Kontrol Kulesinde Korku

Kontrol Kulesinde Korku

Amcamın başından geçen ürkütücü ve inanılmaz olayı kendi ağzından dinleyip birebir buraya aktarmak istiyorum. Önce kısaca amcamdan bahsedeyim: Adam eski “JÖH“lerden ve bu hikayeyi fazla kişiye anlatmamış. Amcam hikayeyi bana anlatırken yengem “Yine mi bu hikaye?!” diye çıkıştı “Çocuğun psikolojisini bozma!” dedi hatta. Bense iyice meraklandım.

Kontrol Kulesinde İşe Başlayışım

“… Uçaklara ve kontrol kulesine olan ilgim o gün başladı. O gün karar verdim; kontrol kulesinde çalışacaktım. O zaman daha 27 yaşındaydım…”

Amcam hikayeyi anlatmaya başladı: İstanbul Üniversitesi‘nden yeni mezun olmuştum. Sene l974. Ne
yapacağımı bilmiyordum. O zamanlar farklıydı; kolay iş bulunuyordu hatta şirketler onlarla çalışmamız için yalvarıyordu resmen.

Ama ben oldum olası masa başı işini sevmedim. Çok sıkıcı geliyordu. O yüzden istediğim gibi bir fırsatın gelmesini bekledim. Bir gün yengeni ziyaret etmek için Adana’ya gittim. Uçaklara ve kontrol kulesine olan ilgim o gün başladı.

O gün karar verdim; kontrol kulesinde çalışacaktım. O zaman daha 27 yaşındaydım. Gerekli olan tüm test ve sınavları başarıyla geçtim. İlerleyen zamanlarda ise yeterince deneyim sahibi olduğum için başımda denetleyen biri olmadan işimi devam ettirdim.

Tayinim Erzurum’a Çıktı

“… Tek bir iniş pisti vardı ve etrafı da mısır tarlalarıyla doluydu….”

Bu tür işlerin olumsuz yanı nerede çalışacağını seçemiyor olman. Tabii ki hepimiz Atatürk Havalimanı’nda çalışmak istiyorduk ama orası için fazla amatör sayılıyorduk. O yüzden ufak bir yer olan Erzurum’a doğru yol aldım. Tek bir iniş pisti vardı ve etrafı da mısır tarlalarıyla doluydu.

Yaşanmış Paranormal Hikaye: Kontrol Kulesinde Korku

Ancak hem parası iyi olduğu hem de bu işi kendim isteyerek seçtiğim için aldırış etmedim. Bu tür ufak yerlerde genelde 08:00 – 17:00 arası çalışılır ama bulunduğumuz yerin coğrafi konumu nedeniyle uçaklar üstümüzden çok sık geçiyordu ve acil inişler olabiliyordu. Bazen bu yüzden sabah saat 04:00’e kadar çalıştığımız dahi oluyordu.

Çalışmak derken; kontrol kulesinde oturmaktan bahsediyorum. Sadece bir tane güvenlik görevlisi vardı. O da genelde terminalde uyuyordu zaten. Aslında o kadar da kötü sayılmazdı. Kitaplarımı, bulmacalarımı filan getiriyor, takılıyordum. Bazen yengeni arıyor, saatlerce telefonda konuşuyorduk.

O Gün Dün Gibi Aklımda

“… Saat gece 01 gibi bize çok yakın bir mesafede, ufak bir Cessna uçağından radyo mesajı almaya başladım…”

Genelde kontrol kulesi işi çok stresli olarak bilinir ama ben %99 sıkılıyordum. Yüzde birlik o küçük kısımda genelde ufak çaplı Cessna uçakları indirmekle geçiyordu. Yaklaşık üç ay böyle geçti.

23 Şubat 1979 günü dün gibi aklımda. Soğuk bir kış gecesi ama kar yok. Yine sabaha kadar çalışacaktım ama bu sefer uçuş listesinde inecek olan uçak yoktu. Saat gece 01 gibi bize çok yakın bir mesafede, ufak bir Cessna uçağından radyo mesajı almaya başladım. Kar fırtınası tehlikesi nedeniyle Erzurum’a iniş yapmak zorundaydı.

Hemen dürbünümü çıkardım ve uçağı yönlendirmeye başladım. Hava çok rüzgarlıydı ama buna rağmen sağlam bir iniş yaptı pilot. Ben halen dürbünümden uçağı takip ediyordum ve işte onu ilk o zaman gördüm. Pistte sanki normal bir yoldaymış gibi yürüyordu. Kadın mı erkek mi pek belli değildi ama kadını daha çok andırıyordu.

Garip Bir Şeyler Vardı

“… Pilot, 10 – l5 saniye kadar öylece durup dinledi ve sonrasında birden bire ürkmüş bir şekilde kafasını geriye çekti, döndü ve uçağa doğru koşmaya başladı….”

Bu durumda fazla garip olan şeyler vardı. Birincisi; kadın, yazın giyilen türden bir elbise giyiniyordu. Gecelik gibi bir şey ve yalınayak yürüyordu. O elbiseyi; bırak kışı yazın giyinsen üşürsün yani sana öyle diyim. Hadi onu geçtim de
bu kişi niye iniş pistinde yürüyordu ki? Hadi onu da geçtim buraya nasıl gelmişti?

Pilota seslendim hemen “82 nolu uçak! Ben kontrol kulesinden Sinan. Pistte sana doğru yürüyen bir bayan görüyor musun?” “Bakıyorum” diye cevap geldi. Halen dürbünden dışarı bakıyorum bu esnada. Baktım; pilot kapısını açtı ve dışarı çıktı. Kadına doğru yürümeye başladı. Yalan olmasın; o esnada çok eğleniyordum. Erzurum’da fazla bir olay olmadığı için bu olanlar keyif veriyordu.

Kadının hikayesini dinlemek için sabırsızlanıyordum. Tahminen; kadın bu yakınlarda trafik kazası geçirmiştir ve yardım bulabilmek için buralara kadar gelmiştir diye geçiriyordum aklımdan.

Pilot, kadına doğru yürümeye başladı ve kadına bir şeyler söylediğini; ağız hareketlerinden anlayabiliyordum dürbünden bakarken. Kadın, pilotun kulağına eğilip bir şeyler fısıldadı. Pilot, 10 – l5 saniye kadar öylece durup dinledi ve sonrasında birden bire ürkmüş bir şekilde kafasını geriye çekti, döndü ve uçağa doğru koşmaya başladı.

Kaç!!!

“… Ama ne yazık ki hiçbir cevap gelmedi. Uçak çoktan uçup gitmişti bile. Sandalyeme çöktüm ve olan bitene anlam vermeye çalıştım…”

Pervanelerin dönmeye başladığını fark ettiğimde hemen telsizime sarıldım “82 nolu uçak! Ne yapıyorsun?!” Cevap gelmedi. “82 nolu uçak! Tekrar ediyorum, ne yapıyorsun?! Neler oluyor?” Hiçbir cevap gelmedi yine ve uçak hızlanmaya başladı. “82 nolu uçak, kalkış iznin bulunmamaktadır! Tekrar ediyorum, kalkış
iznin bulunmamaktadır!”

Ama cevap gelmedi. Cessna, hızlanmaya devam edip havalandı. Hiçbir şey gelmedi elimden. Tek yapabileceğim şey hava sahasında başka uçakların olup olmadığını kontrol etmekti. Son bir kez temasa geçmeyi denemeye karar verdim.

“82 nolu uçak! Kontrol kulesinden sesleniyorum. Neler oluyor?” Telsiz hışırtılar çıkarmaya başladı “Ça… aç… ç…”. Duyduğum tek şey buydu. “82 nolu uçak; lütfen tekrar et! Kesintili geliyor sesin!” diye seslendim. “Ne gece be!” diyerek off filan çekmeye başladım.

Telsiz birden tekrardan sinyal almaya başladı “Aç… aç… kaç… kaç… kaç…” “82 nolu uçak, kaç mı dedin? Lütfen tekrarlar mısın?” Ama ne yazık ki hiçbir cevap gelmedi. Uçak çoktan uçup gitmişti bile. Sandalyeme çöktüm ve olan bitene anlam vermeye çalıştım.

Gözlerini Bana Dikmiş Bakıyordu

“… Yemin ederim tüylerim diken diken oldu o an. Sanki üzerimde binlerce karınca geziniyor gibi bir his kapladı beni…”

“Neden kaçayım? Ne oluyor?” derken aklıma o kadın geldi. Hemen dürbünüme sarıldım. Gözlerini bana dikmiş bakıyordu. Rahat bir 200 metre mesafe vardı aramızda. Gecenin bir köründe bişekil gözlerini bana dikmiş bakıyordu.

Gözleri o kadar açıktı ki nasıl anlatsam bilemedim şimdi… Biri bir şeye çok şaşırır ve gözlerini iyice açar ya hani… İşte öyle bir şeydi. Tam ben bunun ne anlama geldiğini sorgularken birden bire benim bulunduğum kuleye, bana doğru koşmaya başladı. Bu sırada dahi halen bana bakıyordu.

Yemin ederim tüylerim diken diken oldu o an. Sanki üzerimde binlerce karınca geziniyor gibi bir his kapladı beni. Ben öyle pek kolayca korkan biri değilimdir. Altı yılımı jöh olarak Diyarbakır’da geçirdim ama bu durum
farklıydı. Bana “Kaç!” diyen pilotu mu dersin üzerime doğru depar atan kadını mı dersin… Çok garip bir durumdu yani.

Karartı

“… “Anahtar deliğinden bakmaya çalıştım ama tek görebildiğim hızlıca sağdan sola koşan gölge tarzı bir karartıydı ve garip sesler çıkarıyordu. ..”

“Musa ordamısın? Musa?” diye telsizden seslendim. Musa bizim güvenlikçiydi. Cevap vermedi. Tam o esnada tekrar dışarı baktığımda son anda kadının kulenin alt girişinden girdiğini gördüm. Alt kapının açıldığını duydum. Ne yapacağımı bilemedim o an. Bu akıl alır bir durum değildi…

Bir terörist filan olsa en azından ne yapmam gerektiğini bilirdim ama bu… O an düşünmeden hemen tuvalete koşup
kapıyı kilitledim. Kilitler kilitlemez kontrol odasının kapısı açıldı; bunu duyabiliyordum. Hani filmlerde olur ya katil eve girer ve kapının altında gölgesi görülür… İşte bu da böyle oldu…

Kapı açılır açılmaz kaos başladı. Anahtar deliğinden bakmaya çalıştım ama tek görebildiğim hızlıca sağdan sola koşan gölge tarzı bir karartıydı ve garip sesler çıkarıyordu. O an öyle bir şoka girdim ki sırf meraktan kapıyı açıp
bakmak istedim. Bu olanlara sebep olan ne diye merak ediyordum…

Gecenin Ardından

“… Zülfü’ydü bu; sabah nöbetini devralan kişi. Kapıyı açtım ve gördüğüm manzara o kadar absürt idi ki halen beynime kazınmış durumda. “

Sonrasında çok gürültülü bir sesle içinde bulunduğum tuvaletin kapısına çarptı. O kadar gürültülü çarptı ki nerdeyse yere düşüyordum. Sonrasında sessizlik… Bütün gece, ertesi sabaha kadar o tuvalette kaldım. Ertesi gün saat 7:45’te tanıdık bir ses “Ne olmuş burda?” diye seslendi.

Zülfü’ydü bu; sabah nöbetini devralan kişi. Kapıyı açtım ve gördüğüm manzara o kadar absürt idi ki halen beynime kazınmış durumda. Tüm detaylar aklımda. Kontrol odası yerlebir, radyolar sökük, telsizler yerde, her yerde kağıt ve dosyalar, radar monitörleri paramparça…

Polis geldi ve beni sorguya aldılar. Tüm yaşananları anlattım. Kontrol odasının tamiri tam 11 gün sürdü. O geceki güvenlikçiyi işten attılar. Hatta güvenlik kamerası takmayı bile düşündüler bir ara. Tabi size şu an çok normal geliyor güvenlik kameraları ama o dönemlerde öyle değildi. Çok pahalı ve zahmetli bir şeydi.

Polisler ne yapacaklarını bilemediler. Sadece “Şüpheli bir durum olursa bizimle irtibat kurun.” deyip gittiler. ll gün izin aldım kulede tamirat yapılırken. Olanları sindirmem gerekti. Sanırım bu kadın psikolojik sorunları olan biriydi. Herhalde hastaneden filan kaçtı diye düşündüm.

Yine Gece Mesaisi

“… Erzurum’da büyük bir kar fırtınası olacağı haberleri dolanıyordu etrafta. Neredeyse bütün uçuşlar iptal olmuştu, ama halen havada olan uçaklar vardı ve benim çalışmam gerekiyordu.”

6 Mart l979 günü tekrar işe başladım. Geceleri çalışmak artık beni korkutuyordu ama ne olduysa olup bitti düşüncesiyle rahatlamıştım. Yaklaşık bir ay sonra çok rahattım. Endişelerim kalmamıştı. Tam istediğim gibi.

