Connect with us
Ümmü Sıbyan / Sübyan Nedir - Belirtileri Zararları Korunma Duası Ümmü Sıbyan / Sübyan Nedir - Belirtileri Zararları Korunma Duası

Gizli İlimler

Ümmü Sıbyan / Sübyan Nedir – Belirtileri Zararları Korunma Duası

Ümmü Sübyan / Ümmü Sıbyan Nedir: İnsan soyuna düşmanlığı ile bilinen dişi bir şeytandır. İnsan soyuna zarar vermek için yemin etmiştir ve hep bu amaca ulaşmak için mücadele eder. Musallat olduğu kişilerin Ümmü Sübyan muskası / duası taşıması gerektiği rivayet edilir.

Published

on

Ümmü Sübyan / Ümmü Sıbyan Nedir: İnsan soyuna düşmanlığı ile bilinen dişi bir şeytandır. İnsan soyuna zarar vermek için yemin etmiştir ve hep bu amaca ulaşmak için mücadele eder. Musallat olduğu kişilerin Ümmü Sübyan muskası / duası taşıması gerektiği rivayet edilir.

Ümmü Sübyan, Arapça’da “Çocukların anası” anlamına gelir. Türkçe’deki ismi ise Alkarısı’dır. Hrıstiyan ve Musevi kaynaklarında Lilith olarak bilinir. Lilith’in; Hz. Eyüp’e eziyet etmek için çocuklarını öldüren iblis olduğu da rivayet edilir. Türk mitolojisindeki lohusa kadınları ve bunların bebeklerini boğarak öldüren Albastı / Albız iblisi ile Ümmü Sübyan aynı varlıktır. İnanışlardaki nüanslar ve muhtelif toplumlardaki isimleri farklı farklı olsa da bahsi geçen şey Ümmü Sübyan’dır.

Ümmü Sıbyan, Sübyan Nedir, Belirtileri Zararları, Korunma Duası, Albastı, Alkarısı, Anne, Arapça, Bebek, Çocuk, Musallat, Muska
Ümmü Sıbyan / Sübyan Nedir – Belirtileri Zararları Korunma Duası

Ümmü Sıbyan / Sübyan Zararları

Ümmü Sübyan, bebeği mümkün olursa doğmadan önce olmazsa doğduktan sonra telef etmeye çalışır.

Hamile kadınlara ve karnındaki bebeğe, yeni doğmuş bebeklere ve anneye musallat olur. Bunların yanı sıra ihtiyar erkek ve kadınlara da musallat olur ve hastalanmalarına yol açar. Musallat olduğu bebekler üzerinde hamilelikte düşük, doğumdan sonra havale, sebepsiz görünen aşırı ağlamalar, gece sıçrayarak uyanmalar ya da hiç uyuyamama, özürlü doğum, hastalıklı doğum, cam kemik hastalığı, dawn sendromu, otizm, vücutta gelişim bozukluğu gibi hastalık ve rahatsızlıklara yol açar. En hafif zararı ise çocuklarda hiperaktiflik ve hayat boyu musallattır.

Ümmü Sübyan, bebeği mümkün olursa doğmadan önce olmazsa doğduktan sonra telef etmeye çalışır. Ümmü Sübyan’a maruz kalan anne adayı sürekli düşükle karşılaşır ya hiç doğum olmaz ya da doğum gerçekleşti ise doğan çocuk, yukarda sayılan hastalıklarla yaşamaya mecbur olup pasif birer birey olarak yaşamaya mahkum kalırlar. Ayrıca çoğunlukla doğurganlık ve üreme yeteceğinden de mahrum kalırlar. Düşük esnasında bazı durumlarda bebekle birlikte anne anne adayının da hayatı tehlikeye girer ve bazı durumlarda anne hayatını kaybeder.

Ümmü Sıbyan Atakları

Sistematik olarak 1 yaş, 3 yaş, 5 yaş, 7 yaş ve 11 yaşlarında havale, bayılma, çeşitli ve şiddetli hastalıklar, kazalar ve ölüm tehlikeleri atlatırlar.

Çocuk ana rahminde telef olmadı ise doğumu takip eden süreç hep sıkıntılı geçer. Çocukta ve annede sürekli nükseden hastalıklar, gece korkmaları, musallat durumları, sürekli ve sebepsiz; hiç durmayan ağlamalar başlar. Ümmü Sübyan’ın musallat olduğu çocuklar; sistematik olarak 1 yaş, 3 yaş, 5 yaş, 7 yaş ve 11 yaşlarında havale, bayılma, çeşitli ve şiddetli hastalıklar, kazalar ve ölüm tehlikeleri atlatırlar. Bu; yaş aralıklı ataklar, doğum günü tarihine art-eksi bir ay gibi dönemlere denk gelebilir ve genelde bu şekilde olur. 

Ümmü Sıbyan, yukarıda sayılan yaş dönümlerinde çocuğun ölümüne sebep omaya çalışır. Bu süreçte çocuk ölmeden 11 yaşını bitirebilirse eğer tekrar Ümmü Sübyan’a bağlı ölüm tehlikesi atlatmaz. Bununla beraber ömür boyu musallatlı kalır. Bu bireyler genelde evlenemez ve üreyemez. Çoğunluğu ise ergenlik döneminden sonra tedaviyi kabul etmez. Çok nadir olarak güçlü bir kişiliğe sahip olanlar ya da manevi destek görenler, sağlam bir manevi eğitim alanlar, bu yaştan sonra nadiren tedaviyi kabullenir. 

Ümmü Sübyan’dan Korunma

Anne adayı eğer bir kere Ümmü Sübyan’a maruz kaldı ise gelecek tüm hamileliklerde ve doğumlarda da aynı etkiye direkt olarak maruz kalır

Ümmü Sübyan tespiti yapılan bir çocuğun ve annenin mümkünse hiç vakit kaybetmeksizin daha hamilelik sırasında ya da doğum doğum sonrası tespit ise hemen akabinde korunması için gereken önlemler ivedilikle alınmalıdır. Bu şekilde şiddetli tesirlere maruz kalmadan en hafif şekilde kurtulmuş olunur.

Ümmü Sübyan’ın anne üzerindeki etkisi ise bebekle yaklaşık orantılıdır ancak çoğunlukla daha hafiftir. Anne adayı eğer bir kere Ümmü Sübyan’a maruz kaldı ise gelecek tüm hamileliklerde ve doğumlarda da aynı etkiye direkt olarak maruz kalır. Aynı sıkıntılar aynen ya da artarak devam eder. Doğacak tüm çocukları en hafif etki olarak musallatlı doğar. Gerekli önlemler alınmaz ve bu çocuklar da evlenip, bir şekilde doğum yapma ya da hamile kalma şansını yakalarlarsa bunların nesli de aynı etkilere maruz kalır. Buna maruz kalan annede musallata ve ilerde tedavisi mümkün olmayacak hastalıklara yol açar.

Ümmü Sübyan Nasıl Musallat Olur 

Hamile kadınla ile yahut bebekle göz göze geldiğinde mim bırakıp gider. Sadece gözünün içine bakar ve o an musallatı başlar.

Ümmü Sübyan, yukarıda da ifade edildiği gibi dişi bir şeytandır. İnsanlara genelde; yaşlı, kötü giyimli ve çirkin bir kadın kılığında görünür. Hamile kadınla ile yahut bebekle göz göze geldiğinde mim bırakıp gider. Sadece gözünün içine bakar ve o an musallatı başlar. Bunun haricinde çeşitli hayvan şekillerinde ve nadiren böcek şeklinde de gelebilir. Ama her şekilde göz göze gelme şeklinde hastalık başlar. Yani Ümmü Sübyan bakışları ile tesir eder.

Ümmü Sübyan’ın İhtiyarlara Etkisi

Yaşlılardaki etkisi ise aklını kaybetme, görünmeyen kişilerle konuşma yahut ani ve sebepsiz gelişen, teşhisi konulamayan veya zor ve geç konulan hastalıklardır.

Ümmü Sübyan, anne ve bebek dışında çoğunlukla 6o yaş üstü insanlara da musallat olur. Bu kişilere genellikle; mezarlıklarda, izbe, pis yerlerde, ıssız ortamlarda musallat olur. Musallat şekli ise hamile ve bebeklerdeki ile aynıdır yani göz göze gelme… Yaşlılardaki etkisi ise aklını kaybetme, görünmeyen kişilerle konuşma yahut ani ve sebepsiz gelişen, teşhisi konulamayan veya zor ve geç konulan hastalıklardır. Bu sebeple 60 yaş üstü erkek ve kadınların izbe, ıssız, pis yerlere uğramamaları ya da mecbur kaldıkları durumda ise Besmele ile yahut korunma duaları okuyarak oralardan geçmeleri gerekir. Mümkünse bu gibi yerlere yalnız gitmemeleri tavsiye edilir.

Ömür Boyu Koruma Şart

Bir kişide büyü varsa ve büyü çözüldükten ve kalan tesirleri silindikten sonra eğer bu kişiye tekrar büyü yapılmıyorsa koruma taşıması şart değildir. Ancak Ümmü Sübyan böyle değildir.

Ümmü Sübyan’a maruz kalan kişilerin ömür boyu koruma taşımaları şarttır. Buna maruz kalan kalan kişilere mutlaka ikili çalışma yapılmalıdır. Sadece bebeğe yapmakla iş bitmez aynı şekilde anneye de koruma yapılmalıdır. Anne de doğacak olan bebek de ömür boyu söz konusu korumaları taşımalıdır. Yaşlı bireylerde ise tek seferlik bir uygulama yeterli olur çoğunlukla.

Bir kişide büyü varsa ve büyü çözüldükten ve kalan tesirleri silindikten sonra eğer bu kişiye tekrar büyü yapılmıyorsa koruma taşıması şart değildir. Ancak Ümmü Sübyan böyle değildir. Uygulayıcı, musallatı alsa dahi bir müddet sonra yerine yenisi mutlaka gelir. Ümmü Sübyan, tesir ettiği kişlere kendi şeytan çocuklarından birini ya da birkaçını musallat olarak bırakıp gider. Yani bunlardan kurtulunsa bile yerlerine mutlaka yenileri gelecektir. Bu sebeple Ümmü Sübyan musallatı olanların ömür boyu koruma taşıması şarttır.

Ümmü Sübyan Neden Musallat Olur 

Parlak insanların ve ilmi olarak soylu kişilerin de çocukları, torunları bu tehlikeye ortalama insanlardan daha fazla açıktır.

Ümmü Sübyan’a maruz kalmanın kesin olarak bilinen bir sebebi yoktur. Tabiri caizse tamaman şansa kalmış bir durumdur. Ancak Ümmü Sıbyan musallatına maruz kalma ihtimalini yükselten bazı faktörler de vardır. Bunların ilki; çocuk sahibi olacak anne ya da babaya büyü yapılmış olmasıdır.

Parlak insanların ve ilmi olarak soylu kişilerin de çocukları, torunları bu tehlikeye ortalama insanlardan daha fazla açıktır. Çünkü gelecek olan bebek mutlaka atasının izinden gidecek ya bir maneviyat büyüğü olup insanlara faydalı olacak ya da belki bir önder belki bir bilim adamı olup insanlığı geliştirecektir. İşte bu sebeple Ümmü Sübyan bunu engellemeye çalışır. Çünkü insanlığın önüne koyacağı her engel onun amacına hizmet eder.

Ümmü Sübyan’dan Korunma

Lohusa kadın akşamları evde yalnız bırakılmaz. Yine akşamları; çamaşır ipinde çocuk bezi bırakılmaz. Çünkü bunları gören Lilith’in o evde çocuk olduğunu anlamasından korkulur.

Tüm bunlara karşın Ümmü Sıbyan, korunması mümkün olan bir musallat çeşididir. Ümmü Sıbyan korumasını uygulayan ve musallatı def eden kişinin bu gibi işlerde ehil olması şarttır. Aksi halde bununla baş edemez. Korunma mutlaka anne ve çocuğa birlikte yapılmalıdır.

Günümüzde bazı Museviler arasında bir adet olarak, lohusa kadın akşamları evde yalnız bırakılmaz. Yine akşamları; çamaşır ipinde çocuk bezi bırakılmaz. Çünkü bunları gören Lilith’in o evde çocuk olduğunu anlamasından korkulur.

Ümmü Sıbyan Duası

Bir hadisi şeriflerinde Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “Cinsel ilişkiye başlarken ‘Bismillahi’l Azîm. Allahümme cennibne’ş-şeytane ve cennbi’ş-şeytane mâ-razektenâ’ derseniz çocuğunuza cinler ve şeytanlar zarar veremez.” buyurmuşlardır.

Ümmü Sıbyan’dan korunma ve kurtulmak için yapılması gerekenlerden bazıları şunlardır: Yeni doğan çocuğun sağ kulağına ezan, sol kulağına kamet okunursa ona Ümmü Sıbyan denen cin dokunamaz. Cinlerin bazen insanlara vesvese vermek gibi küçük zararlarının dokunması mümkündür ama bunun çaresi temiz olmak, banyo ve tuvalet edebine riayet etmek ve her meşru işe Besmele ile başlamaktır. Bunlara uyulduktan sonra cin denen varlıkların insanlara zarar verebilmeleri söz konusu olamaz ve onlar sanıldığı kadar da güçlü varlıklar değildir. 

Bir hadisi şeriflerinde Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “Cinsel ilişkiye başlarken ‘Bismillahi’l Azîm. Allahümme cennibne’ş-şeytane ve cennbi’ş-şeytane mâ-razektenâ’ derseniz çocuğunuza cinler ve şeytanlar zarar veremez.” buyurmuşlardır. Anlamı şudur “Yüce Allah’ın adıyla. Allah’ım! Bizi Şeytan’dan, Şeytan’ı da bize vereceğinden uzaklaştır.” Bu duanın illa Arapça’sını okumak şart değildir. Türkçe de okunabilir.

Eskiden tıp ilmi yeterince gelişmemiş olduğundan, çocuklarda meydana gelen bazı psikolojik veya bir kısım biyolojik rahatsızlıklar da sıklıkla Ümmü Sübyan musallatı olarak değerlendirilebiliyordu. 

Ancak günümüzde; hangi şekilde olursa olsun çocuk rahatsızlığında, önce mutlaka bir çocuk doktoruna ve tıp uzmanına göstermek gerekir. Hatta belki daha sonra bir psikiyatriste de götürmek faydalı olabilir. Çünkü, diğer metotlarda çok sık su-i istimaller, muhtelif dolandırıcılık ve sahtekarlıkların yapıldığı vakidir. Bu tarz teşhislerin büyük çoğunluğu tecrübeler göstermiştir ki yanlıştır. Örneğin çocuğun kusması, ağzından salya akması, bu hastalığın belirtisi olarak kabul edilmektedir. Modern tıpta, bu gibi belirtile çok daha farklı ve mantıklı şekillerde izah ve tedavi edilebilmektedir. 

