Connect with us
Cin Çağırma - Yaşanmış Cin Hikayesi - Korku - Korkunç - Musallat Cin Çağırma - Yaşanmış Cin Hikayesi - Korku - Korkunç - Musallat

Yaşanmış Cin Hikayeleri

Cin Çağırma Seanslarından Sonra Başladı

Arkadaşlarıyla beraber birkaç başarısız cin çağırma girişiminde bulunan genç kızın cin çağırma seanslarına son verdikten bir süre sonra yaşamaya başladığı garip ve korkutucu olayların hikayesi.

Published

on

Arkadaşlarıyla beraber birkaç başarısız cin çağırma girişiminde bulunan genç kızın cin çağırma seanslarına son verdikten bir süre sonra yaşamaya başladığı garip ve korkutucu olayların hikayesi.

Cin Çağırma Seansları

Birkaç ay sonra sürekli olarak kabuslar görmeye başladım. Sevmediğim bazı insanların başına ufak tefek zararlar gelmeye başladı.

O zamanlar daha 16 yaşındaydım ve arkadaşlarla beraber cin çağırmaya karar vermiştik. Çocuk aklımızla internetten bir süre araştırma yaptıktan sonra cin çağırmayı denedik. Her seansta ürperiyor, korkuyorduk ama hiçbir seans başarılı geçmemişti. Belki de konuyla en çok ilgilenen bendim ve başarılı bir seans istiyordum ama arkadaşlarım sıkılmaya başlamışlardı. Bir süre kendi başıma cin çağırmaya çalıştım ama beceremediğimi düşündüğüm için vazgeçtim. Ancak birkaç ay sonra sürekli olarak kabuslar görmeye başladım. Sevmediğim bazı insanların başına ufak tefek zararlar gelmeye başladı. Ayağı kayıp yere düşenler, dengesini kaybedip bisikletten düşenler…

Arkadaşımla Birlikte Öğrenci Evine Çıktık

Arkadaşım geceleri çalıştığı için ben evde yalnız kalıyordum. Bazı akşamlar yalnız olmadığımı hissediyor, evin içinde “Biri mi var orada?!” diye bağırıyordum.

18 yaşına geldiğimde üniversiteyi kazandığım için yurtta kalmak yerine bir arkadaşla eve çıktık. Arkadaşım geceleri çalıştığı için ben evde yalnız kalıyordum. Bazı akşamlar yalnız olmadığımı hissediyor, evin içinde “Biri mi var orada?!” diye bağırıyordum. Bu gecelerden birinde aniden odanın soğuduğunu hissedip ürperdim. Sanki hemen yanı başımda biri vardı. Arkamı döndüğümde kimseyi göremedim ama nefes almakta zorlanmaya başladım. Tansiyonumun düştüğünü zannedip banyoya koştum, elimi yüzümü yıkadım. 

Etrafımda Dans Eden Gölgeler

Omzuma soğuk bir elin dokunduğunu fark edince korkudan çığlık atıp evden dışarı koştum. Geceleyin sokaklar da bomboştu.

Aniden metalik bir sesin arkamdan adımı fısıldandığını duydum. Tüylerim diken diken oldu korkudan. Omzuma soğuk bir elin dokunduğunu fark edince korkudan çığlık atıp evden dışarı koştum. Geceleyin sokaklar da bomboştu. Yalnızca köpekler vardı. Normalde köpeklerle iyi anlaşan biri olsam da o akşam hemen hepsi bana hırlıyor, havlıyorlardı. Birden etrafımda 7 – 8 gölge olduğunu ve bu gölgelerin insana benzediklerini fark ettim. Hepsi adeta dans eder gibi hareket ediyorlardı. Kanımın çekildiğini hissederken yere düşüp bayılmışım.

Düşüncesi Bile Korkutuyor

Hala ara sıra garip sesler işitiyorum ama bir daha hayatım boyunca bu kadar tehlikeli bir deneyim yaşamadım.

Arkadaşım beni uyandırdı. 10-15 dk boyunca kendimden geçmiş olmalıydım. Beni ayağa kaldırdı ve eve gittik. Yanımda biri olunca kendimi daha rahat hissediyordum. Belki de arkadaşım sayesinde normal hayata konsantre olabilmiştim. Sonraki günlerde methini duyduğum bazı hocalara gitmeye başladım. Bazıları faydalı oldu sanıyorum. Hala ara sıra garip sesler işitiyorum ama bir daha hayatım boyunca bu kadar tehlikeli bir deneyim yaşamadım. Ne zaman o geceyi hatırlasam ürperirim. O gece arkadaşım gelmeseydi neler olabileceğini düşünmek bile beni çok korkutuyor.

Anahtar Kelimeler: cin çağırma, seans, garip, korku, korkutucu olaylar, kabuslar, gece, gölgeler, garip sesler, çığlık, gölge, hoca, cin, cinler, cin vakası, yaşanmış cin hikayesi.

Advertisement
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yaşanmış Cin Hikayeleri

Akrabamın Cinle Evli Olduğunu Öğrenmemle Başladı

Mersin’de yaşanmış gerçek bir cin hikayesi. Bir akrabasının cinle evli olduğunu öğrenen Tamer’in cinlere merak sarmasıyla başlıyor her şey.

Published

on

By

Akrabamın Cinle Evli Olduğunu Öğrenmemle Başladı Korku Hikayeleri

Mersin’de yaşanmış gerçek bir cin hikayesi. Bir akrabasının cinle evli olduğunu öğrenen Tamer’in cinlere merak sarmasıyla başlıyor her şey.



Bir Akrabamın Cinle Evli Olduğunu Öğrendim

İsmim Tamer. Mersin’in, Tarsus ilçesinde yaşıyorum. Eskiden yakın bir akrabamızın bir cinle evli olduğunu öğrenmiştim. Bunu duyduğumdan beri meraklıyımdır cinlere. Cinler hakkında birçok şey biliyorum. Eskiden, memleketimde yaşarken; dağda, eski bir okulda gece vakti düğün yaptıklarına şahit olmuştum. Düğün yaptıkları yerden hızlıca uzaklaşmıştım. 

Başucumda Simsiyah Bir Varlık Vardı

Varlığın yüzünü göremedim ama elleri çok büyük, tırnakları sapsarı ve upuzundu. Boyu ise çok uzun değildi yani vücuduna göre elleri çok büyüktü.

Son zamanlardaysa çok fazla araştırıyor, bu konularla çok uğraşıyordum. Bir ay öncesine kadar kabuslar görüyor, geceleri istemsizce uyanıp, odamda gölgeli varlıkların yani cinlerin gezdiğini görüyordum. Üç hafta önce ise kabus gördüm ama şu şekilde: Kabusumda gözlerimi açtığımda; ayağımın ucunda siyah bir varlık vardı. Varlığın yüzünü göremedim ama elleri çok büyük, tırnakları sapsarı ve upuzundu. Boyu ise çok uzun değildi yani vücuduna göre elleri çok büyüktü. Sonra kahkaha atarak yanıma geldi. Tam bacağımın dibindeydi. Ayak seslerini duymuyor ama nefes alışlarını duyuyordum. Bir köpek gibi nefes alıp veriyordu. Elindeki asa gibi şeyle kahkaha atarak Arapça kelimelerle konuşarak, bacağıma vurdu. O an uykudan uyandım. 

Rüyamda Vurduğu Yer Gerçekte de Morarmıştı

Evin çevresi incir ağacı dolu… Her neyse gece 02:00 sularında yatmak için ilk başta lavaboya gittim. Besmelesiz girdim ve lavabo ihtiyacımı giderdim.



Sabah ezanı okunuyordu ama bir gariplik vardı. Bacağıma vurduğu yer ağrıyordu. Sanki gerçekten vurulmuş gibiydi. Lavaboya gittiğimde ise bacağımdaki morluğu fark ettim. Bir sonraki gün ise saat gece 02:00 sularında evde tek kalıyordum. Ve ne zaman tek kalsam kahkaha sesleri duyuyordum. Evin çevresi incir ağacı dolu… Her neyse gece 02:00 sularında yatmak için ilk başta lavaboya gittim. Besmelesiz girdim ve lavabo ihtiyacımı giderdim. Kafamı kaldırdığımda ise: pencere kenarında oturmuş, siyah, 2 yaşlarında bir bebek boyunda, gözleri ateş sarısı bir varlık gördüm. 

Besmele Çekip Kurtuldum

Beynim karıncalanmaya başladı. Hareket edemiyordum. Sadece gözlerimi kıpırdatıp, içimden konuşabiliyordum. Başucumda kahkaha atan birisi  vardı.

Hemen besmele çekip Nas ve Felak surelerini okumaya başladım. Ben okudukça o varlık çığlık atıyor sanki kulağımın zarı patlayacak gibi bağırıyordu ve sonra gitti. O gün rahat uyudum. Sonra yine sesler duyuyor, geceleri uyandığımda ise perde oynuyor, pencereler kapalı olduğu halde. En son 3 gün öncesine kadar böyleydi ama 3 gün önce saat 02:30 u geçmişti. Yatağımda uzanıyordum. Birden bire uyku bastırdı. Telefonu bırakıp uyumaya karar verdim. Tam gözlerimi kapadım; beynim karıncalanmaya başladı. Hareket edemiyordum. Sadece gözlerimi kıpırdatıp, içimden konuşabiliyordum. Başucumda kahkaha atan birisi  vardı ama sadece gözlerimi kıpırdatabildiğim için göremedim. Bu durum 5 ila 10 dakika sürdü. Besmele çektim ve hareket etmeye başladım. Yatağımdan hiç kalkmadan geri yattım. Tabi hemen uyuyamadım. 

Bebek Şeklinde Görünen Varlık

O gece lavabonun kapısını çok rahat görüyordum ve aynı pencere kenarındaki bebek şeklindeki varlık da oradaydı.

Aradan 30 dakika filan geçmişti. Sonra yine uyku üstüme çöktü ve tekrar aynısı oldu ama bu sefer farklı, daha şiddetli ve o varlığın ellerini görüyordum. boğazımı sıkıyor gibi nefes alamıyordum. Üstümde aşırı derecede bir yük vardı bu sefer. Odamda başka gölgeler de gördüm. İçimden besmele çekiyor ve bildiğim sureleri okuyordum. En sonunda çığlık atarak gittiler. O gölgeler kayboldu. Odamın kapısıyla, lavabonun kapısı karşılıklı. Yatağımdan lavabonun kapısı çok rahat görülüyor. Geceleri simsiyah oluyor, kapı görünmüyordu ama o gece lavabonun kapısını çok rahat görüyordum ve aynı pencere kenarındaki bebek şeklindeki varlık da oradaydı. 



Aynaya Baktığımda Arkamda Gördüm

Birkaç hocaya danıştım,  internetten bulduğum hüddam numaralarına mesajlar yazdım lakin hiçbiri inanmadı ve yalancısın diyerek engellediler.

Olayın etkisindendir diyerek kalkmak için hareketlendim. Ben hareket ettiğimde o da kıpırdamaya başladı ve birden bire kayboldu. Lavaboya gidip ihtiyacımı giderdim. Lavabonun aynasına baktığımda ise saçları önüne gelmiş bir varlık. Aynadaki görüntüde; elinde benim kafam vardı. Tam arkamdaydı ama arkamı döndüğümde arkamda bir şey görünmüyordu. Gerçekten de nefesi ensemdeydi ve o gece ∫den çıkıp gittim. İki gündür gitmiyorum ama hala uyuyamıyorum. Birkaç hocaya danıştım,  internetten bulduğum hüddam numaralarına mesajlar yazdım lakin hiçbiri inanmadı ve yalancısın diyerek engellediler. Allah kimsenin başına böyle olay vermesin… 

https://youtu.be/CRt0KODooqg
cinlerle evlenen insanların anlattıkları

Continue Reading

Yaşanmış Cin Hikayeleri

Cinler Büyüler Muskalar Neler Yaşadım Neler

Bir Instagram takipçimizin yaşadığı tuhaf ve esrarengiz olaylar. Büyü ve muska yoluyla evlendirilen anlatıcımızın cinler ile yaşadığı korkunç deneyimler.

Published

on

By

Cin büyü muska cinler korku hikaye korkunç

Bir Instagram takipçimizin yaşadığı tuhaf ve esrarengiz olaylar. Büyü ve muska yoluyla evlendirilen anlatıcımızın cinler ile yaşadığı korkunç deneyimler.

