Connect with us

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Yaşanmış Kısa Cin Hikayeleri – 3

Gerçekten yaşanmış altı kısa cin hikayesi. Okuyacağınız korku hikayelerinin başlıkları ise şunlar: “Mezarlıktan Gelen Ağlama Sesleri” , “Yatır”, “Aklıma Geldikçe Hala Ürperirim”, “Kapının Tokmağına Asılan Ayakkabı”, “Arkadaşıma Musallat Olan İfritler”, “Evdeki Esrarengiz Olaylar”

Gerçekten yaşanmış altı kısa cin hikayesi. Okuyacağınız korku hikayelerinin başlıkları ise şunlar: “Mezarlıktan Gelen Ağlama Sesleri” , “Yatır”, “Aklıma Geldikçe Hala Ürperirim”, “Kapının Tokmağına Asılan Ayakkabı”, “Arkadaşıma Musallat Olan İfritler”, “Evdeki Esrarengiz Olaylar”

Hikaye 1: Mezarlıktan Gelen Ağlama Sesleri

  • Benim yazlarım genelde köyde geçer. Köydeki evimiz; tek katlı, bahçeli bir yapı. Tam karşı tarafında 300 metre kadar ileride de köy mezarlığı var; yamaca kurulu. Yine bir yaz köydeydik.12-13 yaşlarındaydım. Aklımın yeni yeni cinlere perilere erdiği zamanlar. Gece hafiften bir ay aydınlığı var… Ben de tam cam kenarında yatıyorum. Yani tüm bahçeyi görüyorum. Saat 12 gibi yattım. Çok geçmeden bahceden bir ağlama sesi gelmeye başladı. 
  • Başlarda böyle ufak bir kız, sessiz sessiz ağlar gibiydi. Korktum. Perdeyi açıp bakamadım ama sonra ağlama sesleri çoğaldı. Bu sefer sanki birkaç kişi hıçkıra hıçkıra ağlıyordu ve giderek eve doğru yaklaşıyordu sesler. Birden evin tahta giriş kapısı açılıp kapanmaya, tak tak tak diye vurmaya başladı. Kendimi iyice yorganın altına gömdüm. Bağıracağım; bağıramıyorum da. Sesim çıkmıyor. Öyle büzüştüm; ne olacak diye bekliyorum.
  • Sesler kesilmeye başladı. Sesler azaldıkça rahatlamaya başladım. Sonra bütün sesler kesildi. Bir beş dakika daha aynı pozisyonda yatakta kaldım. Sadece kendi nefesimi duyuyordum. Sonra yavaşça doğruldum. Tüm cesaretimi toplayıp dışarı baktım ama dışarısı zifiri karanlıktı. Normalde ay aydınlığı olması lazım diye düşündüm. Bir tek mezarlığı görebiliyordum. Bahçedeki ağaçları bile göremiyordum. 
  • Sonra mezarlığın alt yamacından bir şeylerin yukarı doğru çıktığını gördüm. İnsana benziyorlar ama üzerlerinde parıltılı bir elbise var gibi. Daha fazla bakamayıp, perdeyi kapadım ve yorganı başıma çektim. Sonrasında sabah uyandığımı hatırlıyorum. Hemen evdekilere sordum “Ağlama sesi duymadınız mı? Kapı açıldı kapandı; duymadınız mı?” diye ama “Duymadık” dediler… Annem köyde bir teyzeye götürdü okuttu beni. Ama çok kötüydü… Hala o ağlama seslerini hatırlarım.

Hikaye 2: Yatır

  • Arkadaşın babası evlenmeden önce Tuzla tersanesinde işe başlamış. Çalışanların gece kalması için kulübeler varmış. Arkadaşımın abası da bu kulübelerden birinde kalıyormuş. Tersanede kalanlar, akşamları rakı makı muhabbetleri yapıyorlarmış. Arkadaşın babası da katılmış ilk gece. Bunlar içmişler. Sonra arkadaşın babası kalkmış “Ben yatıyorum. Size afiyet olsun.” hesabı, kulübesine gitmiş uyumaya. Sonra yatmış. Tam uyuyacakken dışarıdan takunya sesleri gelmiş. Bu da aldırmamış ve dışarıda birinin abdest aldığını düşünmüş. Sonra bir bebek sesi gelmiş. O da “Ulan burada bebeğin işi ne?” demiş, tribe girmiş. Felan ama anlamış durumu.
  • Her neyse; sonra ismini duymaya baslamış. Bu kulübenin; küçük, yuvarlak bir penceresi varmış. Oraya dönüp bakmış ve arkasını dönüp direkt dua etmeye başlamış. Bu gördüğü şeyi kimseye söylememiş… Sabah olduğunda da çalışanlara bahsetmiş “Bana böyle şeyler oldu.” filan diye. Çalışanlar da “Bize de oluyor. Artık alıştık.” demişler. Orada mezar gibi bir şey varmış. Geceleri abdest almaya geliyorlarmış. Türbe – yatır tarzı bir şey. Sonra buna bir çözüm bulmuşlar. Belirli saatlerde su veriyorlarmış o türbe gibi yere. Sonra o olaylar bir daha olmamış.

