vermedi. Hala hızlı hızlı nefes alıyor ve tavana bakıyordu. Elimi omzuna attığımda birden kafasını çevirip bana baktı.Tam anlayamadığım bir şeyler söyleyip bağırmaya başladı. Bağırdıkça ağzından dayanılmayacak kadar kötü kokular çıkıyordu. Daha fazla dayanamayıp “İbrahim amca!” diye bağırdım. Sesimi duyan ev halkı saniyeler içinde Murat’ın odasına geldi. 

Onlar da neler olup bittiğini anlamaya çalışıyordu. İbrahim amca bana dönüp “Ne oldu?” diye sordu. Ben de olanları anlattım. Annesi ve ablası ağlayarak sürekli Murat’a sorular soruyor, ondan cevap bekli yorlardı. Tam o sırada Murat kuvvetli bir şekilde tüm nefesini verip, gözlerini kapadı. Herkes o korkuyla Murat’ı sarsmaya başladı. Fakat kontrol ettiğimizde nefesi normal alıyordu. 

Daha sonra birden bire uyanıp “Anne” dedi. Murat’ın sesini duymak herkesin içine su serpmişti. “Ne oldu? Neden ağlıyorsunuz?” diye sordu. Dakikalar önceki Murat gitmiş, yerine; tanıdığımız çocuk gelmişti. Beni de yatağının başında görünce yatakta doğruldu. Her tarafı sırılsıklam terlemişti. Tuhaf ve uykulu gözlerle bize bakıyor, neler olup bittiğini anlamaya çalışıyordu. Kimse konuşmayınca; horlama seslerini duyduğumu ve başına bir şey gelmesinden korktuğum için odasına geldiğimi söyledim. 

Murat da iyi olduğunu, uyumak istediğini söyledi. İbrahim amca “Tamam. Şimdi yatalım. Sabah olunca her şeyi konuşuruz.” dedi. Odadan çıkıp kendi odama geçtim. Hala az önce gördüklerimi anlamaya çalışı yordum. Murat’ın bana söyledikleri, kırmızı gözlerinin yuvalarından çıkmışçasına bakışı bende şok etkisi yaratmıştı. Zor da olsa uyumaya çalıştım. Uykuya daldığımda dışarıdan sabah ezanının sesi geliyordu.

Arkadaşımın Tuhaf Ve Korku Verici Halleri

Sabah erkenden uyandım. Zaten kesik kesik uyumuştum. Hemen alt kata indim. Gece yaşananlar tüm evi etkilemişti. Murat hariç herkes masadaydı. Murat’ın annesi bana bakarak “Murat kalkmadı mı?” dedi. Ben de kontrol etmediğimi söyledim. Murat’ı çağırmak için tekrar yukarı çıktım. Koridorda Murat’ın kapısına yaklaşırken nefes alıp verişimin ve kalp atışlarımın hızlandığını hissettim. Sonra içimden kendime kızıp “O senin arkadaşın. Saçma saçma şeyler düşünme.” dedim. 

Kapının ön üne geldiğimde kapıyı tıklattım. Yanıt gelmedi. Tekrardan tıklatıp “Murat! Uyandın mı kardeşim?” dedim. Yine ses çıkmadı. Kalbim ağzımda atıyordu. Artık sinirlerim bozulmuştu. Hızlı şekilde kapıyı açıp içeri girdim. Murat yatağında değildi. Kafamı sağa çevirdiğimde Murat’ın hemen kapının girişinde tuhaf bir ifadeyle bana baktığını gördüm. Koridora çıkıp, sinirli bir şekilde “Ne yapıyon lan sen manyak mısın?” diye bağırdım. 

Bağırmamı duyan İbrahim amca da yukarı geldi Murat babasının yanına gidip bütün gece uyuyamadığını, bu yüzden biraz uyumak istediğini söyledi. İbrahim amca Murat’a kahvaltı yapıp yapmayacağını sormasına rağmen Murat bu soruya cevap vermeden odasına girdi. Bana doğru dönerek kapıyı kapattı. Muratı’n yaptıklarına anlam veremiyordum. İbrahim amcayla birlikte aşağıya indik.

Kahvaltıda Murat’ın annesi ve babası bana sürekli sorular sordular. Dün geceyi anlatmamı istediler. Ben de olup biteni en ince ayrıntısına kadar anlattım. Eve döndüğümüzde Murat’ın normal olduğunu, benim tahminimce gece yaşanan olaydan sonra bu hale geldiğini söyledim. İbrahim amca düğüne birkaç gün kala evladının bu hale gelmesine çok üzülmüştü. Sürekli bana Murat’la konuşup derdinin ne olduğunu öğrenmemi söylüyordu. Ben de İbrahim amcaya Murat’ı tekrardan eski haline döndürmek için ne gerekiyorsa yapacağımı söyledim. 

Cin Yemeği

Murat o gün öğle yemeği için bile odasından çıkmamıştı. Gün boyunca dışarıda Paşa’yla vakit geçirdim. Akşam vakti İbrahim amca eve geldi. Tüm düğün hazırlıklarının tamamladığını söyledi. Hemen ardından da Murat’ın durumunu sordu. Annesi “Gün boyu odasındaydı. Birkaç defa kapısına gittim ama içeri girmemi istemedi.” dedi. Bunları duyunca İbrahim amcanın yüzü kızarmaya başlamıştı. “Biz kimin için uğraşıyoruz? Ne oldu bu çocuğa?” diyerek eve girdi. 

Murat’ın annesi Murat’ı bir de benim kontrol etmemi istedi. Eve girip üst kata çıktım. Kapının önüne gelip seslendim “Murat! Kardeşim! Yemek yemeyecek misin?” dedim. Murat karnının tok olduğu söyledi. “Dünden beri bir şey yemedin. Nasıl karnın tok oluyor?” dedim. Cevap vermedi. Tam arkamı dönüp aşağı inerken kapı açıldı. İçeride yine o soluk ışık vardı. Tekrardan gerilmeye başladım. Bacaklarımın titremesini hissediyordum. Kapının önüne gelince odanın içine baktım. 

Murat yatakta oturuyor ve önünde bulunan tahta kaptan ağzına siyah taneli bulamaç halinde bir şeyler götürüyordu. Gördüklerim midemi bulandırmaya başlamıştı. Yedikçe yiyor, bir yandan da odanın karşı tarafında birisine değişik bir dilde bir şeyler söyleyip gülüyordu. Kapıya doğru yanaşıp “Murat ne yapıyorsun?” diye bağırdım. Murat, aniden gülmeyi kesip kafasını bana çevirdi ve tuhaf bir sesle “Görmüyor musun; yemek yiyorum!” diye bağırdı. 

Onun bağırmasıyla kapı şiddetli biçimde üstüne kapandı. Korkudan tutmaz hale gelen bacaklarımı zar zor hareket ettirerek merdivenleri indim. Aşağı indiğimde İbrahim amca tam yere düşüyordum ki beni gördü. Hemen yan taraftaki koltuğa beni yatırdıklar. Kısa süreli konuşamadım. Kendime gelmeye başladığımda gördüklerimi anlatmaya çalıştım. Bunun üzerine İbrahim amca üst kata çıktı. Üst katta “Aç lan şu kapıyı! Aç kapıyı! Valla kıracam kapıyı!” sesleri yankılanıyordu. 

Birkaç dakika sonra İbrahim amca tekrardan aşağı indi. Öfkeden teninin rengi kıpkırmızı olmuş,  dudakları morarmıştı. “Kapıkilitlemiş.” dedi. Akşam yemeğinde kimse konuşmuyordu. Herkes Murat’a neler olduğunu anlamaya çalışıyordu. Yemeğin sonunda akşam üzeri Murat’ın odasında gördüklerim hakkında bana sorular sordular. Murat’ın annesi söylediklerime inanmak istemiyor, anlatırken her seferinde emin olup olmadığımı soruyordu. Bugün gördüklerim beni de oldukça etkilemişti. Artık Murat’ı eski arkadaşım olarak göremiyordum. Bir an önce düğünün olup bitmesini ve ailemin yanına dönmeyi istiyordum. 

Karımı Görmek İstiyor musun?

İbrahim amca yemekten sonra tekrar Murat’ın odasına çıktı. Murat yine kapıyı açmamıştı. Geç saatlere doğru herkes odasına çekilince ben de istemeyerek odama çıktım. Kapıyı kapatıp kilitledim. Gördüğüm onca şeyden sonra ev halkına belli etmemeye çalışsam da korkuyordum. Yatağa uzanıp uyumaya çalıştım. Işığı kapatmadığım için uyuyamıyordum. Kalkıp ışığı kapattım. Tekrardan yatağa uzandım. Bir ara derinlerden konuşma sesleri duyuyor gibi oldum. 

Sesler Murat’ın odasından geliyordu. Murat sanki biriyle konuşuyordu. Konuşması bittiğinde bu sefer de Paşa havlamaya başladı. Çıldırmak üzereydim. Kalkıp tekrardan ışığı açtım. Aşağı baktığımda Paşa öteye beriye saldırıyor yerinde duramıyordu. Sanki yabancı bir hayvan görmüş gibiydi. Paşa’yı izlerken odamın ışığı kapandı. Perdeyi bırakıp odanın içine baktım. Hemen tek hamlede ışığı açtım. Ne yapacağımı düşünürken yan taraftaki konuşmaların sesi artıyor; Paşa daha fazla havlıyordu. 

Odadan çıkıp İbrahim amcaları uyandırmanın doğru olacağını düşündüm. Odamdan çıktığımda Murat’ın odasının kapısı açıktı. İçeride yine o ışık vardı. O tarafa bakmadan İbrahim amcaların kaldığı odaya doğru yürüdüm. Tam odanın kapısını tıklatacakken arkamda “Semih!” diye bir ses duydum. Sesin sahibi çok iyi tanıdığım, arkadaşım Murat’tı. Tam arkamdaydı. Nefesini ensemde hissedebiliyordum. Her nefes verişinde ortalığa kötü bir koku yayılıyordu.

Kalbim neredeyse durma noktasında çalışıyordu. Cesaretimi toplayıp arkamı dönemiyordum. İbrahim amcaların kapısına dokunmak, onları uyandırmak istiyordum fakat elim hareket etmiyordu. En sonunda kendimi toparlayıp yavaşça arkaya dönmeye başladım. Arkaya döndüğümde gördüğüm ilk şey Murat’ın gözlerine düşen ateşti. Soru sormak istiyordum. Fakat dilim dönmüyordu. 

İçimden “Murat, bana zarar verme.” diye geçirdim. Murat bunu anlamış olacak ki “’Merak etme sana zarar vermeyeceğim.” diye cevap verdi. Sonra arkasını bana çevirerek odasına yöneldi. “Gel; seni karımla tanıştırayım.” dedi. Murat’ın ne dediğini tam anlayamamıştım. Peşinden gitmek istemesem de yürüyordum. Odanın kapısına geldiğimde içerisi en son gördüğüme göre çok değişikti. Camlarda siyah kalın perdeler, kırmızı yazı ve işlemeli duvarlar ve yine o iğrenç koku

Murat yavaşça yatağa oturdu. Bana doğru elini kaldırıp “Gel” dedi. Odaya girdim. Tüylerim diken diken olmuştu. Murat’ın yanına yaklaşmak istemiyordum. Çünkü bana zarar vermesinden korkuyordum. “Karımı görmek istiyor musun?” dedi. Cevap veremiyordum. Daha yüksek ve kalın sesle görmek “İstiyor musun!?” diye bağırdı. Dilim tutulmuş konuşamıyordum. Zor da olsa kesik kesik kekelemeyle “Ee.. evet” dedim. 

Murat, parmağını kaldırıp, karşıdaki büyük elbise dolabını gösterdi. Parmağını kaldırdığında parmak uçlarında siyah siyah boyalar vardı. Gösterdiği yerde bir şey görememiştim. Fakat yatağın yanındaki masanın üstünde dün gördüğüm tahta kabın içinde kanlı ve tüylü et parçaları vardı. Dolaba doğru gidiyordum. Ayaklarım kontrolümden çıkmıştı. Elimi büyük dolabın kapağına doğru uzattım kapağı yavaşça açtıkça dolaptan odaya soluk ışık huzmesi yayılmaya başladı. 

Ben açtıkça ışık artıyordu. Dolaptaki ışığa bakmamak içi gözlerimi kapamaya çalışıyordum. Fakat gözlerim bir şekilde açılmak istiyordu. Daha fazla direnemeden gözlerimi açtım. Dolapta gelinlik giyen kadın elindeki bıçakla kucağındaki hayvanı parçalıyordu. Hayvanı parçaladıkça kanlar gelinliğine damlıyordu. Gözlerimi kaldırıp kadının yüzüne baktım. Gözlerinin içi yok gibi bembeyazdı. Yaptığı işi bırakmış bana bakıyordu. 

Cinler Paşa’yı Öldürdüler

Ona baktığımı görünce tekrardan gözlerimi kucağındaki hayvana çevirdim. Hayvanın boynunda tasma vardı ve tasmada Paşa yazıyordu. Gözlerimi açtığımda İbrahim amcanın bağırdığını duydum. Odamın kapısının girişinde baygın halde bulmuşlardı beni. Yerden kalkar kalkmaz alt kata inip avluya çıktım. Paşa’nın kulübesine gidip Paşa’yı kontrol ettim. Hayvan kulübesinde değildi. İbrahim amcaya dönüp “Paşa’yı öldürdüler” dedim. İbrahim amca da “Ne öldürmesi oğlum? Kim öldürdü?” diye sordu. 

Kendimi toparlayıp avludaki sandalyelerden birine oturdum. İbrahim amcaya karısını çağırmasını, başımdan geçenlerin hepsini anlatacağımı söyledim. Murat’ın annesi ve ablası geldikten sonra dün gece yaşadıklarımın hepsini en ince ayrıntısına kadar anlattım. Anlatırken bir ara üst kata baktığımda Murat perde arasından bana bakıp, cam arkasından bir şeyler söylüyordu. İbrahim amca Murat’ın odasındaki duvaklı kadını ve Paşa’ya yaptıklarını duyunca hızlıca eve girdi. 

Biz de geriden onu takip ettik. Murat’ın odasının kapısına geldiğinde kapıyı yumruklamaya Murat’a küfretme ye başladı. Kapı kilitli olduğu için sürekli kapıyı zorluyor ve açmaya çalışıyordu. Kısa süre sonra Murat kapıyı açtı. İbrahim amca içeri girip Murat’ı dövmeye başladı. “Ne yaptın lan sen!? Odanda kadının ne işi var senin?!” diye söyleniyor, bir yandanda Murat’ı dövüyordu. Muratın annesi elbise dolabını açtığında gördükleri karşısında çığlık atmaya başlamıştı. 

Kadın daha fazla dayanamadı; yere yığıldı. İbrahim amca dolaba bakınca Paşa’nın delik deşik olmuş ve kanlar içinde kalmış postunu alarak odadan çıktı. Murat o sırada yatakta garip şekilde oturmuş kendi kendine tuhaf cümleler kuruyor ara ara gülüyordu. Bu yaşananlara daha fazla dayanmaya gücüm kalmadı. Odadan çıkıp kendi odama geçtim. Yatağın altındaki çantamı çıkarıp tüm eşyalarımı topladım. Artık ne Murat’la olan dostluğumuz ne düğün ne de evdekiler umrumda değildi. Bir an önce bu köyden gitmek istiyordum.

Murat’ı Son Görüşüm

Çantamı hazırlayıp, üzerimi değiştirdim. Odanın kapısını sessizce açıp koridora çıktım. Kimseye görünmek istemiyordum. Murat’ın odasına son kez bakıp bakmamak konusunda kararsız kalmıştım. Murat’ın kapısının önüne kadar gittim.Tam kapıyı tıklatacaktım ki vazgeçtim. Hızla merdivenlere doğru yürüdüm. İlk basamağı inmiştim ki bir ses geldi. Sesi duyar duymaz kalbim tekrardan hızlanmaya başladı. Arkamı döndüğümde Murat odasının kapısına yaslanmış bana bakıyordu. 

Gözlerinden gözyaşı gibi siyah bir şey akıyordu. Yüzü diğer zamanlara göre çok daha fazla beyazdı. İndiğim basamağı çıkıp gövdemi Murat’a çevirdim. Bir şeyler söylemek istiyor gibiydi. Sonrasında Murat bana doğru bir adım atıp “Hepsi benim hatam” dedi. Ne dediğini anlamamıştım. “Ben gidiyorum Murat” desem de beni duymamıştı. Odanın içinden çıkan bir kol, Murat’ı bileğinden tutup, odaya çekti. Murat tekrar odasına girdiğinde kapı sert bir şekilde üstüne kapandı. 

Murat’ın aklını iyice kaybettiğine ve artık benim de aklımı kaybetmeden bu evi terk etmem gerektiğine o an karar vermiştim. Alt kata indiğimde kimseler yoktu. Hemen avluya çıkıp hızlıca yürümeye başladım. Paşa’nın kulübesinden geçerken aklıma geçen gece gördüklerim geliyordu. Son bir kez dönüp eve baktım. Murat’ın odasında yanıp sönen o tuhaf ışık vardı ve Murat’ın ağlamayla karışık çığlık sesleri dışardan rahatça duyuluyordu.

Adımlarımı yola çevirip hızlıca köy meydanına gittim. Göl kıyısındaki çocuklardan birini gördüğümde şehir merkezine gitmem gerektiğini söyledim. Çocuk düğüne az bir süre kala nereye gittiğimi sorunca “Şehirden birşeyler alıp döneceğim” dedim. Merkeze inmek için yoldan geçen arabalara el atmamı söyledi. Akşam saatleri yaklaşırken şehire indim ve terminale gidip İstanbul biletimi aldım.

İstanbul’a öğle vakitlerinde geldim. Otobüsten iner inmez kendimi bir taksiye atıp eve gittim. Evde ne kadar eşyam varsa toparladım. Yaşadıklarımdan sonra Murat’la aynı evde kalamazdım. Hatta gittiğim gün bile o evde kalmadım. Yeni bir kiralık ev bulana kadar otelde kaldım. Çalıştığım bankaya uzak olmasına rağmen bulduğum yeni evi kiraladım. Kiraladığım günün akşamı eşyalarımı taşıyıp eve yerleştim.

İstanbul’a dönüşümden sonra günler geçti. Her gün Murat’ın banka kapısından içeri girmesini bekliyor; düğünün olup olmadığını ve ona sormadan evimi ayırdığım için bana ne gibi bir tepki vereceğini düşünüyordum. Fakat düşündüklerimin hiçbiri olmadı. 

Arkadaşımın Dişi Cinle İlişkisi  ve Cin Bebek

Aradan yıllar geçti. Artık evli ve 2 çocuk babası bir insandım. Evlendikten sonra İstanbul’da çalışmayı bırakmış artık İzmir’de bir bankada şube müdürlüğü yapıyordum. Eşimin anne ve babası Manisalıydı. Yıllık izine ayrıldığımız yaz ayında onları ziyarete gitmiştik. Trafik levhasında Murat’ın bulunduğu işçenin adını görünce birden kendimi ortamdan soyutlamış ve yıllar önce yaşadıklarımı tekrar yaşamış hissine kapılmıştım. Ben bu hisleri yaşarken eşimin uyarısıyla son anda kaza yapmaktan kurtulmuştuk. 

Aklımda tekrardan o köye gidip Murat’a neler olduğunu öğrenme fikri dolaşıyordu. Önce çocuklar ve eşimle gideceğimiz yere gittik. Bir gün sonra eşime çok samimi bir arkadaşımın bu civarlarda oturduğunu ve onu kısa süreli ziyaret etmem gerektiğini söyleyerek yanlarından ayrıldım. Murat’ın köyüne yaklaştıkça arabanın içine nefes alıp verişim hızlandı. Kendimi kontrol etmeye çalışsam da kalbimin şiddetli çarpışına engel olamıyordum. 

Aradan geçen yıllar köyü oldukça değiştirmiş, yeni yeni evler yapılmıştı. Bilmeme rağmen Muratların evinin olduğu yeri zar zor buldum. Ben üç katlı evle karşılaşmayı beklerken aynı noktada yapımı devam eden iki katlı inşaat halinde bir ev buldum. Dışarıda üç dört işçi sökülen kalıpları kamyona yüklüyordu. Yanlarına yaklaşıp “Kolay gelsin” dedim. Ufak bir muhabbetten sonra konuya girdim. Fakat hiç birinin ne Murat’tan ne de İbrahim amcadan haberi yoktu. İnşaatın içinden bir adam çağırıp “O daha iyi bilir.” dediler.

Çağırdıkları kişi yıllar önce köyden şehire nasıl gideceğimi sorduğum çocuktu. Oldukça değişmişti. Ben onu tanıdım fakat o beni tanıyamamıştı. Onunla da selamlaştıktan sonra Murat’ı aradığımı söyledim. Adamın suratı birden düştü. Yüzünü yere çevirip “‘Haberin yok öyle mi?” dedi. Ben “Neyden haberim yok?” diye sordum. Adam oturabileceğimiz bir yer gösterdi. Oturduktan sonra da “Murat öldü.” dedi. İlk duyduğumda aramızda birkaç saniye sessizlik oldu. Sonra kendimi toparlayıp “Nasıl öldü?” dedim. 

Anlatmaya başladı: “Seneler evvel Murat’ın düğününe bir gün kaldığı geceydi. Çoban Ahmet’in anlattığına göre Murat gece kalkıp babasının, annesinin ve ablasının odalarında uyuduğu bir zamanda evi ahırdan en üste kadar benzin döküp ateşe verdi. Yangın o kadar büyüktü ki köylü yangını fark ettiğinde ev yıkılmış kül olmuştu. Öncesinde yangını normal bir yangın sanıp Murat’ın da ailesiyle birlikte öldüğünü sandık. Fakat yangından bir hafta sonra köyün çocukları göl kıyısında simsiyah bir insan cesedi buldu. 

İlk bakmaya gidenler arasında ben de vardım. Cesedin gözleri oyulmuş, dili kesilmişti. Kolları arasındada bebeğe benzeyen ama suratı insan suratında olmayan bir şey vardı. Hemen jandarmayı aradık. Bir kaç gün sonra cesedin Murat’a ait olduğunu söylediler. Murat’ın başına nasıl böyle bir şeyin geldiğini kimse anlamadı. Cenazeden birkaç gün sonra köyde bir takım söylentiler dolaşmaya başladı. 

Söylenti şu şekildeydi. Güya Murat çocukluğunda dişi bir cinle gönül ilişkisi kurmuş ve bunu da sadece amcaoğluna söylemişti. Zaten bu söylentinin kaynağı da Murat’ın amcaoğluydu. Murat ne zaman ki evlenme yaşına gelmiş; bu varlık Murat’ı esir almış, onun bir başka kadınla evlenmesine izin vermemişti. Fakat Murat’ın evi yakmasını ve ailesini öldürmesine kimse anlam veremedi. Murat’la beraber kucağında bulduğumuz tuhaf bebeğin de Murat’ın, o cin kadından olan bebeği olabileceğini düşündük.

Adam anlatmayı bitirdiğinde ben yaşadığım olayları kafamda oturtmaya çalıştım. Birkaç sorudan sonra adamla vedalaşıp arabayla eşimin yanına gittim. İstanbul’a dönerken yıllar önce yaşadıklarımı ve sevdiğim bir insanın nasıl bu hallere geldiğini düşünüyordum.

Benzer Yaşanmış Cin Hikayeleri – Korku Hikayeleri

CİNLERLE CİNSEL İLİŞKİ VE EVLİLİK MÜMKÜN MÜ

CİNLER EŞİMLE EVLENMEK İSTİYORLARMIŞ

CİNLİ EŞ

Anahtar Kelimeler: yaşanmış cin hikayeleri, korku hikayeleri oku, dişi cin, cinlerle evlilik, tuhaf, istanbul, manisa, köy, ev.

Advertisement
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Emily Rose – Şeytan Çarpması Filmine İlham Veren Yaşanmış Korku Hikayesi

2005 yapımı bir film olan ve Türkçeye Şeytan Çarpması ismiyle çevrilmiş bulunan Emily Rose filminde anlatılan korkunç olaylar tamamen kurgudan ibaret değildi. Anneliese Michel adlı bir Alman kızın gerçek hikayesine dayanıyordu…

Published

on

By

Emily Rose Şeytan Çarpması filmi - Yaşanmış Korku Hikayeleri - Şeytan Çıkarma

2005 yapımı bir film olan ve Türkçeye Şeytan Çarpması ismiyle çevrilmiş bulunan Emily Rose filminde anlatılan korkunç olaylar tamamen kurgudan ibaret değildi. Anneliese Michel adlı bir Alman kızın gerçek hikayesine dayanıyordu...



Anneliese Michel, 1960’lı yıllarda Almanya'nın Bavyera eyaletinde koyu bir Katolik olarak büyütüldü. Anneliese on altı yaşındayken bir gün okulda ansızın bayıldı. Sonrasında ise kendinden geçmiş bir şekilde yürümeye başladı. Anneliese, daha sonra; olayı hiç hatırlamadığını söylemesine rağmen arkadaşları ve ailesi, onun trans benzeri bir durumda olduğunu ifade ettiler. Bir yıl sonra, Anneliese Michel benzer bir olay daha yaşadı. Tekrar transa girdi ve transın ortasında uyandı. Vücudunda kontrolsüz bir şekilde kasılmalar yaşadı ve altını ıslattı.

Anneliese Michel bu olaydan sonra bir nöroloğa göründü. Kendisine görsel ve işitsel halüsinasyonlara neden olan bir hastalık tanısı koyuldu: Temporal Lob Epilepsisi. Anneliese Michel, teşhisten sonra rahatsızlığı için ilaç almaya başladı ve 1973’te Würzburg Üniversitesi’ne gitmeye başladı. Kendisine verilen ilaçlar ona yardım edemedi ve yıllar ilerledikçe durumu bozulmaya başladı. Anneliese hala ilaçlarını alıyor olmasına rağmen bir iblis tarafından ele geçirildiğine ve ilaç dışında bir çözüm bulması gerektiğine inanmaya başladı.

Gittiği her yerde Şeytan'ın yüzünü görmeye başladı ve kulaklarına fısıldayan şeytanları duyduğunu söyledi. Şeytanların kendisine “lanetlenmiş” olduğunu ve dua ederken “cehennemde çüreyeceğini” söylediğini duydu. Bu nedenle Şeytan'ın kendisine sahip olmak istediğine karar verdi.
Anneliese Michel şeytani deneyimlerinden duyduğu rahatsızlıktan kurtulmak için yerel rahipler ile görüştü. Fakat onunla görüşen din adamları, tıbbi yardım alması gerektiğini söyledi. Ayrıca Kilise'nin onayı olmadan kendisine yardım edemeyeceklerini belirttiler.

Bu olaydan sonra, Anneliese’in sanrıları aşırı bir hal aldı. Kendi kıyafetlerini parçalamaya başladı, yerlerde sürünerek evin içerisinde dolaştı. Bulduğu böcekleri yiyordu ve işediği yerleri yalıyordu. Ayrıca bahçede bulduğu ölü bir kuşun kafasını kopartarak yemişti. Sonunda, Anneliese’in annesi bunun bir Şeytan Musallatı olduğuna inanan bir rahip buldu, Ernst Alt. Rahip Alt, Şeytan Çıkarma için gerekli izinleri aldı ve bunun tamamen gizli tutulmasını istedi.

Gelecek on ay boyunca, Rahip Alt ve yardımcısı Rentz, genç kadına dört saat kadar süren toplamda 67 adet Şeytan Çıkarma ayini yaptı. Bu ayinler sırasında Anneliese’in beş kötü ruh tarafından ele geçirildiğine inandıklarını açıkladılar: Lucifer, Cain, Judas Iscariot, Adolf Hitler ve Nero. Tanıklara göre Anneliese Michel’ın vücudunda bulunan beş kötü ruh da odadakiler ile iletişime geçti.

On ay süren Şeytan Çıkarma ayinleri genç kız için oldukça ağırdı. Genç kıza sürekli dua etmesi için zorla diz çöktürüyorlardı ve bunun sonucunda Anneliese Michel’ın diz kapakları kırıldı. Ayinler sırasında genç kız sürekli kiliseden nefret ettiğini ve diğer insanlar gibi olmak istediğini söylüyordu.

Anneliese Michel’ın Ölümü

Şeytan Çıkarma ayinleri sırasında genç kız bir odaya kapatılmıştı ve dışarı çıkması yasaklanmıştı. Sürekli yatağa bağlı olarak tutuluyordu. Git gide kötüleşen Anneliese Michel bir süre sonra çektiği ıstıraptan dolayı yemeyi ve içmeyi kesti. Sonunda 1 Temmuz 1976 yılında yetersiz beslenme ve dehidrasyondan hayatını kaybetti.



Ölümünden sonra Anneliese’in hikayesi, Almanya’da ulusal bir sansasyon haline geldi ve Şeytan Çıkarma'yı yapan iki rahip ihmallerinden dolayı cinayetten suçlandı. Rahipler ihmal sonucu ölüme sebebiyet vermekten suçlu bulundu ve 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Genç kızın ailesi ise bir ceza almadı.

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Continue Reading

Fantastik Canavarlar

Marmara Canavarı Efsanesi

Türkiye’de Van Gölü Canavarı, dünyada ise Lonch Ness Canavarı oldukça popüler efsanevi yaratıklar. Onlar gibi popüler olmasa da Türkiye’de Marmara – Tuzla bölgesinde anlatılagelen benzer bir canavar daha var: Marmara Canavarı…

Published

on

By

Yaşanmış Korku Hikayeleri - Marmara Canavarı Efsanesi

Türkiye'de Van Gölü Canavarı, dünyada ise Lonch Ness Canavarı oldukça popüler efsanevi yaratıklar. Onlar gibi popüler olmasa da Türkiye'de Marmara - Tuzla bölgesinde anlatılagelen benzer bir canavar daha var: Marmara Canavarı...



Yaşanmış Korku Hikayeleri - Marmara Canavarı hakkında özellikle Tuzla civarında bir çok efsane anlatılıyor. Bunlar içinde en bilineni ise 1970'li yıllarda yaşanmış olduğu iddia edilen bir olaya dair...

Rivayete göre; gecenin bir yarısı teknelerini limana bağlayan iki balıkçı, Anadol pikaplarına atlayıp evlerinin yolunu tutmuşlar. Eve dönüş güzergahları bir mezarlığın yakınlarından geçiyormuş. Arkadaşlardan arabayı sürmekte olan mezarlıktan korktuğu için bir yandan aracı sürerken bir yandan da dualar ediyormuş. Diğeri bu tür korkuları olmadığından arkadaşıyla dalga geçiyormuş.

Bu sırada şoför aniden frene asılmış. Çünkü ince bir ağaç, enlemesine yola devriliymiş. Şoför “Ben hayatta inmem” demiş. Diğeri babayiğit bir adammış “Ben tek başıma hallederim” deyip çıkmış arabadan. Gece karanlığında ince uzun ağaca bakıp: “Kavak ağacı galiba” demiş. Yaklaşıp, kaldırmak üzere ağacın gövdesine sarılıp da ağacın kabuğunun yumuşak olduğunu ve kımıl kımıl hareket ettiğini hissedince babayiğitlik filan kalmamış tabii; tabanları yağlamış.

Arkadaşını dikkatle izleyen şoför, ağacın hareketlendiğini ve yukarı doğru kalktığını görünce, karşısındakinin ağaç değil de metrelerce uzunlukta dev bir yılan olduğunu fark etmiş. Yılan, başını; oymakta olduğu mezardan çıkarınca dehşete düşen şoförün saçları o anda bembeyaz kesilmiş. Allah'tan karnını mezarda doyurduğu için canavar ne şoföre ne de arkadaşına saldırmamış. Denize doğru akıp gitmiş. İki arkadaş perişan halde köylerine dönmüşler.



Yaşanmış Korku Hikayeleri - Sonradan köyün yaşlılarından; yılanın, Marmara denizinde yaşayan ve denize yakın mezarlardaki, yeni gömülen ölüleri yiyerek yaşayan bir canavar olduğunu öğrenmişler. Anlattıklarına göre; daha önceleri yılanın çok aç kaldığında balıkçı teknelerine dahi saldırdığı olurmuş. O zamanlarda Yalova ve Kumla’da da ortaya çıkarmış. Marmara Canavarı’yla karşılaşan herkes söz birliği etmişcesine yılanın bir kavak ağacı boyu ve eninde olduğunu söylermiş. Ama yıllardır Marmara Canavarı’nı gören olmamış.

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Fantastik Canavarlar

Continue Reading

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Allahsız Osman’ın Trajikomik Yaşanmış Korku Hikayesi

Osmanlı Dönemi’nde; 1800’lü yıllarda yaşandığı rivayet edilen ve gerçekten yaşanmış bir korku hikayesi olduğu iddia edilen Allahsız Osman’ın öyküsü.

Published

on

By

Yaşanmış korku hikayeleri - Allahsız Osman

Osmanlı Dönemi'nde; 1800'lü yıllarda yaşandığı rivayet edilen ve gerçekten yaşanmış bir korku hikayesi olduğu iddia edilen Allahsız Osman'ın öyküsü.



Yaşanmış Korku Hikayeleri - İstanbul’da 1800’lü yıllar… Rivayete göre; o zamanın meşhur kabadayılarından Ustura Kemal ve arkadaşları, Karacaahmet Mezarlığı’nın karşısındaki bir evin bahçesinde çilingir sofrası kurmuşlar. İçki masası muhabbeti tüm hızıyla devam ederken söz bir şekilde mezarlık ve ölü konusuna gelmiş.

İçinde zırnık Allah korkusu ve vicdan bulunmadığını iddia ettiği için lakabı Allahsız Osman olan bir kabadayı, “Ulan ölü ne ki be?! Sen sağ olanlardan kork, ölüden kimseye zarar gelmez!” demiş. Ustura Kemal de muhabbeti koyulaştırmak için “Ulan Osman, madem ölüden korkmuyorsun, gel şunu iyiden iyiye ispatla bize” diye dalga geçmiş.

Allahsız Osman bunu nasıl yapacağını sorunca, Ustura Kemal “Aha şu karşıdaki Karacaahmet mezarlığını görüyorsun. Madem Allah’a inanmaz ve ölülerden de korkmazsın, bu geceyarısı mezarlığa girip, sana vereceğimiz kazığı mezarlık içinde bir kabrin üzerine çak. Sabah biz gidip, kazığın orada olup olmadığına bakarız. Eğer orada kazık varsa seni takdir ederiz” demiş.

Allahsız Osman aslında, gece mezarlığa girmek şöyle dursun; yanından geçerken bile korkusundan yüksek sesle türkü söyleyen bir adammış. Ama erkekliğe, yiğitliğe alenen leke süremeyeceğinden “Peki ama siz de benimle gece gelip, mezarlık çıkışında bekleyeceksiniz” demiş. Zaten bu konuşmalar akşam saatlerinde yapılıyormuş, gece yarısı kalkıp hep beraber Karacaahmet Mezarlığı’na gitmişler.



Yaşanmış Korku Hikayeleri - Osman, gece karanlığında mezarlığın büyük kapısından içeri girmiş. Herkesin Allahsız Osman olarak bildiği o cesur (!) kabadayı, mezarlığın içinde salavatlar getirerek; bir elinde kazık, bir elinde çekiç ilerlemiş. Uygun bulduğu bir kabrin başına vardığında korkusundan; alelacele kazığı yere çakmış. Çok korktuğu için de hemen oradan uzaklaşmak istemiş.

Ancak bir şey, giydiği setrenin, (o zamanlar erkeklerin giydiği uzunca eteği olan bi tür giysi) ucundan yakalamış. Kabrin başından uzaklaşmasına izin vermemiş. Allahsız Osman var gücüyle “İmdaaat! Ulan yardım edin. Ölü beni tutuyooo!” diye feryat etmiş ama kendinden epey uzakta olan arkadaşlarına sesini duyuramamış. Bağıra çağıra mezarın üzerine yığılıp, kalp krizinden oracıkta ruhunu teslim etmiş.

Uzunca bir süredir mezarlığın dışında bekleyen arkadaşları, Allahsız Osman’ın kendilerine oyun oynayıp, mezarlığın öteki kapısından çıktığını düşünüp dağılmışlar. Ertesi sabahsa Ustura Kemal ve arkadaşları kazığın çakılı olup olmadığına kontrol için Karacaahmet Mezarlığı’na gitmişler tekrar. Bakmışlar ki Allahsız Osman, kazıkla beraber setresinin ucunu toprağa çakmış durumda bir mezarın üzerinde cansız yatıyormuş.

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Continue Reading

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Hayalet Annem

Takipçilerimizden biri tarafından yaşanmış gerçek bir korku hikayesi.

Published

on

By

Yaşanmış Korku Hikayeleri - Hayalet Annem

Takipçilerimizden biri tarafından yaşanmış gerçek bir korku hikayesi.

Bu durum o çocuk aklımla bile tuhafıma gitmişti. Korkmuştum da ama sustum, kimseye bir şey söylemedim. Saat 22.00 filan olunca uyumaya gittim odama...



Yaşanmış Korku Hikayeleri - Okuldan yeni gelmiştim eve. Babam o saatlerde işte olduğu için evde değildi. Kapıyı annem açtı doğal olarak. Ona sarılıp yanaklarından öptüm ve yemeğin ne olduğunu sordum. Annem cevap vermedi bana. Ben de duymamıştır herhalde diye zorlamadım. Sonra hava kararmaya başladı. Annem ödevlerimi yapmama yardım etti. Daha sonra zil çaldı. Annem bana “Kapıya sen bak.” dedi. Ben de koşup kapıyı açtım. Babama da sarılıp öptüm. Sonra salona gittik. Annem bana “sus” işareti yaptı. Bir tuhaflık vardı. Babamın hareketlerine bakınca sanki babam annemi görmüyormuş gibiydi. Ne bir selamlaşma oldu aralarında ne de başka herhangi bir konuşma… 

Bu durum o çocuk aklımla bile tuhafıma gitmişti. Korkmuştum da ama sustum, kimseye bir şey söylemedim. Saat 22.00 filan olunca uyumaya gittim odama. Annem yatağımın başına oturmuştu. Babamın neden onu göremediğini sormam için fırsat vermeyerek masal anlatmaya başladı. Ben de daha küçük bir çocuk olduğum için dinlemeye başladım. Annemin anlattığı masalı dinlerken uyuyakalmışım.  

Sabah uyandığımda babam okul formamı getirdi odama. Annem giymemde yardımcı oldu. Daha sonra her zaman yaptığım gibi okula gittim. Yaklaşık bir hafta kadar süresince günlerim hep böyle geçti. Her gün babamın göremediği bir şekilde annem bana yardımcı oluyordu sanki. Sonra iki gün daha geçti ve işler değişmeye başladı: Annem bıçakla üstüme yürüdü: “Yanıma gelmek ister misin?” diye bağırıyordu. Bense korkup ağlamaya başladım.



O akşam babam bana annemin bir hafta önce öldüğünü söyledi. Yani gördüklerimin gerçek olamayacağını söyledi ama gerçekti. Ödevlerimi bile yaptırmıştı o ruh tarzı şey… (Bu arada annem yıllardır kanser hastasıydı zaten.) Neyse; ben gördüklerim konusunda ısrar edince babam beni bir psikologa götürdü. Psikolog, benim gibi o yaşlardaki bir çocuğun bu gördüğünü söylediği şeyleri uydurmasının imkansız olduğunu söyledi. Psikologun bu sözleri özerine gördüklerimin gerçekliği kanıtlanmış oldu. Ve o evden taşınıp bir apartmana yerleştik… Bu anlattıklarım yüzde yüz gerçek. Bizzat yaşadım bütün bunları.  

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Continue Reading

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Yatağın Ucunda Beliren Siyah Varlık

Gerçekten yaşanmış bir korku hikayesi. Cin çarpması yüzünden yüz felci geçiren bir gencin başından geçenler.

Published

on

By

Yaşanmış Korku Hikayeleri - Cin Çarpması

Gerçekten yaşanmış bir korku hikayesi. Cin çarpması yüzünden yüz felci geçiren bir gencin başından geçenler.



Yatağın Ucundaki Siyah Varlık

Yaşanmış Korku Hikayeleri - Başımdan geçen garip ama gerçek olan bir olayı sizinle paylaşmak istiyorum. Henüz çocuktum. 12 yaşındaydım. Ablamla aynı odayı paylaşıyorduk. Odamız oldukça genişti ve yataklarımız karşı karıyaydı. Odamızın pencereleri de oldukça büyüktü. Bir gece uyurken, bir elin beni dürtüklediğini hissettim. Annem filandır zannettim. Yarı uykulu gözlerimi açınca yanımda kimseyi göremedim.

Gözlerim pencereye kaydı. Orada; siyah, gölge şeklinde bir şey gördüm. Uzun kulakları vardı. Ablamın yatağının ayak ucunda oturmuş, dışarıyı seyrediyor gibiydi. Ablamsa hiçbir şeyden habersiz uyumaya devam ediyordu. Korkudan ne yapacağımı bilemedim. Gözlerimi yumdum sadece ve yorganı başıma çekip, Kuran okumaya başladım. Artık o korkuyla bir ara kendimden geçip uyumuşum.

Annem Hocaya Götürelim Dedi Babam İnanmadı



Sabah olup bitenleri anneme, babama, ablama anlattım. Annem, “cin, şeytan” diye çok korktu. “Hocaya götürelim.” dedi. Ama babam, bana inanmadı ve “Dışarıdaki ağaçların gölgesi içeriye vurunca sen onları bir yaratık filan sanmışsındır.” dedi. Halbuki, boş bir bahçeye bakıyor odamız ve ağaç filan da yok.

İkinci gün; ben, annem, ablam ve kundaktaki kardeşim Ozan, bizim odada yere yatak serdik ve uyuduk. Yine bir el beni dürtükledi ve benim gözlerim, yine cama gitti. Yine aynı şeyi gördüm ki Ozan hemen ağladı ve ağlamasına annem uyanıp, gece lambasını açtı. Ama gördüğüm yaratık o esnada çoktam kaybolmuştu bile...

Zamanla bu ve benzeri durumlar giderek daha sık tekrar etmeye başladı. Artık neredeyse her gece kabuslar görüyor ama uyandığımda çoğunu hatırlamıyordum bile. Sadece uykumda kötü ve korkutucu şeyler gördüğüme dair bir his kalıyordu içimde.

Uyandığımda Ağzım Yamulmuştu

Yatağımda uyuyorum; uyandığımda kendimi bahçede, salonda, damda veya annemle babamın arasında buluyordum bazen. Ama bir gün uyandığımda, ağzım yamulmuştu!!!… Sanki yanağım, felç olmuştu. Yanağımı hissetmiyordum, oynatamıyordum. Yanağım ve ağzım resmen yamulmuştu. Arkadaşlarım da benden korkmaya başladılar “Seni cinler çarptı!” diye…

Annem, beni doktora götürdü. Doktor çok şaşırdı. Yanağıma tam 15 gün, elektrik verdiler ki anca düzeldim. Akşamına; eve geldiğimde; o gece yine beni uyandırdılar ama bu defa cinler değildi bunu yapan. Yine bir varlık ama nur gibi, ışık gibi... Ben, yine korktum.

Allah'ın Gönderdiği Koruyucu Melek

Ertesi gün annem, beni babamdan habersiz bir hocaya götürdü. Bütün bu olanları anlattım ve bana cinlerin iliştiğini, bana musallat olmak beni yanlarına almak istediklerini söyledi. Başaramayınca (Kuran okuduğum için) bana tokat attıklarını, yanağımın bu yüzden felç olduğunu söyledi. O son gördüğüm şeyin ise beni koruması için Allah tarafından gönderilen bir melek olduğunu söyledi. Büyük bir Kuranı Kerim getirdi ve elini başımın üstüne koyarak beni okumaya başladı.



O günden sonra da buna anlattıklarıma benzer hiçbir şey görmedim ve onların lanetinden kurtulduğum için mutluyum. Ayrıca Kuran’ın, ayetlerin ne kadar önemli olduğunu da anlamış oldum. Şimdi, 19 yaşındayım ve geceleri ayet okumadan yatmam…

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Continue Reading

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Mezarlıktaki Fısıltı ve Gölgeler

Published

on

By

Yaşanmış Korku Hikayeleri - Mezarlık

Gerçekten yaşanmış bir korku hikayesi. Instagram takipçimiz bizzat yaşadığı korku dolu olayı anlatıyor.



Yaşanmış Korku Hikayeleri - Selamün Aleyküm. Başımdan geçen bir olayı anlatmak istiyorum… Abi ben Giresunluyum. On beş gün kadar vakit geçirmek için köyümüze gitmiştik. Benim köydeki arkadaşlarımla hep bi’ işler çeviririz. Bizim yayla yolunda bir mezarlık var. Onun yanında bulunan çardağa gidip, eğlenmeye karar vermiştik. Bizim sadece bir arkadaşta motor var. Onunla gezeriz biz abi arkadaşlarla. Beş kişi gittik. Amacımız o çardakta müzik açıp oynamaktı. Tek motor olduğu için ilk önce iki kişi gitmesinin lazım. Sonra motoru süren arkadaş öbür arkadaşları alacaktı. Bunlardan biri de benim kuzen.

Mezarlıktan Gelen Fısıldaşma Sesleri

Ben ve kuzen erkeklik yapıp  önden çıkmaya karar verdik. Arkadaş bizi bıraktı ve geri, öbür arkadaşları almaya gitti. Ben ve kuzen, mezarlığın yanındaki çardakta yalnız kaldık. O süre içinde, vakit geçsin diye birbirimizle konuşup, sohbet ederken belli belirsiz, fısıldama gibi bir takım sesler duymaya başladık. Başlarda fazla önemsemedik. Kafa dağıtmak için kızlar hakkında filan konuşmaya başladık ama (Oradaki mezarların birinde dedem yatıyor bu arada) ben ve kuzen dedeme ve diğer ölülere saygısızlık olmasın diye bu konuda konuşmayı yarıda kestik. Bu arada sürekli mırıldanma, fısıldama sesleri gelmeye devam ediyordu. Bizse cesaretimizi kaybetmemeye çalışıyorduk. 

Bunlar Cin Filan mı?

Sonra aniden bir bağırma sesi geldi. Ben “Aha bizim ibneler geliyor.” dedim. Ancak ben bu cümleyi kurunca daha güçlü bir bağırma sesi geldi. Kuzen bana “Bizimkilerin sesine benzemiyor. Bu daha kalın bir ses.” dedi Ben buna küfür edip “Mal! Bizimkiler değilse kim?” dedim. Bu “Bilmiyorum.” dedi. Dedemin mezarı çardağa çok yakın. Oradan bir gülme sesi geldi. Biz bununla kafayı yedik. “Bunlar cin filan mı?” dedim. Sonra arkadaşlar geldi. Bize; motorun arıza çıkardığını ve tamir için beklediklerini söylediler. Biz “Sorun yok.” deyip geçecektik. Ben olayı anlatmayı yeltendim. Kuzen sus işareti yaptı. Ben de başka bir şey anlattım. 

Buralarda Cin Çok Olur

Benim telefondan müzik açtık. Disko kurduk bir nevi; oynuyoruz…Derken bağırışma sesleri duymaya başladık. İki adam sanki tartışıyor… Bizim içimizi korku kapladı. Ben müziği kapattım ama bağırışma sesleri devam ediyordu. "Benim adım deli; ben gider bakarım, n’oluyo’ amk!?” dedim. Bizim köyde tek kalıcı kişi motoru olan arkadaş. Diğerlerimiz ben dahil dört kişi İstanbul’danız. Motoru olan dedi “Burası köylük yer. İstanbul'a benzemez. Siktir git!” Ben “En fazla ne olur amk? Geberir gideriz! dedim. Motoru olan arkadaş “Burda cin min çok olur. Köy burası!” dedi. Ben buna küfür ettim. Dedim “He amk; çarparlar!”



Bu arada biz bunları konuşurken sesler bir duraksıyor, bir devam ediyor. En son; bana deli dedikleri için ben gitmek için yola koyuldum. Mezarlık çardağın alt tarafında kalıyor. Yavaşça yürüdüm, indim; ortalıkta kimse yok… Etraf zifiri karanlık. Bir tek benim flaşımın ışığı… Beni bir anda koşarak, geri; çardağa dönme hissi sardı. Ayı kovalıyormuş gibi koşmaya başladım. Arkadaşlar beni o halde görünce tırsmışlar. Ben hemen girdim “Hadi gidelim!” dedim. Bunlar “Ne oldu, ne vardı?” diye sordular. Ben “Bir şey yoktu.” dedim. Derken yine bir bağırışma!.. Arkadaşlar dediler “Oğlum nasıl kimse yok?! Bu sesler ne o zaman?!” 

Mezarlıktaki Gölgeler

Dedim “Hadi gidelim!” Korktum çünkü. Ben baktığımda hiçbir şey yoktu. Beş kişi motora bindik, iniyoruz. En sona ben oturdum. İlk düşen ben oldum. Herhalde taşa çarptık sandım. Tek düşen de benimdir herhalde diye düşünürken bir baktım hepimiz düşmüşüz. Ama benimle onların arası on beş metre kadar var. Onlar sürüklendi galiba… Tek ben normal düşmüşüm. Mezarların en tepesinde, gölge gibi, hareket eden bir varlık mı bilemem ama bir şey gördüm. Bunlara bağırdım “Çabuk binin, gidelim!” Gölgeler bana değil, sadece onlara doğru gidiyordu. Belki bana da gelen vardı ama görmedim ben. 

Şükür Namazı Kıldık

Koşarak arkadaşlarımın yanına gittim. Hep beraber motora bindik. Herkes korktuğu için direkt evlere dağılalım dedik. Yatsı vaktinden bir buçuk, iki saat kadar sonra gitmişiz… Ben de “Gelin; bir namaz kılalım. Ne olur ne olmaz.” dedim. Herkes “Tamam, olur…” filan dedi. Girdik camiye. Bu arada bizim köyde cami kapısı kilitlenmez. Onun için rahatça girdik, iki rekat şükür namazı kılıp çıktık. Avluda olanları tartıştık. Hepsi benim gördüğüm şey hakkında farklı fikirler ileri sürdüler, yorumlar yaptılar. Saat bire yakın evlere dağıldık. 

Garip Sorular

En cesurları benim; herkes korkuyor. İlk benim kuzeni bıraktık. Sonra arkadaşlar, derken hepsi evlerine gitti. Ben ışıkla gidiyordum. Rahmetli dedemin “Oğlum" diye sevdiği bizim de dayı dediğimiz abimizin evinin önünden geçiyordum. Arı kovanları var onun. Köyde yaşar. Beni gördü. Yanına çağırdı. Bana garip sorular sordu. Ben bu olayı anlattım. “Bir daha gitmeyin oraya.” filan dedi. Ben buna orada olanlarla ilgili düşüncesini sordum. “Neden o gölgeler bana doğru gelmediler de sadece arkadaşlarıma gittiler?” Bu arada; babam, ben küçükken vefat etti. Dayı bana “Büyük bir ihtimalle yetim olduğun.” için diye cevap verdi. O günden beri Allah'tan başka kimseden kormam. Bu arada yaşadığımız olayın üstünden bir yıl geçmedi (2019) daha.



Yaşanmış Korku Hikayeleri

Continue Reading

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Bana Musallat Olmaya Çalışan Alkarısı

Bir Instagram takipçimiz tarafından Paranormal Haber’e özel olarak paylaşılan yaşanmış, korku dolu bir alkarısı hikayesi…

Published

on

By

Bana ve bebeğime musallat olmaya çalışan alkarısı - Yaşanmış Korku Hikayeleri

Bir Instagram takipçimiz tarafından Paranormal Haber'e özel olarak paylaşılan yaşanmış, korku dolu bir alkarısı hikayesi…



Bebek Doğduğunda Alkarısı Musallat Olmasın Diye...

Evlendikten sonra evimde önceleri ufak tefek bazı paranormal olaylar yaşadım. Hamilelikten sonra rüya ile gerçek arasında hatta uyku ile uyanıklık arasında görüntüler görmeye başladım. Böyle şeyleri giderek sıkça yaşamaya başladığımdan; bir hocaya okunup muska yazdırdım. O "muska"yı şimdi bile boynumdan asla çıkarmıyorum. Bebek doğduğu zaman; alkarısı, cinler vb. yaratıkların bebeğe musallat olmaması için yatağının altına kırmızı bıçak konur. Halk dilinde al basması olmaması için... Aynı zamanda yüksek bir yere de Kuran konur. Ben de yatak odama; aynanın önüne, görünecek şekilde bir Kuran koydum.

Kapı Eşiğindeki Esrarengiz Kadın

Bu tür doğaüstü olayları yaşamaya başladığım sırada yeni hamileydim. Bir gece; eşim yanımda uyurken yatak odamda, kapı eşiğinde; sarışın, kısa saçlı, saçları kirli, dağınık, bebe mavisi saten bir elbise giyen kadın gördüm. Yüz ifadesi çok ciddi idi. Uyuduğumuzu görüyordum. Kadın hiç gözünü ayırmadan eşimle bana bakıyordu. Bir anda uyanıp eşimi uyandırarak "Bu kim?!?" dedim. Eşim "Hani? Ben görmüyorum!" deyince kadın; kolları, göz çevresi ve dişleri kararıp, başını sola yatırarak bana gülmeye başladı ve ben aniden korkuyla uyandım.

Tuvalette Yaşadığım Korku

Bebeğim doğduktan sonra henüz 40’ı çıkmamıştı yaşadığım farklı bir olayda. O gece 03'te kalkıp, tuvalete gittim. İşim bitti. Musluğu açtım. Tam ellerimi yıkayacakken bir anda birisi koşarak, tuvaletin kapısına kadar geldi ve kapı kolunu tuttu. Ses kesildi. Korkudan titredim resmen. Dizlerimin bağı gevşedi sanki. Olduğum yere yığıldım. O korkuyla bir şekilde tuvaletten çıkıp odama gittim.

O Korkunç Kadın Yine Odama Geldi



Bu olayın üzerinden uzun bir süre geçti. Artık bir şey olmuyor diye yatak odasındaki Kuran'ı odadan çıkardım. Uzun bir süre yine bir sorun yaşamadık. Her akşam yatarken oğlumu ve kendimi okuyup uyurum. Bebeğim bizimle aynı odada, beşikte yatıyor. Akşam televizyon izledikten sonra 20:30 gibi oğlumu uyuttum. Ben de yattım. Evim soğuk olduğundan, bebeğimin üzerini doğal olarak örtüyorum. Elleri ve yüzü sucak olsun diye beşiğin de üzerine örtü örtüyorum. Baş kısımda; bebeğimi görebileceğim kadar bir boşluk bırakıyorum.

Gece saat 03'te bir anda uyandım. Rüya ile gerçek arasında; benimle aynı boydaki (1.70 boyum) kadının odama girip, beşiğe doğru bana bakarak geldiğini gördüm. Yattığım yerden kalktım. Kadın; esmer, gözlerinin etrafı siyah, yüzü oldukça kırışık, kaşları simsiyah ve çatıktı. Oldukça korkunç biriydi. Başı kapalı. Siyahtı başörtüsü. Üzerindeki kıyafetler de siyahtı. Soğukkanlılığımı koruyarak kadına "Sen de kimsin? Evime nasıl girdin?" dedim. Kadın da sakin ve beni bir o kadar umursamaz bir şekilde "Çocuğu görmeye geldik." dedi.

Ayakları Yoktu

Bana asla dokunmuyordu. Aramızda bir adım kadar boşluk vardı. Ben hala sakin, kadına “Hayır! Kapımı yatmadan kilitledim. Sen nasıl içeriye girdin?" diye sinirlendim. "Çık evimden!" diye söylenmeye devam ediyorum. Kadın ifadesi daha sert bana yaklaştı. Yüzüme alaycı bir şekilde bakıp konuşmuyor. Ben "Sen kimsin benim bebeğime bakacaksın?!" diye kızıyorum. "Çıkın" deyip Arapça bir anda "Yallah!" dedim. Onu dediğimde bir anda kendime şaşırdım. Kadın daha çok sinirlendi. Arkasında 2 kişi daha vardı. Boyları 1.85 civarı... Yüzleri seçilmiyordu karanlıkta. Kara çarşaf giymişlerdi. Bir anda boşluğuma geldi; yere bakınca ayaklarının olmadığını gördüm.

Nas ve Ayetel Kürsi Surelerinin Nasıl Okunacağını Unuttum



Kadın boğazıma sarılacakken direkt bağırarak Eüzü Besmele çektim. Tam Nas Suresi'ni okuyacakken unuttum. Bir türlü başlayamadım. (Cinlerin uzaklaşması çok iyi bir suredir.) Farklı farklı sureleri okumaya çalıştım; belki Nas Suresi'nin nasıl okunduğunu hatırlarım diye. Aynı şekilde Ayetel Kürsi'yi de okumaya çalıştım ama asla okuyamadım. Uyandım. Direkt o iki süreyi okumaya başladım. Hala gözümü kapatınca net olarak o kadının suratı karşıma gelir. O kadın Dabbe 6'daki kadına çok benziyordu...

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Continue Reading

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Azerbaycan’dan Bir Cin Hikayesi

Bizi taa Azerbaycan’dan takip eden bir okuyucumuzun Instagram aracılığıyla bizimle paylaştığı ve kendi başından geçmiş bir cin hikayesi.

Published

on

By

Azerbaycan'dan bir cin hikayesi - korku hikayeleri

Bizi taa Azerbaycan'dan takip eden bir okuyucumuzun Instagram aracılığıyla bizimle paylaştığı ve kendi başından geçmiş bir cin hikayesi.



Yaşanmış Korku ve Cin Hikayeleri -Abi Azerbaycanda yaşayıram. 13 yaşım var. Şu an anlatacağım olay 4-5 yaşımda oldu. Kış aylarıydı. O zamanlar daha okula gitmiyordum. Annem beni dedemlere yollucaktı. Dedem bize geldi ve beni evlerine götürdü. Dedemin evi köydeydi. Ve evin yolu ormandan geçiyordu. Hep korkardım karanlıktan. Üstelik evin tuvaleti de dışarıdaydı. 

Bir gece dışarıya çıktım. Tuvalet biraz uzaktı ve ışık olmadığından tuvaletin arkasına gittim. Orman tam karşımdaydı. Birden birine gözüm çarptı ve o kişi beni el haraketiyle yanına çağırdı. Koştum eve; uyudum zor da olsa. Uykuda oynayan cinler gördüm kamp ateşinde. Tabi o zamanlar cinin ne olduğunu bilmiyordum. Bir kaç gün dışarı çıkamadım korkudan.

Daha sonra korktuğumdan dedeme söyledim. Dedem anlatmak istemiyordu ama zorla da olsa dedi onların cin olduğunu. O gece nedensize saat 03 civarında aniden uyandım ve camda bana bakan bir yüz gördüm. Ço korkmuştum; çığlık attım. O gece dedem gelip yanımda uyudu. Ve seher (sabah) beni yeniden annemin yanına; şehire gönderdi. 

Yaşanmış Korku ve Cin Hikayeleri - Dedem anneme olanları söylemiş. Annem beni hocaya götürdü. Hoca beni kurtardı. Kurtarması 3 gün çekti. O zaman garip sesler duyuyordum. Neyse atlattık. Derken annem, dedemin kalpten gittiğini (Kalp krizi geçirmek suretiyle hayatını kaybettiğini) söyledi. Şu an bunları anlatırken dahi sanki olayları yeniden yaşıyormuş gibi duygulandım ve korktum. Bazılarına komik gelebilir fakat benim yerimde olsanız siz de korkardınız. 

Continue Reading

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Cinler Bizimle Oyun Mu Oynuyor

Published

on

By

yaşanmış cin korku hikayeleri - cinleri oyun mu oynuyor

Geceleri oldukça ıssız ve tenha olan bir bölgedeki benzin istasyonunda gece vardiyasında çalışan bir Instagram takipçimizin anlattıkları...



Gece Vardiyası

Yaşanmış Cin & Korku Hikayeleri -Ben bir benzin istasyonunda çalışıyordum. Gece vardiyasında farklı aralıklarla 3 farklı paranormal olay yaşadım. Neyse; bir gün yine gece vardiyasında; ben, bir pompacı arkadaş, bir de marketçi arkadaş olmak üzere 3 kişi çalışıyorduk. Benle pompacı arkadaş üçer saat nöbetleşerek uyuyorduk. Zaten gece pek araç gelmez, öyle pek sık insan da uğramaz. Kedi köpek desen o dahi olmaz. Bizim çalıştığımız istasyon ıssız sayılabilecek bir yerdeydi. Şehir merkezinden oldukça uzak.

Tuhaf Sesler

Marketçi arkadaş sürekli markette durur pek dışarı çıkmazdı. Pompacı arkadaş kulübede uyurdu. Ben de hemen kulübenin 20 metre kadar ilerisinde, servis bölümünde kalırdım. O gece de diğer geceler gibi pek iş olmadığından telefonla vakit geçiriyordum. Saat 03 civarı… Oturuyordum… Birden sesler gelmeye başladı. Ama öyle sıradan sesler değil. Farklı sesler… Sanki birileri duvarları tıklatıyordu. 

Kendiliğinden Hareket Eden Eşyalar

Marketçi arkadaşın yanına gittim. Anlattım sesler geldiğini. Beraber gittik ama bu sefer ses filan yok. Sonra bir başka gece vardiyasında yine oturuyordum. Pompacı arkadaş uyuyor, ben nöbetteyim. Geceyarısı saat 04 civarı. Uykum geliyor; arada dışarı çıkıyorum; maksat uykum açılsın. Neyse; acıktım. Mutfağa doğru gittim. Tam kapının önünde elimdeki şarj aleti geriye doğru hareket etti. Sağıma soluma baktım hiç kimse yok. Korktum. Hemen markete koştum.

Marketçi arkadaşa durumu anlattım inanmadı ama aklı başında bir insanım. Hissettim ve bir keresinde oturduğum servis bölümünde bir bardağın kendi kendine düştüğüne şahit oldum. Camlar kapalı, kapı kapalı, içeride rüzgar yok; nasıl düşebilir kendiliğinden öyle durup dururken. Önce duvardan geler sıradışı sesler, sonra kendi kendine hasret eden şarj aleti ve bardak… Acaba çalıştığımız ıssız bölgedeki benzin istasyonunda cinler bizimle oyun mu oynuyorlar?

Yaşanmış Cin & Korku Hikayeleri

Continue Reading

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Babamın Paranormal Geçmişi

Şimdi anlatacağım bu paranormal olayı ben yaşamadım. Bizzat babam yaşamış ve bana da bu tip konular açıldığında sık sık anlatır…

Published

on

By

babamın paranormal geçmişi - korku hikayeleri -yaşanmış cin hikayesi

Şimdi anlatacağım bu paranormal olayı ben yaşamadım. Bizzat babam yaşamış ve bana da bu tip konular açıldığında sık sık anlatır…

İki İncir Ağacının Arasındaki Ev

Babamların o zamanlar yaşadığı ev, iki incir ağacının arasındaymış. Babam orada yaşarken hemen her gün garip sesler duyar ve gölgeler görürmüş. Babam ve halam aynı odada yatarlarmış. Bir gün odalarına; aniden uzun boylu, cübbeli bir adam girmiş. Daha doğrusu odada aniden belirmiş bu adam. Babam bu adamı görünce içinden bildiği bütün duaları okumuş ama adam gitmemiş. Babamın baş ucuna kadar gelmiş. Babam da korktuğu için yorganı üstüne çekmiş. Tabi aynı odada oldukları için bu olaya halam da şahit olmuş. 

Cinlerin Oyunları

Anlatacağım ikinci esrarengiz olay da yine babamın başından geçmiş… Babam, bir gün bir  arkadaşıyla balık tutmaya gidecekmiş. Beraber balığa çıkmayı planladıkları arkadaşı da onu sabah saat 7 – 8 gibi uyandırıcakmış yaptıkları plana göre. Ancak o gece daha sabah olmadan saat 3 – 4 gibi cam tıklama sesleri gelmiş babamın kulağına. Babam da camı tıklatan kişinin arkadaşı olabileceğini düşünüp, cama çıkıp etrafa bakmış fakat kimse yokmuş. Saate bakıp yatmış. Ancak babam yatağına yattıktan bir süre sonra camdaki tıklama sesleri tekrar başlamış. Ama babam cinlerin kendisine oyun oynadığını anladığı için bu ikinci seferde pek takmamış. 

Okunduktan Sonra Cinlerden Kurtulmuş

Bu türden paranormal olaylar bir dönem, neredeyse babamı deli edecek noktaya gelmiş. Her tarafında morluklar filan oluşuyormuş sebebi açıklanamaz şekilde. En sonunda dedem bir gün (Allah rahmet eylesin) babamı okumaya gelmiş. Uzun uzun okumuş okumuş, gitmiş. Tabii babam da bu okuma işine garip tepkiler vermiş. Dedemin, babama iyileşmesi için hangi duaları okuduğunu bilmiyorum ama dedem, babamı okuduktan sonra bir daha babama ne cin ne de peri yaklaşmamış.  

Korku Hikayeleri, Yaşanmış Cin Hikayeleri

Continue Reading
Advertisement

Facebook Sayfamızı Takip Edin

Advertisement
Advertisement

Popüler