Ümmü Sıbyan Duası Arapçası ve Okunuşu

Bismillâhirrahmânirrahıym. Allâhü lâ ilâhe İllâ hüvelhayyül kayyûm* Bismillâhi ve billâhi ve minellâhi ve ilellâhi ve lâ ğâlibe illellâhü ve lâ yefûtühû hâribün ve hüvel hayyül kayyûm* Ve üıyzü men aleka aleyhi hâzel kitâbellezî lâ ilâhe illâ hüve âlimül ğaybi veş şehâdeti hüver rahmânür rahıymü ve üıyzühû bi kelimâtillâhit tâmmeti ve bi esmâihil âmmeti min şerris sâmmeti vel hâmmeti vel aynil lâmmeti ve min şerribni katrate ve mâ velede ve min şerrinneffâsâti fil ukadi ve min şerri hâsidin izâ hasede ve eûzü billâhi rabbil âlemîne rabbil melâiketi ver rûhi rabbil arşillezî lâ tehavverul aynülletî lâ tenâmü vel hayyüllezî lâ yüdâmü vel kayyûmüllezî lâ yudâmü ver rûhullezî yuğlebü ve üıyzü bi rabbi cebrâîle ve mîkâîle ve isrâfîle ve sarfeyâîle ve rabbil melâiketillezîne li rabbil âlemîne ve bilismaillezistenâratbihişşemsü ve edâe bihil kameru ve bil ismillezî hüve mektûbün tahtelarşi ve bil ismillezî nezele bihî cebrâîlü ve mikâîlü ve isrâfîlü ve azrâîlü alâ muhammedin hâtemin nebiyyîne yevmel isneyni ve bil ismillezî  hulikabihil melâiketü ve esbete bihî akdâme hameleti arşihî alel ve bil esmaîl mektûbetialâ kalbiş şemsi ve üıyzühû billâhi ve bir rahmâni ve bi kêf hâ yâ ayn sâd ve tâ hâ ve yâ sîn vel kur’ânil hakîmi hâ mîm ayn sîn kâf ve üıyzühû bismillâhil mahzûnil meknûnil mübârakit tâhiri vel mütahhiril kuddûsil mukaddisi nûrun alâ nûrin fevka külli nûrin ve bil ismillezî edâet bihî küllü tal’atin ve küsirat bihî kavmü külli şeytânin ve emine bihî küllü hâifin ve bilismillezî yemşî bihî alel mâi kemâ yemşî alel erdıl yâbiseti ve bilismillezî Semmâ bihî nefsehû vestevâ bihî alâ arşihî vestekarra alâ kürsiyyihî ve bil ismillezî ekâme bihî semâvâtihî ve erdıhî ve cennetihî ve nârihî bihî sebete halkuhû ve üıyzühû bil ismillezî fürrika bihil bahru li mûsâ ve benî isrâîle ve uğrika fir’avnü ve cünûdühû ecmeıyne ve bil ismillezî meşâbihî ıysebnü meryeme alel bahri felem tebtelle kademâhü ve bil ismillezî ve bil ismillezî hüve mektûbün alâ verakız zeytûni ve üıyzühû bil kâini evvelen kable külli şey’in vel bâkıy âhıran ba’de külli şey’in vehüvellâhü lâ ilâhe illâ hüve vel halku lehû evvelen ve âhıran feseyek fike hümüllâhü ve hüves semîul alîmü ve üıyzühû bismillâhil kerîmil celîli ve bilismillezî veda’tehû alel erdı festekarrat ve alel cibâli feraset ve alen nehâri fe enârave alel leyli fe azleme ve bil ismillezî netaka bihî ıysebnü meryeme rûhal kudüsi iz kâne fil mehdi sabiyyen ve bilismillezî ebrae bihil merdâ ve ahyâ bihil mevtâ ve üıyzühû billâhil kerîmi ve mülkihil ve bi esmâihil husnelletî lâ yücâvizühünne berrun velâ fâcirun velâ yükarru bihî bismillâhi cebbârun anîdün velâ şeytânün merîdün velâ ehadün minel cinni ve üıyzühû bi ilâhi isrâîle vel halîli ibrâhîme vel kelîmi mûsâ vel mustafâ muhammedin sallellâhü aleyhi ve selleme ve üıyzühüsteâze bihî âdemü ve şîtü ve hâbîlü ve idrîsü ve nûhun ve lûtun ve ibrâhîmü ve ismâiylü ve ishâku ve ya’kûbu vel esbâtu ve mûsâ ve hârûnü ve dâvûdü ve süleymânü ve ıysâ ve zekeriyyâ ve yahyâ ve hûdün ve şüaybün ve sâlihun ve ilyâsü velyeseu ve eyyûbü ve yûsüfü ve yûnüsü ve ımrânü ve zül karneyni ve zül kifli ve zün nûni ve tâlûtü ve danyâlü ve uzeyrun ve muhammedün sallellâhü aleyhi ve selleme ve üıyzühû bi vecihillâhillezî lâ ilâhe illâ hüvel bâkıy ba’de fenâi külli şey’in ve kudratühû ve sültânühüllezî alâ fe kahera külle şey’in min külli şeytânin ve şeytânetin ve cinniyyin ve cinniyyetin ve insiyyin ve insiyyetin ve ğûlin ve ğûletin ve min şerri külli aynin bâğıyetin ve nâzıratin hâsidetin ev hâtıetin ve üzünin sâmiatin ve elsünin nâtıkatin ev sâmmetin ve eydin bâtışetin ev bâsitatin  ve akdâmin mâşiyetin ve kulûbin vâıyetin ve sudûrin  hâdimetin ve üıyzühû min külli dâhilin ev hâricin ev ğâdin ev râihın ve min şerri sâkinir rîhı ve külli a’cemiyyin ev merîdın ev sahıyhın ev yakzânin ev nâimin ve min şerri cünûdi iblîse ve min şerri a’yünihim ve min şerri men ya’melü hatıy’eten ev yüvelleu bihâ ve min şerri mâ yadmerud damîru ve ten’akıdü aleyhil ukûdü ve min şerri men yeskünül kubûra vel cibâle vel bihâra vel kühûfe vel hıyâda vel ahribrtr vel ımrâne ve min şerri men yeskünüz zulümâti ve yesîru bil leyli ven nehâri ve min şerri men yekûnül vühûşü vet tuyûru ve men yekûnü fil erhâmi vel ecsâdi vel âkâmi ve minşerri men yeğûdu fis sudûri ev yesterikus sem’u bismillâhi lâ ilâhe illâ hüvel kerîmülekramül kebîrul ekberul azîzül eazzül celîlül ecelül azıymül a’zamül mektûbü fî sürâdikı arşihî lâ ilâhe illellâhü vahdehû lâ şerîke lehû ve üıyzühû billâhillezistafâ mûsâ ve a’tâhüt tevrâte ve kellemehû bi tûri sînâe ve men aleyhi bi hârûne ehıyhi ve bimâ neccâ bihî ibrâhîme min nârin nemrûdil cebbâri ve bimâ en’ame bihî alâ ya’kûbe ve azemtü aleyküm eyyetühelervâhul müraddetül âsıyetül muhâlifetü minel cinni vel insi vesseharati vel mütâbiı ve ümmissıbyâni vel cinniyyi bi azâimillâhillezî lâ ilâhe illâ hüvel ğılâzuş şidâdülletî lâ yücâvizühünne ehadün minel ıbâdi ve a’zimü aleyküm billezî azeme bihî süleymânübnü dâvûde ve bil ismillezî sehhara bihiş şeyâtıyne li süleymâne ya’melûne beyne yedeyhi ve bi azîmetihilletî lâ türâmü ve batşihillezî lâ yütâku ve kuvvetihilletî lâ tuğlebü illâ mâ tebâadtüm ve tecenneytüm an men alleka aleyhi hâzel kitâbe ev şerra bihî evığtesele bihî vasrifû anhü be’seküm ve şerraküm ve nâra ecsâmiküm ve timsîle suveriküm lâ ye’tûnehû min beyni yedeyhi velâ min halfihî tenzîlün min hakîmin hamîdin billâhi hâtemnâ ve bi kitâbillâhillezî uhkimet âyâtühû sümme füssılet min ledün hakîmin habîrin ve billâhisteaznâ ve eaznâ lâ yağlibüllâhe ğâlibün velâ yefûtühû hâribün Allâhü ğâlibü külli şey’in fein tevelleytüm feinne sâhıbe kitâbî hâzâ hasbühû Allâhüllezî lâ ilâhe illâ hüve aleyhi tevekkeltü ve hüve rabbül arşil azıymi beleğat huccetüllâhi ve zahera sültânüllâhi ve fürrika a’dâüllâhi ve bekıye vechüllâhi ve eveytü yâ hâmile kitâbillezî hedânî civârallâhi ve hırzellâhi ve kenefellâhi fe innehû alâ külli şey’in kadîrun ve innellâhe kad ehâta bi külli şey’in ılmen ve ahsâ külle şey’in adeden ve enfede külle şey’in mudırran ıhtetemtü hâzet ta’vîze bi hâtemi süleymânebni dâvûde ve hâtemi muhammedin sallellâhü aleyhi ve selleme eşhedü en lâ ilâhe illellâhü ve eşhedü enne muhammeden rasûlüllâhi innehû lâ ilâhe illâ hüve vel melâiketü ve ülül ılmi kâimen bil kıstı lâ ilâhe illâ hüvel azîzül hakîm* 

Bu dua okunduktan sonra: Allâhü ekber (4 kere) Eşhedü en lâ ilâhe illellâh (2 kere) Eşhedü enne muhammeden rasûlillâh (2 kere) Hayye ales salah (2 kere) Hayye alel felâh (2 kere) Allâhü ekber (2 kere) Lâ ilâhe illellâhü ve sallellâhü alâ muhammedin rasûlillâhi hakkan hakkan Allahü ekberu ve eazzü ve ecellü ve a’zamü mimmâ ehâfü ve ahzeru ve sallellâhü alâ seyyidinâ muhammedin ve alâ âlihî ve âli beytihî ve selleme teslîmen kesîran dâimen ilâ yevmid dîni vel hamdü lillâhi rabbil âlemîn.

Ümmü Sübyan Nedir – YouTube
21 Tem 2013 Ümmü Sübyan Nedir. TVEhliSunnet. Loading… Unsubscribe from TVEhliSunnet? Cancel Unsubscribe. Working… SubscribeSubscribed …

Advertisement
1 Comment

1 Comment

  1. Pingback: Dört Bacaklı Mutant Kadın - Myrtle Corbin - Paranormal Haber

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Gizli İlimler

Nazar Nedir ? Nasıl Korunulur ? Nazar Duası

Nazar, sözlük anlamı itibariyle; bakış, bakma göz atma… gibi anlamlara gelen bir kelimedir. Bununla ilintili olarak; halk arasında; bakışlarında yani nazarında zararlı güç bulunduğuna inanılan kötü niyetli kişilerin, bu güçleriyle, canlı ya da cansız varlıklar üzerinde olumsuz bir etki bırakması durumu da nazar olarak ifade edilir.

Published

on

By

Nazar nedir nasıl korunulur nazara karşı dua ve ayetler

Nazar Nedir? Kaç çeşit nazar vardır? Kimlere, neden nazar değer? Kimlerin nazarı değer? İslam’da nazar. Nazar boncuğu takmak caiz midir? Nazardan korunmak için nazara karşı yapılması gerekenler, okunan; okunması gereken dualar ve ayetler… 

Nazar, sözlük anlamı itibariyle; bakış, bakma göz atma… gibi anlamlara gelen bir kelimedir. Bununla ilintili olarak; halk arasında; bakışlarında yani nazarında zararlı güç bulunduğuna inanılan kötü niyetli kişilerin, bu güçleriyle, canlı ya da cansız varlıklar üzerinde olumsuz bir etki bırakması durumu da nazar olarak ifade edilir. 

Eskilerin “isabet-i ayn” adını verdikleri nazar inancı, bugün “nazar değmek, nazara gelmek, nazara uğramak, göze gelmek, göze uğramak, göz değmek, kem göz” gibi deyimlerle ifade ediliyor.

Tarih Boyunca Nazar

İnsanlık tarihi boyunca hemen her toplumda yaygın olarak görülen nazar inanışı, ülkemizde de günlük hayatın içinde varlığını halen devam ettirmektedir. Söz konusu inanışın tarihine baktığımızda; bu kavramın kökeninin Taş Devri’ne kadar gittiği görülür. Girit’te, Aşağı Mısır’da, Malta’da, Kuzey Fransa’da ve Britanya’da Bronz çağına ait, balta şeklinde yapılmış nazarlıklar (amuletler) bulunmuştur. Aynı şekilde uğursuz gözlerden gelen kötülüğü ortadan kaldırmak için Fenikeliler, Yunanlılar ve Romalılar tarafından el şeklindeki muskaların kullanıldığı da yaygın olarak bilinen bir gerçektir. Araştırmalar sonucunda, çok eski dönemlerden beri neredeyse tüm dünya uygarlıklarında büyü ve nazarın kötü etkilerine inanma ve bunlara karşı tedbirler alma inanışının var olduğu görülüyor.

İslam İnancında Nazar – Nazar Boncuğu Takmak Caiz midir?

Nazar inancı, günümüzde halen oldukça yaygın şekilde varlığını devam ettirmektedir. Halk arasında nazara karşı yani nazardan korunmak için; nazar boncuğu (mavi boncuk), delikli taş, nal, yumurta kabuğu gibi çeşitli nazarlıklar kullanma, hocalara muska yazdırma, kurşun dökme ve benzeri muhtelif uygulamalar gerçekleştirilmektedir. 

Ancak İslam’a göre bu tür uygulamalar, batıl inanç olarak nitelendirilmekte ve haram yani günah kabul edilmektedir. Hz. Muhammed‘in “Nazar’dan Allah’a sığınınız. Çünkü göz (değmesi) haktır v(gerçektir).” hadisinden de anlaşılacağı üzere İslam dininde nazarın varlığı kabul edilmiştir. Bununla beraber nazardan korunmak için; nazar boncuğu ya da muska taşımak veya benzer bazı uygulamaları gerçekleştirmek yasaktır.

Kimlere Neden Nazar Değer

Kimlere Nazar Değer: Nazarın; sağlıklı ve gürbüz çocuklara, güzellikleri ve hünerleriyle dikkat çeken kişilere, akıllı, zeki olup derslerini başarıyla veren öğrencilere; mesleğinde başarılı olanlara, yeni ev, araba alanlara, kısmeti açık olanlara, mutlu çiftlere, ayrıca; iyi ürün veren tarla, bağ ya da bahçeye, güzel görünümlü, hoş kokulu bitki ve çiçeklere, iyi süt veren ineklere, herkes tarafından beğenilen eşyalara ve benzeri varlıklara daha çok değdiğine inanılır. Özetlemek gerekirse başarı ve güzellik gibi özellikleri nedeniyle dikkat çeken her insan, hayvan veya canlıya nazar değmesi ihtimali olduğu söylenebilir. 

Kimlerin Nazarı Değer

Bu tür özelliklere sahip canlı ya da cansız varlıklara karşı, herhangi bir kimsenin kıskançlık hisleriyle bakması, nazarın meydana gelmesine neden olur. Nazarı değen kişiler, söz konusu özellikler kendilerinde bulunmadığı için kıskançlık duygusuna kapılırlar. Bu bakımdan halk arasında, değerli varlıklarını ellerinden alacak tehlikeli kuvvetin, kötü niyetli kişilerin bakışlarından geleceği inancı oluşmuştur. 

Nazar, kıskançlık gibi kötü duygulardan gelebileceği gibi kişinin yakınlarına duyduğu aşırı sevgiden de kaynaklanabilir. Bu tür nazardan en çok çocukların etkilendiğine inanıldığı için, anne ve babaların çocuklarına karşı aşırı sevgi göstermeleri ya da düşkünlükleri pek hoş karşılanmaz. Bu inanış gereği halk arasında “İnsana sevdiğinin nazarı daha çok değer” sözü yaygın olarak kullanılır.

Özellikle mavi gözlü ya da gök gözlü insanların nazar gücünün daha kuvvetli olduğuna inanılır. Ancak yeşil gözlü veya çakır gözlü kişilerin nazarının da sık ve kolay değdiği de söylenir. Bunların yanı sıra Şanlıurfa’da uzun çeneli insanların; Mardin’de kısa boyluların da nazarının güçlü olduğuna dair inançlar yaygındır. Kendisinde nazar gücü bulunanların; kötü niyetli, açgözlü, kıskanç, görünümü saf ancak içi kötü, gözü başkalarında olan kişiler olduğu düşünülür.

Nazar Çeşitleri Nelerdir?

Nazar, gözle ya da sözle olmak üzere iki şekilde ortaya çıkar. Gözle nazar, kişinin karşısındaki canlı ya da cansız herhangi bir varlığa kem gözle bakmasıyla meydana gelir.

Sözle nazarda ise kişinin beğenisini ya da imrenmesini sözle ifade etmesi gerekir. Nazarın gözle mi yoksa sözle mi meydana geldiği, ancak kişinin dikkatli bakışı veya hayranlık dolu sözleri tespit edilebildiğinde anlaşılır.

Nazara Karşı Yapılması Gerekenler

Çeşitli rivayet ve inanışlara göre; nazara karşı yapılması gerekenler “nazardan korunmak için” ve “değmiş nazardan kurtulmak için” yapılması gerekenler diye iki ana başlık altında toplanabilir.