Hikaye 3: Aklıma Geldikçe Hala Ürperirim

  • Yıl 2009. Sabah 08:00 gibi arkadaşımın çıkardığı seslere uyandım. Okula gitmek üzere hazırlanıyordu. Makyajını yaptı, eşyalarını topladı. Ben de kapıya sırtımı dönerek, yatakta uzanmaya devam ettim. Biraz telefonumla oynadım. Uykum kaçmıştı zaten. “Gözlerimi kapatıp kendimi uyumaya zorlayayım bari.” diye düşünürken arkadaşım odaya girdi. Sırtım hala kapıya dönüktü. Benim de gözlerim kapalı, arkaya dönecek mecalim yok… Arkadaşım yatağa ellerini dayadı. Üzerime eğildi, saçları göz kapaklarıma ve burnuma değdi. “Ben çıkıyorum.”dedi ve sokak kapısını çarpıp gitti. Aradan 30 saniye geçti “Ben de kalkayım bari.” dedim ve koridora çıktım. Çıkmamla pijamali, yeni uyanmış arkadaşımla karşılaştım. Elim ayağıma dolandı. Korkudan kalbim
  • çıkacaktı.”Sen çıktın ya şimdi!?” dedim ve “Manyak mısın be şimdi uyandım.” cevabını aldım. Nasıl hazırlandım, evden nasıl çıktım bilmiyorum. Bir iki gün sonra arkadaşıma olanları anlattığımda o da çok etkilendi. Hala aklıma geldikçe ürperirim…

Hikaye 4: Kapının Tokmağına Asılan Ayakkabı

  • Bir akşam üzeri hanım ve çocuklar yanda komşuya gittiler. Evde yalnız kaldım. Kitap okuyordum. Televizyon izledim. Zile basılınca kalkıp kapıyı açtım. Ama kapıda kimse yoktu. İçeri döndüm. Bir video kasedi aldım. Tekrar çalındı kapı. Kaseti videonun üzerine koyarak kapıyı açtım. Yine kimse yoktu. Ama bu sefer kapının önünde duran ayakkabımın teki kapımın tokmağına asılmıştı. Ayakkabımı alıp yerine koydum. “Belki çocuklar yapmıştır.” dedim. Ama daha sonra hatırladım; bizim binada bu işi yapacak yaşta çocuk yoktu.
  • Kapıyı kapatıp geri döndüğümde videonun üstüne bıraktığım kaset yoktu. Sağa sola baktım; kaset kitaplığın rafında duruyordu. Hanım geldiğinde olayı anlattım. O da ayakkabılarını bazen kapı tokmağına asılı bulduğunu anlatınca içimize kurt düştü. Ondan sonra bütün eşyalara dikkat etmeye başladık. Tuvalete, mutfağa ya da dışarı gidip geldikten sonra birçok ufak eşyanın yerlerinin değiştirildiğini gördük. Tabi bunları görünce uykumuz kaçıyor, büyük korkular yaşıyorduk. 
  • Aynı şeyler çocuklarda da görülmeye başladı. Onbir yaşındaki oğlum aynaya bakamaz olmuştu. “Aynaya bakınca iki uzun kol üzerime geliyor, boğazımı sıkmaya çalışıyor.” diyordu. Bu durumdan kurtulmak için doktora gittik. “Hiçbir şeyiniz yok.” dediler. Daha sonra birçok cinciye gittik.”Sizden öncekilere büyü yapmışlar” dediler. Birtakım şeyler yaptılar ama bir türlü kurtulamadık bunlardan. 
  • Yine bir gün televizyon izledikten sonra, televizyonun fişini çektim. Yatmaya hazırlanıyoruz. Bir de ne göreyim: Televizyon, fişi takılı olmadığı halde çalışmaya başladı. Artık dayanacak gücüm kalmamıştı. Koşarak evden çıktım. Manevi büyüğüm sandığım bir hocanın yanına zor attım kendimi. “Hocam! N’olursun bir çare bul buna. Yoksa delireceğim.” diye yalvarmaya başladım. Hoca sakin bir şekilde “Televizyonu çalıştırmaları normaldir. İletken oldukları için el ele tutuşup, kablo vazifesi görebilirler” dedi.
  • Ben biraz daha ısrar edince “Tamam. İyi olur; inşallah geçer.” diyerek, beni uğurladı. Eve geldim ve  yattım. Sabah kalktığımda ayakkabımı koyduğum çininin bir köşesi, üçgen şeklinde kesilmiş, o  parça un gibi ufalanarak, ayakkabımın içine doldurulmuştu. Hocaya sordum. Hoca, ayakkabıyı öylece denize atmamı söyledi. Ben de götürdüm attım. O gün bu gündür evde böyle bir halle karşılaşmıyorum.

Hikaye 5: Arkadaşıma Musallat Olan İfritler

  • Bir arkadaşımın başından geçen musallat olayını anlatmak istiyorum. Bu kardeşimiz dindar birisiydi ve neseben Hz. Hüseyin’in neslinden geliyordu. Dolayısıyla “Seyyid” idi. İlk zamanlar gayet iyiydi fakat sonra lise döneminde farklılaşmaya başladı. İmam Hatip 3. sınıfa geldiğimizde; okulu ve derslerini asmaya başladı. D…e gittiğini ve orada v…yaptığını söylüyordu ama lise 3. sınıfa geldiğimizde iyice içine kapanmaya başladı. 
  • Hiçkimseyle görüşmek istemiyordu hatta benimle bile. Bir gün dersi asmıştı. Onu nerede bulacağımı biliyordum. D…a gittim; zili çaldım. Kapıyı açtığında ona Müdür Yardımcısı’nın çağırdığını söyledim. Alel acele okula gittik. Neden böyle olduğunu sorduğumda “Cinlerin musallat olduğunu” söyledi. Meslek dersi öğretmenimiz olan hocamıza durumu anlattık. O da bu işlerden anlayan bir cami hocasını tavsiye etti.
  • O hoca da bazı ayetler, kıraati düzgün olan arkadaşların okumasını tavsiye etti. Bir gün hocamızın yanındayken birden bire Zuhruf suresinin 36. ayetini Arapça okudu. Halbuki o ayet, onun ezberinde değildi. Mealen, ayette şöyle diyordu:”Kim Rahman’ı zikretmekten gafil olursa yanından ayrılmayan Şeytan’ı ona musallat ederiz.” Bir gün; ben, bir arkadaş ve musallata uğramış arkadaşımız, yolda yürüyorduk. Birden çok hızlı yürümeye başladı. Gözleri de bembeyaz olmuştu ve sinirli bir şekilde etrafa bakıyordu. Birkaç dakika böyle yürüdükten sonra kendine geldi.
  • Bir akşam rukye için toplandığımızda arkadaş titremeye başladı. Sonra yatakta bağırmaya ve zıplamaya başladı. İçindeki cin, bize sinirli bir şekilde bakmaya ve bizi tehdit etmeye başladı. Biz ona aldırmadan okumaya devam ettik ve 10-15 dakika sonra kendine geldi. Yanına oturduk ve kendisi Resulullah efendimizin, Hz. Ali ve Hz. Hüseyin’in isimlerini söylemeye başladı. Bizler de o gün hepimiz ağlamıştık… Birden ayağa kalktı ve “Beni yalnız bırakmayın dedelerim!” diye ağlamaya başladı. 
  • Bir gün de D…da rukye yapmamızı istedi fakat o zaman cin bizimle konuşmaya başladı. Kendisi Deccal’in yardımcısı olduğunu ve Deccal’in 10 sene sonra çıkacağını söylemişti. Fakat sonra bazı arkadaşlar işi abartmaya başladılar hatta onunla (cinle) alay etmeye başladılar. Fakat o çok sinirlenmişti ve bu bedenden asla çıkmayacağını söyledi. Arapça olarak şöyle diyordu.”lnnehu la tuflihul mi’at”. Okuduğumuz dualar da tesir etmiyordu. Olduğu yere yattı ve esneyip “İstediğiniz kadar okuyun. Bana bir zarar vermiyorsunuz. Olan arkadaşınıza oluyor.” demeye başladı. 
  • Bir arkadaşımız alay edenlere çok kızmıştı ve “Her şeyi en baştan alacağız.” dedi. Ne yapacağımızı bilemedik ve mesleki ders öğretmenimizi aradık. Hocamız geldiği zaman sinirlenmeye başladı ve “Defol buradan!” diyerek, kovmaya başladı. Çok geçmeden öğretmenimiz, yanında bir kişi ile geldi ve o “Ben kimim?” diye cine sordu. Cin de “Sen filanca kişisin…” diye cevap verdi. Biz çok şaşırmıştık. Halbuki arkadaşımız bu kişiyi hayatında ne görmüş ne de duymuş birisiydi. Ona dört tane ifrit cin musallat olmuş. O gün zar zor bedenden çıktı. Eve gittiğinde tekrar musallat olmuşlar ve o gece ailesine çok zor anlar yaşatmışlar. Onlara “Neden musallat oldunuz?” diye sorduğumuzda, onun Seyyid olduğunu ve kendisine bu yüzden zarar vermek istediklerini söylediler…

Hikaye 6: Evdeki Esrarengiz Olaylar

  • Yeni evlendiğim zaman, ilk taşındığım evde başımıza gelen olayları anlatacağım sizlere. Biz eşimle kaçarak evlendik. O sebepten şehrin biraz dışında, tek katlı ucuz bir gecekondu bulmuştuk. Etrafta kimseler yoktu. Eve geldiğimizde; dış kapının hemen yanında; silik, kanlı bir üç parmaklı el izi görmüştük. Pek önemsememiştim o zaman… Ben o tarz varlıkların var olmadığını düşünmüştüm her zaman. Eve ilk girdiğimiz zaman, evin salonunda asılı, büyük bir tesbih görmüştük. Ev sahibinindir diye aldırmamıştık. Kısa süre sonra evime alışmıştım ama ev çok rutubetliydi. 
  • Bir sabah erkenden kalktık. Dış kapı sonuna kadar açıktı. Daha sonra belirtiler hızla gelişmeye başladı. Ayak sesleri duyuyordum, kapı tıklamarı duyuyordum. Bir keresinde mutfakta su içerken arkamdan üç tane peşpeşe bardak atmışlardı. Çok korkmuştum. Evden bağırarak kaçmaya başladım. Dışarısı çok karanlıktı ve eşim evde yoktu. Dışarıda daha güvende hissediyordum kendimi. Yaklaşıkk iki saat dışarıda eşimi bekledim ve o geldikten sonra eve girebildim ancak. 
  • Esim ilk zamanlar bana inanmamıştı. Sadece bunaldığım için bunları gördüğümü düşünüyordu. Oysa ki ne yaşadığımı ben biliyordum. Bir akşam uyku çok erken bastırmıştı. Eşime “İyi geceler” dedim ve yatağıma gittim. Tam uykuya dalmak üzereyken yatak odamın kapısı açıldı. Eşimin geldiğini düşündüm önce. Umursamadım. Varlık her neyse, başıma kadar gelmişti. Nefes alışını kulağımın dibinde hissediyordum. Dönemiyordum, çığlık atamıyordum… Ellerimi birleştirdim ve avazım çıktığı kadar bağırabildim bir şekilde. 
  • Artık kendimden geçiyordum… Ne yaptığımı hatırlamıyordum. Eşimi öldürmeye çalışmıştım. Etrafıma hep zarar vermişim fakat ben bunların hiç farkında değildim. Sabah uyanıyordum; vücudumda üç parmaklı pati gibi izler oluşuyordu. Bu izler tıpkı kapının yanındaki iz gibiydi. Olaylar çığrından çıkmaya başlamıştı. Eşimle bir gün içerisinde tüm eşyalarımızı topladık ve o evden taşındık. Daha sonra başıma hiç böyle bir şey gelmedi. Bir keresinde tesadüfen yolumuz o tarafa düştü. Eve uzaktan bakabildim sadece. Yanına yaklaşamadım. Soğuk, karanlık bir ev. İyice eskimişti. Camında bir siluet görmüştüm. Sanki insana benziyordu. Bir elini bana salladı. Bir daha oraya hiç gitmedim. 
Continue Reading
Advertisement
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir