Connect with us
Mağaradaki Esrarengiz Varlık - Paranormal Olaylar - Esrarengiz Olaylar Mağaradaki Esrarengiz Varlık - Paranormal Olaylar - Esrarengiz Olaylar

Paranormal Olaylar

Mağaradaki Esrarengiz Varlık

Üç arkadaşın, Samsun Orman İşletmesi yakınlarındaki, bir dere kenarı mağarasında hiç ummadıkları bir anda karşılaştıkları esrarengiz varlık ve ardından yaşadıkları korku dolu deneyimin hikayesi…

Published

on

Üç arkadaşın, Samsun Orman İşletmesi yakınlarındaki, bir dere kenarı mağarasında hiç ummadıkları bir anda karşılaştıkları esrarengiz varlık ve ardından yaşadıkları korku dolu deneyimin hikayesi…

Samsun Orman İşletme civarındaki derenin yanında bir mağara vardır. Orada başımıza çok acayip bir olay geldi. Üç kişiydik. Bir müddet geçtikten sonra, arkadaşım Serkan mağaranın girişinde uçuşan ışıklar gördüğünü söyledi. Mağaranın içinden sesler gelmeye başladı. Arkadaşım Hakan hiç tereddüt etmeden mağaraya girdi. Hava iyice kararmıştı. Zaten çok geçmeden yatsı ezanı okunmaya başladı.

Esrarengiz Varlık

Beyazımsı varlık üzerimize; bizim hızımızda geliyordu. Ne yaklaşıyordu ne de uzaklaşıyordu. Ama yerden tahmini 30 cm kadar havada geliyordu.

Hakan mağaranın içinde çakmak yakarak biraz da olsa etrafı aydınlattı. Daha sonra Hakan mağaradan çığlıklar atarak “Kaçın, çabuk kaçın!” diyerek çok korkmuş bir şekilde çıktı. On metre gidip durdu ve bana “Ömer, mağaranın içine ışık tut!” dedi. Ben, Serkan’la beraber yaklaşıp çakmağı yaktım. Birdenbire iri yapılı, beyazımsı bir varlık bize doğru yürümeye başladı.

Beyazımsı varlık üzerimize; bizim hızımızda geliyordu. Ne yaklaşıyordu ne de uzaklaşıyordu. Ama yerden tahmini 30 cm kadar havada geliyordu. Ben arkaya baktığımda hala peşimizdeydi. Bizi uzun süre böyle takip etti. Artık ne kadar korktuğumuzu siz tahmin edin. Daha sonra evlere yaklaştığımızda peşimizdeki varlığın yok olduğunu fark ettik.

Anahtar Kelimeler: Mağara, Esrarengiz Olay, Esrarengiz Yaratık, Varlık, Paranormal Olay, Korku, Hikaye.

Advertisement
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Paranormal Olaylar

Bu Olayları Anlatan Kişi Ölü Bulundu

iddialara göre söz konusu esrarengiz olayları yaşayan ve anlatan kişi şu an hayatta değil. Evinde ölü bulunmuş. İntihar ettiği sanılıyor.

Published

on

By

esrarengiz olaylar - esrarengiz ölüm ve intihar

İddialara göre aşağıda anlatılan olay 1998 yılında, Ankara‘nın bir köyünde gerçekleşmiştir. Olayı yaşayan kişinin verdiği ifadeyi paylaşacağız. Yine aynı iddialara göre söz konusu esrarengiz olayları yaşayan ve anlatan kişi şu an hayatta değil. Evinde ölü bulunmuş. İntihar ettiği sanılıyor. 

Neredeyse Terk Edilmiş Bir Köy

Bizim köyde gece tek tük ışıklandırma vardır. Her yerde yok. Bazı sokaklar zifiri karanlık, bazı yerler ışıklandırmalı… 

… köyünde yaşıyorum. Köyde parayı bulan büyük şehire göçüyor. Köyde epi topu beş hane kaldı. Kalanların hepsi yaşlı insanlar. Ben 27 yaşındayım. Arkadaşlarım gitti, ben gidemiyorum. Çünkü annem sakat, babam sizlere ömür. Kardeşim yok zaten. Artık para nasıl kazanırım onu düşünmeye başladım. Gece hırsızlık yapmayı bile denedim ama yapamadan vazgeçtim. Bizim köyde gece tek tük ışıklandırma vardır. Her yerde yok. Bazı sokaklar zifiri karanlık, bazı yerler ışıklandırmalı… 

Musa Emmi’nin Esrarengiz Ölümü

Evden 10 – 20 metre uzaklaştım… Eve giren birini gördüm hayal meyal… Ama olayın sıcaklığıyla aldırmadım. Koşa koşa köye geri döndüm. 

Bir akşamüstü artık nasıl bunaldıysam, dere kenarına inmeye karar verdim. Hava alırım, düzelirim belki diye çıktım evden. Benden 60 – 70 metre önde yürüyen Musa emmiyi gördüm. Seslendim ama o beni duymadı. O önde, ben arkada yürüyorduk öylece. Aslında Musa emmi deli dolu adamdı karısını kaybedene dek. Yalnızlıktan olsa gerek hiç dışarı çıkmazdı. İlk defa onu süratli şekilde dere kenarına inerken gördüm. Dere kenarına vardık. Ay ışığı dışında, herhangi bir ışık yoktu. 

Musa emmi, ters yöne saptı, Boğuk’a (O civarda bulunan terk edilmiş bir eve köy sakinlerinin verdiği isim) doğru yöneldi. Ben dere kenarına çöktüm. Derenin sesi huzur veriyordu bana. Ta ki Musa emminin çığlıklarını duyana kadar! Kalktım, Boğuk’a koşmaya başladım. Kafası kanlanmış şekilde “Koş! Köyden Halil’in traktörü al gel! Hastaneye götür beni!” dedi. Evden 10 – 20 metre uzaklaştım… Eve giren birini gördüm hayal meyal… Ama olayın sıcaklığıyla aldırmadım. Koşa koşa köye geri döndüm. 

Halil emmiden traktörü aldım. Halil emmi “Ben de gelicem.” dedi. Beraber Boğuk’a geri döndük. Eve girdik ancak Musa emmi yoktu. Traktörün ışığıyla eve az da olsa ışık yaptık. Yoktu! Nereye gitmişti bilmiyorum ama Halil emmi küfür etmeye başladı bana. “Dalga geçiyorsun?” diye serzenişte bulundu. Biraz sakinleşince “Ben köye dönüyorum; geliyor musun?” dedi. “Yok” dedim. O köye geri döndü. Velhasıl kelam hayretler içerisindeydim hala. Kalbim küt küt atıyordu. Dere kenarına yaklaşıp az soluklandım… 

Bir yandan gözüm Boğuk’taydı. Evin önünde dolaşan birini gördüm. Ay ışığında net seçemedim ama köyün uyuz köpekleri havlamaya başladı.. Korktum beni ısıracaklar diye. Köye geri döndüm, yattım. O gecenin sabahı, sela verildi. Musa emmi ormanlık alanda ölü bulunmuş. Halil emmi kapıyı kıracak gibi çalıyordu. Açtım “Sen mi yaptın lan şerefsiz?!” demeye başladı. Annem oturduğu yerde ağlamaya başladı. Olayı ne yapsam anlatamadım. 

Evde Yaşadığım Esrarengiz Olaylar – Gaipten Sesler

Annem sakat olduğu için altını ben değiştiriyordum. Ayağa kalkması imkansızdı. Ayağa kalkınca gözüm karardı. Sonrasını hatırlamıyorum.

Ertesi gece, banyo kapısının açıldığını duydum. Annem sakat olduğu için altını ben değiştiriyordum. Ayağa kalkması imkansızdı. Ayağa kalkınca gözüm karardı. Sonrasını hatırlamıyorum. Sık sık kabuslar görüyorum. Biri beni izliyor. Ben evde olmadığım halde, annem

bana “Erken uyandın; daha yeni yatmadın mı?” gibi cümleler kuruyordu. Hocaya göründüm “Bir şeyin yok” dedi. Eve geliyorum; gaipten sesler duyuyorum… Yaşamak istemiyorum ancak annem mağdur kalmasın diye yaşıyorum. Benim bi suçum yok. Musa emmiye ben zarar vermedim…

Yukarıdaki olayı anlatan kişi, ifadesinden sonra serbest kalmış. İki gün sonra intihar etmiştir. Annesi ise 1999 yılında devlete ait bir bakım evinde ölü bulundu.

Anahtar Kelimeler: olay, esrarengiz olay, intihar, gaipten sesler, ölü.

Continue Reading

Paranormal Olaylar

Garajdan Gelen Kuran Sesleri

Yaşanmış Paranormal Olaylar – O zamanlar herkes anlatıyor işte “Aşağıdan gece sesler geliyor, Kuran okuyorlar…” filan. Evlerde yaşlı dedeler filan görüyorlar…

Published

on

By

Yaşanmış Paranormal Olaylar - Garajdan Gelen Kuran Sesleri

Yaşanmış Paranormal Olaylar – Bundan 16 – 17 yıl kadar evveldi. Abim de ben de küçüğüz daha o zamanlar… Oturduğumuz apartman aile apartmanı: Dört katlı, sekiz daire; dairelerin her birinde bir amcam ve ailesi oturuyor. Bir gün bodrum katta abimle oyun oynuyorduk. Normalde orası garaj olarak kullanıldığı için arabalar filan var. O zamanlar apartmandaki herkes anlatıyor işte “Aşağıdan gece sesler geliyor, Kuran okuyorlar…” filan. Ne bileyim; evlerde yaşlı dedeler filan görüyorlar… 

Korkudan Ne Yapacağımızı Bilemedik

Amca oğullarıdır filan deyip, oyuna devam ettik. Sesler iyice yükseldi. Tanıdık değildi ama gelen sesler… Anladık iyice. Tabi biz korkmaya başladık.

Ben küçüğüm tabi her duyduğuma inanıyorum. Rüyalarıma filan giriyor duyduklarım. Bu yüzden tek başıma bodruma asla inmiyordum. Abimle “o araba senin bu araba benim” diye oyun oynuyoruz işte… Arabalara biniyoruz, yarış yapıyoruz çocuk aklıyla. (Arabaların kapıları açık oluyordu hep) Bayağı bir gürültü yapıyoruz anlayacağınız… 

Hiç unutmuyorum o günü… Günlerden cumaydı. Şimdi bile yazarken tüylerim diken diken oldu. Biz oyuna dalmışız… Kömürlüklerden sesler gelmeye başladı. Sanki birileri sohbet ediyor gibi… Amca oğullarıdır filan deyip, oyuna devam ettik. Sesler iyice yükseldi. Tanıdık değildi ama gelen sesler… Anladık iyice. Tabi biz korkmaya başladık.

Önce hırsız filan sandık. Neyse abimle mal mal seslerin geldiği yöne doğru bakıyoruz… Derken ayak sesleri geldi aynı yönden. Bize doğru geldigi belliydi… Korkudan ne yapacağımızı bilemiyoruz; abimle sarıldık, bekliyoruz. Derken yaşlı, nur yüzlü bir dede bize doğru yaklaştı. Sakalları bembeyaz, elbiseleri filan bembeyaz… Geldi yanımıza. Biz korkudan tutulduk kaldık.

Burada Namaz Kılacağız

Saat 11 – 12 sularında; tam uykuya dalacakken garajdan öyle bir Kuran sesi geldi ki anlatamam size! Ben hiç öyle bir ses duymadım hayatımda…

Adam yanımıza iyice yaklaştıktan sonra bize yönelerek dedi ki “Çocuklar, burada oyun oynamayın. Biz birazdan burada namaz kılacağız.” Sonra döndü, geldigi yere geri yöneldi. Biz; donduk kaldık abimle. Dede gözden kaybolunca biz başladık bağırmaya “Anneee! Annneee!” diye. Bir yandan garajdan koşa koşa çıkarken bir yandan da bağırıyoruz anneme. Annem yengem filan koştu geldi.

Bütün apartman toplandı. Garajı, kömürlüğü karış karış aradık. Hiç kimse yoktu ya da gözükmek istemiyorlardı. Belki size imkansız gibi geliyor olabilir ama; yazdıklarım ve yazacaklarım tamamen gerçek. Birkaç gün sonra Mevlit Kandili’ydi. Bizim ev birinci katta yani garajın üstünde. Apartmanda kandil diye büyükleri dolaştık. Camiye gittik. Namaz kıldık… Gece olmuştu ve yatmıştık. 

O zamanlar evimiz sobalı olduğu için bütün aile aynı odada yatıyorduk. İki soba yakacak kadar iyi değildi durumumuz. Babam da şehir dışında çalışıyordu o gün. Neyse, yattık biz; abim, annem, ben yer döşeğinde. Saat 11 – 12 sularında; tam uykuya dalacakken garajdan öyle bir Kuran sesi geldi ki anlatamam size! Ben hiç öyle bir ses duymadım hayatımda…

Depremde Evimiz Zarar Görmedi

Depremden sonra çevremizdeki çoğu ev çökme tehlikesine girerken bizim apartman onlardan eski ve çürük olmasına rağmen tek bir çatlak bile olmadı evlerde. Tek bir iğne bile yere düşmedi…

O gece sabaha kadar, o; gür ve güzel bir sesle okunan Kuran’la uyuduk. Sabah, olanları yengemlere anlatıyordu annem. Yengem birden sözünü kesti. Gece 12’de Şükür namazı kılıyormuş. Son rekatta sağına selam vermiş. Bir de bakmış; yine nur yüzlü bir amca yanında ona doğru yani sola doğru selam veriyor! Yengem de sola selam vermiş ve bir de bakmış ki yanında kimse kalmamış!..

1999 Afyon Sultandağı depremini çoğunuz duymuştur… Depremden sonra çevremizdeki çoğu ev çökme tehlikesine girerken bizim apartman onlardan eski ve çürük olmasına rağmen tek bir çatlak bile olmadı evlerde. Tek bir iğne bile yere düşmedi… Sık sık karsımıza çıkmaya basladı daha sonra… 

Evimizde Abdest Alan Nur Yüzlü Dede

Bize hiç bakmadan lavaboya girdi. Abdest alıyordu. Dayımın oğlu donup kalmıştı. Ben çok fazla korkmamıştım bu kez. Az da olsa alışmıştım bu tip olaylara.

Bir gün dayımın oğlu bizde kalacaktı. Ramazan ayındaydık. Teravih’e gideceğiz. Herkes abdest aldı gitti camiye. Biz en sona kaldık. Küçüğüz ya anca abdest sırası geldi. Ben dayımın oğluna anlattıydım bu olanları; bana inanmamıştı. Neyse, abdest aldık, koltuğa oturduk; ikimiz de çoraplarımızı giyiyoruz. Tam o sırada; evin giriş kapısı açıldı ve yine bir dede içeri girdi.

Bize hiç bakmadan lavaboya girdi. Abdest alıyordu. Dayımın oğlu donup kalmıştı. Ben çok fazla korkmamıştım bu kez. Az da olsa alışmıştım bu tip olaylara. Neyse; dede lavabodan çıktı. Giderken bize baktı, gülümsedi ve çıkıp gitti…

Günler böyle geçip gitti. Hemen hemen her gün apartmandan birisinin karşısına çıkıyordu. Bize hiçbir zararı yoktu ama merak ediyorduk “Kim acaba bu zat?” diye “Ne istiyor?” diye. Çünkü abimle benim dışımda hiç kimseyle konuşmamıştı. Bize de sadece “Burada namaz kılacağız; gidin!” demişti. Onun dışında duyduğumuz tek ses Kuran okunmasından ibaretti. 

Nurani Varlıkların Bizden İsteği

Hoca efendinin bu açıklamasından sonra annemler, aşağıları iyice temizlediler, pakladılar…

Sonunda bir hocaya sordu büyükler. Sordukları hoca da mübarek bir zattı. Ben duymadım hocanın dediklerini ama anladığım kadarıyla garajımızda bulunan o mübarek zat oraların temiz olmasını ve namaz vakitlerinde rahatsız edilmemek istiyormuş. Sordukları hoca efendinin bu açıklamasından sonra annemler, aşağıları iyice temizlediler, pakladılar. Duvarların dibine filan sıçmış şerefsiz cocuklar! Onları filan temizlediler, kömürlükleri toparladılar. Her yer tertemiz olmuştu artık.

İşte böyle arkadaşlar. Garaj katı temizlendikten sonra artık sadece mübarek günlerde seslerini duyuyoruz. Evde hep birilerinin olduğunu hissediyoruz ama korkmuyoruz. Çünkü o zatlar bize zarar verecek en son varlıklar bile değiller. Beni inanarak dinleyen arkadaşlardan Allah razı olsun. Sakın unutmayın; bu toprakların hem üstü hemde altı çok mübarek… Değerini bilelim. Çaput bağlayıp, mum yakmak değil; değer bilmek lazım.

Anahtar Kelimeler: yaşanmış paranormal olaylar, oyun, kuran, korku, sesler, rüya, namaz, abdest, ev, kandil, mübarek, allah, varlık, hoca, deprem.

Continue Reading

Paranormal Olaylar

Hayırsız Rüya – Paranormal Olay

Paranormal Olaylar – Araştırmacı Yazar Berrin Türkoğlu’nun başından geçtiği iddia edilen ve yine onun ağzından anlatılan üzücü bir; gerçek çıkan rüya hikayesi…

Published

on

By

Paranormal Olaylar - Hayırsız Rüya

Paranormal Olaylar – Araştırmacı Yazar Berrin Türkoğlu’nun başından geçtiği iddia edilen ve yine onun ağzından anlatılan üzücü bir; gerçek çıkan rüya hikayesi…

Gerip Bir Rüya

“Biraz düşündükten sonra rüyamı anneme anlatmaya başladım. “Dağlık bir bölgedeyim. Ama bulunduğum yer Türkiye’de değildi. Yabancı bir ülkedeydim. Çevremdeki insanların çoğu polisti.”

9 Mart 1973 sabahı Polatlı’da askerliğini yapan eşim Riyat’ı uğurladıktan sonra gece gördüğüm ve içimi karartan rüyanın etkisiyle evde kalamayacağımı düşünüp, 1 yaşındaki oğlum Ogün’ü de yanıma alarak annemlere gitmeye karar verdim. Zaten eşim o gece nöbetteydi. Annem bendeki garipliği hemen anladı “Hayırdır Berrin, yolunda gitmeyen bir şeyler mi var?” “Aslında pek bir şey yok anne. Gece çok garip bir rüya gördüm. Bu yüzden kendimi hala çok kötü hissediyorum. “Hayırdır inşallah… Anlatmak ister misin kızım?”

Biraz düşündükten sonra rüyamı anneme anlatmaya başladım. “Dağlık bir bölgedeyim. Ama bulunduğum yer Türkiye’de değildi. Yabancı bir ülkedeydim. Çevremdeki insanların çoğu polisti. Bu bölgeye bir uçak düşmüş, görevliler enkaz kaldırma çalışmaları yapıyordu. Çevremde uçak enkazı ve parçalanmış cesetler vardı. Cesetler toplanıp üzerinde numaralar yazan siyah torbalara konarak, büyük soğutucu tırlara yerleştiriliyordu. Benim yanımda oğlum Ogün de vardı. El ele tutuşmuş birlikte duruyorduk. Sanki sıranın bize gelmesini bekliyorduk. 

İçimde Garip Bir Sıkıntı

Aradan saatler geçmiş, akşam olmuştu. Kapının sesiyle irkildik. Zilin üstünden parmağını hiç kaldırmayan birisi kapıyı çalıyordu.

Saatler sonra, son ceset de torbalanmış tıra götürülürken iki görevli yanımıza doğru gelip “Vakit tamam. Artık gidebiliriz’ diyerek oğluma ellerini uzattılar. O anda donup kaldım. O benim oğlumdu. Yabancı ülkede, yabancı kişilere oğlumu nasıl teslim edebilirdim? Ben bunları düşünürken oğlum neşeyle görevlilerin kucağına atladı. Onlara sıkı sıkı sarılıp, neşeyle cesetlerin bulunduğu arabaya bindiler. Son anda kapılar kapanmadan, oğlum arabadan eğilip çok mutlu bir gülümsemeyle bana el salladı ve araba hareket etti. Ben de sıkıntıyla uyandım.”

Rüyamı büyük bir dikkatle dinleyen annem “Allah’tan hayırlısı, çok değişik bir rüya kızım” dedi. Aradan saatler geçmiş, akşam olmuştu. Kapının sesiyle irkildik. Zilin üstünden parmağını hiç kaldırmayan birisi kapıyı çalıyordu. Annemle kapıya koştuk. Gelen eşim Riyat’dı. Kan ter içinde içeriye girdi. “Hayrola Riyat, sen bu gece nöbetçi değil miydin? Neden geldin?” “Bilmiyorum Berrin… İçimde garip bir sıkıntı vardı. Arkadaşım Asteğmen Ali Rıza nöbetimi devraldı. Ben de geldim. Sizler iyisiniz değil mi?”

Gördüğüm Rüya Maalesefe Gerçeğe Döndü

Paranormal Olaylar - Hayırsız Rüya
Paranormal Olaylar – Hayırsız Rüya

Aynı şeyleri annem de düşünmüş olacak ki eşim Riyat’ın şaşkın bakışları arasında heyecanla oğlumun yattığı odaya koştuk. Biricik yavrum, yatağında cansız yatıyordu.

Yemekten sonra televizyonda haberleri izlemeye başlamıştık. Birden gözlerimize ve kulaklarımıza inanamadık. Paris yakınlarında düşen bir yolcu uçağının enkaz çalışmaları gösteriliyordu. Yüzlerce ceset etrafa saçılmış, polisler cesetleri numaralı poşetlere yerleştiriyorlardı. Bu benim dün gece gördüğüm rüyamdı. Annem ve ben neye uğradığımızı şaşırmıştık. Nasıl böyle bir şey olabilir diye düşünmeye başladım. Ben geleceğimi yaşamıştım. Hem de rüyamda. Öyleyse ya oğlum. Aman Allah’ım.. Ya oğluma da bir şey olursa?..

