Connect with us
Yarı İnsan Yarı Hayvan Melez Mutant Yarı İnsan Yarı Hayvan Melez Mutant

Sıradışı Bilim

Yarı İnsan Yarı Hayvan Melezler mi Geliyor?

Japon hükümeti, bilim dünyasında çığır açacak bir gelişmenin önünü açtı. Dünyamız; çoğumuzun, sadece bilimkurgu film ve romanlarında olabileceğini düşündüğü yepyeni bir bilimsel gelişmeye gebe.

Published

on

Japon hükümeti, bilim dünyasında çığır açacak bir gelişmenin önünü açtı. Dünyamız; çoğumuzun, sadece bilimkurgu film ve romanlarında olabileceğini düşündüğü yepyeni bir bilimsel gelişmeye gebe.

İnsan Hayvan Melezlemesi Başlıyor

Genetik bilim uygulamalarında ve zaman içinde yaygınlaşırsa günlük yaşantımızda devrim gibi değişikliklere yol açacak gelişmenin merkezi Japonya. Japon hükümeti bu yılın başında verdiği izinle; insana ait hücrelerin hayvan embriyolarına yerleştirilmesi ve büyütülmesine ilişkin deneylerin önünü açtı.

İnsan Embriyoları Hayvanlara Nakledilecek

Nakauchi, konuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada: “Hemen insan organı yaratmayı ummuyoruz. Ancak verilen bu araştırma izni sayesinde bu konudaki çalışmalarımızı çok daha ileri noktalara taşıyabileceğiz” dedi.

Tokyo Üniversitesi ve Stanford Üniversitelerinde kök hücre araştırmaları yapan Hiromitsu Nakauchi, 10 yıldır beklediği bu izinle, insan hücreleri içeren hayvan embriyoları üretip, bu hücreleri taşıyıcı hayvanlara nakletmeyi planlıyor.

Ardından da bu hayvanları bebek gibi büyütüp, insan organlarıyla doğmasını sağlayacak. Nakauchi, konuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada: “Hemen insan organı yaratmayı ummuyoruz. Ancak verilen bu araştırma izni sayesinde bu konudaki çalışmalarımızı çok daha ileri noktalara taşıyabileceğiz” dedi.

Fareler İnsan Beyni Üretirse Deneyler Sonlandırılacak(!?)

“… hayvanların insan beyni üretmeleri durumu söz konusu olursa deneylerin sonlandırılacağı” ilan edilmiş olsa da aslında verilen bu sözün yerine getirilmeyeceği kesin gibi…

Deneyler ilk olarak genetik olarak müdahale edilmiş insan pluripotent kök hücrelerinin fare embriyolarına eklenmesiyle başlayacak. Bu hücreler, genetik yapıdaki farklılıkları nedeniyle birer pankreas oluşturmayacak.

Amaç, farenin insan kök hücrelerini kullanarak kendisine bir pankreas oluşturması olacak. Ekip, pankreasın oluşum sürecini takip edecek. Bu başarılı olursa domuzlar üzerinde deney yapılacak. Enjekte edilen kök hücreler farelerde insan beyni oluşturursa, araştırmaya son verilecek.

Her ne kadar söz konusu deneylerin; enjekte edilen kök hücreler sayesinde; hayvanların insan beyni üretmeleri durumu söz konusu olursa deneylerin sonlandırılacağı ilan edilmiş olsa da aslında verilen bu sözün yerine getirilmeyeceği kesin gibi…

Çalışmalar Yer Altına İnebilir

Belki hükümetlerin, muhafazakar kitlelerin yoğun baskısı nedeniyle, politik açıdan bu tür önlemler almaları ve / veya kısıtlamalar getirmeleri veyahut bu doğrultuda çalışmaları hayatın olağan akışına uygun bir durumdur. Ancak az çok hepimiz biliyoruz ki gerçek bilimadamları, bilgi ve keşif konusunda bir ipucu yakaladılar mı sonuçları her ne olursa olsun, o işin sonuna kadar gideceklerdir.

Olası politik yaptırım ve kısıtlamalar nedeniyle bu gibi konularda çalışma yapan bilimadamları en kötü ihtimalle çalışmalarını yeraltına indireceklerdir. Ve bunu yaparken bizce sponsor ve finansman bulmakta hiç de zorlanmayacaklardır.

Mutant Askerler

Özellikle aslan, timsah, yılan vb. gibi yırtıcı hayvanların özellikleriyle donanmış insan savaşçılar üretme teknolojisi hangi hükümetin / silah şirketinin hatta ilaç şirketinin ilgisini çekmez ki…

Sonuç itibariyle söz konusu araştırma, haberde her ne kadar doğrudan ifade edilmese de yarı insan yarı hayvan, melez canlıların yani mutantların hayatımıza girmesinin önünü açmaya talip görünüyor.

Özellikle aslan, timsah, yılan vb. gibi yırtıcı hayvanların özellikleriyle donanmış insan savaşçılar üretme teknolojisi hangi hükümetin / silah şirketinin hatta ilaç şirketinin ilgisini çekmez ki…

Advertisement
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sıradışı Bilim

Tesla’nın Gizli Kalmış ve Kayıp İcatları

Tesla’nın bazıları devrim yatacak nitelikteki bazı icatları, yaşadığı dönemin yüksek statülü insanlarının engellemeleri yüzünden herkesten gizlenmiştir.

Published

on

By

nikola tesla'nın icatları

Yaşadığı dönemde yaptıklarıyla günümüzü dahi etkileyen Nikola Tesla’nın alternatif akım, endüksiyon motoru ve Tesla bobini gibi birçok icadı bulunuyor. Ancak bunların yanı sıra, o dönemin yüksek statülü insanlarının engellemeleri yüzünden Tesla’nın belki de devrim yaratabilecek bazı icatları herkesten gizlenmiştir. Ayrıca Tesla bazı icatlarını da kendisi tehlikeli bulduğu için hayata geçirmemiştir. Gelin Tesla’nın gizli kalmış bu icatlarına birlikte göz atalım.

Tesla’nın Herkesçe Bilinen İcatları

1.Dönen Manyetik Alan
2.AC Motor
3.Radyo
4.Tesla Bobini
5.Alternatif Akım
6.Radar
7.Floresan
8.Uzaktan Kumanda
9.Hidroelektrik Santralı
10.Kuark

Tesla’nın Gizlenen ve Kayıp İcatları

Ölüm Işını

Tesla, 1930’larda Teleforce adını verdiği ölüm ışınını bulduğunu iddia etti. Cihaz, düşman uçaklarını, yabancı ordu gibi şeyleri ortadan kaldırmak için kullanılabilen yoğun bir enerji ışını üretebiliyordu. Tesla, bu ölüm ışını ile idari bölgelerin birbirlerini çok kolay bir şekilde yok edebileceğini düşünüyordu ve bu icat, bu nedenle hiç hayata geçirilmedi. Tesla, bu ışınla 200 mil mesafedeki herhangi bir şeyin yok edilebileceğini öngörüyordu.

Tesla’nın Osilatörü

1898’de Tesla, küçük bir sallanan cihaz yaptığını ve bu cihazı ofisine yerleştirip çalıştırdığında, binayı ve etrafındaki her şeyi sarstığını iddia etti. Yani başka bir deyişle, cihaz depremleri simüle edebiliyordu. Tesla böyle bir şeyin meydana getirebileceği korkunç şeylerin farkına vardığı cihazı etkisiz hale getirmek için eline bir çekiç aldığını ve çalışanlarına, sarsıntı ile ilgili soru sorulduğu takdirde haberleri olmadığını söylemeleri yönünde talimat verdiğini söyledi. Bazı teorisyenler, ABD hükümetinin Tesla’nın bu çalışmasını devam ettirdiğini düşünüyor.

Bedava Elektrik Sistemi

JP Morgan’dan aldığı finansmanla Tesla, 1901 ve 1902 yılları arasında New York’ta devasa bir kablosuz iletişim istasyonu olan Wardenclyffe Kulesi’ni tasarladı ve inşa etti. Tesla, bu istasyon aracılığıyla Atlantik üzerinden İngiltere’ye ve gemilere mesajlar, telefonlar ve fakslar iletmeyi planlıyordu. Proje başarılı olsaydı, herkes yere çapa zinciri saplayarak elektriğe sahip olabilecekti. Fakat, bu durum enerji endüstrisinde çok ciddi değişikliklere yol açabilirdi ve bu dünyadaki elit kesimin işine gelmedi. Tesla’nın amacını öğrenen Morgan, projeyi finanse etmeyi reddetti ve proje 1906 yılında yarıda bırakıldı.

Tesla’nın Uçan Dairesi

1911’de Tesla, yerçekimine karşı uçan bir makine yaptığına dair bir açıklama yaptı. Tesla’nın açıklamasına göre, bu uçan makine kanatlara ya da pervanelere sahip değildi. Hava durumu ve hava boşluklarına aldırmaksızın son derece güvenli bir şekilde ve yüksek hızlarda uçabilen makine, sınırsız bir enerji sistemiyle çalışıyordu. Yeni gelişmeye başlayan havacılık ve otomobil endüstrisinin petrole bağlı olduğu bir zamanda ortaya çıkan bu icat, tabii ki hoş karşılanmadı ve tarihin tozlu sayfalarındaki yerini aldı.

Hava Gemileri

Tesla, elektrikle çalışan, yerin 8 mil yukarısında uçan ve üç saatte New York’tan Londra’ya yolcu taşıyabilecek olan hava gemilerini tasarladı. Ayrıca Tesla, bu araçların güçlerini atmosferden edinebileceğini ve böylece yakıt almak için durmalarına gerek olmayacağını da düşünüyordu. Bu insansız hava gemileri, uzaktan hava saldırıları için kullanılabilecekti. Ancak bu icadı da yukarıda bahsettiğimiz icatları gibi hiçbir zaman hayata geçmedi…

Nikola Tesla Kimdir – Hayatı

NikolaTesla, Sırbistan’ın Similjan kasabasında 10 Temmuz 1856 tarihinde doğdu. Babası papaz, annesi ise ev aletleri ile ilgilenen, ev aletleri mucidi olarak tanınan bir kadındı. Tesla’nın Milca, Angelina ve Marica isimli üç kız kardeşi vardı. Tesla hiç evlenmedi. Kolay öfkelenen bir yapıya sahipti.

Tesla annesinin desteği ile fizik ve matematik alanında bilgisini ilerletti. Avusturya Prag Politeknik Üniversitesi’nin Graz’daki okulunda okudu. Almanca, İngilizce, Fransızca ve İtalyanca öğrendi. Elektrik üzerine olan bilgisini arttırdı.

Kişisel takıntıları ve asosyalliği nedeniyle üçüncü sınıfın ilk döneminde okulu bıraktı. Kimi çevreler okulu bitirdiğini söylese de Tesla üniversiteden mezun olamadı. Bu dönemde ailesiyle ilişkisini kesti. Abisinin 12 yaşında at kazasında hayatını kaybetmesi ve bu durumun gerçekleşmesinde Tesla’nın etkisi olduğu söylenir. Tesla’nın bu durumla suçlanması on da birçok takıntı oluşturdu ve şizofreniye yakın belirtiler gösterdi. Bir oto mühendislik firmasında çalışmaya başlayan Tesla, ağır bir depresyon dönemi yaşadı.

Babasının isteği ile Prag’ta Charles Ferdinand Üniversitesi’ne başladı. Babasının ölümü üzerine okulu bırakan Tesla, Paris’te bir telefon şirketinde çalışmaya başladı. Burada doğru akım motorları ve dinamolar konusunda önemli tecrübeler edindi. Bu dönemde firmada döner makinelerini korumak için regülatör benzeri kontrol cihazları icat etti.

Nikola Tesla, dünya bilim tarihini etkileyen ve değiştiren deneylere ve icatlara imza attı. En önemli buluşu elektriğin kablosuz olarak taşınabileceğinin deneysel olarak Londra fuarını aydınlatarak ispatlamasıdır. Bugün bilinen tüm iletişim sistemlerinin, uzay teknolojilerinin ve kablosuz iletişimin temelini attı.

Tesla’ya göre doğru akımı kullanmak sistem olarak yanlıştı. Alternatif akımı kullanarak jeneratör ve motordaki komütatörü ortadan kaldırmak gerektiğini düşündü. Ancak alternatif akım ile çalışacak bir motor bulunamadığından işi kolay olmadı. Sınıf arkadaşı Szigetti elektrik endüstrisinde devrim yaratacak dönen manyetik alanı keşif etti. Böylece komütatör ortadan kalkmış oldu. O da alternatif akım elektrik sistemini baştan sona tasarladı. Enerjinin ekonomik iletimi için yükseltici ve alçaltıcı, transformatörler ve motordan mekanik güç elde etmek için alternatif akım motorları onun tarafından bulundu.

1887 Kasım ve aralık aylarında Tesla buluşlarına toplam yedi adet ABD patenti aldı. 1886 Nisanında çok fazlı sistemler için patent aldı. Bu yılın sonuna kadar 18 patent daha aldı. Ardından birçok Avrupa patenti aldı. Şimdiki Adı IEEE olan o günkü AIEE de konferans verip dünya mühendislerine tek ve çok fazlı akım sistemlerini anlattı.

Tesla, Mors ile uzaktan haberleşmeyi ortadan kaldıran sistemi ile 1898 de Madesen Squaer Garden da bir gösteri düzenledi. Elektrik fuarı ve sirk alanı olan yerin ortasına büyük bir su tankı yerleştirdi. Bu tankın üzerine yüzmesi için 1 metre uzunluğunda bir tekne koydu. Radyo frekansı ile tekneyi uzaktan kumanda etti. Böylece bugünkü GPRS sisteminin, uzaktan kumandalı tüm sistemler ile uzay teknolojileri ve uzaktan iletişim sistemlerinin temelini attı.

Nikola Tesla, uzaktan kumanda sistemini bir araca uygulayan ilk kişidir. 1 metrelik bir tekneyi uzaktan kumanda ile yüzdürdü. Uzaya ses dalgaları gönderen ilk kişi oldu. Kozmik radyo dalgalarını bularak 1917 de cisimlerin üzerine bu dalgalarsı gönderip bir floresan ekran üzerinde topladı.

Tesla’nın Sıradışı Karakteri

Sıradışı bir karaktere sahipti. Para yönetiminde hiçbir zaman başarılı olamadı. Hayatının son yıllarını borçlarından kaçmak için sürekli otel değiştirerek geçirdi. Hayatının son dönemlerinde giderek garipleşerek içine kapandı. Bibliyografisini yazmak için kendini arayanları da reddetti. Not alma alışkanlığı yoktu. Her şeyi aklında tutuyor ve uyguluyordu.

Tesla’nın Ölümü ve İcatlarının Akıbeti

Nikola Tesla, 7 Ocak 1943 tarihinde 86 yaşındayken New Yorker Oteli’nin 33. katında, 3327 numaralı odasında otel görevlisi Alice Monaghan tarafından ölü olarak bulundu. Asistan Doktor H.W. Wembly teşhisine göre Tesla, koroner damarların kan pıhtılaşması ile tıkanması sonucu hayatını kaybetti. Ölmeden önce teleforce silahı adını verdiği bir çalışma yürütmekte olan Tesla’nın bütün dokümanlarına ABD hükümeti tarafından el konuldu.

Tesla’nın İcatları – Youtube Video

Tesla’nın 10 İnanılmaz İcadı

Tesla Hakkında Bir Başka Makale:

Nikola Tesla Gizemi

Continue Reading

Sıradışı Bilim

Korkudan Bayılan Ağaçlar

Bitkilerin korkudan bayılabildiklerini düşünceleri okuyabildiklerini hatta acı hissedebildiklerini ortaya koyan ve tesadüf eseri gelişen bir bilimsel deney.

Published

on

By

Bitki Ağaç Deney Yalan Makinesi

Bitkilerin korkudan bayılabildiklerini düşünceleri okuyabildiklerini hatta acı hissedebildiklerini ortaya koyan ve tesadüf eseri gelişen bir bilimsel deney.

Tesadüf Eseri Gelişen Bir Deney

1966 yılında, Amerika’nın tanınmış yalan makinesi uzmanı Cleve Backster, güvenlik görevlilerine poligraf aygıtının (yalan makinesi) kullanımı eğitimini verdiği okulunda uykusuz bir gece daha geçiriyordu.

Sonra sırf eğlence olsun diye, yalan makinesinin elektrotlarını kocaman yapraklı tropikal bitkisinin üzerine yerleştirdi. Yalan makinesi çeşitli korku, sevinç, şaşkınlık gibi durumların elektriksel değişimlerini ölçtüğüne göre; belki bitki de su dökünce seviniyordur diye alaylı alaylı güldü.

Bitkiyi suladığında galvanometre zikzaklar çizerek aşağı doğru indi. Oysa yukarı doğru bir hareket bekliyordu Backster. Yaprağını sıcak kahveye soktuğunda da beklediği tepkiyi görmedi. Sonunda kibriti alıp bitkiyi yakmayı düşündüğünde her şey değişti. Bitki çılgınca galvanometrenin ibresini tavan yaptırdı. İnanamadı Backster. “Nasıl yani?” dedi kendi kendine, “Bitki düşüncelerimi mi okudu?”

İnsanlık tarihinin önünde yeni bir dünya açılıyordu artık. Deneyler deneyleri kovaladı. Bitkilerin sadece düşünceleri okumakla kalmayıp çevrelerindeki her şeyi hissettikleri de çıktı ortaya. Kaynar suya atılan karideslerin ölümlerini, eline iğne battığında duyulan acıyı da hissediyordu bitkiler.

Korkudan Baygınlık Geçiren Bitkiler

Hatta kilometrelerce ötede olunsa bile yaşanan sevinç ve üzüntüleri de hissediyordu. Hatta korkudan baygınlık bile geçiriyordu.

Korkudan Bayılan Bitkiler Deneyi

Bir gün şehir dışından gelen bir botanikçi bayan içeri girdiğinde bütün bitkiler sessizleşti. Hiç birinden tepki gelmiyordu. Sanki hepsi birden sessizliğe bürünmüştü. Taaa ki o bayan havaalanından uçağa binip gittikten 45 dakika sonra yeniden tepki vermeye başladılar. Bayan botanikçinin bitkileri kurutup ölçümler yaptığını öğrendiği zaman anladı Backster, bayanı görünce bitkilerin korkudan bayıldıklarını.

Bir deney tasarladı. 6 yardımcısına aynı gece aynı saatlerde yapmak üzere farklı görevler verdi. Görevlerden biri gece yarısı gelip laboratuvardaki bitkilerden birini söküp parçalamaktı. Ertesi gün o gece bitkiyi parçalayan yardımcı içeri girdiğinde bütün bitkiler çılgınlar gibi haykırmaya başladı galvanometrelerin ibrelerinin tavan yapmasını böyle adlandırıyor Backster.

Bitkilerin Hafızaları da Var

Bu deneyden anlaşıldı ki bitkiler sadece hissetmiyor, aynı zamanda hafızaları da var. Ve Amerika’da bazı adlî vakalarda bitkilerin şahitliğine başvurulmaya başlandı. Bitkiler asla yanlış sonuç vermiyordu çünkü yalan nedir bilmiyorlardı. Bu çalışmalar makale olarak yayınlanmaya başlayınca dünyanın dört bir yanından bilimadamları konu üzerinde çalışmalara başladılar.

Koparılmış bir yaprak, kendisine güzel sözler söylenmesi durumunda normal yapraktan aylarca daha uzun süre canlı kalabiliyor. 120 km mesafedeki bir acıyı, sevinci hissedebiliyor. İnsanların düşüncelerini okuyabiliyor, kötülük yapanları hafızasına kaydedebiliyor. Aynı zamanda bu bilgileri diğer bitkilerle de paylaşıyor.

Bitkiler de İntihar Ediyor

Kendisine kötü davranılan bitki üzüntüsünden intihar bile ediyor. Yanındaki bitkinin susuz kalması durumunda kendi suyunu onunla paylaşıyor.

Bitkiler, bütün canlılarla iletişim kurma konusunda bizim hayallerimizin ötesinde bir hassasiyete sahip. Her biri doğanın bir parçası. Belki bir gün onları daha iyi anlama imkânımız olursa bize tarihin bütün yaşanmışlıklarını bile anlatabilirler. Avatar filminin esin kaynağı da bu çalışmalar ve elde edilen sonuçları.

Bitkiyi Eterle Bayıltıyor – Youtube Video

Bitkilerin acı ve tehlikeye verdiği tepki

Backster Etkisi – Bitkisel Psişizm

Backster etkisi Parapsikoloji’de bitkisel algılamayı ya da bitkilerdeki psişik algılamayı ifade eden bir terimdir. Bu alanda ilk incelemeleri gerçekleştiren ve bitkilerin de belli ölçülerde paranormal bir duyarlılığa sahip olduğu varsayımını ilk ortaya atan Cleve Backster’a ithafen bitkisel duyarlılık tepkileri onun adıyla adlandırılmıştır.

Aynı zamanda “yalan makinesi” olarak bilinen aygıtın da mucidi olan Backster’ın bu alandaki ilk önemli çalışması, 1966’da bir ev bitkisinin yapraklarına bağladığı elektrotlar aracılığıyla bitkilerde bir bellek bulunup bulunmadığını deneysel olarak anlama çalışmasıdır. Bir süre sonra daha güvenilir ve daha ayrıntılı bilimsel ölçümler elde etmek üzere, poligraf verileri yerine kalp ve beyin elektrolarını dikkate almaya başladı.

Çalışmalarının ilk sonuçlarını “Journal of Parapsychology”nin 1968 kış sayısında yayımladı. Çalışmalarına tıp dünyası ilgisiz kalmamış ve Medical World News dergisi 21 Mart 1969 sayısında Backster’in çalışmalarından övgüyle söz ederek, çalışmalarının tümüyle bilimsel olduğunu bildirmiştir.

Backster’in “hücresel düzeyde ilgel algılama” olarak sözünü ettiği bitkisel duyarlılık günümüzde Backster etkisi ve bitkisel psişizm adları altında incelenmektedir.

Backster’in yalan makinesinin elektrotlarını bitkilere bağlayarak yaptığı ilk deneylerde, makinenin ibresinin insanların heyecan halleri sırasında çizdiği çizgilere benzer çizgiler çizdiğini saptamıştır. Örneğin bir tehdit veya yaşamsal bir tehlike karşısındaki insan ve bitkinin heyecan halleri esnasında ibre aynı zikzakları çizmekteydi.

Ayrıca bir bitki önceden bir yaprağını kesmiş olan insan tekrar kendisine yaklaştığında ibre yine bu zikzakları çizmekteydi; yani bitki o kişinin kendisine yaklaşmakta olduğunu hem hissedebiliyordu, hem de o kişiyi unutmamış olduğunu gösteren bir belleğe sahip olduğunu gösteriyordu.

Continue Reading

Sıradışı Bilim

Köpekler Üzerinde Kafa Nakli Deneyi – Frankeştayn Köpekler

Köpekler ve Maymunlar Üzerinde Yapılan Kafa Nakli Deneyleri – Kafa nakli, ciddi bir bilimsel araştırmadan ziyade çoğunlukla bilim kurgu olarak görülmüştür.

Published

on

By

Köpekler Üzerinde Yapılan Kafa Nakli Deneyi

Köpekler ve Maymunlar Üzerinde Yapılan Kafa Nakli Deneyleri – Kafa nakli, ciddi bir bilimsel araştırmadan ziyade, çoğu zaman bilim kurgu öğesi gibi görülmüştür. Buna rağmen hayal gücü geniş bazı bilim insanlarının çabalarıyla, konu, bilim sınırları içine taşınabilmiştir.

Kafa Naklinin Öncüsü

Bu insanlardan ilk akla gelen kişi, tabii ki Vladimir Demikhov’dur. Kafa naklinin öncüsü olarak da anılan Demihov, 1930 ve 1950’li yıllarda yaptığı organ nakli çalışmalarıyla, hatırı sayılır bir şöhrete ulaşmıştır. Bu çalışmalarından en ünlüsü, kafa naklini içeren, çift başlı köpek deneyidir. Bu deney aynı zamanda tarihteki ilk kafa nakli denemesi olması sebebiyle de önemliydi. Nitekim bu tarihten sonra Amerikalı cerrah Robert J. White çift başlı köpek deneyini takiben 1970’te bir maymunun başını alarak başka bir maymuna nakletti.

Vladimir Petrovich Demikhov

Vladimir Petrovich Demikhov (1916 – 1998), Sovyet bilim insanı ve transplantasyon yani organ nakli konusunda yapılan bilimsel çalışmaların öncü isimlerinden biridir. 1930’larda ve 1950’lerde yaptığı çeşitli organ nakil deneyleriyle özellikle de köpek başı transplantasyonu ile tanınmıştır.

Çift Başlı Köpek

Bilinen en ilginç tıbbi operasyonlarından bir örnek vermek gerekirse; bir köpek yavrusunun başını, ön ayaklarıyla birlikte yetişkin bir başka köpeğe naklederek çift başlı köpek elde etmiş ve köpekler 2,5 ay kadar yaşamayı başarmışlardır. Nakledilen köpek yavru olduğu için yetişkin ev sahibi köpeğin kalbi iki başa da yeterli kanı pompalayabilmekteydi. Her iki baş da ayrı ayrı süt içebilmekte, hatta birbirlerinin kulaklarını ısırabilmekteydi.

Köpekler Üzerinde Kafa Nakli Deneyi
Köpekler üzerinde gerçekleştirilen kafa nakli operasyonundan bir kare.

Dr. Demihov çalışmalarına bir köpeğe yapay kan pompalayıcısı takarak başlamıştır. Ardından bir köpeğin göğsüne ikinci bir kalp takarak devam etmiştir. İkinci kalp için akciğerin bir bölümünü çıkarmıştır. İkinci kalp ritmini koruyarak orijinal kalpten bağımsız atmaya devam etmiştir. Sürekli denemelerin ardından iki kalpli köpekler iki buçuk ay yaşayabilmeye başlamıştır. Bazen orijinal kalp çalışmayı kesiyordu ve sonradan nakledilmiş kalp durana kadar vücudu idare ediyordu.

Frankeştayn’ın Köpekleri

O günün şartlarında yeni bir organı bedenin hemen kabul etmediği ve bağışıklık sisteminin yeni organı vücut kabul edene kadar geçici olarak zayıflatıldığının bilinmediği düşünüldüğünde yapılan operasyonun tarihi bir öneme sahip olduğu daha iyi anlaşılmaktadır. Köpekler daha sonra tıp tarihine Frankeştayn’ın Köpekleri olarak geçmiştir.

Kafa Nakli Araştırmaları

Bu çalışmalar Amerikalı cerrah Robert j. White’a ilham vererek Dr. White maymunlarda baş naklini gerçekleştirmiştir. Uzun çalışmaları sonucunda bir maymunun başı başka bir maymunun gövdesine nakletmiş ve hayvan bu şekilde yaşayabilmiştir.

Gelecekte insanların ciddi vücut yaralanmalarında uygun beden bulunana kadar geçici olarak bu yönteme başvurulabileceği öngörülebilir. Başka bir alternatif de; birden fazla organı hasar görmüş veya felç geçirmiş insanların başlarının, sağlam bir vücuda nakledilebilmesidir.

Vladimir Petrovich Demikhov’ un bu çalışmalarının bu gün gerçekleştirilen başarılı organ nakli operasyonlarına büyük katkısı olmuştur.

köpekler üzerinde yapılan kafa nakli deneyi
Continue Reading

Sıradışı Bilim

Uzun Saç Telepati Yeteneğini Artırıyor mu?

Saç deyince herkesin çoğunluğun ilk olarak saç modelleri, saç bakımı, saç boyası, saç dökülmesi, saç beyazlaması gibi çoğunlukla estetik sorunlar gelse de saçın aslında hiç bilmediğimiz sıra dışı bazı işlev ve özellikleri olabilir.

Published

on

By

Uzun saç telepati yeteneğini artırıyor mu

Saç deyince herkesin çoğunluğun ilk olarak saç modelleri, saç bakımı, saç boyası, saç dökülmesi, saç beyazlaması gibi çoğunlukla estetik sorunlar gelse de saçın aslında hiç bilmediğimiz sıra dışı bazı işlev ve özellikleri olabilir. 

Saç Sırları

Saçlarımız konusunda neredeyse sır olarak saklanıyor denebilecek kadar az bilinen ilginç, sıra dışı bir teori mevcut. Bu teori; saçlarımızın aslında sinir sistemimizin dışsallaşmış uzantıları olduğu, insan türünün hayatta kalma güdüsünün bir gereği olarak telepatik duyarlılığı geliştirdiğini savunuyor. Söz konusu teorinin ortaya çıkışı ise Amerikalıların, Vietnam Savaşı sırasında, özellikle kızılderili Amerikan askerleri üzerinde yaptıkları bir dizi deneye dayanıyor… 

Vietnam Savaşı’nda Yapılan Deneyler

Doksanlı yılların başında Sally (mahremiyetini korumak için isim değiştirildi) VA Hastanesinde çalışan lisanslı bir psikolog ile evlendi. Post travmatik stres rahatsızlığı olan savaş gazileri ile çalışıyordu. Onların çoğu Vietnam’da hizmet etmişti.

Sally anlatıyor, “Bir akşam kocam eve geldiğinde ellerinde kalın bir resmi görünen dosya vardı. İçinde hükümet tarafından görevlendirilmiş bazı araştırmaların yüzlerce sayfası vardı. Kocam içindekilerden şok oldu. O dökümanlarda okuduğu şey hayatını tamamen değiştirdi. O andan itibaren orta yaşlardaki muhafazakar kocam saçlarını uzattı ve bıyık bıraktı ve bir daha hiç kesmedi. Dahası, VA tıp merkezi bunu yapmasına izin verdi ve diğer çok muhafazakar adamlar da onu takip etti.

Dökümanları okurken nedenini anladım. Vietnam Savaşı sırasında savaş departmanındaki özel kuvvetler yetenekli casusları aramak için Amerikan Kızılderilileri bölgelerine gizli uzmanlar gönderiyordu, engebeli arazilerde gizlice hareket edecek eğitimli genç erkekleri arıyorlardı. Özellikle sıra dışı, neredeyse doğaüstü, iz sürme yetenekleri olan adamları arıyorlardı. Onlara yaklaşılmadan önce, bu dikkatle seçilmiş adamlar iz sürmede ve hayatta kalmada uzmanlar olarak dökümante ediliyordu.

Yeni askerleri askere almak için kullanılan işe yarayan düzgün cümlelerle olağan ayartmalarla, bu Kızılderililerin bazıları askerliğe kaydedildi. Askere kaydolduklarında, şaşırtıcı bir şey oldu. Kendi doğal bölgelerinde sahip oldukları yeteneklerin ve becerilerin gizemli bir şekilde yok olduğu görüldü, bu askerler başarısız olmaya devam ettiler.

Saçı Kesilen Kızılderilerin Telepatik Yatenekleri Azalıyordu

Ciddi performans başarısızlıkları, hükümetin bu acemi erleri kapsamlı şekilde test etmesine yol açtı. Beklendiği gibi performans gösterememeleri sorgulandığı zaman, daha yaşlı askerler ısrarlı şekilde askerlik nedeniyle saçları kesildiği zaman, artık düşmanı ‘hissedemedikleri’ yanıtını veriyorlardı. ‘Altıncı duyuya’ erişemiyorlardı, ‘sezgileri’ artık güvenilir değildi, ince işaretleri ‘okuyamıyorlardı’ ve süptil duyular dışı bilgiye erişemiyorlardı.

Test kurumu daha fazla Kızılderili asker topladı, saçlarını uzatmalarına izin verdi ve onları çoklu bölgelerde test etti. Tüm testlerde aynı skorları alan adamları ikili olarak bir araya getirdiler. Adamlardan birinin saçı kesilmezken, diğerinin saçı kesildi. Sonra iki adam tekrar teste tabi tutuldu. Saçları uzun olan adam yüksek skorlar almaya devam etti. Saçları kesilen adam daha önce yüksek skorlar aldığı testlerde başarısız oldu. Döküman tüm Kızılderili askerlerin saç kesiminden muaf tutulmasını tavsiye etti.

Saçlarımız Telepatik Antenlerimiz mi?

Memeli bedeni milyonlarca yıldır evrimleşmektedir. İnsan ve hayvanların hayatta kalma yeteneklerinin bazen neredeyse doğaüstü olduğu görülüyor. Bilim sürekli şekilde insanların ve hayvanların hayatta kalma şaşırtıcı yetenekleri ile ilgili daha fazla keşifler getiriyor. Bedenin her bir parçasının, bütün olarak bedenin esenliği ve hayatta kalması için icra ettiği duyarlı bir işi vardır. Bedenin her bir parçasının var olma nedeni vardır.

Saç sinir sisteminin bir uzantısıdır, dışsallaşmış sinirler olarak görülebilir; beyin sapına, limbik sisteme ve neokortekse çok fazla miktarlarda önemli bilgi aktaran bir tür son derece evrimleşmiş ‘duyarga’ veya ‘anten’ olarak düşünülebilir.

İnsanlarda sadece saç değil, erkeklerde yüz kılları beyne ulaşan bilgi ana yolu sağlar. Saç aynı zamanda enerji yayar, beyin tarafından dış ortama yayılan elektromanyetik enerjiyi yayar. Bir insan uzun saçlı iken ve saçlarını kestirdikten sonra Kirlian fotoğrafları ile bu görülmektedir. Saç kesildiği zaman, ortamdan alınan ve ortama gönderilen aktarımlar büyük ölçüde engellenir. Bu hissizleşme ile sonuçlanır.

Saç kesimi yerel ekosistemde çevresel stresin farkındalıksızlığına katkıda bulunan bir faktördür. Ayrıca her türde ilişkide duyarsızlığa katkıda bulunan bir faktördür.

Saçlarımız Telepatik Antenlerimiz mi – Video İzle

Facebook, Instagram, Youtube, Twitter Hesaplarımızı Takip Edin

Facebook, Instagram, Twitter, Youtube, hesaplarımızı buradan altı çizili kelimeleri (link) tıklayarak takip edebilir, Facebook Paranormal Haber Grubu‘na üye olarak siz de paylaşım yapabilirsiniz.

Continue Reading

Sıradışı Bilim

Facebook Düşünce Okuma Cihazını Test Etti

Facebook insanların düşüncelerini okuyarak yazıya çevirebilen cihaz üretmeyi planlıyor.

Published

on

By

Zihin Düşünce Okuma Makinesi Cihazı Facebook

Sosyal medya devi Facebook, San Francisco’daki Kaliforniya Üniversitesi’ndeki çalışmalara sağladığı finans desteği ile insanların düşüncelerini okuyarak yazıya çevirebilen cihaz üretmeyi planlıyor. Bu amaçla yapılan araştırmalarda yeni yazılım, gönüllüler üzerinde ilk kez denendi.

İlk Düşünce – Zihin Okuma Testleri Başarılı

Technology Review adlı internet sitesinin haberine göre, bilim insanları gönüllülerle yaptıkları çalışmalarda, listeden sorulan sorulara verilen basit yanıtları dinleyebildi. Araştırmanın başındaki Sinir bilimci Edward Chang ‘ECoC’ adı verilen elektrotları gönüllülerin beyinlerine yerleştirdi.

Epilepsi hastalığı dolayısıyla beyin ameliyatına girecek gönüllülere sorulan “Hangi müzik aletini tercih edersiniz?” sorusuna karşılık araştırmacılar, “piyano” veya “keman” cevaplarını aldılar. Facebook, araştırma projesinin devam ettiğini ve bu çalışma sayesinde konuşma engeli olan kişilerin iletişim kurmalarını yeniden sağlayabileceklerini açıkladı.

Zihin – düşünce okuma cihazının ilk örneklerinin sunumunu bu yılın sonunda yapmayı planlayan Facebook, bu cihazın beyni nasıl ölçeceği veya ne gibi şeyler yapabileceği konularında ise bilgi vermekten kaçındı. Facebook, 2017 yılında insanların düşüncelerini yazıya çevirerek dakikada yüz kelimeye kadar yazabilecek bir kafa bandı geliştirmek istediğini açıklamıştı.

Üniversitedeki araştırmacılar, bu cihazın uygulanabilir olup olmadığını sınamak için çalışmalarını sürdürürken; nörobilim etikçileri, beyindeki verilerin nasıl toplandığı, saklandığı ve kullandığı ile ilgili bazı kurallara ihtiyaç duyulacağını savunuyorlar.

  • Sıradışı Bilim * Zihin – Düşünce Okuma *
Continue Reading

Sıradışı Bilim

Uzaylılar Dünya Gezegeni’ni Çoktan Keşfetmiş Olabilir

Uzay araştırmaları konusunda çalışma yapan uzay bilim adamları, Dünya Gezegeni, uzaylılar ve uzayda yaşam konularını bilimsel çerçevede tartıştılar.

Published

on

By

Uzaylılar Dünya Gezegeni'ni Çoktan Keşfetmiş Olabilir - Uzay Araştırmaları -Uzayda Yaşam

Uzay araştırmaları konusunda çalışma yapan bilim adamları Fransa’nın başkenti Paris’te bir araya geldi. Dünya dışı canlılara mesajlar göndererek iletişime geçmeye çalışan METI organizasyonu tarafından düzenlenen toplantıda, uzay bilim adamları, uzaylıların bugüne kadar insanlarla temasa geçmemelerinin arkasındaki olası nedenleri ve uzayda yaşam konusundaki meşhur teorilerden biri olan”Büyük Sessizlik” kavramını ele aldılar.

Uzaylılar Dünya Gezegeni’ni Ziyaret Ediyor Olabilir

Uzaylılar Dünya Gezegeni'ni Çoktan Keşfetmiş Olabilir - Uzay Araştırmaları -Uzayda Yaşam
Uzaylılar Dünya Gezegeni’ni Çoktan Keşfetmiş Olabilir – Uzay Araştırmaları -Uzayda Yaşam

Uzay araştırmaları, teknolojinin gelişişimine paralel olarak her geçen gün ivme kazanıyor. Uzay bilimleri ve teknolojileri konusunda çalışmalar yapan bir grup bilim insanı, uzaydaki akıllı yaşam formlarının Dünya gezegenini halihazırda ziyaret etmiş olabileceğini açıkladı. “Dünyadışı Yaşamla Mesajlaşma Uluslararası Toplantısı”nda bir araya gelen bilim insanları, Paris’teki bilim müzesi Cité des Sciences et de l’Industriem’de gerçekleştirilen etkinlikte çeşitli iddia ve teorileri tartıştılar.

Sözü edilen teorinin temelinde uygun ortam bulunmasına rağmen Dünya gezegeni’nin atmosferi dışında hayatla karşılaşmamış olmamız var. Aynı iddiaya göre, uzaylılar bizimle iletişime geçmek yerine bizi uzaktan gözlemliyor. Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi’nin (NASA) bir başka çalışanı Alan Stern, insanoğlunun neden hala dünyadışı bir medeniyet ile iletişime geçemediğine dair yeni bir teori ortaya atmıştı. American Astronomical Society’nin düzenlediği konferasta bir açıklama yapan Stern, bunun nedeni olarak uzaylıların tahmin ettiğimizin aksine su altı bir medeniyet geliştirmiş olabileceği ihtimalinin altını çizdi. Stern, dünyadışı canlıların galaksinin başka bölümlerinde, yaşadıkları gezegende bulunan okyanusların derinliklerinde bulunuyor olabilecekleri iddiasını ortaya attı.

Uzaylılar Dünya Gezegeni’ne Ne Zaman Gelecek

Pekçok filme konu olan bu olayın neden henüz gerçekleşmediğini araştıran bilim insanları olası diğer senaryoları belirlemişti. Ancak herhangi bir gelişmiş medeniyetin Dünya gezegeni ile bağlantı kurması sandığımızdan daha uzun sürebilir. Zira uzaylıların kullandığı dalgaların seyahat mesafesi sandığımızdan daha yavaş olabilir. Ayrıca bu dalgalar bizim fark edemeyeceğimiz kompleks bir yapıya sahip olduğu için gözden kaçırıyor da olabiliriz. Zira uzayı 1984’ten beri dinliyoruz ve bu teknolojimiz oldukça ilkel olabilir. Ayrıca gezegenimizden 32 ışık yılı uzaklıktaki dalgalar henüz bize ulaşmış değil. Evrenin büyüklüğü göz önünde bulundurulduğunda bize doğru ilerleyen “ilk merhaba” mesajı hala yolda olabilir. Bizim de uzaya 100 yıldan biraz fazla süredir dalga gönderdiğimizi düşünürsek bizim mesajımızın da hala bir medeniyete ulaşamadığını söylemek mümkün.

En karamsar senaryoya göre, uzayda yaşam arayan tek medeniyet biz olabiliriz. Ya da başka bir gezegendeki yaşam daha biz ulaşamadan kendisini yok etmiş olabilir. Dünya gezegeninin Soğuk Savaş yıllarında nükleer savaş tehdidi altında yaşadığını düşünürsek başka bir uzaylı medeniyetin benzer bir sebepten yok olması da oldukça olası. 

Uzaylılar Dünya Gezegeni’ni İşgal Edebilir mi

En kötü senaryo ise Hollywood’un en çok işlediği konulardan biri olan gelişmiş bir uzay uygarlığının uzaydaki diğer uygarlıkları işgal ederek gelişimini sürdürmesi. Bu da bizimle bağlantıya geçmemelerini oldukça mantıklı hale getiriyor. 

Galaktik Hayvanat Bahçesi Teorisi

Keşfedilen olasılıklardan biri “Galaktik Hayvanat Bahçesi” senaryosudur. Bilim insanları, uzaylıların Dünya gezegenindeki yaşam hakkında zaten bilgi sahibi olduklarını ve sadece insanları uzaktan izleyerek, bilerek radardan uzak durduklarını söylüyorlar. Bu açıklamaya “Hayvanat Bahçesi Hipotezi” deniyor ve 1970’lerde gökbilimci John Bell tarafından tanıtılmıştı. Geçtiğimiz günlerde bu hipotez yeniden gündeme geldi. METI Başkanı Douglas Vakoch, IFLScience’a verdiği demeçte, uzaylıların dünyayı izlemesini insanların hayvanat bahçesinde kafesteki hayvanları izlemesine benzetiyor. Vakoch, METI’nin uzaylılara bir mesaj göndermeyi planladığını açıkladı. Vakoch, böylece dünyada akıllı bir yaşam olduğunu, dünyayı izleyen uzaylılara bildirme şansı elde edileceğini düşünüyor.

DNA’mız Dünya Dışı Varlıklardan mı Geliyor

DNA’mız Dünya Dışı Varlıklardan mı Geliyor

Tarihte İlk Roketi Osmanlılar mı Fırlattı

Tarihte İlk Roketi Osmanlılar mı Fırlattı

Uzaylı Olduğu İddia Edilen Mumyanın Sırrı Çözüldü

Uzaylı Olduğu İddia Edilen Mumyanın Sırrı Çözüldü

Continue Reading

Sıradışı Bilim

Nikola Tesla Gizemi

Nikola Tesla; Sırp asıllı mucit. Bilim ve teknolojiyi “kökünden değiştiren birçok buluşa imza atmasına rağmen ders kitaplarında ismi neredeyse hiç geçmez.

Published

on

By

Nikola Tasla - Nicola Tesla

Nikola Tesla, Sırp asıllı Amerikalı mucit, fizikçi ve elektrofizik uzmanıdır. Bilim ve teknolojiyi “kökünden değiştiren birçok buluşa imza atmasına rağmen ders kitaplarında ismi neredeyse hiç geçmez.

Özellikle “elektriğin kablosuz iletimi” gibi bir buluşu ve bunu kanıtlaması onun ne kadar eşsiz bir mucit olduğunu anlatmaya yeter. Radyoyu Marconi icat etti sanılır, X ışınlarını Röntgen’in keşfettiği, vakum tüp amplifikatörünü de Forest’in… Ayrıca Floresan lambayı, neon ışıklarını, hız ölçeri, otomobillerdeki ateşleme sistemini, radarın temellerini, elektron mikroskobunu ve mikrodalga fırını da Nikola Tesla’nın icat ettiğini bilen kişi sayısı oldukça azdır. AC akım jeneratörleri ve motorları, MRI , lazer teknolojisi, robot teknolojisi, deprem makinesi de Nikola Tesla’nın teorileri kaynaklık edinilerek yaratılmış projelerdir. 7 Ocak 1943 itibariyle, yirmi altı ülkede kendisine ait üç yüze yakın patenti bulunmaktaydı.

Nikola Tesla Kimdir – Nikola Tesla Hayatı Kısaca

1856’da Hırvatistan’daki Smijlan’da doğar. Babası bir papaz olan Tesla’nın annesi okuyup yazamamasına karşın, halk arasında pratik ev gereçleri mucidi olarak bilinirdi. Nikola’ya göre annesi, yaratıcı dahi olmaya adaydı. Babası her zaman papaz olmasını istiyordu, Tesla ise mühendislik okumayı istiyordu. Tesla ölümcül bir hastalık sırasında, mühendislik okursam çok daha iyi olurum demiş, babası da onu kıramamıştır. Annesinin de desteğine sahip olan Tesla, fizik ve matematikte bilgisini arttırırken Graz’daki Politeknik okuluna girdi ve Prag Üniversitesi’nde eğitimini sürdürdü.

Nikola ailedeki beş çocuktan biriydi. İlk soyadı Draganic olup daha sonra reşit olunca bu soyadını kullanmak istemediği için mahkemeye başvurup Tesla olarak değiştirmiştir. Bir büyük erkek kardeşi vardı ve adı Dane (Daniel) idi. Ağabeyi, Nikola 5 yaşındayken ölmüştür.Öldüğü sırada Dane, henüz 12 yaşındadır. Ağabeyi Dane ata binme kazası yüzünden öldü. Bazı kaynaklar da ağabeyi ata bindiği sırada Tesla’nın atı korkutmasından dolayı kazaya neden olduğu söylenir. Bazı iddialara göre abisini henüz çocukken kaybettiği için Tesla’da birçok takıntı oluşmuş ve şizofreniye yakın belirtiler göstermiştir.

Milka, Angelina ve Marica isminde üç kız kardeşi vardı. Ailesi 1862 yılında Gospić’e göç etti. Tesla okula Karlovac’ta gitti. Tesla Avusturya Graz Politeknik’e 1875 yılında başladı burada elektrik üzerine olan bilgisini arttırdı. Ancak kişisel takıntıları ve asosyalliği nedeniyle üçüncü sınıfın ilk döneminden itibaren okulu bıraktı. Kimi çevreler okulu bitirdiğini söylese de üniversite Tesla’nın mezun olmadığını ve okula 1878’in ilk döneminden sonra devam etmediğini bildirmiştir. Ailesiyle ilişkisini keserek bir oto mühendislik firmasında çalışmaya başlayan Tesla bu dönem oldukça ağır bir depresyon dönemi geçirdi.

Daha sonra babasının isteği üzerine Prag’da Charles Ferdinand Üniversitesi’ne başladı. Burada bir yaz dönemi öğretimine devam etti ve babasının ölümü üzerine okulu bıraktı. Sonra Paris’te bir telefon şirketinde çalışmaya başladı. Burada doğru akım motorları ve dinamolar konusunda geniş ve önemli tecrübeler edindi. Oradayken çalıştığı döner makinelerini korumak için regüle edici kontrol cihazları icat etti.

Tesla ve Edison

Tesla, 1884’te Birleşik devletlere ilk defa geldiğinde, Thomas Edison için çalışır. Edison ampulün patentini yeni almıştır ve elektriğin dağıtımı için bir sisteme ihtiyaç duymaktadır. Tesla’dan bu konuda yardım istemiş, eğer sistemdeki sorunu çözebilirse büyük miktarda para vereceğini söylemiştir.

Tesla sistemdeki sorunları çözerek Edison’u belki de milyon dolarlık bir masraftan kurtarmıştır ancak vaat edilen parayı hiçbir zaman
alamamıştır. Edison, ölüm döşeğindeyken Tesla’yı af dilemek için yanına çağırtmış fakat Tesla “Vaktimi boş laflar dinleyerek geçireceğime, insanlık adına gerekli icatları bularak geçiririm.” diyerek Edison’un son arzusunu
yerine getirmemiş ve yanına gitmemiştir.

Ölümü ve Geride Bıraktıkları

Nikola Tesla hiç evlenmemiştir. Bekar ve aseksüel olmasının bilimsel yeteneklerine yardımcı olduğunu düşünüyordu. Yıllar geçtikçe, ondan, gittikçe daha az haber alınmaya başlandı. Bazen gazeteci ve biyografi yazarları onu arayıp röportaj yapmak istiyorlardı. Gittikçe garipleşti, gerçeklerden uzaklaştı, aldatıcı hayalciliğe yöneldi. Not alma alışkanlığı edinmemişti. Her zaman tüm araştırma ve deneylerine ait tüm bilgiyi aklında tutabildiğini iddia ve ispat etti. 150 yıl yaşamaya kararlı olduğunu ve 100 yaşının üstüne eriştiği zaman, araştırma ve deneyleri sırasında topladığı bütün bilgiyi etraflıca anlatarak, anılarını yazacağını söyledi.

Sıradışı bir karaktere sahip olan Tesla, para yönetiminde hiçbir zaman başarılı olamadığı için hayatının son yıllarını borçlarından kaçmak için sürekli otel değiştirerek geçirdi. 7 Ocak 1943 tarihinde 86 yaşındayken New Yorker Oteli’nin bir odasında kalp yetmezliği sebebiyle hayata veda etti. Ölmeden önce teleforce silahı adını verdiği bir çalışma yürütmekte olan Tesla’nın bütün dokümanlarına ABD hükümeti tarafından el konuldu. Tesla’nın geride bıraktıkları ile en çok ilişkilendirilen kurum Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü oldu. Tesla’dan geride kalanlar üzerinde çalışmalara devam edildiği ve geliştirilen teknolojiler olduğu söylentileri bulunmaktadır.

Nikola Tesla İcatları – Buluşları

Nikola Tesla, ilk defa elektriğin bir kaynaktan çevreye yayılarak kablosuz ve çok yüksek miktarlarda iletilebileceğini söylemiştir. Daha sonra yaptığı deneylerle de bunu kanıtlamıştır.

Nikola Tesla, AC Akım Jenaratörleri ve Motorları, MRI , lazer teknolojisi, robot teknolojisi, deprem makinesi de Nikola Tesla'nın teorileri kaynaklık edinilerek yaratılmış projelerdir.  3. Tesla, 1884'te Birleşik devletlere ilk defa geldiğinde, Thomas Edison için çalışır. Edison henüz ampulün patentini almıştır ve elektriğin dağıtımı için bir sisteme ihtiyaç duymaktadır.  Edison akkor telli ampulü yeni icat etmişti ve elektriğin aktarılması konusunda bir sistem geliştirmeye çalışıyordu ve Tesla’ dan bu konuda yardım istemiş, eğer sistemdeki sorunu çözebilirse büyük miktarda para vereceğini söylemiştir.  Tesla sistemdeki sorunları çözerek Edison'u belki de milyon dolarlık bir masraftan kurtarmıştır ancak vaat edilen parayı hiçbir zaman alamamıştır.  4. Edison ölüm döşeğindeyken Tesla'yı af dilemek için yanına çağırtmış fakat Tesla vaktimi boş laflar dinleyerek geçireceğime, insanlık adına gerekli icatları bularak geçiririm diyerek Edison'un son arzusunu yerine getirmemiş ve yanına gitmemiştir.  5. Nikola Tesla, elinde kablosuz elektrikle yanan lamba tutarken.
AC Akım Jenaratörleri ve Motorları, MRI , lazer teknolojisi, robot teknolojisi, deprem makinesi de Nikola Tesla’nın teorileri kaynaklık edinilerek yaratılmış projelerdir. Tesla, 1884’te ABD’ye geldiğinde, Thomas Edison için çalışmıştır. Edison ampulün patentini yeni almıştır ve elektriğin dağıtımı için bir sisteme ihtiyaç duymaktadır. Tesla’ dan bu konuda yardım istemiş, eğer sistemdeki sorunu çözebilirse büyük miktarda para vereceğini söylemiştir. Tesla sistemdeki sorunları çözerek Edison’u belki de milyon dolarlık bir masraftan kurtarmıştır ancak vaat edilen parayı hiçbir zaman alamamıştır. Resimde; Nikola Tesla, elinde kablosuz elektrikle yanan lamba tutarken görülmektedir.

Tesla’nın rüyası, dünyaya bedava enerji sağlamak idi. 1900 yılında, yatırımcı J.P. Morgan’ın sağladığı 150 bin dolarla Tesla, Telsiz Yayın Sistemi / Wardenclyf’fe adındaki kulenin yapımına Long Island, New York’ta başladı. Bu yayın kulesi, dünyanın telefon ve telgraf servislerini bağlayacaktı. Aynı zamanda resimleri, borsa verilerini ve hava durumu bilgisini dünya çapında aktaracaktı.

Maalesef, Morgan bunun dünyaya bedava enerji anlamına geldiğini fark ettiğinde bu işe para yatırmayı kesti. Dünya, henüz duyulmamış olan sesin ve resmin iletiminden sonra onun bir kaçık olduğunu düşündü. Eğer destek o gün kesilmeseydi, günümüzde insanlar elektriği ücretsiz bir şekilde kablosuz olarak kullanabilecekti. Tesla’nın en önemli projesi Kablosuz Enerji İletimi idi. 20 adet ampulü kablo olmadan 25 mil uzaktan yakabildiği kayıtlara geçmiştir.

Tesla alternatif akım ile ilgili olarak şu sözleri söylemiştir: “…Kendi alternatif akım ve yüksek frekans ile ilgili “frekans yüksek olduğu müddetçe yüksek voltajlardaki alternatif akımlar derinin yüzeyinde, herhangi bir yaralanmaya neden olmadan salınırlar. Ama bu amatörlerin becerebileceği bir şey değildir. Sinir dokularına nüfuz edebilecek mili amperler öldürücü bir etki yaratabilir ama derinin üzerindeki amperler kısa süreler için zarar vermez. Derinin altına sızabilecek düşük akımlarsa, ister alternatif ister doğru akım olsunlar, ölüme yol açabilir.”

Nikola Tesla, endüstrinin floresan lambayı “icat etmesi”nden 40 yıl kadar önce kendi laboratuvarında floresan lamba kullanıyordu. Fuarlarda ve sergilerde cam tüplere ünlü bilim adamlarının isimlerinin şeklini veriyordu. Bunlar bugün her yerde gördüğümüz neon ışıkların ilk örnekleri idi.

Ford ilk motorlu aracı ile gösteriş yaparken yanına giden Tesla bu kadar büyük bir motora gerek olmadığını anlatmış fakat Ford kendini fazla üstün gördüğü için Tesla’yı dinlememiş; bunun üzerine Tesla, ateşleme sistemini icat etmiş ve Ford’a bunu göstermek zorunda kalmıştır. Fakat her zaman olduğu gibi şanssızlığı burada da kendini göstermiş ve Ford, ateşleme sistemini kullanmak için patentini kendine almıştır.

1898’de, Madison Square Garden’da dünyaya ilk uzaktan kumandalı model botunu gösterir. Yani Tesla’ya uzaktan kumandalı uçaklar, arabalar ve botlar (ve hatta televizyonlar) için de teşekkür edebiliriz.

Geleneksel Elektrik Fuarının geliştiği yer ve genellikle Bamum-Bailey sirkinin çalıştığı büyük alanın ortasına büyük bir tank koydu ve suyla doldurdu. Bu küçük gölün üzerine, yüzmesi için, 1 metre uzunluğunda anten direği olan bir tekne koydu. Teknenin içinde bir radyo alıcısı vardı. Nikola Tesla, seyircilerin isteği doğrultusunda ileri gitme, sağa veya sola dönme, durma, geri gitme, ışıkları yakıp söndürme gibi çeşitli şeyleri uzaktan radyo kontrol sayesinde yaptı.

Unutulmaz gösteri tüm seyircileri hayran bıraktığı gibi günlük gazetelerin ön sayfalarında yer aldı. Nikola Tesla’yı izleyen herkes Nikola Tesla’nın bunu beyin gücüyle yaptığına inanmıştı. Nikola Tesla’nın uzaktan kumandası temel alınarak günümüzde uzaktan kumanda ile kontrol edilebilen uzay mekikleri, uydular, cihazlar geliştirilmiştir.

Amerikalılar savaş zamanında Alman denizaltılarını bulabilmek için Edison’dan yardım istemiş ve Tesla’nın önerisi olan “enerji dalgalarını kullanalım” fikrine Edison’un şiddetle karşı çıkması sebebiyle bugün “radar” dediğimiz aygıt 25 yıl geç keşfedilmiştir.

Nikola Tesla uzaydaki hayatın varlığı ile de yakından ilgilenmiş.
Dünya’da ilk defa 1899 yılının Mart ayında kendi laboratuvarından uzaya ses dalgaları göndermiştir. Uzaydan kozmik ses dalgalarının kaydını yapmıştır. Bunun duyurusunu yaptığında bilim çevresinden ilgi ve destek görememesinin sebebi o yıllarda kozmik radyo dalgalarının bilim camiasında yeri olmamasıdır.

Tesla, Mars’tan ve Venüs’ten radyo sinyalleri aldığını belirtmişti. Bugün onun aslında sinyalleri uzaklardaki yıldızlardan aldığını biliyoruz, fakat o zamanlar evren hakkında çok az şey biliniyordu. Basın ise onun “rezil” iddialarıyla eğlendi.

Tesla, Marconi’nin kabul edilen radyonun icadından 10 yıl önce radyo ilkelerini zaten göstermişti. Aslında (Tesla’nın öldüğü yıl olan) 1943’te yüksek mahkeme Tesla’nın daha önceki açıklamalarından dolayı Marconi’nin patentlerinin geçersiz olduğuna hükmetmişti. Hala pek çok referans kaynak radyonun icadıyla ilgili olarak Tesla’nın ismini zikretmiyor. (Ayrıca Marconi’nin radyosu sesi iletmiyordu, sadece sinyal iletiyordu, halbuki Tesla yıllar öncesinde ses iletimini göstermişti.)

Tesla’nın; tabiatın işleyişini, sıradan insanların göremediği bir şekilde görebildiği ortadaydı. Kilometrelerce öteden elektrik ampullerini yakabilmesi, depremler, şimşekler gibi doğayı kökten yok edebilecek güçleri kontrol edebilmesi bunu açıkça gösteriyor.

Tesla’nın bulduğu şeyleri silaha dönüştürecek olan bir ülkenin diğer ülkelere üstün olacağı bariz ortadadır. Bu gün ABD, Tesla’nın fikirleriyle deprem jeneratörü yapmıştır. HAARP (High Frequency Active Au roral Research Progra m/Yü ksek Frekenslı Aktif Auroral Araştırma Programı) olarak nitelendirilen projenin kapsamında yapılan denemelerin, 17 Ağustos depremi gibi dünya üzerindeki yıkıcı depremlerin tetiklenmesine sebep olduğu dedikoduları ortalarda dolaşmıştı.Depreme şahit olanların ışık kümeleri-parlamaları görmeleri de ilginç gelmişti.

Tesla, dünyanın ilk hidroelektrik santralini Niagara Şelaleleri’nde gerçekleştirmiştir.

Continue Reading

Sıradışı Bilim

Marketlerin Alışveriş Tuzakları

Published

on

By

Marketlerin Alışveriş Hileleri Tuzakları Oyunları

Markete girdiğinizde sadece gerçekten istediğiniz, ihtiyaçınız olan ve zaten almayı planladığınız ürünleri mi satın aldığınızı düşünüyorsunuz? Öyleyse aşağıdaki haberi okuyun ve özellikle süpermarketlerin sizi daha fazla alışveriş yapmaya yönlendirmek için kullandıkları hile, tuzak ve oyunları öğrenin… Market ve mağazalarda alışveriş yaparken daha az para harcamak ancak bu hileleri bilince mümkün.

(daha&helliip;)
Continue Reading

Sıradışı Bilim

Milyarlarca Yeni Yaşam Biçimi Bulundu

Bilimadamları, yeraltında milyarlarca mikro-organizmanın bulunduğu daha önce hiç bilinmeyen yeni bir ekosistem keşfetti.

Published

on

By

Yeni Yaşam Türleri - Sıradışı Bilim

Bilimadamları, yeraltında milyarlarca mikro-organizmanın bulunduğu daha önce hiç bilinmeyen yeni bir ekosistem keşfetti.

52 ülkeden 1200 bilimadamının yaptığı ortak çalışma sonucunda, yerin altında, toplam ağırlığı 15 ile 23 milyar ton arasında olan ve ağırlığının dünyadaki tüm insanların toplam ağırlığının yüzlerce katı olduğu tahmin edilen bir mikro-organizma topluluğu keşfedildi.

Hacmi Okyanusların 2 Katı

İngiliz gazetesi The Guardian‘ın haberine göre, dünyanın derinliklerinde yaşayan bu mikro-organizmalara ait bu ekosistemin, dünyadaki bütün okyanusların hacminin 2 katı büyüklüğünde olduğu da belirtildi.

Yeni Yaşam Formları

Tennessee Üniversitesi’nden Doç. Dr. Karen Lloyd, çalışma hakkında şunları söyledi: “Bu araştırma, yeni bir hayat kaynağı bulmak gibi. Araştırma sürecinde ilerledikçe sürekli yeni yaşam türleri keşfediyoruz. Dünyanın derinliklerinde, üzerinde olandan daha çok ‘yaşam’ var.” Araştırma için gerekli örnekler, yerin 5 kilometre altına dek uzanan sondaj çalışması sayesinde elde edildi.

Continue Reading

Sıradışı Bilim

“Antibiyotik”e Alternatif Bakteri Virüsü

Geçtiğimiz yıllarda Tom Patterson isimli bir hastanın vücudu yüzlerce “antibiyotik”e tepki vermedi. Hastaya faj enjekte edilmesiyle birlikte hastalığından bir iki hafta içerisinde kurtuldu…

Published

on

By

Antibiyotik e Alternatif Bakteri Virüsü- Bakteriyofaj

Antibiyotik Tarihe Karışırken: Yirminci yüzyılda penisilin keşfedilene kadar zararlı bakteriler insanlar için ölümcüldü. Eskiden basit bir enfeksiyon bile ölüme yol açabiliyordu. Derken; ilk antibiyotik olan penisilin keşfedildi ve bu keşif sonrasında diğer antibiyotikler de ortaya çıktı. Böylece insanlığın zararlı bakterilerle olan savaşında insanoğlu lehine büyük bir avantaj elde edilmiş oldu.

Bakteriler Antibiyotik Bağışıklığı Kazandı

Ancak son yıllarda ciddi bir problem ortaya çıktı. Bakteriler, yüz yıl içerisinde antibiyotiğe karşı bağışıklık kazandılar. Canlıların bünyesinde var olan pek çok zararlı bakteri yüzlerce antibiyotiğe karşı hayatta kalmaya devam etti. Bunun sonucunda birçok hastalık vakası ölümle sonuçlandı. Dünya üzerinde her yıl, Amerika’da 23 bin kişi olmak üzere bakteriler sebebiyle ölümler oluyor ve sayı gittikçe artıyor.

Tam da bu aşamada insanlık bakteriyofajları keşfetti. Antibiyotiklerin etkileyemediği zararlı bakteriler, bakteriyofajlar sayesinde etkisiz hale geliyor. Bununla ilgili yaşanan bir vaka ise şöyle gelişti: Geçtiğimiz yıllarda Tom Patterson isimli bir hastanın vücudu yüzlerce “antibiyotik”e tepki vermedi. Hastaya faj enjekte edilmesiyle birlikte hastalığından bir iki hafta içerisinde kurtuldu.

İnsanlığın Yeni Umudu: Bakteriyofaj

Bakteriyofajlar, bakteri virüsleri olarak tanınır. Dünya üzerinde en çok bulunan canlı olmalarının yanında bakterilerin zorunlu parazitleri olarak sadece canlı bakteri hücresi içerisinde çoğalırlar. Her bakteriyofaj, tek bir bakteriye göre özelleşmiş oluyor. Nadir durumlarda özelleştikleri bakteriye çok benzer olan diğer bakteri türlerini de etkileyebilen fajlar, insanlara, bitki ve hayvanlara hiçbir zarar vermiyor. Her gün, okyanuslardaki bakterilerin %40’ı bu fajlar tarafından öldürülüyor.

Bakteriyofajlar, özelleştikleri bakteri türleriyle karşılaştıklarında, bu bakterilere tutunuyor ve sahip oldukları genetik materyalleri bakterinin içerisine aktarıyor. Bu genetik materyaller bakterinin kontrol mekanizmasını ele geçiriyor ve sahip olduğu tüm kaynakları virüsü çoğaltmak için kullanıyor. Yeni üretilen virüsler, hücrede kaynak kalmadığında bir enzim salgılıyor ve hücrenin patlamasını sağlıyor. Hücrenin patlamasıyla özgür olan bu yeni virüsler, yeni kurbanlarına denk gelene denk öylece süzülmeye devam ediyorlar.

Güncel Bakteriyofaj Çalışmaları

Günümüzde fajlara yönelik çalışmalar teknolojik gelişmelerle güncel hale gelmeye başladı. Gıda sanayinde çiftlik hayvanlarında tedavi, çiğ et süt ve benzeri ürünlerde biyokontrol, gıda ile temas eden yüzey ve ekipmanların hijyenik temizliği ile hazır gıdalarda raf ömrünü uzatabilmek gibi amaçlarla fajlardan yararlanılır. İnsan sağlığında da antibiyotiklerin aksine yüksek güvenirliğe sahip fajlar, düşük dozlarda dahi etkisini gösterebilir.

Antibiyotik Gibi Faydalı Bakterilere Zarar Vermiyor

Faj tedavisinin bir diğer avantajı da, antibiyotiklerin aksine vücudumuzdaki iyi bakterileri de yok etmemesi. Bunun nedeni de tek bir bakteri türüne odaklı olmaları. Doğada yaygın bulunmaları sayesinde nispeten daha ucuz olmaları, gıda içeren kaynaklardan daha kolay izole edilebilir olmaları da fajları ön plana çıkaran özelliklerini oluşturuyor.

Zararlı bakterilerin gıdaya hayvanın kesimi, sağımı, depolama, ambalajlama veya uygulanan teknolojik işlemler esnasında bulaşabiliyor. Özellikle çiftlik hayvanlarında görülen ve insan sağlığını riske atan Eschericha coli, Salmonella, Listeria ve Campylobacter gibi önemli zararlı bakterilere karşı geliştirilen ve gıda katkı maddesi adıyla ticari olarak üretilen fajların tüketime hazır gıdalar, hayvan besleme ve tedavide kullanımı Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi ile Tarım Bakanlığı tarafından da onaylandı. Amaçlarla ihtiyaç duyulan faj uygulamaları gıda veya su içerisine ilave edilerek ya da aerosol sprey uygulamasıyla yapılır.

Bakteriyofajların insan sağlığına zarar vermediği biliniyor. Ancak, faj tedavisi hala dünyaca ünlü sağlık kuruluşları tarafından onaylanmadı. Bunun nedeni ise yetkililerin konuya çok fazla dikkat göstermesi. Çünkü bakteriler gibi fajlar da evrimleşebiliyor.

Zeytinyağı Viagradan Daha Etkili Olabiliyor

Beyinlerimiz Biz Farkında Olmadan Birbirleriyle Konuşuyor Olabilir mi?

İkinci Beyin” Bağırsakların 10 İşlevi

Continue Reading
Advertisement

Facebook Sayfamızı Takip Edin

Advertisement
Advertisement

Popüler