Connect with us

Cinler Alemi

Cinler Gerçekten de Var mı?

Cinler gerçekten de var mıdır? İslam alimlerine göre cinlerin varlığına inanmak mecburi midir? Cinlerin varlığını inkar edenler kimlerdir? Cinlerin varlığını inkar edenlerin gerekçeleri nelerdir? Cin, iblis ve şeytan kavramlarının kökenleri nelerdir? gibi soruların cevaplarını bulabileceğiniz, İmam Şibli’nin “Cinlerin Esrarı” adlı eserinden derlenmiş bir makale.

Cinler gerçekten de var mıdır? İslam alimlerine göre cinlerin varlığına inanmak mecburi midir? Cinlerin varlığını inkar edenler kimlerdir? Cinlerin varlığını inkar edenlerin gerekçeleri nelerdir? Cin, iblis ve şeytan kavramlarının kökenleri nelerdir? gibi soruların cevaplarını bulabileceğiniz, İmam Şibli‘nin “Cinlerin Esrarı” adlı eserinden derlenmiş bir makale.

Cinlerin Varlığını İnkar Edenler

Mutezile’nin çoğunluğu cinleri inkar etmişlerdir. Bunların inkarlarını, cinlere önem vermeyişlerinden anlamış bulunuyoruz.

İmamul Haremeyn, Eşşamil adlı eserinde der ki “Şunu iyi bilin ki birçok filozof ve Kaderiye mezhebi mensuplarının çoğu şeytanları ve cinleri inkar etmişlerdir. Şu halde din ile ilgisi olmayan ve şeriatı hiçe sayanların bunu inkar edişlerinde şaşılacak bir şey yoktur! Bizi hayrete düşüren; Kur’an hükümleri ve haberlerin tevatürü; gözleri kamaştıracak, inançlarımızı artıracak bir şekilde ortada olduğu halde Kaderiye’nin bunu inkara kalkışmasıdır…» Adı geçen imam, bu fikrini ortaya koyduktan sonra, gerek Kuran ve gerekse de sünnetten birçok delil ileri sürmüştür.

Ebu Kasım El – Ensarİ, El – İrşad adlı eserinin açıklamasında der ki “Mutezile’nin çoğunluğu cinleri inkar etmişlerdir. Bunların inkarlarını, cinlere önem vermeyişlerinden anlamış bulunuyoruz. Halbuki onları ispat etme konusunda akli imkansızlık yoktur. Kuran hükümleri ve sünnet, onların var olduklarını haykırmıştır. Ve bunu ispat etmiştir. Öyleyse dine sımsıkı sarılan akıllı kişinin; aklın cevazına, şeriatın hükümlerine boyun eğdiği bir şeyi inkar etmemesi gerekir.” 

El – Kadı Ebu Beki El Bakillani’nin bu konudaki fikirleri ise şu şekildedir “Kaderiye’nin çoğu, eskiden cinlerin varlığını kabul ediyorlardı. Şimdi ise inkara kalkışıyorlar. Onların bazıları cinleri kabul ediyorlar ve şöyle diyorlar ‘Cinler görünmez çünkü cisimleri gayet incedir ve ışınlar onlara nüfuz etmektedir.’ Kimisi de diyor ki ‘Görünmezler çünkü onların renkleri yoktur.’” 

Yine İmamül – Haremeyn diyor ki: “Sahabe ve Tabiin, kendi zamanlarında şeytan ve cinlerin varlıklarını kabul ettikten, onların şerrinden Allah’a sığındıkları sabit olduktan sonra, bizim ayrı ayrı ayet ve hadislerle bunları kanıtlamaya kalkışmamız yapmacık olur. Gerçekten dinine bağlı olan kişi, sahabe ve tabiinin ittifakına karşı gelmez.” 