Beni Saplantı Haline Getiren Adam

10 Aralık 2012de başlamıştı her şey. Çok gençtim daha… Doğum günümü kutlamaya kuzenlere gitmiştik. Orada liseden kankam olan İbrahim’i de gördüm. Arkadaşlarıyla gelmiş. Yanıma gelip selam verdi. Doğum günümü kutladı. Sonra arkadaşlarının yanına gitti. Aradan fazla geçmeden İbrahim tekrar geldi yanıma. Biraz uzakta oturan birisini gösterdi. Gösterdiği kişi uzaktan kuzeniymiş. “Sana çıkma teklif ediyor” dedi. Çocuğa baktım; yok böyle bir iticilik! Her yeri kıllı. Maymuna benzettim. İbrahim’e gülüp, benimle dalga geçmemesini söyledim. Sonuçta; ben, bakımlı, oldukça zayıf ve güzel bir kızdım. Ben teklifi reddedince İbrahim geri gitti. Ama o çocuk peşimi bırakmadı. 

O sıralarda; benim internetten konuştuğum, aynı köylü bir çocuk vardı. Yaklaşık 2 sene konuştuk onunla. Üniversite okuyordu. Denizcilik üzerine. Yabancı dil için Ukrayna’ya gitmeyi planlıyordu. İbrahim’in kuzeni ise durmadan haber yolluyordu bana teklifini kabul etmem için. Kendi kuzenim de ısrarla "Telefon numaranı vereyim” diyordu. İstemiyordum. Bir akşam; konuştuğum çocuk bana “Seni çok seviyorum. Bu yüzden senden daha fazla saklayamayacağım. Sana bir şey söylemem lazım.” dedi. “Başkasıyla beraber oldum. Bunu sana söylemezsem içim rahat etmeyecek. Seni çok seviyorum ama aldattım seni. Beni affet.” dedi. 

Aldatılınca Boşluğa Düşmüştüm

O an başımdan aşağı kaynar sular döküldü sanki. İnanamadım. Bu nasıl sevgiydi böyle? Seven aldatır mıydı? Biz bu yaz nişanlanmayacak mıydık? Nasıl yaptı bunu bana inanamadım. Çok gururlu birisiyim. Kimseyle konuşmadan bir süre kendimi toparlamak, daha doğrusu biraz da olsa kendime gelebilmek için telefonu kapattım. Ertesi gün açtığımda ise kuzen mesaj atmış, onu gördüm. “Hadi cevap ver artık! İbrahim sorup duruyor.” dedi. Ben de o an; isteksizce numaramı vermesini söyledim. Sevgilim arasa da cevap vermiyordum. Bitmişti artık benim için

İbrahim’in kuzeni de iki gün boyunca ısrarla buluşmak, konuşmak istedi. Daha önce kimseyle el ele bile tutuşmamıştım. İki kere internetten sevgilim olmuştu. İkincisi az önce anlattığım gibi bitmişti. Ne yapacağımı bilemiyordum. O boşlukta ben de konuşmaya başladım onunla. Hiç içim ısınmıyordu 4 gündür konuşuyor olmamıza rağmen. Kuzenim “Ayrıl o zaman” demeye başladı ama ben de sevgi olmamasına rağmen tuhaf bir bağlılık vardı. Ayrılamıyordum. Kuzenim ısrarla “Bırak” diye dayatmasına karşın ertesi gün biz kaçtık. 

Tuhaf Olaylar Bir Rüya İle Başladı

Mantıksız hatta tuhaf olduğunun farkındayım. Sonuçta daha bie haftadır bile tanımıyordum. Neden kaçtım; bugün hala bilmiyorum. Sevmiyordum da… Neyse, 2 gün sonra geldik, ara görüldü, bir zaman sonra düğün yapıldı. 15 gün her şey mükemmeldi. Sevgi tavan yapıyordu resmen. 15 gün sonra ben bir rüya gördüm: Eşim banyoya giriyor. O anda dış kapıdan onun sesi geliyor. “Hadi pikniğe gidiyoruz.” diyor. Kapıdan içeriye bakarken banyonun önünde bana gülüyor… Değişik bir rüyaydı… 

Ertesi gün ben duştayken onun sesini duydum. O uyuyordu. Banyonun kapısına vuruldu “Hadi" diye. O ara havlu sarıyordum. Çıktım; kimse yok! Odaya koştum; uyuyor. Uyandırdım, olanları anlattım. “Yok bir şey. Yat uyu.” dedi. Ben ondan sonra korkmaya başladım. Eşim ondan sonra beni dövmeye başladı ama her gün… Öyle arada bir değil. Saçımı yolar, her yerimi güvertirdi.  Anneme bile yollamazdı. Gidiyorum diye döverdi. Kaçarak evlenmiş olduğum için aileme de anlatamazdım bu olanları. “Kaçtın, sen istedin" derlerse diye. 

Evdeki Sesler ve Gölgeler

O, sabahları işe gittikten yaklaşık yarım saat sonra evde sesler olurdu. Gölgeler görürdüm. Birileri bana dokunurdu. Oturduğum yerden kalkamazdım korkudan. Artık her günüm böyle geçiyordu. O işten gelince dayak başlardı. O evdeyken hiçbir şey olmazdı. O gidince olurdu ya da o uyuyunca.  Artık iyice dayanılmaz hale gelince sonunda nihayet aileme korktuğumu anlattım. Bir cami hocasına gittik. Adam okudu sağolsun. Bir su verdi. “Her şeye kullan” dedi. Gündüzlerimdeki korku bitti ama (cinler) rüyalarımda rahat bırakmıyorlardı bu sefer de. Bir süre sonra hocanın verdiği o su kayboldu. Nereye gitti bilmiyorum. Suyun ortadan kaybolmasının ardından her şey yeniden başladı. 

Geceleri; mutfaktan tabak, çanak, tencere, kaşık sesleri, gündüzleri; dokunmalar, evde sürekli bir şeylerin kıpırdayıp yerlerinin değişmesi, akşamları koca dayağı… Allah’tan ailemi sık görmüyordüm. Görüştüğümüzde de vücudumdaki morlukları bir şekilde saklıyor, gözükenlere de kılıf uyduruyordum kızmasınlar diye.

Odamdaki Beyaz Kıyafetli Adamlar

Bir keresinde de öyle bir susadım ki… Mutfağa adım atamıyorum korkudan… Eşim de su getirmedi gece. Boğazım o biçim kurudu… İki beyaz elbiseli adam girdi odaya. Kolumu tutup, beni ayağa kaldırdılar. Çok korktum. Eşim duymadı sesimi. “Korkma! Allah bizi, seni korumak için gönderdi. Korkma; gel.” dedi. Mutfaktan çanak, kaşık sesleri geliyordu hala. Mutfağa soktular beni. Ben nasıl ağlıyorum hala korkudan. “Korkma! Dediğimi tekrarla, suyu 3 yudumda iç. Oturarak iç.” dediler. Oturup içtim. Ondan sonra da memlekete gittik zaten. Sanki kurtulayım diye yolladılar beni evden…

Cinleri Varmış

Memlekete gidişim ise şöyle oldu: Günler böyle ilerlerken ailem, yazın memlekete gidecekti. Bizi de çağırdılar. Eşim istemedi. O zaman sadece benim gelmemi istediler. Eşim, babamdan çekindiği için kabul etti. Beni de aldılar; memlekete gittik. Babamın kuzeni geldi. Görünmez varlıklar (cinler sanırım) varmış onda. Bilmiyordum. Bir gün “Üşüdüm.” dedi. Hırkamı verdim. Aradan 5 dakika geçti geçmedi “Bu kimin hırkası?” diye sordu. “Eşimin” dedim. “Nasıl birisi?” diye sordu. “İyi” dedim. "Yalan söyleme!” dedi. “Yoo; ne yalan?” dedim. Annem “Ne oldu Hatice?” diye sordu.  Babamın kuzenine “Yenge ayakta mı uyuyorsun?! Kızın delirmek üzere. Neden yardım etmiyorsunuz?” diye çok kızdı. 

Annem şok oldu. “Ne oluyor?” dedi. Yaşadıklarımı tek tek anlattı. Şok oldum ben de! “Nereden biliyorsun bütün bunları?” diye sordum. “O hırkayı giymesem bilemezdim.” dedi. “Demek ki boş yere üşütmemişler beni.” dedi. Müslümanmış onun cinler i. “Döndüğünüz zaman kızını sakin o eve gönderme. Ölür kızın orada.” dedi.

Kadını Okuyarak İstemsizce Konuşturdu

Eşimin babaannesi hoş geldine geldi memleketteyken. Çay dolduruyoruz Hatice ablayla.  “Konuşturayım mı?” dedi. “Konuştur abla.” dedim. Babaannem, dedem, babam, biz, eşimin dedesi, babaannesi otururken Hatice abla bir şey okumaya başladı. Dakika geçmeden babaannesi tek tek “Şurada şu hoca var. Ona gittik. Şöyle yaptık, böyle yaptık…” konuşuyor. Kadın ne dediğinin farkında değil. Arada lafı değiştirmeye çalışıyor ama bir süre sonra kaldığı yerden geri başlıyor… Eşimin dedesi konuyu kapatıyor, kadın susmuyor bir türlü. Sonunda eşimin dedesi ayaklandı. Çok oturmadan kalktılar. 

Onlar gidince annem mutfağa geçti. Biz de geçince annem şok olduğunu söyledi. Sadece annem değil, hepimizin ağzı açık kalmıştı. Hatice abla sayesinde diyemediklerimi dedim, her şeyi anlattım aileme. Annem çok ağladı. Eve dönünce babam eşimle konuştu. Biraz tantana oldu. Sonunda ayrıldım evden. Eşyalarımı aldım çıktım.

O ay ev patlamış. Nasıl patladığını kimse bilmiyor… İki katlı, bahçeli bir evdi. Yukarıda teyzemin oğlu kalıyordu. Her şeyi duyuyorlarmış ama “Aile meselesi karışmamız doğru olmayabilir” diyorlarmış. Kimseye anlatmamışlar çektiklerimi. Boşandıktan sonra yavaş yavaş kurtuldum. Çok şükür; şu anda çok iyiyim. Bu arada meğer onunla kaçmam, onu sevmem için muska yaptırmışlar; onu da öğrendim….

https://youtu.be/-2G_uzU7kLQ
Muska Sihir Büyü Yoluyla Evlilik Caiz mi

Continue Reading

Yaşanmış Cin Hikayeleri

Karanlıktaki Kahkaha Sesleri

Yaşanmış Kısa Cin & Korku Hikayeleri – Instagram takipçilerimizden birinden gelen gerçekten yaşanmış korku dolu bir hikaye.

Published

on

By

Yaşanmış Cin Kısa Korku Hikayeleri - Karanlıktan Gelen Kahkaha

Yaşanmış Kısa Cin & Korku Hikayeleri - Instagram takipçilerimizden birinden gelen gerçekten yaşanmış korku dolu karanlık bir hikaye. 



Benim de bir hikayem var... Ben paranormal şeylere bayılırım. Bundan bir süre önce bir yaz babannemle köye gitmiştik. Ailem İstanbul’da kaldı. Birkaç yıl önce; köydeki evimizde dedemin anne ve babası ölmüştü. O zamandan beri o eve hiç girmedim eve girdiğimde çok huzursuz oluyordum. 

Muska Meselesi

Dedem de tanıdığı bir hoca varmış “Oraya götür, muska yapsın” dedi. Bunları duyunca ben sinirden çıldırdım tabi. Çünkü ben hiçbir zaman muska bulunan bir ortamda rahat edememişimdir…

Neyse; birkaç hafta sonra babam geldi. Ben o hafta bir sebepten dolayı sinir krizi geçirdim. O kadar ki babama bıçak falan çektim o gün. Bu sinir krizi olayından sonra ne yapacağını bilemeyen babam dedemi aramış “Ne yapalım?” diye. Dedem de tanıdığı bir hoca varmış “Oraya götür, muska yapsın” dedi. Bunları duyunca ben sinirden çıldırdım tabi. Çünkü ben hiçbir zaman muska bulunan bir ortamda rahat edememişimdir nedense… 



Korku ya da başka bir sebepten; ne olduğunu bilmediğim bir durumdaydım… Kriz geçirdiğim günden bir gece önce bahçeye çıkmıştım… Gecenin çok geç saatleriydi. Telefonun flaşını açıp, yürüdüm biraz. Yol bayağı karanlıktı. Hiç ses yoktu. Kuş sesi bile… Ve telefon çekmiyordu. Ben daha da uzaklaştım evden. Telefonu sağa sola sallarken gözüme bir şey çarptı karşı taraftan. Tekrar ışığı tuttum kimse yoktu. “Kim var orada?!” diye bağırdım.

Karanlıktan Gelen Gülme Sesi

Kankamın dediğini yapıp, dışarıyı kontrol etmek amacıyla camdan baktığımda dehşete düştüm! Bir şey vardı orada… Bizim bahçedeydi…

Bir gülme sesi geldi. Korktum. Eve döndüm. Kendimi odaya kilitledim. Sonra telefonla kankamı arayarak, kankama az önce olan biteni anlattım. O sırada kankam “Bir dışarı bak camdan. Her şey normal mi diye…” dedi. Kankamın dediğini yapıp, dışarıyı kontrol etmek amacıyla camdan baktığımda dehşete düştüm! Bir şey vardı orada… Bizim bahçedeydi… Bana baktı, güldü ve kayboldu. O sıradaki şaşkınlığım ve merakım korkuma gelip geldi ve koşarak bahçeye indim. Bahçeye indiğimde ise kimse yoktu. O şeyin ne olduğunu bilmiyorum. Anlayamadım.



