Connect with us
Kıssadan Hisse - İbretli Hikaye - Menkıbe - Aslıhu Neslihu Kıssadan Hisse - İbretli Hikaye - Menkıbe - Aslıhu Neslihu

Rivayet & Menkıbe

Kıssadan Hisse: Aslıhu Neslihu

Aslıhu neslihu yani aslı (kökeni) ne ise kendisi de odur, sözünün dayandırıldığı ibretli, biraz da nükteli bir kıssadan hisse…

Published

on

Aslıhu neslihu yani aslı (kökeni) ne ise kendisi de odur, sözünün dayandırıldığı ibretli, biraz da nükteli bir kıssadan hisse…

Bir gün sultan, bahçıvanın yanına uğrayıp kendisine hediye edilen tayı sorar. “Bahçıvan efendi! nasıl bizim tay?” “Asluhu neslihu, sultanım.” “Nesi var?” “Sultanım, asil bir tayın sırtına sinek, böcek konduğunda bunları kuyruğuyla kovalar; ancak bizim tay, adeta bir inek gibi kafasını çevirip ağzıyla sinekleri kovalıyor.”

Verin Bahçıvana Fazladan Bir Kap Yemek

Sultan, bunun nedenini öğrenmek için tayı hediye eden adamı çağırtır ve tayın bu davranışının sebebi hakkında bilgi ister. Tayı hediye eden adam der ki “Sultanım, bizim tay doğduktan hemen sonra annesi öldüğü için onu, ineğe emzirttik.” Böylece meselenin sırrı çözülmüş olur ve sultan adamlarına emreder: “Verin bahçıvana fazladan bir kap yemek!”

Hindinin Soyundaki Bozukluk

Başka bir zaman sultana, güzel görünüşlü iri bir hindi hediye edilir. Bir müddet sonra sultan bahçıvanın yanına varır ve hindiyi sorar. “Asluhu nesluhu, sultanım.” “Bahçıvan efendi, bunun neyi var?” “Sultanım, asil olan bir hindi öteceği zaman kabarır, ibiği masmavi olunca başlar ötmeğe. Bizim hindi iyice kabarıyor, ibiği masmavi olup tam öteceği zaman kafasını suya daldırıyor. Galiba bunun da soyunda bir bozukluk var.”

Sultan, işin aslını öğrenmek için hindiyi hediye eden kişiyi çağırtır. O kişi, hindinin yumurtasını ördeğin altına koyduklarını ve hindinin, ördek yavrularıyla birlikte büyüdüğünü anlatır. Bu meselenin de sırrı böylece anlaşılmış olur. Ve padişah emreder: “Verin bahçıvana fazladan bir kap yemek”.

Bende de mi?!

Sultan, güzel bir günün sabahında bahçede yalnız başına dolaşırken bahçıvan gözüne ilişir ve ona doğru yaklaşarak “Bahçıvan efendi, bende de bir sıkıntı var mı?” der. “Aslıhu neslihu, efendim.” “Bende de mi?” der ve hemen son demlerini yaşayan annesine koşar.

“Anneciğim, inan sana kırılıp küsmem, kızmam da. Bende bir sıkıntı var mı?” Annesi durur, sıkıla sıkıla başlar anlatmaya “Oğul, babanla evlendiğimizde baban çok yaşlıydı, ben daha 15-16 yaşlarında genç, güzel bir kızdım. Gençliğimin duygularına kapılıp bir hata ettim. Sen bizim sarayın aşçısının oğlusun.”

Hakikati öğrenen sultan, bahçıvana seslenir “Ey olayların perde arkasından bizlere sırlar sunan değerli insan! tay ve hindinin durumlarına vakıf oldun, anladık da; benim durumumu nasıl anladın? bu nasıl bir bilgeliktir söyle bana?” “Ey yüce sultan, bunu anlamaktan daha kolay ne var? Benim bildiğim sultanlar, ödül verirken verin bir kese altın! der. Sen ise, verin fazladan bir kap yemek diyorsun.”

Sultan adamlarına seslenir “Verin bahçıvana fazladan bir kap yemek!”

Kıssadan Hisse: Ömrün Yarısı Ömrün Tamamı

Kıssadan Hisse: Ömrün Yarısı Ömrün Tamamı

Kıssadan Hisse: İsmi Azam Duası Sırrı

Kıssadan Hisse: İsmi Azam Duası Sırrı

Kıssadan Hisse: Azrail’den Kaçan Adamın Hikayesi

Kıssadan Hisse: Azrail’den Kaçan Adamın Hikayesi

Advertisement
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Rivayet & Menkıbe

Muhyiddin Arabi Hazretlerinin Besmele Keşfi

Hz. Ömer’in Bizans İmparatoruna gönderdiği başlıktaki besmele sırrı. Ahmet el Buni ve Muhyiddin Arabi Hazretlerinin besmele ile ilgili keşif ve sözleri.

Published

on

By

Bilinmeyen Sır Hikmet ve Faziletleriyle BesmeleBilinmeyen Sır Hikmet ve Faziletleriyle Besmele

Hz. Ömer’in Bizans İmparatoruna gönderdiği başlıktaki besmele sırrı. Şeyh Ahmet el Buni ve Şeyh Muhyiddin Arabi Hazretlerinin besmele ile ilgili keşif ve sözleri.

Başlıktaki Besmele

Anlatıldığına göre Rum meliki Kayser, Hz. Ömer’e şöyle bir mektup yazdı: “Başımda dinmek bilmeyen bir ağrı var. Eğer sizce malum bir çaresi ve ilacı varsa bana gönderin. Çünkü buradaki doktorlar, buna bir çare bulamadılar.” Mektubu alan Hz. Ömer, Kayser’e bir başlık gönderdi. Kayser bunu giyince ağrısı kesiliyor, çıkardığında yeniden başlıyordu. Merak etti: “Acaba bu başlıkta ne vardı ki baş ağrısını kesiyordu.” Başlığı çıkarıp iyice kontrol edince içinde üzerinde besmele yazılı bir kağıt buldu.

Besmele İle Yapılan Dua

Bir hadiste şöyle gelmiştir: “Başı besmele olan dua reddolunmaz.” Diğer bir hadiste ise: “Kim Allah’a ve O’nun ismine olan saygısından ve kirlenmesin diye üzerinde besmele yazılı bir kağıdı ayak altından kaldırırsa Allah indinde sıddıklardan olur. Ana babası müşrik bile olsa azapları hafifletilir.” (Aclûnî, II, 327) buyurulur.

Şeyh Ahmed el-Bûnî, Letâifu’l-İşârât adlı eserinde “Varlık Ağacı’nın (Şeceretü’l Kevn) “besmele”den dal budak saldığını” anlatır ve der ki: Bütün alem, icmali ve tafsili olarak, besmele ile kâimdir. Bu yüzden besmeleyi çokça söyleyen kimse, ulvî alemde de, süfli alemde de “heybet” sıfatıyla taltif edilir.