Nazardan Korunmak İçin Yapılması Gerekenler

Nazar Muskası

Nazardan korunmak için alınan tedbirler arasında sık rastlanılanlardan biri nazar muskasıdır. Nazardan korunmak için bir hocaya veya bir din adamına “nazar muskası” hazırlatılır. Kuran‘ın bir veya birkaç suresi yahut çeşitli duaların bir kâğıda yazıldıktan sonra bunun üçgen şekline getirilip yedi kat muşambaya sarılmasıyla yapılan muska, bir bez kılıf içerisinde omuzda, boyunda ya da koyunda taşınır. Muskayı hazırlayan hocaya emeğinin karşılığı olarak kişinin ekonomik durumuna göre bir miktar para ya da buğday, arpa, un gibi yiyecek türünden hediye vermek de adettir.

Maşallah Demek

Herhangi bir özelliğiyle göze batan bir kişinin, bitkinin, çiçeğin, hayvanın kısacası canlı ya da cansız varlıkların hayranlıkla övülmesinin ardından; öven kişiden; nazar değmemesi için “Maşallah“, “Nazar değmez inşallah” gibi sözler söylemesi istenir.

Maşallah sözcüğü, konuşma yoluyla ifade edilmenin yanı sıra bazen Arapça “Maşallah” yazılı altın veya gümüş kolye vb. takılar, çocukların omuzuna iliştirilir. Boyunlarına ya da bileklerine takılır. Hatta yeni işyeri açanlar, ev alanlar, yeni evli çiftler, nazardan korunmak için maşallah yazılı bir levhayı, resmi ya da bir süs eşyasını gelenlerin rahatlıkla görebileceği bir yere asarlar. 

Nazarlık Taşımak, Nazarlık Asmak 

Nazarlık Nedir -Nazarlık, nazarı uzaklaştırdığına ve etkisiz kıldığına inanılan mavi boncuk, yedi delikli boncuk, kendiliğinden delinmiş taş, sarımsak, kartal pençesi, hurma çekirdeği, yumurta kabuğu, kurban gözü, geyik boynuzu, çörek otu, kuru karanfil, üzerlik ve benzeri nesnelere verilen genel isimdir. Bunlardan bir kısmı nazardan korunmak için taşınır, bir kısmı hayvanlara bağlanır, bazısı da evlere veya bağ-bahçeye, tarlaya asılır.

Nazar Boncuğu

Kıskanç ya da kötü niyetli bir bakışın etkisini ortadan kaldırmak için yaygın olarak kullanılan yöntemlerden biri de nazar boncuğu takmaktır. Nazar boncuğu mavi renkli olup üzerinde

göz şekli olur. Nazar boncuğu; çocukların kundağına, omuzuna, yastığına iliştirilir; büyüklerin de isteğe bağlı olarak boyunlarına, bileklerine hatta yüzük şeklinde olmak üzere parmaklarına ya da kıyafetlerinin görünecek bir yerine takılır. 

Nazar boncuğu sadece kişilere değil evlerin girişine; otomobil, kamyon, otobüs gibi taşıtlara; hayvanların boyunlarına, boynuzlarına, alınlarına ya da barınaklarına; bitki ve çiçeklere hatta iyi mahsul veren bağ-bahçenin bir köşesine de asılabilir. Nazar değmesi durumunda nazar boncuğunun kem gözleri yahut bu bakışlardan yayılan negatif enerjiyi kendi üzerine çekerek çatladığına inanılır.

Nazar boncuğu kullanma yahut nazar boncuklu takılar takma Türklerin eskiden beri uyguladıkları bir yöntemdir. Eski Türkler “boncuk / moncuk” adını verdikleri değerli ve tılsımlı taşı, kişinin veya atın boynuna, hatta sancağın tepesine takarak kötü ruhlardan ve kötü gözlerden korunmak istemişlerdir. 

Koruyucu nazar boncuğunun mavi olması; Türkler arasında mavi gözlü kişilere çok seyrek rastlanması ve mavi gözlerin olağanüstü güce sahip olduğuna inanılmasıyla ilgilidir. Eski Türkler bu inanış gereği özellikle çocuklarını, mavi gözlü kişilerden saklama gereği duymuşlardır..

Evlere At Nalı Asmak

Ülkemizde bilhassa Tokat’ın köylerinde nazarlık olarak at ve eşek nalı sıkça kullanılır. At nalının bulunmadığı durumlarda at nalı şeklindeki madenlerden ya da üzerine mavi boncuk yapıştırılmış plastik nallardan yararlanılır. Bunlar genellikle evlere, arabalara asılır. Asıl eşek veya at nalları da birkaç boncukla beraber hayvanların boyunlarına takılır. Adana, Mersin, Hatay, Şanlıurfa ve Gaziantep illerinde de evlere at nalının asıldığı görülür.

Nazarlık olarak kullanılan nal, şekil bakımından kimi zaman kaşlarla beraber bir göze benzetilir. Dolayısıyla kem gözlerin bakışını kendi üzerine çekerek nazarı önlediğine inanılır.

Kaplumbağa Kabuğu Asmak

Nazardan korunmak için Gaziantep, Kahramanmaraş, Elazığ ve Mersin’de evlerin bahçesinde herkesin görebileceği bir yere kaplumbağa kabuğu asılır.

Tarlaya Hayvan Kafatası Asmak

Mersin, Hatay ve Diyarbakır’da mahsulleri nazardan korumak için bağ-bahçe ya da tarlanın içine bir sırık üzerinde at, eşek, koyun, inek, köpek gibi hayvanlardan birinin kafatası dikilir. Elazığ’da ekinler için bir hayvan kafatası ya da bunun yerine insan kılığındaki bir korkuluğun kullanıldığı görülür. Osmaniye’de ise tarlanın içinde kafatasıyla beraber bir de dikenli çalı asılır.

Evin Girişine Koç Boynuzu Asmak

Doğu Karadeniz şehirlerinde ve Mersin’de; evlerin kapısına nazara karşı koç boynuzu asılır. Koç boynuzunun sivri uçları, tehlikeli bakışlara karşı koyması bakımından önem taşır.

Hayvanları Nazardan Korumak İçin Çan Takmak

Diyarbakır yöresinde hayvanları nazardan korumak için boyunlarına çan bağlanır. Boyuna asılan çan, ses çıkardıkça dikkati kendi üzerine çekecek ve bu yolla hayvanı kötü bakışlardan koruyacaktır.

Delikli Taş Asmak / Taşımak

Mersin yöresinde yaygın olan bir inanışa göre; ortası delik bir taş bulunup boyuna asılırsa, o kişiye nazar değmez; bu taş eve asıldığında hem o evde yaşayanlar hem de ev nazardan korunmuş olur. Gaziantep ve Kahramanmaraş civarında ise özellikle yeni evlerin önüne kendiliğinden delinmiş taşlar asılır.

Nazardan Korunmak İçin Cıva

Hatay yöresinde bazı kişiler nazardan korunmak için yanlarında cıva taşır. Nazar değmesi durumunda civanın karardığına ve bu yolla kişiyi nazardan koruduğuna inanılır.

Nazardan Korunmak İçin Şap (Seğe)

Adana, Mersin ve Hatay çevrelerinde; şap, bir beze sarılarak üstte taşınır ya da evin bir köşesine asılır. Şap kötü niyetli bakışlara maruz kaldıkça kendiliğinden erir.

Nazardan Korunmak İçin Yumurta Kabuğu

Yumurta kabuğu, özellikle çiçekleri ve bitkileri nazardan korumak için kullanılan bir nesnedir. Adana, Mersin, Hatay ve Mardin çevrelerinde bir yumurtanın içi boşaltılıp, kabuğu çiçeklerin ya da bitkilerin dalına asılır. Bazen bu kabuğun yanına mavi boncukların bağlandığı da olur.

Nazardan Kurtulmak İçin Yapılması Gerekenler

Kurşun Dökme

Nazara karşı kurşun dökme, halk arasında yaygın olarak uygulanan bir gelenektir. Bu işi her köyde ocak adı verilen ve hastalıkları (burada nazarı) tedavi etme gücüne sahip kişiler yapar. Ocak, anadan kıza “el vermek” suretiyle aktarılabilir. Kurşun dökme sırasında bazı uygulamaların üç kez yinelenmesi ise, halk arasında 3, 5, 7 ve benzeri sayılara yüklenen kutsal ve mistik anlamla ilgilidir. 3 sayısı inanışa göre; yapılan işlemin etkisini ve gücünü arttıracaktır.

Köz Söndürme

Köz söndürme, kimin nazar değdirdiğini bulmak amacıyla hastanın annesi, ablası, teyzesi gibi yakınları tarafından gerçekleştirilen bir uygulamadır. Nazarı değen kişinin bu yolla tespit edilmesi, kimi zaman hastayı iyileştirme amaçlı bazı büyüsel işlemleri de beraberinde getirir.

Köz söndürme işleminin yapılması sırasında çıkan seslere; közün, suyun dibinde ya da yüzeyinde durmasına bakılarak nazarı değen kişinin tespit edilmeye çalışılması, aslında bir fal çeşididir. Közden gelen güçlü cızırtı seslerinin de kötü ruhları korkutup kaçıracağına, böylelikle hastanın iyileşeceğine inanılır.

Tütsüleme

Halk arasında nazar değen kişileri iyileştirmede kullanılan bir başka yöntem tütsü yakmaktır. Tütsü için genellikle üzerlik otu, bunun yanı sıra çörek otu, tuz, kuru karanfil kullanılabilir.

Tuz Dolandırma

Üzerlik otunun ateşte “pat pat” ses çıkarmasında olduğu gibi, tuzun da çıtırtı sesleriyle yanması, nazar değdirenin gözlerinin yandığına işarettir. Böylelikle nazarı meydana getiren kötülükler ortadan kaldırılmış olur.

Nazara Karşı Okunan Ayet ve Dualar

Hz. Muhammed (s.a.v.) “Cinlerin ve insanların nazarından Allah ‘a sığınırım.” gibi dualarla cinlerin nazarından, sonra da insanların nazarından Allah‘a sığınırdı. Daha sonrasında ise Felak ve Nas sureleri nüzul olunca bu sureleri okumaya devam etti.

Kalem suresinin 51 ve 52. ayetleri de nazara karşı okunması tavsiye edilen önemli ayetlerdendir. Söz konusu ayetler halk arasında Nazar Duası adı ile de bilinir nazara karşı tedavi edici özelliğinin bulunduğuna inanılır. Pek çok İslam alimi nazar değmesine karşı Kalem suresinin 51 ve 52. ayetlerini okumuşlar ve okunmasını tavsiye etmişlerdir.

Konuyla ilgili olarak Ebu Hüreyre’den yapılan bir rivayet şu şekildedir: “Resulullah buyurdular ki: “Her kim akşam olunca Ha Mim. (Mümin) suresini baştan, 3. (dâhil) ayetine kadar ve Ayetel Kürsi’yi okuyacak olursa bu iki Kuran kıraati sayesinde sabaha kadar muhafaza olunur. Kim de aynı ayetleri sabahleyin okursa onlar sayesinde akşama kadar muhafaza edilirler”

Resulu Ekrem, “Kim hoşuna giden bir şey görür de ‘Maşallah la kuvvete illa billah’ (Allah’ın dilediği olur. Ondan başka kuvvet ve kudret sahibi yoktur) derse, ona hiçbir şey zarar vermez.” buyurmuştur.

Hz. Peygamber ayrıca, torunları Hasan ve Hüseyin’i nazar ve benzeri durumlardan korumak için onlara şu duayı okurdu: “Her türlü şeytan ve zehirli hayvanlardan ve bütün kem gözlerden Allah‘ın eksiksiz kelimelerine sığınırım. “

Ayrıca Peygamber Efendimiz sabah ve akşam namazlarından sonra üçer defa; Fatiha, Ayetel Kürsi, Felak ve Nas surelerini okumalarını tavsiye eder. 

Nazar ve Hasede Karşı Okunacak Dua – Arapça Kıraat

Nazar ve Hasede Karşı Okunacak Dua – Arapça Kıraat

Nazar / Negatif Enerji Saldırısı ve Korunma Yöntemleri

nazar / negatif enerji saldırısına karşı korunma yöntemleri

Facebook, Instagram, Youtube, Twitter Hesaplarımızı Takip Edin

Facebook, Instagram, Twitter, Youtube, hesaplarımızı buradan altı çizili kelimeleri (link) tıklayarak takip edebilir, Facebook Paranormal Haber Grubu‘na üye olarak siz de paylaşım yapabilirsiniz.

Anahtar Kelimeler: nazar nedir, kimlere, neden nazar değer, kimlerin nazarı değer, islam’da nazar, nazar boncuğu takmak caiz midir, nazardan korunmak için, nazara karşı yapılması gerekenler, okunan, okunması gereken dualar ve ayetler, nazar değmesi, nazarlık, göz değmesi, ayetel kürsi, felak, nas, sure, ayet, dua. 

Continue Reading

Gizli İlimler

Türk Burçları Ve Özellikleri

Orta Asya’daki atalarımızın burç sistemi, günümüzde yaygın olan ve daha çok Eski Yunan sistemine göre düzenlenmiş olan burç sisteminden oldukça farklıydı.

Published

on

By

Türk Burçları ve Türk Burçlarının Özellikleri

Orta Asya’daki atalarımızın burç sistemi, günümüzde yaygın olan ve daha çok Eski Yunan sistemine göre düzenlenmiş olan burç sisteminden oldukça farklıydı. 20 yıllık bir çalışma sonucu ortaya çıkan araştırmaya göre eski Türklerde burç sayısı 12 değil, 36 olarak belirlenmiştir. Eski Türk geleneklerine göre burcunuzun ne olduğunu ve özelliklerini öğrenmek ister misiniz?

36 Burçlu Türk Astrolojisine Göre Burçlar ve Özellikleri

TORUK (21 – 31 Mart): İdare sahibi, lider, kolay kolay pes etmeyen…

HIMMIY (1 – 10 Nisan): İdealist, romantik, yaratıcı, cömert…

HUTTUS (11 – 20 Nisan): Adaletli, kıskanç, çabuk sahiplenen, hazırcevap…

HUNTA (21 – 30 Nisan): İnatçı, yaratıcı, çalışkan, egoist…

ÇOLPANCI (1 – 10 Mayıs): Duygu tutsağı, önsezileri güçlü, çocuk ruhlu, sadık…

KÖLKÖL (11 – 21 Mayıs): Enerji dolu, aşkta şahane, önder, kahraman…

ÇAMAY (22 – 31 Mayıs): Fantezisi zengin, fikir önderi, sakin, gizli lider…

KÜYLÜ (1 – 10 Haziran): Gururlu, kaderci, ihaneti kabul etmez, sadık…

KUŞMUŞ (11 – 21 Haziran): Gösterişçi, eleştirel, mistisizme meraklı, hisleri kuvvetli…

SEZGEK (22 – 30 Haziran): Mızmız, içine kapanık, intikamcı, aşka düşkün…

KUŞDUGER (1 – 11 Temmuz): Çocuk ruhlu, dengesiz, kararsız, platonik…

GONDARAY (12 – 22 Temmuz): Geçmişe özlem duyan, siyaseti seven, fanatik, kararlı…

ÖTGÜR (23 – 31 Temmuz): Zeki, çekici, uyumlu, yüzeysel…

KÜSÜMMÜ (1 – 12 Ağustos): İyi arkadaş, önderliği seven, konuşkan, sahiplenen…

KÜNLÜ (13 – 23 Ağustos): Hassas, gururlu, havai, yalnızlıktan hoşlanan…

SINÇIMA (24 Ağustos – 1 Eylül): Sanat ve edebiyata yetenekli, becerikli, lükse düşkün…

ATÇAK (2 – 13 Eylül): Depresyona yatkın, iradeli, gururlu, hassas, gelenekçi…

KILLI (14 – 23 Eylül): Otoriter, sabit fikirli, zeki, yazarlığa yatkın…

CANAKKI (24 Eylül – 3 Ekim): Nazik, hassas, sorumluluk sahibi, kompleksli, gösterişçi…

BAN (4 – 12 Ekim): Enerjik, hümanist, aşkta utangaç, temkinli…

CEMİŞ (13 – 23 Ekim): Ahlaklı, filozof, iyi eş, kuşkucu…

BATIK (24 Ekim – 1 Kasım): Özgürlüğüne düşkün, diktatör, gaddar, güçlü…

HIRTLI (2 – 12 Kasım): Savaşçı, spora düşkün, dikkatli, hırslı…

TUTAMIŞ (13 – 22 Kasım): Çapkın, fedakâr, alaycı, muzip…

USLU (23 Kasım – 2 Aralık): Objektif, ilme meraklı, suskun, ihtiraslı…

KUTAS (3 – 12 Aralık): Yetenekli, dengesiz, mistik, anlaşılmaz.