Fikrini böylece beyan ettikten sonra birçok hadis şerh edip şöyle demiştir “Bizim bu delillerimizi kabul etmeyenler, dinde suçlanırlar… Bu durumları, akli esaslar ve mantıki kurallar yönünden her ne kadar kendilerine bir leke getirmezse de yukarıda beyan ettiğimiz gibi dinen suçlu olmalarına bariz bir işarettir..

Onların inkar yoluna sapmaları, cin ve şeytanları gözle göremedikleri, elle tutamadıkları içindir. ‘Şayet onlar, mevcut olsalardı, kendilerini bize gösterirlerdi.’ diyorlar. Oysa garip yaratıkların içyüzünü bilmeyenlerin faydasınadır bu durum. Onların bu olumsuz tutumu, insanların koruyucusu olan Allah’ın meleklerini inkara dahi sürükleyebilir…” 

Cinlerin Varlığını Kabul Etmek Zorunlu mudur?

… Şu halde cinlerin varlığı zoraki bilinmesi lazım gelen hususlardan olsaydı görüş ayrılığına düşmezlerdi.

Hemedanlı Kadı Abdül Cebbar bin Ahmed der ki “Cinlerin varlığını isbat eden deliller naklidir. Akli değildir. Çünkü gözle görülmeyen nesnelerin var olduklarını akıl ispat edemez. Bir şeyin başka bir şeye işaret edebilmesi için o şey ile; fiilin faili ile olan ilişkisi gibi bir ilişki bulunması gerekir. Bir işin meydana gelmesi, nasıl ki o işin failine ve o failin güçlü, bilgili, görücü ve duyucu olmasına işaret ediyorsa, bunun da öyle olması lazım gelir. Sonra cinlerin mutlaka bilinmesi de gerekmez! Görmüyor musun; aklı başında olan filozoflar bile bu konuda görüş ayrılığına düşmüşlerdir. 

Bir kısmı, cinlerin varlığını kabul ederken diğer bir kısmı da inkar yolunu seçmiştir. Oysa onların hemen hepisi aklı başında kimselerdir. Şu halde cinlerin varlığı zoraki bilinmesi lazım gelen hususlardan olsaydı görüş ayrılığına düşmezlerdi. Hatta varlığında en ufak bir şüpheye bile kapılmazlardı. 

Hiç bir filozof ve aklı başında olan kimsenin, yerin altta, göğün de üstte bulunduğunu inkar ettiği görülmüş müdür? Hayır! Çünkü bunlar, tartışmasız olarak bilinen hususlardandır. Onun için onlar bu konuda anlaşmazlığa düşmemişlerdir. Hiç kimse onları bu hususta şüpheye düşürebilir mi, veyahut başka bir ifadeyle hiçbir bilgin onları bu hususta yanıltabilir mi? Demek ki cinlerin varlığı zaruri şekilde sabit değildir! Aklı başında olanların onun varlığında görüş ayrılığına düşmeleri, cinlerin zaruri var olduğunun bilinmesine olanak tanımamaktadır.”

İbn-i Teymiye’ye Göre Cinlerin Varlığının Kabulü

Cinlerin varlığına dair, peygamberler tarafından verilen haberler tevatür halini almıştır.

Şeyh Ebul Abbas ibni Teymiye der ki “Müslümanlardan hiçbir topluluk cinlerin varlığını inkar etmemiştir. Kafirlerin çoğunluğu bile bu kanaattedir. Ehl-i Kitap olan Yahudi ve Nasraniler de tıpkı Müslümanlar gibi cinlerin varlığını kabul etmektedirler. Cehmiye ve Mutezile gibi cinlerin varlığını inkar eden zümreler bulunduğu gibi kafirler arasında da böyle inkarcılar bulunabilir. İstisnalar kaideyi bozmaz.  Çünkü çoğunluk böyle bir alemin var olduğu kanaatindedir. Zira cinlerin varlığına dair, peygamberler tarafından verilen haberler tevatür halini almıştır. İster istemez onların varlıkları bilinmiştir. Onların diri ve akıllı, irade sahibi, emir ve yasak dinleyen birer varlık oldukları, insanlara arız olan bazı araz ve sıfatlardan olmadıkları tartışmasız bilinmiştir. 