Besmele ve Fatiha

Şeyh-ı Ekber Muhyiddin Arabi, el- Fütuhatül Mekkiye’sinde der ki: Fatiha’yı okuduğun zaman besmeleyi ona bitiştir. Besmeleyle Fatiha arasını açma, vaslet! Nitekim Hz. Peygamber (s.a.) yemin ederek Cebrail’den, o yemin ederek Mikail’den, o da yemin ederek İsrafil’den, o da yemin ederek Allah’tan şöyle buyurduğunu nakleder:

“Ey İsrafil, izzetime, celalime, cad ve keremime and olsun ki Fatiha’ya bitiştirerek besmeleyi bir kere okuyanı bağışlarım. Şahit olun ki: İyi amellerini kabul eder, kötü amellerini görmezden gelirim. Onun dilini ateşte yakmam. Ve onu kabir azabından da kıyamet gününün azabından da kurtarırım. O bana enbiyadan ve evliyadan önce kavuşur.”

Kaynak: İsmail Hakkı Bursevi, Ruhül Beyan

Continue Reading

Rivayet & Menkıbe

Miraç Kandili Gecesi’nde Yaşanan Besmele Tecellisi

Hazreti Muhammed’in (s.a.v.) Miraç Kandili gecesinde besmele ile ilgili olarak yaşadığını aktardığı olağanüstü bir tecelli…

Published

on

By

Bilinmeyen Sır Hikmet ve Faziletleriyle BesmeleBilinmeyen Sır Hikmet ve Faziletleriyle Besmele

Hazreti Muhammed’in (s.a.v.) Miraç Kandili gecesinde besmele ile ilgili olarak yaşadığını aktardığı olağanüstü bir tecelli…

Kevser Havuzuna Akan Nehirler

Rivayet olunduğuna göre Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Semaya yükseltildiğim Miraç gecesinde bana bütün cennet katları arz olundu. Ben orada dört nehir gördüm. Bunlardan birinden su, diğerinden süt, bir diğerinden şarap, dördüncüsünden de bal akıyordu. Dedim ki: “Ya Cebrail, bu nehirler nereden gelip nereye akıyor?” Cebrail cevaben dedi ki: “Hepsinin Kevser havuzuna aktığını biliyorum ama nereden geldiklerini bilemiyorum. Allah’a dua et de O sana bunu bildirsin.”

Beyaz İnciden Bir Kubbe

Ben, Hakk Teala’ya dua ettim. Hemen bir melek gelip bana selam verdi ve: “Ya Muhammed (s.a.v.)! Yum gözlerini!” dedi. Ben de gözlerimi yumdum. Bir süre sonra melek: “Aç gözünü!” deyince gözlerimi açtım ve kendimi bir ağacın yanında buldum. Orada beyaz inciden bir kubbe gördüm ki kırmızı altından bir kapısı ve kilidi vardı. Kubbe o kadar büyüktü ki dünyadaki insanların ve cinlerin hepsi bu kubbenin üzerine konsa, kubbe üstünde kaplayacakları yer, dağ üstüne konmuş bir kuşun işgal ettiği yer kadar ancak olurdu. Daha önce gördüğüm dört nehrin bu kubbenin altından çıktığını müşahede ettim. 

Besmele’nin Harfleri

Geri dönmek istediğimde melek dedi ki:  “Niçin kubbenin altına girmiyorsun?” Ben de: “Nasıl girebilirim ki kapısı kilitli ve bende de anahtarı yok”. Melek: “Onun anahtarı Bismillahirrahmanirrahim’dir” dedi. Ben kapıya yaklaşıp besmele çekince kapının kilidi açıldı ve kubbenin altına girdik. İçeride gördüm ki bu kubbenin dört ayağından dört nehir akmaktadır ve bu sütunların üzerinde “Bismillahirrahmanirrahim” yazılıdır. Su nehri besmelenin “Mim”inden, süt nehri lafzatullahın “Ha”sından, şarap nehri Rahman’ın “Mim”inden, bal nehri de Rahim’in “Mim”inden çıkmaktadır. Bunları görünce anladım ki bu dört nehrin aslı besmeledir. 

Bunun üzerine Allah Teâlâ bana buyurdu ki: Ya Muhammed (s.a.v.) ümmetinden her kim riyadan uzak olarak halis bir kalple bu isimlerimi zikrederse yani “Bismillahirrahma­nirrahim” derse ben onu bu nehirlerin akıttıkları nimetlerle sularım.”

Kaynak: İsmail Hakkı Bursevi, Ruhül Beyan

Continue Reading

Rivayet & Menkıbe

Peygamberlerin Şeytanla Konuşmaları

Hazreti Muhammed (s.a.v.) ve Hazreti Nuh’un (a.s.) Şeytan ile yaptıkları konuşmalar. Şeytan ile dünya ehli arasındaki ticarete dair bir mesel.

Published

on

By

şeytan ile konuşma

Hazreti Muhammed (s.a.v.) ve Hazreti Nuh’un (a.s.) Şeytan ile yaptıkları konuşmalar. Şeytan ile dünya ehli arasındaki ticarete dair bir mesel.

Hazreti Muhammed’in (s.a.v) Şeytan ile Konuşması

İbn Abbas (r.a.) anlatıyor: Hz. Peygamber (s.a.) bir gün Mescid-i Nebî’den dışarı çıkarken kapıda şeytanla karşılaştı. Hz. Peygamber sordu: “Seni buraya getiren sebep nedir?”  Şeytan: “Beni buraya Allah gönderdi.” dedi. Efendimiz: “Niçin?” diye sorunca şu karşılığı verdi: “İstediğin soruyu bana sorman için.” İbn Abbas’ın rivâyetine göre Rasûlullah (s.a.)’ın ilk sorduğu şey namazla ilgili oldu: “Ey mel’ûn, ümmetimi cemaatle namazdan niye men ediyorsun?” Şeytan şöyle cevap verdi: “Ya Muhammed (s.a.v.) ümmetin cemaatla namaz için evlerinden çıktığında beni sanki ateşli bir humma tutuyor ve onlar camiden dağılmadıkça bu hastalığım geçmiyor.

“Peki ümmetimi ilim ve duâ ile meşgul olmaktan niye alıkoyuyorsun?” “Çünkü onlar duaya başlayınca, bitirinceye kadar sanki gözlerim kör, kulaklarım sağır oluyor.” “Ümmetimi Kuran okumaktan niye alıkoyuyorsun?” “Çünkü onlar Kuran okuduklarında ben kurşunun ateşte erimesi gibi eriyorum.” “Ümmetimi cihattan niye alıkoyuyorsun?”

“Onlar cihât için evlerinden çıkınca, dönünceye kadar adeta benim iki ayağım bağlanıyor, hacc için çıktıklarında da sanki zincire vuruluyorum. Sadaka verecekleri zaman da âdetâ başımın üzerine bir testere konularak bir tahta gibi başım parçalanıyor.” (Aclûnî, Keşfu’l-hafâ, I, 537)

Hazreti Nuh’un (a.s.) Şeytan ile Konuşması

Şeytan, insan tabiatına oburca yemek içmek sûretiyle musallat olur. İnsan, yeme içmeyi azaltıp oburluğu bıraktığı takdirde, midesinin ve nefsinin şehvetini önlemiş olur. O zaman şeytan ona nüfuz imkanı bulamaz. Onu etkileyemez.

Nefsin ıslahı beş vakit namazla olur. Çünkü beş vakit namaz, nefsin ıslahı için farz kılınmıştır. Nefs terbiyesi namazda Yüce yaratıcının huzurunda el bağlamak, rükû ve secdeye varmak sûretiyle gerçekleşir. Zira nefsin ıslahı; huşû, tevâzu ve mahviyyet ile olur.

Vehb ibn Münebbih der ki: “Nuh (a.s.) gemiden çıkınca İblis onun yanına geldi ve Nuh (a.s.) sordu: “Ey Allah’ın düşmanı, kendilerini sapıtıp helaka düşürmede sana ve askerlerine en çok yardımcı olan, insanların hangi huylarıdır?” İblis şu karşılığı verdi: “Eğer bir insanda pintilik, hırs, hased, kibir ve acelecilik gibi huylardan biri varsa biz onu helak çukuruna yuvarlarız. Eğer bir kimsede sayılan bu kötü sıfatların hepsi toplanacak olursa böyle birine de: “Azgın şeytan” deriz. Çünkü bunlar, şeytanların liderlerinin özellikleridir.”

Şeytan ve Dünya Ehlinin Ticaretine Dair Bir Mesel

Haberde geldiğine göre, şeytan her gün dünyayı bir ticaret metaı gibi avucuna alıp kaldırarak: “Kim, kendisi için zarar veren fakat yarar sağlamayan; üzüntü veren fakat sevindirmeyen dünyayı benden satın alır?” diye sorar. Ehl-i dünya: “Biz.” derler. Şeytan: “Acele etmeyin, onun bazı kusurları var” der. Ehl-i dünya: “Önemli değil.” derler. Şeytan bu sefer: “Onun fiyatı dirhem, dinar, para ve pul değildir. Onun bedeli, cennetteki yeriniz, hissenizdir.

Ben dünyayı şu dört şeye karşılık satın aldım: Allah’ın laneti, gadabı, azâbı ve O’ndan uzak kalmak. O’nun emirlerini çiğnemek, yasakladıklarını yapmak. Bunlara karşılık da cennetteki yerimi vermiş oldum.” deyince, ehl-i dünya: “Biz de bu şartlarla kabul ediyoruz.” derler. Şeytan: “Dünyayı gönüllerinize yerleştirerek ebediyyen çıkarmamak sûretiyle bana bu ticâretten biraz da kâr vermenizi istiyorum.” der. Ehl-i dünya: “Evet, bu şartlarla alıyoruz.” deyip alırlar. Bunun üzerine şeytan: “Bu ne kötü bir ticâret!” diye şaşkınlığını ifâde eder.

Kaynak: İsmail Hakkı Bursevi, Ruhü’l Beyan

Dini Rivayet ve Menkıbeler

Continue Reading

Rivayet & Menkıbe

Peygamberi Ağlatan Sahabi

Kısa süre içerisinden Peygamber Efendimiz’in en sevgili sahabilerinden biri haline gelen Sa’d bin Eslem’in (r.a.) kısa, hüzünlü ama sonu saadetle biten hidayet hikayesi…

Published

on

By

Dini Hikayeler - Sad bin Eslem - Peygamberi Ağlatan Sahabi

Kısa süre içerisinden Peygamber Efendimiz’in en sevgili sahabilerinden biri haline gelen Sa’d bin Eslem’in (r.a.) kısa, hüzünlü ama sonu saadetle biten hidayet hikayesi…

Yüzümün Çirkin Oluşu Cennete Girmeme Mani midir

Ahâlî, sırf derimin siyah oluşu ve yüzümün çirkinliği dolayısıyla beni aralarından uzaklaştırmışlardı. Halbuki ben, Selemoğlu kabilesinin soylularından idim.

Enes İbni Malik’ten (r.a.) rivayettir: Bir defa Rasûl-i Ekrem’in (s.a.v.) huzuruna bir adam geldi ve şöyle dedi: “Yâ Rasûlallah! Derimin siyah, yüzümün çirkin oluşu benim cennete girmeme mani midir?” Rasûl-i Ekrem Efendimiz cevaben buyurdular ki: “Hayır, derinin siyah yüzünün de çirkin oluşu, cennete girmene mani değildir. Ancak, canım kudret elinde bulunan Allah’a yeminle söylerim ki sen gerek Allah’a ve gerekse O’nun Rasûlü’ne inanmamışsın.”

Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem’in bu sözleri üzerine, adam şunları söyledi: “Seni peygamberlikle şereflendiren zâta yemin ederim ki, bundan tam sekiz ay önce ben, Allah’dan başka ilâh bulunmadığına ve Muhammed’in (s.a.v.)  de O’nun kulu ve Rasûlü olduğuna şehâdet ettim. Benim bu şehâdeti yaptığım mecliste, siz de orada bulunan insanlara, gerekse bulunmayan insanlara, bir hitabede bulunmuş idiniz. Fakat ahâlî, sırf derimin siyah oluşu ve yüzümün çirkinliği dolayısıyla beni aralarından uzaklaştırmışlardı. Halbuki ben, Selemoğlu kabilesinin soylularından idim. Ne var ki dayılarımın siyahlığı bende galebe çalmış. Onun için derim siyahtır.”

“Rasulullah Kızını Zevce Olarak Bana Verdi” de

… Ne var ki adamın derisinin karalığı, yüzünün çirkinliğini görünce, neşeleri kaçtı sıkılmaya başladılar.

Onun bu sözleri üzerine, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle bir etrafına bakındı. Birisini aradığı anlaşılıyordu. Aradığını göremeyince, etrafındakilere sordu: “Veheb oğlu Amr burada mı?” Allah Rasûlü’nün sorduğu bu zât, Sakif oğullarından birisi idi. Ve Müslümanlığı yakın bir zaman önce kabul etmişti. O sırada orada bulunmadığı için Rasûl-i Ekrem’e (s.a.v.) şöyle cevap verilmişti: “Hayır burada yok.”

Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem (s.a.v.), o kara derili sahabiye dönerek: “Onun evini biliyor musun?” buyurdu. Adam dedi: “Evet biliyorum.” Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Şimdi onun evine git. Kapısını yavaşça çal, selâm ver içeri girince şöyle de: ‘Rasûlullah kızınızı zevce olarak bana verdi.’

Bahis mevzuu şahsın, sevimli, iffetli, güzel ve akıllı bir kızı vardı. Kara derili adam, Allah Rasûlü’nün bu talimatı üzerine hemen yürüdü. Doğruca mezkûr kişinin evine vardı. Önce yavaşça kapıyı çaldı. Selâm verdi. İçeridekiler Arapça konuşulduğunu duyunca sevindiler. Hemen kapıyı açtılar. Ne var ki adamın derisinin karalığı, yüzünün çirkinliğini görünce, neşeleri kaçtı sıkılmaya başladılar. Bu sırada adam söze başladı ve dedi ki: “Rasûlullah (s.a.v.) kızınızı bana zevce olarak verdi.”

Vahiy Seni Rezil Etmeden Bir Kurtuluş Ara

“Eğer, Rasûlullah (s.a.v.) gerçekten beni ona zevce olarak vermişse, ben Allah’ın ve Rasûlü’nün benim için münâsip gördüğü şeye razıyım.”

Kara derili adamın bu sözleri, ev sahiblerini büsbütün çileden çıkardı. O kızgınlıkla onu oradan kovdular. Bu arada bazı hakaretler de yaptılar. Adam oradan çıktı. Doğruca Rasûlullah’ın yanına gitti. Ve hadiseyi aynen anlattı. Fakat o kovulduktan sonra ev sahibinin kızı babasına dedi ki: “Ey babacığım! Vahy seni rezil rüsva etmeden bir kurtuluş yolu ara. Eğer, Rasûlullah (s.a.v.) gerçekten beni ona zevce olarak vermişse, ben Allah’ın ve Rasûlü’nün benim için münâsip gördüğü şeye razıyım.”

Allah ve Resulünü Darıltmaktan Yine Allah’a Sığınırız

Allah’dan mağfiret talep ediyorum. Onu red edişimin sebebi, kendisinin yalan söylediğini sanmam idi.

Kızının bu sözleri üzerine uyanan baba, hemen kalktı. Doğruca Allah Rasûlü’nün yanına geldi ve ona yakın bir yere oturdu. Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) onu görünce kendisine hitaben buyurdu ki: “Rasûlullah’ın kararını red eden sen misin?” Adam dedi ki: “Evet yâ Rasûlallah! Ben bu işi yaptım. Ancak şimdi Allah’dan mağfiret talep ediyorum. Onu red edişimin sebebi, kendisinin yalan söylediğini sanmam idi. Madem ki doğrudur. Siz bizim kızımızı ona zevce olarak veriyorsunuz. O halde biz de kabul ediyor kızımızı ona zevce olarak veriyoruz. Allah’ı ve Rasûlü’nü darıltmaktan yine Allah’a sığınırız.”

Kızın babasının bu sözleri üzerine dört yüz dirhem mehir ile nikâh kıyıldı. Nikahdan sonra Allah Rasûlü damada yani Sa’d b. Eslem’e buyurdu ki: “Hemen kalk, zevcenin yanına git, mehrini ver.” Damad Allah Rasûlü’ne cevaben dedi: “Yâ Rasûlallah, seni hak peygamber olarak gönderen zâta yeminle söylerim ki benim dünyalık hiçbir şeyim yok, gidip kardeşlerimden istemem lâzım.”

Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) cevaben buyurdular ki: “Öyle ise zevcenin mihrini, mü’minlerden üç kişiden temin edelim. Şimdi sen önce Affan oğlu Osman’a git. Benden kendisine selâm et ve ondan iki yüz dirhem para al. Oradan Avf oğlu Abdurrahman’a uğra, iki yüz dirhem de ondan al. Daha sonra Ali’ye var. Benden selâm et ve iki yüz dirhem de ondan al.”

Allah Rasûlü’nün bu talimatı üzerine Sa’d hemen kalktı. Doğru Affan oğlu Osman’ın evine gitti. Meseleyi ona anlattı. Affan oğlu Osman, ona istenilen meblağdan daha fazlasını verdi. Onu alan Sa’d Selemî oradan Avf oğlu Abdurrahman’a geçti. Meseleyi ona da anlattı. Aynı şekilde o da istenilen meblağın üstünde para verdi. Dağ ha sonra Ali’ye gitti. Allah Rasûlü’nün iradesini ona da anlattı. O da aynı şekilde istenenin fevkinde para verdi. Bunları alan Sa’d Selemî, hemen çarşıya koştu. Karısı için bir şeyler aldı. 

Gözlerinden neşe ve sevinç akmaktaydı. Bu neşe ve sevinç içinde tam eve dönmek üzere bulunduğu sırada, kulağına bir ses geldi. “Ey Allah’ın süvarileri! Bininiz savaş var.” Meğer düşman ordusu hücuma hazırlanmaktaymış. Bunun üzerine Allah Rasûlü’nün tellâlı da İslâm askerlerine durumu haber vermek için bu şekilde bağırmaya çıkmış.

Bu Paraları Allah’ın Sevdiği Yolda Harcayacağım

Bırakın onu, kim bilir, belki de dinimizi öğrenmek için Bahreyn yahut Suriye taraflarından gelmiş. Ümid ederim ki, size faydası dokunur.

Rasûlullah’ın tellâlının nidasını duyan Sa’d Selemî’ye bu sefer de başka bir neşe oldu. Hemen başını göğe kaldırarak şöyle dedi: “Ey Allahım! Ey göklerin ve yerlerin ilâhı! Ey Muhammed’in (s.a.v.) ilâhı!.. Bugün bu paraları Allah’ın Rasûlü’nün ve mü’minlerin sevdiği yolda harcayacağım. Ve hemen bir at, bir kılınç, bir mızrak bir de kalkan aldı. Bu arada beline bir kuşak bağladı. Başına da bir tülbent geçirdi. Öyle ki, bu başını tamamen örtmüştü. Sadece gözleri görünüyordu. Daha sonra atına atlayarak doğruca askerlerin toplandığı mahalle gitti. 

Muharib muhacirlerin yerinde yer aldı. Beklemeye başladı. Bu vaziyette onu gören muharipler kendi aralarında şöyle konuşmaya başladılar. “Tanımadığımız bu atlı kim acaba?” Onların kendi aralarındaki bu sözleri duyan Hazret-i Ali, kendilerine hitaben dedi ki: “Bırakın onu, kim bilir, belki de dinimizi öğrenmek için Bahreyn yahut Suriye taraflarından gelmiş. Bu gün ise kendi arzusuyla size yardımcı olmayı düşünen biridir. Ümid ederim ki, size faydası dokunur.”

Bu esnada Sa’d Selemî de savaş talimleri yapıyor, kılınç sallıyor, mızrak dürtüyordu. Bir müddet bu işe devam edip, yorulunca atından indi. Kollarını dinlendirme hareketi yapmaya başladı. Daha sonra kollarının yenlerini sıvadı. Bu sırada Allah Rasûlü de ordusunun başına gelmiş bulunuyordu. Onun kara derili kollarını görünce: “Sen Sa’d mısın?” diye sordu. O da: “Evet ya Rasûlallah. Anam babam sana feda olsun!..” cevabını verdi. Allah Rasûlü de buyurdular ki: “Ceddine saadet!” 

Kokun Ne Kadar Güzel Ey Sa’d

“Kokun ne kadar güzel, Allah’a ve Rasûlü’ne olan sevgin ne kadar yüce ey Sa’d!” Allah’ın Rasûlü bu esnada ağlıyordu.

Derken iki ordu savaşa tutuştu. Sa’d bütün gücü ile hiç durmadan kılınç sallıyor, mızrak vuruyordu. Öyle ki onun herbir kılınç sallayışı ile mızrak vuruşunda bir düşman askeri mutlaka tepelenmiş oluyordu. Bir ara: “Sa’d düştü!” diye bir ses işitildi. Bu sesi duyan Allah’ın Rasûlü hemen o tarafa koştu. Gerçekten Sa’d vurulmuş ve düşmüş idi. Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) hemen onu kucakladı. Bizzat kendisi yüzündeki tozu toprağı sildi. 

Bu arada şöyle buyurdu: “Kokun ne kadar güzel, Allah’a ve Rasûlü’ne olan sevgin ne kadar yüce ey Sa’d!” Allah’ın Rasûlü bu esnada ağlıyordu. Ağlaması bir müddet devam etti. Daha sonra yüzlerinde bir gülümseme belirdi. Bundan sonra yanındakilere dönerek dedi ki: “Kâbe’nin Rabbına yeminle söylerim ki, Sa’d “Havz’a gitti.” Oradaki muhariblerden Ebû Lübâbe sordu: “ Anam babam sana feda olsun ya Resûlallah, Havz nedir?”

Sa’d’ı Sevdiğim İçin Ağladım

“Ya Resûlallah, biraz önce biz, senin evvelâ ağladığını, sonra da gülümsediğini ve sonra da yüzünü çevirdiğini müşahede ettik. Acaba bunun sebebi neydi?”

Rasûl-i Ekrem (s.a.v.)buyurdular: “Havz, Rabbımın bana ihsan ettiği bir şeydir. Genişliği San’a ile Basra arası kadardır. Çevresi inci ve yakutlarla süslüdür. Suyu sütten daha beyaz, baldan daha tatlıdır. Ondan bir defa içen ebediyyen bir daha susamaz. Allah Rasûlü’nün sözü bittikten sonra, Ebû Lübâbe bu sefer de dedi ki: “Ya Resûlallah, biraz önce biz, senin evvelâ ağladığını, sonra da gülümsediğini ve sonra da yüzünü çevirdiğini müşahede ettik. Acaba bunun sebebi neydi?”

Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) Ebû Lüğ bâbe’nin bu sorusuna cevaben buyurdular ki: “Sa’d Selemî’yi sevdiğim için ağladım, onun Allah katındaki derecesini ve yüksek mevkiini düşünerek sevindim ve gülümsedim. Daha sonra yüzümü başka tarafa çevirmeme gelince, bunun sebebi de, onun hurîlerden müteşekkil zevcelerini o anda orada görmüş olmamdır. O huri zevceleri o anda oraya gelmişlerdi. Vücudlarının bazı kısımları ile zinet eşyaları görünmekte idi. Hayadan yüzümü başka tarafa çevirmek zorunda kaldım.”

Allah Sa’d’ı Kızından Daha Hayırlı Biri İle Nikahladı

Kayın babasına da deyin ki: “Allah, Sa’d Selemî’yi sizin kızınızdan daha hayırlı biri ile nikahladı.

Bunları söyleyen Allah Rasûlü, daha sonra etrafındaki muhariplere emretti. “Sa’d Selemî’nin, silahlarını ve kendisine ait diğer eşyasını alın. Doğruca zevcesinin evine götürüp teslim edin. Kayın babasına da deyin ki: “Allah, Sa’d Selemî’yi sizin kızınızdan daha hayırlı biri ile nikahladı. (Gafletten Kurtuluş, Tenbihu’l Gafilin s. 937, 941)

Kaynak: Sadık Dana, İslam Kahramanları 1, Erkam Yayınları

Tavsiye Edilen Diğer Dini Hikayeler

HAZRETİ SÜLEYMAN’IN ZORLU İMTİHANI

İSMİ AZAM DUASININ SIRRI

TÜRK HACIDAN İBRETLİK MEDİNE HATIRASI

Continue Reading

Rivayet & Menkıbe

Hz. Ömer’den Hz. Ali’ye Üç Soru

Ashâb-ı kiram hazretleri (r.a.), bilmedikleri konuları Hazreti Ali’den (r.a.) öğrenirlerdi. İbn-i Ömer (r.a.) Hazreti Ömer (r.a.) ve Hazreti Ali (r.a.) arasında geçen şu hadiseyi rivayet etmişlerdir…

Published

on

By

Daini hikaye - tarihi hikaye

Ashâb-ı kiram hazretleri (r.a.), bilmedikleri konuları Hazreti Ali’den (r.a.) öğrenirlerdi. İbn-i Ömer (r.a.) Hazreti Ömer (r.a.) ve Hazreti Ali (r.a.) arasında geçen şu hadiseyi rivayet etmişlerdir…

Hazreti Ömer Soruyor

Hazreti Ömer (r.a.), Hazreti Ali’ye (r.a.) soruyor: “Ya Ali! Çok defa Rasûlullah’ın yanında bulundun. Biz bulunamadık. Çok defa da biz bulunduk; sen bulunamadın. Sana üç şey soracağım. Belki bilirsin. Hazreti Ali (r.a.) “Soracakların nedir?” dedi. 

Muhabbetteki Sır

Hazreti Ömer “Bir kimseden iyilik görmediği halde onu seven, bir kimseden de kötülük görmediği halde ona buğz eden kimse hakkında ne dersin?”

 Hazreti Ali “Evet, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in bu hususta şöyle buyurduğunu işittim: ‘Ruhlar fezâda güruhlara ayrılmış bölükler halindedir. Orada tanışanlar dünyada karşılaşırlar. Dost olurlar. Orada birbirlerinden hoşlanmayanlar, dünyada birbirlerinden uzak dururlar’” buyurdu.

Unutkanlığın Sebebi

Hazreti Ömer “Bu bir. İkincisi; unuttuğu bir hadisi hatırladığı zaman söyleyen adam hakkında Rasûlullah ne buyurmuştur?

Hazreti Ali radıyallahu anh “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in bu konuda şöyle buyurduğunu işittim ‘Her kalbin üzerinde, ayın üzerindeki bulut gibi bir bulut vardır. Nasıl ki bulut aydan ayrılınca ay ışık verir. Üzerini kapladığı zaman da kararırsa insanın üzerindeki bulut çekildiği zaman, insan hatırlar, kalbinin üzerini kapladığı zaman da insan unutur.’”

Gerçek Çıkan Rüyalar

Hazreti Ömer radıyallahu anh “Bu iki. Üçüncüsü de rüya gören kimselerin bazısının rüyası gerçek çıkıyor. Bazısınınki de yalan. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, bu hususta ne buyurdu? diye sordu.

Hazreti Ali radıyallahu anh “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu işittim. ‘Bir erkek veya kadın yatıp, derin uykuya daldığı vakit ruhu arşa yükseltilir. Arşın yanında kimsenin gördüğü rüya doğru çıkar. Daha arşa varmadan uyanan kimsenin rüyası yalandır.”

Hazreti Ömer “Epeyden beri bu üç meseleyi öğrenmek istiyordum. Ölmeden evvel doğrusunu öğrendiğim için Allah’a hamdolsun!” buyurdu.

Continue Reading

Rivayet & Menkıbe

Ömrün Yarısı Ömrün Tamamı

Ömrün Yarısı Ömrün Tamamı: Hz. Mevlânâ, insanın ebedî saâdeti için lüzûmlu olan mârifetullâh ilmini elde etmenin ehemmiyetini ve buna bîgâne kalanların hazin âkıbetini aşağıdaki hikâyede ne güzel ifade etmektedir.

Published

on

By

Dini Hikaye - Ömrün Yarısı Ömrün Tamamı - Mevlana - Gemici - Denizci

Ömrün Yarısı Ömrün Tamamı: Hz. Mevlânâ, insanın ebedî saâdeti için lüzûmlu olan mârifetullâh ilmini elde etmenin ehemmiyetini ve buna bîgâne kalanların hazin âkıbetini aşağıdaki hikâyede ne güzel ifade etmektedir:

Bir nahiv (dilbilgisi) âlimi gemiye binmişti. Sefer esnâsında ilmine mağrur bir şekilde gemici ile sohbete koyuldu. Gemiciye zaman zaman muhtelif suâller sordu ve muhâtabından “bilmem” cevabını alınca da ona karşı ilmiyle iftihâr etmek üzere:

“-Yazık! Cehâletin sebebiyle ömrünün yarısını hebâ ve ziyân etmişsin.” diyerek onunla alay etti.

Temiz kalpli gemicinin, bu küçük düşürücü davranışa gönlü kırıldı ise de, olgunluk gösterip nahivciye cevap vermedi, sustu. Derken şiddetli bir fırtına çıktı ve gemiyi müthiş bir girdabın içine sürükledi. Herkesi büyük bir girdabın içine sürükledi. Herkesi büyük bir telaşın kapladığı o hengâmede gemici, nahivciye döndü ve:

“-Ey üstad, yüzme bilir misin?” diye sordu.

Nahivci, solmuş sararmış bir vaziyette titrek bir sesle kekeleyerek:

“-Hayır bilmem!” dedi.

Bunun üzerine gemici, mahzun bir edâ ile şu mukâbelede bulundu:

“-Nahiv bilmediğim için benim yarı ömrüm mahvolmuştu, öyleyse şimdi senin bütün ömrün mahvoldu. Zîrâ gemimizin bu girdaptan kurtulma imkânı yoktur. Ey nahivci! Bu deryâda nahivden ziyâde yüzme ilminin daha faydalı ve zarûrî olduğunu bilmiyor muydun?”

Dini Hikaye – İsmi Azam Duası Sırrı

İsmi Azam Duası Sırrı

Dini Hikaye: Türk Hacıdan İbretlik Medine Hatırası

Türk Hacıdan İbretlik Medine Hatırası – Dini Hikaye

Dini Hikaye: Azrail’den Kaçan Adamın Hikayesi

Azrail’den Kaçan Adamın Hikayesi 

Continue Reading

Rivayet & Menkıbe

Öz Torununu Yiyen Vezir – İran

İran – M.Ö. 600’lü yıllarda, İran’daki Med devleti, tarihte eşine pek rastlanmayan korkunç bir entrika ve ardından gelen intikama sahne oldu…

Published

on

By

İran - Torununu Yiyen Vezir - Tarihi Hikaye

İran – M.Ö. 600’lü yıllarda, İran’daki Med devleti, tarihte eşine pek rastlanmayan korkunç bir entrika ve ardından gelen intikama sahne oldu…

İran ’daki Med devletinde MÖ.580 yılında tahta Astiyag (İştumegu) geçti. Ancak yeni hükümdar; korkak, zalim gaddar ve son derece kibirli bir zavallıydı.

Bir gece Kral Astiyag bir rüya gördü. Bunu yorumlayan rahipler ise ona kızından doğacak olan torununun, onun imparatorluğunu ele geçireceğini haber verdiler. Astiyag bu rüyanın haber verdiği kehanetin gerçekleşmesini önlemek için kızını güçlü bir asilzade ile evlendirmek yerine o sırada henüz nüfuz ve kudretten mahrum durumda olan Pers Prensi Kambis (Keykavus) ile evlendirdi.

İran ‘daki Medler Persleri daima aşağı gördüklerinden; onların bir Pers prensinden doğacak olan çocuğa asla tabi olmayacaklarını ummaktaydı. Oysa I. Kambis’in, Kral Astiyag’ın kızı Mendane ile evlenişi, kendisine büyük bir itibar kazandırmıştı. Bu fırsatı değerlendirip, siyaset ve askeri alanlarda gerçekleştirdiği akıllı hamlelerle, prensliğini güçlü bir devlet haline getirmeyi başardı.

I.Kambis’in, eşi Mendane’den; Kuraş (Keyhüsrev) adlı bir oğlu oldu. Hamileliğinden beri kızını kendi yanında bulunduran Astiyag, doğan çocuğu veziri Harpag’a teslim etmiş ve öldürülmesini emretmişti. Ancak Harpag, ilerde Mendane ve kocasının hışmına uğramaktan korkarak, Kuraş’ı öldürmeyip; bir çobana verdi.

Kuraş, büyüyüp delikanlı olduktan sonra Med ordusuna girdi. Cesaret ve aklı sayesinde orduda hızla yükseldi. Bir isyanın bastırılmasında fevkalade kahramanlık gösterdiği için Kral Astiyag, kendisini huzuruna çağırıp, iltifat ettikten sonra kim olduğunu sorunca Kurag “Ben sizin kızınızın oğluyum” diyerek, asıl kimliğini açıkladı.

Korkunç İntikam

Kral Astiyag, kendi torununun kahramanlığından son derece memnun kalmış olmakla beraber, emrini yerine getirmemiş olan veziri Harpag’ı ağır ve hiç unutamayacağı bir şekilde cezalandırmaya karar verdi. Bunun için ise günlerce düşünüp taşınarak, sonunda müthiş korkunç bir intikam yolu buldu.

Harpag’ın pek sevdiği erkek torununu gizlice öldürttü. Sonra etinden çeşitli yemekler hazırlatıp, Harpag’ı yemeğe davet etti ve ona kendi öz torununun etinden pişmiş yemekleri yedirdi. Ziyafet sona erince de “Nasıl? Yediğin yemekleri beğendin mi?” diye sordu.

Harpag “Evet efendimiz. Eemekler cidden çok lezzetliydi” karşılığını verdi. “Peki ya onların piştiği etin ne eti olduğunu anlayabildin mi?” “Hayır efendimiz lakin karaca yavrusu etine benzettim.” Kral Astiyag, bu cevap üzerine çirkin çirkin güldü “Hayır. Bilemedin benim dirayetli vezirim.” dedi.

Sonra bir işarette bulundu. Bunun üzerine hizmetliler Harpag’ın önüne bir sepet koydular. Bunun içinde ise sevgili torununun başı ile elleri ve ayakları vardı. Astiyag “İşte; yediğin bunun etiydi” dedi. “Vaktiyle benim emrimi dinlemeyip, Kambis’in oğlunu öldürmediğin için sana ibret verici bu cezayı hazırladım. Ne dersin?”

Uğradığı tarifi imkansız acıya rağmen Vezir Harpag, iradesini son raddesine kadar zorlayarak, kendisine hakim olmayı başardı ve ayağa kalkıp Astiyag’ı saygı ile selamlayarak “ İmparatorumuzun her yaptığı iyidir” dedi.

Ancak bu acıyı unutmadı. Daha sonra Persler’le gizlice anlaşıp, onları Medler aleyhine kışkırtıp savaş açmalarını sağladı. Persler’in galip gelmesine yardımcı oldu. Böylece Astiyag hem tahtını ve hem de hayatını kaybetti. Harpag da özlediği intikama kavuştu.

Peygamber Efendimizin Bizzat Anlattığı Hikaye
Hikaye – İsmi Azam Duası Sırrı
Sultan Abdülhamit Evliya mıydı?

Tarihten Garip Ama Gerçek Bilgiler

Continue Reading

Rivayet & Menkıbe

Sultan Abdülhamid Evliya mıydı?!

“Oğlum, sen imanlı insansın, sakın Abdülhamid Han’ın aleyhinde konuşma. O büyük bir evliya idi.” dedi. Ben buna kızarak karşılık verdim: “Kim demiş velî diye. Osmanlı’yı bu hale getiren o değil mi? Ben öyle iddialara kulak asmam. Herkes bir şey söylüyor, kimi velî diye rivayet ediyor, kimi de hain diye…”

Published

on

By

Sultan Abdülhamid Han Evliya mıydı? Dini - Tarihi Hikayeler

“Oğlum, sen imanlı insansın, sakın Abdülhamid Han’ın aleyhinde konuşma. O büyük bir evliya idi.” dedi. Ben buna kızarak karşılık verdim: “Kim demiş velî diye. Osmanlı‘yı bu hale getiren o değil mi? Ben öyle iddialara kulak asmam. Herkes bir şey söylüyor, kimi velî diye rivayet ediyor, kimi de hain diye…”

“O Büyük Bir Evliya idi”

Adıyamanlı Mahmud Allahverdi isimi zatın Sultan Abdülhamit ile ilgili ilginç bir hatırası şu şekildedir: Gençlik günlerimde, ben de herkes gibi Sultan Abdülhamid aleyhtarı idim. Okulda anlatılanları gerçek sanıyor, aleyhinde (ﻋﻠﻴﻪ) bulunuyordum. Bir gün yine ileri geri konuşurken terzi dükkanımda müşteri yerinde oturan tanıdığım yaşlı bir zat (ﺫﺍﺕ)  bana çıkıştı:

“Oğlum, sen imanlı insansın, sakın Abdülhamid Han’ın aleyhinde konuşma. O büyük bir evliya (ﻭﻟﻰ) idi.” Ben buna kızarak karşılık verdim: “Kim demiş velî diye. Memleketi bu hale getiren o değil mi? Ben öyle iddialara kulak asmam. Herkes bir şey söylüyor, kimi velî diye rivayet (ﺭﻭﺍﻳﺖ) ediyor, kimi de hain diye…”

Bizzat Yaşadığım Hadise

Sultan Abdülhamid Han Evliya mıydı? Dini - Tarihi Hikayeler
“Oğlum, sen imanlı insansın, sakın Abdülhamid Han’ın aleyhinde konuşma. O büyük bir evliya idi.” dedi. Ben buna kızarak karşılık verdim: “Kim demiş velî diye. Osmanlı’yı bu hale getiren o değil mi? Ben öyle iddialara kulak asmam. Herkes bir şey söylüyor, kimi velî diye rivayet ediyor, kimi de hain diye…”

Yaşlı zat elindeki bastonuyla beni dürttü, belli ki kızmıştı. “Bana bak” dedi “Şimdi sana öyle bir olay anlatacağım ki bu ne bir iddia, ne de bir söylenti. Bizzat yaşadığım, şahit olduğum, bir hadise bu!” Ben, bu defa dikkat kesilmiştim. Çünkü yaşlı tanıdığım, herhangi bir işitme ve söylenti değil, bizzat yaşadığı hadiseyi anlatacaktı.

Nitekim başladı da anlatmaya: Ben Osmanlı Devleti’nin başşehri İstanbulda doğdum. Babam memuriyeti sebebiyle orada görevli bulunuyordu. Ne var ki geçirdiğim bir hastalık sonucu dilim tutulmuş, konuşma yeteneğimi kaybetmiştim. Sekiz yaşına kadar dilsiz halim devam etti. Hiç konuşamıyor, el-kol işaretiyle maksadımı (ﻣﻘﺼﺪ) anlatmaya çalışıyordum. Babam buna çok üzülüyor, ne yapacağını bilemez halde bulunuyordu. Gitmedik doktor da hoca da bırakmadı ama hiç biri de fayda etmedi.

“Osmanlı Sultanlarında Evliya Kuvveti Vardır”

Bir gün yaşlı bir komşumuz geldi, dedi ki: “Seni çok üzgün görüyorum, üzülmekte de haklısın. Bir baba için yavrusunun dilsiz olması kadar üzücü bir şey olamaz. Sana bir çare söyleyeceğim, bunu mutlaka yap!” Babam ümitle gözlerini açıp dinlemeye başladı: “Yarın şu yoldan Sultan Abdülhamid geçecek. Ne yap et; oğlunu mutlaka karşısına çıkar ve ona duâ ettir.

Osmanlı sultanlarında yedi evliya kuvveti vardır, ola ki şifa bula.” Bu tavsiye babamın aklına iyice yatmış olacak ki söylenen saatte yol üzerine çıktık. Ümitle beklemeye başladık. Az sonra yaylı araba göründü ama bizim ona yaklaşmamız mümkün değildi. İzdiham (ﺍﺯﺩﺣﺎﻡ) çok fazlaydı. Uzakta kalışımıza çok üzüldük.

“Dilimin Açılması Onun Duasıyladır”

Fayton hizamıza gelince, beklenmedik bir hadise oldu. Ansızın durdu, içeriden başını uzatan Sultan, bize doğru bakarak seslendi: “Efendi! Çocuğu getir, çocuğu!” Şaşırdık. Babam heyecanla elimden çekerek beni arabanın yanına götürdü. Elimden tutup yukarı çıkardılar.

Sultan, yanaklarımı okşadı, bir şeyler okuyor gibiydi. Az sonra bana: “Beni tanıyor musun, ben kimim?” diye sordu. Benim dilim tutuktu, cevap vermem imkânsızdı. Ama bir şeyler hisseder gibi oldum. Birden dilim çözüldü, cevap verdim: “Sen bizim Sultanımızsın!”

Bunun üzerine babam “Allah! Allah!” diye feryadı bastı. Beni aşağı indirdiler. Bundan sonra bülbül gibi konuşmaya devam ettim. “İşte evladım, bu hadise bir rivayet filan değil, bir hatıradır. Sakın ola ki Osmanlı sultanları aleyhine konuşmayasın. Onlarda gerçekten yedi evliya derecesi vardır. Dilimin açılmasına sebep onun duâsıdır…”

Osmanlıca Sözlük

  • (ﻋﻠﻴﻪ) Bir kimseye veya şeye karşı, ona muhalefet eder şekilde.
  • (ﺫﺍﺕ) Kimse, kişi, şahıs, özellikle saygıdeğer kimse. 
  • (ﻭﻟﻰ) Allah’a yakınlık mertebesini kazanmış olan seçkin kul, Allah dostu.
  • (ﺭﻭﺍﻳﺖ) Bir haberi, söz veya olayı nakletme, anlatma. 
  • (ﻣﻘﺼﺪ) İstenilen, kastedilen şey, niyet, amaç, gāye. 
  • (ﺍﺯﺩﺣﺎﻡ) Kalabalık halkın bir yere fazla üşüşmesi, yığılma. 
Continue Reading

Rivayet & Menkıbe

HZ. Süleyman’ın Zorlu İmtihanı

… İsrâîloğulları, “Süleymân daha çocuk sayılır. Aramızda ondan daha üstün ve büyük kimseler var!” dediler. Bunun üzerine Hz. Dâvûd (a.s.) ind-i ilâhîden gelen emir mûcibince âlimlerin huzûrunda bir imtihân gerçekleştirdi…

Published

on

By

Hazreti Süleyman'ın Zorlu İmtihani Dini Hikaye

… İsrâîloğulları, “Süleymân daha çocuk sayılır. Aramızda ondan daha üstün ve büyük kimseler var!” dediler. Bunun üzerine Hz. Dâvûd (a.s.) ind-i ilâhîden gelen emir mûcibince âlimlerin huzûrunda bir imtihân gerçekleştirdi…

İsrailoğulları Hz. Süleyman’ı İstemedi

Hz. Dâvûd (a.s.) son derece firâset sâhibi olması ve Cenab-k Hakk’a gönülden bağlılığı sebebiyle Hazret-i Süleymân’ı (a.s.) on dokuz oğlu arasından kendi yerine halîfe (ﺧﻠﻴﻔﻪ) olarak seçti. Fakat İsrâîloğulları, bu tâyine (ﺗﻌﻴﻴﻦ) karşı çıktılar “Süleymân daha çocuk sayılır. Aramızda ondan daha üstün ve büyük kimseler var!” dediler. Bunun üzerine Hz. Dâvûd (a.s.) ind-i (ﻋﻨﺪ) ilâhîden gelen emir mûcibince (ﻣﻮﺟﺐ) âlimlerin huzûrunda bir imtihân gerçekleştirdi. Oğlu Süleymân’a “Doğruluğu diğer cüzlerin (ﺟﺰﺀ) doğruluğuna, bozukluğu da diğer cüzlerin bozukluğuna sebep olan nedir?” diye sordu. Süleymân (a.s.) “Kalptir!” dedi. Bu cevâbı çok beğendiler. Daha sonra Hz. Dâvûd (a.s.) herkesin asâsının üzerine ismini yazıp bir odaya kilitledi. Yalnız Hz. Süleymân’ın (a.s.) asâsının yeşerip yaprak verdiği görüldü. Allâh’ın bu lütfuna Hz. Dâvûd (a.s.) hamd etti. İsrâîloğulları da Hazret-i Süleymân’ı (a.s.) halîfe olarak kabûl ettiler.

Hazreti Süleyman'ın Zorlu İmtihani Dini Hikaye
Hazreti Süleyman’ın Zorlu İmtihanı – Dini Hikaye

Hz. Davut’un (a.s.) Hz. Süleyman’a (A.s.) Nasihatleri

Böylece hilâfet meselesini Allah’ın lütfuyla halleden Hz. Davut (a.s.), oğlu Süleymân’a (a.s.) hilafeti devrederken şu nasihatlerde bulundu: “Ey oğlum! Şaka yapmaktan sakın çünkü onun faydası azdır. Pişmanlık doğurur. Kızmaktan da sakın çünkü sâhibini basitleştirir. Takvâya sarıl zîrâ takva her hâle gâliptir. İnsanlardan bir şey bekleme. İşte bu hakîkî zenginliğin tâ kendisidir.  Allah’ın sana vermeyip başkalarına verdiği nîmetlere göz dikmek, senin için bir fakirliktir. Özür dilemeyi îcâb (ﺍﻳﺠﺎﺏ) ettirecek davranış ve sözlerden sakın! Nefsini ve dilini doğruluğa alıştır! Bugünün dünden daha hayırlı olmasına çalış! Namazını, en son namazını kılan kimse gibi kıl! Aşağı ve bayağı kimselerle ülfet (ﺍﻟﻔﺖ) etme! Kızdığın zaman da bulunduğun yerden ayrıl! Allâh’ın rahmetinden ümitvâr ol! Çünkü O’nun rahmeti, her şeyi kuşatmıştır.” (Sâlebî, Arâis, s. 323)

Osmanlıca Sözlük

  • (ﺧﻠﻴﻔﻪ) Birinin yerine geçen kimse, vekil. 
  • (ﺗﻌﻴﻴﻦ) Bir göreve yerleştirme, atama. 
  • (ﻋﻨﺪ) Yan, kat, nezd.
  • (ﻣﻮﺟﺐ) Sebep olan, gerektiren. 
  • (ﺟﺰﺀ) Bütünü meydana getiren kısımlardan her biri, kısım, parça.
  • (ﺍﻳﺠﺎﺏ) Gerek, lüzum, iktizâ. 
  • (ﺍﻟﻔﺖ) Kaynaşma, görüşüp konuşma, birlikte bulunup ahbaplık etme. 
Azrail’den Kaçan Adamın Hikayesi – Dini Hikaye
Peygamber Efendimizin Bizzat Anlattığı Hikaye – Dini Hikaye
Türk Hacıdan İbretlik Medine Hatırası – Dini Hikaye
İsmi Azam Duası Sırrı – Dini Hikaye
Continue Reading

Rivayet & Menkıbe

İsmi Azam Duası Sırrı

Vaktiyle İsmi Azam’ı öğrenmeye hevesli bir derviş, otuz küsür sene bir şeyhe hizmet etmiş. Otuz sene hemen her gün bu isteğini şeyhine arz etmek, ondan bu sırrı öğrenmek ister fakat bir türlü cesaret edip soramazmış.

Published

on

By

ismi azam duası hikaye

Dini Hikaye: Vaktiyle İsmi Azam’ı öğrenmeye hevesli bir derviş, otuz küsür sene bir şeyhe hizmet etmiş. Otuz sene hemen her gün bu isteğini şeyhine arz etmek, ondan bu sırrı öğrenmek ister fakat bir türlü cesaret edip soramazmış.

Otuz sene sonra bir gün şeyhine bu hususu sormak cesaretini göstermiş. Şeyhi ona “Oğlum yarın erken bir saatte ormana git ve tenha bir yerde saklan. Ne zuhur eder ve ne görürsen gelip bana anlat. İsteğine o zaman cevap veririm.” demiş. Ertesi sabah derviş, şeyhinin emrettiği ormana gidip bir ağaç kovuğu içerisine girip beklemeye başlamış. 

Az zaman sonra çok ihtiyar bir adamın, yerlerden topladığı çalı çırpıyı, küçük bir demet halinde arkasına almış, değneğine dayanarak ağır ağır gelmekte olduğunu görmüş. Bu esnada karşı yönden gelen orman korucuları ihtiyarı durdurmuş. Çalı çırpıyı ihtiyarın sırtından çekerek yerlere dökmüşler ve ihtiyarı da epeyce tartaklamışlar ve perişan bir hale gelen zavallı adamı öylece bırakıp gitmişler. 

O zaman derviş çok üzgün bir halde olduğu yerden çıkıp ihtiyarın yardımına koşmuş. Dökülen çalı çırpıyı toplayıp bir demet haline getirerek ihtiyara vermiş ve berberce yürümeye başlanuşlar. İhtiyar dert yanmış. “Evde eşimden, burada bu adamlardan birkaç kırıntı çalı çırpı için hakaretler görüp duruyorum. İşte oğul hayat böylesine acı” demiş. Eve yaklaşmışlar. Ihtiyarın karısı “Nerede kaldın? Dondum, üşüdüm” diye bir süre ihtiyara bağırıp çağırmış.

Derviş dergaha dönmüş. Müsait bir zamanda gördüklerini şeyhine anlatmış. Şeyh: “Ey oğul! Sen İsmi Azam’a tasarruf etmiş olsa idin seni hırpalayan, hakaret eden o koruculara ne muamele ederdin?” demiş. Derviş de: “Onları ya mefluç bir hale sokar yahut ne bileyim onları o anda herhalde bir belaya giriftar ederdim.” demiş. 

Şeyh tebessüm etmiş “Oğlum, o gördüğün ihtiyar benim şeyhimdir ve İsmi Azam’ı ben ondan öğrendim. Cennete girebilenler ancak sinelerinden her türlü kötülük, kin, nefret, intikam duygularını atmış pak kimseler olacaktır” diye cevap vermiş. 

Besmele İsmi Azam mıdır?
Continue Reading
Advertisement

Facebook Sayfamızı Takip Edin

Advertisement
Advertisement

Popüler