TUSANAK (13 – 21 Aralık): Güçlü, şanslı, emir vermeyi seven, soğukkanlı…

TUTAR (22 Aralık – 1 Ocak): Her şeyi kolay kolay beğenmeyen, sezgileri güçlü, kaprisli, enerjik…

BEÇEL (2 – 12 Ocak): Kızgın, intikamcı, şanslı, dik başlı…

PIRSIUAY (13 – 20 Ocak): Tartışmayı seven, sadık, özgür düşünceli, maddiyatçı…

BALAUZ (21 Ocak – 1 Şubat): Bencil, deha, önder, müzik ve dansa yetenekli…

CANTAY (2 – 10 Şubat): Estetiğe meraklı, titiz, farklılıkları seven, azla yetinen…

ERGÜR (11 – 18 Şubat): Önder, ufku açık, sabırlı, irade sahibi…

SÖNEGEY (18 – 28 (29) Şubat): Şair, sanatçı, aşk hayatı hareketli, kafa dengi…

CANNAN (1 – 9 Mart): Zarif, hüzünlü, fazla alıngan, hayalperest…

ŞATIK (10 – 20 Mart): Huzursuz, sanatçı, depresyona yatkın, yaratıcı…

Anahtar Kelimeler: astroloji, burç, orta asya, özellikleri, türk, türklerde burç.

Continue Reading

Gizli İlimler

Büyü Belirtileri Nelerdir – Büyü Nasıl Anlaşılır

Üzerimizde büyü olup olmadığını nasıl anlarız? Büyü yapıldığına dair belirtiler nelerdir? Büyü nasıl anlaşılır?

Published

on

By

Büyü nasıl anlaşılır - Büyü belirtileri / alametleri nelerdir

Üzerimizde büyü olup olmadığını nasıl anlarız? Büyü yapıldığına dair belirtiler nelerdir? Büyü nasıl anlaşılır?

Bu soruların cevapları aslında oldukça tartışmaya açık. Hemen her medyumun, cinci hocanın, büyü – gizli ilimler kitabının birbirinden farklı cevapları var bu sorular için. Birazdan aşağıda okuyacağınız “Büyü Belirtileri – Büyü Nasıl Anlaşılır” başlıklı metinde sıralanan; üzerimizde büyü olup olmadığını anlamaya dair belirti, işaret, alametlere dair maddeler, bu gibi konularda profesyonel olarak çalışan bir medyumun sözlerinden alıntıdır. 

Şahsen bu gibi konulara gerçek hayatta oldukça mesafeli yaklaşan biri olarak; inananları ve konuya ilgi duyanlar için objektif biçimde kayıt altına almış olmak için yayınlıyorum.

Büyü Etkisinde Olan Kişilerde Görülen Belirtiler

Kişi sabah kalktığı zaman uyuduğu için dinlenmiş olması gerektiği halde çok yorgun ve bitkin bir şekilde uyanır.

  • Kişiye yapılan büyü kendisini kişinin rüyalarında gösterir. Kişi rüyalarında sürekli olarak kedi, köpek, fare, akrep, yılan, öküz, inek, domuz, kurt, aslan, çakal, vb. hayvanları görür ve bazen de rüyalarında bu hayvanlar tarafından kovalanır.
  • Kişi uyurken dişlerini gıcırdatır.
  • Uyurken kendi kendine güler ve bazen de kendi kendine ağlar.
  • Kişi uyku sırasında yatağından kalkıp evin içinde gezmeye başlar yani uyur gezerlik, bu bir büyü belirtisidir.
  • Kendisine büyü yapılan kişi sabah kalktığı zaman uyuduğu için dinlenmiş olması gerektiği halde çok yorgun ve bitkin bir şekilde uyanır.

Temizlik Takıntısı

Kişi rüyasında sık sık tuvalet ve banyo gibi yerler görür ve çoğu kez bu yerleri pis olarak görür.

  • Kişide aşırı temizlik isteği, temizlik hastalığı boyutuna gelen temizlik hevesi veya bazen de kişide ki aşırı pislik isteği, evini ve kendisini temizlememe isteği olur ne kadar pis olur olsun temizlenmek istemez.
  • Kendisine büyü yapılan kişi bazen rüyalarında büyü tarifleri görür ve bazende rüyasında siyah siyah adamlar görür.
  • Büyüye maruz kalan kişi rüyalarında sürekli olarak sevmediği kişiler tarafından kovalanır, rüyasında kendisine zarar vermek isteyen kişileri de görür.
  • Kendisine büyü yapılan kişi rüyasında kilise veya benzeri Müslümanlık ile uzaktan yakından alakası olmayan ibadet yerlerinde gezdiğini görür.
  • Kişi rüyasında sık sık tuvalet ve banyo gibi yerler görür ve çoğu kez bu yerleri pis olarak görür.

Kronik Baş Ağrısı

Sürekli olarak baş ağrısı olur. Bu duruma tıbben bir tanı koyulamıyorsa büyüye işaret eder.

  • Kişi bir ortamda otururken bir adam veya kadın gelip büyü yapılan kişinin yanına oturur, fakat bu adam veya kadını yalnızca büyü yapılan kişi görür, ortamda bulunan diğer insanlar göremezler.
  • Kişide insanlardan soğuma, kaçma ve yalnız kalma isteği oluşur.
  • Kendisine büyü yapılan kişide sürekli olarak baş ağrısı olur. Bu duruma tıbben bir tanı koyulamıyorsa büyüye işaret eder.
  • Kendisine büyü yapılan kişi araçlara, taşıtlara, asansör ve yürüyen merdivene binerken çekinir, ürkek davranır aynı durumu normal merdivenden çıkarken de görmek mümkündür.

Paranoya – Sürekli İzleniyormuş Hissi

Örneğin yolda giderken hemen arkasından bir köpeğin gelip kendisine saldıracağı hissine kapılır.

  • Büyüye maruz kalan kişi sık sık birisinin kendisini takip ettiği ve gözetlediği hissine kapılır. Banyo yaparken yüzünü sabunlar ve kendisini birisinin gözetlediği hissine kapılarak bir an önce yüzünü yıkayıp gözlerini açmak ister, yalnız başına namaz kılarken arkasında biri varmış hissine kapılır, yolda giderken hemen arkasından bir köpeğin gelip kendisine saldıracağı hissine kapılır.
  • Kişide tuvalette ve banyoda çok uzun kalma veya bazen de çok çabuk çıkma isteği oluşur.
  • Kendisine büyü yapılan kişide ciddi manada bir unutkanlık olur. Evden ayrılınca sürekli anahtarı aldım mı diye cebini kontrol eder ve almış olmasına rağmen yine de şüphede kalır ve sık sık kontrol etmeye devam eder. Ocağın altını söndürmesine rağmen sürekli olarak ocağı kontrol eder.
  • Büyüye maruz kalan kişide takıntılar olur, bazı sayılara ve eşyaların simetrik bir şekilde durmasına büyük bir zaafı olur.

Kafanın İçinde Sesler

Kişi sürekli olarak kafasının içinde bazı sesler duyar ve delirme noktasına gelir…

  • Kendisine büyü yapılan kişide öğlen bile perdeleri kapatıp oturma isteği olur ve bazen de tam tersi perdeleri sonuna kadar açma isteği olur, can sıkıntısı olur bu durum özellikle ikindi vakti daha da artar.
  • Kendisine büyü yapılan kişi sürekli olarak kafasının içinde bazı sesler duyar ve delirme noktasına gelir bazı kişiler ise bu sesi kendi iç sesleri zannederler ve dikkate almazlar.
  • Kendisine büyü yapılan kişide geleceğe dair ümitsizlik olur.
  • Kendisine büyü yapılan kişi karar veremez ve sürekli olarak verdiği kararları değiştirir.

Kömür Büyüsü

Kömür kullanılarak yapılan büyü kişinin şişmanlamasına, aptallaşmasına ve agresif tavırlar sergilemesine sebep olur.

  • Yapılan büyüde kömür kullanılmışsa o kişi karanlıkta yaşıyormuş gibi hayatına devam eder. Kömür ile yapılan büyüye maruz kalan kişi temizlenmek istemez, insanlar ona bakınca yavaş yavaş o kişiden iğrenmeye ve uzaklaşmaya başlarlar, o kişinin delirdiğini düşünürler, kömür kullanılarak yapılan büyü kişinin şişmanlamasına, aptallaşmasına ve agresif tavırlar sergilemesine sebep olur.

Yemek Büyüsü

Bu türden olan büyü vakaları günümüz büyülerinin %95’ini kapsar.

  • Büyü kişiye yedirilerek yapılmışsa -ki bu türden olan büyü vakaları günümüz büyülerinin %95’ini kapsar- o kişide büyülü yiyeceği yedikten sonra mide bulantısı, midede yanma, karın ağrısı, yutkunma sorunları, bağırsakta batma, kusma sorunları ortaya çıkar.
  • Büyüye maruz kalan kişide ki bir başka belirti ise ileriki yaşlarda ortaya çıkan sebepsiz kekemeliklerdir.
  • Büyüye maruz kalmış bir eve veya mekana gidildiği zaman vücudun her yerinde kırmızı küçük küçük çizikler ve bazen de bedende kırmızı kırmızı noktacıklar oluşur. Çoğu kişi sabah kalkınca elini bir yere vurduğunu ve bu yüzden bu çiziklerin oluştuğunu zanneder.

Yükseğe Saklanan Büyü Tılsımı

Yüksek yerlere konularak yapılan büyüye maruz kalan kişiler rüyasında yüksek yerlerden düşer, rüyasından sürekli olarak sıçrayarak uyanır, kişiye karabasan gibi ağırlıklar çöker

  • Yapılan büyü işyerinde veya evde kapı üstlerine, gardrop üstlerine, perde üstlerine vb. yüksek yerlere konulmuşsa kişinin sürekli olarak hayatında başarısız olmasına, işlerinin rast gitmemesine, kişinin iş hayatında sürekli olarak aynı yerinde saymasına neden olur. Yüksek yerlere konularak yapılan büyüye maruz kalan kişiler çok fazla hayalperest bir dünyada yaşar, olmamış olayların gerçekleştiğini zanneder, çok kötü baş ağrılarına maruz kalır, rüyasında yüksek yerlerden düşer, rüyasından sürekli olarak sıçrayarak uyanır, kişiye karabasan gibi ağırlıklar çöker.

Gömü Büyüsü

Böyle bir büyüye maruz kalan kişi kendini ölü gibi görür, sürekli olarak ölümü düşünür, sık sık ölüler ve ölümle ilgili rüyalar görür.

  • Yapılan büyü bir yere gömülmüş ise büyü yapılan kişi enerjisini kaybeder, uykusuz hisseder, kirli görünür, insan vücudundaki bütün enerjiyi yok eder, büyü yapılan kişi kendini halsiz hisseder, ağır uykular basar, kendine bakmaz yıkanmaz, böyle bir büyüye maruz kalan kişi kendini ölü gibi görür, sürekli olarak ölümü düşünür, sık sık ölüler ve ölümle ilgili rüyalar görür.

Kuyu Büyüsü

Kadında genetik bozukluğa sebep olur, evlatlarında hastalık veya engelli doğuma sebep olur, tamamen kısırlığa veya düşüğe sebep olur.

  • Büyü, kuyu gibi bir şeyin içine atıldıysa bu tür büyü tamamen kişinin her şeyini kaybetmesini sağlar, girdiği her iş olumsuzlukla sonuçlanır, maddi yönden batar, kendisini yerin dibindeymiş gibi hisseder ve bir türlü çıkar yol bulamaz, kadında genetik bozukluğa sebep olur, evlatlarında hastalık veya engelli doğuma sebep olur, tamamen kısırlığa veya düşüğe sebep olur, kocasından nefret ettirir, eşi ile beraber olmaz.
  • Büyü bazen de bayanların tıbbî olmayan hamile kalamayışı veya tıbbî olmayan düşük yapması sonucu kendini belli eder.
  • Büyü yapılan kişide daimi ağrılar ve vücutta sürekli olarak yer değiştiren ağrılar olur.
  • Büyü kişide mide şişmesine neden olur bunun nedeni ise büyü ile gelen cinin midenin üzerine oturması ve bu şekilde mideyi şişirmesidir.
  • Büyüye maruz kalmış bayanların özel günlerinde düzensizlikler görülür.
  • Kendisine büyü yapılan kişi abdest almada ve namaz kılmada zorluk çeker bazen de abdest aldığı halde namaz kılmaktan vazgeçer.
  • Büyüye maruz kalan kişide çok iyi bir işi olmasına rağmen işe gitmeme isteği oluşur veya işe gitse bile kısa bir süre sonra huzursuz olur ve o işinden ayrılır. 
  • Büyü kişide saç dökülmesine, ayaklarda bitkinliğe ve nefes darlığına sebep olur.
  • Büyü ergenlik dönemindeki erkeklerin kendini kadın gibi hissetmesine sebep olur.
  • Büyü yapılmış kişi evin içinde gölgeler ve karartılar görür.
  • Büyüyen uğramış kadında doğum yaptıktan sonra huy değişmesi görülür.
  • Kendisine büyü yapılmış kişide cinsellik ve dini konular üzerine vesveseler görülür, kişide her an sanki kötü bir şey olacakmış hissi oluşur..

Editörün Yorumu

Yukarıda da dediğim gibi şahsen bu gibi konulara gerçek hayatta oldukça mesafeli yaklaşan biri olarak; inananları ve konuya ilgi duyanlar için objektif biçimde kayıt altına almış olmak için yayınlıyorum bu metni ve içindeki maddeleri. Ancak şahsi görüşüme göre; burada zikredilen maddelerin çoğu; hemen hepimizin zaman zaman yaşadığı yahut yaşayabileceği psikolojik travma, depresyon, stres ve benzeri durumların belirtilerini içeriyor.

Bunun yanı sıra; büyü belirtisi olarak sayılan alametlerin çok önemli bir kısmı da patolojik bazı bozukluklara işaret ediyor. Anılan belirtiler ister psikolojik, ister fizyolojik kökenli hastalıklarla ilintili olsun; bunların tedavisi için medyumlara, cinci hocalara koşturmak yerine öncelikle alanında uzman hekimlere görünmekte sayısız fayda var.

Yukarıdaki maddeleri büyü alameti olarak niteleyen insanlar zaten bu işlerden para kazanmaya çalışan kişiler. Tabii ki depresyon belirtileri gösteren bir kişinin psikolog yerine kendilerine gelmesini sağlamak onların işine gelecektir. Ayrıca psikolojisi bozuk yahut zayıf insanları, söz konusu durumlarından faydalanarak kandırmak, normal bir insana göre daha kolaydır.

Örnek vermem gerekirse; yukarıda “sürekli izleniyormuş gibi hissetmek, namaz kılarken arkasında birilerinin olduğu düşüncesi yahut arkadan gelen bir köpeğin saldırısına uğrama endişesi…” gibi bazı büyü belirtilerinden(!?) söz ediliyor. Dikkatinizi çekerim; bunların hepsi de bildiğimiz standart paranoya belirtileri. Yani pozitif bilim tarafından zaten uzun süre önce tanımlanmış, tedavileri geliştirilmiş, sıradan, normal bir durum.

Peki, gayet bilinen bir psikolojik bozukluk olan paranoya; cin, büyü vb. işlerden para kazanma amacında olan biri tarafından neden büyü alameti olarak sunulmaya çalışılıyor olabilir? Bunun cevabı sizce de oldukça basit değil mi aslında: Paranoyak bir birey zaten söz konusu psikolojik rahatsızlığının kaçınılmaz bir sonucu olarak, durumunu doğal tıbbi bir durum değil de başkaları tarafından kendisine kötü niyetle büyü yapılmasının sonucu olduğunu düşünmeye tabii olarak eğilimlidir. Usta(!) medyumlarımız ise büyü çözme konusunda olduklarından daha fazla insan psikolojisi ve kandırma sanatı konusunda mahir olabilirler mi?..

Tabii ki konunun bir de inanç boyutu var. Şahsen bu sitede kimsenin herhangi bir inancını köreltme yahut güçlendirme amacında hiç olmadım. Büyü ve benzeri durumların varlığına inanıp inanmamak, sonuçlarını göze aldığı ölçüde kişinin kendisine kalmıştır. Benim, bu gibi konulara olan ilgimin sebebi aslen; konunun antropolojik, ve folklorik yönleri ile ilgilidir ve buradaki temel amacım; kendi özel ilgi alanlarım ve çalışmalarım için bu gibi inanışları ve bunlarla ilintili verileri kayıt altına almaktan ibarettir.

Ancak okurlarımı, büyü ve benzeri doğaüstü olaylara inansın inanmasın bu konulardaki sahtekarlar ve sahtekarlıklar hakkında uyarmaktır. Kişinin büyüye inanıyor olması “Ben medyumum, ben büyücüyüm…” diyen herkese körü körüne inanmasını gerektirmez…

Sinan Özgenç

Continue Reading

Gizli İlimler

Sümerlerde Büyü

Published

on

By

Sümerlerde Büyü - Gizli İlimler

Pek çok konuda olduğu gibi büyü konusunda da bilinen ilk yazılı belgeler Sümerlere aittir.

Enki ve Büyü

Büyü ile ilgili en önemli tanrı Enki’dir… Kramer’e göre Enki “tanrıların sırlarını ve öteki dünyaya giden yolları bilen, ruhları kontrol etmek için sözcükleri, ayinleri bilen tanrıdır”. Enki/Ez büyüleri Akadca’da Marduk/Ea büyülerine dönüşür. Bir örnek vermek gerekirse; ateşli bir hastalık için yapılan bir büyünün metninde bir bölüm şöyledir: Marduk/Ea’nın huzuruna çıkar ve kendisinin çare bulamadığını söyleyerek yardım ister…

Ea şöyle karşılık verir: “Oğlum, sen (her şeyi) bilirsin.
Senin bilmediğini ben sana nasıl katabilirim? Bütün bildiğim senin bildiklerindir. İnce uzun bir kamış bitkisini yarısından kes. Hayat suyunu onun elinin üstüne damlat
Sağ elinden aksın gitsin, Sol elinin üzerine damlasın. Sazdan ağıyla ejderha o ağzı büyüleyecektir”

Gizemli Bir Ezoterik Anlatım

Büyü kudretinin, kişinin kendi içinde olduğunu söyleyen bu ilginç ifade, günümüz büyü anlayışında da mevcuttur.


Burada bir çok büyünün başında tekrarlanan “Oğlum sen [her şeyi ] bilirsin. Senin bilmediğini ben sana nasıl katabilirim? Bütün bildiğim senin bildiklerindir” çözümlemesi de karşımıza çıkar. Bu tekrarlanan formül Kramer’in söylediği gibi babadan oğula bilgi ve güç aktarımı değil, çok ilginç bir ezoterik anlatımdır.

Büyü Kudreti Kişinin Kendi İçindedir

Büyü kudretinin, kişinin kendi içinde olduğunu söyleyen bu ilginç ifade, günümüz büyü anlayışında da mevcuttur. Büyü metinlerinde genelde hastalıkların nedenleri cinlere bağlanmış ve Enki cinleri uzaklaştıran tanrı olarak kabul edilmiştir. Bu metinde de bu inanç görülmektedir. Bu inancın geçmişte kaldığını düşünmek çok iyimserlik olur çünkü günümüzde de Anadolu’da cinci hocalar diye bilinenler bu tür büyüler yapmaktadırlar.

Mezopotamya’da büyü geleneği kesintisiz devam etmiş, Roma çağında hatta Ortaçağ’da, doğu büyücüleri her zaman popüler olmuştur…

Continue Reading

Gizli İlimler

Bulaşıcı Hastalıklardan Korunmak İçin

Bulaşıcı hastalıklardan korunmak için okunacak dualar ve alınacak maddi tedbirlerin önemi.

Published

on

By

Bulaşıcı Hastalıklardan Korunmak İçin

Bulaşıcı hastalıklardan korunmak için okunacak dualar ve alınacak maddi tedbirlerin önemi.

Aşağıdaki vefk-i şerifi yazıp üzerinde taşıyan ve her gün bu beyti bir bardak suya en az 41 kere okuyup nefes ettikten sonra içen ve bulaşıcı hastalıklar zamanında bunu terk etmeyen kimse katiyyen bu hastalıklara tutulmaz. Tutulmuşsa bile kurtulur. Okunacak beyitler: “Li hamsetün utfi bihâ nâral vebâ elhâtime elmustafâ vel murtazâ vebnâhümâ vel fâtımeh.” ‘

Bulaşıcı Hastalıklardan Korunmak İçin Vefk - Muska
Bulaşıcı Hastalıklardan Korunmak İçin Vefk – Muska

Önce Tedbir Sonra Tevekkül

Kıymetli okurlarımız! Bu verdiğimiz formül son derece tesirli bir hayat sigortası olarak kabul edilir. Ancak bu deveni bağlamadan tevekkül et demek değildir. Peygamber Efendimiz’in emirleri deveyi bağladıktan sonra tevekkül etmek şeklindedir. Çünkü tevekkülün asıl manası; maddi ve manevi önlemleri aldıktan, gereken bütün tedbirleri tamamladıktan sonra Allah’a bel bağlamaktır. Gerçek tevekkül budur. Salgın hastalık zamanında aşı yapılıyorsa yaptırmak, karantina gerekiyorsa karantina bölgesinden dışarı çıkmamak, temizliğe son derece dikkat etmek ki (esasen İslamiyet’in ilk şartı da temizliktir.) Pis ve şüpheli şeyleri yememek, suyunu kaynatıp içmek gerekiyorsa yapmak lazımdır. 

Herkesin iman seviyesi aynı değildir. Dağdan bir kayanın kopup da üzerine yuvarlanarak geldiğini gören bir evliya hiç istifini bozmadan yerinde durur. Zira kayanın kendisini öldürmeyeceğini biliyorsa zaten kaçmaz, öldüreceğini biliyorsa zaten kimden nereye kaçacaktır? Ancak bu şekildeki bir iman; müstesna kimselere verilen bir ilim ve mazhariyettir. Biz Cenabı Hakk’ın: “Ve lâ tülkü bi eydîküm ilet tehlükeh” yani ellerinizle kendinizi tehlikeye koymayın manasına gelen emrine itaate mecburuz.

Salgın hastalık zamanlarında: Veba, taun, kolera gibi bulaşıcı hastalıklardan korunmak “niyetiyle beş vakitte her namazın farzlarından sonra 1 İhlas, 1’er Muavvizeteyn sureleri (Felak ve Nas) ve 1 Kâfirun suresini okuyup; avuçlarına üfleyerek, bütün vücuduna; başından ayağına kadar mesh etmek sureti ile badireyi atlatıncaya kadar devam eden kimse Allah’ın izniyle bu hastalıklara tutulmaz diye rivayet edilir.

Continue Reading

Gizli İlimler

Telepati Nedir Nasıl Yapılır Teknikleri

Telepati nasıl yapılır, telepati teknikleri nelerdir gibi soruların bazılarına cevap bulacaksınız. … Telepati teknikleri konusunda üç örnek …

Published

on

By

Telepati Nedir, Nasıl Yapılır, Telepati Teknikleri Nelerdir, Telepati ile Aşık Etme, Telepati İle Rüyaya Girme

Aşağıdaki yazıda telepati nedir, telepati nasıl yapılır, telepati teknikleri nelerdir gibi soruların bazılarına cevap bulacaksınız. Ancak telepati konusu esas olarak gayet girift bir mesele olduğu için bilhassa telepati teknikleri konusunda sadece üç örnekle yetineceğiz…

Zâriyat Suresi 49. ayette buyrulur ki “Biz her şeyi çift yarattık. Belki düşünür istifade edersiniz diye.”  Cenabı Hak her şeyi çift yarattığı gibi tesirlerini de iki yönlü yaratmıştır. Nasıl ki her insanın bir dış yönü, bir de iç alemi, iç yönü vardır. Her şeyde olduğu gibi bezler de bir dışa, bir de içe salgıda bulunurlar. Keza beyin de yaptığı dış ve sinirsel vazifelerden başka gizli güçleri, özellikleri ile en uzak yerlere kadar tesir yapar ve kuvvetleri; görünen dış vazife ve kuvveti yanında denizden bir damla bile değildir. Halen Amerika’da, Rusyada, İngiltere’de, bu metafizik ilimlerle uğraşan yüz binlerce insan henüz beynin bu kudretlerini kullanmak hususunda yaptıkları çalışmaların başlangıç noktasındadırlar. Çok yakın bir gelecekte pozitif bilimlerdeki gelişmelerin yanı sıra bu manevi yolda da büyük ilerlemeler olacaktır.

Geçmiş asırlarda yaşayan Müslümanlar Kuran-ı Kerim’in bu yönünü de ihmal etmemişler ve Kuran’ın birçok harikalarını meydana çıkarmışlardır. Cenabı Hakk, Kuran-ı Kerim’de: “Yaştan ve kurudan hiçbir şey yoktur ki apaçık beyan eden Kurann’da bulunmasın.” demektedir. 

Ancak bunlardan faydalanabilmek için her maddi alanda olduğu gibi birtakım şartlar, çalışmalar, fedakarlıklar gerekmektedir. Yoksa hiçbir şey hazır pişmiş olarak kimseye sunulmuyor.

Bu yazılanlardan elbette ki herkes ayni derecede faydalanamaz. Zira medyumluk yeteneği olan kimselerin bir defada yaptıkları iş ve tesirleri medyumluk özellikleri zayıf olan kimseler ancak birçok zorluk ve çalışma neticesinde en sonunda başarabilir. Ancak ne olursa olsun çalışmakla başarılamayacak iş yoktur.  Bu itibarla telepatik etki için yazılan tertipler bir gecede yapılabilirken yedi geceye kadar uzatılmasını tavsiye ederiz ki bu; bu işlerde meleke kazanabilmek ve ruhunu alıştırmak içindir. Aşağıda vereceğimiz üç “İrsali Hatıf”örneğinin ayrı ayrı özellikleri mevcuttur. Biz burada örnek olarak insanın gizli kuvvetlerini meydana getiren beyin ışınlarının uzaklara yaptığı tesirlere yardımcı olan maneviyatı ve imanı izah maksadı ile bu kadarla yetinmeyi uygun gördük.

Telepati İle İnsanlara Etki Etme

Hayır işler için yapılır. Yedi gün oruç tutulur. Riyazet şarttır. Geceleri herkes yattıktan sonra 100 salavat, 100 istiğfar, 336 Ya Musavvir, 313 defa (Kâf, Hâ, Yâ, Ayn, Sâd, arkasından 3000 kere:

Telepati ile insanlara uzaktan etki etmek için okunacak dua
Telepati ile insanlara uzaktan etki etmek için okunacak dua

Türkçe Okunuşu: Fe erselna ileyha ruhana fe temessele lehe beşerin seviyya.

… ayeti kerimesi okunur. Buna yedi gece devam edilir. Mümkün olursa etki edilmek istenen kişinin resmini önüne alarak ve ona bakarak yani bütün düşüncenizi etki etmek istediğiniz kişinin üzerinde toplayarak okumalı, mümkün olmazsa o kişiyi hayalinizde canlandırarak ve iki kaşı arasına gözlerinizi dikerek okumalısınız. Okuma esnasında güzel kokulu buhurlar yakmak faydalı olur.

Şer İşler İçin Telepati – İrsali Hatıf

Telepatinin bu tekniğinde bütün şartlar yukarıdaki ile aynıdır. Tek istisnası okunacak ayet-i kerimedir. Şer işler için gerçekleştirilecek telepati çalışması için okunacak ayet-i kerime şudur:

Şer İşler İçin Telepati Tekniği ve Okunacak Ayet
Şer İşler İçin Telepati Tekniği ve Okunacak Ayet

Türkçe Okunuşu: Elem terk esna erselneş şeyatıyne alel kafirine teüzzühüm ezza.

Zalimden Hakkını Alabilmek İçin Telepati Tekniği

Gücünün yetmediği ve hakkını sana teslim etmeyen zalim bir şahıstan hakkını alabilmek için öncelikle yedi gün oruç tutulur. Geceleri el ayak çekildikten sonra 1.000’er kere:

Zalimden Hakkını Alabilmek İçin Telepati Tekniği ve Okunacak Ayet
Zalimden Hakkını Alabilmek İçin Telepati Tekniği ve Okunacak Dua

Türkçe Okunuşu: Ya kahiru zül batşiş şedidi entellezi la yütakuntikamühu ya müzille külli cebbarin anidin bi izzetihi ve ıhtikamih.

Bu dua okunurken her 100 kerede 1:

Zalimden Hakkını Alabilmek İçin Telepati Tekniği ve Okunacak Dua
Zalimden Hakkını Alabilmek İçin Telepati Tekniği ve Okunacak Dua

Türkçe Okunuşu: Ecib ya bariu ve ersil a’vaneke ila fülanibni fülanete ev fülanete binti fülanete bi hakkı şeryavübin alşekumin denir.

Okuma sırasında cavi tütsü edilir.

Continue Reading

Gizli İlimler

Yüz Şekline Göre Karakter Analizi

Büyük yüz: Budalalık ve anlayışta zayıflığa; Küçük yüz: Kibir ve gurura, cinnete olan eğilime, ihtiyarlıkta hafifleyen mizaca, hilekarlığa delalet eder…

Published

on

By

Yüz şekline göre karakter analizi

Yüz Şekline Göre Karakter Analizi

Elmacık kemikleri görünen çukur yüz: Kansızlığa, mideden ileri gelen bir rahatsızlığa, ahmaklığa, şüpheciliğe, korkaklığa, karakter zaafına, fazla mastürbasyona işaret eder…

  • Büyük yüz: Budalalık ve anlayışta zayıflığa,
  • Küçük yüz: Kibir ve azamete, gurura, cinnete olan eğilime, ihtiyarlıkta hafifleyen mizaca, hilekarlığa,
  • Yumru yüz: Cimrilik ve hasede,
  • Yassı yüz: Sadedil olup, anlatılan her şeye çabuk kanma eğilimine,
  • Zayıf yüz: Hilekarlığa, fakr-ü sefalete, asabi bir mizaca,
  • Yumuşak yüz: Hatırnazlığa, yumuşak kalpliliğe, merhamete,
  • Eti bol yüz: Ahlaken sekaleteçirkinliğe, başkalarına yük olmaya,
  • Sert yüz: Sert mizaca, merhametsizliğe, kalp kırıcı ve tok sözlülüğe,
  • Yaygın ve etli yüz: Oburluğa,
  • Uzun yüz: Gevezeliğe, yalancılığa,
  • Geniş yüz: Çok sözlerinin acı olduğuna,
  • Elmacık kemikleri görünen çukur yüz: Kansızlığa, mideden ileri gelen bir rahatsızlığa, ahmaklığa, şüpheciliğe, korkaklığa, karakter zaafına, fazla mastürbasyona,
  • Yuvarlak yüz. Sahibinin iyi ahlaklı bir insan olduğuna,

Yüz Rengine Göre Karakter Analizi

Siyaha çalan beniz; hilekarlığa, şefkatsizlik ve merhametsizliğe, aşırı arzulu bir mizaca, fena ahlaka işaret eder…

  • Beyaz beniz: Sahibinin edepli ve terbiyeli bir kimse olduğuna,
  • Beyaz ve ince beniz: Çok ince ve güzel karakterli insanlarda
    olur.
  • Esmer beniz: Sevimliliğe, letafete ve bazı hallerde de hastalığa olan eğilime işarettir.
  • Sarı beniz: Hastalığa, kötü beslenmeye, hırs ve hasede.
  • Siyaha çalan beniz: Hilekarlığa, şefkatsizlik ve merhametsizliğe, aşırı arzulu bir mizaca, fena ahlaka,
  • Kırmızı beniz: Kaynayan, coşan bir tabiata.
  • Solgun beniz: İyi ahlaka ve iyi bir mizaca.

Yanak Özelliklerine Göre Karakter Analizi

Gözlere doğru şişkin yanaklar; hassasiyete, cömertliğe işaret eder.

  • Dolgun yanaklar: Durgun bir mizaca, cinsi soğukluğa,
    ihtiras ve hasede.
  • Dar ve zayıf bir yanak: Kanaate, ciddiyete, perhizkarlığa,
  • Çok dar bir yanak: Ahmaklığa.
  • Gözlere doğru şişkin yanaklar: Hassasiyete, cömertliğe,
  • Zayıf ve kum yanak: Soğuk bir karaktere,
  • Kadınlarda düz yanaklar: İstekli ve ihtiraslı bir mizaca,

Yüzdeki Benlere Göre Karakter Analizi

Gözlerin alt kapağında olan bir ben; başkalarının sırlarını öğrenmeye meraklı ve vehimli bir tabiata işaret eder.

  • Göz kapakları üzerinde olan benler: Hassas bir mizaca,
  • Burun üzerinde olan bir ben: Bedensel zevklere düşkünlüğe,
  • Çene üzerinde olan ben: Aşk ve şehvete karşı koyamayan bir
    mizaca,
  • Gözlerin alt kapağında olan bir ben: Başkalarının sırlarını öğrenmeye meraklı ve vehimli bir tabiata,
  • Sağ şakak üzerinde olan bir et beni: Kararsızlığa,
  • Çene ile boyun arasında bulunan ben: Özgünlüğe,
    Çeneye yakın bir ben: Şehvani bir mizaca, aşırılığa delalet
    eder.

Çene Yapısına Göre Karakter Analizi

Geniş ve kalın çene; inada azim ve iradeye işaret eder.

  • Dar Çene: İhtirasa,
  • Çenenin boğaza doğru kaçık olması: Kötü ahlaka.
  • Sivri çene: Hafif meşrepliğe, hafif bir karaktere.
  • Geniş ve kalın çene: İnada azim ve iradeye delalet eder.

Kulak ve Burun Şekillerine Göre Karakter Analizi

Göz Kaş Kirpik Şekline Göre Karakter Analizi

Kafa ve Alın Şekline Göre Karakter Analizi

Continue Reading

Gizli İlimler

Ağız Dudak ve Diş Şekillerine Göre Karakter Analizi

Büyük ağız: Fena ahlaka, alçak tabiata merhametsiz ve şefkatsiz bir kişiliğe.
Orta büyüklükte, uyumlu ağız: Mükemmel bir tabiat ve meşrebe…

Published

on

By

Ağız Dudak ve Diş Şekillerine Göre Karakter Analizi

Ağız Şeklinden Karakter Analizi

  • Büyük ağız: Fena ahlaka, alçak tabiata merhametsiz ve şefkatsiz bir kişiliğe.
  • Orta büyüklükte, uyumlu ağız: Mükemmel bir tabiat ve meşrebe.
  • Küçük ağız: Anlayış ve dirayete, iyi ahlaka, merhametli bir kalbe, ihtiralı bir mizaca, hoş meşrepliğe, yemeğe düşkün olmamaya.
  • Mütebessim ağız: Neşe ve ferahlığa.
  • Eğri ağız: Uğursuzluğa, talihsizliğe.
  • Çökük ağız: Kedere.
  • Tam bitişmemiş yarım açık ağız: Zihin noksanlığına.
  • Çok küçük ağız: Hafif mizaca, yaramazlığa.
  • Çok geniş ağız: Nefsani isteklerede aşırıya kaçma eğilimine.
  • Büyük ve geniş ağız: Oburluğa, gevezeliğe, yalancılığa.
  • Yarık gibi duran bir ağız: Ağır ve kaba fikirliliğe.

Dudak Şeklinden Karakter Analizi

  • Büyük dudak: Erkeklerde zerafete, bedensel zevklere düşkünlüğe.
  • Kalın ve iri dudaklar: Kadınlarda şehvete, çabuk inanmaya, tembelliğe, bazen kabalığa.
  • İnce dudaklar: Söz anlar ve zeki olmaya, sürat ve çevikliğe, şeytanlığa, ketumluğa, ihtiyata, ince fikirliliğe.
  • Çok ince dudaklar: Bedbahtlığa yani fenalık ister bir tabiata.
  • Üst dudağın alt dudaktan büyük olması: Sabır ve tahammüle, lütufkarlığa, orta bir zekaya, ağır bir mizaca, kindarlığa.
  • Her iki dudağın eşit olması: Dengeli hal ve davranışlara.
  • Alt dudağın büyük olması: Oburluğa, şehvet düşkünlüğüne.
  • Fazla kalın ve şiş gibi duran dudak: Oburluğa, bedensel zevk ve hazlara hayvani bir düşkünlüğe.
  • Üst dudağın alt dudaktan daha içeri olması: Sabırsılığa, çabuk kızar bir insan olduğuna.
  • Üst dudağın alt dudaktan hafif ileride olması: İyi ahlaka.
  • İki dudağın eşit derecede dışarı çıkıklığı: Sadakat, samimiyet ve doğruluğa.
  • İnce ve birbirine bitişik gibi duran dudaklar: Sahibinin inatçı ve kötü niyet erbabından olduğuna.
  • İnce dudak ve geniş ağız: Çok kötü ahlaklı bir kimse olduğuna.
  • Pek küçük dudaklar: Gösteriş ve alayişe düşkünlüğe, çocukça arzulara olan eğilime.
  • Birbirine temas etmeyerek ağzın bir kısmını örtemeyen dudaklar: Akıl ve zekanın azlığına.
  • Düzgün bir hat şeklinde olup dudak kısmı az görünen dudaklar: Metanete, dengeli hale.
  • Alt dudağın ortasında çatlak veya çukurluk: Yumuşak huy ve nezakete.
  • Eşit ve orantılı olup kolaylıkla kapanan dudaklar: Tedbirli, metin, adil, hakşinas bir insan olmaya işarettir.

Diş Şekillerine Göre Karakter Analizi

  • Küçük, kısa ve sağlam dişler: Kendi kuruntularına ve hurafelere itimada, bazen de açık fikir ve muhakemeye.
  • Uzun diş: Kalp zayıflığına.
  • Parlak olmayan, az sarımtırak olan düzgün ve sağlam dişler: Beden ve organların iyiliğine ve iyi ahlaka.
  • Üst dudağı geçen dişler: Her işe burnunu sokan, söz taşıyan bir insan olduğuna, menfaat düşkünlüğüne, kusur arayıcı olmaya.
  • Alt dudağı geçen dişler: Cimriliğe, kabalıkla karışık hilekarlığa.
  • Üst dişlerin açıklık ve seyrekliği: Sakın bir mizaca.
  • Sağlam ve az sivri dişler: Uzun bir ömre, vahşi bir tabiata, zerre kadar bir menfaat uğruna her fenalığı yapar olmaya, oburluğa, hilekarlığa.
  • Üst dişlerin açıklık ve seyrekliği: Sakın bir mizaca.
  • Geniş ve kalın dişler: Dünyaya yalnız yemek için geldiğine.
  • Üst tarafları açık dişler: Soğuk mizaçlı bir tabiata.
  • Küçük dişler: Zayıf bir karaktere.
  • Dengeli diş: Sadakat ve iyi ahlaka.
  • Önde ve üst sırada bulunan iki dişin iri olması: Kıskançlığa.
  • Küçük ve sivri dişler: Fena kalbe, zulümkar bir tabiata.
  • Birbiri üzerine binmiş dişler: İnat ve ısrara, kötü ruha, merhametsizliğe.
  • Sağlam ve iyi sıralanmış donuk renkli dişler: Çalışkanlığa.
  • Seyrek diş: Saadet ve bahtiyarlığa.
  • Geniş ve beyaz diş: Açık yürekli olmaya.
  • Kısa ve birbirinden ayrı dişler: Duygu ve düşüncede nezakete.
  • İri diş: İnatlığa.
  • Üst iki dişi aşağı doğru uzamış ve güldüğü zaman çirkin bir manzara gösteren bir ağız: Hile ve desiseye, aşırı derecede şehvet düşkünlüğüne işaret eder.

Dil Şeklinden Karakter Analizi

  • Kalın ve sert dil: İhtiyatkarlığa.
  • Ağızda kolay hareket eden bir dil: Zekaya, fikri icada.
  • Uzun dil: Budalalığa.
  • Kısa dil: Büyük akıl ve dirayete işaret eder…

 

Göz Kaş Kirpik Şekline Göre Karakter Analizi

Kulak ve Burun Şekillerine Göre Karakter Analizi

Vücut Özelliklerine Göre Karakter Analizi

 

Continue Reading

Gizli İlimler

Hipnoz Nedir Nasıl Yapılır

Published

on

By

Hipnoz Nedir Nasıl Yapılır

Hipnoz Nedir: Bir kimse parlak bir cisme veya yuvarlak bir kristal cam küre üzerine fikrinden ve zihninden her türlü düşünceyi atarak ve uykuyu düşünerek bakmağa devam etse, o kimse kısa zamanda suni uyku ile uyur. Yapay uyku ile uyumuş olan kimse, kendisini uyutan kimsenin iradesine teslim etmiş olur. Yani kendisinden her türlü irade ve itiraz kabiliyeti kalkmış ve tamamen uyutan kimsenin bütün istek ve emirlerine boyun egmiş olur.

Üç Çeşit Uyku

Hipnotizmada herkes daha ilk tecrübede uyuyamaz. Bazan bir, iki, üç veya daha çok tecrübeler yapmak lâzım gelir ve uyku her şahısla ayni surette derin olmaz. Esasen uykunun üç safhası vardır. Birisi: tam uyku (Uargie) dir. Eskiden buna (newni müstağrak) denirdi. İkincisi: Donup kalma yani kalıplaşma Catalepsie (Dailcumud), üçüncüsü: Uyur gezerlik (Somnabulizme) yani uykuda olduğu halde uyanıkmış gibi konuşmak, gezmek, en tehlikeli yerlerde dolaşmak, bir takım hassas ve ince işler görmek ve uyandığı vakit bunların hiç birisini hatırlayamamak halidir. 

Yapay uyku, bakışın bir noktaya sabitlenmesi ile veyahut göz kapaklarının üzerine yapılacak hafif bir baskı ile meydana gelir. Katalepsi, pek parlak bir ışığın birdenbire parlaması ile (mesela bir flaş ışığı gibi) veyahut da beklenilmeyen ve gayet şiddetli bir gürültünün meydana gelmesi ile meydana getirilir.

Uykular üç çeşittir: Birincisi, adi hafif uyku, İkincisi; adi derin uyku, Üçüncüsü; pek derin uykudur. Her çeşit telkine uygun olan devre en son derin suni? uykudur.

Hipnozda Telkin 

  1. Süjeye yani uyutulacak kimseye uykuda yapılan telkin yoluyla süjede mevcut bulunan kötü alışkanlıklar ve benzeri uygunsuz hal ve davranışlar; bazen birinci bazen de üçüncü, dördüncü uykusunda verilen emirlerle tamamıyla gidermek mümkündür
  2. Telkinin etkisi hipnoz yapanın şahsiyetine, kabiliyet ve bakış kuvvetine bağlıdır.
  3. Önceden şunu bilmek lazımdır ki istenilen neticeyi meydana getiren uyku değil, telkindir.
  4. Uyku süjeyi telkin alabilir bir duruma getirmek içindir. Çünkü zihnin aldığı bütün fikirler yani telkinler bir fiil haline geçmek isterler.
  5. Şu halde süjeye telkin edilen fikirlerin, onun zihni tarafından kabul edilmesi ve süjenin ona inanması icap eder. Halbuki insanlar uyanık yani şuurlu iken daima kendilerine söylenilen her şeye inanmazlar. Kendilerince uzak bir ihtimal saydıktarı şeyleri hemen red ederler.
  6. Bir kimseye herhangi bir fikri, bir fiili veya her hangi bir şeyi kabul ettirmek gerektiği zaman, önce onun red ve karşı koyma tepkilerine hâkim olmak lazım gelir
  7. Öte yandan herkesçe bilinen bir husus vardır ki o da red \ telkine karşı koyma hassası, hipnotik uykuda iken tamamıyla ortadan kalkar. Bunun en açık delili de uykuda görülen rüyalardır.
  8. Sunri uyku insanlardaki akli uyanıklığı kaldırır ve telkin edilme kabiliyetini çoğaltır ki işte bu hal, insanın kendi fikirlerini başkasına aşılamaya yarar.
  9. Hipnotik uykuda daha çabuk ve daha kolay başarı elde etmek için süje olarak henüz ergen olmamış çocukları veya kadınları seçmelidir.
  10. Bilhassa bunlardan çakır gözlü olanlar daha çok tesir altında katırlar. 

Hipnoz Çalışmaları

Uyutma gücünün idmana muhtaç dört vasıtası vardır: 

  • Bunlardan birincisi: Nazar yani dikkatli bir bakış.
  • İkincisi: Telkin yani söz.
  • Üçüncüsü: Temaslı veya temassız paslar yani el hareketleri.
  • Dördüncüsü: Fikrin sabitlenmesidir.

Süjeyi Uyutma

  • Hipnozcu gözlerini hiç kırpmaksızın on dakikadan yirmi beş dakikaya kadar veya biraz daha fazla bir zaman, gözlerini orta derecede açık halde; süjenin (hipnotize edilmek istenen kişinin) iki kaşının ortasına diker. Süje de gözlerini uyutucunun göz bebeklerine dikerek bakmaya devam ederse süjede “teshir” denilen özel bir hal yani hipnoz uykusu oluşur. Bu sırada süje, söylenilen her şeye inanmak ve verilen her emri yerine getirmek için kendisinde şuursuz ve iradesiz bir eğilim duyar. 
  • Hipnozcu süjeye, süje de hipnozcunun gözlerine bakarken; hipnozcu, süjeyi uyutacağına dair kendisinde; mutlak bir inanç, kuvvetli bir irade ve büyük bir azmin mevcut bulunduğuna dair inanç ve özgüvene sahip olmalıdır. Bu duygu ve düşüncelere sahip bulunmak ve süjeyi de bunlara inandırmak, telkinin etkisini artırır.
  • Süjenin, hipnozcunun gözlerine bakarken kendisinin uyuyacağına, hipnozcunun bakışlarının tesirinden kurtulamayacağına inanması ve bir iki kuvvetli bakıştan sonra vücudunda bir tuhaflık, uykusuzluk, başında ve göz kapaklarında bir ağırlık hissetmeğe başladığına inanması ve böylece düşünmesi tesiri arttırır.
  • Hipnozcu, gözlerini süjenin gözlerine bir iki karış ya da en çok otuz santim kadar yaklaştırmalı ve ellerini de elleri içine almalıdır. Süjenin arkası, hipnozcunun da kendi yüzü ışığa karşı olmalıdır.
  • Gözlerin karşılaşmasından üç dört dakika sonra hipnozcu, süjeye vücudunda bir tuhaflık başladığını, başına bir ağırlık çöktüğünü, göz kapaklarının ağır ağır kapanmağa başladığını, uykuyu düşünmesini ve biraz sonra uyuyacağını, direnmesinin gereksizliğini ve istese de istemese de uyuyacağını, sorularına doğru cevap vermesini kuvvetli ve emredici bir sesle telkine başlar.
  • Hipnozcu, sesinin tonunu ona etki edecek tarzda kullanmalıdır. Bu sırada hipnozcu, süjenin başından kollarına doğru; vücuduna değmeksizin yukarıdan aşağı doğru paslar yapar. Başından kola veya başından mideye kadar indikten sonra avucunu yumar ve tekrar yukarıda açar. Bu suretle paslara devam edilir.
  • Süjenin göz kapakları kapandıktan sonra hipnozcu sağ elin şehadet parmağını, burun köküne yeni iki kaş arasına doğru bir karış mesafeye kadar yaklaştırır. Dört beş dakika kadar düz olarak tutar. Sonra yavaş fakat çok kuvvetle emir vererek derin ve ağır bir uyku ile uyumasını ve uyandırılmadan evvel kesinlikle göz kapaklarını kaldırmamasını ve zaten kendisi müsaade etmedikçe kaldırmaya gücünün yetmeyeceğini otoriter telkin eder.
  • Baş parmaklarla; süjenin kapalı olan göz kapakları üzerine temaslı olarak fakat hafifçe yukarıdan aşağıya doğru pas yapılır. “Artık gözlerin açılmaz, göz kapaklarını kaldırmaya gücün yetmeyecek” diye telkin verilir. Süje; hiçbir gürültü ve hareket yapmaksızın ve süjeye de yaptırmaksızın, sekiz on dakika kadar uykusunun derinleşmesini sağlamak için kendi başına istirahata bırakılır. 
  • Uyku iyice derinleşmeden; süjeyi hareket ettirmek, bir yerden başka bir yere kaldırmak, uykunun dağılmasına sebep olduğu gibi her iki tarafın da istek ve iradesi üzerinde olumsuz etki yapar. 