Aynı şeyleri annem de düşünmüş olacak ki eşim Riyat’ın şaşkın bakışları arasında heyecanla oğlumun yattığı odaya koştuk. Biricik yavrum, yatağında cansız yatıyordu. Daha sonra doktorların isteğimiz üzerine yaptıkları otopsi neticesinde ise milyonda bir görülen kalsiyum eksikliği  nedeniyle boğazdaki kramptan dolayı boğulma sebebiyle oğlumuzu kaybettiğimizi öğrendik. Oğlumun cenazesi Türkiye’den kilometrelerce uzakta düşen uçağın yolcularıyla aynı günde defnedilmesi ise rüyamın bitiş şekliydi.

Continue Reading

Paranormal Olaylar

Kontrol Kulesinde Korku

Published

on

By

Yaşanmış Gerçek Korku Paranormal Hikayeler - Kontrol Kulesi

Amcamın başından geçen ürkütücü ve inanılmaz olayı kendi ağzından dinleyip birebir buraya aktarmak istiyorum. Önce kısaca amcamdan bahsedeyim: Adam eski “JÖH“lerden ve bu hikayeyi fazla kişiye anlatmamış. Amcam hikayeyi bana anlatırken yengem “Yine mi bu hikaye?!” diye çıkıştı “Çocuğun psikolojisini bozma!” dedi hatta. Bense iyice meraklandım.

Kontrol Kulesinde İşe Başlayışım

“… Uçaklara ve kontrol kulesine olan ilgim o gün başladı. O gün karar verdim; kontrol kulesinde çalışacaktım. O zaman daha 27 yaşındaydım…”

Amcam hikayeyi anlatmaya başladı: İstanbul Üniversitesi‘nden yeni mezun olmuştum. Sene l974. Ne
yapacağımı bilmiyordum. O zamanlar farklıydı; kolay iş bulunuyordu hatta şirketler onlarla çalışmamız için yalvarıyordu resmen.

Ama ben oldum olası masa başı işini sevmedim. Çok sıkıcı geliyordu. O yüzden istediğim gibi bir fırsatın gelmesini bekledim. Bir gün yengeni ziyaret etmek için Adana’ya gittim. Uçaklara ve kontrol kulesine olan ilgim o gün başladı.

O gün karar verdim; kontrol kulesinde çalışacaktım. O zaman daha 27 yaşındaydım. Gerekli olan tüm test ve sınavları başarıyla geçtim. İlerleyen zamanlarda ise yeterince deneyim sahibi olduğum için başımda denetleyen biri olmadan işimi devam ettirdim.

Tayinim Erzurum’a Çıktı

“… Tek bir iniş pisti vardı ve etrafı da mısır tarlalarıyla doluydu….”

Bu tür işlerin olumsuz yanı nerede çalışacağını seçemiyor olman. Tabii ki hepimiz Atatürk Havalimanı’nda çalışmak istiyorduk ama orası için fazla amatör sayılıyorduk. O yüzden ufak bir yer olan Erzurum’a doğru yol aldım. Tek bir iniş pisti vardı ve etrafı da mısır tarlalarıyla doluydu.

Yaşanmış Paranormal Hikaye: Kontrol Kulesinde Korku

Ancak hem parası iyi olduğu hem de bu işi kendim isteyerek seçtiğim için aldırış etmedim. Bu tür ufak yerlerde genelde 08:00 – 17:00 arası çalışılır ama bulunduğumuz yerin coğrafi konumu nedeniyle uçaklar üstümüzden çok sık geçiyordu ve acil inişler olabiliyordu. Bazen bu yüzden sabah saat 04:00’e kadar çalıştığımız dahi oluyordu.

Çalışmak derken; kontrol kulesinde oturmaktan bahsediyorum. Sadece bir tane güvenlik görevlisi vardı. O da genelde terminalde uyuyordu zaten. Aslında o kadar da kötü sayılmazdı. Kitaplarımı, bulmacalarımı filan getiriyor, takılıyordum. Bazen yengeni arıyor, saatlerce telefonda konuşuyorduk.

O Gün Dün Gibi Aklımda

“… Saat gece 01 gibi bize çok yakın bir mesafede, ufak bir Cessna uçağından radyo mesajı almaya başladım…”

Genelde kontrol kulesi işi çok stresli olarak bilinir ama ben %99 sıkılıyordum. Yüzde birlik o küçük kısımda genelde ufak çaplı Cessna uçakları indirmekle geçiyordu. Yaklaşık üç ay böyle geçti.

23 Şubat 1979 günü dün gibi aklımda. Soğuk bir kış gecesi ama kar yok. Yine sabaha kadar çalışacaktım ama bu sefer uçuş listesinde inecek olan uçak yoktu. Saat gece 01 gibi bize çok yakın bir mesafede, ufak bir Cessna uçağından radyo mesajı almaya başladım. Kar fırtınası tehlikesi nedeniyle Erzurum’a iniş yapmak zorundaydı.

Hemen dürbünümü çıkardım ve uçağı yönlendirmeye başladım. Hava çok rüzgarlıydı ama buna rağmen sağlam bir iniş yaptı pilot. Ben halen dürbünümden uçağı takip ediyordum ve işte onu ilk o zaman gördüm. Pistte sanki normal bir yoldaymış gibi yürüyordu. Kadın mı erkek mi pek belli değildi ama kadını daha çok andırıyordu.

Garip Bir Şeyler Vardı

“… Pilot, 10 – l5 saniye kadar öylece durup dinledi ve sonrasında birden bire ürkmüş bir şekilde kafasını geriye çekti, döndü ve uçağa doğru koşmaya başladı….”

Bu durumda fazla garip olan şeyler vardı. Birincisi; kadın, yazın giyilen türden bir elbise giyiniyordu. Gecelik gibi bir şey ve yalınayak yürüyordu. O elbiseyi; bırak kışı yazın giyinsen üşürsün yani sana öyle diyim. Hadi onu geçtim de
bu kişi niye iniş pistinde yürüyordu ki? Hadi onu da geçtim buraya nasıl gelmişti?

Pilota seslendim hemen “82 nolu uçak! Ben kontrol kulesinden Sinan. Pistte sana doğru yürüyen bir bayan görüyor musun?” “Bakıyorum” diye cevap geldi. Halen dürbünden dışarı bakıyorum bu esnada. Baktım; pilot kapısını açtı ve dışarı çıktı. Kadına doğru yürümeye başladı. Yalan olmasın; o esnada çok eğleniyordum. Erzurum’da fazla bir olay olmadığı için bu olanlar keyif veriyordu.

Kadının hikayesini dinlemek için sabırsızlanıyordum. Tahminen; kadın bu yakınlarda trafik kazası geçirmiştir ve yardım bulabilmek için buralara kadar gelmiştir diye geçiriyordum aklımdan.

Pilot, kadına doğru yürümeye başladı ve kadına bir şeyler söylediğini; ağız hareketlerinden anlayabiliyordum dürbünden bakarken. Kadın, pilotun kulağına eğilip bir şeyler fısıldadı. Pilot, 10 – l5 saniye kadar öylece durup dinledi ve sonrasında birden bire ürkmüş bir şekilde kafasını geriye çekti, döndü ve uçağa doğru koşmaya başladı.

Kaç!!!

“… Ama ne yazık ki hiçbir cevap gelmedi. Uçak çoktan uçup gitmişti bile. Sandalyeme çöktüm ve olan bitene anlam vermeye çalıştım…”

Pervanelerin dönmeye başladığını fark ettiğimde hemen telsizime sarıldım “82 nolu uçak! Ne yapıyorsun?!” Cevap gelmedi. “82 nolu uçak! Tekrar ediyorum, ne yapıyorsun?! Neler oluyor?” Hiçbir cevap gelmedi yine ve uçak hızlanmaya başladı. “82 nolu uçak, kalkış iznin bulunmamaktadır! Tekrar ediyorum, kalkış
iznin bulunmamaktadır!”

Ama cevap gelmedi. Cessna, hızlanmaya devam edip havalandı. Hiçbir şey gelmedi elimden. Tek yapabileceğim şey hava sahasında başka uçakların olup olmadığını kontrol etmekti. Son bir kez temasa geçmeyi denemeye karar verdim.

“82 nolu uçak! Kontrol kulesinden sesleniyorum. Neler oluyor?” Telsiz hışırtılar çıkarmaya başladı “Ça… aç… ç…”. Duyduğum tek şey buydu. “82 nolu uçak; lütfen tekrar et! Kesintili geliyor sesin!” diye seslendim. “Ne gece be!” diyerek off filan çekmeye başladım.

Telsiz birden tekrardan sinyal almaya başladı “Aç… aç… kaç… kaç… kaç…” “82 nolu uçak, kaç mı dedin? Lütfen tekrarlar mısın?” Ama ne yazık ki hiçbir cevap gelmedi. Uçak çoktan uçup gitmişti bile. Sandalyeme çöktüm ve olan bitene anlam vermeye çalıştım.

Gözlerini Bana Dikmiş Bakıyordu

“… Yemin ederim tüylerim diken diken oldu o an. Sanki üzerimde binlerce karınca geziniyor gibi bir his kapladı beni…”

“Neden kaçayım? Ne oluyor?” derken aklıma o kadın geldi. Hemen dürbünüme sarıldım. Gözlerini bana dikmiş bakıyordu. Rahat bir 200 metre mesafe vardı aramızda. Gecenin bir köründe bişekil gözlerini bana dikmiş bakıyordu.

Gözleri o kadar açıktı ki nasıl anlatsam bilemedim şimdi… Biri bir şeye çok şaşırır ve gözlerini iyice açar ya hani… İşte öyle bir şeydi. Tam ben bunun ne anlama geldiğini sorgularken birden bire benim bulunduğum kuleye, bana doğru koşmaya başladı. Bu sırada dahi halen bana bakıyordu.

Yemin ederim tüylerim diken diken oldu o an. Sanki üzerimde binlerce karınca geziniyor gibi bir his kapladı beni. Ben öyle pek kolayca korkan biri değilimdir. Altı yılımı jöh olarak Diyarbakır’da geçirdim ama bu durum
farklıydı. Bana “Kaç!” diyen pilotu mu dersin üzerime doğru depar atan kadını mı dersin… Çok garip bir durumdu yani.

Karartı

“… “Anahtar deliğinden bakmaya çalıştım ama tek görebildiğim hızlıca sağdan sola koşan gölge tarzı bir karartıydı ve garip sesler çıkarıyordu. ..”

“Musa ordamısın? Musa?” diye telsizden seslendim. Musa bizim güvenlikçiydi. Cevap vermedi. Tam o esnada tekrar dışarı baktığımda son anda kadının kulenin alt girişinden girdiğini gördüm. Alt kapının açıldığını duydum. Ne yapacağımı bilemedim o an. Bu akıl alır bir durum değildi…

Bir terörist filan olsa en azından ne yapmam gerektiğini bilirdim ama bu… O an düşünmeden hemen tuvalete koşup
kapıyı kilitledim. Kilitler kilitlemez kontrol odasının kapısı açıldı; bunu duyabiliyordum. Hani filmlerde olur ya katil eve girer ve kapının altında gölgesi görülür… İşte bu da böyle oldu…

Kapı açılır açılmaz kaos başladı. Anahtar deliğinden bakmaya çalıştım ama tek görebildiğim hızlıca sağdan sola koşan gölge tarzı bir karartıydı ve garip sesler çıkarıyordu. O an öyle bir şoka girdim ki sırf meraktan kapıyı açıp
bakmak istedim. Bu olanlara sebep olan ne diye merak ediyordum…

Gecenin Ardından

“… Zülfü’ydü bu; sabah nöbetini devralan kişi. Kapıyı açtım ve gördüğüm manzara o kadar absürt idi ki halen beynime kazınmış durumda. “

Sonrasında çok gürültülü bir sesle içinde bulunduğum tuvaletin kapısına çarptı. O kadar gürültülü çarptı ki nerdeyse yere düşüyordum. Sonrasında sessizlik… Bütün gece, ertesi sabaha kadar o tuvalette kaldım. Ertesi gün saat 7:45’te tanıdık bir ses “Ne olmuş burda?” diye seslendi.

Zülfü’ydü bu; sabah nöbetini devralan kişi. Kapıyı açtım ve gördüğüm manzara o kadar absürt idi ki halen beynime kazınmış durumda. Tüm detaylar aklımda. Kontrol odası yerlebir, radyolar sökük, telsizler yerde, her yerde kağıt ve dosyalar, radar monitörleri paramparça…

Polis geldi ve beni sorguya aldılar. Tüm yaşananları anlattım. Kontrol odasının tamiri tam 11 gün sürdü. O geceki güvenlikçiyi işten attılar. Hatta güvenlik kamerası takmayı bile düşündüler bir ara. Tabi size şu an çok normal geliyor güvenlik kameraları ama o dönemlerde öyle değildi. Çok pahalı ve zahmetli bir şeydi.

Polisler ne yapacaklarını bilemediler. Sadece “Şüpheli bir durum olursa bizimle irtibat kurun.” deyip gittiler. ll gün izin aldım kulede tamirat yapılırken. Olanları sindirmem gerekti. Sanırım bu kadın psikolojik sorunları olan biriydi. Herhalde hastaneden filan kaçtı diye düşündüm.

Yine Gece Mesaisi

“… Erzurum’da büyük bir kar fırtınası olacağı haberleri dolanıyordu etrafta. Neredeyse bütün uçuşlar iptal olmuştu, ama halen havada olan uçaklar vardı ve benim çalışmam gerekiyordu.”

6 Mart l979 günü tekrar işe başladım. Geceleri çalışmak artık beni korkutuyordu ama ne olduysa olup bitti düşüncesiyle rahatlamıştım. Yaklaşık bir ay sonra çok rahattım. Endişelerim kalmamıştı. Tam istediğim gibi.

Erzurum’da büyük bir kar fırtınası olacağı haberleri dolanıyordu etrafta. Neredeyse bütün uçuşlar iptal olmuştu, ama halen havada olan uçaklar vardı ve benim çalışmam gerekiyordu. Bu durumdan nefret ediyordum çünkü böyle bir fırtınada hiçbir yere kıpırdayamıyorsun.

Yine O Kadın

“… Piste baktım temiz mi diye ve birdenbire tam onu unutmuşken yine o kadın belirdi. Pistte yavaşça yürüyordu.”

İsterdim ki başıma gelecek en kötü şey bu olsun. Gece saat 23 sularında deli gibi kar yağmaya başlamıştı. O arada ufak bir özel uçaktan radyo mesajı geldi. Bize yaklaşık 60 km. uzaklıktaydı. Kar fırtınası artmış acil iniş için izin istiyordu. Bu tür özel jetler bizim pist için çok büyüktü ama durumun aciliyetinden dolayı bu kuralları deldik tabii ki.

“656 nolu uçak! İniş için izin veriyorum ama temasta kalın. Pist kısa ve güvenli iniş istiyorum.” dedim “İndirelim şu uçağı o zaman” diye cevap geldi. O esnada aşırı kar yağışı vardı. Neyseki pisti temizleyen elemanlar eve gitmeden
önce pisti tuzlamışlardı da pist kar tutmuyordu.

Piste baktım temiz mi diye ve birdenbire tam onu unutmuşken yine o kadın belirdi. Pistte yavaşça yürüyordu. Kuleye yaklaşık 100 metre ilerdeydi. Yalınayak, buz tutmuş asfaltta yavaşça ilerliyordu. Bu durumdaki en kötü şey yine gözlerini bana dikmiş olmasıydı. Deli gibi gözleriyle öylece beni izliyordu.

Tam bu esnada bu kadında olan en ürkütücü şeyin ne olduğunu fark ettim: Gözlerini kırpmıyordu. Tam iki dakika boyunca iyice baktım; rüzgar, kar, fırtına yüzüne vuruyordu
ama o gözlerini asla kırpmıyordu. Sanki bir salise bile gözlerini benden ayırmak istemiyordu.

Tam Arkamdaydı

“… O an büyük bir gürültü koptu. İnanmak istemedim
ama kilitlediğim kapı açılmıştı! “Nasıl açtı?” filan derken tüylerim yine diken diken oldu.”

“656 nolu uçak, yüksel! Tekrar ediyorum, bir sonraki komünikasyona kadar yükselmeye gayret et” diye pilota seslendim. “Trafik kontrol, 656 ben, negatif, bu rüzgarla yükselmemin imkanı yok. İnmemiz lazım! Onaylıyor musun? Altı dakikamız kaldı” İnsanların hayatını riske atamazdım ve indirmem lazımdı farkındaydım. Pistteki her ne boksa ona rağmen inmesi gerekti bu uçağın.

“656 iniş yapabilirsin” dedim. Telsizi kapatıp camdan bakmaya başladım. 20 metre uzaklıktaydı bu sefer ve kuleye yaklaşıyordu. Normalde kontrol kulesinden ne olursa olsun ayrılmamam gerekiyordu ama o an düşünmeden aşağı indim ve kapıyı kilitledim. Yakında olduğunu biliyordum, odaya döndüğümde telsizi duydum “Kule, inişe hazırlanıyoruz, yönlendirme ricadır.”

Hemen cevap verdim “3 derece sağa kayın lütfen” Anlaşıldı. Işıklar görünüyor, görüşmek üzere.” Camdan baktığımda uçağı görebiliyordum. Kadını göremiyordum ama derin bir nefes çektim. Bu konuyu uçak indikten sonra halledecektim.

O an büyük bir gürültü koptu. İnanmak istemedim
ama kilitlediğim kapı açılmıştı! “Nasıl açtı?” filan derken tüylerim yine diken diken oldu. Sanki vücudum bir şeyleri hissediyor ama ruhum hissetmiyor gibiydi. İlk düşüncem yine kendimi tuvalete kitlemek oldu ama yapamadım. Telsizi bırakamadım.

Metal merdivenlerde ayak sesleri gittikçe yükseliyordu ama bu sefer koşmuyordu diye rahattım. Hafiften (bunu gülerek söylüyor) ama ses çok agresifti sanki bilerek sert basıyordu adımlarını.

“656, trafik kontrol, inişe geçebilirsiniz” ve işte tam o anda kapım açıldı. İşte o an ne kadar korktuğumu hissettim. Şimdi nerdeyse 70 yaşındayım ve ne kadar korktuğumu söylemekten çekinmiyorum. O kadar çok korkmuştum ki arkamı dönemedim; inanabiliyor musun?

Arkamı dönüp yüz yüze gelmeyi götüm yemedi. Bu alışıldık bir durum değildi. Ben çok rasyonel biriyimdir. Askerken yaşadığım olaylardan tut; kamyonun ezdiği güne kadar hep sakin kalmışımdır (Kamyon kazası geçirdi; altında kaldı ondan bahsediyor) ama o an sadece telsize bakabiliyordum. Kafamı bile çeviremiyordum.

Ama benim yerimde kim olsa aynı reaksiyonu verirdi. Vücudun normal işlevini yitiriyor… Panik halinde “Trafik kontrol! Son 30 saniye, hazır olun” diye seslendi pilot. Yavaşça, konuş butonuna bastım. Dişlerim birbirine vuruyordu “Tamam… inin” diye fısıldadım.

O an ensemde soğuk bir nefes hissettim. Arkamdaydı. Yavaşça enseme doğru nefes alıp veriyordu. Hani küçükken biri senin arkandan, esprisine garip yüzler yapar ve sen bunu hissedersin ya… Aynı öyle bir histi.

“Tarlaya İn!”

“… Soğuk ve agresif bir sesti ve de pek insancıl değildi ama beni en çok ürküten içimdeki korkuydu. “

Adeta; dudaklarının kulağımdan birkaç santim uzakta olduğunu hissedebiliyordum. “Aşağı in… tarlaya in… aşağı in” diye fısıldadı kulağıma. Şimdi normalde; bir ses çıktı diye insan rahatlar değil mi? En azından paranormal hava değişir? Ama ses öylesine farklıydı ki hiç bir kılıfa
sığmaz. Ben yazar değilim o yüzden anlatamam tam olarak…

Soğuk ve agresif bir sesti ve de pek insancıl değildi ama beni en çok ürküten içimdeki korkuydu. “Trafik kontrol, 656 indi, umarım sıcak bir çay demlemişsindir” dedi pilot. Arkamda duran kadın geri çekildi ve koşmaya başladı. Tam o esnada
tüm cesaretimi toplayıp arkamı döndüm. Sadece çıplak ayağını görebildim tam odadan çıkarken.

“656 hoşgeldiniz” diyerek karşılık verdim ve hemen camdan dışarı baktım ama kadın ortalıkta görünmüyordu. Halen binada diye düşündüm. Tam bu esnada yeni güvenlikçiyle temasa geçtim. Binada bir tur atıp kontrol etmesini istedim. Turunu attı ama kadından iz yoktu.

Polis geldiğinde ancak rahatlayabilmiştim. Tarladan gelen ayak izlerini buldular ama geri dönüşünü bulamadılar. O anki halimi düşünsene?!. Bu kadını gören tek kişisin… Kadın diyorum dikkat edersen! O benim görüşüm. Sen görsen belki başka bir şey dersin.

Kimseye Anlatmadım

“… O dönem tam 43 kişi işinden istifa etmiş belirli aralıklarla.”

Polis içki içtiğimi düşünse şaşırmazdım. O yüzden bu olayı kendime sakladım. İspat edene dek bu böyle kalacaktı. Bu havalimanında bir lanet vardı ya da herneyse işte ama bunu bir ben biliyordum.

Herneyse; sonuç itibariyle bu olayla birlikte yaşamayı
kabullendim ve hayatımı bütün bunlar hiç olmamış gibi devam ettirmek istedim. Gençlik yılları işte… Zaten o lanet bir daha bana görünmedi. Emekli oldum çok şükür ve şimdi biliyorsun işte yanınızdayım ama arkadaşların araştırsın bakim; o dönem tam 43 kişi işinden istifa etmiş belirli aralıklarla. Hepsine selam söyle tekrardan…


Continue Reading

Paranormal Olaylar

Vasiyet

Genç bir adamın vefat eden büyük büyükannesinin ardından yaşadığı paranormal olaylar…

Published

on

By

Korku Hikayesi - Vasiyet - Paranormal Olaylar

Genç bir adamın vefat eden büyük büyükannesinin ardından yaşadığı paranormal olaylar…


2007 yazıydı… Gece gelen bir telefonla, bir süredir felçli olan büyük babaannemin artık çok ağırlaştığını öğrendim. Annem, babam ve ben hemen yola çıkıp, Bursa’nın Orhaneli ilçesindeki dedemlerin evine gittik. Hemen büyük babaannemin yanına koştum. Kendinde olmadığını ve sadece sayıkladığını fark ettim. Elini tutup son anlarını izlemeye başladım. Tüm aile fertleri başındaydı ve hepimiz artık ruhunu teslim edeceği zamanı beklemeye başladık.

Gece, sabah ezanıyla beraber yerini şafağa bırakmıştı. Babaannemden artık sadece hırıltılar geliyordu. Babaannem son anlarında gözlerini açıp, “Yastık, çeyizlik, yastık…” deyip, gözlerini tamamen huzura kapattı. Tabi hepimiz o anın üzüntüsüyle ağlamaya başladık ve o günü cenaze ve defin işeriyle bitirdik. 

Balkondaki Beyaz Siluet

Ağır adımlarla yürürken birden mutfak kapısı arkamdan sert bir şekilde kapandı.

Akşam taziyeye gelenler gittikten sonra, o yorgunlukla hepimiz bir yerde sızıp kaldık. Gözlerimi saat 03 gibi sızdığım oturma odasındaki gıcırtıyla açtım ve doğruldum. Bir anlam veremedim o an; rüzgar ya da kapının dilinin tam oturmamasından kaynaklanmış olabileceğini düşündüm. Kalkmışken bir su içip, tekrar yatacaktım. Mutfağa doğru yürüdüm. Suyu içerken gözüme balkonun ucunda duran beyaz bir silüet takıldı.

Ağır adımlarla yürürken birden mutfak kapısı arkamdan sert bir şekilde kapandı. Kapıya kafamı çevirip, sonra tekrar balkona bakana kadar silüet yok olmuştu. Günün yorgunluğuyla ve uyku sersemliğiyle yanıldığımı düşünüp, tekrar uzandığım kanepeye döndüm. 

Sabah olmuştu. Ev halkı kahvaltı için hazırlanıyorlardı. Elimi yüzümü yıkayıp, mutfağa gittim. Herkeste ekstra bir gerginlik var gibiydi ve sessizlik dayımın “Yaa, ben dün gece hiç hayırlı rüyalar görmedim. Hepsi de babaannem ile ilgiliydi.” demesiyle bozuldu. Dedem, ananem, babam ve dayım gece gördükleri rüyaları tek tek anlattılar. Herbirinin anlattıkları genel olarak; babaannemin bir şeyler anlatmaya çalıştığı ve huzursuz olduğuyla ilgiliydi. 

Ben rüya görmemiştim fakat rahatsız edici şekilde bir silüet görmüştüm. O günü tesadüf ve üzüntüye yorup bitirdik. Herkes üzerinden cenaze ağırlığını atmaya çalışıyordu. Tüm gün sıkıntıdan patlamıştım. Kimsede bir hareket yoktu. Herkes bir şeylerle ilgileniyordu. Dayımın masum bir gezinti teklifiyle gecem hareketlendi. Planımız; aracımıza yakıt alıp, biraz Orhaneli turu yapmaktı. 

Mezarlıktaki Siluet

Korkudan sesimi bile çıkartamadım ve önüme baktım. Dayıma beni acil eve götürmesini ve kendimi hiç iyi hissetmediğimi söyledim. 

Orhaneli’de akaryakıt aldığımız bir petrol istasyonu vardı ve oraya gitmek için mezarlıktan geçmemiz gerekiyordu. Mezarlık başında telefonuma gelen mesajlara bakıyordum ve bir şey beni mezarlığa bakmam için resmen zorlamıştı. Gözüm, o gün defnettiğimiz babaannemin mezarına takıldı ve gördüğüm manzara karşısında tüylerimin tek tek dikildiğini hissettim. 

Mezarın başında bir çalı vardı ve arkasında; babaanneme çok yakın yapıda, beyaz bir silüet gördüm. Korkudan gözlerimi kapattım. Gördüğüm silüet, aynı zamanda bir önceki gece, balkonda gördüğüm silüete birebir benziyordu. Korkudan sesimi bile çıkartamadım ve önüme baktım. Dayıma beni acil eve götürmesini ve kendimi hiç iyi hissetmediğimi söyledim. 

Eve gittiğimde beni ananem karşıladı ve yüzümün kireç gibi olduğunu söyledi. Bir şey diyemedim çünkü ispatlayamazdım ve inandıramazdım. Daha da kötüsü bana deli de diyebilirlerdi. Evde benim için hazırlanmış odaya geçip, gördüklerimi düşünmeye başladım. Hiçbir şekilde mantıklı bir açıklama bulamadım ve yatağıma geçip uyumaya çalıştım.

Yattığım Yerde Huzurlu Değilim

“Dayı hırlıyordun ve bana yattığım yerde huzurlu değilim dedin.” dedim.

Bir-iki saat yatakta döndükten sonra içim geçmişti. Saat 04’te duyduğum çığlığa fırlayıp doğruldum. Ev kalabalık olduğu için dayımı benimle aynı odada yatırmışlardı. Dayımdan, ölen büyük babaannemin çıkardığı hırıltılara benzer sesler geliyordu uykusunda. Hızla fırlayıp sarsmaya başladım. Birden, derinden gelen bir sesle “Yattığım yerde huzurlu değilim!” diye üç kez tekrarladı. 

Daha da şiddetle sarstığımda ise gözlerini açtı ve “Ne oluyor dayıcım?” dedi. “Dayı hırlıyordun ve bana yattığım yerde huzurlu değilim dedin.” dedim. Bana öyle bir şey olmadığını ve cenaze işlerinden dolayı psikolojimin bozulduğunu söyledi. Uyumanın imkanı yoktu. Sabaha kadar dönüp durdum.

Ertesi gün her şey normaldi. Sanki olanlar hiç olmamış, başımdan hiçbir şey geçmemişti. Kendimi toparlamaya başlamıştım. Biraz bilgisayarda takılıp film izledim. Yaz sıcağı da bastırınca kendimi duşa attım. Sıcak suyu açtığımda; musluğun bulunduğu yerden bir konuşma duydum “Huzurlu değilim.”. Duyduğum ses karşısında tamamen buz kesmiştim ve suyu kapatıp kendimi banyodan dışarı attım. 

Hasan Amca’nın Anlattıkları

Başımdan geçenin ne olduğunu bildiğini söyledi ve korkmamam gerektiğini anlattı.

Ev üzerime geliyordu resmen. Oradan uzaklaşmalıydım. Üzerimi giyinip, kendimi sokağa attım. Amaçsız şekilde deli gibi sokakta yürüyordum. Bir an komşumuz Hasan Amca’nın beni çağırdığını duydum “Başın sağolsun. Çok üzüldüm.” dedi Hasan Amca. “Sağolun.” dedim. “Seni sıkıntılı gördüm; hayır olsun?” dedi ve anlatmaya başladım. 

Önce, bana deli demesinden korktuğumu söyledim ve başımdan geçenleri anlattıkça bildiği bir şey varmış gibi kafa sallamaya başladı. Başımdan geçenin ne olduğunu bildiğini söyledi ve korkmamam gerektiğini anlattı. Eğer bir ruh huzurlu değilse geride kalan sevenlerine, huzuru bulana kadar görüneceğini ve bunu; ne yazık ki gün geçtikçe şiddetini artırarak sürdüreceğini anlattı. 

Hemen eve gidip, bu durumu ev halkına anlattım. Dayım ve babam saçmaladığımı, kuruntu yaptığımı söylediler. Annem ve ananem ise bu durumu onlardan daha çok ciddiye aldılar. Cenaze gününden beri iyi olmadığımı bildiklerini söylediler ve olayları süzgeçten geçirmeye başladık.

İlk önce defin işlemini aklımızdan geçirdik. “Acaba gömülürken bir hata mı yaptık?” dedik. Bunun üzerine merkez camisi imamı Ömer Hoca’nın yanına gittim. Defin işleminde bir hata olup olmadığını sorduğumda böyle bir şeyin mümkün olamayacağını, tamamen usüllere uygun şekilde defnedildiğini ve ardından dua etmemiz gerektiğini söyledi.

Gece Bir Şey Boğazıma Sarıldı

Gözlerimi dahi açacak fırsat bulamadan nefesim kesilmişti. Sanki gözlerimin üzerine kurşun dökülmüştü; açamıyordum.

Eve gittiğimde ev halkına hocanın anlattıklarını aktardım. Durum muhakemesi yapmaya başladık ama hiçbir şekilde çözüm üretemiyorduk. Saat 01’i geçiyordu. Bir gün önceki uykusuzluğun üzerine yatağımda sızıp kalmıştım. Gece saat 02:30 , yanımda bir şeyin korkunç bir şekilde nefes aldığını hissettim. 

Nefesinden gelen çürümüş et kokusunu dahi alıyordum. Bana hırıltılı bir şekilde “Huzur bulamıyorum.” diyerek boğazıma saldırdı. Gözlerimi dahi açacak fırsat bulamadan nefesim kesilmişti. Sanki gözlerimin üzerine kurşun dökülmüştü; açamıyordum. Kanım çekiliyordu, nefes alamıyordum. Boğazım öyle bir sıkılmıştı ki kemiklerimin birbirine geçtiğini hissettim. 

Can havliyle yataktan fırlayıp, bağırmaya başladım. Odaya ilk olarak ananem geldi ve beni yatıştırmaya çalıştı. Sonra tüm ev halkı başıma toplandı. Boğazımdaki parmak izleri gözüküyordu. Boynumun alt tarafındaki morluklar çok net şekilde seçiliyordu. Bunun üzerine bana inanmayan babam ve dayım bile şok olmuşlardı. 

Titriyordum. Yüzüm bembeyaz, dudaklarım mosmor olmuştu. Ev sakinleri olarak salonda toplanıp çaresiz bir şekilde dua etmeye başladık. Herkes bir şekilde kendini şoktan çıkarmaya çalışıyordu. Kısa süre sonra oturma odasının bulunduğu odanın kapı camının şiddetle kırıldığını duyduk. Hepimiz fırlayıp odaya doğru koşturduk.

Odadaki televizyonun bile bulunduğu sehpadan düştüğünü ve içeride ne kadar eşya varsa, hepsinin her yöne saçılmış olduğunu gördük. Korku herkesin kemiklerine kadar işlemişti. Aklıma tekrar Hasan Amca geldi ve onu çağırmamız gerektiğini söyledim. Sabah ezanına çok az kalmıştı, telefonla çok kez arayıp Hasan Amca’ya ulaşmıştık. 

Çeyizlikteki Kanlı Mendil

Hasan Amca yastığı kontrol ettiğinde içinde bir şey olduğunu fark etti. Hemen yastığın içini boşaltmaya başladık.

Aradan 15 dakika geçtikten sonra Hasan Amca gelmişti. Durumu tekrar anlatıp evin halini gösterdiğimizde, durumun çok ciddi olduğunu ve bir ipucu bulmamız gerektiğini söyledi. Herkes varıyla yoğuyla zihninde bir şeyler arıyordu. Bir an büyük babaannemin ölmeden dakikalar önce “Çeyizlik, yastık…” dediğini hatırladım ve hemen ananeme bunu söyledim. 

Yüklükte büyük babaannemin genç kızlık yastığının olduğunu söyledi ve hemen koşup onu getirdik. Hasan Amca yastığı kontrol ettiğinde içinde bir şey olduğunu fark etti. Hemen yastığın içini boşaltmaya başladık. İçinden muska gibi katlanmış bir kağıt çıktı. Hemen açıp içine baktık. İçinden kanlı bir mendil çıktı. Mendilin içinde bir yazı vardı.

Babaannemin Vasiyeti

Tahtalar kalktıkça çürümüş et kokuları yayılmaya başlıyordu… 

Mendilin içindeki kağıtta “Çocuklarım, bu mendil Kıbrıs savaşında şehit düşmüş dedenizin bana kalan en değerli mirasıdır. Size vasiyetim; beni toprağa vermeden önce kefenimin üzerine bu mendili koymanızdır.” yazıyordu . Hasan Amca “Hemen gidip; mendili, vasiyet ettiği gibi kefeninin üzerine koymamız gerekiyor. Yoksa asla rahat bulamazsınız.” dedi.

Zifiri karanlık ve şafak vakti arasında mezarlığa gittik. Önce Hasan Amca dua etmeye başladı. Duası bittiğinde ise “Kazın!” dedi. Küreklerle mezar toprağını açmaya başladık. Tahtalara ulaştığımızda Hasan Amca “Durun!” dedi. Mezar tahtalarının üzerine, daha önce içine okuduğu suyu döküp, tahtaları tek tek kaldırmaya başladı. Tahtalar kalktıkça çürümüş et kokuları yayılmaya başlıyordu… 

Son tahtalar da kalktığıda gördüklerimiz karşısında tamamen şok olmuştuk. Ceset, kefenin bir yerinden elini çıkartmış ve avucu tahtalara değiyordu. Dualarla; kanlı mendili, kefenin üzerine koyup, tekrar defnettik. Ve her şey başladığı gibi bir anda son bulmuştu…

Bunlar da İlginizi Çekebilir

PARANORMAL DENEYİM: YATIR

PARANORMAL DENEYİM: KABİR AZABI

PARANORMAL DENEYİM: KOMŞU KADININ MEZARINI AÇTIĞIMIZDA

Continue Reading

Paranormal Olaylar

Kayıp Lokanta

Tır şoförlüğü yapan bir adam, Maraş’tan Kilis’e giderken bir geceyarısı yaşadığı esrarengiz olayın hikayesi…

Published

on

By

Esrarengiz Olay - Paranormal - Tır Şoförü - Hikaye

Tır şoförlüğü yapan bir adam, Maraş‘tan Kilis‘e giderken bir geceyarısı yaşadığı esrarengiz olayın hikayesi…

O zamanlar tır şöförlüğü yapıyordum. Maraş’tan aldığım yükü Kilis’e götürecektim. Her şey normal olarak devam ediyordu. Yolda acıktım ve yemek yemek için etrafta lokanta tarzı bir yerler aramaya başladım. Vakit; gece 12 sularıydı… O kadar yol gitmeme rağmen bir tane bile açık yer bulamadım. Sonra karşıda küçük bir market gördüm. Adam akıllı yemek yiyeceğim bir yer buluncaya kadar, buradan alacağım bisküvilerle filan açlığımı biraz yatıştırırım diye düşündüm. Araçtan indim.

Markete doğru ilerlemeye başladım. Marketten birkaç bisküvi, kraker filan gibi atıştırmalıklar aldım. Marketten çıkıp, kamyonuma doğru ilerlerken küçük bir oğlan çocuğunun, hemen kamyonun çarprazındaki çöp kutusundan bir şeyler ayıkladığını gördüm. Yanından geçtim. Elimdekilere baktığını gördüm. Onun elinde de yarısı küflenmiş bayat bir ekmek vardı. Meraklandım “Burda ne yapıyon yeğenim?” diye sordum. 

Aç olduğunu, evdeki kardeşi ve annesi için yiyecek bir şeyler aradığını söyledi. Olayı biraz daha derin konuşmak için çocuğun eline verdim bizim kraker ve bisküvileri. Çocuk sevinçten konuşamıyordu ama biraz da benim zorlamamla derin derin anlattı: Babası ölmüş, annesi ve küçük kardeşiyle yaşıyorlarmış… İçim parçalandı. Çocuğa cebimdeki son paraları kuruşuna kadar verdim. Yola koyuldum.

Karnım açlıktan acayip derece kasılmaya başladı. Kendimi “Şurdan Kilis’e; taş çatlasa 50 km.kaldı. Gider, paramı alır, bir şeyler yerim…” diye teskin ediyordum. Kilis’e daha hızlı varıp da bir an önce bir şeyler yiyebileyim diye kestirme bir güzergahtan giderken baktım hemen solda, bir lokanta tarzı, küçük bir mekan var. “Gidip bir su içeyim bari” dedim.Yandaki hayrattan suyu içtim. Derken arkadan biri seslendi.

“Hadi kardeş! İçeri…” diye. “Birine benzettiniz herhalde kardeşim?” dedim. “Yok; seni tanımıyorum zaten. Bu lokantanın sahibiyim. Bugün oğlumun sünneti vardı. Herkese yemek ısmarlıyorum. Gel; buyur. Yersen şereflendirirsin.” dedi. Daldım hemen içeri. Bir güzel karnımı doyurdum. Sonra yine çıktım yola. Nihayet Kilis’e vardım. Mallarının nakliyesini yaptığım firma, hızımı ve dikkatimi çok beğenmiş; beni kadrolu eleman olarak aldı.

Acayip mutluydum. Maaşım eskisinden iki kat fazla olacaktı. Dönüşte de aynı yolu kullanıp, o küçük mekandaki adamı bir görüp teşekkür edeyim dedim. Arkadaşlar üç saat boyunca o mekanı aradım. Ortalıkta ne mekan var ne de mekandan en ufak bir iz… Aradım taradım, sordum soruşturdum; yok! Aklıma bir önceki market geldi. Gittim sordum. Marketin sahibi “30 yıldır buradayım; o dediğin yoldan kuş bile geçmez ki lokanta yapsınlar…” dedi.

Continue Reading

Paranormal Olaylar

Yatır

Ailesiyle beraber babaannelerinin eski evine taşınmak zorunda kalan adamın, hemen bitişikteki yatırla ilgili olduğunu tahmin ettiği, korku dolu dakikaların hikayesi…

Published

on

By

Korku Hikaye - Paranormal Deneyim - Yatır - Eski Ev

Ailesiyle beraber babaannelerinin eski evine taşınmak zorunda kalan adamın, hemen bitişikteki yatırla ilgili olduğunu tahmin ettiği, korku dolu dakikaların hikayesi…

Eski Mezar Alanı Üzerine Yapılan Okul

Bir süreliğine annemin babaannesinin eski evine taşınmak zorunda kaldığımız bir dönemdi. Evin bulunduğu bölge, cadde üzerindeki diğer binaların arka kısmında kalıyordu. Evin ön tarafı bahçe olmakla birlikte, yan tarafındaki okulun bahçesine de bitişikti. Buradan bir duvarla ayrılıyordu. Okulun bulunduğu bölge, uzun zaman önce mezarlıkmış. Bölge kentleştikçe, binalar mezarlığı da yutmuş. Nihayetinde buradaki mezarlığın taşınıp okul kurulması kararı alınmış. 

Sarı Kız Yatırı

Ancak “Sarı Kız” isminde bir yatırın mezarını bir türlü kaldıramamışlar. Anlatılanlara göre; buna yeltenen makinelerin her biri muhakkak arızalanıyormuş. Bundan dolayı kaldığımız evin bahçesinin hemen çıkışında, sol tarafta bu yatırın mezarı vardı. Bazen, bazı insanların bu yatırı geceyarısı saatlerinde, o bölgede bulunan eski bir çeşmeden, takunyalarıyla giderek su aldığını gördüğü söylenir. Topuklarına kadar uzun, sarı saçlarıyla genç bir kız görünümünde olduğunu duymuştum. 

Bu yatırın eve yakın olmasından rahatsızlık duyuyor ve geceleri evde kendimi rahat hissetmiyordum. Bununla beraber; zaman içinde bir şey olmadığını görmüş ve rahatlamıştım haliyle. En büyük zevklerimden biri de müzik çalarken uyumaktı. O zamanlar şarkıcıların yeni çıkan albümleri kasetler halinde satılırdı. Yaşı yetenler bilir. Tarkan‘ın ilk kaseti daha yeni çıkmıştı. O albümde Tarkan’ın bilhassa “Asla” isimli şarkısından çok hoşlanıyordum. 

Kaseti aldığımın ilk gecesiydi. Ve o şarkıyla uyumak üzere teybimi hazırlamış ve üstelik eğer uyuyamazsam tek kaset yetmez diye düşünerek ikinci bir kaset daha koymuş ve continue play durumuna yani ilk kaset bitince ikinci kasete başlaması için hazırlamıştım. Gece 01:00 civarı yatağıma uzanarak, müzikli düşüncelerle uyumaya çalışıyordum. Hava biraz soğuk olduğu için yorganıma iyice gömülmüştüm. 

Aniden…

Uykunun o ince çizgisine gelmiş ve müzikten dolayı iyice gevşemiştim. Artık uyku moduna geçtiğimi düşündüğüm bir anda, teybimden “çıt çıt” diye bir ses geldi. Bu ilk kasetin bittiğine işaretti. Fakat sessizlik olmamıştı; yani çalan parça, yarıda idi. Buna anlam veremeyerek gözlerimi açmıştım. Yanılmış olabilirdim. “İkinci kaset başlamalıydı bu sırada. ..” diye düşünürken tekrar “çıt çıt” diye gelen iki sesle ikinci kasetin de başlamadan önce kapandığını hissettim. 

Korkudan Yerimden Kımıldayamıyordum

Yıllardır kullandığım teybimi iyi tanıyordum. Bu şekilde kapanmasına mekanik olarak imkan yoktu -ki elektrikler gitmiş olsa bile otomatik olarak kapanmazdı-. Bu anlam veremediğim olaya karşısında yatağımdan doğrularak, yavaşça teybimin olduğu tarafa bakmaya çalıştım. İçerisi loş olduğu için teybimi seçemiyordum. Anlam veremediğim bu olaya karanlığın içinde öylece bakakalmıştım. İçimde kötü bir his belirmişti ve korkudan yerimden kımıldayamıyordum

Yatağımda Tuhaf Bir Sallantı

Nitekim annemler de hemen yan odamda uyuyorlardı. Bu, bana az da olsa cesaret veriyordu. Fakat odada yalnızdım. Bu olanlar; birkaç saniye içerisinde oluyordu. O doğrulmuş halimle yatağımda tuhaf bir sallantı olduğunu sezmiştim. Hafif bir biçimde sağa ve sola sallanıyordu bedenim. Kalp atışlarımı da duyuyordum. Bu sallantı hissi kalp ritimlerimden dolayı mı oluyordu çözemedim. Evin tavanı ahşap malzemedendi ve tam üstümden başlayarak gittikçe güçlenen bir gümbürtü diğer odalara kadar hızla ilerledi. 

Şok Anım

Bu an; şok anımdı. Bir veya iki saniye gümbürtünün dinmesini bekledim. Ne annemlerin varlığı ne de yatağımdaki sallantı aklımdaydı. Mantıksız olaylar üst üste geliyor ve canıma okuyordu. Tüm bedenim kaskatı olduğu halde dudaklarımdan bir-iki saniye içinde sayısız dua döküldü. İşe yaramış mıydı bilmiyorum ama o gümbürtü geri dönmemişti. Bundan istifade ederek yatağımdan dualarla birlikte fırlamamla, hiçbir şey göremediğim o karanlık içinde lambayı yakmamı sağlayacak olan düğmeyi tek hamlede tokatlamıştım. 

Florasan olduğu için bir iki saniye daha beklemem gerekiyordu. İki gün gibi geçen o iki saniyeden sonra florasanın kırpışarak yanmasıyla birlikte içerini net olarak görebildim. Odamda görünür hiçbir tuhaflık yoktu. Kalp atışlarımın gürültüsünden başka birses var mı, yok mu anlayamıyordum. Bir cesaret daha göstererek neredeyse bilinçsizce kapımı açarak, hemen yan odadaki annemlerin odasının kapısını araladım. Odamın ışığından yansıyan ışıkla annemin uyuyan yüzünü gördüm. Uyanmamışlardı. 

Hemen odaya daldım ve birkaç saniye başlarında sağa sola bakındım. Annem, tavşan uykusu olan biriydi ve benim odadaki varlığımı hissederek,  gözlerini açtı. Ne olduğunu sordu. O gümbürtüye uyanmamış olması, hayret verici bir şeydi benim için. Anlaşılan benden başka bunu duyan olmamıştı. Annemi odama çağırdım ve ondan önce giderek az da olsa rahatlamış biçimde teybimi inceledim. Herşey normaldi. 

Uyarılmıştım

Beni asıl hayrete düşüren; içindeki kasetin durumuna baktığımda iki kasetin de hiç ilerlememiş gibi en başta sarılı biçimde durduğunu görmem oldu. Kendimden şüphe ettim. Anneme de hiçbir şey ispat edemedim. Annemin yorumu, gece tavan arasında dolaşan kediler hakkında oldu. Ben de o gümbürtüyü bir kedinin yapabilmesi için ancak dört bacağını ve kuyruğunu altından toplayarak deli gibi poposu üstünde zıplayarak ilerlemesi gerektiğini söyledim. 

Bir kedinin işi olamazdı. Sanırım başka güçler tarafından uyarılmıştım. Kısık bile olsa müzikten rahatsız olan komşularım vardı. O evden taşındıktan sonra da müzik dinleyerek uyumayı denesem de uyuyamadığımı gördüm. Bir zevkimden daha mahrum bırakılmıştım.

Esrarengiz Olay: O Kimdi O Zaman Kızım

Esrarengiz Olay: O Kimdi O Zaman Kızım

Komşu Kadının Mezarını Açtığımızda

Komşu Kadının Mezarını Açtığımızda

Define Ararken

Define Ararken

Continue Reading

Paranormal Olaylar

Esrarengiz Olay: O Kimdi O Zaman Kızım

Üniversite okumak için başka bir şehirdeki öğrenci yurdunda kalan bir genç kızın; bir hafta sonu ailesine yaptığı sürpriz ziyarette ortaya çıkan şok edici esrarengiz olay.

Published

on

By

Esrarengiz Olay- O Kimdi O Zaman Kızım - Korku Hikaye - Paranormal - Esrarengiz Olay

Üniversite okumak için başka bir şehirdeki öğrenci yurdunda kalan bir genç kızın; bir hafta sonu ailesine yaptığı sürpriz ziyarette ortaya çıkan şok edici esrarengiz olay.

Kız Öğrenci Yurdunda Kalıyordum

Üniversite okumak için gittiğim şehirde kız öğrenci yurdunda kalıyordum. Bununla beraber; üniversite okuduğum şehir, normalde yaşadığım şehre çok da uzak değildi. Özel arabayla bir buçuk saat kadar bir zaman alıyordu üniversite okuduğum şehirden oturduğum şehre gitmem. Bu sebeple çoğu hafta sonu ailemin yanına gidiyordum.

Hastalandığım İçin Eve Gidemedim

Bir gün hastalandım. Ateşim çıkmıştı ve o kadar halsizleşmiştim ki yataktan kalkacak mecalim kalmamıştı. Çok hasta olmama rağmen bu durumdan aileme söz etmedim. Telaşlanmalarını istemediğim için. Zaten dört gün kadar sonra sonra tamamen iyileşmiştim. İyileşir iyileşmez; hafta sonu ailemin yanına gitmeye karar vermiştim. Genelde sürpriz tarzı olurdu eve gidişlerim. Önceden haber vermezdim aileme.

Sürpriz Ziyaret

Neyse; hafta sonu gelince yola çıktım. Aynı gün akşam saat 19:30 civarı varmıştım eve. Anahtarım olduğu için zili çalmadım. Elimdeki anahtarla doğruca kapıyı açtım. Bizimkiler yani annem, babam ve benden iki yaş küçük kız kardeşim salonda oturmuş, hep beraber televizyon izliyorlardı. “Aa! Kızım, hoş geldin!” dedi annem. “Hoş geldin de daha dün gittin… Hayırdır; bir sorun mu var? dedi.

Babam “Hanım, bırak kızı. Kendi evine istediği zaman gelir. Nasıl oldun kızım? Bizi bayağı korkuttun hastayken. Şükür; bayağı iyileşmişsin.” dedi. Anlam veremedim bu söylenenlere. Anneme “Ne? Dün mü gittim? Anne, bırak şaka yapmayı!” dedim. Annem “Kızım, kafa mı buluyorsun? Baban, kardeşin burada; sor onlara!” dedi.

O Kimdi O Zaman Kızım

Onlar da yüzüme tuhaf tuhaf bakıp “Evet” anlamında kafa salladılar. “Yemin ederim ki üç haftadır eve gelmedim.” dedim. Hatta kaldığım öğrenci yurdunun müdürünü aradım; anne ve babamla konuşturdum. Babam telefonu kapattı. Hiçbir şey söylemeden odasına gitti. Kardeşim ağlamaya başladı. Annem ise yanıma gelip bana sarıldı ve kulağıma “O kimdi o zaman kızım?” dedi…

Paranormal Deneyim: Kabir Azabı

Paranormal Deneyim: Kabir Azabı

Paranormal Deneyim: Yaşadığım Doğaüstü Olaylar

Paranormal Deneyim: Yaşadığım Doğaüstü Olaylar

Paranormal Deneyim: Yatağımın Başındaki Esrarengiz Varlık

Paranormal Deneyim: Yatağımın Başındaki Esrarengiz Varlık

Continue Reading

Paranormal Olaylar

Komşu Kadının Mezarını Açtığımızda…

İki kısa paranormal deneyim. İlki komşununun mezar ının açılmasına bizzat şahitlik etmiş birinin anlattıkları. İkinci hikaye ise dedesinin evinin ahırında; atların kuyruklarını ören cinleri gören birinin anlatımı…

Published

on

By

Komşu Kadının Mezar ını Açtığımızda

İki kısa paranormal deneyim. İlki komşununun mezar ının açılmasına bizzat şahitlik etmiş birinin anlattıkları. İkinci hikaye ise dedesinin evinin ahırında; atların kuyruklarını ören cinleri gören birinin anlatımı…

“Biz mezarı kazmayı bitirir bitirmez; birden çalılıların arasından süzülen iki yılan mezar çukurunun içine girip, oraya çöreklendiler. Bunun üzerine başka bir mezar çukuru kazdık.”

Komşu Kadının Mezarını Açtığımızda…

Komşu Kadının Mezarını Açtığımızda…

Bizim mahallede çok dedikoducu bir kadın vardı. Bütün mahalleyi birbirine düşürür, hiç kimsenin söylemediği şeyleri, gider; başka komşulara “Şu senin hakkında şöyle dedi, bu senin hakkında böyle dedi” diye anlatırdı. Bir gün bu kadına araba carpmış ve sonrasında hemen hastaneye kaldırmışlar. Hastanede bitkisel hayatta yaklaşık 2.5 ay yaşadı. Sonra bir gün acılarını hissetmeye başladı. Her yerinin acıdığını söylüyordu. Ağzından bembeyaz sular akıyordu. 

Ölümüne yakın; kızına, başında Kuran okumasını söyledi. Kızı Kuran okumaya başladıktan iki gün sonra kadını hastanede ölü buldular. Yakın komşuları olarak kadını defnetmeye biz gittik. Ben, abim ve kadının oglu mezarı kazdık. Biz mezarı kazmayı bitirir bitirmez; birden çalılıların arasından süzülen iki yılan mezar çukurunun içine girip, oraya çöreklendiler. Bunun üzerine başka bir mezar çukuru kazdık. Ancak tuhaf bir şekilde on da da aynı durumu yaşadık. İki yılan vardı.

“Ne yapalım; başka mezar kazalım o zaman” dedik. Bu sefer gömecektik kesin. Ve kazdığımız üçüncü mezardada iki yılan vardı. Bu sefer yılanları mezardan sopa ile aldık ve öldürdük. Daha sonra kadını defnettik. Hoca dua ederken çığlıklar duymuş. Bize “Mezarı açın!” dedi. Mezarı açtığımızda; bembayaz olan kefenin, kadının yüzü üzerine gelen kısmı kıpkırmızı idi. Hemen kefeni kestik ve baktık: Kadının yüzü mosmor olmuştu. Oysa daha gömeli bir saat bile olmamıştı. İnanmayanlar 13 Haziran 2005 tarihli Milliyet Gazetesi’ne bakabilir..

Ahırdaki Cinler Saçımı Ördü

“Kapıyı açtım; atlar dört nala koşuyor! Sanki üzerlerinde biri varmış gibi… Bir karartı gördüm. Biri, bir atın kuyruğunu örüyordu. Korkudan kaskatı kesildim.”

Ahırdaki Cinler Saçımı Ördü

Dedemlerin evine gitmiştik misafirliğe. Amcamlarla dedemler aynı evde yaşıyorlardı orada. O zamanlar 16 yaşındaydım. Amcamların ahırında cin olduğu söyleniyordu. Amcamlarla cesaret oyunu oynadık. Sıra bana geldi. Amcam ahıra gidip, 10 dakika orada durmamı söyledi. Cinlerin varlığına inanıyordum ama ahırda gerçekten de cin olduğuna inanmıyordum. 

Gece saat 00:30 sıraları. Her yer zifiri karanlık. Bir fener aldım elime. Ahıra doğru gidiyorum. Amcamlar beni camdan izliyor. Ahırın ışığı yanıyordu. Kapıyı açtım; atlar dört nala koşuyor! Sanki üzerlerinde biri varmış gibi… Bir karartı gördüm. Biri, bir atın kuyruğunu örüyordu. Korkudan kaskatı kesildim. Son bir cesaretle arkamı döndüm kaçmak için. Birden kapı şiddetle kapandı.

Korkunç bir gülme sesi vardı. Kalbim o kadar hızlı çarpıyordu ki neredeyse sesini kulaklarımda duyuyor gibiydim. Tekrar arkamı döndüğümde; simsiyah bir varlık bana doğru geliyordu. O andan sonrasını hatırlamıyorum. Düşüp bayılmışım… Bir ses duydum “Kendine gel!” diye. Keskin bir kokuyla gözlerimi açtım. Amcam, kuzenlerim başımda ve saçlarım küçük küçük örülmüş… Ama ahıra giderken saçlarım örülü değildi…

O geceyi hiç unutamam. O olayı yaşadıktan sonra bir daha o köye adımımı bile atamadım. Zaten o olaydan sonra amcamlarla dedemler de o evden taşındılar.

Kabri Açılan Kadının Mezardaki Hali

Kabri Açılan Kadının Mezardaki Hali

Cin Çarpması

Cin Çarpması

Çiftlikteki Hayalet

Çiftlikteki Hayalet


Continue Reading

Paranormal Olaylar

Define Ararken

“Define Ararken” ve “Şeytanı Gördüm” başlıklı iki adet paranormal paylaşım. Ancak özellikle ilk hikaye olan “Define Ararken” başlıklı anlatıda, anlatıcının başından geçen birden fazla olay söz konusu…

Published

on

By

Korku Hikayesi - Define Ararken

“Define Ararken” ve “Şeytanı Gördüm” başlıklı iki adet paranormal paylaşım. Ancak özellikle ilk hikaye olan “Define Ararken” başlıklı anlatıda, anlatıcının başından geçen birden fazla olay söz konusu…

Kilitbahir köyünde bir yer. Saat 03:30 filandı. Başladık kazmaya. İki metre kadar yer kazdık. Tam taşı kaldırıp, altınları alacaktık ki bir anda biri belirdi yanımızda. 

Define Ararken

Define Ararken: Benim de başımdan 2-3 faklı doğaüstü olay geçti. Çanakkale merkezde yaşıyorum. 26 yaşındayım. Küçüklüğümden beri define işlerine gönül vermiş biriyim. Üç arkadaşımla birlikte hem zaman geçirmek hem macera yaşamak için yılllardır define arıyoruz. Dağlar, tepeler, ovalar, mağaralar falan filan işte…  

Neyse, biri bir yer söyledi bir gün. Gider miyiz gitmez miyiz derken gittik.  Kilitbahir köyünde bir yer. Saat 03:30 filandı. Başladık kazmaya. İki metre kadar yer kazdık. Tam taşı kaldırıp, altınları alacaktık ki bir anda biri belirdi yanımızda. 

Biz tabii ki korkudan ürperdik. Gelen kişi tuhaf biriydi. “O paraya ellemeyin! Olduğu gibi yeri kapatın ve gidin! Zarar görürsünüz yoksa.” dedi ve gitti! Tabi korkudan bizim elimiz ayağımız titredi. Tık yok hiçbirimizde. Rengimiz, benzimiz attı…

Başıma gelen ikinci hadise de yine Kilitbahir’de yaşandı. Eski bir çeşme yerinde… Biz yine üç arkadaş, define olduğu söylenen yere gittik. Saat gece 12:00’de son gemi kalkıyor Kilitbahir’e…  Arkadaşlarla; kazmaya saat 03:00 ya da 04:00 gibi başlarız diye tahmin ediyorduk. Mevsim de yazdı zaten. Saat sabaha karşı 4 oldu. 

Kazıya başlamak niyetiyle çeşmenin oraya gittik. Bir tabur asker o çeşmeden abdest alıyordu. Biz de sıraya girdik. Onlarla beraber abdest aldık. Sabah namazını kıldık. Onlar kayboldu tek tek. Biz de kazmadan geri döndük ve bir daha da Gelibolu yarımadasında define aramamaya yemin ettik.

Başımdan geçen üçüncü tuhaf olaysa Çanakkale’nin Dümrek köyünde oldu. Gece saat 04:00 filandı. Köy oldukça eski, köklü bir köy… Biz ne bilelim; orada Dedlik denen bir yer varmış yolun üstünde. Saatine denk geldin mi görünüyorlarmış… Köye yakın bir yere geldik ki ne görelim! 

Ağaçta bir gelin salıncak kurmuş, sallanıyor. Dilimiz tutuldu, boğazımız düğümlendi. Ne anlatılır ne yaşanır. Tüylerim diken diken oldu şimdi yazarken bile. Köy meydanına zor attık kendimizi. Arabadan iner inmez meydandaki eve soktuk kafamızı. Allah kimseye yaşatmasın.

Başımdan geçen dördüncü olaya gelince: Askerdeyim. Arkadaşla nöbetteyiz mezarlığa yakın bir yerde. Yanımdaki arkadaşla acayip sesler duyduk. Mezarlıktan bir çocuk ağlaması geliyor sanki ama anlatamam…

“Ulan” dedik “biri çocuğunu mezarlığa bıraktı gitti herhalde!” girdik mezarlığın içine. Biz yürüdükçe ses uzaklaşıyodu. Neyse döndük geri; yine başladı ağlama sesi.

Yine yürüdük mezarlığa; ses yine uzaklaştı. Arkadaşa işaretle “Yere yat!” dedim. O da ben de bir mezarın dibine uzandık. Yine ağlama sesi başlayıp yakınlaşacak mı diye beklerken beyaz bir şey, gölge diyebilirim, ışık hızında yanımızdan geçti. Arkadaşa işaretle “Gördün mü?” dedim “Evet” dedi ve kalktık. Nöbet yerimize gittik. Ağlama sesini bir daha da duymadık. 

Şeytanı Gördüm

Anlatacaklarım tamamen benim başımdan geçti. Ben genelde metal müzik dinlerim. Karanlık şeylere ilgim fazladır. Bir ara resmen bu işin içine batmıştım. Sürekli sitelerden şeytanla ilgili şeyler araştırıyordum ve hiç Allah, dua etmek gibi şeyler aklıma gelmiyordu. 

Paranormal Deneyim - Şeytanı Gördüm - Korku Hikayesi
Paranormal Deneyim – Şeytanı Gördüm – Korku Hikayesi

Üzülerek ve utanarak söylüyorum ki artık şeytandan ve cin gibi şeylerden korkmuyor, resmen onları görmek ve iletişime geçmek istiyordum. Her gece düşünüyordum. Düşünmez olaydım. Bu şeyleri düşünmeden ve inancımı az da olsa kaybetmeden yıllar önce de bir rüya görmüştüm… 

Rüyama şöyle bir değineyim: Kırmızı renkli, boyutsuz gibi görünen bir yerdeydim. Çok uzaktan gördüğüm iğrenç ve garip, korkunç yaratıklar görüyordum. Hepsi siyah bir boşluğa doğru gidiyor ve oraya girmeden önce de bana bakıp, gülümsüyorlardı. 

Sonra; sanki bir anda onlara yaklaştım. Önümde çok ama çok yakışıklı, genç bir adam belirdi. Bana gülümsedi. “Merhaba tatlım. Aramıza katılmakta niye bu kadar geciktin?” dedi. İçten içe “Bu şeytan” diyordum,  o da sanki ne düşündüğümü duyar gibi gülümsüyordu. “Merak etme. Sen de bize katılacaksın.” diyordu ve o anda uyandım. O zaman şimdi düşündüğüm şeyleri düşünmediğim için pek  önemsememiştim bu rüyayı. 

Neyse günümüze dönelim. 2011’in hangi ayıydı hatırlayamıyorum şimdi ama her gece şeytanı görme umuduyla yattığım o gece nihayet onu gördüm. Ama gördüğümde inanılmaz bir dejavu (daha önceden yaşadığın bir olayı tekrar yaşama hissi) yaşadım. Yıllar önce gördüğüm o rüyadaki adamdı bu!

Karşımdaydı ve bana “Hoşgeldin” diyordu. “Ben sana dememiş miydim?” Kan ter içinde kalktım o sabah ve hemen sırdaşım ve kuzenim Ayşe’yi aramak için telefona koştum. Bunları anlatabileceğim tek kişi oydu. Anneme anlatsam “Rüya” der, geçerdi. Ancak Ayşe’yi arıyorum, arıyorum açmıyor… 

Önce pek fazla telaş etmedim çünkü onun telefonu çok sık bozulur… Ama ona haftalarca ulaşamayınca evine gittim. Gittiğimde ise duyduğum şeyler karşısında şok oldum. Ayşe ateşler içinde yanıyordu. Ve evden kimseyle konuşmuyor, sadece birkaç dua okuyor ve ağlıyordu. Ben gelince hemen sarıldı ve ismimi sayıklamaya başladı. Annesi de haftalardır ilk defa konuştuğu için bizi yalnız bıraktı. 

Keşke bırakmasaydı… Hastalandığı gece bir rüya görmüş: Rüyasında alevler içinde beni ve çok yakışıklı bir adamı konuşurken görmüş. Daha sonra görüntü silinmiş ve timsah, yılan ve fare ile domuz karışımı tuhaf bir yaratık, sürünerek ona yaklaşmış ve şöyle demiş “O, sonunda doğru yolda… Şimdi sıra sende… Gel… Gel…” deyip duruyormuş. 

Bunları duyunca dizlerimin bağı çözüldü resmen. Ben de ona yaşadıklarımı ve gördüklerimi anlattım. Evden ayrılırken de geceleri uyurken hep dua etmeye ve telefonlarımızı sürekli açık tutmaya söz verdik. 

Eve döndükten sonra yine peş peşe kabuslar görmeye devam ettim. En sonunda Burger King’te buluşup gördüklerimi anlatırım diye Ayse’yi aradım. Telefon çaldı, çaldı… Sonunda birisi açtı. “Alo, alo!” diyordum ama sadece “İmmm, ummm…” gibi sesler geliyordu. Ayşe’nin, bir de abisi var. Adı Mustafa. “Mustafa abi sen misin?” dedim, o da “Evet” dedi. “Sen de Türkan’sın di mi?” dedi. “Çok şaşırdım çünkü Ayşe’nin o telefonunda ismim yazılı değil.

Korkmuştum. “Evet” dedim ve “Ayşe evde mi?” diye sordum.Yine aynı sesler gelmeye başladı. Bu sefer tam kapatacakken “Yatıyor” dedi ve kapattı. Ben hemen Face’e koştum; Ayşe’ye mesaj atmak için. Bir de ne göreyim!? Ayse üç dakika önce bir şey paylaşmış. Mesaj da yazdım; cevap verdi. 

Daha sonra “Face’den beni ara” dedim ve o da aradı. Ben bayılacak gibiydim artık. Olanları anlattığımda telefonunun açık ve hep yanında olduğunu, ayrıca sabahtan beri Face’te olduğunu söyledi. Telefonu elimden düşürmüştüm…

Kendime geldiğimde telefonu kapatıp hemen annemin yanına koştum. Daha sonra ise kabuslar devam etti.. Her gece dua etmeme rağmen… Ama o günden sonra hiç bırakmadım dua etmeyi. Bir süre sonra kabuslar giderek azalmaya başladı. Bir noktadan sonra da o tür kabuslar görmedim hiç şükür. 

Bu olayı tamamen yaşadım… Alıntı ya da uydurma değil.

Continue Reading
Advertisement

Facebook Sayfamızı Takip Edin

Advertisement
Advertisement

Popüler