Zaten ertesi gün de az önce sözünü ettiğim sinir krizini geçirmiştim. Sinir krizinden sonraki gün sakinleşmek için çarşıya indim. Mezarlığa yakın bir yerde durduk. Babam telefonla konuşurken birini gördüm. Siyah elbiseli, yüzü gözükmeyen bir kadındı gördüğüm. Kadın, onu takip etmemi işaret etti. Peşinden gitmek için hareketlendiğim an babam kolumdan tuttu ve çekti. Kadın mezarlığa doğru gidiyordu. Babam beni durdurunca kadın da kayboldu. İki gün sonra İstanbul’a döndük. Şimdi daha iyiyim ama psikolojik destek almayı düşünüyorum.

Mezarlıktaki Kadının Gizemi

Sanırım bu konuda ailem hala benden bir şeyler saklamaya devam ediyor...

Babama mezarlıkta gördüğüm o kadını kendisinin de görüp görmediğini sorduğumda; bir anda yükseliyor ve bu konuyu kapamamı söylüyor... Ama yaşadıklarımın çocukluğumdan kalma şeyler olduğu kesin bence.

Ben bebekken yaşadığımız evin altında bir ceset bulunmuştu ve ailem çok kötü şeyler yaşamış. Bunları bana babaannem anlatmıştı. Daha doğrusu anlatmak zorunda kalmıştı. Çünkü ben bayağı ısrar etmiştim. O olaylar olduğunda ben bir yaşında filanmışım. Beş yaşındayken taşındık. Babaannemlerle ayrı yaşamaya başladık. Onlar huzurlu çünkü o ev onlara fazlasıyla uzak ama o ev benim karşı sokağımda. Bu yüzden asla balkona çıkmıyorum o evi görmemek için. Sanırım bu konuda ailem hala benden bir şeyler saklamaya devam ediyor...

Evdeki Ceset

Ben çok küçükken (dişlerimin bile daha çıkmadığı zamanlarda) o evden çıkmak için kendimi yerden yere atarmışım. O evden taşındıktan sonra normal bir çocuk olmuşum.

Evin altında bulunan ceset konusuna gelecek olursak... Aslında bu konuda çok detaylı bilgim yok hala ama amcalarımdan biri namaz kılardı her gün ve ben onun önünden geçmesem bile bana "Ben namaz kılarken önümden geçme!" derdi. Öbür amcam da gece odada onu birinin izlediğini söylerdi hep. Orada eskiden yaşayan kişinin dediklerine göre; kadının öldüğü ilk aylarda, duvar köşelerinden kan sızdığı görülüyor sabah olunca ise kayboluyormuş bu izler...

Biz orada yaşarken hep kavga çıkardı evde. Ben çok küçükken (dişlerimin bile daha çıkmadığı zamanlarda) o evden çıkmak için kendimi yerden yere atarmışım. O evden taşındıktan sonra normal bir çocuk olmuşum. Yani saldırgan halimden eser kalmamış. Cesedin orada olduğunu söyleyen kişi yani bizden önce orada yaşayan kişi yahut orada daha önce ölen o kadına ne olduğuyla ilgili pek bir fikrimiz yok. Babaannem evden taşındıktan sonra o kadını bir daha hiç görmediğini söylüyor...



Facebook, Instagram, Youtube, Twitter Hesaplarımızı Takip Edin

Facebook, Instagram, Twitter, Youtube, hesaplarımızı buradan altı çizili kelimeleri (link) tıklayarak takip edebilir, Facebook Paranormal Haber Grubu'na üye olarak siz de paylaşım yapabilirsiniz.

Anahtar Kelimeler: instagram, istanbul, köy, ev, telefon, sinir krizi, korku, kadın, gün, cam, bahçe, ses, muska, hoca, psikolojik destek, paranormal, korku hikayeleri, yaşanmış cin hikayeleri, kısa

Continue Reading

Yaşanmış Cin Hikayeleri

Define Aradığımız Köydeki Cinler

Yaşanmış Cin ve Kısa Korku Hikayeleri: Olayın yaşandığı yer Muğla’nın bir köyü. Sene 1978… Define arıyoruz. Tabii yaşadıklarımızdan sonra define işlerine tövbe ettik o ayrı…

Published

on

By

Define Aradığımız Köydeki Cinler - Yaşanmış Cin Hikayeleri - Kısa Korku Hikayeleri

Yaşanmış Cin ve Kısa Korku Hikayeleri: Olayın yaşandığı yer Muğla'nın bir köyü. Sene 1978… Define arıyoruz. Tabii yaşadıklarımızdan sonra define işlerine tövbe ettik o ayrı…

Define Aramak İçin Gözümüze Kestirdiğimiz Köy

Bu köyü de define aramak amacıyla gözümüze kestirmiştik. Bildiğimiz kadarıyla köy birkaç yıl önce bir cin vakası yüzünden terk edilmiş.

Muğla’nın bir köyünde çiftçilik yaparak geçinen biriyim. Olayı aslında pek anlatmak istemiyorum ama ne zaman anlatıp yarım bıraksam kabuslar görüyorum… Neyse; 18 Haziran gecesi (1978) Mustafa ve Vedat isimli arkadaşlarımla, define aramak amacıyla … köyüne gitmeye karar verdik. Köyde üç hane dışında diğer evler boş… Köy gündüzleri efsane güzel ancak geceleri zifiri karanlık oluyor ve ürpertici... 

Biz fakir olduğumuz için define işleriyle uğraşıyorduk. Bu köyü de define aramak amacıyla gözümüze kestirmiştik. Bildiğimiz kadarıyla köy birkaç yıl önce bir cin vakası yüzünden terk edilmiş. Tabi biz inanmıyorduk cine periye... Köye akşam üstü gidelim dedik ama karanlığa kalmak istemediğimiz için acele ediyorduk. Neyse; köye vardık ancak ölüm sessizliği var… Evlerin çoğu kırık dökük, sağlam olanlar da var ancak yine de görünüşleri ürperticiydi. 

Soğan Kabuklarını Cebine Dolduruyordu

Evin bahçesinde mezarlar vardı. Çocukları ve karısıymış meğer o mezardakiler... Dayı içeri davet etti ama evin için inanılmaz rutubet kokuyordu. 

Köyün ortasında büyük bir kavak ağacının altında yaşlı bir dayı gördük. Yanına gidip köy hakkında bilgi almak istedik. Malum jandarmaya ihbar edecek birileri olur korkusuyla. Dayı özellikle bizi görünce mutlu oldu “Oğullarım, hoşgeldiniz!” filan dedi. Dayıya köy hakkında sorular sorduk. Sustu dakikalarca... Sonra “Karnınız aç mı?” dedi. Biz de acıkmıştık; bizi evine götürdü. Evin bahçesinde mezarlar vardı. Çocukları ve karısıymış meğer o mezardakiler... Dayı içeri davet etti ama evin için inanılmaz rutubet kokuyordu. 

Ben bir ara evin dışında olan tuvalete gittim ihtiyaç gidermek için. Tuvaletin duvarlarında Arapça kelimeler yazıyordu. Tuvaletimi yaparken bir titreme geldi bana. Hemen kendimi dışarı attım. Bizimkiler sofraya oturdu dayıyla. Dayı kuru fasülye yapmıştı. Afiyetle yedik. Ancak dayı yemek sırasında kendi kendine gülüp duruyordu. Şizofren gibi hareketleri vardı. Mesela soğan kabuklarını cebine dolduruyordu. Bize de “Siz soğan yemeyin.” diyordu. Duvarlara nazar boncukları dizmiş, artık boya mı kan mı belli olmayan yazılar… Zaten ev bayağı küçük olduğu için insan nefes almakta zorlanıyordu. 

Evin Kapısı Kendi Kendine Açılıp Kapanıyordu

Camdan gördüğüm kadarıyla evin her yeri pislik içindeydi. Hatta örümcek ağı doluydu. Az önce nerden gelmişti o ses anlayamadım.

Artık kalkma vakti gelmişti. Az önce bize yemek verip, konukseverlik gösteren dayı, durup dururken bize küfürler yağdırmaya başladı. Koşa koşa köy meydanına geldik. Defineyi köyde bir evin bahçesinde arayacaktık. Define arayacağımız ev terk edilmiş olduğu için rahattık... El fenerleriyle aydınlattık kazacağımız yeri... Başladık kazmaya. O an evin kapısı açılıp kapandı! Acaba evde yaşayan biri mi var korkusuyla el fenerlerini kapattık. Ancak bir süre bekledikten sonra yine kazmaya devam ettik.. 

Biz kazmaya devam ederken evin kapısı tekrardan açılıp kapandı! Arkadaşlarıma “Siz kazın. Ben bir bakayım.” dedim. El fenerini alıp, eve yaklaştım. Üst katta birini gördüm ya da o an psikolojik olarak görmüşüm gibi geldi bana. Net değil… Camdan dışarı bakıyordu, içeri girdi. Ben de içeri girecektim ancak kapı kilitliydi. Camdan gördüğüm kadarıyla evin her yeri pislik içindeydi. Hatta örümcek ağı doluydu. Az önce nerden gelmişti o ses anlayamadım. Çaresiz tekrar döndüm kazmaya. Bayağı kazdık. 5 - 10 metre kadar kazmıştık ki arkadaşlar “Karnımız acıktı.” dediler. 

Define İşlerine Tövbe Ettik

Bir tane kağıt buldum yüklükte. Kağıtta Arapça olduğunu zannettiğim bir şeyler yazılıydı. Yere attım. Bu arada sesler de iyice artmıştı. Camlara sanki biri taş atıyordu…

Bahçede duran erik ağacından erik yemeye başladık. 10 dakika sonra, evin camları kırılmaya başladı ve ağaçlık alanda birinin koştuğunu gördük. Hemen alet edevatı toplayıp oradan uzaklaştık. Köy meydanında; o dayı, bizi bekler gibi; elinde tüfek vardı. Havaya ateş açtı. Biz de ters yöne kaçmaya başladık. Eski bir eve sığındık. Allah'tan kapısı açıktı. Eve sığınmıştık ama iyi ettik kötü mü ettik bilemiyorum. Evin üst katından sesler geliyordu hatta zincir sesleri duyuyorduk.

Bir tane kağıt buldum yüklükte. Kağıtta Arapça olduğunu zannettiğim bir şeyler yazılıydı. Yere attım. Bu arada sesler de iyice artmıştı. Camlara sanki biri taş atıyordu; hepsi kırıldı. İyice korkuya kapıldığımız için kaçmaya başladık. Köyden çıkana kadar bizi siyah bir köpek kovaladı… Allah’a şükür sağsalim eve varabildik. Sonra olayı araştırdık; o köyde aslında kimse yaşamıyormuş. Bize yemek veren dayı kimdi bilemiyorum? Artık cinlere inanıyorum. Define arayalım derken onları rahatsız ettik sanırım… Size tavsiyem; siz siz olun böyle şeylerden uzak durun… 

Anahtar Kelimeler: allah, define, kısa korku hikayeleri, yaşanmış cin hikayeleri, korku, cin, köy, mezar, hikaye.  

Continue Reading

Yaşanmış Cin Hikayeleri

Kabus Gecem

Instagram takipçilerimizden birinin yaşadığı ve bizlerle paylaştığı korku dolu cin vakası ve paranormal olay deneyimleri.

Published

on

By

Yaşanmış Cin Hikayeleri - Korku - Astral Seyahat

Instagram takipçilerimizden birinin yaşadığı ve bizlerle paylaştığı korku dolu cin vakası ve paranormal olay deneyimleri.

Ayetel Kürsi Okudum Yine de Gitmedi

Öylece durmuş, bana bakıyordu. Ayet-el Kürsi okudum; gitmedi. Hala bana dik dik bakıyordu. Ne yapacağımı bilemedim.

Ben daha cinlere yeni yeni ilgi duymaya başladığımda dönemde; bir gece, uyumadan önce stor perdenin aşağı sarkan ipinin durduk yere küçük küçük sallandığını gördüm. Aklıma zaten direkt olarak cinler geldi. Korka korka uyudum. Gece 2 gibi aniden uyandım. Tam karşımda; uzun kıyafetli, iri yapılı birisini gördüm. Öylece durmuş, bana bakıyordu. Ayet-el Kürsi okudum; gitmedi. Hala bana dik dik bakıyordu. Ne yapacağımı bilemedim. Korkudan yorganı üstüme çekip uyumaya çalıştım. Bir arada dalmışım artık bir şekilde. 