Mademki bütün peygamberler tarafından bu haber verilmiştir ve bu tevatüren sabit ve zahir olmuştur, öyleyse hiç kimse bunu inkâr edemez! Avam ve havas bunu bilir ve iman eder. Demek ki bütün Müslümanlar buna inanmaktadır. Cinlerin varlığını kabul etmektedir. Ehl-i kitaptan olan kafirlerin çoğunluğu da buna evet demektedir. 

Arap müşrikleri, Sami ve Hint soylarından olanların hemen hepsi, Ham’ın evlâdı, Kenan ve Yunanlıların çoğunluğu, diğerlerinden Yafes’in evlatları ve bütün topluluklar da cinlerin varlığını kabul etmektedirler. Hatta bunlar, cinlerin yardımı ile elde ettikleri tılsım ve diğer büyücülük gibi şeylere dahi inanmaktadırlar. Bunlar ister İslam’a göre meşru olsun, ister şirk olsun; Müslüman olmayanlar bu gibi şeyleri kabul etmektedirler. 

Müşrikler bir nevi cinlere tapınmayı andıran tılsımlar ve afsunlar yaparlar. Böylece cinlere son derece de saygı gösterirler. İslam’a göre şirk sayılan büyü, tılsım ve muskalar yaparlar ki İslam alimleri bunları mensuplarına yasaklamıştır. Çünkü anlaşılmaz kelimelerle okunduğu ve yapıldığı için şirk zannedilebilir. Okuyan kişi onun şirk olduğunu bilmese de madem ki böyle bir zan ve ihtimal vardır, İslam bunu mensuplarına yasak etmiştir. Sahih-i Buhari’de, Peygamber’in (s.a.v.) şirk olmadıkça hastaya okumaya izin verdiği varid olmuştur. 

Şöyle buyurmuşlardır ‘Kardeşine faydalı olmaya gücü yeten kimse, bunu yapsın.’ Arap ve diğer eski milletlerde bu gibi şeyler vardı. O kadar çoktu ki anlatmakla bitirilemez. Müslüman alimlerden bazılarınca bunun hakkında mütevatir haberler vardır. Diğer alimler de bilirler bunu. Ancak Müslüman bilginleri hem Arap cahiliyetinden ve hem de diğer milletlerden haberdar oldukları için bu konulardaki bilgileri diğerlerininkinden fazladır. 

“Tapınak ehlinin tıbbı karşısında bizim tıbbimiz, (doktorluğumuz) bizim tıbbımıza nazaran kocakarıların tıbbı mesabesindedir.” 

Cinlerin varlığını, filozof ve doktorlardan çok az kişiler (cahil olanlar) inkâr etmişlerdir. Cahil olmayan bilginlerine gelince; onlar ya kabul etmişlerdir yahut bu hususta onlardan bir söz hikaye edilmiştir.. 

Bukrat’tan nakledilen bir haber şöyledir: O, bazı sular hakkında demiştir ki “Bu su bazı sara hastalıklarına iyi gelir. Bundan putperestlerin kasd ve tedavi ettiği hastalığı kast etmiyorum. Bundan doktorların tedavi ettiği sarayı kasr ediyorum.” Ve yine demiştir ki “Tapınak ehlinin tıbbı karşısında bizim tıbbimiz, (doktorluğumuz) bizim tıbbımıza nazaran kocakarıların tıbbı mesabesindedir.” 

Şurası da bir gerçektir ki bunu inkar edenlerin, cinlerin var olmadıklarını ispat edecek bir delilleri yoktur. Yaptığı şeylerden bunu isbat edecek elinde bir şey yoksa, demek bunu bilmiyordun. Tıpkı hastaya, fiziki açıdan sağlıklı olup olmadığını anlamak için bakan ve muayene eden doktor gibi.. Bu doktor onun ruh haletini anlayamaz. Çünkü ruhçu değildir. Cinleri de anlayamaz. Çünkü bu alanda da herhangi bir bilgiye sahip değildir. 

Moral bakımından kendisine güvenen hastanın, ruhi yönden kendine etkisi tabii ki doktorun vereceği ilaçlardan daha büyüktür.. İşte cinlerin de bir çok etkileri vardır insanoğlunun bedeninde. Allahın Resulu (s.a.v.) bir hadiste şöyle buyururlar “Şeytan, insanoğlunun (bedeninde) kanın dolaştığı yerde dolaşıp durur.” Tıp buna, kalpten diğer yerlere dağılan ve insanı yaşatan hayvani ruh ismini vermektedir. 

Cin Şeytan ve İblis Hakkındaki Görüşler

Er Raciz der ki “Hin ve cinden olan teyzelerim oynuyorlar.” Ebu Ömer Ezzahid’in fikri “Hin; cin köpekleri ve aşağı tabakalarıdır.”

İlmi Dureyd der ki “Cin, insanın aksidir.” Gecenin karanlığı insanı örtüp gizlediğinde (Cennehlilleylü ve ecennehü ve cenne aleyhi) derler. Senden gizlenen ve sana görünmeyen her şey için “Cenne anke” tâbirini kullanırlar. Cahiliyet ehli, Meleklere de gözle görülmedikleri için cin derlerdi. Cin ve cinnet aynı manadadır.

Er Raciz der ki “Hin ve cinden olan teyzelerim oynuyorlar.” Ebu Ömer Ezzahid’in fikri “Hin; cin köpekleri ve aşağı tabakalarıdır.” El Cevheri “El Can; cinlerin babasıdır. (El Can’ın beyaz bir yılan adı olduğu da söylenmiştir.)

Süheylî, “En Netaiç” adlı eserinde cinlerin meleklere ve gözle görülmeyen diğer varlıklara da şamil olan bir isim olduğunu beyan ederek şöyle demiştir “Fazilet ve şerefine binaen bir çok yerlerde cin “ins”ten evvel zikredilmiştir. Çünkü cin (kelimesi) melekler ve gözle görülmeyen diğer varlıkları da tabir etmektedir. Allah-ü Teala şöyle buyurmuştur “Onunla cinler arasında bir neseb kıldılar.” 

El A’şi şöyle demiştir “Meleklerin cinlerinden yedisini emrine amade kılmıştır. Bunlar huzurunda ücretsiz çalışırlar.” Cenab ı Hakkın “Onlardan önce ne İns ve ne de Cin onlara (hurilere) dokunmamıştır.” “Onun günahından ne İns ve ne de Cin sorumlu tutulmaz.” “Şüphesiz biz şunu biliriz ki İns ve Cin, Allah hakkında asla yalan söylemezler” Ayetlerindeki “Cin” ifadesi melekleri kapsamamaktadır. Çünkü melekler ayıplardan uzak oldukları gibi haklarında ne yalan ve ne de diğer günahlar düşünülemez. Ortada böyle bir karine mevcut olduğu için bu ifade melekleri kapsamamaktadır. Bu sebepledir ki insanın cinlere karşı olan üstünlüğünden dolayı bu ayetlerde «İns» lafzı ile başlanmıştır. 

İbn-i Ukeyl’in fikri “Gözlerle görülmediği için cinlere ‘cin’ denilmiştir. Karında bulunan cenin kelimesi de bu türdendir.

İbn-i Ukeyl’in fikri “Gözlerle görülmediği için cinlere ‘cin’ denilmiştir. Karında bulunan cenin kelimesi de bu türdendir. Çünkü bu da gözle görülmemektedir. Savaşta kullanılan koruyucu bir alete ‘cünne’ denilmesi savaşanı düşman saldırısına karşı gizleyip korumasından ileri gelmiştir. Meleklere bu ismin verilmesi onların şanını düşürmez. Çünkü aynı kökten türeyen isimler, birbiriyle çelişmez. Görmüyor musun “El-Habie”ye bu isim (El-Habii) kökünden geldiği için verilmiştir. Zira onun içinde bir şey saklanmaktadır. Sandık kelimesi düşünülecek olursa bu isim boşa çıkmaz. 

Asi şeytanlar cinlerdendir. Ve İblis çocuklarıdır. Şeytanların en azgınları ve İblis’in yardımcılarıdır. İblis’in emirlerini yerine getirip, durmadan insanları saptırmaya çalışırlar. El -Cevheri der ki “Cin, insan ve hayvanlardan her baş kaldıran şeytandır. 

Araplar yılana da Şeytan demişlerdir… Kötülük yapmakta son derece azgın olan her varlığa bu isim verilmiştir. 

El – Kadı Ebu Ya’la bu hususta görüşünü şöyle açıklıyoı “‘Eşşeyatin’ cinlerin asi ve kötü olanlarına denir. Kötü varlık hakkında “Marid” kelimesi kullanılır. Şeytan ‘Şeyatın’ çoğulunun tekilidir Cenab-ı Hak ‘Şeytanin Mârid’ diyerek iki kelimeyi bir arada kullanmıştır.”

İbnis Sekit der ki “Birinin isteğine karşı gelindiğinde bu kelime kullanılır. Ve derin bir kuyuya da ‘Bi’run Şatun’ denilir.” 

“İblisin asıl ismi, melâike ile beraber olduğu zaman Azazil idi. O, dört kanatlı meleklerdendi. Sonra ‘İblis’ olmuştur.”

İbni Dureyd “Dilcilerden bir kısım insanlar şöyle iddia etmişlerdir ‘İblis’ kelimesi ‘îblâs’ kökündendir. Allah’ın rahmetinden ümit kestiği için bu isim verilmiştir ona. Bir insan ümitsiz olduğu zaman hakkında «Eblesei – reculü iblâsen fehuve mublisun» derler. Bu şunu göstermektedir; İblis’e bu isim, ancak Allah’ın rahmetinden ümidini kestikten sonra verilmiştir. 

İbni Ebid – Dünya e diğerleri İbni Abbas (r.a.)’dan şöyle rivayet etmişlerdir “İblisin asıl ismi, melâike ile beraber olduğu zaman Azazil idi. O, dört kanatlı meleklerdendi. Sonra ‘İblis’ olmuştur. , Eb’ul-Musenhâ “İblis’in Nâil idi. Allah ona gazab edince Şeytan ismini aldı.” demiştir. İbni Abbas’dan (r.a.) dan “İblis Allah’a asi gelince, lanetlendi ve şeytan ismini aldı.”  

Ebul Baka şöyle demiştir “İblis, Acemce bir isimdir.” Bazılarına göre bu isim Arapça’dır. İblas kökünden  gelmedir. Mârifeliğinden dolayı münsarif olmamıştır. Çünkü isimlerde onun bir benzeri yoktur. Ancak bu fikir pek yerinde bir fikir değildir. Çünkü isimlerde onun benzeri vardır ‘İhrit, İhfil ve İslit’ isimleri gibi.. 

Ebu Ömer bin Abdil Berre der ki “Kelam ve lisan ehline göre. Cin bir kaç farklı anlamda kullanılır: Sadece cin olarak zikrettiklerinde ‘cinnî’ denilir. Onun insanlarla beraber yasayanlardan biri olduğunu kast ettiklerinde ‘amir’ diye adlandırırlar ki çoğulu ‘ummar’dır. Çocuklara arız olanları kast ettiklerinde ise ‘ervah’ derler. Yüzsüzlüğü artınca ‘şeytan’ daha da azınca ‘marid’ kendisiyle başa çıkılmayacak şekilde azınca ‘ifrit’ adını alır.

Kaynak: İmam Şişli, Cinlerin Esrarı

Continue Reading
Advertisement
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir