Connect with us

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Yaşanmış Kısa Cin Hikayeleri – 2

5 adet “yaşanmış kısa cin hikayesi”. Hikayelerin başlıkları ise şöyle: “Cin Çağırma”, “Düğün Alayı”, “Gece Dışarıya Sıcak Su Dökmek”, “Büyü”, “Nöbette”.

Anlatıcıları tarafından gerçekten yaşandığı iddia edilen 5 adet “yaşanmış kısa cin hikayesi”. Okuyacağınız hikayelerin başlıkları ise şöyle: “Cin Çağırma”, “Düğün Alayı”,Gece Dışarıya Sıcak Su Dökmek”, “Büyü”, “Nöbette”.

Hikaye 1: Cin Çağırma

  • Benim annem anlattı bu yaşadığı olayı. Annem bizzat yaşadığını söylediği için tamamen gerçek olduğuna inanıyorum. Bir gün annem (15 yaşında evlenmiş) arkadaşlarını eve çağırmış. Neriman teyzem de annemlerin alt komsuşuymuş. Annem ablama hamileymiş o zaman. Sonra Tezcan teyzem “Cin çağıralım” demiş. (O cinlere hala meraklıdır ve akıl hastanesinde yattı.) Annem de çocuk aklı işte “Tamam” demiş. Çağırmaya başlamışlar. Annemin en alt komşusu Safiye teyze gelmiş bu sırada.
  • Tabi annemler o arada her şeyi toparlamışlar ve koltuğun altına koymuşlar. Safiye teyze gittikten sonra annemler tekrar çağırmışlar. O zaman cin çok kızmış ve durmadan kağıda bir şeyler yazıyormuş. Annemler korkmuş. Annem bu olayı babama anlatamamış. Gece annem ile babam uyurken babam bir anda kalkmış ve annemin boğazını sıkmaya başlamış. Annem o yüzden şimdi hala boğazından rahatsızdır. Annem o anda babamı çimdiklemeye başlamış. 
  • Babam acı ile uyanmış. (Babam bunu uykusunda yapıyormuş.(İçine cin girmiş çünkü.) Babam uyandıktan sonra anneme “N’oluyo?” demiş. Annem öksüre öksüre anlatmış. Babam, anneme su getirmeye gitmiş. O anda babam yerden yükseldiğini ve buzdolabının hizasında olduğunu, ayaklarının yerden kesildiğini anlamış. O anda bir çığlık koparmış babam. Annem kalkmış ne oluyor diye. Babam yerde yatıyormuş baygın. Annem hemen hastaneyi aramış ve babam bir süre sonra iyileşmiş. Babam ne olduğunu anlamış ve evden taşınmışlar. 

Hikaye 2: Düğün Alayı

  • Köydeyim bir gün. Neyse; gece oldu, herkes yattı. Ben de küçücük bir oda var; orada yatıyorum. Televizyon filan da yok; radyoyu açtım; dinliyorum. Bir yandan da sigara içiyorum. Köyün girişinden ufak ufak sesler gelmeye başladı. Köy dediğim de öyle 5-6 hane bir şey. Küçücük yani. Gelen sesler gitgide yükselmeye başladı. Dinliyorum ama davul filan da çalıyor. Yani çok net sesler. “Ulan” dedim “Serseriler geldi herhalde. Yine kafayı çekiyorlar yukarda; almışlar yanlarına davulcuyu zurnacıyı… Son bir sigara daha içip yatarım.” dedim. 
  • Çıktım cama, yaktım sigarayı. Lise zamanları… O zaman; babam gelecek, sigarayı görecek diye belden dışarımı sarkıttım camdan. Neyse; sesler yaklaşmaya başladı. Ben sigarayı attım. Dedim “Şimdi bizim peder çifteyi doğrultur bu ayyaşlara. Arada beni de görmesin.” Sesler gümbür gümbür; köyde hiçbir tepki yok. Gelenler görüş açıma girdi. Rengarenk elbise giymiş, sakalları bir tutam adamlar; ellerinde davullar, tek sıra halinde gidiyorlar ama nerden baksan 20 kişi var peşpeşe. 
  • Kimse uyanmıyor. Kafayı sıyıracağım. Bizim evden sonra da ev yok. Ormana doğru bir patika gidiyor sadece. Davulcular burdan çala çala geçtiler ormana. 5 dakika sonra ne ses ne fısıltı… Hir şey yok… Sabaha kadar camda bakakalmışım. Sabah babam tuttu “Nabiyon la burda” diye. Konuşamıyorum… 5-6 ay etkisi geçmedi. Hala düşündükçe elim ayağım titrer…

Hikaye 3: Gece Dışarıya Sıcak Su Dökmek

  • Öncelikle üniversiteyi Kütahya’da okudum. Fakülte Dumlupınar ilçesindeydi. Merkeze yaklasik 20 km.’lik mesafe var. O sene yurtta kaldım. Yurt da KYK değil özel bir yurt. Kıbrıs Caddesi’nde. Hakikaten çok fantastik ve kuntastik bir yerdir. Benim zamanımda (2001’de) dükkanlar saat 17:00 dedin mi kapanırdı. Velhasıl yurdun hemen yanında bir çamaşırhane var. Eskiden kalma. Yöre halkı burada çamaşır, kilim filan yıkıyor ve su hiç kesilmiyor. Ne hikmetse belediye birkaç kez musluk takma gafletinde bulunmuş ancak sonuç hep hüsran; musluklar hep arızalı…
  • Yurdun arkası da tam ormanlık olmasa bile bayağı bir yeşillik. Koru gibi… Her yurt muhabbetinde olduğu gibi konu açılıyor ve biz cinlerden konuşmaya başlıyoruz. E bu arkadaslar (cinler) da kendilerinden konuşulduğunda hemen hazırda bulunuyorlar. Nihayetinde yerleşim birimlerine yakınız onların… Kendince anarşist, biraz da ateist bir arkadaş, ne dersek itirazda. Ben farkındayım tabi. Muhabbet iki saati aşkın sürüyor. Bazı kelimeler geçiyor… Bu arkadaşlar pür dikkat dinliyor. 
  • Bu anarşist arkadaş abarttıkça abarttı. “Yok yok sen götünden atıyosun..” filan fıstık… Adam bana posta koyuyor. Tamam; o zaman biz de cahiliz. Hem de çok. Ne bileyim yaşım daha 18 filan… Adamın öyle konuşması bana dokundu. Aşağıda bizi dinleyenler olduğunu (cinler) bildiğim halde geri zekalı gibi “Kaynat o zaman; şuradan bi’ su dök aşağı da görelim” dedim. Sizin anlayacağınız adamı resmen azmettirdim.
  • Çocuk aldı ketılı, gitti Iavobodan su doldurdu, getirdi. Kaynattı, camdan aşağı döktü. Biz harala güreledeyiz hala. Bu arada; bu arkadaş iki kişilik odada kalıyor. O gece yaklaşık 4’e, 5’e kadar konuştuk. Sabah ezanından sonra yattık, uyuduk. Ben 2. öğretim, o 1. öğretim olduğumuzdan; ben yattım. O da uyumaya gitti işte. Saat 15:00 gibi kalktım. Muhabbet sohbet filan… Bunlar da dersten gelmişler benle dalga geçiyorlar. 
  • Ben neden bir şey olmadığını anlayabilmiş değilim yalnız. Neyse; “Madara olduk” diye düşünüyorum filan. Ben gittim derse. Ders bitti. Saat 21:00 gibi döndüm yurda. Pis Yedili oynadık yemekhanede. Muhabbet sohbet derken gittik yatmaya. Yattım, uyuyorum. Gece rüyamda anlamsız anlamsız kelimeler duyuyorum. Bir şey bana kızgın ama öyle böyle değil! Bıraksalar beni öldürecek. Ne olduğunu anlayamıyorum ama birisi diyeyim, başka biri de yanımda duruyor… Hani kavgaya girecekken yanında büyük bir abi gelir, kavga edeceğin çocuk; o abiden tırsar; sana dokunamaz ya; aynen öyle…
  • Ertesi gün, bu; suyu ısıtıp döken arkadaşı patates kıvamında bulduk. Bulan oda arkadaşı, sabah kalkıyor ve bu çocuğu; eli, ayağı, ağzı kilit biçiminde buluyor. Tabi bulan çocuk şokta. Sekiz kişilik odaya girip, çığlık çığlığa uyandırıyor herkesi. Hemen ailesine haber veriliyor. Yurt müdürü çok uğraşmazdı ama koşa koşa geliyor tabi. Çocuk hemen apar topar hastaneye kaldırılıyor. Çocuğun medikal durumunda hiçbir şey yok. Gayet temiz…
  • Görünürde bir sebep yok yani. Oda arkadaşı bu çocuğun anne babasına durumu anlatıyor. Onlar da soluğu yanımda alıyor.  Bunlar beni resmen dövecek. “Oğluma ne yaptın?” diyor kadın. “Bilmiyorum” filan diyorum ben de… O çocuğun akıbeti ile ilgili birkaç bilgi daha aldım sonradan. Çocuğun ismi Süleyman’dı. Çocuk yaklaşık iki sene çekmis bu olayı. Tuvalete dahi gidemiyormuş…

Hikaye 4: Büyü

  • Tarih 7 Nisan 2011. “Eski sevgilim bana büyü yapıldı; hala daha peşimde cinler var” demişti. Ben de “Kafa buluyor.” diye aldırış etmemiştim… Bir akşam yataktayız. Tam uyumak üzereyiz… Bana dedi ki “Ahmet, şu an çok yakınımda cinler var. Geldiler; hissediyorum.” Kafamı kapıya doğru bir çevirdim; kapının önünde bir sürü tuhaf yaratıkKorkudan ne yapacağımı şaşırdım ama kıza da belli etmiyorum…
  • “Yok kız, sana öyle geliyor.” dedim ve içimden ne dua biliyorsam okumaya başladım. Bu sırada kıza bir baktım; gözleri kaymış, ses seda yok… “Gitti elin kızı!” dedim içimden. İndim yataktan asağı. Bir yandan kıza tokat atıyorum kendine gelsin diye bir yandan da dua okuyorum. Cinler içeri girdiler ve beni koltuk altlarımdan tutup çekmeye çalıştılar. Tam o sırada kıza bir tokat daha attım. Bayağı yumruk gibi… 
  • Bu kendine geldi ama o cinleri görmüyor. Bana diyor ki “Ahmet n’apıyorsun öyle?” Havalanacağım neredeyse amk! Kıza bağırdım “Besmele çek!”diye. Kız “Bismillah!” dedi ve anında beni bıraktılar. Kalktım, yatağa geri yattım. Kıza baktım; gözleri kapanıyor. Uyudu uyuyacak… “Yat uyu hadi.” dedim. Uyudu. Ben de sabaha kadar oturdum başında. Sabah sordum “Nasılsın? Akşam çok kötüydün…” diye. Kızz “Ne oldu ki akşam?” dedi. Hiçbir şey hatırlamıyor…
  • Aradan 1-2 hafta geçti. Biz kızla kavga ettik; ayrıldık. Evde tek başımayım. Cinler, hala o evde diye arada bir gelip, kapının eşiğinden bakıp gidiyorlardı. 10 gün içinde yeni bir ev bulup taşındım. Benim eski eve taşınanlar, komsulara evde cin olduğunu söylemişler. Onlar da taşınacaklarmış… Kız o evde diye hala gelip gidiyorlar galiba…  

Hikaye 5: Nöbette

  • Çorlu – Tekirdağ’da yaptım askerliğimi. Uzun dönemler, hikayeler filan anlatıyorlar ama takmıyorum. Çok da inançlı bir insan olduğum söylenemez hatta böyle konulara kapalıyımdır. Zerre inanmam… Güya bu kolordunun binaları Osmanlı zamanında süvarilerin karargahıymış. Osmanlı,  sefere buradan çıkarmış Balkanlar’a filan. Kolordu, tepeye konuşlanmıştır bilen bilir.  Grup komutanlığının oldupu eski binaların bulunduğu yer biraz tepede. Tırmanıyorsun bir nevi. Asağıda da dere yatağı var, kolordunun arka tarafında tren yolu filan var. Orada nöbet tutan askerlerin anlattıklarına göre geceleri dört nala koşan at sesleri filan duyanlar oluyormuş. Hava değişimine gidenler bile olmuş bir iki tane. İnanmadım tabi. Hep yeni geleni korkutmak için anlatılan hikayelerdendir dedim geçtim. 
  • Tezkere almama bir ay kala hala nöbete gidiyordum. Nöbette de nöbet arkadaşım çok sevdiğim bir çocuk. Muhabbet muhabbet takılıyoruz. Gece 2-4 nöbetinde bununla devriyeyi kolluyoruz. Nereden gelir? Kaçta gelir? filan. Beklerken devriye geldi. Dur çektik. Parola, işaret filan… Gittiler. 1-3 ve 3-5 devriyelerini karşıladık, gönderdik. Muhabbet ederken asağıya, arka taraftan bembeyaz bir at geçti. İkimiz de diyoruz ki “Çingenelerden birinin atı yine girmiş tellerden bi’ yerden.” “Ersin sen bekle ben gidip bi’ kolaçan edeyim.” dedim.
  • Asağıda da muhafız birliğinin eski eğitim alanı var; boş, kullanılmayan… At oraya doğru girdi. Gittim baktım; teller sağlam. Atın gireceği bir yer yok. Daha garibi; at da yok! Arkamı döndüm aynı at, Ersin’in arkasından geçiverdi ve yine tellerin oradan; ağacın arkasından çıktı. Ersin’e fenerle işaret veriyorum, el kol sallıyorum; anlamadı. Bu tam arkasını dönerken ağaçların arasına girdi yine.”Oğlum arkandan geçti bu at.” diyorum “Görmedin mi?” diyorum. Bu bana diyor ki “Abi saçmalama; o kadar kısa sürede ışınlanacak mı bu at?!”. “Oğlum, geçti! diyorum “İşte yalan mı söyleyeceğim?!” ama betim benzim attı…
  • İkimiz de diyoruz ki “Aman kimseye anlatmayalım. Şurada bir ayımız kalmış; uğraşmayalım.” Neyse; güldük geçtik. “Uykusuzluktan saçmalamaya başladık tam.” diyoruz. Bu sefer dört nala koşan at sesleri gelmeye başladı. Sesler diğer nöbetçiler gelene kadar devam etti. Diğer nöbetçiler köşeden göründü; bıçakla kesmişsin gibi kesildi sesler…
  • Aradan üç gün geçti. 12-2 nöbetine gideceğim. Uyandım. Bir anda gözlerimi açtım. Üstümdeki ranzanın altındaki mazgallara saatimi asmıştım. “Saat 12:00” dedim “Kalkayım da hazırlanayım.” Bi’ doğrulmaya çalıştım; kıpırdayamıyorum. Gözümle etrafa bakıyorum ama kıpırdayamıyorum. Koğuşçu, elinde fener geziyor, içerde bakınıyor; var mı yataktan düşen eden filan diye. Neyse; onu göruyorum ama ses edemiyorum. Beş dakika boğuştum, kılım kıpırdamıyor. Felçli gibiyim. “
  • Bari ölsem de kurtulsam bu ızdıraptan” diyorum. Nefes alamıyorum. Zorlanıyorum nefes alırken. Terlemeye başladım. Sesim çıkmıyor. Böğrümde bir yanma derken tam o sırada nöbete gideceğim
  • eleman da deli; bildiğin raporlu. Bizim nöbetci onbaşı bulmuş bunu, önüne katmış, bağıra bağıra geliyor. Onun sesine ayaklandım, rahat bir nefes aldım. Nöbetçi onbaşı da sofu biriydi biraz. Olanları anlattım. Okudu üfledi filan; sonra gittim nöbete… 
Advertisement
1 Comment

1 Comment

  1. Pingback: Kısa Cin Hikayeleri "Annemin Kılığına Giren Cin" - Paranormal Haber

Soru Sor - Fikrini Yaz

Advertisement
Advertisement

Tavsiye Yazılar