Aynı gece saat 3 gibi yine aniden uyandım. Bu sefer yatağımın yanında şu vardı: Uzun boylu, ağzı çok büyük ve uzun bir yaratık. Bana sırıtarak suyumu döktü ve bir an sonra aniden ortadan kayboldu. Yine aynı gece ve son kez olarak sabaha karşı saat 5’te bir kez daha kalktığımda; birisi yürüyerek odama girdi ve suyu kaldırıp gitti. Ve en korkunçu; ben gece uyurken kapıyı ve camları her zaman kilitliyordum. Bu bir alışkanlık bende. Yani odama gırı suyu kaldıram kişinin annem veya babam olma imkanı hiç yok…

Asral Seyahat Denemem

Kulaklıkla müzik dinleyerek uyumayı severim. Tam kulaklığı taktım; bir anda birisi “Ali!” diye seslendi ve arkasından kapının oradan tıkırtı gibi ses gelmeye başladı.

Bizzat yaşadığım ve sizinle paylaşmak istediğim ikinci olaysa ben bu satırları yazmadan sadece bir gün önce başımdan geçti. Yani dün gece. Benim yatağımın tam baş tarafında dolap vardır. Onun arkasında da kapı var. Yani ben kapıyı göremiyorum. Gece astral seyahat yapmayı denemiştim. Gözlerimi açtığımda karşımda çok büyük bir göz gördüm. Sonra bu göz bir anda kayboldu. Ben çok korktum tabi. Biraz sakinleşince uyumak için yattım. 

Kulaklıkla müzik dinleyerek uyumayı severim. Tam kulaklığı taktım; bir anda birisi “Ali!” diye seslendi ve arkasından kapının oradan tıkırtı gibi ses gelmeye başladı. Ve arkasından balkon kapısının açılıp kapanma sesi geldi. Cesaretimi toplayıp balkona gittiğimde ise kimse yoktu. Balkona çok hızlı bir şekilde gittim; hırsız olsa kesin görürdüm. Bildiğim bütün duaları okumama rağmen sabaha kadar uyuyamadım…

Anahtar Kelimeler: instagram, korku, cin vakası, paranormal olay, ayetel kürsi, cinler, astral seyahat, dualar.  

Continue Reading

Yaşanmış Cin Hikayeleri

Abbas Dayının Büyüsü Köyümüzü Mahvetti

Yaşanmış Cin Hikayeleri: Zengin olmak gayesiyle büyü yapan ancak sonucunda bütün bir köye cinlerin musallat olmasına yol açan Hacı Abbas’ın korku veren hikayesi…

Published

on

By

Yaşanmış Cin Hikayeleri - Korku Hikayeleri

Yaşanmış Cin Hikayeleri: Zengin olmak gayesiyle büyü yapan ancak sonucunda bütün bir köye cinlerin musallat olmasına yol açan Hacı Abbas’ın korku veren hikayesi… 

Pınarlı Köyünü Yok Eden Adam

Hacı Abbas yetmişli yaşlarında, namazında niyazında, fakir bir köylüydü. Bildiğim kadarıyla karısı ve çocukları “Git komşunun hayvanlarını zehirle, onlardan fazla kazanmasın…” gibi saçma sapan düşüncelerle fitne ve fesatlık sokuyorlardı adamın aklına.

Anlatılanlara göre sözü geçen korkunç olaylar 1990 yılında Pınarlı isimli bir köyde geçiyor. İlerleyen satırlarda okuyacağınız bu korkutucu hikayeyi ise olayların baş kahramanı / sorumlusu Hacı Abbas’ın bir yakınının anlattığı iddia ediliyor…  Olay 1990 yılında Pınarlı köyünde gerçekleşti. Köyümüz 15 haneli, tenha ve bir ücra köydü. Nasıl söyleyeyim; Hacı Abbas yetmişli yaşlarında, namazında niyazında, fakir bir köylüydü. Bildiğim kadarıyla karısı ve çocukları “Git komşunun hayvanlarını zehirle, onlardan fazla kazanmasın…” gibi saçma sapan düşüncelerle fitne ve fesatlık sokuyorlardı adamın aklına. Bir gün akşam namazından çıktıktan sonra Abbas dayı, geldi masama oturdu. Bir şey demedi; ağlamaya başladı durduk yere. “Ne oldu Abbas dayı?” dedim, yüzüme bakmadı ve eve gitti. Ben de yarım saat sonra eve gitmek için yola koyuldum. Tam eve gireceğim sırada; Abbas dayının, elinde kazmayla ormana doğru gittiğini gördüm. Takıldım peşine…

Eski Hamamdaki Büyü Ayini

İki tane gaz lambasını yere çapraz gelecek şekilde koydu. Çuvaldan bir tane tavuk çıkardı. Tavuğun kafasını kesip, kanıyla kendine bir çember oluşturdu. Ardından tavuğu yolmaya başladı.

Hava çok soğuktu ama nereye gidiyor merak ediyordum. Eski bir hamam vardı ormanın içinde Abbas amcanın gittiği yönde. Nerden baksanız 100 yıllık tarihi vardır. Abbas amca içeri girdi. Ben de dolaştım hamamın etrafını. Camdan onu izlemeye başladım. İki tane gaz lambasını yere çapraz gelecek şekilde koydu. Çuvaldan bir tane tavuk çıkardı. Tavuğun kafasını kesip, kanıyla kendine bir çember oluşturdu. Ardından tavuğu yolmaya başladı. O an yanlışlıkla kafamı cama vurdum. Bana doğru baktı ama karanlık olduğu için göremedi. Şansıma rüzgar da vardı. Tavuğu yolduktan sonra tüyleri çemberin üzerine serpti. Şalvarından bir kağıt çıkardı. Ortaya koydu ve  sonra “…” diye Arapça bir dua ya da onun gibi bir şey okudu. 

Korkudan Ayetel Kürsi Okumaya Başladı

Hacı Abbas korkudan bağırıyordu. Korkudan olsa gerek az önce okumakta olduğu o Arapça sözleri bırakıp, bildiğimiz Ayetel Kürsi okumaya başladı.

Yaklaşık beş dakika boyunca, bu Arapça dua veya büyü mü olduğundan emin olmadığım şeyi tekrar etmeye devam etti. Bu arada rüzgarın şiddeti de artmıştı, lodosa dönmüştü adeta. Tiz bir ses yankılandı (çınnn) gibi ardından gaz lambaları parladı. Hacı Abbas korkudan bağırıyordu. Korkudan olsa gerek az önce okumakta olduğu o Arapça sözleri bırakıp, bildiğimiz Ayetel Kürsi okumaya başladı. Eşyalarını orda bırakıp gitti. Bense nedense onun kadar korkmamıştım. Daha doğrusu gördüklerim karşısında kabaran merakım korkuma baskın gelmişti. İçeri girip o kağıdı aldım. Amacım büyü işleriyle uğraşan tanıdığım bir hocaya gösterip bütün bunların ne anlama geldiğini öğrenmekti. Ertesi sabah iki kilometre ötede bulunan köydeki büyü işleriyle uğraşan Halil efendiye sordum. Halil efendi bunun büyü olduğunu söyledi bana. “Yapan kişi büyü karşılığında cinlere birini kurban olarak verir. Karşılığında zenginlik, ferahlık, huzura kavuşur” dedi… Bana korunmam amacıyla bir muska yazdı verdi. 

Akşam Ezanından Sonra Kimse Kalmıyordu

Yolun sonunda ışıklandırma olmadığı için net göremedim ama Abbas dayının yakınlarında hareket eden, insan gölgesine benzer gölgeler gördüm.

Tam aradan iki ay kadar geçti… Köyde tuhaf bazı durumlar oluşmaya başladı… Artık cami eskisi kadar dolmuyordu mesela. Eskiden şen şakrak olan köye, şimdi alışılmışın dışında bir sessizlik hakimdi. Akşam ezanı okunduktan sonra kimse dışarı çıkmıyordu… Bir gece eve giderken bizim Celal emmiyi gördüm “Gel çay sölim” dedim; camı perdeyi kapadı. Benden kaçıyor gibiydiler. Balkonda sigara içerken Hacı Abbas’ı gördüm. Yolda tek başına yürüyordu. Aşağı indim. “Abbas dayı!” diyorum, duymuyor. “Abbas dayı!” diyorum yok; takmıyordu beni. Yolun sonunda ışıklandırma olmadığı için net göremedim ama Abbas dayının yakınlarında hareket eden, insan gölgesine benzer gölgeler gördüm. Ya da bilemiyorum belki de gördüğümü sanmışımdır… Abbas dayının önüne geçtim. Gözü kapalı yürüyordu resmen. Ağzından “…” diyordu. Korkudan hiçbir şey yapamadım. 

Büyünün Laneti Bütün Köyü Sarmış

Meğer büyünün laneti bütün köyü sarmış. Köydeki birçok kişi intihar etmeye kalkışmış. Ayriyeten dört köylü daha intihar ederek öldü. Nedense her evin önünde bir gölge beliriyordu. Sonra da intihar gerçekleşiyordu.

Bir süre sonra Abbas dayı gözden kayboldu. Koşarak eve geri döndüm. İki saat sonra Abbas dayının geri döndüğünü gördüm. Hiç unutmam; gece saat 03:45 civarı, silah sesleri duydum. Mahalleye indim, silah sesleri kesildi. Abbas dayının evine girdim o mu yaptı diye. Meğer Abbas dayı karısını ve çocuklarını silahla vurmuş. Ardından da kendini… Jandarmayı aradım. Olay yerinde araştırma yaptılar “Cinayet” deyip geçtiler. Asıl olaylarsa iki gün sonra başladı. Meğer büyünün laneti bütün köyü sarmış. Köydeki birçok kişi intihar etmeye kalkışmış. Ayriyeten dört köylü daha intihar ederek öldü. Nedense her evin önünde bir gölge beliriyordu. Sonra da intihar gerçekleşiyordu. Eşyalarımı bile arkada bırakıp o köyden kaçtım. Ancak, şu an rüyalarımda sürekli korkutuluyorum. Birileri beni boğuyor sanki. Artık ne yapacağım bilmiyorum… Allah hayırlı ölüm nasip etsin hepimize… 

Anahtar Kelimeler: büyü, köy, yaşanmış cin hikayeleri, korku hikayeleri, büyü, cinler, musallat, korku, hikaye, korkunç, olaylar, akşam ezanı, akşam namazı, ayetel kürsi, arapça, dua, ayin, intihar, lanet, gölge.

Continue Reading

Yaşanmış Cin Hikayeleri

Dişi Cinle Evlenen Arkadaşımın Akıbeti

Published

on

By

Yaşanmış Cin Hikayeleriİstanbul’a çalışmaya gittiğim ve kafamda bir sürü planların dolaştığı yıllardı. Bir kaç yıl önce aldığım işletme diplomamla zar zor da olsa özel bir bankada iş bulabilmiştim. İlk aylar tek başıma kiraladığım evde bekar hayatı yaşadım. Fakat artan masraflar, kafamdaki planlar için para biriktirmeyi bırak; ay sonunu bile zor getirmeme yetiyordu. Bu durum yaptığım aşırı harcamaları kontrol etmem gerektiği anlamına geliyordu. 

Aynı bankada beraber çalıştığım Murat isminde bir çocuk vardı. Kendisi benle aynı yaşlarda ve çok iyi birisiydi. Ufak krizlerimde ne zaman istesem borç verir “Acele etme; istediğin zaman ödersin.” derdi. Murat da aynı benim gibi kirada kalıyordu. Cebimin sıkışık olduğu bir gün Murat bana aynı evde kalmayı teklif etti. “Bu sayede kira masraflarını yarıya indiririz” dedi.

Bunu duyduğuma çok sevinmiştim. Ayrıca Murat çoğu yemeği yapmayı da biliyordu. Ben ise nadir zamanlar dışında sürekli dışarıdan yemek yiyordum. Teklifini kabul ettim. O hafta sonu Murat’la aynı evde kalmaya başladık. Aradan aylar geçti. Birbirimize oldukça alışmıştık. Aynı evde iki kardeş gibiydik. Bahar’ın sonlarına doğru Murat yazın ortasında düğününün olduğunu söyledi. 

Manisa’nın Bir Köyü

“Semih, ben yıllık iznimi erkenden alıp memlekete gideceğim. Düğün zamanı mutlaka sen de geleceksin. Sana bizim oraları da gezdiririm.” dedi. Ben de buna çok sevinip “Tabii ki kardeşim.” dedim. Murat izne çıkıp memlekete döndüğünde ben de ailemin yanına gittim. Ailemin yanında kısa süre kaldıktan sonra Muratın memleketi olan Manisa’ya biletimi aldım.

Sabahın erken saatlerinde şehir merkezine girer girmez Murat’ı aradım. Ona nerde olduğumu söyledim. Yarım saat sonra arabasıyla geldi. Yüzü oldukça neşeliydi. “Hayrola evleneceksin diye mi bu neşe?” diye sordum. Utangaç bir gülüş atıp “’Yok kardeşim; seni gördüm mutlu oldum. Hoşgeldin.” dedi. Tokalaşmamızın ardından “Aç mısın? Yolumuz uzun. İstersen şurada bir şeyler atıştıralım.” dedi. Ben de akşamdan beri boş olan mideme elimi atıp “Olur.” dedim. 

Yemekten sonra Murat’a yaşadığı yer hakkında sorular sordum. Ailesi şehir merkezinden oldukça uzak bir köyde kalıyordu. Şehir içinde de evleri vardı fakat yaz aylarını köyde geçiriyorlardı. Köye gitmeden önce şehirdeki evlerine uğradık. Murat evden birkaç parça eşya aldı. Saatler süren yolculuktan sonra nihayetinde asfalttan çıkıp toprak yola girdik. Yaklaştığımızı sanmıştım fakat Murat “Dur hele; daha yarım saatimiz daha var” deyince artık sınırdan çıktığımızı düşünmeye başlamıştım. 

Murat’ın da dediği gibi yarım saat sonra düz bir alanda kurulu olan köyü gördük. Murat “İşte benim büyüdüğüm topraklar” dedi. Aracın hızını düşürerek evlerin arasına daldık. Üç katlı bahçeli bir evin ön ünde durduk. Kapıda köpek kulübesinin yanında, yaşlı bir adam köpeğe yemek veriyordu. Araba sesini duyunca yaptığı işi bırakıp bize doğru yöneldi. Bana bakarak “Hoşgeldin oğlum.” dedi. Murat araya girerek bizi tanıştırdı 

“Bu; babam İbrahim” dedi. Sonra babasına dönerek “Bu da bahsettiğim arkadaşım Semih” Ayak üstü tanışmadan sonra eve girdik. Evde Murat’ın ablası ve annesiyle de tanıştım. Hepsi iyi insanlara benziyordu. Akşam yemeğinden sonra yolculuğun verdiği yorgunluk uykumu getirmişti. Murat’ın annesi bana hazırladıkları boş odayı göstererek erkenden yatabileceğimi söyleyince kendimi hemen odaya attım. Üzerimi değiştirip yatağa uzandım.

Düğün Hazırlıkları

Sabah dışardan gelen seslerle uyandım. Sabah diyorum ama saati kontrol ettiğimde vakit neredeyse öğlen 12’ye geliyordu. O kadar deliksiz uyumuştum ki kimse uyandırmamıştı herhalde. Aşağı indiğimde Murat’ın ablası beni görünce “Annem uyandırmak istemedi. Şimdi kahvaltını hazırlarım.” dedi. Ben de “Keşke uyandırsaydınız; zahmet olacak.” deyip avluya çıktım. Dışarıda Murat ve babası birkaç adamla konuşuyordu. Düğün hazırlıkları için yapılacakları ve alınacakları hesaplıyorlardı. 

Murat beni görünce “Günaydın. Rahat uyudun mu?” dedi. Ben de kafa sallayıp düğünün ne zaman olduğunu sordum. Düğün dört gün sonraydı. Avlunun girişindeki adamları bırakıp köpek kulübesine baktım. İçeride siyah beyaz, oldukça sevimli bir köpek yatıyordu. Islık çalınca dışarı çıkıp benimle oynamaya başladı. Tasmasında Paşa yazıyordu. Paşa’yla oyunumuzu bitirdikten sonra kahvaltımı yaptım. 

Kahvaltıdan sonra Murat’la arabayı alıp köyü gezdik. Murat bana düğünün yapılacağı yeri de gösterdi. Düğün alanı oldukça düz ve genişti. Orta bölümünde boyu beş metreyi geçmeyen birkaç ağaç vardı. Sonra evleneceği kız hakkında Murat’a sorular sordum. Kızın adı Meryem’di. Muratların köyüne yakın bir köyde ailesiyle beraber yaşıyordu. 

Uzun süre konuştuktan sonra bir ara Murat’ın sürekli göğsünü ovuşturduğunu gördüm. İlk başlarda dikkatimi çekmese de sonrasında iyi olup olmadığını sordum. Murat gayet emin ses tonuyla “Bir şeyim yok. Bazen bir ağrı oluyor ama geçiyor.” dedi. Kendisine sırıtarak “Aman koçum düğün gününe kadar dikkat et kendine.” dedim. İkimiz de kahkaha atıp arabaya bindik.

Eve döndüğümüzde güneş batmak üzereydi. Kapıda Paşa’ya laf atıp içeri girdik. Ev halkı masayı hazırlamış, bizi bekliyordu. Hemen sofraya oturduk. Yemekten sonra İbrahim amca evin önünde bir yandan sigarasını içip, diğer yandan telefonla düğün için ayarlamalar yapıyordu. Bir ara Murat’ın köyden arkadaşları geldi. Toplamda beş kişilik grup halinde küçük bir göl kıyısına gittik. Yanlarında malzeme de getirmişlerdi. Araba farları arasında kendimize güzel bir masa kurduk. 

Gece Yaşadığımız Tuhaflıklar ve Korku

Muhabbet üstüne muhabbet derken saat geceyarısını geçti. Daha fazla uzatmadan herkes evine döndü. Murat’la eve girdiğimize herkes uyuyordu. Fazla ses çıkarmadan üst kata çıktık. Merdiven çıkarken Murat yine göğsünü tutuyordu. Birbirimize “İyi geceler” deyip, odalarımıza geçtik. Hafif kıyak olan kafayla, yatar yatmaz uykuya daldım.

Paşa’nın havlama sesiyle uyandım. Öyle havlıyordu ki neredeyse hiç durmuyordu. Bir süre sonra artık sinirim bozulmuştu. Yataktan kalkıp ışığı açtım. Camdan aşağı baktım. Köpek deliler gibi kafasını eve çevirmiş havlı yordu. Tasmasını o kadar çekiştiriyordu ki neredeyse bağını koparacaktı. Elimle işaretler etsem de havlaması kesilmedi. Tekrardan yatağıma dönüp beklemeye başladım. Beş dakika sonra Paşa’nın sesi kesildi. 

Işığı kapatıp yatağıma uzandım. Fakat bu sefer de yan odadan gelen sesler uyumama engel oluyordu. Yan tarafım Murat’ın odasıydı. Horlama sesine benzer boğuk boğuk sesler geliyordu. İlk başta Murat’ın horladığını sandım fakat son günlerde sürekli elini göğsüne götürmesi beni kuşkulandırmıştı. Aklıma kötü şeyler gelmeye başladı. Acaba kriz mi geçiriyordu? 

Hemen yatağımdan kalkıp koridora çıktım. Az önce duyduğum seslerin şiddeti daha da artmıştı. Sanki birisi Murat’ı boğuyordu. Odasına yanaştığımda kapının altından soluk renkte ışıkların çıktığını gördüm. Elimi kapıya atıp hızlıca açtım. Kapıyı açtığımda az önceki ışıktan eser yoktu. Murat’ı tam olarak göremiyordum. Işığı açtığımda Murat yatağın üzerinde sırt üstü yatıyordu. Kıpkırmızı olan gözleri nerdeyse yerinden çıkmışçasına tavana bakıyordu. 

Neler olduğunu anlamadan yanına gidip “Murat! Ne oldu? İyimisin?” dedim. Cevap vermedi. Hala hızlı hızlı nefes alıyor ve tavana bakıyordu. Elimi omzuna attığımda birden kafasını çevirip bana baktı.Tam anlayamadığım bir şeyler söyleyip bağırmaya başladı. Bağırdıkça ağzından dayanılmayacak kadar kötü kokular çıkıyordu. Daha fazla dayanamayıp “İbrahim amca!” diye bağırdım. Sesimi duyan ev halkı saniyeler içinde Murat’ın odasına geldi. 

Onlar da neler olup bittiğini anlamaya çalışıyordu. İbrahim amca bana dönüp “Ne oldu?” diye sordu. Ben de olanları anlattım. Annesi ve ablası ağlayarak sürekli Murat’a sorular soruyor, ondan cevap bekli yorlardı. Tam o sırada Murat kuvvetli bir şekilde tüm nefesini verip, gözlerini kapadı. Herkes o korkuyla Murat’ı sarsmaya başladı. Fakat kontrol ettiğimizde nefesi normal alıyordu. 

Daha sonra birden bire uyanıp “Anne” dedi. Murat’ın sesini duymak herkesin içine su serpmişti. “Ne oldu? Neden ağlıyorsunuz?” diye sordu. Dakikalar önceki Murat gitmiş, yerine; tanıdığımız çocuk gelmişti. Beni de yatağının başında görünce yatakta doğruldu. Her tarafı sırılsıklam terlemişti. Tuhaf ve uykulu gözlerle bize bakıyor, neler olup bittiğini anlamaya çalışıyordu. Kimse konuşmayınca; horlama seslerini duyduğumu ve başına bir şey gelmesinden korktuğum için odasına geldiğimi söyledim. 

Murat da iyi olduğunu, uyumak istediğini söyledi. İbrahim amca “Tamam. Şimdi yatalım. Sabah olunca her şeyi konuşuruz.” dedi. Odadan çıkıp kendi odama geçtim. Hala az önce gördüklerimi anlamaya çalışı yordum. Murat’ın bana söyledikleri, kırmızı gözlerinin yuvalarından çıkmışçasına bakışı bende şok etkisi yaratmıştı. Zor da olsa uyumaya çalıştım. Uykuya daldığımda dışarıdan sabah ezanının sesi geliyordu.

Arkadaşımın Tuhaf Ve Korku Verici Halleri

Sabah erkenden uyandım. Zaten kesik kesik uyumuştum. Hemen alt kata indim. Gece yaşananlar tüm evi etkilemişti. Murat hariç herkes masadaydı. Murat’ın annesi bana bakarak “Murat kalkmadı mı?” dedi. Ben de kontrol etmediğimi söyledim. Murat’ı çağırmak için tekrar yukarı çıktım. Koridorda Murat’ın kapısına yaklaşırken nefes alıp verişimin ve kalp atışlarımın hızlandığını hissettim. Sonra içimden kendime kızıp “O senin arkadaşın. Saçma saçma şeyler düşünme.” dedim. 

Kapının ön üne geldiğimde kapıyı tıklattım. Yanıt gelmedi. Tekrardan tıklatıp “Murat! Uyandın mı kardeşim?” dedim. Yine ses çıkmadı. Kalbim ağzımda atıyordu. Artık sinirlerim bozulmuştu. Hızlı şekilde kapıyı açıp içeri girdim. Murat yatağında değildi. Kafamı sağa çevirdiğimde Murat’ın hemen kapının girişinde tuhaf bir ifadeyle bana baktığını gördüm. Koridora çıkıp, sinirli bir şekilde “Ne yapıyon lan sen manyak mısın?” diye bağırdım. 

Bağırmamı duyan İbrahim amca da yukarı geldi Murat babasının yanına gidip bütün gece uyuyamadığını, bu yüzden biraz uyumak istediğini söyledi. İbrahim amca Murat’a kahvaltı yapıp yapmayacağını sormasına rağmen Murat bu soruya cevap vermeden odasına girdi. Bana doğru dönerek kapıyı kapattı. Muratı’n yaptıklarına anlam veremiyordum. İbrahim amcayla birlikte aşağıya indik.

Kahvaltıda Murat’ın annesi ve babası bana sürekli sorular sordular. Dün geceyi anlatmamı istediler. Ben de olup biteni en ince ayrıntısına kadar anlattım. Eve döndüğümüzde Murat’ın normal olduğunu, benim tahminimce gece yaşanan olaydan sonra bu hale geldiğini söyledim. İbrahim amca düğüne birkaç gün kala evladının bu hale gelmesine çok üzülmüştü. Sürekli bana Murat’la konuşup derdinin ne olduğunu öğrenmemi söylüyordu. Ben de İbrahim amcaya Murat’ı tekrardan eski haline döndürmek için ne gerekiyorsa yapacağımı söyledim. 

Cin Yemeği

Murat o gün öğle yemeği için bile odasından çıkmamıştı. Gün boyunca dışarıda Paşa’yla vakit geçirdim. Akşam vakti İbrahim amca eve geldi. Tüm düğün hazırlıklarının tamamladığını söyledi. Hemen ardından da Murat’ın durumunu sordu. Annesi “Gün boyu odasındaydı. Birkaç defa kapısına gittim ama içeri girmemi istemedi.” dedi. Bunları duyunca İbrahim amcanın yüzü kızarmaya başlamıştı. “Biz kimin için uğraşıyoruz? Ne oldu bu çocuğa?” diyerek eve girdi. 

Murat’ın annesi Murat’ı bir de benim kontrol etmemi istedi. Eve girip üst kata çıktım. Kapının önüne gelip seslendim “Murat! Kardeşim! Yemek yemeyecek misin?” dedim. Murat karnının tok olduğu söyledi. “Dünden beri bir şey yemedin. Nasıl karnın tok oluyor?” dedim. Cevap vermedi. Tam arkamı dönüp aşağı inerken kapı açıldı. İçeride yine o soluk ışık vardı. Tekrardan gerilmeye başladım. Bacaklarımın titremesini hissediyordum. Kapının önüne gelince odanın içine baktım. 

Murat yatakta oturuyor ve önünde bulunan tahta kaptan ağzına siyah taneli bulamaç halinde bir şeyler götürüyordu. Gördüklerim midemi bulandırmaya başlamıştı. Yedikçe yiyor, bir yandan da odanın karşı tarafında birisine değişik bir dilde bir şeyler söyleyip gülüyordu. Kapıya doğru yanaşıp “Murat ne yapıyorsun?” diye bağırdım. Murat, aniden gülmeyi kesip kafasını bana çevirdi ve tuhaf bir sesle “Görmüyor musun; yemek yiyorum!” diye bağırdı. 

Onun bağırmasıyla kapı şiddetli biçimde üstüne kapandı. Korkudan tutmaz hale gelen bacaklarımı zar zor hareket ettirerek merdivenleri indim. Aşağı indiğimde İbrahim amca tam yere düşüyordum ki beni gördü. Hemen yan taraftaki koltuğa beni yatırdıklar. Kısa süreli konuşamadım. Kendime gelmeye başladığımda gördüklerimi anlatmaya çalıştım. Bunun üzerine İbrahim amca üst kata çıktı. Üst katta “Aç lan şu kapıyı! Aç kapıyı! Valla kıracam kapıyı!” sesleri yankılanıyordu. 

Birkaç dakika sonra İbrahim amca tekrardan aşağı indi. Öfkeden teninin rengi kıpkırmızı olmuş,  dudakları morarmıştı. “Kapıkilitlemiş.” dedi. Akşam yemeğinde kimse konuşmuyordu. Herkes Murat’a neler olduğunu anlamaya çalışıyordu. Yemeğin sonunda akşam üzeri Murat’ın odasında gördüklerim hakkında bana sorular sordular. Murat’ın annesi söylediklerime inanmak istemiyor, anlatırken her seferinde emin olup olmadığımı soruyordu. Bugün gördüklerim beni de oldukça etkilemişti. Artık Murat’ı eski arkadaşım olarak göremiyordum. Bir an önce düğünün olup bitmesini ve ailemin yanına dönmeyi istiyordum. 

Karımı Görmek İstiyor musun?

İbrahim amca yemekten sonra tekrar Murat’ın odasına çıktı. Murat yine kapıyı açmamıştı. Geç saatlere doğru herkes odasına çekilince ben de istemeyerek odama çıktım. Kapıyı kapatıp kilitledim. Gördüğüm onca şeyden sonra ev halkına belli etmemeye çalışsam da korkuyordum. Yatağa uzanıp uyumaya çalıştım. Işığı kapatmadığım için uyuyamıyordum. Kalkıp ışığı kapattım. Tekrardan yatağa uzandım. Bir ara derinlerden konuşma sesleri duyuyor gibi oldum. 

Sesler Murat’ın odasından geliyordu. Murat sanki biriyle konuşuyordu. Konuşması bittiğinde bu sefer de Paşa havlamaya başladı. Çıldırmak üzereydim. Kalkıp tekrardan ışığı açtım. Aşağı baktığımda Paşa öteye beriye saldırıyor yerinde duramıyordu. Sanki yabancı bir hayvan görmüş gibiydi. Paşa’yı izlerken odamın ışığı kapandı. Perdeyi bırakıp odanın içine baktım. Hemen tek hamlede ışığı açtım. Ne yapacağımı düşünürken yan taraftaki konuşmaların sesi artıyor; Paşa daha fazla havlıyordu. 

Odadan çıkıp İbrahim amcaları uyandırmanın doğru olacağını düşündüm. Odamdan çıktığımda Murat’ın odasının kapısı açıktı. İçeride yine o ışık vardı. O tarafa bakmadan İbrahim amcaların kaldığı odaya doğru yürüdüm. Tam odanın kapısını tıklatacakken arkamda “Semih!” diye bir ses duydum. Sesin sahibi çok iyi tanıdığım, arkadaşım Murat’tı. Tam arkamdaydı. Nefesini ensemde hissedebiliyordum. Her nefes verişinde ortalığa kötü bir koku yayılıyordu.

Kalbim neredeyse durma noktasında çalışıyordu. Cesaretimi toplayıp arkamı dönemiyordum. İbrahim amcaların kapısına dokunmak, onları uyandırmak istiyordum fakat elim hareket etmiyordu. En sonunda kendimi toparlayıp yavaşça arkaya dönmeye başladım. Arkaya döndüğümde gördüğüm ilk şey Murat’ın gözlerine düşen ateşti. Soru sormak istiyordum. Fakat dilim dönmüyordu. 

İçimden “Murat, bana zarar verme.” diye geçirdim. Murat bunu anlamış olacak ki “’Merak etme sana zarar vermeyeceğim.” diye cevap verdi. Sonra arkasını bana çevirerek odasına yöneldi. “Gel; seni karımla tanıştırayım.” dedi. Murat’ın ne dediğini tam anlayamamıştım. Peşinden gitmek istemesem de yürüyordum. Odanın kapısına geldiğimde içerisi en son gördüğüme göre çok değişikti. Camlarda siyah kalın perdeler, kırmızı yazı ve işlemeli duvarlar ve yine o iğrenç koku

Murat yavaşça yatağa oturdu. Bana doğru elini kaldırıp “Gel” dedi. Odaya girdim. Tüylerim diken diken olmuştu. Murat’ın yanına yaklaşmak istemiyordum. Çünkü bana zarar vermesinden korkuyordum. “Karımı görmek istiyor musun?” dedi. Cevap veremiyordum. Daha yüksek ve kalın sesle görmek “İstiyor musun!?” diye bağırdı. Dilim tutulmuş konuşamıyordum. Zor da olsa kesik kesik kekelemeyle “Ee.. evet” dedim. 

Murat, parmağını kaldırıp, karşıdaki büyük elbise dolabını gösterdi. Parmağını kaldırdığında parmak uçlarında siyah siyah boyalar vardı. Gösterdiği yerde bir şey görememiştim. Fakat yatağın yanındaki masanın üstünde dün gördüğüm tahta kabın içinde kanlı ve tüylü et parçaları vardı. Dolaba doğru gidiyordum. Ayaklarım kontrolümden çıkmıştı. Elimi büyük dolabın kapağına doğru uzattım kapağı yavaşça açtıkça dolaptan odaya soluk ışık huzmesi yayılmaya başladı. 

Ben açtıkça ışık artıyordu. Dolaptaki ışığa bakmamak içi gözlerimi kapamaya çalışıyordum. Fakat gözlerim bir şekilde açılmak istiyordu. Daha fazla direnemeden gözlerimi açtım. Dolapta gelinlik giyen kadın elindeki bıçakla kucağındaki hayvanı parçalıyordu. Hayvanı parçaladıkça kanlar gelinliğine damlıyordu. Gözlerimi kaldırıp kadının yüzüne baktım. Gözlerinin içi yok gibi bembeyazdı. Yaptığı işi bırakmış bana bakıyordu. 

Cinler Paşa’yı Öldürdüler

Ona baktığımı görünce tekrardan gözlerimi kucağındaki hayvana çevirdim. Hayvanın boynunda tasma vardı ve tasmada Paşa yazıyordu. Gözlerimi açtığımda İbrahim amcanın bağırdığını duydum. Odamın kapısının girişinde baygın halde bulmuşlardı beni. Yerden kalkar kalkmaz alt kata inip avluya çıktım. Paşa’nın kulübesine gidip Paşa’yı kontrol ettim. Hayvan kulübesinde değildi. İbrahim amcaya dönüp “Paşa’yı öldürdüler” dedim. İbrahim amca da “Ne öldürmesi oğlum? Kim öldürdü?” diye sordu. 

Kendimi toparlayıp avludaki sandalyelerden birine oturdum. İbrahim amcaya karısını çağırmasını, başımdan geçenlerin hepsini anlatacağımı söyledim. Murat’ın annesi ve ablası geldikten sonra dün gece yaşadıklarımın hepsini en ince ayrıntısına kadar anlattım. Anlatırken bir ara üst kata baktığımda Murat perde arasından bana bakıp, cam arkasından bir şeyler söylüyordu. İbrahim amca Murat’ın odasındaki duvaklı kadını ve Paşa’ya yaptıklarını duyunca hızlıca eve girdi. 

Biz de geriden onu takip ettik. Murat’ın odasının kapısına geldiğinde kapıyı yumruklamaya Murat’a küfretme ye başladı. Kapı kilitli olduğu için sürekli kapıyı zorluyor ve açmaya çalışıyordu. Kısa süre sonra Murat kapıyı açtı. İbrahim amca içeri girip Murat’ı dövmeye başladı. “Ne yaptın lan sen!? Odanda kadının ne işi var senin?!” diye söyleniyor, bir yandanda Murat’ı dövüyordu. Muratın annesi elbise dolabını açtığında gördükleri karşısında çığlık atmaya başlamıştı. 

Kadın daha fazla dayanamadı; yere yığıldı. İbrahim amca dolaba bakınca Paşa’nın delik deşik olmuş ve kanlar içinde kalmış postunu alarak odadan çıktı. Murat o sırada yatakta garip şekilde oturmuş kendi kendine tuhaf cümleler kuruyor ara ara gülüyordu. Bu yaşananlara daha fazla dayanmaya gücüm kalmadı. Odadan çıkıp kendi odama geçtim. Yatağın altındaki çantamı çıkarıp tüm eşyalarımı topladım. Artık ne Murat’la olan dostluğumuz ne düğün ne de evdekiler umrumda değildi. Bir an önce bu köyden gitmek istiyordum.

Murat’ı Son Görüşüm

Çantamı hazırlayıp, üzerimi değiştirdim. Odanın kapısını sessizce açıp koridora çıktım. Kimseye görünmek istemiyordum. Murat’ın odasına son kez bakıp bakmamak konusunda kararsız kalmıştım. Murat’ın kapısının önüne kadar gittim.Tam kapıyı tıklatacaktım ki vazgeçtim. Hızla merdivenlere doğru yürüdüm. İlk basamağı inmiştim ki bir ses geldi. Sesi duyar duymaz kalbim tekrardan hızlanmaya başladı. Arkamı döndüğümde Murat odasının kapısına yaslanmış bana bakıyordu. 

Gözlerinden gözyaşı gibi siyah bir şey akıyordu. Yüzü diğer zamanlara göre çok daha fazla beyazdı. İndiğim basamağı çıkıp gövdemi Murat’a çevirdim. Bir şeyler söylemek istiyor gibiydi. Sonrasında Murat bana doğru bir adım atıp “Hepsi benim hatam” dedi. Ne dediğini anlamamıştım. “Ben gidiyorum Murat” desem de beni duymamıştı. Odanın içinden çıkan bir kol, Murat’ı bileğinden tutup, odaya çekti. Murat tekrar odasına girdiğinde kapı sert bir şekilde üstüne kapandı. 

Murat’ın aklını iyice kaybettiğine ve artık benim de aklımı kaybetmeden bu evi terk etmem gerektiğine o an karar vermiştim. Alt kata indiğimde kimseler yoktu. Hemen avluya çıkıp hızlıca yürümeye başladım. Paşa’nın kulübesinden geçerken aklıma geçen gece gördüklerim geliyordu. Son bir kez dönüp eve baktım. Murat’ın odasında yanıp sönen o tuhaf ışık vardı ve Murat’ın ağlamayla karışık çığlık sesleri dışardan rahatça duyuluyordu.

Adımlarımı yola çevirip hızlıca köy meydanına gittim. Göl kıyısındaki çocuklardan birini gördüğümde şehir merkezine gitmem gerektiğini söyledim. Çocuk düğüne az bir süre kala nereye gittiğimi sorunca “Şehirden birşeyler alıp döneceğim” dedim. Merkeze inmek için yoldan geçen arabalara el atmamı söyledi. Akşam saatleri yaklaşırken şehire indim ve terminale gidip İstanbul biletimi aldım.

İstanbul’a öğle vakitlerinde geldim. Otobüsten iner inmez kendimi bir taksiye atıp eve gittim. Evde ne kadar eşyam varsa toparladım. Yaşadıklarımdan sonra Murat’la aynı evde kalamazdım. Hatta gittiğim gün bile o evde kalmadım. Yeni bir kiralık ev bulana kadar otelde kaldım. Çalıştığım bankaya uzak olmasına rağmen bulduğum yeni evi kiraladım. Kiraladığım günün akşamı eşyalarımı taşıyıp eve yerleştim.

İstanbul’a dönüşümden sonra günler geçti. Her gün Murat’ın banka kapısından içeri girmesini bekliyor; düğünün olup olmadığını ve ona sormadan evimi ayırdığım için bana ne gibi bir tepki vereceğini düşünüyordum. Fakat düşündüklerimin hiçbiri olmadı. 

Arkadaşımın Dişi Cinle İlişkisi  ve Cin Bebek

Aradan yıllar geçti. Artık evli ve 2 çocuk babası bir insandım. Evlendikten sonra İstanbul’da çalışmayı bırakmış artık İzmir’de bir bankada şube müdürlüğü yapıyordum. Eşimin anne ve babası Manisalıydı. Yıllık izine ayrıldığımız yaz ayında onları ziyarete gitmiştik. Trafik levhasında Murat’ın bulunduğu işçenin adını görünce birden kendimi ortamdan soyutlamış ve yıllar önce yaşadıklarımı tekrar yaşamış hissine kapılmıştım. Ben bu hisleri yaşarken eşimin uyarısıyla son anda kaza yapmaktan kurtulmuştuk. 

Aklımda tekrardan o köye gidip Murat’a neler olduğunu öğrenme fikri dolaşıyordu. Önce çocuklar ve eşimle gideceğimiz yere gittik. Bir gün sonra eşime çok samimi bir arkadaşımın bu civarlarda oturduğunu ve onu kısa süreli ziyaret etmem gerektiğini söyleyerek yanlarından ayrıldım. Murat’ın köyüne yaklaştıkça arabanın içine nefes alıp verişim hızlandı. Kendimi kontrol etmeye çalışsam da kalbimin şiddetli çarpışına engel olamıyordum. 

Aradan geçen yıllar köyü oldukça değiştirmiş, yeni yeni evler yapılmıştı. Bilmeme rağmen Muratların evinin olduğu yeri zar zor buldum. Ben üç katlı evle karşılaşmayı beklerken aynı noktada yapımı devam eden iki katlı inşaat halinde bir ev buldum. Dışarıda üç dört işçi sökülen kalıpları kamyona yüklüyordu. Yanlarına yaklaşıp “Kolay gelsin” dedim. Ufak bir muhabbetten sonra konuya girdim. Fakat hiç birinin ne Murat’tan ne de İbrahim amcadan haberi yoktu. İnşaatın içinden bir adam çağırıp “O daha iyi bilir.” dediler.

Çağırdıkları kişi yıllar önce köyden şehire nasıl gideceğimi sorduğum çocuktu. Oldukça değişmişti. Ben onu tanıdım fakat o beni tanıyamamıştı. Onunla da selamlaştıktan sonra Murat’ı aradığımı söyledim. Adamın suratı birden düştü. Yüzünü yere çevirip “‘Haberin yok öyle mi?” dedi. Ben “Neyden haberim yok?” diye sordum. Adam oturabileceğimiz bir yer gösterdi. Oturduktan sonra da “Murat öldü.” dedi. İlk duyduğumda aramızda birkaç saniye sessizlik oldu. Sonra kendimi toparlayıp “Nasıl öldü?” dedim. 

Anlatmaya başladı: “Seneler evvel Murat’ın düğününe bir gün kaldığı geceydi. Çoban Ahmet’in anlattığına göre Murat gece kalkıp babasının, annesinin ve ablasının odalarında uyuduğu bir zamanda evi ahırdan en üste kadar benzin döküp ateşe verdi. Yangın o kadar büyüktü ki köylü yangını fark ettiğinde ev yıkılmış kül olmuştu. Öncesinde yangını normal bir yangın sanıp Murat’ın da ailesiyle birlikte öldüğünü sandık. Fakat yangından bir hafta sonra köyün çocukları göl kıyısında simsiyah bir insan cesedi buldu. 

İlk bakmaya gidenler arasında ben de vardım. Cesedin gözleri oyulmuş, dili kesilmişti. Kolları arasındada bebeğe benzeyen ama suratı insan suratında olmayan bir şey vardı. Hemen jandarmayı aradık. Bir kaç gün sonra cesedin Murat’a ait olduğunu söylediler. Murat’ın başına nasıl böyle bir şeyin geldiğini kimse anlamadı. Cenazeden birkaç gün sonra köyde bir takım söylentiler dolaşmaya başladı. 

Söylenti şu şekildeydi. Güya Murat çocukluğunda dişi bir cinle gönül ilişkisi kurmuş ve bunu da sadece amcaoğluna söylemişti. Zaten bu söylentinin kaynağı da Murat’ın amcaoğluydu. Murat ne zaman ki evlenme yaşına gelmiş; bu varlık Murat’ı esir almış, onun bir başka kadınla evlenmesine izin vermemişti. Fakat Murat’ın evi yakmasını ve ailesini öldürmesine kimse anlam veremedi. Murat’la beraber kucağında bulduğumuz tuhaf bebeğin de Murat’ın, o cin kadından olan bebeği olabileceğini düşündük.

Adam anlatmayı bitirdiğinde ben yaşadığım olayları kafamda oturtmaya çalıştım. Birkaç sorudan sonra adamla vedalaşıp arabayla eşimin yanına gittim. İstanbul’a dönerken yıllar önce yaşadıklarımı ve sevdiğim bir insanın nasıl bu hallere geldiğini düşünüyordum.

Benzer Yaşanmış Cin Hikayeleri – Korku Hikayeleri

CİNLERLE CİNSEL İLİŞKİ VE EVLİLİK MÜMKÜN MÜ

CİNLER EŞİMLE EVLENMEK İSTİYORLARMIŞ

CİNLİ EŞ

Anahtar Kelimeler: yaşanmış cin hikayeleri, korku hikayeleri oku, dişi cin, cinlerle evlilik, tuhaf, istanbul, manisa, köy, ev.

Continue Reading

Yaşanmış Cin Hikayeleri

Yanlış Ezan

Yaşanmış Cin Hikayesi – Öğrenci evinde üç kişi kalıyorduk. Diğer iki arkadaşımdan biri benimleydi. O gece o da İstanbul’a gidecekti. Gitmeden önce karşı odanın camını kapatmasını söylemiştim. Neyse; arkadaşımın otobüsünün kalkış saati yaklaşınca vedalaştık ve gitti.

Published

on

By

Yaşanmış Cin Korku Hikayesi - Yanlış Ezan

Yaşanmış Cin HikayesiÖğrenci evinde üç kişi kalıyorduk. Diğer iki arkadaşımdan biri benimleydi. O gece o da İstanbul’a gidecekti. Gitmeden önce karşı odanın camını kapatmasını söylemiştim. Neyse; arkadaşımın otobüsünün kalkış saati yaklaşınca vedalaştık ve gitti.

Gece sanırsam saat 03 sularıydı; tam uykuya dalacağım, üstümden battaniye çekildi. “Hayırdır inşallah” dedim ve düzelttim. Ancak yine tam uykuya dalacakken aynı şey oldu. Bildiğim bütün sureleri okudum  ancak bu sefer battaniyemi gözüm açıkken çektiler. 

Evde Cin Var

O anda hatırlayabildiğim, aklımda kalan bilgilere göre; sabah ezanı okunana kadar yaşadığım bu anormallikler devam edecekti…

Hemen telefonun ışığını açtım. Odada zaten olması gerektiği gibi benden başka kimse yoktu ama gitmeden önce arkadaşıma kapatmasını tembihlediğim diğer odadaki cam açılmıştı. Çaresiz gittim kapattım. Odama döndüğümde dolabımın rafını ve kapısını açık buldum.

Ne yapacağımı bilmiyordum. Korkudan; apar topar hemen kıyafetlerimi hazırlayıp memlekete gitmeye karar verdim. Oda kapısının koluna yapıştım. Biri sert bir şekilde kapıya vurdu. Korktum; çıkamadım odadan.

Sonra sanki odanın içinde birçok şeyin nefes alıp verdiğini hissettim. Sanırım evde cin vardı ve onlarla ilgili o anda hatırlayabildiğim, aklımda kalan bilgilere göre sabah ezanı okunana kadar yaşadığım bu anormallikler devam edecekti.

Bir saat vardı daha ezana… Uyumak istedim ama sanki kulağımın dibinde biri nefes alıyor gibiydi. Bütün bu yaşadıklarımın üzerinde elektrikler de ansızın kesilince, bir anda soğuk terler boşaldı benden.

Nihayet Sabah Ezanı Okundu

Birden ezan okunmaya başladı. Lokantanın sahibi olan abiye “Daha deminden okunmadı mı bu ezan?” diye sordum.

Korkudan kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Kendimi biraz olsun güvende hissedebilmek için ailemi aradım. Telefonu kimse açmadı. Çaresiz kaldım. Bildiğim sureleri okumaya devam ettim. Tuvaletim gelmişti. Nihayet beklediğim an geldi ve ezan okundu.

Evin tuvaletine girmedim. Caminin lavabosunu kullanacaktım. Ancak tuhaf bir şekilde; her zaman gördüğüm; caminin yanındaki tuvaleti bulamadım! Caminin etrafında en az üç tur atmışımdır. Artık vücudum mesanemin baskısına daha fazla dayanamadı. Tenha bir köşede ihtiyacımı giderdim. 

Öğrenci evinde üniversite okumak için kaldığım ilçe ufak bir yerdi. Tek bir camisi vardı. Lokantanın oraya gittim. Adamla selamlaştık. Birden ezan okunmaya başladı. Lokantanın sahibi olan abiye “Daha deminden okunmadı mı bu ezan?” diye sordum. “Oğlum sabah sabah saçmalama. Hoca yeni gitti. Ezan daha şimdi okunmaya başladı” dedi. Lokantacının bu sözleri üzerine hepten telaş sardı beni. 

Hoca Cinli Evi İnceledi

Dua et oğlum; o ezanı sana yanlış okutanlar seni alamamışlar. Caminin tuvaletinde çok olurlardı; pislik bunların yuvaları” dedi. “İyi ki de sana Rabbim tuvaleti göstermemiş ” diye devam etti sözlerine… 

Cami çıkışı hocayı bulup anlattım her şeyi. Hoca evi görmek istedi. Bu işlerle uğraşmış önceden “Yatsı namazından sonra gideriz” dedi. Eve geldik. Hoca bana “Kapının önünde bekle” dedi. İçeriye girdi. Yarım saat çıkmadı. Sonra bir anda karşıma çıktı.

“Bir hafta gelmesin eve kimse ” deyip bazı yerlere Arapça bir şeyler yazdı. “Dua et oğlum; o ezanı sana yanlış okutanlar seni alamamışlar. Caminin tuvaletinde çok olurlardı; pislik bunların yuvaları” dedi. “İyi ki de sana Rabbim tuvaleti göstermemiş ” diye devam etti sözlerine… 

arkadaşım bir kızla ilişkiye girip hamile bırakmış ve kızın gebeliği daha iki aylıkken haplar sayesinde evin tuvaletinde düşürmüşler bebeği

Hocanın da yardımlarıyla hadisesiz bir şekilde bu olaylardan kurtulduktan bir süre sonra, bu olayın neden bu evde olduğunu öğrenmek istedim. Nedenini buldum da; diğer ev arkadaşım bir kızla ilişkiye girip hamile bırakmış ve kızın gebeliği daha iki aylıkken haplar sayesinde evin tuvaletinde düşürmüşler bebeği.

O arkadaşımdan bir daha ses soluk çıkmadı. Memleketinden geri gelmedi. Abisini aradım “Kapat telefonu, arama bir daha” diye nedenini anlayamadığım şekilde sert çıktı bana. 

Geceleri Ağlayan Bebek Sesi

Daha sonra öğrendim ki o ev arkadaşım bir gece birdenbire felç geçirmiş. Hiçbir yeri tutmuyormuş, ölü gibiymiş. Anladım ki bu dünya etme bulma dünyası. Sonra evimi değiştirdim. O eve giren diğer çocuklar, bir sohbet arasında, geceleri ağlayan bir bebek sesi duyduklarını söylediler.

Ben de o evde yaşadığım olayları anlattım onlara ve o günden itibaren o evde kimse kalmadı. Ben ise normal hayatıma devam ettim. Allah kimseyi o duruma düşürmesin…

Anahtar Kelimeler: yaşanmış cin hikayesi, öğrenci evi, ev, ev arkadaşı, gece, geceleri, ses, sure, arapça, hoca, dua, tuvalet, ezan, sabah ezanı, yatsı namazı, allah, olay, olaylar, cin, cinli ev, evde cin var.

Continue Reading

Yaşanmış Cin Hikayeleri

Köyümüze İfritleri Musallat Eden Büyü

Yaşanmış Cin Hikayeleri – Çok iyi hatırlıyorum; yaşadığımız korkunç olaylar 1986 yılı 8 Ağustos Cuma günü başladı.

