Connect with us
Paranormal Deneyim - Astral Beden - Yükselme Paranormal Deneyim - Astral Beden - Yükselme

Paranormal Olaylar

Neydi O Gördüğümüz Yaratık

Published

on

Üç kısa paranormal deneyim. Bizzat yaşayanların anlatımlarıyla. Okuyacağınız paranormal hikayelerin başlıkları ise şöyle: Bedenim Havaya Yükselmişti, Neydi O Gördüğümüz Yaratık, Ameliyat Edildim.

Neydi O Gördüğümüz Yaratık

Paranormal Deneyim: 1996 ya da 1997 yılı yazında yaşadığım bir olay şimdi anlatacağım… Yazları genellikle annemin memleketine giderdik. O sene de öyle olmuştu. O zamanlar 16-17 yaşlarındaydım. Bir arkadaşımla bira aldık; içeceğiz. Elimizde şişeler yürüyoruz. Biralarımızı içmek için oturacak balkonu olan eski bir bina var, oraya doğru gidiyoruz…

İn Cin Top Oynuyor Etrafta

Tabi tabiri caizse etrafta in cin top oynuyor. Köy yeri sonuçta. Yürüdüğümüz yerde yaşam belirtisine dair hiçbir şey yok adeta. Kulağımızda wolkman takılı. Kulaklıkların teki arkadaşın kulağında, öteki de benim. Müzik dinleyerek, sallana sallana geziniyoruz.

Derken 100-150 metre ilerimizde, bize doğru yaklaşan bir canlı gördüm ama boyu en fazla 1.20- 1.30 ve kolları da boyu kadar; yeri süpüre süpüre yürüyor! İnanılmaz bir şeydi! Hemen arkadaşıma “Bu ne?!” dedim ve kulaklıkları kulağımızdan attığımız gibi kaçtık.

Arkamıza Bakmadan Kaçtık

Biraz uzaklaşınca; arkamıza dönüp tekrar baktık ve o ufak yaratık 2.50 – 3 metre boyunda, simsiyah elbiseli ama bembeyaz başörtüsü takmış bir kadın olmuştu. Bize hiçbir tepki vermeden önündeki duvara doğru dümdüz yürüyordu. Tabi biz, tekrar arkamıza bakmadan kaçmaya başladığımız için dev kadın duvardan geçti mi geçmedi mi daha fazlasını göremedik…

Ameliyat Edildim

Paranormal Deneyim:Evdeydim. Saati tam hatırlamıyorum ama çok geç bir vakitti. Evdeki herkes uyuyordu. Dışardan tek bir ses bile gelmiyordu. Bense uykuyla uyanıklık arasındaydım. Henüz tam olarak uykuya dalmamıştım; bilincim hala açıktı. Odamın kapısı açıldı. İçeri üç kişi girdi. Hareket edemiyordum.

Gelenlerin Yüzlerini Göremiyordum

Hareket edemiyordum ama bu öyle karabasandaki gibi değildi. Düzgün nefes alıyordum. Kalp atışım da normaldi. Sadece hafif bir uyuşukluk, ardından hareket edememe oldu. Gelenlerden ikisi kadın, biri erkekti. Bizim gibilerdi yani normal insandılar fakat tam olarak yüzlerini göremiyordum.

Ağızlarında ameliyata girerken takılan ağızlıklardan vardı. Kafalarında ise yine ameliyata girerken takılan bir çeşit bone… Yatakta hareket edemiyordum. Onlar ise benim alt taraflarımla uğraşıyorlardı. Alt taraf derken; belden aşağım ama tam olarak hangi bölge bilemiyorum nedense.

Korkuyordum…

Ellerinde bir şey vardı; bana dokunduklarını hissediyordum. Onlara bunu söyledim. Erkek olan yatağıma doğru yaklaştı ve yanıma çömeldi. Kadınlar ellerinde şırıngayla bir şeyler yapıyorlardı. Korkuyordum ama bunu söyleyemedim. Doktora benzeyen yanıma çömeldi ve korkmamam gerektiğini söyledi. Sanırım düşüncelerimi biliyordu. Beni uyuşturucaklarını ve canımın hiç yanmayacağını söyledi.

Başımı okşamaya başladı “Sen şimdi sadece uyuyacaksın” dedi. Adamın gözlerini ve saçlarını net olarak hatırlıyorum. Kadınları tam olarak hatırlayamıyorum ama. Adamın gözleri siyah ve parlaktı. Uykuya daldım ama bana ne yaptıkları ya da bana gerçekte ne olduğu hakkında hiçbir fikrim yok…

Havaya Yükseldim

Paranormal Deneyim – Astral Beden mi?

Paranormal Deneyim:Cuma gecesi saat sabah 05:00 civarı yatmaya hazırlanıyordum. Laptopumla yatağımda uzanıyordum. Kapıdan anahtar sesi geldi. Dedim “Herhalde anahtar yamuk durmuş, düzelmiştir.” Bir oldu, iki, üç… Korktum haliyle. Daha önce başıma hiç böyle bir şey gelmemişti.

Neyse; laptopu topladım, yatağıma yattım. Telefonla sosyal medyada dolaşıyordum; uyumadan bir atayım dedim. Bir takım sesler duydum; perdenin sesi, kapı gıcırdaması.. Halbuki o vakitte; evde birisinin uyanması söz konusu bile olamaz bizim evde. Kimse kalkmaz.

Neyse; her gece yaptığım gibi zihnimi boşaltıp, uykuya dalmayı bekledim. Bir süre sonra dalmışım. Ne kadar uyudum bilmiyorum ama o gece bitmeden aniden uyandım. Daha doğrusu uyandığımı düşündüm. Hızlı bir biçimde doğruldum ama gördüğüm şey beni şok etmişti!

Astral Beden mi?

Resmen havadaydım! Ayaklarım yere basıyor sanıyordum oysa. Çok korktum ve panikledim. Ne yapacağımız bilemedim. Kapattım hemen gözlerimi. Tekrar uyurum belki diye zorladım kendimi. Bedenimi yatırdığımı hissettim fakat fiziksel beden olmadığına eminim. Benim yorumum astral beden.

Vücudumu hissetmeye başladığımda uyuşuk olduğunu hissettim. Her yerim, başım çatlıyor resmen. Bedenim yattı fakat ayaklarım hala yukarıya doğru kalkık bir şekilde anlamsızca. O korkuyla tekrar uyumak için zorladım kendimi ve o gün çok talihsizlik geldi başıma. Bardak kırmalar, takılıp düşmeler, arkadaşlarımla kavgalar… Belki birbirleriyle ilişkisiz ama siz ne düşünüyorsunuz?

Paranormal Deneyim – Kabir Azabı
Yaşadığım Doğaüstü Olaylar
Yatağımın Başındaki Esrarengiz Yaratık
Advertisement
1 Comment

1 Comment

  1. Pingback: Çiftlikteki Hayalet - Paranormal Haber

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Paranormal Olaylar

Etrafımda Dolanan Görünmez Varlıklar

Küçük yaşlardan itibaren rüya ve kabuslarla başlayan sonra görünmeyen varlıklarla devam eden bir dizi paranormal olay yaşayan kişinin anlattıkları…

Published

on

By

Etrafımda Dolanan Görünmez Varlıklar - Paranormal Olaylar - Korkunç

Küçük yaşlardan itibaren rüya ve kabuslarla başlayan sonra görünmeyen varlıklarla devam eden bir dizi paranormal olay yaşayan kişinin anlattıkları…

Kabuslarla Rüyalarla Başladı

Yaşadığım garip olaylar ben daha ilkokul birinci sınıfa giderken başladı. O zamandan beri gördüğüm kabuslarla. Hem çok gerçekçi hem de çok korkunç kabuslar. Rüyalarım her zaman garip ruhani varlıklarla ilgili oluyordu.

İlginçtir; o zamandanlardan beri istediğim her şey gerçekleşir. Zor durumda kaldığım zaman sürekli bir mucize olur. Çoğu zaman aklımdan geçen herhangi bir şey de olur ama abartılacak kadar büyük şeyler değil.

Rüyalarım Hep Çıkıyordu

Hayatım boyunca bir çok korkunç, garip şey yaşadım hepsini buraya sığdıramam. İşin kötü yanı ben paranormal olaylarla ilgili çok az şey biliyorum ve bana gerçekte neler olduğunu da inanın hiç bilmiyorum. Gördüğüm rüyalar gerçekleşiyordu hem de hemen ertesi gün. Sonra bir gün öleceğimi gördüm ve rüyalarım kesildi.

Altıncı Hissim Çok Kuvvetli

Altıncı hissim aşırı güçlü veya bu olaylar nedeniyle güçlendi. Bilemiyorum… Arkadaşımla konuşurken onun ne düşündüğünü anlayabiliyorum ve ona söylediğimde çok sinirleniyor ve bunu yapmamı istemiyor çünkü genelde doğru çıkıyor. Bir insanın başına kötü bir şey gelmesini istediğimde gerçekten başına bir şey geliyor. Kötü bir şey olacağı zaman o an ne kadar mutlu olursam olayım bir anda yüzüm düşüyor ve kötü bir şey olacak diyorum ki aradan beş dakika filan geçmesi yeterli.

Paranormal Konulara Hiç İlgim Yoktur

Yani bunların olması çok saçma çünkü ailemde, onların ailelerinde hatta ailelerinin ailelerinde de bu tür olaylar yok. Ben bu tür şeylerle ilgilenmem ve benim hayatımda olmaları çok saçma. Yani bana olmaları anlamsız.

Odaya Giren Görünmez Varlık

Bir keresinde koltukta öylece otururken içeri bir şey girdi. Gözlerimle görmedim ama içeri girdiğine yemin edebilirim. Çok kuvvetli bir histi. Baktığımda hiçbir şey yoktu korktum ve bir an için lambaya baktım ve ampul patladı, şarter attı ama sadece bizim evin.

Kapıya Bir Şeyler Fırlatmışlar

Açıkçası bunları bana birisi anlatsa dalga geçerim kendimlede geçiyorum bazen ama bunlar oluyor. Aslında tüm bunları yazmayı düşünmüyordum ama bugün ben odamda uyurken – hep ki camlar kapılar kapalı uyurum- birileri kapıyı sallamış ve kapıya bir şeyler fırlatmış . Yani annemlerin duyduğu o. Kapıyı açtıklarında ben yatıyormuşum. Onlar da gürültü yaptıkları için benim onlara kızdığımı ve o yüzden böyle yaptığımı düşünmüşler. Uyandığımda sordular ve bana inanmadılar. Yani tüm bunlar saçma geliyor.

Bunları yardım etmeniz için yazıyorum. Çünkü böyle devam ederse delireceğim. Belki de delirmişimdir gerçekten bilmiyorum. Artık lanetlendiğimi filan düşünmeye başladım.

Continue Reading

Paranormal Olaylar

Çiftlikteki Beyazlı Adamlar

Çatalca’daki bir çiftlikte yaşanmış; cinlerle mi yoksa şehitlerin ruhaniyetleriyle mi ilgili olduğu açıklığa kavuşturulamayan gizemli ve korku dolu olaylar.

Published

on

By

Yaşanmış Korku ve Cin Hikayeleri - Çiftlikteki Beyaz Adamlar

İstanbul, Çatalca’daki bir çiftlikte yaşanmış; cinlerle mi yoksa savaşta şehit olanların ruhaniyetleriyle mi ilgili olduğu kesin olarak açıklığa kavuşturulamayan gizemli ve korku dolu olaylar…

Yaşanmış Korku ve Cin Hikayeleri – Lise 1’i yeni bitirmiştim. O sıralarda da bizim aile yadigarı olan 40 – 50 senelik çiftliği tekrardan hayata geçirme çabası vardı babam ve dedemde. Tam yeri İstanbul Çatalca’nın Kabakça köyü. Babam, dedem, üvey babaannem ve amcamın çiftlikte başarından tuhaf olayları dinleyerek büyümüştüm. Sırf o hikayelerden kitap yazılır ama o zamanlar inanmıyorduk işte çocukluk…

Köyle İlgili Anlatılan Esrarengiz Hikayeler

Söylentilere göre Kurtuluş Savaşı sırasında Kabakça köyünde bazı çatışmalar olmuş. Bu yüzden bu köyde bir sürü isimsiz şehit varmış. Bunların doğru olabileceğine inanıyorum lakin bizimkilerin olayları açıklamak için uydurduğu birer bahane de olabilirler tabi. Her neyse, lisede berbat bir öğrenciydim. Lise 1’de 6 tane zayıfım vardı. Babam bana “Eğer ikmallerde geçersen bütün yaz çiftlikteyiz” dedi ve öyle de oldu. Keşke bir sene daha lise 1’de kalsaydım da oraya gitmeseydim.

4 saatlik bir yolculuğun ardından yorgun düşmüş şekilde vardık çiftliğe. Bir sürü hikaye duyacağım diye hazırlamıştım kendimi önceden ama beni bu kadar etkileyeceklerini bilmiyordum. Amcaoğluyla akşama kadar ata binip sigara içiyorduk. Geceleri de sabaha kadar poker oynuyorduk. Acayip eğlenceliydi bir süre. Bizim ev 2 katlı ama alt katı kullanmıyorduk o zamanlar çünkü sürekli su basıyordu kışın. Alt katta bilardo masası dışında başka bir şey yok. İçeri girdiğinizde kendinizi Amerikan filmlerindeki cadılar bayramı evlerinden birine girmiş gibi hissediyorsunuz. Duvarlar sperm rengi, kapılar buzlu camlı bir kat işte… Her gece saat 01’e kadar bilardo oynayıp, sonra pokere geçerdik. 

Yaşadığımız İlk Korku Dolu Olay

Bizim bakıcı Remzi abi 24 yaşında. O da bizimle beraberdi. Bilardo oynuyorduk o gece. Saat 00:30 civarı… Remzi abi “Artık gidelim gençler! Geç oldu.” dedi. Ben de “Tamam; şu oyun bitsin, gideriz.” dedim. 100 sayılık üç topta kuzenim 77 ben 56… Hiç unutmam. Neyse oyunu bitirdik.  Sigaraları söndürdük. Yukarı çıkacağız. Kuzen ışıkları kapattı. Kapı da kapalı; birden girilmesin diye. Kapının kolunu indirmesiyle “Oğlum! Kapı açılmıyo lann!” demesi bir oldu. Ben zannettim bu bizle taşak geçiyor. “Hadi lan ordan yemezler” dedim ben de. İkinci çıkışa gittim. Kolu indirdim. İndirmemle “Ananı!” demem bir oldu. Kilitlenmiştik resmen oraya.

Dizlerimin üstüne çöküp ne kadar bildiğim dua varsa okumaya başladım. Işıklar kapalı, hiçbir yer gözükmüyor. Zifiri karanlık ve ne Remzi abiden ne de kuzenden ses seda yoktu. Tek duyduğum hemen duvarın karşısındaki ahırdan gelen ineklerin sesleriydi. Yaklaşık 5 ya da 10 dakika sonra 2 tane farklı ses duydum. Bu ses kilit sesiydi ve bir anda ışıklar yandı. Hayatım boyunca hiç unutamayacağım bir kareydi karşımda gördüğüm. Remzi abi ve kuzen koltukta birbirlerine sarılmış, gözler kapalı dua okuyorlardı. O gece konuşmadan direkt yattık.

Ertesi gün kalktığımda olayın şokunu henüz atlatamamıştım. Hala şaşkınlık üzerimdeydi. Kahvaltı etmeden direkt atı eyerleyip, derenin oraya indim. Atı bağlayıp, güneş altında kavrulup hamam suyundan beter olan suyla elimi yüzümü yıkadım. Çiftlik ortamı ve lise 1’e giden çocuğun beline tabanca takan bir babam var. Çocuğuz tabi ne anlayalım; yere oturmamla belimde sıkışmış tetiğin merminin içindeki barutu tutuşturup patlatması bir oldu. Kulaklarım patlayacakmış gibi oldu. Anlık korkuyla kalkıp, belimdeki tabancayı çektim. Başka biri ateş etti sanmıştım. Tabancadan çıkan dumanları görünce, sığ dereye tabancayı fırlattım ve ata binip geri döndüm. 

Kuzen kalkmıştı. Oturup kahvaltımızı ettik ve önceki gece yaşadıklarımızı değerlendirmek için içerdeki salona geçtik. Kuzen hala uyanamamış, şaşkın şaşkın etrafa bakınıyordu. Konuyu açan ben oldum. “Oğlum lan; ne oldu dün gece öyle?” Hala dalmış bir vaziyette sabit bir yere bakıyordu… “Laan!” “He, noldu kuzen?” “Soru soruyorum; duymuyor musun olum?” “Dalmışım kuzen kusura bakma.” “Ne oldu dün akşam diyorum?” “Kuzen konuşmayalım bunu lütfen.” “Neden olum, ne oluyo lan?” “Sen onu görmedin mi?” “Neyi lan neyi?” “Kuzen valla bak boşver. Hadi yürü; inekleri otlatıcaz. Sonra anlatırım.”

Kafamdaki soru işaretleri ile kuzenin peşinden gittim. Remzi abinin kapısını çalıp, uyandırdıktan sonra kuzenle ben atları eyerleyip biz atta, Remzi abi önümüzde, inekleri tarlaya çıkardık. Remzi abi oturmuş sigarasını içerken biz atlarla dağılan inekleri sürünün içinde tutuyorduk. Büyümüş mısırları bilen bilir; sapları çok sert olur. Tarla ful mısır olduğundan atın üstünde kafamız anca mısırların üstüne kadar çıkıyordu. Sanırım atın ayağı o topraktaki saplardan birine takıldı. Atla beraber yere düştük. Ama bu yavşaklar yardım edeceklerine karşımda durup yarıla yarıla gülüyorlardı. 

At Aniden Bir Şeyden Korktu

Yaşanmış Korku ve Cin Hikayeleri – Biraz cüsseliyimdir. Atın üstünde kaldığımdan at ezilmesin diye hemen kalkmaya çalıştım. Üzerinden çekildim. Üstümü başımı silkeledim ama at hala yerde ölü gibi yatıyordu. Gözlerini kırparak, sanki elinden şekeri alınmış bebek gibi “Ne olur yardım edin” edasıyla bakınıyordu etrafa. Birkaç kere hafifçe kırbaçladıysak da kalkmadı. “Ne yapıcaz lan” şeklinde birbirimize bakıyorduk.

Biz öyle aptal gibi bakışırken atın kalkmaya çalıştığını gördüm. Dizginleri yakalamak için hamle yaptım ama tutamadım. At kalktığı gibi dereye doğru koşmaya başladı. Biz öyle eli kolu bağlanmış gibi at ufukta kaybolana kadar arkasından baktık durduk. Elden bir şey gelmiyordu. Zaten gördüğümüz manzaradan sonra o ata binmek isteyeceğimi de pek zannetmiyordum. Remzi abi “Hadi boşverin. Toplayalım şu inekleri de gidelim artık.” dedi. 

Toplanıp çiftliğe gittikten sonra çiftliğin tek odalık müştemilatına girdik. Oturup sigaraları yaktık. İçmeye başladık. Remzi abi “Bırakın; at döner iki güne” diye teselli etmeye çalıştı bizi. O zamanlar annem, babam, dedem, üvey babaannem filan hiç biri bilmiyor sigara içtiğimi. Bir tek babaanneme söylemiştim. Onu yakın hissederdim kendime. O da hiçbir şey demezdi bana ama dedemle 20 – 30 senedir ayrı oldukları için babaannem yazlıktaydı o sıralar. Zaten İstanbul’a gittiğimde hep önce babaanneme sonra çiftliğe giderdim rahmetli olana kadar babaannem. 

Kuzenimin Tuhaf Tavırları

Her neyse, bir de bu Remzi abinin babası var. Özer baba. O da aynı şekilde bakıcı çiftlikte. Baba oğul ineklere bakıyorlar. Özer aradı Remzi’yi. Ahırda bok temizleyeceklermiş. Bu gitti biz kaldık kuzenle. Yine konuyu ben açtım. Adamın ağzını bıçak açmıyor. Benden bir yaş küçük bu. Geldiğimden beri bir tuhaflık var bunda. Sürekli bir yerlere dalıp gidiyor… O sene de Gemlik’ten taşınmışlardı çiftliğe. Okulu filan değişti; ondandır diye üstelemedim pek ama bu soruma da cevap vermeyince “Ne oldu lan sana? Bir derdin mi var olum? Neden konuşmuyorsun?” diye sordum.

İrkilerek birden bana baktı “Ne derdi olum ya! Yok bi şey.” “Sen böyle değildin kuzen. Sürekli bir yerlere dalıp gidiyosun; anlamıyorum.” “Kuzen, tamam; her şeyi göstericem ama şimdi değil.” “Neyi göstericen olum? Bi anlatsana” “Akşama kadar sabret; anlayacaksın her şeyi.” “Tamam.” dedim. Çıkıp eve gittik. “Kuzen, ben sıkıldım gel ava çıkalım beraber” dedim buna. “Yok kuzen ya boşver sonra çıkarız.” “Hadi be olum zaten kırk yılın başı gelmişim; kırma beni.” “Kuzen valla başım ağrıyor. Sonra gidelim.” “Başlayacağım artık ama ha!” 

Hızlı hızlı eve çıkıp fişekliği taktım boynuma. Kısa çifteyi aldım. Kafamda kovboy şapkası… Çıktım dağ bayır dolanmaya. Dolaştığım yerler bayağı eğimli, yüksekte kalıyor çiftlikten. Erken kalktığımızdan öğle saatleri güneş tepede. Mudurnu Tavuk gibi kızarmışım. 15 – 20 metre ağaçlarla çevrili, ortası gölgelik bir alan gördüm. “Gideyim şurda dinleneyim biraz” dedim. Gittim oturdum. Yayla gibi olduğundan düm düz her yer. Gölgelik dediğim alan da bayağı büyük. Rahat 1 dönüm vardır. Çifteyi kırık vaziyette yere koydum. Parliament’imi yaktım içiyorum. 

Derin bir nefes alıp, yaşadıklarımı düşünmeye başladım. “Ulan nereye gelmiştim ben?” Oysa ki çocukken hep buralarda büyümüştüm ama başıma böyle olaylar gelmemişti hiçbir zaman. Havaya bakınırken beyaz bir kuş gördüm. Çiftede 2 tane kuş saçması vardı. Sigarayı attım hemen. Sarıldım tüfeğe. Nişan alıp ateş ettim ama ıska! Benle dalga geçer gibi yavaş yavaş gidip ağaca kondu. Onun ordan kalkmasını beklerken tam arkamdan aynı kuştan bir tane daha çıkıp öbür ağaca gidip kondu. Sürekli aynısı olmaya başladı. Nereye baksam tam arkamdan kuş geçiyordu. 

Tüfeğin diğer namlusundaki fişeğe güvenip, sabit bir ağaca bakmaya başladım. Ama sanki bana inat; baktığım taraftan hiç kuş geçmedi. Öyle odaklanmış olarak bakarken arkamdan “Vuuufff” diye bir şeyin geçtiğini hissettim. Tüfeği bel hizama indirip, arkamı döndüm ama hiç bir şey yoktu. Dönmemle tüfeğin elimden kayıp düşmesi bir oldu. Bilirsiniz; çifte yere düştüğü zaman patlar. O yüzden avcılar yere düşerse patlamasın diye namlular kırık vaziyette taşırlar çifteyi. Evet patladı paslı ve yağlı sağ namludaki mermi. Ayakkabımın ucunu sıyırıp toprakta büyük bir iz bıraktı. O an aynı şekilde arkamdan birinin geçtiğini hissettim ama bu sefer aldırmadan tüfeği yerden alıp eve yürümeye başladım.

Geceyi Beklerken

Yaşanmış Korku ve Cin Hikayeleri – Leş gibi terlemiştim. Kafamdaki saman şapka kafama yapışmış, acayip rahatsız ediyordu. Eve gidip hemen duş aldım ve dinlenmek için 2. salona uzandım. Babamla amcam evde değildi. Her gün gidiyorlar. Çiftliğin daha yeni canlanmasından dolayı düzen tam oturmamış, sürekli birileriyle görüşüyorlardı. Dedem desen sabahtan akşama kadar hep aynı koltukta oturup sigara içer, tuvalete gidip gelince bile nefes nefese kalırdı. Ben uzanmışken kuzen geldi yanıma. “Nerdeydin lan?” dedi. “Dolaştım geldim” dedim. “Akşam yine iniyoruz dimi bilardoya” dedi. Kuzene kızgındım ama göstereceği şeyi de merak ediyordum “Evet incez” dedim. “Tamam” dedi içeri gitti. 

Yine düşüncelerimle baş başaydım. Yaşadıklarımı ve akşam ne olacak diye düşünmeden duramıyordum. Gerçi bir daha da oraya inmek istemiyordum ama merak işte. Düşünürken uyuyakalmışım. Akşam yemeğinde uyandırdı kuzen “Hadi kalk! Yemek yiyeceğiz kuzen.” “Tamam geliyorum.” Elimi yüzümü yıkadım. Oturduk yemek yedik. Babamlar daha gelmemiş. Biz de beklemedik, çıktık dışarı. Çiftliğin etrafta hiçbir ışık yok. Zamanında dedem koymuş ama artık çalışmıyordu hiçbiri. O yüzden bahçede el fenerleriyle gezerdik biraz. Çiftliği kolaçan ettikten sonra Remzi’yi çağırmak için gittik aptal Özer’in evine.

Kapıya Özer çıktı. “Remzi abi nerede?” dedik “Uyuyor” dedi. Biz de beklemedik, yürümeye başladık. Ben kuzene bakıyorum “Ne gösterceksen göster artık” diye. “Ne bakıyon olum” dedi “Lan ne zaman anlatacan?” “Şimdi değil; gece tam 3’te” “Başlayacağım; üçünü beşini sokturtma kafana” dedim. “Oğlum düzgün konuş; karışmam bak ha” dedi. “Allah Allah ne olacak lan!” dedim sinirli bir şekilde değil taşak geçme edasında. Çocuk gibi çakıl çiftliğin yolunda, zifiri karanlıkta boğuşmaya başladık. 

Çığlık Sesleri Ödümüzü Kopardı

5 – 10 dakika boğuştan sonra küfürlerimizi bir çığlık sesi böldü. Uzakta; bizim çiftliğin arkasına doğru bir ev daha var. O taraflardan geldi ses. Hep aynı klişeler falan demeyin; size yemin ederim aynı bu şekilde oldu. Üstümüz başımız toz içinde, birden ayağa fırladık. Karanlıkta mal mal, elimizde fenerle ileri doğru bakıyoruz. Sanki bir şey görebilecekmiş gibi. Dayanamadım “Kuzen yürü gidelim eve. Korkuyorum olum ben” dedim ve koşarak alt kata girdik. Anasını satayım; neden alt kata giriyoruz? Ama işte o an korkudan dalıverdik içeri.

Bu sefer bir şey olmadı içerde ama ikimiz de üç buçuk atıyorduk. Dışarı da çıkamıyoruz. “Allah’ım ne olur bitsin artık bu şeyler” diye dua ediyorum içimden. 5 dakika sonra Remzi abi geldi. Uyanmış “Ne yapıyorsunuz len eşekler?” dedi. Cevap vermedik ama Remzi abiyi görünce rahatlamıştım biraz; ne yalan söyleyeyim”. Hadi kalkın; bilardo oynayalım” dedi. Kafayı dağıtırız diye “Tamam dedik ama bir yandan da şaşırıyorum; bu adam nasıl bu kadar rahat diye. Neyse gece bir şey olmadı fazla. Kaptırmışız kendimizi bilardoya. Babamların bizi pokere çağırdığını hatırlıyorum. Remzi abi saate bakıp “Oo çok geç olmuş. Sabah sağıma gireceğim. Ben gideyim artık” dedi ve gitti. Biz de kuzenle yukarı; pokere çıktık ama gece 03:00 aklımda tabi.

Bir bir buçuk saat kadar oynadık diye hatırlıyorum. Saat 02:30’du. Ben “Sıkıldık, gidelim biz” dedim. “İyi, tamam” dediler. İndik bilardo salonuna. Kuzen “Yarım saat kaldı hazır mısın?” dedi. Ben “Neye lan?” dedim. “Sus oğlum; kızdıracaksın bak!” “Kızsan ne olacak lan?” dedim. “Ben değil ki” dedi. İyice kafam gitti benim. Orada tamamen afallamış vaziyette kalakaldım. Ne olcaksa olsun diye düşünüp, senelerce farelerin kemirmesinden ve su baskınına uğramaktan bitap düşmüş koltuğa attım kendimi.

Gece Saat Tam 03:00’te Gördüğüm O Korkunç Şey

Bir sigara yakıp rahatlarım diye düşündüm ama kuzen; bir camdaki perdeye bir de bit pazarından aldığı dandik saate bakıp duruyordu. Sormadım “Ne yapıyorsun?” diye. Saat tam 03:00 olduğunda beni çağırdı. Işıkları kapatıp, eliyle dışarıda yanan tek lambanın ışığı ile aydınlanan perdeyi işaret etti. Sarı ve soluk ışığa bakıp ne olacak diye merak ederken “Ne lan bu?” dedim. “Şşşşş!” yaptı eliyle ve fısıldayarak “Bakmaya devam et” dedi. Kafamı çevirdim ve görmemle dizlerimin üstüne çöküp başımı ellerimin arasına almam bir oldu. 

Yaşanmış Korku ve Cin Hikayeleri – Bir şey soldan sağa doğru yavaş yavaş yürüyüp, tam camın önünde durdu ve ağır ağır yüzünü bize döndü. Perde kapalı olduğundan Allah’tan sadece gölgesini görebiliyorduk. Gölgenin normal insan gibi kol bacak ve kafası belli oluyordu ama bir insan olamayacak kadar uzun bir şeydi. Birden cama doğru yürümeye başladı ama normal insan gibi değil, sanki kayıyormuşçasına. Ben korkudan ayağa fırlayıp kaçmaya çalıştım ama kuzen kolumdan tuttu. Fısıldayarak “Dur” dedi. Gölge yaklaştı, yaklaştı, yaklaştı… Bütün perde gölgeyle 1 ya da 2 saniyeliğine kaplandı ve sonra birden yok oldu. Yerde oturmuş ağlıyordum. Artık tek istediğim bu yerden gitmekti. 

Kuzen hiç etkilenmemişçesine gidip ışıkları açtı. “Şimdi anladın mı?” dedi. “Neyi anlayacaktım ki?” Bunların hiçbir açıklaması yoktu ve daha çok kafamı karıştırıp korkmamı sağlamıştı. Bir şey demeden kapıya yöneldim. Tam çıkacakken kuzen “Dur!” dedi. “Şimdi çıkarsan hiç güzel olmaz. 10 dakika daha bekle…” Saatime baktığımda saat 03:50’ydi. Evet  03:50! Neredeyse bir saat boyunca biz o şeye bakıp durmuşuz! Sanki zaman atlaması yaşamışız gibi gelmişti. Geri döndüm. Koltuğa oturdum ve kuzen Hatırlıyor musun?” diye söze girdi. “Neyi lan neyi kuzen!? Neyi!” diye bağırdım bir an. Acayip korkuyordum. “Büyükbabamın anlattığı beyaz adamı” dedi…

Büyükbabamızın Anlattığı O Hikaye

Bu arada dedeme biz büyükbaba derdik. “Büyükbaban kim?” demeyin. Şimdi o hikayeye geçiyorum: Eskiden o bakıcı evi babamın babaannesinin eviymiş ve her gece evde mutlaka babamın amcaları, enişteleri filan olurmuş. Aile geniş…

Biraz evin yapısını anlatayım: Birincisalonda oturunca sokak kapısı normal, bildiğiniz balkon kapısı. Dışarıda aşağı doğru bir merdiven, merdivenden önce de balkon var. Balkonda masa, sandalye filan yani salondan balkon rahatça gözüküyor. Babamın babaannesi, balkon tam karşıda kalacak şekilde duran koltuğa otururmuş hep. Çok yaşlı olduğu dönemlerde olmuş bu olay da. Çok büyük bir şey değil ama bana göre bir kanıttı anlatılanların gerçek olduğuna dair. 

Bir gece babam ,büyükbabam, babamın babaannesi oturuyorlarmış salonda. Büyükbabam o zamanlar daha genç… Kalkmış tuvalete gitmiş. Babamın babaannesi 5 dakika sonra babama “Oğlum bak bakıyım; baban balkona çıktı galiba” demiş. Babam da “Yok babaanne; babam tuvalette” demiş. Babaanne “E; balkondaki kim?” deyince, babam balkonda oturan beyaz gömlekli adamı görmüş. Olayda büyütülecek bir şey yok gerçi ama benim kafamdaki taşların yerine oturmasına bir nebze yardımcı olmuştu o zamanlar.

Her Cuma Gecesi Görünen Beyazlı Adam 

Kuzen bunu tekrar anlattıktan sonra ekledi “Her cuma gece 03:00’te o adamı görüyoruz kuzen. Haftanın her günü de daha demin gördüğümüz olay oluyor sürekli. Bu artık herkes için normal. Getirmediğimiz hoca kalmadı. Hepsi de ‘Buradan çıkın, sizi istemiyorlar’ dedi ama şu ana kadar bize bir zararları olmadı” dedi. Bizi istemediklerini aynı sene içinde anlayacaktım ama çok geç olacaktı… Bir an afalladım. Kim olduklarını, neden bizi istemediklerini bilmek filan istemiyordum artık. Eve çıkıp yatağa girdim ama uyuyamadım sabaha kadar. Kötü niyetli varlıklar olmadıklarını biliyordum çünkü amaçları korkutmak olsa her gece rüyama girerdi ama orada kaldığım sürece hiçbir zaman rüya görmedim. Belki de Hz. Ali’nin resminin olduğu odada yatmamdan dolayıdır bilemiyorum…

Sabah ezanına doğru uyumuşum. Uyandığımda saat 14:00 civarı idi. Acayip uyumuşum. Kahvaltımı ettikten sonra dışarı; kuzeni bulmaya gittim. Köpeklere yemek veriyordu. Bu arada atı anlatmayı unuttum… İki gün sonra ileriki köyde buldular atı. Ama eğeri ve nalları yoktu. Her neyse kuzenin yanına gittim “Günaydın” “Hele şükür uyandın.” Cevap vermeden atı eğerlemeye gittim. Kuzen arkamdan koşup, elinde yemek kabıyla “Ne oldu olum?” dedi. “Nasıl ne oldu lan? Nasıl ne oldu? Ağzına sıçtığımın geri zekalısı! Psikolojimi bozdunuz buraya geldiğimden beri. Bir de ne oldu diye mi soruyorsun şerefsiz!?” “Kuzen tamam; ne kızıyorsun? Biraz ani oldu belki ama bunları bilmen gerekliydi. Hem sen istedin göstermemi.” Arkamı dönüp yürümeye devam ettim. Gözlerimden akan iki damla yaşı tutamadım zaten tutmaya da çalışmamıştım. 

Gece Porno Dergiye Bakarken Kapı Çalındı

O gün hiçbir şey olmamıştı, geceye kadar tabi. O gece Remzi abilere gittik. Büyükbabamlar öbür evlerine, babam Bursa’ya, amcam da köye gitmişti ve yalnızdık. O zamanlar internet yok. Remzi dergi almış; ona bakıyoruz. Özer baba da gelip “Yatıyorum” deyip, gitti. Biz dergiye bakmaya devam ediyoruz. Aradan 10 dakika geçti. 

Yaşanmış Korku ve Cin Hikayeleri Odanın kapısını tıklattı biri. Kalkıp baktık; kimse yok. “Allah Allah” deyip, devam ettik dergiye. Bi 5 dakika sonra; bu sefer “tak tak” şeklinde ve daha sert bir şekilde vuruldu kapı. Remzi çıktı “Ne var baba? Ne çalıyorsun kapıyı?” filan dedi. Özer baba oradan “Ne çalcam kapını? Gece gece delirdiniz mi? Yatın, uyuyun artık!” diye bağırdı. Kuzene “Kalk hadi; eve gidelim” dedim. Bu bana “Dur iki dakka daha bakalım gideriz” dedi. 

Neyse Remzi’yle bu yine dergiye gömüldüler. Ben de oturuyorum öyle. 5 dakika sonra kapıya öyle güçlü bir şekilde vuruldu ki bizim evden bile duyulmuştur. “Ananı avradınııı!” eşliğinde hepimiz birden ayağa fırladık. Özer baba, yan odadan bağırmaya başladı “Ne yapıyonuz piç kuruları bu saatte! Yavaş olun; kapının camı kırılcak öküzler!” Biz iyice üç buçuk atmaya başladık. İçtimaya çıkan askerler gibi odanın içinde yan yana dizilmiş, kapıya bakıyorduk ama kapıyı açmaya götümüz yemiyordu bu sefer.

Korkudan Eve Giremedik

Dergiyi yatağın üstünden aldığım gibi camdan dışarı fırlattım. Biraz rahatlayıp dinlendikten sonra kuzenle “Artık gidelim” deyip kalktık. Sokak kapısına çıktığımızda, evin ordan gelen ama elma ağacının dallarının görmemi engellediği, soluk bir ışık gördüm. Biraz kenara çekilip baktığımda; ışığın, bizim evin mutfak camından geldiğini görmem zor olmadı. Mutfağın ışığı yanıyordu ama evde kimse yoktu! Mutfağın kalın, püsküllü ve sert kumaş, meyve desenli, yıllarca beklemekten rengi beyazdan griye dönmüş perdesinin arkasında bir gölgenin belirdiğini gördüm. Gölgeyi görür görmez hemen Remzilerin evin solunda kalan, arabaları park ettiğimiz yere kafamı çevirip, amcamın arabasını aradım ama yoktu!

Bu gölgeye o kadar da şaşırmamıştım aslında. Çünkü artık normal geliyordu. Hemen kuzeni dürttüm ve pencereyi gösterdim. O da gölgeyi gördüğü gibi amcamın beyaz kartalını aradı ama göremeyince “Bu gece oraya gidemeyiz” dedi. “Bence de gitmeyelim kuzen” dedim. Remzi abi “Ne oluyor lan keraneciler?” diye atladı olaya. Ona da gösterdik, o da “Gitmeyin” dedi. Biz kapıda bu değerlendirmeyi yaparken bize yaklaşan soluk sarı iki ışık gördüm. Amcamın kartalının  farlarından geliyordu bu ışıklar. Gelip hemen sokak kapısının solundaki çitlerin arkasına park etti. Küçük ve dandik, paslanmış bahçe kapısından içeri girerken “Ne yapıyorsunuz kapıda?” dedi.

Evde Kim Var

Sarmaşıkların engellemesinden kurtulan ilerdeki mutfağın ışığını görünce oraya doğru bakıp “Evde kim var?” dedi. Biz “Kimse yok” dedik kuzenle. Remzi abi atladı “Abi bu gece o eve girilmez; gitmeyin. Çocuklar bizde kalacak” dedi. Amcam da “Haklısın Remzi. Ben de arabada yatayım” diye tam arkasını dönüp arabaya yönelmişken, duyduğumuz sesle hepimiz yerimizden zıpladık. Arabanın kaportasından; Galatasaray – Fenerbahçe maçından sonra yenilen takımın taraftarının GS / FB plakalı arabaya beyzbol sopasıyla vurmasına eş değer bir ses çıkmıştı. Amcam durdu. Elindeki feneri yakıp, pili zayıflamış fenerin zayıf ışığında arabaya doğru bakıyordu. Görebildiğimiz tek şeyse, kaportanın üzerindeki insan yumruğunun iki katı büyüklüğünde bir göçüktü…

Amcam hiçbir tepki vermeden, arkasını dönüp, feneri kapayarak Remzilerin eve girdi. Arkasından biz de içeri girdik. O gece orada yattık. Remzi abi, ben, kuzen, yerde; amcam, Remzi abinin yatağındaydı. Köydeki küçük camiden gelen, tiz ve zor duyulan sabah ezanının sesiyle uyandım. Dün gece yaşadıklarımı tekrar düşününce bizi burada istemediklerini anlamıştım. Evimize sokmamışlardı lan bizi ötesi var mı? Belki de bizi kötü niyetlilerden korumak için bazen böyle engellemeler yapıyorlardı ama artık canıma tak etmişti. Dayanamıyordum bu strese, korkuya. 

Kapının önüne çıkıp, biraz nefeslendikten sonra gözüm arabaya takıldı. O kocaman göçük, yeni aydınlanmaya başlayan havanın ışığında daha da belirgin gözüküyordu. Biraz orada onu inceledikten sonra içeri girip tekrar yattım. 08:00 gibi tekrar uyandım. Odada kimse kalmamıştı ben kalkana kadar. Muhtemelen sağıma gitmişlerdir diye düşündüm. Elimi yüzümü yıkadıktan sonra aklıma ev geldi. Toz içinde kalmış, asker kamuflajlı pantolonumun cebinden anahtarı çıkarıp, eve doğru yol aldım. Merdivenleri çıkarken, içimi bir korku sarmıştı. Kendimi korku filmlerindeki hiçbir şeyden habersiz kurban gibi hissediyordum.

Kapının önüne geldiğimde, içerdeki her şey zaten gözüküyordu. Ama bir tuhaflık göremiyordum. Dereye fırlattığım tabanca karşılığında babamın tekrar belime taktığı, bu sefer kurusıkı olan tabancayı çekip içeri girdim. Ne de olsa, dün akşamki hırsız olabilirdi. Salonda hiçbir değişiklik yoktu fakat mutfağın koyu kahverengi kapısı kapalıydı. Etrafı iyice kolaçan ettikten sonra altın sarısı işlemeli soğuk mutfak kapısının kolunu indirdim. Menteşeleri paslanmış ve çürümeye yüz tutmuş kapı büyük gıcırtılarla açıldı. Ve ben karşımda ne görüyordum biliyor musunuz? Normal dışı hiçbir şey

Yaşanmış Korku ve Cin Hikayeleri – Evet; normal dışı hiçbir şey yoktu. Dün gece; soluk beyaz meyve desenli perdeye yansıyan sarı ışık kapatılmış, adeta hiçbir şey olmamışçasına her şey yerli yerindeydi. Aslında böyle olmasına daha çok şaşırmıştım çünkü bu kadar korkunun üzerine in-cin dolu bir ev bekliyordum. Arka odaları da kontrol ettikten sonra kapıyı kapatıp ahıra gittim. Remzi abi inekleri sağıyor, o vakum makinelerinin sesi altında kuzenimle muhabbet ediyordu. Amcam ise çoktan arabasına binip gitmişti.

Yakınlardaki Tekinsiz Değirmen

Sağım işi bittikten sonra inekleri salıp otlatacaktık. Bu yüzden kuzen beni görünce atı eyerlemeye gittik. Kaçan atımız yeni bulunduğundan ve nalları sökülmüş olduğundan, onu değil sadece fırtınayı eyerledik. Bugün at sırası Remzi’deydi. Ben de “Siz yaparsınız herhalde bugünlük” dedim kuzene. O da “Hallederiz, keyfine bak sen” dedi. Kurtulmuştum pis ineklerin boklu kuyruklarıyla attıkları şaplaklardan. Eskiden duyduğum ve her zaman karşı köyden çiftliğe gelirken gördüğüm bir değirmen vardı. Osmanlı zamanlarından kalma bir değirmen. Geçenlerde yol açarken yıkmışlardı halk korkuyor diye. İsteyen Çatalca belediyesinin dökümanlarından bakabilir. Ne zamandır merak ederdim orayı. Gitmeye karar verdim. 

Sivas Kangal gerçek kurt kırması Ayaz ve Haskan Sivas Kangal Sultan’ın iplerini çözüp değirmene doğru yola koyuldum. Ne olur ne olmaz diye de superposeu taktım sırtıma. İki elimde köpek, sırtımda tüfek; gören eşkıya zannedecekti. Değirmeni yakından ilk görüşümdü o. Yolun solunda kot farkıyla aşağıda kalan, her yerini ve özellikle de girişini çalıların kapladığı bir yapıydı. Değirmen taşı yer yer kırılmış, adeta yıkılmaya yüz tutmuştu. Yanına doğru yavaş yavaş yaklaştığımda, köpekler havlamaya başladı. Tasmalarından çekiştiriyor ama bir adım bile attıramıyordum. Değirmenin orada bir şeye havlıyorlardı sanki. 

Daha fazla onlarla uğraşmayıp, yerde çakılı olan kazığa taktırdım zincirlerini ve kapıya doğru ağır adımlarla yol aldım. Kapının önüne geldiğimde, tepede kemeri olan kapı tavana kadar çalıyla kaplanmıştı. Sanki bir şeyler içeri girilmesini engelliyordu. Tüfeği omzumdan çıkarıp, duvara dayadım ve zorlukla aralayarak içeri girdim. Üstüm başım her yerim ot, diken, çalı olmuştu. Silkelendikten sonra bir nefes çekip kafamı kaldırdım. Hiçbir şey yoktu içerde. Sadece unun öğütüldüğü taşın yanında, kovboy filmlerinde barlarda gördüğünüz fıçıların aynısından vardı. Yavaş yavaş fıçıya doğru ilerledim. 

Yukarı doğru eğimlendirilmiş tahtaları yan yana tutan paslı yuvarlak demire ellerimi dayayıp fıçının içine doğru sarktım. İçinde sadece bir nesne vardı. Mauzer tüfekleri bilirsiniz; onun mermisine benzer bir mermi. Kolumu fıçının içine sokup mermiye doğru uzandım. Uzandığım anda Sultan ve Ayaz’ın kalın havlama sesleri kesilmiş, kedi ağlamasına benzer sesler çıkarmaya başlamışlardı. Bu dikkatimi çekti ve biraz durdum ve ardından uzanmaya devam ettim. Ama ben dokunamadan mermi, yuvarlanarak yana doğru kaydı. Ürküp bir anda elimi çektim. Acayip şaşırmıştım. Bir daha denemeyerek dışarı köpeklere bakmak üzere kapıya yöneldim. Tekrar zorlukla o çalılıkların arasından çıkarak köpeklere baktım. Hiçbir şey yapmadan, dilleri dışarıda, yerde yatmış etrafa bakınıyorlardı. Duvara dayadığım tüfeği alıp, köpeklerin tasmalarını çıkardım ve çiftliğe doğru yola koyuldum.

Büyükbabamın Anlattığı Bir Esrarengiz Hikaye Daha

Tam bir hafta sonra salonda oturmuş kuzenimle yine büyükbabamın hikayelerini dinliyorduk. “Bundan yaklaşık 20 sene önce, bütün ailenin evde olduğu ve saat 02:00’de dağıldıkları bir geceydi. Biz de babaannenizle etrafı toplayıp yattık. Beş dakika kadar sonra alt kattan bilardo toplarının seslerini duymaya başladık. Tıkır tıkır bilardo oynuyorlardı aşağıda. Korkudan gece inemedik ama ertesi sabah aşağı inip “Burada bilardo oynamak iki altındır” diye yazı astım. Ondan sonra bir daha da bu sesleri duymadık. Fena mı olurdu iki altın bıraksalar her gece” deyip güldü.  Biz de güldük ayıp olmasın diye adama ama artık anlattıklarının gerçek olduğuna daha çok inanıyordum. O anda aklıma bir fikir geldi.

Yaşanmış Korku ve Cin Hikayeleri Çiftlikte her gün yaptığımız işlerden sonra kuzeni bilardoya gitmek için ikna ettim. Gidip biraz bilardo oynadık. işte aklıma gelen fikir, burda uygulamaya koyuluyordu. Oyun bittikten sonra, bilardo toplarının yerlerini ezberleyip, çıkarken her zaman demir kapının üzerinde bulunan anahtarı kapıyı kilitleyip aldım. Bakalım ertesi sabah ne olacaktı? O gece her şey normaldi. Sabah 07:00’ye kadar babamlarla poker oynadık. Uyandığımda saat akşam üstü dört olmuştu. Hemen elimi cebime attım. Anahtar cebimdeydi. Kalkıp ilk iş alt kata yöneldim. Kapıyı açıp içeri girerken kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Direkt bilardo masasına yönelip toplara baktım. Beklediğim şey olmuş, topların yerleri değişmişti.

Bu bana büyük bir kanıt olmuştu babamların anlattıklarının doğru olduğuna dair. O gün yine bir şey olmadı, normal geçti. Ama ertesi gün babam ve amcamla köye gidecektik. Ertesi gün babam, amcam, ben köye doğru yola koyulduk. Taşınacak şeyler varmış. O yüzden beni de yanlarına aldılar. Her şeyi beyaz kartalın bagajına yükledikten sonra, köydekilerle konuşacakları varmış kahveye oturduk dinliyoruz. Tayfun abi geldi. Bize çoğu inekleri satan adam. Biraz işlerden konuştuktan sonra, bayadır dillerde dolanan değirmendeki define hikayesini ikinci baskı yaptı…

Tekinsiz Değirmene Define Aramaya Gidişimiz

“Hüseyin abi (amcam), değirmenin hikayesini biliyorsun değil mi?” “Biliyorum Tayfun. Ne oldu ki?” “Abi oraya bir gitsek diyoruz.” “Çok tehlikeli be koçum. Onu düşündük ama cesaret edemedik.” “Abi ne olacak bea? Beş altı kişi gittik mi hiçbir şeycikler olmaz. Metal dedektörü de almış bizim Hamdi. Kazarız hep beraber.” “Bi düşünelim bakalım…” Uzun konuşmanın ardından, izinsiz kazı yasak olduğundan; gece 1 – 2 gibi gitmeye karar verdiler. Saat oldu gece 12. Çiftlik köyün biraz dışında kaldığından hemen hazırlıkları yapıp büyükbabamın o zamanlar yeni aldığı sıfır, bagajı geniş BMW’ye ye atlayıp, köyün yolunu tuttuk. Herkesi alıp değirmenin yolunu tutmamız 00:30’u bulmuştu. Baştan beri kötü bir şey olacağını biliyordum ama kimseye renk vermedim. “Korktu bu” demesinler diye. Zifiri karanlık, toprak yolda önümüzü farlarla zorlukla görüyoruz. Değirmene vardık.

Yüksek toprağın üzerine çıkarak farlar kapıyı aydınlatacak şekilde bıraktık arabayı. Bıraktığımız yer hafif eğimli, arabanın el freni çekik, vites R’de, inip bagajdan; kazma, kürek, dedektör ve çalı makasını aldık. Tayfun abi kapıdaki otları kesti. Hep beraber içeri doluştuk. Anormal hiçbir şey yoktu. Babam dedektörle biraz gezinip, öten yeri bulduktan sonra amcam eline kazmayı aldı. Tayfun abi, Hamdi abi ve ben elimizde küreklerle bekliyoruz. “Bismillahirahmanirrahim” diye amcamın ilk kazma darbesini yerdeki ince çatlaklı betona indirmesiyle… Arabanın alarmının çalmaya başlaması bir oldu. Bu kadar sağlam ve cuk oturan bir zamanlamayı hayatım boyunca hiç görmemiştim. 

Panikle bir anda dışarı fırladık ve gördüğümüz, el freni çekik, geri viteste bıraktığımız arabanın, çürümeye yüz tutmuş tahtalardan yapılmış değirmene doğru kaymaya başlamış olmasıydı. Babam koşarak siyah BMW’nin açık camından kolunu sokarak inmiş el frenini çekti. Kazma kürek ne varsa orada bırakıp, apar topar arabaya doluştuk.

Tuhaf ve Korku Verici Olaylar Birbirini İzlemeye Başladı

Yolda, sessizliği bozan tek şey arabanın çalmaya devam eden alarmıydı. Ve arabada bir tuhaflık olduğu çok rahat anlaşılıyordu. Durduk yerde birden gaz veriyor, frene basıldığında ya aniden duruyor ya da hiç durmuyordu. Çiftliğe yaklaşık 500 metre kala zifiri karanlık çakıl—toprak yolun ortasında motor durdu. Motor durdu ama alarm ve korna çalmaya, kafamızı sikmeye devam ediyordu. Şaşkınlıkla ne olduğunu anlamaya çalışıyorduk. Ve kimsenin dışarı çıkmaya götü yemiyordu. Kimin yer ki gecenin 02:30’unda zifiri karanlık, Allah’ın unuttuğu bir yerde kalakalmıştık. Amcam daha fazla dayanamayıp arabadan indi, kaputu açıp  akünün kutbunu çekti. 

Alarm susmuştu ama farlar da gitmişti. Hamdi abi, babam ve amcam motora bakarken biz Tayfun abiyle arabanın bagajının arkasında fenerlerle etrafa bakıyorduk. Tek duyabildiğimiz; belli belirsiz birkaç köpek havlaması ve kurt ulumasıydı. Tayfun abiyle bir yandan etrafa bakıp, bir yandan da babamları dinleyerek kurt seslerini duymamaya çalışıyorduk. “Hamdi ne oldu lan bu arabaya?” “Valla ne bileyim Hüseyin abi ama hemen sorunu halledip gitmezsek sonumuz hiç iyi olmayacak bea.” “Hamdi haklı bir an önce siktirip gidelim burdan” konuşmalarıyla bilinçaltımdaki korkuyu bastırmaya çalışırken, Tayfun abinin sabit bir yere bakakaldığını ve bacaklarının titremeye başladığını gördüm. 

Yaşanmış Korku ve Cin Hikayeleri – Adeta nutku tutulmuş, ne konuşabiliyor ne de hareket edebiliyordu. Baktığı yere bakmayı hem merak çok istiyor hem de cesaret edemiyordum. Sağa döndürerek Tayfun abiye baktığım kafamı, ağır bir şekilde önüme doğru çevirmeye başladım. Boynumun dönmesinden kaynaklanan, omurilik soğanımın çıkardığı sesi duya duya, her salise korkumun katsayısı arta arta dönüyordum o tarafa doğru. Belki de delirmeme neden olan şeyi görecektim ama buna mecburdum. Kafamı hizaya getirip, uykusuzluktan adeta örümcek ağı bağlamış göz kapaklarımı ağır ağır açtım. Karşımda gördüğüm şey, aslında bütün ailenin gördüğü, ama benim ruhumun kaldıramayacağı kadar ağır gerçekleri önüme seren bir varlıktı.

Evet, o bahsedilen beyaz gömlekli adamı görüyordum. Vücudum kilitlenmiş, dilim geriye çekilmiş ve korkudan buz kesilmiş bir beden ile zaten gördüklerim yetmezmiş gibi her yönden beynimin içinde yankılanan bir ses duydum “Bilardo oyununu beğendin mi?” Son duyduğum bu sesten sonra, gözlerimi evde, ikinci salonda açtım. Amcam, babam, kuzenim, Hamdi abi, Tayfun abi… herkes burdaydı. Kafamı biraz kaldırdığımda başucumda Kuran okuyan büyükbabamı gördüm. “Ne oldu bana” deyip, doğrulmaya çalışırken elleriyle göğsümden bastırıp kalkmamı engellediler. 

Bana Musallat Oldular

Büyükbabam okumayı bıraktığında doğrulup, 35 yıllık, gıcırdayan koltukta oturur vaziyete geçtim. O gün bana hiçbir şey anlatmadılar ama sonradan öğrendiğime göre; arabanın arkasında nöbet tutarken bağıra bağıra Arapça bir şeyler söylemişim. Arkasından birdenbire düşmüşüm. Uykumda da Arapça kelimeler söyleyip sanki biriyle kavga ediyormuşçasına konuştuğumu görmüşler. İşin tuhaf yanı, hiçbir zaman Arapça öğrenmedim. Büyükbabamın Kuranı Kerim’i kapatmasıyla pof diye çıkan sesle, 20 senedir kapısından dahi girilmemiş çiftlik evinin bulunduğumuz salonunda, sarı taşlardan yapılmış şöminenin üzerinde, çıkıntıya dayalı bir şekilde duran Hz. Ali‘nin resminin yere düştüğündeki çıkardığı ses birbirine karışmıştı. 

Bir anda ani bir refleksle herkes gözünü yere düşen resme çevirdi. Artık bir tek ben değil, yaşadıklarımı görmüş olduklarından herkesin korkmaya başladığını hissedebiliyordum. Herkesin üzerinde ölüm sessizliği vardı. Büyükbabam kapadığına pişman olduğu kalın, işlemeli Kuranı Kerim‘in kapağını tekrar açıp, kaldığı yerden okumaya devam etti. Bir zararı dokunmadı bize o gece ama hayatımda büyük bir iz kalacaktı. Ertesi gün olduğunda artık kimsenin orada kalmaması gerektiği açıkça anlaşılmıştı. Babamla ben Bursa’ya, amcamlar babaanneme, büyükbabamlar da bir haftalığına öbür evlerine gitmek üzere hazırlık yapmaktaydık hep beraber.

Bir hafta sonra büyükbabamlar çiftliğe döndüğünde ne oldu biliyor musunuz? Bizi orada istemediklerini anladım. Günde 30 kilo süt veren rekortmen ineğimiz, günde 3 kilo süt vermeye başladı. Ondan 5 gün sonra bütün ineklerimiz sırasıyla rahmetli oldu. “Çiftliğe ne oldu?” derseniz, battığımız için satıldı ve satın alan adamın bu başlığı okumasını istemiyorum. Gelgelelim bana ve beyaz gömlekli adama… Hala kurtulamadım bu şeyden. Ara ara tuvalette aynadan görüp, ürküyorum. Benimle beraber geldi. Sürülerce hocaya, psikologa gittim ama hiçbiri sorunumu çözemedi. Hocalar muska, psikologlar uyuşturucu kıvamında ilaçlar verdiler. İlaçı kullandığım günlerde bile gördüğümden onu artık ilacı kullanmıyorum…

Continue Reading

Paranormal Olaylar

Bu Olayları Anlatan Kişi Ölü Bulundu

iddialara göre söz konusu esrarengiz olayları yaşayan ve anlatan kişi şu an hayatta değil. Evinde ölü bulunmuş. İntihar ettiği sanılıyor.

Published

on

By

esrarengiz olaylar - esrarengiz ölüm ve intihar

İddialara göre aşağıda anlatılan olay 1998 yılında, Ankara‘nın bir köyünde gerçekleşmiştir. Olayı yaşayan kişinin verdiği ifadeyi paylaşacağız. Yine aynı iddialara göre söz konusu esrarengiz olayları yaşayan ve anlatan kişi şu an hayatta değil. Evinde ölü bulunmuş. İntihar ettiği sanılıyor. 

Neredeyse Terk Edilmiş Bir Köy

Bizim köyde gece tek tük ışıklandırma vardır. Her yerde yok. Bazı sokaklar zifiri karanlık, bazı yerler ışıklandırmalı… 

… köyünde yaşıyorum. Köyde parayı bulan büyük şehire göçüyor. Köyde epi topu beş hane kaldı. Kalanların hepsi yaşlı insanlar. Ben 27 yaşındayım. Arkadaşlarım gitti, ben gidemiyorum. Çünkü annem sakat, babam sizlere ömür. Kardeşim yok zaten. Artık para nasıl kazanırım onu düşünmeye başladım. Gece hırsızlık yapmayı bile denedim ama yapamadan vazgeçtim. Bizim köyde gece tek tük ışıklandırma vardır. Her yerde yok. Bazı sokaklar zifiri karanlık, bazı yerler ışıklandırmalı… 

Musa Emmi’nin Esrarengiz Ölümü

Evden 10 – 20 metre uzaklaştım… Eve giren birini gördüm hayal meyal… Ama olayın sıcaklığıyla aldırmadım. Koşa koşa köye geri döndüm. 

Bir akşamüstü artık nasıl bunaldıysam, dere kenarına inmeye karar verdim. Hava alırım, düzelirim belki diye çıktım evden. Benden 60 – 70 metre önde yürüyen Musa emmiyi gördüm. Seslendim ama o beni duymadı. O önde, ben arkada yürüyorduk öylece. Aslında Musa emmi deli dolu adamdı karısını kaybedene dek. Yalnızlıktan olsa gerek hiç dışarı çıkmazdı. İlk defa onu süratli şekilde dere kenarına inerken gördüm. Dere kenarına vardık. Ay ışığı dışında, herhangi bir ışık yoktu. 

Musa emmi, ters yöne saptı, Boğuk’a (O civarda bulunan terk edilmiş bir eve köy sakinlerinin verdiği isim) doğru yöneldi. Ben dere kenarına çöktüm. Derenin sesi huzur veriyordu bana. Ta ki Musa emminin çığlıklarını duyana kadar! Kalktım, Boğuk’a koşmaya başladım. Kafası kanlanmış şekilde “Koş! Köyden Halil’in traktörü al gel! Hastaneye götür beni!” dedi. Evden 10 – 20 metre uzaklaştım… Eve giren birini gördüm hayal meyal… Ama olayın sıcaklığıyla aldırmadım. Koşa koşa köye geri döndüm. 

Halil emmiden traktörü aldım. Halil emmi “Ben de gelicem.” dedi. Beraber Boğuk’a geri döndük. Eve girdik ancak Musa emmi yoktu. Traktörün ışığıyla eve az da olsa ışık yaptık. Yoktu! Nereye gitmişti bilmiyorum ama Halil emmi küfür etmeye başladı bana. “Dalga geçiyorsun?” diye serzenişte bulundu. Biraz sakinleşince “Ben köye dönüyorum; geliyor musun?” dedi. “Yok” dedim. O köye geri döndü. Velhasıl kelam hayretler içerisindeydim hala. Kalbim küt küt atıyordu. Dere kenarına yaklaşıp az soluklandım… 

Bir yandan gözüm Boğuk’taydı. Evin önünde dolaşan birini gördüm. Ay ışığında net seçemedim ama köyün uyuz köpekleri havlamaya başladı.. Korktum beni ısıracaklar diye. Köye geri döndüm, yattım. O gecenin sabahı, sela verildi. Musa emmi ormanlık alanda ölü bulunmuş. Halil emmi kapıyı kıracak gibi çalıyordu. Açtım “Sen mi yaptın lan şerefsiz?!” demeye başladı. Annem oturduğu yerde ağlamaya başladı. Olayı ne yapsam anlatamadım. 

Evde Yaşadığım Esrarengiz Olaylar – Gaipten Sesler

Annem sakat olduğu için altını ben değiştiriyordum. Ayağa kalkması imkansızdı. Ayağa kalkınca gözüm karardı. Sonrasını hatırlamıyorum.

Ertesi gece, banyo kapısının açıldığını duydum. Annem sakat olduğu için altını ben değiştiriyordum. Ayağa kalkması imkansızdı. Ayağa kalkınca gözüm karardı. Sonrasını hatırlamıyorum. Sık sık kabuslar görüyorum. Biri beni izliyor. Ben evde olmadığım halde, annem

bana “Erken uyandın; daha yeni yatmadın mı?” gibi cümleler kuruyordu. Hocaya göründüm “Bir şeyin yok” dedi. Eve geliyorum; gaipten sesler duyuyorum… Yaşamak istemiyorum ancak annem mağdur kalmasın diye yaşıyorum. Benim bi suçum yok. Musa emmiye ben zarar vermedim…

Yukarıdaki olayı anlatan kişi, ifadesinden sonra serbest kalmış. İki gün sonra intihar etmiştir. Annesi ise 1999 yılında devlete ait bir bakım evinde ölü bulundu.

Anahtar Kelimeler: olay, esrarengiz olay, intihar, gaipten sesler, ölü.

Continue Reading

Paranormal Olaylar

Garajdan Gelen Kuran Sesleri

Yaşanmış Paranormal Olaylar – O zamanlar herkes anlatıyor işte “Aşağıdan gece sesler geliyor, Kuran okuyorlar…” filan. Evlerde yaşlı dedeler filan görüyorlar…

Published

on

By

Yaşanmış Paranormal Olaylar - Garajdan Gelen Kuran Sesleri

Yaşanmış Paranormal Olaylar – Bundan 16 – 17 yıl kadar evveldi. Abim de ben de küçüğüz daha o zamanlar… Oturduğumuz apartman aile apartmanı: Dört katlı, sekiz daire; dairelerin her birinde bir amcam ve ailesi oturuyor. Bir gün bodrum katta abimle oyun oynuyorduk. Normalde orası garaj olarak kullanıldığı için arabalar filan var. O zamanlar apartmandaki herkes anlatıyor işte “Aşağıdan gece sesler geliyor, Kuran okuyorlar…” filan. Ne bileyim; evlerde yaşlı dedeler filan görüyorlar… 

Korkudan Ne Yapacağımızı Bilemedik

Amca oğullarıdır filan deyip, oyuna devam ettik. Sesler iyice yükseldi. Tanıdık değildi ama gelen sesler… Anladık iyice. Tabi biz korkmaya başladık.

Ben küçüğüm tabi her duyduğuma inanıyorum. Rüyalarıma filan giriyor duyduklarım. Bu yüzden tek başıma bodruma asla inmiyordum. Abimle “o araba senin bu araba benim” diye oyun oynuyoruz işte… Arabalara biniyoruz, yarış yapıyoruz çocuk aklıyla. (Arabaların kapıları açık oluyordu hep) Bayağı bir gürültü yapıyoruz anlayacağınız… 

Hiç unutmuyorum o günü… Günlerden cumaydı. Şimdi bile yazarken tüylerim diken diken oldu. Biz oyuna dalmışız… Kömürlüklerden sesler gelmeye başladı. Sanki birileri sohbet ediyor gibi… Amca oğullarıdır filan deyip, oyuna devam ettik. Sesler iyice yükseldi. Tanıdık değildi ama gelen sesler… Anladık iyice. Tabi biz korkmaya başladık.

Önce hırsız filan sandık. Neyse abimle mal mal seslerin geldiği yöne doğru bakıyoruz… Derken ayak sesleri geldi aynı yönden. Bize doğru geldigi belliydi… Korkudan ne yapacağımızı bilemiyoruz; abimle sarıldık, bekliyoruz. Derken yaşlı, nur yüzlü bir dede bize doğru yaklaştı. Sakalları bembeyaz, elbiseleri filan bembeyaz… Geldi yanımıza. Biz korkudan tutulduk kaldık.

Burada Namaz Kılacağız

Saat 11 – 12 sularında; tam uykuya dalacakken garajdan öyle bir Kuran sesi geldi ki anlatamam size! Ben hiç öyle bir ses duymadım hayatımda…

Adam yanımıza iyice yaklaştıktan sonra bize yönelerek dedi ki “Çocuklar, burada oyun oynamayın. Biz birazdan burada namaz kılacağız.” Sonra döndü, geldigi yere geri yöneldi. Biz; donduk kaldık abimle. Dede gözden kaybolunca biz başladık bağırmaya “Anneee! Annneee!” diye. Bir yandan garajdan koşa koşa çıkarken bir yandan da bağırıyoruz anneme. Annem yengem filan koştu geldi.

Bütün apartman toplandı. Garajı, kömürlüğü karış karış aradık. Hiç kimse yoktu ya da gözükmek istemiyorlardı. Belki size imkansız gibi geliyor olabilir ama; yazdıklarım ve yazacaklarım tamamen gerçek. Birkaç gün sonra Mevlit Kandili’ydi. Bizim ev birinci katta yani garajın üstünde. Apartmanda kandil diye büyükleri dolaştık. Camiye gittik. Namaz kıldık… Gece olmuştu ve yatmıştık. 

O zamanlar evimiz sobalı olduğu için bütün aile aynı odada yatıyorduk. İki soba yakacak kadar iyi değildi durumumuz. Babam da şehir dışında çalışıyordu o gün. Neyse, yattık biz; abim, annem, ben yer döşeğinde. Saat 11 – 12 sularında; tam uykuya dalacakken garajdan öyle bir Kuran sesi geldi ki anlatamam size! Ben hiç öyle bir ses duymadım hayatımda…

Depremde Evimiz Zarar Görmedi

Depremden sonra çevremizdeki çoğu ev çökme tehlikesine girerken bizim apartman onlardan eski ve çürük olmasına rağmen tek bir çatlak bile olmadı evlerde. Tek bir iğne bile yere düşmedi…

O gece sabaha kadar, o; gür ve güzel bir sesle okunan Kuran’la uyuduk. Sabah, olanları yengemlere anlatıyordu annem. Yengem birden sözünü kesti. Gece 12’de Şükür namazı kılıyormuş. Son rekatta sağına selam vermiş. Bir de bakmış; yine nur yüzlü bir amca yanında ona doğru yani sola doğru selam veriyor! Yengem de sola selam vermiş ve bir de bakmış ki yanında kimse kalmamış!..

1999 Afyon Sultandağı depremini çoğunuz duymuştur… Depremden sonra çevremizdeki çoğu ev çökme tehlikesine girerken bizim apartman onlardan eski ve çürük olmasına rağmen tek bir çatlak bile olmadı evlerde. Tek bir iğne bile yere düşmedi… Sık sık karsımıza çıkmaya basladı daha sonra… 

Evimizde Abdest Alan Nur Yüzlü Dede

Bize hiç bakmadan lavaboya girdi. Abdest alıyordu. Dayımın oğlu donup kalmıştı. Ben çok fazla korkmamıştım bu kez. Az da olsa alışmıştım bu tip olaylara.

Bir gün dayımın oğlu bizde kalacaktı. Ramazan ayındaydık. Teravih’e gideceğiz. Herkes abdest aldı gitti camiye. Biz en sona kaldık. Küçüğüz ya anca abdest sırası geldi. Ben dayımın oğluna anlattıydım bu olanları; bana inanmamıştı. Neyse, abdest aldık, koltuğa oturduk; ikimiz de çoraplarımızı giyiyoruz. Tam o sırada; evin giriş kapısı açıldı ve yine bir dede içeri girdi.

Bize hiç bakmadan lavaboya girdi. Abdest alıyordu. Dayımın oğlu donup kalmıştı. Ben çok fazla korkmamıştım bu kez. Az da olsa alışmıştım bu tip olaylara. Neyse; dede lavabodan çıktı. Giderken bize baktı, gülümsedi ve çıkıp gitti…

Günler böyle geçip gitti. Hemen hemen her gün apartmandan birisinin karşısına çıkıyordu. Bize hiçbir zararı yoktu ama merak ediyorduk “Kim acaba bu zat?” diye “Ne istiyor?” diye. Çünkü abimle benim dışımda hiç kimseyle konuşmamıştı. Bize de sadece “Burada namaz kılacağız; gidin!” demişti. Onun dışında duyduğumuz tek ses Kuran okunmasından ibaretti. 

Nurani Varlıkların Bizden İsteği

Hoca efendinin bu açıklamasından sonra annemler, aşağıları iyice temizlediler, pakladılar…

Sonunda bir hocaya sordu büyükler. Sordukları hoca da mübarek bir zattı. Ben duymadım hocanın dediklerini ama anladığım kadarıyla garajımızda bulunan o mübarek zat oraların temiz olmasını ve namaz vakitlerinde rahatsız edilmemek istiyormuş. Sordukları hoca efendinin bu açıklamasından sonra annemler, aşağıları iyice temizlediler, pakladılar. Duvarların dibine filan sıçmış şerefsiz cocuklar! Onları filan temizlediler, kömürlükleri toparladılar. Her yer tertemiz olmuştu artık.

İşte böyle arkadaşlar. Garaj katı temizlendikten sonra artık sadece mübarek günlerde seslerini duyuyoruz. Evde hep birilerinin olduğunu hissediyoruz ama korkmuyoruz. Çünkü o zatlar bize zarar verecek en son varlıklar bile değiller. Beni inanarak dinleyen arkadaşlardan Allah razı olsun. Sakın unutmayın; bu toprakların hem üstü hemde altı çok mübarek… Değerini bilelim. Çaput bağlayıp, mum yakmak değil; değer bilmek lazım.

Anahtar Kelimeler: yaşanmış paranormal olaylar, oyun, kuran, korku, sesler, rüya, namaz, abdest, ev, kandil, mübarek, allah, varlık, hoca, deprem.

Continue Reading

Paranormal Olaylar

Hayırsız Rüya – Paranormal Olay

Paranormal Olaylar – Araştırmacı Yazar Berrin Türkoğlu’nun başından geçtiği iddia edilen ve yine onun ağzından anlatılan üzücü bir; gerçek çıkan rüya hikayesi…

Published

on

By

Paranormal Olaylar - Hayırsız Rüya

Paranormal Olaylar – Araştırmacı Yazar Berrin Türkoğlu’nun başından geçtiği iddia edilen ve yine onun ağzından anlatılan üzücü bir; gerçek çıkan rüya hikayesi…

Gerip Bir Rüya

“Biraz düşündükten sonra rüyamı anneme anlatmaya başladım. “Dağlık bir bölgedeyim. Ama bulunduğum yer Türkiye’de değildi. Yabancı bir ülkedeydim. Çevremdeki insanların çoğu polisti.”

9 Mart 1973 sabahı Polatlı’da askerliğini yapan eşim Riyat’ı uğurladıktan sonra gece gördüğüm ve içimi karartan rüyanın etkisiyle evde kalamayacağımı düşünüp, 1 yaşındaki oğlum Ogün’ü de yanıma alarak annemlere gitmeye karar verdim. Zaten eşim o gece nöbetteydi. Annem bendeki garipliği hemen anladı “Hayırdır Berrin, yolunda gitmeyen bir şeyler mi var?” “Aslında pek bir şey yok anne. Gece çok garip bir rüya gördüm. Bu yüzden kendimi hala çok kötü hissediyorum. “Hayırdır inşallah… Anlatmak ister misin kızım?”

Biraz düşündükten sonra rüyamı anneme anlatmaya başladım. “Dağlık bir bölgedeyim. Ama bulunduğum yer Türkiye’de değildi. Yabancı bir ülkedeydim. Çevremdeki insanların çoğu polisti. Bu bölgeye bir uçak düşmüş, görevliler enkaz kaldırma çalışmaları yapıyordu. Çevremde uçak enkazı ve parçalanmış cesetler vardı. Cesetler toplanıp üzerinde numaralar yazan siyah torbalara konarak, büyük soğutucu tırlara yerleştiriliyordu. Benim yanımda oğlum Ogün de vardı. El ele tutuşmuş birlikte duruyorduk. Sanki sıranın bize gelmesini bekliyorduk. 

İçimde Garip Bir Sıkıntı

Aradan saatler geçmiş, akşam olmuştu. Kapının sesiyle irkildik. Zilin üstünden parmağını hiç kaldırmayan birisi kapıyı çalıyordu.

Saatler sonra, son ceset de torbalanmış tıra götürülürken iki görevli yanımıza doğru gelip “Vakit tamam. Artık gidebiliriz’ diyerek oğluma ellerini uzattılar. O anda donup kaldım. O benim oğlumdu. Yabancı ülkede, yabancı kişilere oğlumu nasıl teslim edebilirdim? Ben bunları düşünürken oğlum neşeyle görevlilerin kucağına atladı. Onlara sıkı sıkı sarılıp, neşeyle cesetlerin bulunduğu arabaya bindiler. Son anda kapılar kapanmadan, oğlum arabadan eğilip çok mutlu bir gülümsemeyle bana el salladı ve araba hareket etti. Ben de sıkıntıyla uyandım.”

Rüyamı büyük bir dikkatle dinleyen annem “Allah’tan hayırlısı, çok değişik bir rüya kızım” dedi. Aradan saatler geçmiş, akşam olmuştu. Kapının sesiyle irkildik. Zilin üstünden parmağını hiç kaldırmayan birisi kapıyı çalıyordu. Annemle kapıya koştuk. Gelen eşim Riyat’dı. Kan ter içinde içeriye girdi. “Hayrola Riyat, sen bu gece nöbetçi değil miydin? Neden geldin?” “Bilmiyorum Berrin… İçimde garip bir sıkıntı vardı. Arkadaşım Asteğmen Ali Rıza nöbetimi devraldı. Ben de geldim. Sizler iyisiniz değil mi?”

Gördüğüm Rüya Maalesefe Gerçeğe Döndü

Paranormal Olaylar - Hayırsız Rüya
Paranormal Olaylar – Hayırsız Rüya

Aynı şeyleri annem de düşünmüş olacak ki eşim Riyat’ın şaşkın bakışları arasında heyecanla oğlumun yattığı odaya koştuk. Biricik yavrum, yatağında cansız yatıyordu.

Yemekten sonra televizyonda haberleri izlemeye başlamıştık. Birden gözlerimize ve kulaklarımıza inanamadık. Paris yakınlarında düşen bir yolcu uçağının enkaz çalışmaları gösteriliyordu. Yüzlerce ceset etrafa saçılmış, polisler cesetleri numaralı poşetlere yerleştiriyorlardı. Bu benim dün gece gördüğüm rüyamdı. Annem ve ben neye uğradığımızı şaşırmıştık. Nasıl böyle bir şey olabilir diye düşünmeye başladım. Ben geleceğimi yaşamıştım. Hem de rüyamda. Öyleyse ya oğlum. Aman Allah’ım.. Ya oğluma da bir şey olursa?..

Aynı şeyleri annem de düşünmüş olacak ki eşim Riyat’ın şaşkın bakışları arasında heyecanla oğlumun yattığı odaya koştuk. Biricik yavrum, yatağında cansız yatıyordu. Daha sonra doktorların isteğimiz üzerine yaptıkları otopsi neticesinde ise milyonda bir görülen kalsiyum eksikliği  nedeniyle boğazdaki kramptan dolayı boğulma sebebiyle oğlumuzu kaybettiğimizi öğrendik. Oğlumun cenazesi Türkiye’den kilometrelerce uzakta düşen uçağın yolcularıyla aynı günde defnedilmesi ise rüyamın bitiş şekliydi.

Continue Reading

Paranormal Olaylar

Mağaradaki Esrarengiz Varlık

Üç arkadaşın, Samsun Orman İşletmesi yakınlarındaki, bir dere kenarı mağarasında hiç ummadıkları bir anda karşılaştıkları esrarengiz varlık ve ardından yaşadıkları korku dolu deneyimin hikayesi…

Published

on

By

Mağaradaki Esrarengiz Varlık - Paranormal Olaylar - Esrarengiz Olaylar

Üç arkadaşın, Samsun Orman İşletmesi yakınlarındaki, bir dere kenarı mağarasında hiç ummadıkları bir anda karşılaştıkları esrarengiz varlık ve ardından yaşadıkları korku dolu deneyimin hikayesi…

Samsun Orman İşletme civarındaki derenin yanında bir mağara vardır. Orada başımıza çok acayip bir olay geldi. Üç kişiydik. Bir müddet geçtikten sonra, arkadaşım Serkan mağaranın girişinde uçuşan ışıklar gördüğünü söyledi. Mağaranın içinden sesler gelmeye başladı. Arkadaşım Hakan hiç tereddüt etmeden mağaraya girdi. Hava iyice kararmıştı. Zaten çok geçmeden yatsı ezanı okunmaya başladı.

Esrarengiz Varlık

Beyazımsı varlık üzerimize; bizim hızımızda geliyordu. Ne yaklaşıyordu ne de uzaklaşıyordu. Ama yerden tahmini 30 cm kadar havada geliyordu.

Hakan mağaranın içinde çakmak yakarak biraz da olsa etrafı aydınlattı. Daha sonra Hakan mağaradan çığlıklar atarak “Kaçın, çabuk kaçın!” diyerek çok korkmuş bir şekilde çıktı. On metre gidip durdu ve bana “Ömer, mağaranın içine ışık tut!” dedi. Ben, Serkan’la beraber yaklaşıp çakmağı yaktım. Birdenbire iri yapılı, beyazımsı bir varlık bize doğru yürümeye başladı.

Beyazımsı varlık üzerimize; bizim hızımızda geliyordu. Ne yaklaşıyordu ne de uzaklaşıyordu. Ama yerden tahmini 30 cm kadar havada geliyordu. Ben arkaya baktığımda hala peşimizdeydi. Bizi uzun süre böyle takip etti. Artık ne kadar korktuğumuzu siz tahmin edin. Daha sonra evlere yaklaştığımızda peşimizdeki varlığın yok olduğunu fark ettik.

Anahtar Kelimeler: Mağara, Esrarengiz Olay, Esrarengiz Yaratık, Varlık, Paranormal Olay, Korku, Hikaye.

Continue Reading

Paranormal Olaylar

Kontrol Kulesinde Korku

Published

on

By

Yaşanmış Gerçek Korku Paranormal Hikayeler - Kontrol Kulesi

Amcamın başından geçen ürkütücü ve inanılmaz olayı kendi ağzından dinleyip birebir buraya aktarmak istiyorum. Önce kısaca amcamdan bahsedeyim: Adam eski “JÖH“lerden ve bu hikayeyi fazla kişiye anlatmamış. Amcam hikayeyi bana anlatırken yengem “Yine mi bu hikaye?!” diye çıkıştı “Çocuğun psikolojisini bozma!” dedi hatta. Bense iyice meraklandım.

Kontrol Kulesinde İşe Başlayışım

“… Uçaklara ve kontrol kulesine olan ilgim o gün başladı. O gün karar verdim; kontrol kulesinde çalışacaktım. O zaman daha 27 yaşındaydım…”

Amcam hikayeyi anlatmaya başladı: İstanbul Üniversitesi‘nden yeni mezun olmuştum. Sene l974. Ne
yapacağımı bilmiyordum. O zamanlar farklıydı; kolay iş bulunuyordu hatta şirketler onlarla çalışmamız için yalvarıyordu resmen.

Ama ben oldum olası masa başı işini sevmedim. Çok sıkıcı geliyordu. O yüzden istediğim gibi bir fırsatın gelmesini bekledim. Bir gün yengeni ziyaret etmek için Adana’ya gittim. Uçaklara ve kontrol kulesine olan ilgim o gün başladı.

O gün karar verdim; kontrol kulesinde çalışacaktım. O zaman daha 27 yaşındaydım. Gerekli olan tüm test ve sınavları başarıyla geçtim. İlerleyen zamanlarda ise yeterince deneyim sahibi olduğum için başımda denetleyen biri olmadan işimi devam ettirdim.

Tayinim Erzurum’a Çıktı

“… Tek bir iniş pisti vardı ve etrafı da mısır tarlalarıyla doluydu….”

Bu tür işlerin olumsuz yanı nerede çalışacağını seçemiyor olman. Tabii ki hepimiz Atatürk Havalimanı’nda çalışmak istiyorduk ama orası için fazla amatör sayılıyorduk. O yüzden ufak bir yer olan Erzurum’a doğru yol aldım. Tek bir iniş pisti vardı ve etrafı da mısır tarlalarıyla doluydu.

Yaşanmış Paranormal Hikaye: Kontrol Kulesinde Korku

Ancak hem parası iyi olduğu hem de bu işi kendim isteyerek seçtiğim için aldırış etmedim. Bu tür ufak yerlerde genelde 08:00 – 17:00 arası çalışılır ama bulunduğumuz yerin coğrafi konumu nedeniyle uçaklar üstümüzden çok sık geçiyordu ve acil inişler olabiliyordu. Bazen bu yüzden sabah saat 04:00’e kadar çalıştığımız dahi oluyordu.

Çalışmak derken; kontrol kulesinde oturmaktan bahsediyorum. Sadece bir tane güvenlik görevlisi vardı. O da genelde terminalde uyuyordu zaten. Aslında o kadar da kötü sayılmazdı. Kitaplarımı, bulmacalarımı filan getiriyor, takılıyordum. Bazen yengeni arıyor, saatlerce telefonda konuşuyorduk.

O Gün Dün Gibi Aklımda

“… Saat gece 01 gibi bize çok yakın bir mesafede, ufak bir Cessna uçağından radyo mesajı almaya başladım…”

Genelde kontrol kulesi işi çok stresli olarak bilinir ama ben %99 sıkılıyordum. Yüzde birlik o küçük kısımda genelde ufak çaplı Cessna uçakları indirmekle geçiyordu. Yaklaşık üç ay böyle geçti.

23 Şubat 1979 günü dün gibi aklımda. Soğuk bir kış gecesi ama kar yok. Yine sabaha kadar çalışacaktım ama bu sefer uçuş listesinde inecek olan uçak yoktu. Saat gece 01 gibi bize çok yakın bir mesafede, ufak bir Cessna uçağından radyo mesajı almaya başladım. Kar fırtınası tehlikesi nedeniyle Erzurum’a iniş yapmak zorundaydı.

Hemen dürbünümü çıkardım ve uçağı yönlendirmeye başladım. Hava çok rüzgarlıydı ama buna rağmen sağlam bir iniş yaptı pilot. Ben halen dürbünümden uçağı takip ediyordum ve işte onu ilk o zaman gördüm. Pistte sanki normal bir yoldaymış gibi yürüyordu. Kadın mı erkek mi pek belli değildi ama kadını daha çok andırıyordu.

Garip Bir Şeyler Vardı

“… Pilot, 10 – l5 saniye kadar öylece durup dinledi ve sonrasında birden bire ürkmüş bir şekilde kafasını geriye çekti, döndü ve uçağa doğru koşmaya başladı….”

Bu durumda fazla garip olan şeyler vardı. Birincisi; kadın, yazın giyilen türden bir elbise giyiniyordu. Gecelik gibi bir şey ve yalınayak yürüyordu. O elbiseyi; bırak kışı yazın giyinsen üşürsün yani sana öyle diyim. Hadi onu geçtim de
bu kişi niye iniş pistinde yürüyordu ki? Hadi onu da geçtim buraya nasıl gelmişti?

Pilota seslendim hemen “82 nolu uçak! Ben kontrol kulesinden Sinan. Pistte sana doğru yürüyen bir bayan görüyor musun?” “Bakıyorum” diye cevap geldi. Halen dürbünden dışarı bakıyorum bu esnada. Baktım; pilot kapısını açtı ve dışarı çıktı. Kadına doğru yürümeye başladı. Yalan olmasın; o esnada çok eğleniyordum. Erzurum’da fazla bir olay olmadığı için bu olanlar keyif veriyordu.

Kadının hikayesini dinlemek için sabırsızlanıyordum. Tahminen; kadın bu yakınlarda trafik kazası geçirmiştir ve yardım bulabilmek için buralara kadar gelmiştir diye geçiriyordum aklımdan.

Pilot, kadına doğru yürümeye başladı ve kadına bir şeyler söylediğini; ağız hareketlerinden anlayabiliyordum dürbünden bakarken. Kadın, pilotun kulağına eğilip bir şeyler fısıldadı. Pilot, 10 – l5 saniye kadar öylece durup dinledi ve sonrasında birden bire ürkmüş bir şekilde kafasını geriye çekti, döndü ve uçağa doğru koşmaya başladı.

Kaç!!!

“… Ama ne yazık ki hiçbir cevap gelmedi. Uçak çoktan uçup gitmişti bile. Sandalyeme çöktüm ve olan bitene anlam vermeye çalıştım…”

Pervanelerin dönmeye başladığını fark ettiğimde hemen telsizime sarıldım “82 nolu uçak! Ne yapıyorsun?!” Cevap gelmedi. “82 nolu uçak! Tekrar ediyorum, ne yapıyorsun?! Neler oluyor?” Hiçbir cevap gelmedi yine ve uçak hızlanmaya başladı. “82 nolu uçak, kalkış iznin bulunmamaktadır! Tekrar ediyorum, kalkış
iznin bulunmamaktadır!”

Ama cevap gelmedi. Cessna, hızlanmaya devam edip havalandı. Hiçbir şey gelmedi elimden. Tek yapabileceğim şey hava sahasında başka uçakların olup olmadığını kontrol etmekti. Son bir kez temasa geçmeyi denemeye karar verdim.

“82 nolu uçak! Kontrol kulesinden sesleniyorum. Neler oluyor?” Telsiz hışırtılar çıkarmaya başladı “Ça… aç… ç…”. Duyduğum tek şey buydu. “82 nolu uçak; lütfen tekrar et! Kesintili geliyor sesin!” diye seslendim. “Ne gece be!” diyerek off filan çekmeye başladım.

Telsiz birden tekrardan sinyal almaya başladı “Aç… aç… kaç… kaç… kaç…” “82 nolu uçak, kaç mı dedin? Lütfen tekrarlar mısın?” Ama ne yazık ki hiçbir cevap gelmedi. Uçak çoktan uçup gitmişti bile. Sandalyeme çöktüm ve olan bitene anlam vermeye çalıştım.

Gözlerini Bana Dikmiş Bakıyordu

“… Yemin ederim tüylerim diken diken oldu o an. Sanki üzerimde binlerce karınca geziniyor gibi bir his kapladı beni…”

“Neden kaçayım? Ne oluyor?” derken aklıma o kadın geldi. Hemen dürbünüme sarıldım. Gözlerini bana dikmiş bakıyordu. Rahat bir 200 metre mesafe vardı aramızda. Gecenin bir köründe bişekil gözlerini bana dikmiş bakıyordu.

Gözleri o kadar açıktı ki nasıl anlatsam bilemedim şimdi… Biri bir şeye çok şaşırır ve gözlerini iyice açar ya hani… İşte öyle bir şeydi. Tam ben bunun ne anlama geldiğini sorgularken birden bire benim bulunduğum kuleye, bana doğru koşmaya başladı. Bu sırada dahi halen bana bakıyordu.

Yemin ederim tüylerim diken diken oldu o an. Sanki üzerimde binlerce karınca geziniyor gibi bir his kapladı beni. Ben öyle pek kolayca korkan biri değilimdir. Altı yılımı jöh olarak Diyarbakır’da geçirdim ama bu durum
farklıydı. Bana “Kaç!” diyen pilotu mu dersin üzerime doğru depar atan kadını mı dersin… Çok garip bir durumdu yani.

Karartı

“… “Anahtar deliğinden bakmaya çalıştım ama tek görebildiğim hızlıca sağdan sola koşan gölge tarzı bir karartıydı ve garip sesler çıkarıyordu. ..”

“Musa ordamısın? Musa?” diye telsizden seslendim. Musa bizim güvenlikçiydi. Cevap vermedi. Tam o esnada tekrar dışarı baktığımda son anda kadının kulenin alt girişinden girdiğini gördüm. Alt kapının açıldığını duydum. Ne yapacağımı bilemedim o an. Bu akıl alır bir durum değildi…

Bir terörist filan olsa en azından ne yapmam gerektiğini bilirdim ama bu… O an düşünmeden hemen tuvalete koşup
kapıyı kilitledim. Kilitler kilitlemez kontrol odasının kapısı açıldı; bunu duyabiliyordum. Hani filmlerde olur ya katil eve girer ve kapının altında gölgesi görülür… İşte bu da böyle oldu…

Kapı açılır açılmaz kaos başladı. Anahtar deliğinden bakmaya çalıştım ama tek görebildiğim hızlıca sağdan sola koşan gölge tarzı bir karartıydı ve garip sesler çıkarıyordu. O an öyle bir şoka girdim ki sırf meraktan kapıyı açıp
bakmak istedim. Bu olanlara sebep olan ne diye merak ediyordum…

Gecenin Ardından

“… Zülfü’ydü bu; sabah nöbetini devralan kişi. Kapıyı açtım ve gördüğüm manzara o kadar absürt idi ki halen beynime kazınmış durumda. “

Sonrasında çok gürültülü bir sesle içinde bulunduğum tuvaletin kapısına çarptı. O kadar gürültülü çarptı ki nerdeyse yere düşüyordum. Sonrasında sessizlik… Bütün gece, ertesi sabaha kadar o tuvalette kaldım. Ertesi gün saat 7:45’te tanıdık bir ses “Ne olmuş burda?” diye seslendi.

Zülfü’ydü bu; sabah nöbetini devralan kişi. Kapıyı açtım ve gördüğüm manzara o kadar absürt idi ki halen beynime kazınmış durumda. Tüm detaylar aklımda. Kontrol odası yerlebir, radyolar sökük, telsizler yerde, her yerde kağıt ve dosyalar, radar monitörleri paramparça…

Polis geldi ve beni sorguya aldılar. Tüm yaşananları anlattım. Kontrol odasının tamiri tam 11 gün sürdü. O geceki güvenlikçiyi işten attılar. Hatta güvenlik kamerası takmayı bile düşündüler bir ara. Tabi size şu an çok normal geliyor güvenlik kameraları ama o dönemlerde öyle değildi. Çok pahalı ve zahmetli bir şeydi.

Polisler ne yapacaklarını bilemediler. Sadece “Şüpheli bir durum olursa bizimle irtibat kurun.” deyip gittiler. ll gün izin aldım kulede tamirat yapılırken. Olanları sindirmem gerekti. Sanırım bu kadın psikolojik sorunları olan biriydi. Herhalde hastaneden filan kaçtı diye düşündüm.

Yine Gece Mesaisi

“… Erzurum’da büyük bir kar fırtınası olacağı haberleri dolanıyordu etrafta. Neredeyse bütün uçuşlar iptal olmuştu, ama halen havada olan uçaklar vardı ve benim çalışmam gerekiyordu.”

6 Mart l979 günü tekrar işe başladım. Geceleri çalışmak artık beni korkutuyordu ama ne olduysa olup bitti düşüncesiyle rahatlamıştım. Yaklaşık bir ay sonra çok rahattım. Endişelerim kalmamıştı. Tam istediğim gibi.

Erzurum’da büyük bir kar fırtınası olacağı haberleri dolanıyordu etrafta. Neredeyse bütün uçuşlar iptal olmuştu, ama halen havada olan uçaklar vardı ve benim çalışmam gerekiyordu. Bu durumdan nefret ediyordum çünkü böyle bir fırtınada hiçbir yere kıpırdayamıyorsun.

Yine O Kadın

“… Piste baktım temiz mi diye ve birdenbire tam onu unutmuşken yine o kadın belirdi. Pistte yavaşça yürüyordu.”

İsterdim ki başıma gelecek en kötü şey bu olsun. Gece saat 23 sularında deli gibi kar yağmaya başlamıştı. O arada ufak bir özel uçaktan radyo mesajı geldi. Bize yaklaşık 60 km. uzaklıktaydı. Kar fırtınası artmış acil iniş için izin istiyordu. Bu tür özel jetler bizim pist için çok büyüktü ama durumun aciliyetinden dolayı bu kuralları deldik tabii ki.

“656 nolu uçak! İniş için izin veriyorum ama temasta kalın. Pist kısa ve güvenli iniş istiyorum.” dedim “İndirelim şu uçağı o zaman” diye cevap geldi. O esnada aşırı kar yağışı vardı. Neyseki pisti temizleyen elemanlar eve gitmeden
önce pisti tuzlamışlardı da pist kar tutmuyordu.

Piste baktım temiz mi diye ve birdenbire tam onu unutmuşken yine o kadın belirdi. Pistte yavaşça yürüyordu. Kuleye yaklaşık 100 metre ilerdeydi. Yalınayak, buz tutmuş asfaltta yavaşça ilerliyordu. Bu durumdaki en kötü şey yine gözlerini bana dikmiş olmasıydı. Deli gibi gözleriyle öylece beni izliyordu.

Tam bu esnada bu kadında olan en ürkütücü şeyin ne olduğunu fark ettim: Gözlerini kırpmıyordu. Tam iki dakika boyunca iyice baktım; rüzgar, kar, fırtına yüzüne vuruyordu
ama o gözlerini asla kırpmıyordu. Sanki bir salise bile gözlerini benden ayırmak istemiyordu.

Tam Arkamdaydı

“… O an büyük bir gürültü koptu. İnanmak istemedim
ama kilitlediğim kapı açılmıştı! “Nasıl açtı?” filan derken tüylerim yine diken diken oldu.”

“656 nolu uçak, yüksel! Tekrar ediyorum, bir sonraki komünikasyona kadar yükselmeye gayret et” diye pilota seslendim. “Trafik kontrol, 656 ben, negatif, bu rüzgarla yükselmemin imkanı yok. İnmemiz lazım! Onaylıyor musun? Altı dakikamız kaldı” İnsanların hayatını riske atamazdım ve indirmem lazımdı farkındaydım. Pistteki her ne boksa ona rağmen inmesi gerekti bu uçağın.

“656 iniş yapabilirsin” dedim. Telsizi kapatıp camdan bakmaya başladım. 20 metre uzaklıktaydı bu sefer ve kuleye yaklaşıyordu. Normalde kontrol kulesinden ne olursa olsun ayrılmamam gerekiyordu ama o an düşünmeden aşağı indim ve kapıyı kilitledim. Yakında olduğunu biliyordum, odaya döndüğümde telsizi duydum “Kule, inişe hazırlanıyoruz, yönlendirme ricadır.”

Hemen cevap verdim “3 derece sağa kayın lütfen” Anlaşıldı. Işıklar görünüyor, görüşmek üzere.” Camdan baktığımda uçağı görebiliyordum. Kadını göremiyordum ama derin bir nefes çektim. Bu konuyu uçak indikten sonra halledecektim.

O an büyük bir gürültü koptu. İnanmak istemedim
ama kilitlediğim kapı açılmıştı! “Nasıl açtı?” filan derken tüylerim yine diken diken oldu. Sanki vücudum bir şeyleri hissediyor ama ruhum hissetmiyor gibiydi. İlk düşüncem yine kendimi tuvalete kitlemek oldu ama yapamadım. Telsizi bırakamadım.

Metal merdivenlerde ayak sesleri gittikçe yükseliyordu ama bu sefer koşmuyordu diye rahattım. Hafiften (bunu gülerek söylüyor) ama ses çok agresifti sanki bilerek sert basıyordu adımlarını.

“656, trafik kontrol, inişe geçebilirsiniz” ve işte tam o anda kapım açıldı. İşte o an ne kadar korktuğumu hissettim. Şimdi nerdeyse 70 yaşındayım ve ne kadar korktuğumu söylemekten çekinmiyorum. O kadar çok korkmuştum ki arkamı dönemedim; inanabiliyor musun?

Arkamı dönüp yüz yüze gelmeyi götüm yemedi. Bu alışıldık bir durum değildi. Ben çok rasyonel biriyimdir. Askerken yaşadığım olaylardan tut; kamyonun ezdiği güne kadar hep sakin kalmışımdır (Kamyon kazası geçirdi; altında kaldı ondan bahsediyor) ama o an sadece telsize bakabiliyordum. Kafamı bile çeviremiyordum.

Ama benim yerimde kim olsa aynı reaksiyonu verirdi. Vücudun normal işlevini yitiriyor… Panik halinde “Trafik kontrol! Son 30 saniye, hazır olun” diye seslendi pilot. Yavaşça, konuş butonuna bastım. Dişlerim birbirine vuruyordu “Tamam… inin” diye fısıldadım.

O an ensemde soğuk bir nefes hissettim. Arkamdaydı. Yavaşça enseme doğru nefes alıp veriyordu. Hani küçükken biri senin arkandan, esprisine garip yüzler yapar ve sen bunu hissedersin ya… Aynı öyle bir histi.

“Tarlaya İn!”

“… Soğuk ve agresif bir sesti ve de pek insancıl değildi ama beni en çok ürküten içimdeki korkuydu. “

Adeta; dudaklarının kulağımdan birkaç santim uzakta olduğunu hissedebiliyordum. “Aşağı in… tarlaya in… aşağı in” diye fısıldadı kulağıma. Şimdi normalde; bir ses çıktı diye insan rahatlar değil mi? En azından paranormal hava değişir? Ama ses öylesine farklıydı ki hiç bir kılıfa
sığmaz. Ben yazar değilim o yüzden anlatamam tam olarak…

Soğuk ve agresif bir sesti ve de pek insancıl değildi ama beni en çok ürküten içimdeki korkuydu. “Trafik kontrol, 656 indi, umarım sıcak bir çay demlemişsindir” dedi pilot. Arkamda duran kadın geri çekildi ve koşmaya başladı. Tam o esnada
tüm cesaretimi toplayıp arkamı döndüm. Sadece çıplak ayağını görebildim tam odadan çıkarken.

“656 hoşgeldiniz” diyerek karşılık verdim ve hemen camdan dışarı baktım ama kadın ortalıkta görünmüyordu. Halen binada diye düşündüm. Tam bu esnada yeni güvenlikçiyle temasa geçtim. Binada bir tur atıp kontrol etmesini istedim. Turunu attı ama kadından iz yoktu.

Polis geldiğinde ancak rahatlayabilmiştim. Tarladan gelen ayak izlerini buldular ama geri dönüşünü bulamadılar. O anki halimi düşünsene?!. Bu kadını gören tek kişisin… Kadın diyorum dikkat edersen! O benim görüşüm. Sen görsen belki başka bir şey dersin.

Kimseye Anlatmadım

“… O dönem tam 43 kişi işinden istifa etmiş belirli aralıklarla.”

Polis içki içtiğimi düşünse şaşırmazdım. O yüzden bu olayı kendime sakladım. İspat edene dek bu böyle kalacaktı. Bu havalimanında bir lanet vardı ya da herneyse işte ama bunu bir ben biliyordum.

Herneyse; sonuç itibariyle bu olayla birlikte yaşamayı
kabullendim ve hayatımı bütün bunlar hiç olmamış gibi devam ettirmek istedim. Gençlik yılları işte… Zaten o lanet bir daha bana görünmedi. Emekli oldum çok şükür ve şimdi biliyorsun işte yanınızdayım ama arkadaşların araştırsın bakim; o dönem tam 43 kişi işinden istifa etmiş belirli aralıklarla. Hepsine selam söyle tekrardan…


Continue Reading

Paranormal Olaylar

Vasiyet

Genç bir adamın vefat eden büyük büyükannesinin ardından yaşadığı paranormal olaylar…

Published

on

By

Korku Hikayesi - Vasiyet - Paranormal Olaylar

Genç bir adamın vefat eden büyük büyükannesinin ardından yaşadığı paranormal olaylar…


2007 yazıydı… Gece gelen bir telefonla, bir süredir felçli olan büyük babaannemin artık çok ağırlaştığını öğrendim. Annem, babam ve ben hemen yola çıkıp, Bursa’nın Orhaneli ilçesindeki dedemlerin evine gittik. Hemen büyük babaannemin yanına koştum. Kendinde olmadığını ve sadece sayıkladığını fark ettim. Elini tutup son anlarını izlemeye başladım. Tüm aile fertleri başındaydı ve hepimiz artık ruhunu teslim edeceği zamanı beklemeye başladık.

Gece, sabah ezanıyla beraber yerini şafağa bırakmıştı. Babaannemden artık sadece hırıltılar geliyordu. Babaannem son anlarında gözlerini açıp, “Yastık, çeyizlik, yastık…” deyip, gözlerini tamamen huzura kapattı. Tabi hepimiz o anın üzüntüsüyle ağlamaya başladık ve o günü cenaze ve defin işeriyle bitirdik. 

Balkondaki Beyaz Siluet

Ağır adımlarla yürürken birden mutfak kapısı arkamdan sert bir şekilde kapandı.

Akşam taziyeye gelenler gittikten sonra, o yorgunlukla hepimiz bir yerde sızıp kaldık. Gözlerimi saat 03 gibi sızdığım oturma odasındaki gıcırtıyla açtım ve doğruldum. Bir anlam veremedim o an; rüzgar ya da kapının dilinin tam oturmamasından kaynaklanmış olabileceğini düşündüm. Kalkmışken bir su içip, tekrar yatacaktım. Mutfağa doğru yürüdüm. Suyu içerken gözüme balkonun ucunda duran beyaz bir silüet takıldı.

Ağır adımlarla yürürken birden mutfak kapısı arkamdan sert bir şekilde kapandı. Kapıya kafamı çevirip, sonra tekrar balkona bakana kadar silüet yok olmuştu. Günün yorgunluğuyla ve uyku sersemliğiyle yanıldığımı düşünüp, tekrar uzandığım kanepeye döndüm. 

Sabah olmuştu. Ev halkı kahvaltı için hazırlanıyorlardı. Elimi yüzümü yıkayıp, mutfağa gittim. Herkeste ekstra bir gerginlik var gibiydi ve sessizlik dayımın “Yaa, ben dün gece hiç hayırlı rüyalar görmedim. Hepsi de babaannem ile ilgiliydi.” demesiyle bozuldu. Dedem, ananem, babam ve dayım gece gördükleri rüyaları tek tek anlattılar. Herbirinin anlattıkları genel olarak; babaannemin bir şeyler anlatmaya çalıştığı ve huzursuz olduğuyla ilgiliydi. 

Ben rüya görmemiştim fakat rahatsız edici şekilde bir silüet görmüştüm. O günü tesadüf ve üzüntüye yorup bitirdik. Herkes üzerinden cenaze ağırlığını atmaya çalışıyordu. Tüm gün sıkıntıdan patlamıştım. Kimsede bir hareket yoktu. Herkes bir şeylerle ilgileniyordu. Dayımın masum bir gezinti teklifiyle gecem hareketlendi. Planımız; aracımıza yakıt alıp, biraz Orhaneli turu yapmaktı. 

Mezarlıktaki Siluet

Korkudan sesimi bile çıkartamadım ve önüme baktım. Dayıma beni acil eve götürmesini ve kendimi hiç iyi hissetmediğimi söyledim. 

Orhaneli’de akaryakıt aldığımız bir petrol istasyonu vardı ve oraya gitmek için mezarlıktan geçmemiz gerekiyordu. Mezarlık başında telefonuma gelen mesajlara bakıyordum ve bir şey beni mezarlığa bakmam için resmen zorlamıştı. Gözüm, o gün defnettiğimiz babaannemin mezarına takıldı ve gördüğüm manzara karşısında tüylerimin tek tek dikildiğini hissettim. 

Mezarın başında bir çalı vardı ve arkasında; babaanneme çok yakın yapıda, beyaz bir silüet gördüm. Korkudan gözlerimi kapattım. Gördüğüm silüet, aynı zamanda bir önceki gece, balkonda gördüğüm silüete birebir benziyordu. Korkudan sesimi bile çıkartamadım ve önüme baktım. Dayıma beni acil eve götürmesini ve kendimi hiç iyi hissetmediğimi söyledim. 

Eve gittiğimde beni ananem karşıladı ve yüzümün kireç gibi olduğunu söyledi. Bir şey diyemedim çünkü ispatlayamazdım ve inandıramazdım. Daha da kötüsü bana deli de diyebilirlerdi. Evde benim için hazırlanmış odaya geçip, gördüklerimi düşünmeye başladım. Hiçbir şekilde mantıklı bir açıklama bulamadım ve yatağıma geçip uyumaya çalıştım.

Yattığım Yerde Huzurlu Değilim

“Dayı hırlıyordun ve bana yattığım yerde huzurlu değilim dedin.” dedim.

Bir-iki saat yatakta döndükten sonra içim geçmişti. Saat 04’te duyduğum çığlığa fırlayıp doğruldum. Ev kalabalık olduğu için dayımı benimle aynı odada yatırmışlardı. Dayımdan, ölen büyük babaannemin çıkardığı hırıltılara benzer sesler geliyordu uykusunda. Hızla fırlayıp sarsmaya başladım. Birden, derinden gelen bir sesle “Yattığım yerde huzurlu değilim!” diye üç kez tekrarladı. 

Daha da şiddetle sarstığımda ise gözlerini açtı ve “Ne oluyor dayıcım?” dedi. “Dayı hırlıyordun ve bana yattığım yerde huzurlu değilim dedin.” dedim. Bana öyle bir şey olmadığını ve cenaze işlerinden dolayı psikolojimin bozulduğunu söyledi. Uyumanın imkanı yoktu. Sabaha kadar dönüp durdum.

Ertesi gün her şey normaldi. Sanki olanlar hiç olmamış, başımdan hiçbir şey geçmemişti. Kendimi toparlamaya başlamıştım. Biraz bilgisayarda takılıp film izledim. Yaz sıcağı da bastırınca kendimi duşa attım. Sıcak suyu açtığımda; musluğun bulunduğu yerden bir konuşma duydum “Huzurlu değilim.”. Duyduğum ses karşısında tamamen buz kesmiştim ve suyu kapatıp kendimi banyodan dışarı attım. 

Hasan Amca’nın Anlattıkları

Başımdan geçenin ne olduğunu bildiğini söyledi ve korkmamam gerektiğini anlattı.

Ev üzerime geliyordu resmen. Oradan uzaklaşmalıydım. Üzerimi giyinip, kendimi sokağa attım. Amaçsız şekilde deli gibi sokakta yürüyordum. Bir an komşumuz Hasan Amca’nın beni çağırdığını duydum “Başın sağolsun. Çok üzüldüm.” dedi Hasan Amca. “Sağolun.” dedim. “Seni sıkıntılı gördüm; hayır olsun?” dedi ve anlatmaya başladım. 

Önce, bana deli demesinden korktuğumu söyledim ve başımdan geçenleri anlattıkça bildiği bir şey varmış gibi kafa sallamaya başladı. Başımdan geçenin ne olduğunu bildiğini söyledi ve korkmamam gerektiğini anlattı. Eğer bir ruh huzurlu değilse geride kalan sevenlerine, huzuru bulana kadar görüneceğini ve bunu; ne yazık ki gün geçtikçe şiddetini artırarak sürdüreceğini anlattı. 

Hemen eve gidip, bu durumu ev halkına anlattım. Dayım ve babam saçmaladığımı, kuruntu yaptığımı söylediler. Annem ve ananem ise bu durumu onlardan daha çok ciddiye aldılar. Cenaze gününden beri iyi olmadığımı bildiklerini söylediler ve olayları süzgeçten geçirmeye başladık.

İlk önce defin işlemini aklımızdan geçirdik. “Acaba gömülürken bir hata mı yaptık?” dedik. Bunun üzerine merkez camisi imamı Ömer Hoca’nın yanına gittim. Defin işleminde bir hata olup olmadığını sorduğumda böyle bir şeyin mümkün olamayacağını, tamamen usüllere uygun şekilde defnedildiğini ve ardından dua etmemiz gerektiğini söyledi.

Gece Bir Şey Boğazıma Sarıldı

Gözlerimi dahi açacak fırsat bulamadan nefesim kesilmişti. Sanki gözlerimin üzerine kurşun dökülmüştü; açamıyordum.

Eve gittiğimde ev halkına hocanın anlattıklarını aktardım. Durum muhakemesi yapmaya başladık ama hiçbir şekilde çözüm üretemiyorduk. Saat 01’i geçiyordu. Bir gün önceki uykusuzluğun üzerine yatağımda sızıp kalmıştım. Gece saat 02:30 , yanımda bir şeyin korkunç bir şekilde nefes aldığını hissettim. 

Nefesinden gelen çürümüş et kokusunu dahi alıyordum. Bana hırıltılı bir şekilde “Huzur bulamıyorum.” diyerek boğazıma saldırdı. Gözlerimi dahi açacak fırsat bulamadan nefesim kesilmişti. Sanki gözlerimin üzerine kurşun dökülmüştü; açamıyordum. Kanım çekiliyordu, nefes alamıyordum. Boğazım öyle bir sıkılmıştı ki kemiklerimin birbirine geçtiğini hissettim. 

Can havliyle yataktan fırlayıp, bağırmaya başladım. Odaya ilk olarak ananem geldi ve beni yatıştırmaya çalıştı. Sonra tüm ev halkı başıma toplandı. Boğazımdaki parmak izleri gözüküyordu. Boynumun alt tarafındaki morluklar çok net şekilde seçiliyordu. Bunun üzerine bana inanmayan babam ve dayım bile şok olmuşlardı. 

Titriyordum. Yüzüm bembeyaz, dudaklarım mosmor olmuştu. Ev sakinleri olarak salonda toplanıp çaresiz bir şekilde dua etmeye başladık. Herkes bir şekilde kendini şoktan çıkarmaya çalışıyordu. Kısa süre sonra oturma odasının bulunduğu odanın kapı camının şiddetle kırıldığını duyduk. Hepimiz fırlayıp odaya doğru koşturduk.

Odadaki televizyonun bile bulunduğu sehpadan düştüğünü ve içeride ne kadar eşya varsa, hepsinin her yöne saçılmış olduğunu gördük. Korku herkesin kemiklerine kadar işlemişti. Aklıma tekrar Hasan Amca geldi ve onu çağırmamız gerektiğini söyledim. Sabah ezanına çok az kalmıştı, telefonla çok kez arayıp Hasan Amca’ya ulaşmıştık. 

Çeyizlikteki Kanlı Mendil

Hasan Amca yastığı kontrol ettiğinde içinde bir şey olduğunu fark etti. Hemen yastığın içini boşaltmaya başladık.

Aradan 15 dakika geçtikten sonra Hasan Amca gelmişti. Durumu tekrar anlatıp evin halini gösterdiğimizde, durumun çok ciddi olduğunu ve bir ipucu bulmamız gerektiğini söyledi. Herkes varıyla yoğuyla zihninde bir şeyler arıyordu. Bir an büyük babaannemin ölmeden dakikalar önce “Çeyizlik, yastık…” dediğini hatırladım ve hemen ananeme bunu söyledim. 

Yüklükte büyük babaannemin genç kızlık yastığının olduğunu söyledi ve hemen koşup onu getirdik. Hasan Amca yastığı kontrol ettiğinde içinde bir şey olduğunu fark etti. Hemen yastığın içini boşaltmaya başladık. İçinden muska gibi katlanmış bir kağıt çıktı. Hemen açıp içine baktık. İçinden kanlı bir mendil çıktı. Mendilin içinde bir yazı vardı.

Babaannemin Vasiyeti

Tahtalar kalktıkça çürümüş et kokuları yayılmaya başlıyordu… 

Mendilin içindeki kağıtta “Çocuklarım, bu mendil Kıbrıs savaşında şehit düşmüş dedenizin bana kalan en değerli mirasıdır. Size vasiyetim; beni toprağa vermeden önce kefenimin üzerine bu mendili koymanızdır.” yazıyordu . Hasan Amca “Hemen gidip; mendili, vasiyet ettiği gibi kefeninin üzerine koymamız gerekiyor. Yoksa asla rahat bulamazsınız.” dedi.

Zifiri karanlık ve şafak vakti arasında mezarlığa gittik. Önce Hasan Amca dua etmeye başladı. Duası bittiğinde ise “Kazın!” dedi. Küreklerle mezar toprağını açmaya başladık. Tahtalara ulaştığımızda Hasan Amca “Durun!” dedi. Mezar tahtalarının üzerine, daha önce içine okuduğu suyu döküp, tahtaları tek tek kaldırmaya başladı. Tahtalar kalktıkça çürümüş et kokuları yayılmaya başlıyordu… 

Son tahtalar da kalktığıda gördüklerimiz karşısında tamamen şok olmuştuk. Ceset, kefenin bir yerinden elini çıkartmış ve avucu tahtalara değiyordu. Dualarla; kanlı mendili, kefenin üzerine koyup, tekrar defnettik. Ve her şey başladığı gibi bir anda son bulmuştu…

Bunlar da İlginizi Çekebilir

PARANORMAL DENEYİM: YATIR

PARANORMAL DENEYİM: KABİR AZABI

PARANORMAL DENEYİM: KOMŞU KADININ MEZARINI AÇTIĞIMIZDA

Continue Reading

Paranormal Olaylar

Kayıp Lokanta

Tır şoförlüğü yapan bir adam, Maraş’tan Kilis’e giderken bir geceyarısı yaşadığı esrarengiz olayın hikayesi…

Published

on

By

Esrarengiz Olay - Paranormal - Tır Şoförü - Hikaye

Tır şoförlüğü yapan bir adam, Maraş‘tan Kilis‘e giderken bir geceyarısı yaşadığı esrarengiz olayın hikayesi…

O zamanlar tır şöförlüğü yapıyordum. Maraş’tan aldığım yükü Kilis’e götürecektim. Her şey normal olarak devam ediyordu. Yolda acıktım ve yemek yemek için etrafta lokanta tarzı bir yerler aramaya başladım. Vakit; gece 12 sularıydı… O kadar yol gitmeme rağmen bir tane bile açık yer bulamadım. Sonra karşıda küçük bir market gördüm. Adam akıllı yemek yiyeceğim bir yer buluncaya kadar, buradan alacağım bisküvilerle filan açlığımı biraz yatıştırırım diye düşündüm. Araçtan indim.

Markete doğru ilerlemeye başladım. Marketten birkaç bisküvi, kraker filan gibi atıştırmalıklar aldım. Marketten çıkıp, kamyonuma doğru ilerlerken küçük bir oğlan çocuğunun, hemen kamyonun çarprazındaki çöp kutusundan bir şeyler ayıkladığını gördüm. Yanından geçtim. Elimdekilere baktığını gördüm. Onun elinde de yarısı küflenmiş bayat bir ekmek vardı. Meraklandım “Burda ne yapıyon yeğenim?” diye sordum. 

Aç olduğunu, evdeki kardeşi ve annesi için yiyecek bir şeyler aradığını söyledi. Olayı biraz daha derin konuşmak için çocuğun eline verdim bizim kraker ve bisküvileri. Çocuk sevinçten konuşamıyordu ama biraz da benim zorlamamla derin derin anlattı: Babası ölmüş, annesi ve küçük kardeşiyle yaşıyorlarmış… İçim parçalandı. Çocuğa cebimdeki son paraları kuruşuna kadar verdim. Yola koyuldum.

Karnım açlıktan acayip derece kasılmaya başladı. Kendimi “Şurdan Kilis’e; taş çatlasa 50 km.kaldı. Gider, paramı alır, bir şeyler yerim…” diye teskin ediyordum. Kilis’e daha hızlı varıp da bir an önce bir şeyler yiyebileyim diye kestirme bir güzergahtan giderken baktım hemen solda, bir lokanta tarzı, küçük bir mekan var. “Gidip bir su içeyim bari” dedim.Yandaki hayrattan suyu içtim. Derken arkadan biri seslendi.

“Hadi kardeş! İçeri…” diye. “Birine benzettiniz herhalde kardeşim?” dedim. “Yok; seni tanımıyorum zaten. Bu lokantanın sahibiyim. Bugün oğlumun sünneti vardı. Herkese yemek ısmarlıyorum. Gel; buyur. Yersen şereflendirirsin.” dedi. Daldım hemen içeri. Bir güzel karnımı doyurdum. Sonra yine çıktım yola. Nihayet Kilis’e vardım. Mallarının nakliyesini yaptığım firma, hızımı ve dikkatimi çok beğenmiş; beni kadrolu eleman olarak aldı.

Acayip mutluydum. Maaşım eskisinden iki kat fazla olacaktı. Dönüşte de aynı yolu kullanıp, o küçük mekandaki adamı bir görüp teşekkür edeyim dedim. Arkadaşlar üç saat boyunca o mekanı aradım. Ortalıkta ne mekan var ne de mekandan en ufak bir iz… Aradım taradım, sordum soruşturdum; yok! Aklıma bir önceki market geldi. Gittim sordum. Marketin sahibi “30 yıldır buradayım; o dediğin yoldan kuş bile geçmez ki lokanta yapsınlar…” dedi.

Continue Reading

Paranormal Olaylar

Yatır

Ailesiyle beraber babaannelerinin eski evine taşınmak zorunda kalan adamın, hemen bitişikteki yatırla ilgili olduğunu tahmin ettiği, korku dolu dakikaların hikayesi…

Published

on

By

Korku Hikaye - Paranormal Deneyim - Yatır - Eski Ev

Ailesiyle beraber babaannelerinin eski evine taşınmak zorunda kalan adamın, hemen bitişikteki yatırla ilgili olduğunu tahmin ettiği, korku dolu dakikaların hikayesi…

Eski Mezar Alanı Üzerine Yapılan Okul

Bir süreliğine annemin babaannesinin eski evine taşınmak zorunda kaldığımız bir dönemdi. Evin bulunduğu bölge, cadde üzerindeki diğer binaların arka kısmında kalıyordu. Evin ön tarafı bahçe olmakla birlikte, yan tarafındaki okulun bahçesine de bitişikti. Buradan bir duvarla ayrılıyordu. Okulun bulunduğu bölge, uzun zaman önce mezarlıkmış. Bölge kentleştikçe, binalar mezarlığı da yutmuş. Nihayetinde buradaki mezarlığın taşınıp okul kurulması kararı alınmış. 

Sarı Kız Yatırı

Ancak “Sarı Kız” isminde bir yatırın mezarını bir türlü kaldıramamışlar. Anlatılanlara göre; buna yeltenen makinelerin her biri muhakkak arızalanıyormuş. Bundan dolayı kaldığımız evin bahçesinin hemen çıkışında, sol tarafta bu yatırın mezarı vardı. Bazen, bazı insanların bu yatırı geceyarısı saatlerinde, o bölgede bulunan eski bir çeşmeden, takunyalarıyla giderek su aldığını gördüğü söylenir. Topuklarına kadar uzun, sarı saçlarıyla genç bir kız görünümünde olduğunu duymuştum. 

Bu yatırın eve yakın olmasından rahatsızlık duyuyor ve geceleri evde kendimi rahat hissetmiyordum. Bununla beraber; zaman içinde bir şey olmadığını görmüş ve rahatlamıştım haliyle. En büyük zevklerimden biri de müzik çalarken uyumaktı. O zamanlar şarkıcıların yeni çıkan albümleri kasetler halinde satılırdı. Yaşı yetenler bilir. Tarkan‘ın ilk kaseti daha yeni çıkmıştı. O albümde Tarkan’ın bilhassa “Asla” isimli şarkısından çok hoşlanıyordum. 

Kaseti aldığımın ilk gecesiydi. Ve o şarkıyla uyumak üzere teybimi hazırlamış ve üstelik eğer uyuyamazsam tek kaset yetmez diye düşünerek ikinci bir kaset daha koymuş ve continue play durumuna yani ilk kaset bitince ikinci kasete başlaması için hazırlamıştım. Gece 01:00 civarı yatağıma uzanarak, müzikli düşüncelerle uyumaya çalışıyordum. Hava biraz soğuk olduğu için yorganıma iyice gömülmüştüm. 

Aniden…

Uykunun o ince çizgisine gelmiş ve müzikten dolayı iyice gevşemiştim. Artık uyku moduna geçtiğimi düşündüğüm bir anda, teybimden “çıt çıt” diye bir ses geldi. Bu ilk kasetin bittiğine işaretti. Fakat sessizlik olmamıştı; yani çalan parça, yarıda idi. Buna anlam veremeyerek gözlerimi açmıştım. Yanılmış olabilirdim. “İkinci kaset başlamalıydı bu sırada. ..” diye düşünürken tekrar “çıt çıt” diye gelen iki sesle ikinci kasetin de başlamadan önce kapandığını hissettim. 

Korkudan Yerimden Kımıldayamıyordum

Yıllardır kullandığım teybimi iyi tanıyordum. Bu şekilde kapanmasına mekanik olarak imkan yoktu -ki elektrikler gitmiş olsa bile otomatik olarak kapanmazdı-. Bu anlam veremediğim olaya karşısında yatağımdan doğrularak, yavaşça teybimin olduğu tarafa bakmaya çalıştım. İçerisi loş olduğu için teybimi seçemiyordum. Anlam veremediğim bu olaya karanlığın içinde öylece bakakalmıştım. İçimde kötü bir his belirmişti ve korkudan yerimden kımıldayamıyordum

Yatağımda Tuhaf Bir Sallantı

Nitekim annemler de hemen yan odamda uyuyorlardı. Bu, bana az da olsa cesaret veriyordu. Fakat odada yalnızdım. Bu olanlar; birkaç saniye içerisinde oluyordu. O doğrulmuş halimle yatağımda tuhaf bir sallantı olduğunu sezmiştim. Hafif bir biçimde sağa ve sola sallanıyordu bedenim. Kalp atışlarımı da duyuyordum. Bu sallantı hissi kalp ritimlerimden dolayı mı oluyordu çözemedim. Evin tavanı ahşap malzemedendi ve tam üstümden başlayarak gittikçe güçlenen bir gümbürtü diğer odalara kadar hızla ilerledi. 

Şok Anım

Bu an; şok anımdı. Bir veya iki saniye gümbürtünün dinmesini bekledim. Ne annemlerin varlığı ne de yatağımdaki sallantı aklımdaydı. Mantıksız olaylar üst üste geliyor ve canıma okuyordu. Tüm bedenim kaskatı olduğu halde dudaklarımdan bir-iki saniye içinde sayısız dua döküldü. İşe yaramış mıydı bilmiyorum ama o gümbürtü geri dönmemişti. Bundan istifade ederek yatağımdan dualarla birlikte fırlamamla, hiçbir şey göremediğim o karanlık içinde lambayı yakmamı sağlayacak olan düğmeyi tek hamlede tokatlamıştım. 

Florasan olduğu için bir iki saniye daha beklemem gerekiyordu. İki gün gibi geçen o iki saniyeden sonra florasanın kırpışarak yanmasıyla birlikte içerini net olarak görebildim. Odamda görünür hiçbir tuhaflık yoktu. Kalp atışlarımın gürültüsünden başka birses var mı, yok mu anlayamıyordum. Bir cesaret daha göstererek neredeyse bilinçsizce kapımı açarak, hemen yan odadaki annemlerin odasının kapısını araladım. Odamın ışığından yansıyan ışıkla annemin uyuyan yüzünü gördüm. Uyanmamışlardı. 

Hemen odaya daldım ve birkaç saniye başlarında sağa sola bakındım. Annem, tavşan uykusu olan biriydi ve benim odadaki varlığımı hissederek,  gözlerini açtı. Ne olduğunu sordu. O gümbürtüye uyanmamış olması, hayret verici bir şeydi benim için. Anlaşılan benden başka bunu duyan olmamıştı. Annemi odama çağırdım ve ondan önce giderek az da olsa rahatlamış biçimde teybimi inceledim. Herşey normaldi. 

Uyarılmıştım

Beni asıl hayrete düşüren; içindeki kasetin durumuna baktığımda iki kasetin de hiç ilerlememiş gibi en başta sarılı biçimde durduğunu görmem oldu. Kendimden şüphe ettim. Anneme de hiçbir şey ispat edemedim. Annemin yorumu, gece tavan arasında dolaşan kediler hakkında oldu. Ben de o gümbürtüyü bir kedinin yapabilmesi için ancak dört bacağını ve kuyruğunu altından toplayarak deli gibi poposu üstünde zıplayarak ilerlemesi gerektiğini söyledim. 

Bir kedinin işi olamazdı. Sanırım başka güçler tarafından uyarılmıştım. Kısık bile olsa müzikten rahatsız olan komşularım vardı. O evden taşındıktan sonra da müzik dinleyerek uyumayı denesem de uyuyamadığımı gördüm. Bir zevkimden daha mahrum bırakılmıştım.

Esrarengiz Olay: O Kimdi O Zaman Kızım

Esrarengiz Olay: O Kimdi O Zaman Kızım

Komşu Kadının Mezarını Açtığımızda

Komşu Kadının Mezarını Açtığımızda

Define Ararken

Define Ararken

Continue Reading
Advertisement

Facebook Sayfamızı Takip Edin

Advertisement
Advertisement

Popüler