Erzurum’da büyük bir kar fırtınası olacağı haberleri dolanıyordu etrafta. Neredeyse bütün uçuşlar iptal olmuştu, ama halen havada olan uçaklar vardı ve benim çalışmam gerekiyordu. Bu durumdan nefret ediyordum çünkü böyle bir fırtınada hiçbir yere kıpırdayamıyorsun.

Yine O Kadın

“… Piste baktım temiz mi diye ve birdenbire tam onu unutmuşken yine o kadın belirdi. Pistte yavaşça yürüyordu.”

İsterdim ki başıma gelecek en kötü şey bu olsun. Gece saat 23 sularında deli gibi kar yağmaya başlamıştı. O arada ufak bir özel uçaktan radyo mesajı geldi. Bize yaklaşık 60 km. uzaklıktaydı. Kar fırtınası artmış acil iniş için izin istiyordu. Bu tür özel jetler bizim pist için çok büyüktü ama durumun aciliyetinden dolayı bu kuralları deldik tabii ki.

“656 nolu uçak! İniş için izin veriyorum ama temasta kalın. Pist kısa ve güvenli iniş istiyorum.” dedim “İndirelim şu uçağı o zaman” diye cevap geldi. O esnada aşırı kar yağışı vardı. Neyseki pisti temizleyen elemanlar eve gitmeden
önce pisti tuzlamışlardı da pist kar tutmuyordu.

Piste baktım temiz mi diye ve birdenbire tam onu unutmuşken yine o kadın belirdi. Pistte yavaşça yürüyordu. Kuleye yaklaşık 100 metre ilerdeydi. Yalınayak, buz tutmuş asfaltta yavaşça ilerliyordu. Bu durumdaki en kötü şey yine gözlerini bana dikmiş olmasıydı. Deli gibi gözleriyle öylece beni izliyordu.

Tam bu esnada bu kadında olan en ürkütücü şeyin ne olduğunu fark ettim: Gözlerini kırpmıyordu. Tam iki dakika boyunca iyice baktım; rüzgar, kar, fırtına yüzüne vuruyordu
ama o gözlerini asla kırpmıyordu. Sanki bir salise bile gözlerini benden ayırmak istemiyordu.

Tam Arkamdaydı

“… O an büyük bir gürültü koptu. İnanmak istemedim
ama kilitlediğim kapı açılmıştı! “Nasıl açtı?” filan derken tüylerim yine diken diken oldu.”

“656 nolu uçak, yüksel! Tekrar ediyorum, bir sonraki komünikasyona kadar yükselmeye gayret et” diye pilota seslendim. “Trafik kontrol, 656 ben, negatif, bu rüzgarla yükselmemin imkanı yok. İnmemiz lazım! Onaylıyor musun? Altı dakikamız kaldı” İnsanların hayatını riske atamazdım ve indirmem lazımdı farkındaydım. Pistteki her ne boksa ona rağmen inmesi gerekti bu uçağın.

“656 iniş yapabilirsin” dedim. Telsizi kapatıp camdan bakmaya başladım. 20 metre uzaklıktaydı bu sefer ve kuleye yaklaşıyordu. Normalde kontrol kulesinden ne olursa olsun ayrılmamam gerekiyordu ama o an düşünmeden aşağı indim ve kapıyı kilitledim. Yakında olduğunu biliyordum, odaya döndüğümde telsizi duydum “Kule, inişe hazırlanıyoruz, yönlendirme ricadır.”

Hemen cevap verdim “3 derece sağa kayın lütfen” Anlaşıldı. Işıklar görünüyor, görüşmek üzere.” Camdan baktığımda uçağı görebiliyordum. Kadını göremiyordum ama derin bir nefes çektim. Bu konuyu uçak indikten sonra halledecektim.

O an büyük bir gürültü koptu. İnanmak istemedim
ama kilitlediğim kapı açılmıştı! “Nasıl açtı?” filan derken tüylerim yine diken diken oldu. Sanki vücudum bir şeyleri hissediyor ama ruhum hissetmiyor gibiydi. İlk düşüncem yine kendimi tuvalete kitlemek oldu ama yapamadım. Telsizi bırakamadım.

Metal merdivenlerde ayak sesleri gittikçe yükseliyordu ama bu sefer koşmuyordu diye rahattım. Hafiften (bunu gülerek söylüyor) ama ses çok agresifti sanki bilerek sert basıyordu adımlarını.

“656, trafik kontrol, inişe geçebilirsiniz” ve işte tam o anda kapım açıldı. İşte o an ne kadar korktuğumu hissettim. Şimdi nerdeyse 70 yaşındayım ve ne kadar korktuğumu söylemekten çekinmiyorum. O kadar çok korkmuştum ki arkamı dönemedim; inanabiliyor musun?

Arkamı dönüp yüz yüze gelmeyi götüm yemedi. Bu alışıldık bir durum değildi. Ben çok rasyonel biriyimdir. Askerken yaşadığım olaylardan tut; kamyonun ezdiği güne kadar hep sakin kalmışımdır (Kamyon kazası geçirdi; altında kaldı ondan bahsediyor) ama o an sadece telsize bakabiliyordum. Kafamı bile çeviremiyordum.

Ama benim yerimde kim olsa aynı reaksiyonu verirdi. Vücudun normal işlevini yitiriyor… Panik halinde “Trafik kontrol! Son 30 saniye, hazır olun” diye seslendi pilot. Yavaşça, konuş butonuna bastım. Dişlerim birbirine vuruyordu “Tamam… inin” diye fısıldadım.

O an ensemde soğuk bir nefes hissettim. Arkamdaydı. Yavaşça enseme doğru nefes alıp veriyordu. Hani küçükken biri senin arkandan, esprisine garip yüzler yapar ve sen bunu hissedersin ya… Aynı öyle bir histi.

“Tarlaya İn!”

“… Soğuk ve agresif bir sesti ve de pek insancıl değildi ama beni en çok ürküten içimdeki korkuydu. “

Adeta; dudaklarının kulağımdan birkaç santim uzakta olduğunu hissedebiliyordum. “Aşağı in… tarlaya in… aşağı in” diye fısıldadı kulağıma. Şimdi normalde; bir ses çıktı diye insan rahatlar değil mi? En azından paranormal hava değişir? Ama ses öylesine farklıydı ki hiç bir kılıfa
sığmaz. Ben yazar değilim o yüzden anlatamam tam olarak…

Soğuk ve agresif bir sesti ve de pek insancıl değildi ama beni en çok ürküten içimdeki korkuydu. “Trafik kontrol, 656 indi, umarım sıcak bir çay demlemişsindir” dedi pilot. Arkamda duran kadın geri çekildi ve koşmaya başladı. Tam o esnada
tüm cesaretimi toplayıp arkamı döndüm. Sadece çıplak ayağını görebildim tam odadan çıkarken.

“656 hoşgeldiniz” diyerek karşılık verdim ve hemen camdan dışarı baktım ama kadın ortalıkta görünmüyordu. Halen binada diye düşündüm. Tam bu esnada yeni güvenlikçiyle temasa geçtim. Binada bir tur atıp kontrol etmesini istedim. Turunu attı ama kadından iz yoktu.

Polis geldiğinde ancak rahatlayabilmiştim. Tarladan gelen ayak izlerini buldular ama geri dönüşünü bulamadılar. O anki halimi düşünsene?!. Bu kadını gören tek kişisin… Kadın diyorum dikkat edersen! O benim görüşüm. Sen görsen belki başka bir şey dersin.

Kimseye Anlatmadım

“… O dönem tam 43 kişi işinden istifa etmiş belirli aralıklarla.”

Polis içki içtiğimi düşünse şaşırmazdım. O yüzden bu olayı kendime sakladım. İspat edene dek bu böyle kalacaktı. Bu havalimanında bir lanet vardı ya da herneyse işte ama bunu bir ben biliyordum.

Herneyse; sonuç itibariyle bu olayla birlikte yaşamayı
kabullendim ve hayatımı bütün bunlar hiç olmamış gibi devam ettirmek istedim. Gençlik yılları işte… Zaten o lanet bir daha bana görünmedi. Emekli oldum çok şükür ve şimdi biliyorsun işte yanınızdayım ama arkadaşların araştırsın bakim; o dönem tam 43 kişi işinden istifa etmiş belirli aralıklarla. Hepsine selam söyle tekrardan…


  Article "tagged" as:
  Categories:
write a comment

0 Comments

No Comments Yet!

You can be the one to start a conversation.

Add a Comment

Your data will be safe! Your e-mail address will not be published. Other data you enter will not be shared with any third party.
All * fields are required.