Korku Filmi “La Llorona – Lanetli Gözyaşları”

Korku Filmi “La Llorona – Lanetli Gözyaşları”

La Llorona – Lanetli Gözyaşları isimli korku filminin konusu ve izleyici yorumu…

La Llorona Adlı Korku Filminin Konusu

Filmin hikayesi 1970’lerde geçiyor. Anna; iki çocuk sahibi, polis olan kocasını kaybetmiş ve Çocuk Koruma Bürosu’nda çalışan dul bir kadın. Bir gün dört yıldır ilgilendiği Patricia adlı bir kadın ve çocuklarıyla ilgili ihbar ihbar nedeniyle, polis eşliğinde Patricia’nın evine gidiyor. Gittiğinde çocuklar ortada yok ve Patricia çok tuhaf davranıyor. Anna’ya onları korumak için çocukları güvenli bir yere sakladığını söylüyor. Evin her tarafında mumlar yanıyor ve kilitli bir kapının üzerine bir göz resmi çizilmiş. 

Kapıyı açmaya çalışırken Patricia, Anna’ya saldırıyor ve polis Patricia’yı etkisiz hale getiriyor. Kapıyı açıp çocukları kurtarıyorlar. Koruma amacıyla yurda yerleştiriyorlar. Çocukların vücudunda yara izleri gören Anna, bunu kimin yaptığını soruyor. Çocuklar “O yaptı” diyorlar. Anna “Anneniz mi yaptı?” diye sorunca “Hayır” diyorlar. Anna “Sizi koruyacağım. Burada güvendesiniz.” deyince çocuklar “Hiçbir yerde güvende değiliz.” diye cevaplıyorlar. 

Gece olduğunda kardeşler yurtta uyurken, kardeşlerden büyük olanı; Tomas, yatağından kalkıp, uyurgezer şekilde yurdun koridorlarında dolaşmaya başlıyor. Kardeşi de onun peşinden gidip seslenerek uyandırmaya çalışıyor. Bu noktada koridorda onları takip eden ve “O” dedikleri hayalet kadını ilk defa görüyoruz.

Aynı gece, sabaha karşı Anna’ya bir telefon geliyor. Bir polis memuru Anna’ya “Az önce Patricia Alvarez’in çocuklarının cesedini, nehirden çıkardıklarını” söylüyor. Olay yerine Anna’dan sonra gelen çocukların annesi, olanlar için Anna’yı suçluyor. “O”nu durdurmaya çalıştığını ama Anna’nın onu duymazdan geldiğini söylüyor. Anna “O”nun kim olduğu sorduğunda ise “La Llorona” cevabını alıyor. 

La Llorona Efsanesi

Anna’nın çocuklarını bırakacak kimsesi olmadığı için ölen çocuklarla hemen hemen aynı yaşta olan çocuklarını da yanında getirmiştir. Anna polislerle ilgilenirken oğlu Chris arabada uyumakta olan kız kardeşini bırakıp, olay yerinin olduğu çevrede dolaşmaya başlıyor ve La Llorona’yı görüyor. La Llorona’da onu… Anne ve çocuklarının La Llorona ile olan mücadelesi böylece başlıyor. 

Anna, boğularak ölen çocukların cenazesinde, o bölgenin kilisesinin rahibinde La Llorona efsanesini öğreniyor. Buna göre; La Llorona, yaşarken, Meksiko’nun en güzel kızıymış. Çok zengin ve yakışıklı bir çiftlik sahibi La Llorona’ya aşık olmuş ve mutlu bir aşk evliliği yapmışlar. Çok sevdikleri iki de oğulları olmuş. 

Ancak bir gün La Llorona, kocasını başka bir kadının kollarında yakalamış ve kıskançlığın verdiği öfke ile kocasının en değer verdiği şeyi elinden almak için kendi çocuklarını nehirde boğarak öldürmüş. Öfke krizi geçip kendine geldiğinde ne yaptığını fark etmiş ve kendini de; çocuklarını boğarak öldürdüğü nehre atarak intihar etmiş. O günden sonra ölen çocuklarının yerini alacak yeni çocuklar aramaya çalışmakla lanetlenmiş.

La Llorona yani ağlayan kadın efsanesi, yaramazlık yapan çocukları korkutmak ve terbiye etmek için kullanılan bir halk masalına dönüşmüş zamanla…

La Llorona İzlemeye Değer Bir Korku Filmi mi

Spoiler vermiş olmamak için filmin konusuyla ilgili daha fazla şey anlatmak istemiyorum. Filmin genel çerçevesi bu tabandan gelişiyor ve Anna ile çocuklarının La Llorona ile olan mücadelesini izliyoruz. Filmin gizem ve heyecan dozu korku unsurunun önüne geçmiş. Ama bu kötü bir durum değil bence. Filmi tavsiye eder miyim diye sorarsanız “İzlenmeyecek bir film değil” derim. Ama özellikle de tavsiye edilecek bir korku filmi değil. Hele film için gerçekleştirilen reklam kampanyasının yarattığı beklentiyi de göz önüne alırsak, ufak çaplı da olsa bir hayal kırıklığı dahi yaşayabiliriz.

write a comment

0 Comments

No Comments Yet!

You can be the one to start a conversation.

Add a Comment

Your data will be safe! Your e-mail address will not be published. Other data you enter will not be shared with any third party.
All * fields are required.