Süjeyi Konuşturma

  • Süjeler uyutulduktan sonra sorulacak suallere ya kolaylıkla veya zorlukla cevap verirler yahut da cevap vermeye güçleri yetmez. Hipnozcu, cevap veremeyecek güçte olan süjelerin kulaklarına hafif ve temaslı paslar yapar. Kulak memesini hafifçe tutarak, kendisine; “Sözlerimi işittin ve bana cevap ver. Üzülme, çok rahatsın. Korkacak, üzülecek hiç bir şey yok, söyle” diye telkin eder. Ve bu sözleri gerektiği kadar tekrarlar. Süje de böylece konuşmaya başlar. 
  • Eğer süje konuşmayı ister fakat yine de gücü yetmezse ve yutkunur durursa o zaman; boğaz üzerine birkaç hafif ,temaslı veya temassız pas yapılır. Süjenin çenesi hafif hafif okşanarak, kendisinde konuşmaya cesaret ve inanç getirilir. Süje böylece konuşmaya başlar.

Uyandıktan Sonra Tesiri Görülen Telkin

  • Süjenin iyice uyuduğuna ve bütün düşüncelerinden, fikirlerinden ve hislerinden tamamıyla ayrılmış olduğuna kani olunduktan sonra kendisinden bazı şeyler yapması istenir. Meselâ: “Kollarını kaldır ve ben emir vermedikçe indirme. Kolların böylece beş dakika duracak” denir ve böylece bırakılır. Yahut şiddetli bir soğuk telkin edilir ve üşümesi söylenir. Süje üşür ve titrer. Daha sonra sıcaklık telkin eder, ısıtır ve hattâ terletir. Yahut tat, koku, lezzet, acı, ekşi veya bunlara benzer şeyler telkin ederek kendisinin kabiliyeti ölçülür ve yapılacak telkin ona göre ayarlanır.
  • Süje tamamıyla telkine yatkın bir hale getirildikten sonra kendisine vazgeçmesi, terk etmesi lazım gelen kötü huylarından vazgeçmesini, bunların apaçık olan zararlarını birer birer ve çeşitli misaller vererek kendisine telkin eder. Ve bu kötü huylarından mutlaka ve kesinlikle vazgeçmesi, unutması hatta bir daha konuşmaması lazım gelen kişilerle konuşmaması emir yoluyla telkin edilir.
  • Eğer bu emirlere karşı gelirse şiddetli bir cezaya çarptırılacağı telkin edilir ve bu telkinler tekrarlanır.
  • Bu sırada süjenin sağ eli, hipnozcunun sağ avucunun içine alınır. Hafifçe sıkılır. Hipnozcu kendi sol elini de süjenin alnına hafifçe değdirir.  

Süjeyi Uyandırmak

Uyumakta olan bir süjeyi uyandırmak için kendisine “Artık seni uyandıracağım. Gözlerini açabilirsin. Şimdi birden ona kadar sayacağım. İşte ağır ağır saymaya başladım. Tam onda gözlerini aç ve artık uyan!” der. Bu telkinlere devam ederek ve hafif hafif süjenin yüzüne ve gözlerine üfleyerek ve aynı zamanda göz kapakları üzerine de birkaç defa aşağıdan yukarı doğru dokunmadan paslar yaparak uyanması sağlanır.

Hipnoz Uykusunda Olanlar

  • Letaergie derin uyku halinin başlangıcıdır.
  • Derin bir soluma ile belli olur.
  • Soluma sırasında hava ciğerlere girerken yutkunma ile karışık boğazda bir ıslık sesi işitilir.
  • Aynı zamanda gözler kapanır.
  • Fakat göz kapakları adi uykuda olduğu gibi göz kürelerini yavaş yavaş örtmez. Kapanacağı zaman kirpikler beraber süratli bir şekilde titrerler. Bu titreşimleri isteyerek taklit etmek kesinlikle mümkün değildir.
  • Bundan sonra süjenin başı arkaya düşer.
  • Boynu ileri doğru fırlar.
  • Vücudu uyuşuk bir halde bulunur.
  • Sanki kolları vücuduna asılı imiş gibi durur. Kollarından biri kaldırılıp da kendi haline bırakılacak olsa pat diye düşer. 
  • Gözleri ya büsbütün veya yarı kapalı bulunur. Göz kapakları kaldırılacak olsa gözün siyah tabakasının ekseriya yukarıya kaymış, titremekte olduğu görülür.
  • Kirpikler ise çok zaman durmaksızın titreşir durur.
  • Derin uyku (letargie) halinde bulunan süje alelâde telkin kabul etmez. Etse bile telkin aldığı fikirleri meydana çıkarmaya gücü yetmez. Ekseriya derin uyku haline hafif bir uyur-gezerlik (somnabulizme) hali de karışır. Bu karmaşık hal süjeyi telkine yatkın değilken telkin edilebilir hale getirir. 
  • Bir insanı derin uyku (letargie) haline sokmak için dikkatli bakış (nazar) veya bu işte kullanılan suni uyutma küresi gibi parlak bir cisim veya döner yuvarlak bir ayna kullanılır.
  • Bunun için de süje tamamen rahat edeceği surette, ışığa karşı bir koltuğa yerleştirilir. Sonra hipnozcu, süjenin karşısına geçer. İster ayakta durur, isterse yüksekçe bir sandalyeye oturur. Süjeye gözlerini hiç kırpmadan kendisinin iki kaşı ortasına bakmasını emreder.
  • Süjenin iki gözü arasına ve bunun kökü ucuna veya rasgele gözlerinden birine dikkatini toplar.
  • Süjeye; ağır, derin ve muntazam bir şekilde nefes almasını söyler.
  • Süjeye uzun uzadıya çok söz söylemek gerekmediği gibi bilhassa hislerini ifadeye veya bazı fikirler ileri sürmesine kesinlikle müsaade edilmez. Ancak süjenin anlayabileceği kısa bir iki sözle korkusunu gidermek ve yatıştırmakla kendisini uyutana olan güveninin artmasına çalışılır.
  • Eğer parlak bir cisim veya- suni uyku küresi kullanılıyorsa bunu iki gözü arasına ve gözlerinden tahminen on beş santimetre uzağa ve bir az yükseğe koymak lazımdır.
  • Döner ayna kullanılıyorsa alet, süjenin önünde duran bir masanın üzerine koyulur ve gerekli telkinler yapıldıktan sonra süje kendi haline bırakılır.
  • Eğer süjenin göz kapakları el ile indirilir ve bir perde ile ışık huzmelerinin gözüne çarpması önlenirse derin uyku (letargie) hali kaskatı olma (catalepsi) haline çevrilir.
  • Katalepsinin en göze çarpan belirtisi sessizlik ve hareketsizliktir. Belirti vücudun sertleşmesi ve donup kalması ile karışıktır.
  • Katalepsi halinde bulunan süje ayakta bile tutulsa, kendisine istenilen her hangi bir durum verilse, o yine taşlaşmış gibi tamamıyla dengede durur.
  • Gözleri açık, ve bakışları bir noktada durur, yüzü hissizdir.
  • Göz kapaklarını pek seyrek kapadığı için gözlerinde yaş birikir, yanakları üzerinden akar.
  • Süjenin el ve ayakları hattâ bütün vücudu kendisine verilen ve yapılması pek güç, eziyetli olan bu duruşu bile hiç yorulmadan uzun bir süre muhafaza eder.
  • El ve ayakları oynatılır veya kaldırılırken insana pek hafifmiş gibi bir his verir. Büküldüğü veya gerildiği zaman da mafsallar hiç bir sertlik göstermezler.
  • Katalepsi halinde hislerin tamamı körleşmiştir. Bu halde bulunan bir adama iğne batırılsa veyahut derisi yakılsa, o bunlann hiç birini duymaz. Katalepsi halinde hiç bir sizi ve ağrı duymaksızın bir çok cerrahi ameliyatlar yapıldığı vakidir.
  • Katalepsi halinde bulunan süjenin, dış âlemle ilgisi kesilmiş gibidir. Böyle olmakla beraber bazı hisler ve bilhassa görme ile işitme kabiliyetleri az da olsa devam ederler. Merkezi sinir sistemi bu hisler vasıtası ile kendilerine gelen etkileri süjenin hiç haberi olmadan kaydeder.
  • Sonra bu tesirler bilinç altında gizli bir halde kalır. Lâkin uyur gezerlik halinde telkinle yeniden uyandınlabilir.
  • Kaskati olma yani katalepsi hali esasen beklenilmeyen, şiddetli bir gürültü veya şiddetli bir ışık tesiri altında meydana gelir. 
  • Bazılarında da bakışların, ışıkları aksettirebilen her hangi bir madde üzerinde toplanması ile meydana gelir. Bunun için süje elektrik asetilen, magnezyum ışığı gibi şiddetli bir ışık veren karşısına oturtulur ve bakışlarını ışık üzerinde toplaması tenbih edilir. Çok defa pek kısa bir zamanda, bir iki saniye veya bir iki dakika sonra da âni olarak katalepsi hali meydana gelir.
  • Derin uyku, halinde süjenin gözleri kapalı bulunurken, şiddetle aydınlanmış bulunan bir oda içinde süjenin göz kapakları kaldırılarak gözleri birden bire açılacak olsa derin uyku hali, katalepsi haline döner.
  • Katalepsinin devamı gözlerin ışık tesiri altında bulunmasına bağlıdır, gözler ışığa karşı bulundukça katalepsi hali devam eder.
  • Süjeyi katalepsi halinden derin uykuya yani laterjiye geçirmek için göz kapaklarını kapayıvermek kâfidir.
  • Bu iki halin birbiri ardından geldiğini daha iyi anlayabilmek için garip bir deney vardır. Bu da süjenin yalnız bir gözünü kapamak ve ötekini açık bırakmakla yapılır. Gözü kapanan tarafı letarji haline geçeceği için bu halin belirtilerini gösterir. Gözün açık bulunduğu diğer taraf ise yine katalepsi halinde kalır.
  • Hipnoz uykusu içinde bulunan hallerin en önemlisi ve en çok rastlananı uyurgezerlik (somnabulizme) halidir.
  • Bir süje hipnotize edildiği zaman, hemen her zaman; aniden somnabul haline geçer.
  • Eğer süje, derin uyku haline sokulmuş ise hipnotizörün yapacağı bazı hareketlerle letarji hali, somnabul haline çevrilir. Tecrübesi az olan hipnozcular bazen süjelerinin letarji haline geçtiklerini fark etmezler. Bilmeyerek letarji halini somnabule çevirmiş olurlar.
  • Süje, uyurgezer haline sokulursa gözler kapalı veya yarı kapalı bulunur. Göz kapakları sık sık ve hafif hafif titrer. Kendi haline bırakılırsa uyumuş, daha doğrusu uyuşmuş gibi görünür. Fakat duruşunda letarjide olduğu kadar takatsizlik görülmez.
  • Süjenin gözleri uyurgezer halinde bazen açık kalır. Önce sabit bir bakışla bakar fakat bu bakış alışkın olmayanlar tarafından fark edilmez. Bir süre sonra bu çeşit bakma doğal haline döner. O derece ki süje derin bir uyurgezerlik haline girmiş olduğu halde yarı uyanık sayılır.
  • Eğer hafif temaslarla bir organın üzerine dokunulacak ve hafifçe deri üzerine üflenecek olursa bu organda bir katılık, bir sertlik hâsıl olur.
  • Katalepsi halinde vücudun kaskatı donup kalması ile bu katılık arasındaki fark şudur ki uyurgezer halinde iken donup kalmış olan bir organ, herhangi bir şekilde hareket ettirilmek istense mafsallarda belli bir tutukluğa rastlanır. Halbuki katalepside bu tutukluk hiç yoktur. Somnabul halinde, hafif bir dokunmakla veya üflemekle elde edilen bu sertlik, sade tek bir kas (adale) sınıfında değil, bir çok adalelerin kasların hepsinde ve bütün bir organda veya bütün vücutta meydana getirilebilir.
  •  Somnabulizm halinde bulunan süje, eğer kendisine şöyle veya böyle yapacaksın diye hiçbir faaliyet telkin edilmemişse ilk bakışta uyumuş bir adam halini gösterir. Şayet başkası tarafından yapılan bir telkin ile veya kendi kendine telkinle her hangi bir hareketin yapılması emrini almışsa o zaman; normal, uyanık bir kimse profili gösterir.
  • Somnabulizmde hassasiyet yani duyarlık çok çeşitlidir. Somnabul halinin sathi derecelerindeki tabii hassasiyet veyahut acı duymama, gerek telkin ile ve gerekse somnabulizmin diğer derecelerindeki tesir ve telkin ile tam bir duyu iptali (anestezi) haline gelir.
  • Uyurgezerlik halinin başlıca belirtisi ve en önemli tarafı telkin kabiliyetidir. Telkin alma kabiliyeti; bir süjenin, hakikat haline gelen bir fikri kabule gösterdiği eğilim ve istidattır.
  • Somnabulizmde en hafıfınden en derinine kadar çeşitli dereceler vardır. Bu derecelerin hemen hepsinde bulunan telkin kabiliyeti,  süjenin şahsiyetinin, hafızasının, kavrama gücünün azalması nisbetinde karşılıklı olarak azalır veya çoğalır.