Published

on

By

Köyümüze İfritleri Musallat Eden Büyü - Yaşanmış Cin Korku Hikayeleri

Yaşanmış Cin Hikayeleri – Çok iyi hatırlıyorum; yaşadığımız korkunç olaylar 1986 yılı 8 Ağustos Cuma günü başladı.

Olayların yaşandığı gün aslında gayet normal bir gün olarak başlamıştı. Köyde top peşinde koşturup sonrasında eve dönmüştüm. Annem akşam yemeğini hazırlamıştı; ben de sofrayı kurmaya yardım ediyordum. Babam, akşam namazını kıldı, sofraya oturdu. Haydi “Bismillah” deyip başladık yemeye. Yemeğimizi bitirdikten sonra annem sofrayı topladı. Biz de babamla sedire oturduk, konuştuk derken gece oldu. 

Uyandığımda Her Yer Sallanıyordu

Rüstem amcanın radyosundan haberleri dinledik. Bir daha deprem beklenmiyordu ama tuhaf olan bir şey vardı…

Annem yatakları kurarken; babam da yatsı namazını kılmak için camiye gittiydi. Namazını kılıp geldikten sonra yattık. Gaz lambasının söndürülmesiyle gözümü kapamam bir oldu. Annemin çığlığı; babamınsa “Oğlum kalk, kalk!” diye bağırışmalarına uyandım. Her yer sallanıyordu. İki saniye olmadı kendimizi köy meydanında bulduk. Bütün köylü aynı bizim gibi meydana toplanmıştı. Köy meydanında tabiri caizse bir arbede hakimdi. 

Çocuklar ağlıyor; anneleri onları sakinleştirmeye çalışıyordu. Kayıplarını arayanlar; bir daha eve dönmeye çalışanlar da az değildi. Sabahı bu şekilde etmiştik… Rüstem amcanın radyosundan haberleri dinledik. Bir daha deprem beklenmiyordu ama tuhaf olan bir şey vardı: Deprem sadece bizim köyde olmuştu. Biz bu sorunun cevabını düşüne duralım; akşam oldu. Baktık artçı deprem yok; biz de sonunda döndük evlerimize. 

Kaybolan Yedi Erkek Çocuğu

Biz de evde tek kalmaya korkup annemle Sabire yengenin evine geçtik. Bütün köyün kadınları çocuklarını almış, buraya toplanmıştı.

Köyden yedi oğlan çocuğu kaybolmuş; nasıl olduğunu bilen yok! Birdenbire oluvermiş.

Eve geçtik. Yıkık, kırık dökük ne varsa elimizden geldiğince onardık, tamir ettik. Annem mis gibi tarhana çorbası yapmıştı. Biz çorbalarımızı içip depremi tartışırken kapı çalındı. Gelen bakkal Hüseyin abiydi. Bizim köyden yedi oğlan çocuğu kaybolmuş; nasıl olduğunu bilen yok! Birdenbire oluvermiş. Depremin üstüne bir de bunun olması bizi iyice korkuturken babam da köylülerle birlikte çocukları aramaya gitti. 

Biz de evde tek kalmaya korkup annemle Sabire yengenin evine geçtik. Bütün köyün kadınları çocuklarını almış, buraya toplanmıştı. Çocukları kayıp olan beş kadın ağlaşıyor, diğer çocukların anaları çocuklarını an olsun yanlarından ayırmıyordu. Böyle böyle sabah saat dört olmuştu. Babamlar geldi. Çocukları bulamamışlar. Babam bizi aldı, eve geçtik. Sonra annemle babam yatarken, beni ortalarına aldılar. Bu kaçırılma vakası hepimizi korkutmuştu.

Köye Büyü mü Yapılmıştı

Biz birşey bulamamışken Rüstem amcanın oğlu Bahattin elinde bir şeyle çıktı geldi. Öyle boş boş bakıyordu. Biz “Neyin var Bahattin?” deyince bize hiçbir şey hatırlamadığını söyledi.

Birkaç gün geçti aradan… Çocuklardan hala haber yokken biz yeni aldığımız haberlerle yıkıldık. Bütün köyün koyunları telef olmuştu. Biz hala işe anlam veremeye duralım köye büyü yapıldı dedikoduları ayyuka çıkmıştı. Zaten gergin olduğumuz bu günlerde büyü dedikodusu ile sinirlerimiz iyice gerilmişti. 

Ben de babamla beraber köyün diğer erkekleriyle beraber köyün imamına gittik, konuştuk; acaba olabilir mi? diye sorgu sual etmek için. İmam “Ben bir şey bilemem ama yine de bir araştırmak lazım.” deyince kolları sıvadık, başladık araştırmaya.

Biz birşey bulamamışken Rüstem amcanın oğlu Bahattin elinde bir şeyle çıktı geldi. Öyle boş boş bakıyordu. Biz “Neyin var Bahattin?” deyince bize hiçbir şey hatırlamadığını söyledi. Elindeki şeyin ne olduğunu bilmiyor ve nereden aldığını hatırlamıyormuş. Tabi biz iyice korktuk. Rüstem amcam ve imam Bahattin’i kontrol ettiler; hiçbir şeyi yok idi. Sadece üstü başı toz olmuş, tırnaklarında toprak vardı. Anlaşılan bizim Bahattin bir yeri kazıp o şeyi çıkarmıştı. 

Büyü; Köye İfritleri Musallat Etmiş

Bilmem ne büyüsü imiş. (İsim vermeyeceğim.) Bu köyde çok kötü şeyler yapılmış imiş. Bu büyü de basit bir büyü değil imiş. Kırmızı büyü türüne girecek kadar güçlü bir büyüymüş. Büyü köye ifritleri musallat etmiş.

Şey dediğimiz; muska benzeri bir deriydi. İçini açıp baktık; garip garip rakama benzeyen şekiller vardı içinde. İmam bunun büyü olduğunu ama ne büyüsü olduğunu bilmediğini söyledi. “Beni aşar bu” dedi. O an benim can dostum sayılan Kemal söze karıştı. “Abi benim halama zamanında bir büyü yapıldıydı. Biz de karşı köyde bu işlerden anlayan bir hoca var; ona gittiydik. Bize ne olduğunu söyleyip, büyüyü çözdüydü. Bence ona sual etmekte fayda var.” 

Kemal’in söyledikleri üzerine biz de hocayı bulduk, sual ettik, konuştuk, köye getirdik. Hoca olanları dinledi, yazıyı inceledi. Bilmem ne büyüsü imiş. (İsim vermeyeceğim.) Bu köyde çok kötü şeyler yapılmış imiş. Bu büyü de basit bir büyü değil imiş. Kırmızı büyü türüne girecek kadar güçlü bir büyüymüş. Büyü köye ifritleri musallat etmiş. (Bilmeyenler için ifrit en güçlü cinlerdendir. Baş etmesi zordur)

Köyü Terk Etmeyenlerin Esrarengiz Ölümü

Onlar sanırsam belki de çocukları bir gün geri gelir umuduyla bütün korkularına rağmen köyde kalmayı tercih etmişlerdi… İşte anlatılana göre; Rüstem amca ve karısı evde ölü bulunmuş.

Hoca, sözlerinin devamında “Bunlar daha başlangıç… Yol yakınken kaçın. Bu büyüyü çözsek bile yine de baş edemeyiz.” dedi. Bu haberin ardından köydeki 15 evden 9’u kaçtı gitti köyden. Biz, Rüstem amcalar ve birkaç kişi kaldıydık. Amma velakin hoca haklı imiş. Biz kaldığımız süre boyunca evde kırılmayan tabak çanak kalmadı. Köyden iki kişi delirdi. Bahattin de kayboldu ortalıktan. Bu olaylara biz de yanamadık; dört aile daha ayrıldık köyden.

Biz gittikten sonra köyde kalan iki aileden biri Rüstem amcamınkiydi. Bahattin’in acısına kaldıydı… Diğeri de iki çocuğu kaçırılan bir diğer aileydi. Onlar sanırsam belki de çocukları bir gün geri gelir umuduyla bütün korkularına rağmen köyde kalmayı tercih etmişlerdi… İşte anlatılana göre; Rüstem amca ve karısı evde ölü bulunmuş. Diğer aile de aynı şekilde… Ama neden öldükleri hala çözülememiş. Ölüm raporlarında kalp krizi yazıyormuş. Bu olaylar hala çözülememiş. Bildiğim kadarıyla köy şu an halen terk edilmiş durumda…

Anahtar Kelimeler: yaşanmış cin hikayeleri, korkunç olaylar, akşam namazı, bismillah, yatsı namazı, cuma, deprem, tuhaf, şey, korku, korku hikayeleri, büyü, hoca, musallat, büyüsü.

Continue Reading

Yaşanmış Cin Hikayeleri

Cin Mahkemesi

Yaşanmış Cin Hikayesi – Rahmetli dedemin başından geçen bir olayı anlatmak istiyorum. Dedem, atıyla bir mezarlık yanından geçerken atı huzursuzlanmış, geri geri gitmek istemiş.

Published

on

By

Yaşanmış Cin Korku Hikayesi - Cin Mahkemesi

Yaşanmış Cin Hikayesi – Rahmetli dedemin başından geçen bir olayı anlatmak istiyorum. Dedem, atıyla bir mezarlık yanından geçerken atı huzursuzlanmış, geri geri gitmek istemiş. O sırada bir kayalık başında duran dedemin tabiriyle “yırtıcı bir hayvan” şeklinde bir varlık dedemin üzerine atılıp, saldırmaya kalkışmış. O esnada dedem hemen belinden tabancasını çıkarmış ve üzerine gelen o şeye birkaç el ateş etmiş! 

Gece Cinler Dedemi Mahkemeye Çıkarmışlar

Cinlerin dedemi götürdükleri mağaranın içi bildiğin bir mahkeme gibiymiş. Hatta hakimleri de varmış kürsüsü de…

Gerek üzerine gelen varlığın gerekse de dedemin ateşlediği silahın sesinin etkisiyle iyice ürken at, şahlanmış. Atını güç bela kontrol altına alabilen dedem doğruca evine, atıyla beraber ahıra girmiş… Dedemin anlattığına göre; o gece dedemi rüyasında cinler mahkeme etmişler. Asker üniformalı iki kişi dedemin koluna girip, onu bir mağaraya götürmüşler.

Bu arada dedemin gördüğü varlıkların şekli ise şöyleymiş: Elleri; ayaklarına değecek kadar uzun, kafaları kel, kulakları uzun… Cinlerin dedemi götürdükleri mağaranın içi bildiğin bir mahkeme gibiymiş. Hatta hakimleri de varmış kürsüsü de… Cin mahkemesinin hakimi, rahmetli dedeme “Oğlum Mehmet, gel!” diye adıyla seslenmiş. Bu sırada bir tarafta da dedemi görünce çok korkan bir başka cin varmış. O cin topallayarak yürüyormuş. 

Yaşanmış Cin Korku Hikayesi - Cin Mahkemesi 2
Bir tarafta da dedemi görünce korkan bir başka cin varmış. O cin topallayarak yürüyormuş. 

Dedem Cin Mahkemesinde Beraat Etmiş

Dedemin bu sözleri üzerine cin mahkemesi hakimi olayı anlamış ve dönüp bu bizim topal cine demiş “Biz seni nereye görevlendirdik, sen kimin önüne çıktın?!.”

Hakim dedeme sormuş “Oğlum Mehmet, sen neden buna ateş ettin?” Dedem cin mahkemesi hakimine cevap vermiş “Ben buna ateş etmedim ki! Ben, bana saldıran keçi gibi bir varlığa ateş ettim” Dedemin bu sözleri üzerine cin mahkemesi hakimi olayı anlamış ve dönüp bu bizim topal cine demiş “Biz seni nereye görevlendirdik, sen kimin önüne çıktın?!.” Sonra askerlerine emir vermiş “Atın bunu buradan! Cezasını verin!” diye.

Sonra dedeme dönüp demiş ki “Oğlum Mehmet, seni beraat ettiriyorum ve bundan sonra da sana bizden yana kimse görünmeyecek…” O olaydan sonra dedem bir daha bu tarz olaylar yaşamamış… Allah rahmet eylesin; bu olaydan önce yaşadığı başka şeyler de varmış; dişi cin musallatı gibi… Ama bu cin mahkemesi olayından sonra bir daha hiç olmamış.   

Anahtar Kelimeler: yaşanmış cin hikayesi, cin, cinler, cinlerin, cin mahkemesi, olay, varlık, şey, mağara, ev, asker, hakim, mahkeme, kürsü, dişi cin musallatı.

Continue Reading
Advertisement

Facebook Sayfamızı Takip Edin

Advertisement
Advertisement

Popüler