Uyurgezerliğin Üç Safhası

Hipnoz uyurgezerliğinin üç safhasından söz etmek gerekirse:

  • Birinci safha: Hipnotizmanın en hafif halidir. Süjenin şahsiyeti pek fark edilir derecede değişmemiştir.
  • İradesi zayıflar. Kendisini tecrübeciye bırakır, neticesini bekler.
  • Akıl ve şuuru, bilinci tamamı ile yerindedir. Ne yaptığını, kendisinden ne beklendiğini bilir.
  • Aldığı emre karşı koymaksızın boyun eğer.
  • Hafızası normaldir. Tecrübe sırasında ve tecrübeden sonra, az çok gözüne çarpan olayları hatırlar.
  • Bu halde iken kendisine yapılan telkinleri alır ve uyanık bulunan şahsiyeti karşı koymaz. Yapılan telkinler genel kanaatlarına karşı değillerse daima yerine getirir. Süje istediği zaman kendisine yapılan telkinlere karşı koyabilmek gücünde olduğu için yapılacak telkinlere iradesi zorla yenilemez.
  • İkinci safha: İlk safhaya göre derindir. Burada artık somnabulizme ait belirtiler baş gösterir.
  • Süjenin normal şahsiyeti gider, yerine ikinci bir şahsiyet geçer.
  • Şuuru uyuşuk bir haldedir. Fakat henüz derin bir surette uyumuş değildir.
  • Hipnoz hali derinleştikçe süjenin şuuru da daha çok bulanıklaşır, kaybolmaya başlar.
  • Bu derecedeki süjeyi hipnotizma uykusundan uyandırmak için şiddetli bir hareket lâzımdır. Fakat süje, somnabulizmin ikinci safhasının ötesine geçmedikçe inançlarına şiddetle karşı bulunan veya ahlaka aykırı gelen yahut mânevi yükümlülüğü gerektiren bir olay ile de uyanabilir.
  • Hafıza süreklidir. Yani süje telkinin tesiri altında yaptığı bütün işleri hatırlar. Ama çok defa ne kendisini harekete sürükleyen sebebi yani telkin yapan kimseyi, ne de kendisine telkin yapılmış olduğunu hatırlayamaz. Kendi keyfi ile, kendi isteği ile hareket etmiş olduğunu sanır. Ve yaptıklarını izah edebilecek akla uygun sebepler gösterir.
  • Kısacası süje aldığı telkinleri noktası noktasına yerine getirir.
  • Üçüncü safha: Derin bir uyku (hipnoz) halidir. Yukarıda söylediğimiz bütün belirtiler bunda tamamıyla gelişmiş olarak görülür.
  • Hislerin bütün faaliyeti tamamıyla durmuş, süjenin şahsiyeti büsbütün kaybolmuştur. Alışılmış olan duyguları artık onun değildir. Tecrübe ve telkin neticesi olarak edindiği fikirler, önceleri bütün hayat ve hareketlerini düzenlerken şimdi onun üzerine hiçbir tesir yapamazlar.
  • Bununla beraber eski bilgilerden bir şeyin kaybolduğunu düşünmek yanlıştır. Bütün bunlar muhafaza altında var olmaya devam ederler. Ancak süje o esnada bunlara sahip değildir, onları
    kullanamayacak bir hale gelmiştir. Bütün bedeni iradesi,
    birdenbire telkin yapan kimsenin elleri arasına konmuş bir robot
    gibidir.
  • Şahsiyeti böylece değişmiş olan süjenin, aynı zamanda
    düşünceleri de değişmiştir.
  • Bu halde kendi kendine göremeyen, anlayamayan ve muhakeme edemeyen süje, ne dış dünyadan bir fikir alır ne de kendi hareketlerinden ve onların doğuracağı neticelerden haberdar bulunur. İşte bu olağan üstü hal onun şahsi düşüncelerinin tamamile yok olmasından başka bir şey değildir. Şahsi düşüncelerinin yok edildiği bir yerde apaçıktır ki sorumluluk duygusu da bulunmaz. Çünkü yapacağı hareketleri kendi iradesi ile idare edemeyen veya değiştiremeyen bir kimsenin yaptığı işlerden dolayı ondan hesap sormak yerinde olmaz.
  • Somnabulizmin üçüncü safhasında bulunan süjenin
    hafızası da fikirleri ve şahsiyeti kadar derin bir değişmeye
    uğramıştır. Bir kere telkini aldı mı, artık filan fikir ve hissi ona
    kimin telkin ettiğini, belli bir hareket yapmaya sürükleyen
    kuvvetin ne olduğunu bilemez.
  • Somnabul halden normal hale geçmek de çeşitli şekilde olur. Eğer süje suni üyku içinde iken harekette bulunur, gözleri açık olur ve ilk bakışta normal hayatın belirtilerini gösterirse hipnozcu tarafından daimi ve dikkatli bir göz altında bulundurulmadıkça normal hale dönüş fark edilemez.
  • Yapacağı harekette kısa bir an duraklama, sonra yine tereddütsüz başlama, göz kapaklarında hareket, bazı kaslarda kasılma somnabul halinden normal hale geçmenin dış belirtilerini teşkil eder.
  • Eğer süje oturmuş bulunur ve uykudaymış gibi göz kapakları da kapalı bulunursa somnabul halden tabii hale geçer.
  • Normal bir uykudan uyanışa benzer. Süje gözlerini açar, bazen gerinir. Göz kapaklarını oğuşturur. Çok defa pek iyi uyuduğunu söyler. Ve derhal tabii haline geçer. Bazen de süje şaşkın şaşkın etrafına bakınır. Bir iki dakika içinde kendini toplar gibi olur. Uyanış pek ağırdır. Eğer birden bire kalkacak olursa derin bir uykudan uyanan bir insan gibi ayakta sallandığı görülür.
  • Bazı süjeler gözlerini açar açmaz; hiç uyumadıklarını söylerler çünkü öyle zannederler.  Fakat üzerlerindeki uyuşukluk halinin neden ileri geldiğini ve ne kadar zamandan beri devam ettiğini, etraflarında neden ileri olduğunu, kendilerine yapılan telkinlerin nelerden ibaret bulunduğu sorulacak olsa hatırlarında bir boşluk olduğunu ve derin uykuya -girmeden önceki duygular ile uyandıktan sonraki duygularını bir birine yaklaştırdıkları görülür.
  • Bu iki nokta arasında kendileri için boş bir zaman olmadığını, uyanıkken o zaman içinde hiçbir şeyden haberleri olmadığını, uyanıkken o zamanı hiç hatırlamayacaklarını bilemezler.
  • Somnabul hali hipnotizmanın diğer halleri ile birleşerek içinde (teshir) gibi gayet garip hadiseler görülebilen karışık bir çok haller de meydana getirir.
  • Teshir halini husule getirebilmek için hipnotizör gözleri kapalı olan süjenin yakın bir mesafede karşısına geçer. Sonra süjenin göz kapaklarını parmakları ile açarak kendi gözlerinin, süjenin gözlerinin tam hizasında bulunmasına dikkat eder. O vakit süjenin gözleri açık kalır. Ve bakışları ısrarla hipnozcunun gözlerini takip eder.
  • Eğer hipnozcu eğilecek olsa süje de eğilir, dönecek olsa süje de onun etrafında döner. Ve o surette hareket eder ki bakışlarını bir an için olsun hipnozcunun gözlerinden ayırmaz.
  • Bununla beraber süje bu halde bulunurken hipnotizör onun bakışlarını başka bir şey üzerinde de toplayabilir. Bunun için de süjenin bakışlarını toplamak istediği şeyi şiddetle kendi gözleri önüne koymak yeter. Mesela elinin parmağını birden bire gözlerinin önüne getirecek olsa, süjenin bakışları parmak tarafından teshir edilir. Süje artık gözlerini parmaktan ayıramaz. Gittiği yere kadar takip eder.
  • Süjenin gözeri yani bakışları başka birinin gözlerine de aktarılabilir. Bunun için de süjeyi istenilen şahsın karşısına götürerek, gözlerini parmağın ucu ile tam gözü hizasına getirdikten sonra parmağı birden çekmek gerekir. Süje bundan sonra bu yeni şahsın gözlerini takip etmeye mecbur kalır.
  • Bunun gibi; süjenin bakışları bir resme, bir fotoğrafa dahi sabitlenebilir. Ve bunu bir adamın gözleriymiş gibi takibe mecbur kalır. Bakışları bir aynaya sabitlenecek olsa, orada kendi gözlerine bakar. Ayna çevrilecek olsa süje de aynanın etrafında döner.
  • Eğer kendisini teshir eden şey bakışlarından uzaklaştırılmak istense süje bütün engelleri yıkarak, devirerek onu bulmaya çalışır. Üzerine atılır. Eğer ara yere bir adam veya bir şey gelirse uyanıkken gösteremeyeceği büyük bir kuvvette onları kenara atmak için çaba harcar.

Telkin Örnekleri

“Bana dikkatle bak. Uykudan başka aklına birşey getirme. Şimdi göz kapaklarında bir ağırlık, gözlerinde bir yorgunluk duyacaksın. Işığa bak. Gözlerin kendiliğinden açılıp kapanmaya başladı. Şimdi de yaşaracak. Gözlerin kapanıyor. Şimdi uyuyacaksın. İşte uyuyorsun. Uyudun bile” der ve bir taraftan da süjenin göz kapaklarını baş parmaklarınla hafifçe kapar ve hafif olarak bir kaç temaslı pas yaparsın.

İş buraya geldikten sonra: “Gözlerin kapandı, artık açamazsın, kollarında, bacaklarında bir ağırlık var. Şimdi artık hiçbir şey duyamayacaksın. Ellerin ayakların hareketsiz duruyor. Artık hiçbir şey görmüyorsun. Uyudun, daha derin, en derin bir uyku ile uyu” diye son cümleleri bir kaç defa ve emir edercesine tekrar etmek lâzımdır.

Hipnozcu, bazı inatçı süjelerin göz kapaklarını parmakları ile kapatıp ellerini çekmeksizin bir iki dakika durur. Ve telkinlerine devam eder. Şöyle ki: “Göz kapakların bir birine  yapışmış gibi. Artık açamazsın. Uykuya olan ihtiyacın gittikçe daha artacak. Artık karşı koyamazsın, uyuyorsun.”

Hipnozcunun, süjeye “Artık göz kapakların birbirine yapışmış gibi, açamazsın” demesiyle, nasıl süjenin göz kapaklarını kımıldatmaya gücü yetmiyorsa “Bacakların da artık hareket edemez, kımıldamaz” diye telkin etmekle de süjenin dizlerinden hareket gücünü kaldırırsın.

Bunun gibi; çok sıcak bir zamanda şiddetli bir soğuk olduğunu telkin etmekle, süjenin dişlerini birbirine vurduracak kadar üşütür ve tersine çok soğukta da sıcak telkin etmekle, şiddetle terleyecek kadar ısıtırsın.

Bunun gibi süjenin bir kimseyi sevmesi istenirse sevmesini, nefret etmesi
istenirse, nefret etmesini emir ve telkin eder ve her dileğinde başarı kazanırsın…


Continue Reading

Gizli İlimler

Kıyamet Alametleri Nelerdir

Kıyamet alametleri nelerdir? Büyük ve küçük kıyamet alametleri neledir?.. İslam âlimleri kıyametin alametlerini iki başlık altında incelemişlerdir…

Published

on

By

Kıyamet Alametleri Nelerdir

Kıyamet alametleri nelerdir? Büyük ve küçük kıyamet alametleri neledir?.. İslam âlimleri kıyametin alametlerini iki başlık altında incelemişlerdir. Küçük alametler ve büyük alametler.

Küçük Kıyamet Alametleri

Küçük kıyamet alametleri, büyük kıyamet alametlerinden çok daha önce meydana gelecek olan olaylardır.

Hz. Muhammed’in (s.a.v.) gelişi ve O’nunla peygamberliğin sona ermesi. Gerçek ilmin ve ilim adamlarının ortadan kalkması, cehaletin artması, şarap içme ve zinanın açıkça yapılır olması, ehliyetsiz insanların söz sahibi olması, adam öldürme olaylarının artması, dünya malının bollaşması, zekât verecek fakirin bulunmaması vb. olaylar kıyametin küçük alametlerinin bazılarıdır.[1]

Hadis-i şeriflerin ortaya koyduğu bu gerçeklerden anlıyoruz ki kıyamete yaklaştıkça gerçek âlimler kalmayacak, insanları yanlış yönlendiren cahil ve kötü ahlâklı kimseler âlimlerin yerini alacak. Çok basit ve önemsiz sebeplerle insan öldürmeler artacak. İnsanların hak ve hukuku gözetilmez hâle gelecek. Kazancın haram yoldan mı yoksa helal yoldan mı geldiğine bakılmayacak. Ana babaya hürmet ve itaat etmek yerine karşı çıkılmaya ve isyan edilmeye başlanacak.

Ölçü ve tartılarda hile yapılacak, sahte ve suni (yapay) ürünler gerçek diye satılacak. Herkes bundan şikâyetçi olacak ama insanlar yine de bunu yapmaktan vazgeçmeyecek. İnsanlara merhamet edilmeyecek, merhamete muhtaç insanları kimse umursamayacak. Kimse büyüklere hürmet göstermeyecek, onların nasihatlerini dinlemeyecek. Kumar ve şans oyunlarının her türlüsü çok yaygınlaşacak. İnsanlar zamanın nasıl akıp gittiğini fark edemeyecek. Bir gün bir saat, bir ay bir hafta, bir yıl bir ay gibi çabucak gelip geçiverecek.[2] Her şeyde israf alabildiğince artacak. İnsanlar, sonsuz âhiret nimetleri ve mutluluğu yerine geçici dünya nimetlerini tercih eder hale gelecek.

Büyük Kıyamet Alametleri

Büyük kıyamet alametleri, Kıyametin kopmasının hemen öncesinde meydana gelecek ve birbirini izleyecek olan hâdiselerdir. Büyük alâmetler, tabiat kanunlarını aşan ve insan iradesinin dışında gerçekleşen olaylardır. Hz. Peygamber bir hadislerinde: “Kıyâmetten önce on alamet görmediğiniz sürece dünyanın sonu gelmez.” buyurmuş ve bu alametleri şu şekilde sıralamıştır[3]:

  • Duman: Mü’minleri nezleye tutulmuş gibi bir duruma getiren ve kâfirleri sarhoş eden bir duman çıkacak ve bütün yeryüzünü kaplayacaktır.
  • Deccal: Bu isimde bir şahıs çıkacak tanrılık iddiasında bulunacak ve istidrac denilen bazı olağan üstü hadiseler gösterecektir. Deccal daha sonra Hz. İsa tarafından öldürülecektir.
  • Dabbetül Arz: Bu isimde bir canlı çıkacak, yanında Hz. Musa’nın asası ve Hz. Süleyman’ın mührü bulunacak, asa ile müminlerin yüzünü aydınlatacak, mühür ile kâfirleri mühürleyecek, böylelikle müminler ve kâfirler birbirinden ayırt edileceklerdir.
  • Güneşin batıdan doğması: Kâinatın tek hâkimi olan Allah’ın emriyle Güneş batıdan doğacak, bu olaydan sonra iman edenlerin imanı, kendilerine hiçbir fayda vermeyecektir.
  • Yecüc ve Mecüc’ün çıkması: Bu isimde iki topluluğun yeryüzüne dağılarak bir süre yeryüzünde bozgunculuk yapmaları da kıyâmetin bir başka büyük alâmetidir.
  • Hz. İsa’nın (a.s.) gökten inmesi: Hz. İsa (a.s.) kıyametin kopmasına yakın semadan inecek, insanlar arasında adaletle hükmedecek, Hz. Peygamber’in dini yani İslam üzere yaşayıp amel edecek. Hz. İsa (a.s.) Deccal’i öldürecek sonra da kendisi vefat edecektir.
  • Yer çöküntüleri: Biri doğuda, Biri batıda, Biri de Arap yarımadasında olmak üzere üç büyük yer çöküntüsü meydana gelecektir.
  • Ateş çıkması: Hicaz taraflarında büyük bir ateş çıkacak ve bu ateşin aydınlığı çok uzaklardan da görülecektir.

Allah Resülü’nün yine bize bildirdiğine göre: “Kıyamet Allah Allah diyen bir kimsenin üzerine kopmayacaktır.”[4]“Kıyamet sâdece şerir insanların üzerine kopacaktır!”[5]

Allah Resülü buyurur: “Allah ipekten daha yumuşak bir rüzgârı Yemen’den gönderir. Bu rüzgâr, kalbinde zerre miktarı iman bulunan hiç kimseyi hariç tutmadan hepsinin ruhunu kabzeder.”[6]

Kıyamet alametleriyle ile ilgili olarak hadis kitaplarımızda pek çok rivayet bulunmaktadır. Ahiretle ilgili metafizik konularda olduğu gibi kıyâmet alametlerinin hakikati ve mahiyeti konusunda da tam bilgi sahibi olmak sadece Yüce Allah’a mahsustur. Bizim ki bildirilenlerden hareketle bazı mülahazalardan ibarettir.

[1] Bk. Buhari, Tefsir, 79; Hudud, 20, Fiten, 25; Tirmizi, Fiten, 34; İbn Mace, Fiten, 25; Ebu Davud, Sünnet, 15. [2] Tirmizi, Zühd, 24. [3] Müslim, Fiten, 39-40; Ebu Davud, Melahim, 11; İbn Mace, Fiten, 28. [4] Müslim, İman, 234; Tirmizi, Fiten, 35 [5] Müslim, Fiten, 131. [6] Müslim, İman, 185.

Deccal Kimdir Nedir Ne Zaman Gelecek

Mehdi Kimdir Ne Zaman Gelecek

İNSANLIĞIN SONUNA İLİŞKİN 6 KIYAMET SENARYOSU

 

Continue Reading
Advertisement

Facebook Sayfamızı Takip Edin

Advertisement
Advertisement

Popüler