Connect with us

Aşağıda okuyacağınız hikaye; İnci Sözlük sitesinden Zuzumbilesi adlı yazardan alıntılanmış; biraz uzunca ama sürükleyici bir cin hikayesidir… Gerçekçiliğinin yanı sıra sürükleyiciliği ile de cin temalı çoğu sinema filmine çevrilmiş hikayeden daha kaliteli olay akışına sahiptir. Bu sebeple sitemiz takipçilerine hararetle tavsiye ediyorum…

  1. Ben 34 yaşındayım. Son 12 senedir yaşadıklarıma burada kimsenin tahammül edebileceğine inanmıyorum. Ben bekar biriyim, aslında bekar değilim sadece bir insan yok hayatımda…
  2. Babam imam. O gece eve geldiğinde pek telaşlıydı. Onu bu konuda çok uyarmıştık, ama insanlar başı dahi ağrısa okunmak için babama gelirlerdi. Yine o günlerde bize gelen bir kadın vardı İstanbul’dan gelmişlerdi, gayet normal görünen bir kadın olsa da sürekli boş boş biryere odaklanır ve kendi kendine Arapça konuşup dururdu.
  3. Babam buna bir şeyler okuduğunda ise gözleri kızarır çığlık atıp bağırmaya başlardı.O zamanlar her şey normal gibi duruyordu. Sonra babam 21 Ağustos gecesi eve geldi ve o kadar aceleciydi ki “Tayin alıcam” dedi “Müftülükten münhal kadro sordum beni tayin edecekler, 15 güne orada başlayacağım ama yarın hazırlanın gideceğiz” dedi.
  4. Dediği gibi de oldu, annem önemli eşyalarımızı hazırladı sadece, evdeki eski koltuklarımızı bile babam bırakmamızı ve acele gitmemiz gerektiğini söyledi.
  5. Annemle gizli gizli konuşurlarken duydum, annem; babama; “Bu işlere bulaşmasaydın keşke” diyerek ağlıyordu. O gece hiç kötü alışkanlığı olmayan ve başını yastığa koyduğu anda uyuyan babam; geceyarısına kadar ışıklar yanık, oturup sigara içiyordu. Hiç babamı böyle görmemiştim sürekli düşünüyordu ve ağzı sürekli bir şeyler okuyup evin içine üflüyordu.
  6. Gece sabaha karşı uyandım su içmek için kalktım ve mutfağa yürüdüm. Mutfağımızın camı, buz dolabından tam açılmazdı yarısı açılırdı, ışıkları açtım, tam karşıda küçük bir çocuk oturmuş beni izliyordu. O anda rüyada olduğumu sandım, insanın aklından o kadar şey geçiyordu ki, sanki kilitlendim ağzımı dahi oynatamıyordum kas katı kesildim, bağıramıyorum gözlerimi bile kırpamadım.
  7. Sonra o çocuk birden kayboldu, ben hala konuşamıyorum ama yürüdüm geveleye geveleye konuşurken babam sesime uyanmış hemen yanıma geldi, anlamış olacak ki bir şeyler okudu kolonya sürdü yüzlerime, koklattı ne gördün dedi ve gördüklerimi ona anlattım.
  8. Babam ağlamaya başladı o kadar sessiz ve içtendi, gözleri öyle acınası durumda bakıyordu ki ne diyeceğimi bilememiştim. Babam beni sabaha kadar okudu ben hala gördüğüm şeyin gerçekliğinden emin değildim. Babam beni okurken ben uyumuşum sabah uyandığımda babam yanımdaydı, annem uyanmış çamaşırları dürüyordu, babamın dizinde uyandım.
  9. Çocukluğumdan beri bir kere bile yatmamıştım, ama koca bir herifken bunu babam bana yapmıştı. O dönem üniversite de 2 sene okumuştum yeniden başka 4 senelik bölüm okumak için çalışıyordum.
  10. Uyandım babam yanaklarımı okşadı iyi olup olmadığımı sordu ben dünkü hadiseden hala emin değildim ve rüya mıydı acaba diye babama sordum, babam birşey demedi daha görmezsin dedi, boynuma takmam için bir muska yapmış dışını da güzelce poşet ile sarmış, boynuma asmamı istedi, bende astım.
  11. Sakın çıkarma dedi bende zaten korkuyordum çıkarmaya cesaret edemezdim.Babamla beraber eski evimizi kilitleyip, yeni köyümüze gitmek üzere arabaya bindik, o zaman toros marka arabamız vardı, hep birlikte binip yeni köyümüze gittik.
  12. 30-35 kilometre mesafede ama şehre daha uzak, imamlar şehre yakın yere inmek ister ama biz dahada yükseliyorduk. Köye vardığımızda köyde kimse yoktu, çünkü yayla olan bir yerdi, artık orasının insanları yazın gelir kışın giderler kalan hane sayısı 4-5 kişi anca olurdu.
  13. Gittiğimizde kimse yoktu, babam muhtarın telefonunu buldu, muhtar, imam evinin anahtarını getirdi, adam iyi birine benziyordu ama biraz tuhaf davranışları vardı. Evi temizlemek için teyzemler anneannemler geldiler, ev zaten küçüktü akşama kadar bitmişti, akşamda eşyalarımızı taşıdık artık apar topar bir şekilde yeni bir hayat kurmaya çalışıyorduk.
  14. Eve taşındığımız akşam televizyonun çanak antenini falan da kurduk. Saat 12 civarlarıydı, artık yatma zamanı gelmişti. Ama uyumaya niyetimiz yoktu.
  15. Annem ekmek olmadığı için getirdiğimiz un ile sabah için ekmek hamuru yapıyordu. Ben ise televizyonun kanal ayarlamalarını yapıyordum. Babamın gözlerinde korku vardı; o da bir kitaptan bir şeyler yazıyordu, bir yandan da bir hoca ile telefonda konuşuyordu.
  16. İlk gecemizde her şey normaldi, sabah kalktığımızda da babamda normal gibiydi annem hep endişeliydi ama neler olduğunu herkes az çok biliyordu, kimse birbiri ile bu konu hakkında konuşmuyordu. abam gece yazdığı muskayı sabah anneme verdi ve annemde evin kapısının girişinde tahtanın altına sıkıştırdı.
  17. Bir sonraki gece hiç unutamam hava çok sıcaktı o yüzden tüm kapılar açıktı. Bir de evin çatısı yoktu üstü normal betondu bu yüzden hava çok sıcak oluyordu. Tam karşımda ise perdesi olmayan pencere vardı.
  18. Camın önünde birileri vardı ama olduğumuz yerde bizden başka duran birkaç hane vardı onlarda yaşlı insandılar, gecenin o saatinde orada kimse olamazdı.
  19. Babamı uyandırdım kalktık babam görünce; Este… züebu… dedi, bir anda karşıdaki şeyler yok oldular, yani bildiğin buhar olup uçtular. Babam hemen telefona sarıldı bir adamı aradı adamlar 2 saat sonra bizim kapımıza geldiler; sakallı bir hoca ve yanında damadı vardı, köyün girişine kadar geldiler.
  20. Hocayı almak için elimizde fenerler ile yola indik annem de camdan bize bakıyordu sokak lambalarında bir tuhaflık vardı senkronize olarak yanıyordu.
  21. Babam hızlı ol dedi, bu da benim daha da korkmama sebep oluyordu. Arabanın ışıkları etrafı aydınlattı fenerleri söndürdük. Ama hoca arabadan inmiyordu. Sakalları bembeyaz uzun ve beyaz giyinmiş bir hocaydı. Belki adını duymuşsunuzdur; Rıdvan Hoca diye biridir yer söylemeyeceğim ki yanlış olmasın.
  22. Rıdvan hoca inmedi arabadan damadı indi selamlaştık ama hoca hala inmiyordu, babam kapısını açmaya gitti hocam buyurun dedi. Hoca bir şeyler okuyordu bizde bozmadık 5 dakika kadar hocanın ağız mırıltılarının bitmesini bekledik. Bittikten sonra hoş bulduk deyip selam verdi.
  23. Arabadan iner inmezde bana baktı ve bana okumaya başladı o anda bayılacak gibi oldum, ama nasıl bir his, kalbim yerinden çıkacakmış gibi oldum. Hoca babama bir şeylerfısıldadı babam bana baktı o an gözlerinde bana olan üzüntüsünü gördüm. Neler oluyordu ben ne yaptım da bunlar oldu hiç anlamış değildim.
  24. Hoca ile eve doğru yürümeye başladık. Eve yaklaştığımızda evin ışığında sanki içeride dans ediliyormuş gibi gölgeler dolaşıyordu, yüzlerce gölge duvarlarda dolanıyordu. Babam hemen anneme seslendi gecenin bir yarısı etrafta bizden başka kimse yoktu.
  25. Babamla koşarak eve gittik eve girdiğimizde annem bahsettiğim odada normal bir şekilde oturuyordu, bizi hiç duymadığını söyledi ama bu imkansızdı, eve girdiğimizde gölge falan kalmamıştı.
  26. Hoca ile damadı da arkamızdan yavaş yavaş gelmişler içeri girdi ve hoca girer girmez kapıdaki muskaları çıkar başka bir şey yazacağım dedi. Daha muskalardan kimse bahsetmemişti. Babam hiç şaşırmamıştı bile tamam hocam dedi.
  27. Hoca evi okudu kapı eşiklerine muskalar koydu. En son oturduk annem çay yaptı gecenin o vaktinde, oturduk biraz en son bu delikanlıyı da okuyacam dedi, beni karşısına aldı bana abdestin varmı dedi yok dedim abdest al dedi, ama gitmeye korkuyordum.
  28. Babam benimle banyoya geldi babamda abdest aldı. Hoca beni yere oturtturdu o koltukta oturdu, sonra bana sıkışırsan bana söyle dedi, anneme de bana su bardağı vermesini söyledi, bir tanede iğne istedi ve okumaya başladı.
  29. Hoca önce sessizce bir şeyler okudu ve boynundaki muskayı çıkar dedi. Muskayı çıkarınca sanki dilim geriye doğru kaçıyordu, boğulacakmış gibi oldum. Hoca da o anda dilinde bir tuhaflık olursa söyle dedi, ben dilimdeki tuhaflığı daha kötü olmadan söyledim, su iç dedi ve okumaya devam etti.
  30. Hoca okudukça sanki etraf gözümde kararmaya başladı sanki bir noktaya odaklanınca gözünü kırpmazsan zamanla ortalık kararırya. (isteyen bunu deneyerek yaşadığım şeyi anlayabilir) artık gözlerim tamamen karanlığa gömülecekken elime batan iğnenin verdiği acı ile tık diye kendime geldim.
  31. Ben o an uyumuştum bunu sonradan düşündüğümde anlıyorum. Hoca kanını em dedi kanımı parmağımdan emdim sonra okumaya devam etti, abdestimde bozulmuştu. Hoca tekrar okumaya devam etti, ben gözüm kararacak gibi olunca hocanın elini sıkıyordum.
  32. Annem başımda su veriyor sürekli, gözleri kıp kırmızı olmuş anneminde öylece bana bakıyordu. Anneme bakarken hoca kafamı kendisine doğru çevirdi gözlerime baktığını hatırlıyorum sadece…
  33. Hayatımda yaklaşık bir 7 saatlik bir bölüm yok oldu, bildiğin yok oldu. Hiç hatırlayamadığım bir 7 saat.. Gündüz olmuştu uyandım kimse yoktu etrafımda, babam daha göreve başlamamıştı. Annemin de yanında yan komşu yaşlı teyze vardı oturuyorlardı, uyandığımda dünü hatırladım ve sadece hocanın gözlerime son bakışı aklımdaydı. Bayıldım sandım ben demek ki hatırlamıyorum diye düşünüyordum.
  34. Dışarı çıktım evin kapısından, çıktığımda doğrudan merdiven var dört tane basamağı olan, merdivenleri indim, evin önünde oturaklar vardı, hoca ve babam oturuyorlardı, kapıda araba yoktu damat gitmişti.
  35. Elimde bir acı hissettim, sağ orta parmağım delik deşik olmuştu, resmen parçalanmıştı. Babamın yanına gittim, babam bana baktı hemen ayağa kalktı, ne oldu oğlum ne oldu sana böyle ahlar vahlar çekti ama ben en son hocanın gözlerini hatırlıyordum sadece.
  36. Hoca bana hiç bakmadı, selam verdim almadı. Bana neden böyle yaptığını düşünüyordum, meğerse beni gördüğü anda beni okumaya başlamış, bitirdikten sonra selamımı aldı.
  37. Dün bizi iyi hırpaladın imamın oğlu dedi gülerek, ben babama baktım babam da bir şeyler okuyordu o sıra, herkesin ağzında bir mırıldanmadır gidiyordu.
  38. Hoca anlattı ki ben gözünün içine baktıktan sonra hocaya küfürler saydırmışım, demediğimi bırakmamışım. İşin enteresanı ise ben ben bunların hepsini Arapça söylemişim.
  39. Hoca parmağına batırmadık iğne bırakmadım oğlum ama bu mahlukatlar kabilesinden, babanın yaptığı hatayı şimdi sen çekiyorsun dedi, babamla göz göze geldiler.
  40. Bir süre daha durduktan sonra Hocanın damadı geldi ve köyden ayrıldılar. Babama beni yalnız bırakmamaları konusunda birçok telkin vermiş olacak ki babam nereye gitse sende gel diyordu. Aslında hayatımda buraya kadar her şey normaldi…
  41. Hocanın gittiği gece hepimiz aynı odada yatıyorduk, camlar kapalı perdeler çekili evin ışığı yanıyordu ama annemlerde uyuyorlardı yerlerede yatak sermiştik.
  42. Ben koltukta yatıyordum annemle babam yerdeki döşekte yatıyorlardı. Gece herkes uyuyordu ben uyuyamadım ne yaptıysam dalamadım uykuya, ışık gözüme çok geliyordu kalktım ışığı kapattım hava zaten aydınlanacaktı 2 saate diye düşündüm.
  43. Yattım uyumuşum ki normal olmayan bir rüya gördüm, babamın eski görev yaptığı köydeki evdeydim hava kıp kırmızıydı sanki güneşin önüne bir şey koymuşlar da gece lambası gibi olmuştu ama güneş batmak üzereydi.
  44. Derenin kenarında dolaşıyordum ve arkası bana dönük davul zurna oynayan birilerini gördüm ve burası bir dere kenarıydı… Burada düğün mü olur diye gittim.
  45. Küçücük bir ışık ve etrafında binlerce kişi dönüyorlardı ama puslu kimseyi seçemiyorum bende uzaktan izliyordum. Bir anda içlerinden biri beni arkası dönük fark etti ve hepsi durup bana baktılar. Yüzleri var ama görünmüyor sadece başlarının olduğunu seçebiliyordum hepsi bu…
  46. Bana doğru yürümeye başladılar, o an uyandım ve yattığım yerde değil diğer annemlerin yatak odasındaydım. Uyandığımda perdeler açıktı…Dışarıdan vuran güçlü bir ay ışığı vardı ve camdan gelen ışık yeri aydınlatıyordu.
  47. Yanı başımda oturan bir kız çocuğu vardı benim yatağımın başındaki yastık koyduğum tahtada bana bakıyordu, gözleri ateş gibiydi kıpkırmızı, unutamam o gözleri bana bakıyordu ama hareket etmiyordu.
  48. El… s… eh… diye bir ses duydum, gözlerimi pencerenin önüne çevirdim, sadece hareket eden gözlerimdi tüm vücudum kilitlenmişti ağzımı bile oynatamıyordum. Pencerenin önünde 3 tane zayıf, sıska şerliler vardı. Biri kadın gibi vücudu öyle görünüyordu, diğer ikisi aynı boyda ve aynı sıskalıkta saçları küt küt yüzleri çok zayıftı ve gözlerini bana dikmişlerdi.
  49. İçimden dua okuyacaktım zinneküm dedi sağ taraftaki şerli varlık Arkalarından vuran ay ışığı onla rı tamamen gölge gibi gösteriyordu ama onların da gölgeleri yere düşüyordu. Bunlar gölge olamazdı karşımda duruyorlardı.
  50. Sıska olanlardan biri başını kaldırdı diğer üçünün başları önüne, yere bakıyorlardı. Başımdaki çocuğu göremiyordum onlara odaklıydım ve hareket edemiyordum.
  51. Sıska olan bir adım öne attı gölgesi üzerime düştü o an gözlerinden resmen alevler çıkıyordu. Ağzımı hareket ettiremesem de içimde dua okumaya yeltenir yeltenmez elini bana uzattı, La (Hayır) dedi, o an dilimde kilitlendi sanki, dua da okuyamaz oldum, 3 kere “Lime lime lime” (Neden) dedi.
  52. Ben Arapça bilen biri değilim o an söylenenleri nasıl anladığımı bilmiyorum. Bana soruyu sorduktan sonra ben çözüldüm, normaldim, yataktan sıçradım ama yataktan ayağa kalkmadım nedendir bilmiyorum onunla konuşmak istedim, hiç bilmediğim Arapçayı onlar gibi konuşmaya başladım, ona bakarak Mâ ismuk (Adın ne) dedim..
  53. T. Ç. dedi, diğerleri de başlarını kaldırıp bana baktılar ben o an bir şey yapmalarından korktum hemen ayağa kalkıp odanın ışığını açtım. Sadece ayakta durdukları yerde kül gibi beyaz kahverengi arası bir yığın vardı.
  54. Koşup çığlık atarak babamların yattığı odaya koştum. Babam sesime irkilmiş olacak ki oda ne oldu ne oldu diye bağırdı, gel dedim elinden tuttum odaya götürdüm annemde geldi, yerdeki küller hala duruyordu, babam zaten hemen anladı olayı, muskan nerede dedi muskam boynumda yatmıştım ama nedense boynumda değildi. O muska hiçbir yerde değildi.
  55. O gece ben yatığım yataktan yatak odasına giderken her ne oldu ise o sırada çıkmış olmalıydı ama onu hiç bulamadık. Sonra annem su içirdi damağını çek falan dedi Ne olacak böyle falan derken babam o akşam bize olanları anlattı.
  56. İstanbul’dan babama kendini okutmaya gelen kadına musallat olan şerliler varmış, kadında bu yüzden geliyormuş bize, kadın bayıldığı zaman babam ondan çıkan şerlilerinin eve dağıldığını, ama onları evden asılan muskalarla çıkacağını düşündüğünü söyledi. Tabi çıkacaklardı belkide, o muska onlara ızdırap veriyordu ama o gece yaşanan başka bir hadise olayı bu duruma getirmişti.
  57. Peki neydi o hadise bunları neden ben yaşıyordum…
  58. Gün ışımıştı babam sabah namazını kıldı sende kıl dedi, beraber sabah namazını kıldık camide, sonra yine oturduk babam bana muskayı bulamadığımız için başka bir tane muska yazdı, sakın haricen çıkarma bir banyo ve tuvalete girerken çıkar dedi.
  59. O gün akşama kadar normaldi, babamla camiye gittik oturduk, köydeki diğer insanlarla tanıştık, onlara yaşadıklarımızdan asla bahsetmedim bizi deli sanmasınlar diye.
  60. Annem de biz yokken evde durmuyordu, evin önünde depo vardı yol ile aynı hizada onun üzerinde etrafı izlerdi yada tarla vermişlerdi anneme, daha doğrusu imam evinin tarlası vardı oradan ekip dikebilecektik annem de onlara bakmaya gidiyordu.
  61. O gün normal geçmişti bir yandan da dün gece yaşadıklarımı düşünüyordum, insan öyle bir ruh haline giriyor ki gerçeklik duygusunu kaybediyor. O an dün yaşadıklarım sanki rüya gibi geliyordu.
  62. O dönemde abim askerdi abime bu olanları anlatmadık, zaten o dönemde ABD’nin Irak’a girme olayları falan vardı savaş arefesi zaten kafası karışıktır birde bunlarla karışsın istememiştik.
  63. Yavaş yavaş hava kara rıyordu, hava karardığında ise benim korkular yine başlıyordu. Akşam ezanı okunuyordu ezanı okuyan babamdı, ben ve annem evde oturuyorduk televizyonumuz açıktı karşı karşıya koltuklardaydık.
  64. Şöyle tarif edeyim salondan mutfağa geçmek için oturma odasına bir adım daha atıp sola dönüp sonraki adımda mutfakta oluyorsunuz. Orası bir üçgen gibidir.
  65. Hava biraz daha kararmıştı, yaz günü zaten geç kararıyor ama havadaki kızıllık da kaybolmuştu.
  66. Derken tuvalet ve banyonun olduğu salondan bazı sesler gelmeye başladı, sanki biri acı çekiyormuş gibi, annem duymamıştı, gözü TV deydi ben de sesini açmasını istedim o sesi duymamak için, o an hala gözümün önünde ve annemle beraber gördük.
  67. Sanki içeri bir nefes girdi önce bizi salondan içeri gelen kapıya bakmaya iten. Anneminde oraya baktığını gördüm ve o an kapının arasından çıkan şey kanımızı dondurdu..
  68. Odanın atmosferi öylesine değişti ki sanki çok soğuk bir şey odaya girmiş gibiydi. Bahsettiğim salondan mutfağa geçen yerden tarif ediyorum; Bembeyaz arkası tamamen saydam, baş örtülü başı öne eğik ve ayakları yere basmadan bir kadın sureti yavaş yavaş gitti…
  69. Biz annemle dona kaldık birbirimize baktık kimsenin ağzından tek kelime çıkmadı, hemen mutfağa koştum, baktım hiç kimse yoktu sadece perde uçuşuyordu ama cereyen yapacak bir esintide yoktu.
  70. Anneme koştum dili tutulmuştu gözleri kocaman olmuştu, su verdim, içemiyordu, dili ve ağzı kitlenmişti, sadece besmele çekebiliyordu. Anneme 3 Fatiha, 3 Nas, 3 Felak, l İhlas surelerini okudum biraz normalleşir gibi oldu, annem gerçek miydi gerçek miydi sende gördün mü diye dili tutula tutula konuştu.
  71. Odanın soğukluğu hala gitmemişti, yaz ayında olmamıza rağmen o kadar soğuktu ki ev, eve yeni taşındığımız için sobayı normal kışın kuracağımız yere koymuştuk sadece boruları takılacak duruyordu, sobayı yakalım dedi annem, çok üşüdüm dedi ben de.
  72. Eski imamlardan kalan dış kapının önünde parça odunlar vardı onları almak için giderken evden çıktığımda, dışarının ne kadarda sıcak olduğunu fark ettim. Bu anlık atmosfer değişikliği sanki bacaklarımdan aşağı kaynar su dökülüyormuş hissi verdi.
  73. Anneme dışarı çıkalım dedim, ayağa zar zor kalktı annem dışarıda iken ben caminin oraya koşup babamı çağırdım, benim uzaktan koşarak geldiğimi görünce hemen oda bana doğru koştu, anlattım durumu, kapının önünde annemi okudu sonra hocayı aradı belli bir süre sonra hoca damadı ile geldi, eve girdik yaşadıklarımızı hocaya da anlatmaya başladık.
  74. Hoca bir önceki geldiğinde koyduğu muskaları bakmak için dış kapının yanındaki yerlere baktı ama muskalar bıraktığı yerde değildi, hoca onu görünce siz mi aldınız dedi, yok hocam dedi babam, hiç yapar mıyız dedi. Hoca ben onları şerli varlıklar bu eve giremesin diye bıraktım nasıl olur da bunlar yerinde olmaz dedi.
  75. Hoca ışıkların hepsini yaktırdı damadına arabada getirdiği bir kitabı getirmesini istedi. Damadı kitabı getirdi hoca masaya oturdu kağıt kalem çıkardı kitabın arasından. Kağıda yazdıkça yazdı yazdıkça yazdı, yazısı Arapça ve o kadar güzeldi ki bir süre onu izledim.
  76. Sonra hoca başını kaldırdı beyaz sakalları arasından yüzünün kırmızılığı belli oluyordu, çok fazla kızarmıştı ama ter yoktu.
  77. Babam, hocam iyi misiniz dedi, gözü ile alttan başını kaldırmadan babama baktı sonra tekrardan yazmaya devam etti. Resmen gözleri ile babamı susturmuştu.
  78. Hoca bir süre hiç yazmadan durdu sanki birini dinlermişcesine bir şeye dikkat eder gibi dinledi ve en sonunda babama ve bana bakarak fener bulun dedi.
  79. Feneri almak için evden çıktım babamın ara basındaydı koşa koşa gittim korkudan hemen aldım geldim, geldiğimde hepsi ayaktaydı hoca girme çıkıyoruz dedi ve dışarı çıktık, evde sadece annem kaldı o da dış kapının girişinde bizi bekliyordu.
  80. Hoca evin etrafını hiç gezmemişti babamla bize evin arkasında tuvalet ve banyonun pencerelerinin olduğu tarafta bir ağaç vardı ne ağacı bilmiyorum ama meyvesiz bir ağaçtı onun kovuğunda 4tane yumurta var sakın kırmadan bana getirin dedi.
  81. Biz şaşırdık bunu nereden bildiğini anlamadık ama yüz ifadesi bizi endişelendirdiğinden hiç sormadan hemen gittik ve aynen dediği yerde tam 4 tane beyaz tavuk yumurtası vardı.
  82. Babam ikisini benim elime verdi bir eline de iki yumurtayı alıp diğer eli ile feneri tutup yolu aydınlatarak hemen geri geldik.
  83. Hoca cebinden mendil çıkardı yumurtaları mendile koymamızı istedi, sonra eve girdik ve hoca yazdığı yazıların üzerine 4 yumurtayı da koydu ve beklemeye başladı, bir taraftan da bir şeyler okuyup yumurtalara üfledi. Yumurtaların rengi beyazdan sarı gri arası bir renge dönüşmeye başladı o anda ağzının kıpırdaması durdu ve iki yumurtayı birbirine vurup kırdı.
  84. Hoca yumurtaları kırdığında, masanın üzerine önceki geldiğinde kapı aralarına sıkıştırdığı muskalardan 2 tanesi çıktı, hepimiz dona kaldık, hoca ise hiç dikkatini bozmuyordu, sanki çok ince işçilik isteyen iş edası ile diğer iki yumurtayı eline aldı.
  85. Düşünmeye başladı ne yapacağını bekliyorduk, biraz düşündükten sonra yeniden son kalan 2 yumurtayı okudu ve seçtiği 1 tanesini daha kırdı, ondanda muska çıktı.
  86. Hocanın o zaman derin bir nefes aldığını gördüm, diğer yumurtayı da kıracağını sanıyorduk zira 4 tane muska koymuştu ve kırmasını bekledik, hoca bize dönüp; Bunu kırsaydım dönüşü olmayacaktı bu işin dedi. Babam, hocam bu ne demek dedi kekeleyerek hoca anlarsın dedi imalı bir şekilde.
  87. Babamdan çekiç istedi, babam çekici alıp geldi, hemen diğer yumurtayı vurup kırmak yerine çekiçle üzerine çok sert bir şekilde vurdu.
  88. İçinde çok eski saman kağıt gibi olan ama bam başka bir kağıt çıktı, hani asla bulabileceğiniz bir kağıt değildi, yamuk yumuk kesilmişti, orta tarafına doğru siyah siyah lekeleri vardı ve üzerinde Arapça 2 kelimelik bir cümle yazıyordu.
  89. Hoca okuduğunda iç çekti, çok şaşkın bir ifade ile estaüzubillah deyip bir şeyler okudu ama sesi titriyordu. Okuması bittiğinde kağıdın köşeleri kararmaya başladı. Bildiğiniz kıvrıla kıvrıla kararıyordu hoca elinden masaya attı.
  90. Ben 4 muska yazdım ama dördüncü muskayı saklamışlar dedi. Hiddetli bir şekilde ayağa kalktı otomatikman bizde kalktık, neler olduğunu anlayamadık, zaten kağıt hala masanın üzerinde kıvrılmaya devam ediyordu.
  91. Babam’a dönüp, büyü yapmışlar, evde başka ne kayıp bakın dedi, biz baktık ama birincil eşyalardan hiç kaybolan bir şey bulamadık. Zaten telaştan neye bakacağımızı bilemedik.
  92. Ben ilk 3310 telefonum vardı ona baktım başka aklıma bir şey gelmedi annem mutfağa baktı başkada kaybolan birşey yoktu.
  93. Babam ne büyüsü diye sordu. Oğlum senin muskan nerede dedi, boynumda dedim, elimi boynuma atmam ile hepimiz şok olduk, benim boynumda muskam yoktu. Babam sana çıkarma demedim mi dedi, ama vallahi ben çıkarmamıştım nasıl olurdu, düşündüm düşündüm yoktu hiç çıkarmamıştım.
  94. Hoca sen çıkarmadın mı diye sordu, ona da hayır dedim. Hoca boş boş bakıp gidip yerine oturdu, annem ağlamaya başladı ama bana enteresan bir şey olmuştu, ben annemle o mutfağa giren beyaz suretli mahlu ku gördüğüm günden beri, tek hissettiğim his şaşkınlıktı, korkmuyordum ama aslında her şey benim başıma geliyordu.
  95. Hoca oturdu masaya, yumurtanın içinden çıkan kağıtta artık hiç okunabilecek durumda bir şey kalmamıştı.
  96. Babam sonunda sordu; hocam kağıttan ne çıktı diye. Hoca içinde yazanı söyledi (halfe selase), hiçbir şey anlamadık. Arkanda 3 tane şerli varlık bırakmışsın, ama kim oldukları belli değil dedi. Kimin kim olduğu belli değildi hoca tuhaf konuşuyordu.
  97. Ne oldu hocam Allah aşkına ne oldu dedim, dayanamadım sitemkar konuştum. Hoca, sana büyü yapmışlar dedi bana, bu yumurtaları senin için koymuşlar, bunlardan birini kırsaydın, sen onlara esir olacaktın dedi.
  98. 3 tane şerli var musallat olan, sana ulaşmaya çalışıyorlar muskaları buradan kaldırıp sana büyü yapmışlar dedi.
  99. Bana kağıda bir dua yazdı, bunu akşam olmaya yakın abdest alıp oku, 7 kere avucuna üfle, belden üzerine sür, elinde bir şey varmışcasına dedi. Okudum dedikten sonrada, zaten o gecede saat çok geç olmuştu, dahada bir şey olmadı 0 gece. Hoca ne cesaretse kiler odasında yatmak istedi biz yine içeride yattık.
  100. Yatakları açtık yattık, ben yine çekyatta yattım, annemler yere döşek serdiler, annemler uyumadan hemen uyumaya çalıştım korkmamak için, zaten mutfağın ışığı yanıyordu ışık loş ortam yapıyordu otu rma odasına, ben uyumuşum ve o akşam yine aynı rüyayı gördüm.
  101. Yine derenin kenarındaydım ve düğün vardı, uzakta izliyordum, yine bana dönüp baktılar ve tık diye uyandım.
  102. Mutfaktan vuran ışığın loş ortamında, karşımdaki duvarda, ateş yanar da dumanın gölgesi vurur ya -dışarıda gece ateş yakmış olanlar bilir- öyle dumanlar sürekli uçuşuyor ve yoğunlaşıyordu ama ben öncek durumdaki gibi kilitlenmemiştim.
  103. Gayet normaldim, rüyadan uyanıp uyku sersemi gibi değildim, annemle babam yerde uyuyordu, dumanlar duvarda uçuştu uçuştu, bilincim yerindeydi sadece bir uğultu vardı.
  104. Hocanın dediği dua televizyon sehpasının üzerinde duruyordu, hemen alıp bir kere okudum, yarı olmadan o duman dağıldı, ben devam edip 7 kereye tamamladım, dediği gibi belden üzerine üfleyip sürdüm, tekrardan yattım ama hiç uyuyamadım, annem ve babamı da uyandırmadım zaten uykusuzlardı.
  105. Sabaha kadar bekledim, sabah namazına hocanın sesini duydum abdest alıyordu, babamında alarmı çaldı, ben o zaman uyuma numarası yaptım, uyanık görürse bir şeymi oldu diye sormasın diye.
  106. Onlar da uyanınca bende hava ışıdığını gördüm biraz daha sonra gün aydınlığının verdiği rahatlık ile uyudum, kalktığımda yerdeki yatak toplanmış annem dışarıdaydı. Hoca erkenden gitmişti.
  107. Ben kalktım normaldi her şey, dua kağıdımda yere düşmüş hemen kaldırdım, gece demek ki yerine koymamışım, almışken tekrar okudum, üzerime sürdüm.
  108. Hoca bana selam söylemiş duasını okumadan yatmasın demiş. O gün hava da çok güzeldi köyde ilk defa gezmeye gittik sanki her şey geride kalmış gibiydi, köydeki komşular bize gelmiş annemle tanışmak için, komşularla tanıştık iyi insanlardı.
  109. O gün kendimi iyi hissediyordum ama akşam olacaklardan habersizdim.. Köyü gezdikten sonra annemle eve geldik eve geldiğimizde babam lavabo giderini yapıyordu tıkanmıştı, oturduk normal konulardan konuşmaya çalıştık televizyon izledik, ama hepimizin kafasının bir köşesinde hep duran bu olaylar vardı.
  110. Gece olduğunda yatakları aynı şekilde serdik, tv açıktı, ses oluyordu, annem uyumuştu babam uyanıktı, herhalde benim uyumamı bekliyordu, bende hocanın yazdığı duayı yine dediği şekilde okuyu p, uyumak için gözümü kapattım.
  111. Nasıl uyudum hatırlamıyorum, uyku öncesi hayal kurma evresini hiç yaşamadım narkoz yemiş gibi uymuşum.
  112. Gece yine bir sesle uyandım resmen bizim kon uşmamızdaki gibi şşşşşit şiiiiiştt deyip durdu. Benim arkam dönüktü, yüzüm duvara bakıyordu, sol tarafıma dönüktüm, duvara yine ay ışığı ve zayıf bir gölge yansıyordu.
  113. Yattığım yerde değil yine yatak odasında uyandım, diğer seferde donup kilitlenip kalmıştım, ama bu sefer hareket edebiliyordum, o an irkilme ile arkamı döndüğümde dehşete kapıldım.
  114. Pencerenin sol tarafında gardırobun önünde sayamadığım kadar şerli varlık vardı, bu sefer hepsi bana bakıyor ve ay ışığı yüzlerine vuruyordu. Sadece bir tanesi bana yakın ve pencerenin tam önünde duruyordu, yüzüme gelen ay ışığı görüntüyü kesiyor ve onun yüzünü göremiyordum, ama ay ışığı vuranların hepsini tek tek görüyordum.
  115. Gölgesi üzerime düşen şerli varlık bir adım ileri attı, ben yatakta oturur pozisyona geldim, şok halindeyim, bu kadar net ilk kez görüyordum onları, ve şerli varlık eli ile arkadakileri işa ret ederek (Usreti), bu ailem dedi ve dediği herşeyi anlıyordum.
  116. Sıraya dizilmiş olanlardan birisi uzun birşey söyledi tek aklımda kalan kısmı (isna aşer) yani yazabileceğim bu kadar… Bana dediği biz 12 kişiydik artık 9 kişiyiz ailemizi öldürdün dedi.
  117. Sonra zayıfolan arkasına döndü hepsi başını öne eğdi ve bana doğru yaklaştı, aramızda bir metre dahi kalmamıştı yüz hatlarına kadar gördüm, ama ayrıntı vermeyeceğim sizin için. Yaklaştı ve gözlerindeki ateş alevlenir gibi oldu, kendimi o ateşin içinde gördüm o anki korku ile bağırıp ayağa kalktım.
  118. Kalkıp ışığa koştum hemen ışığı açtım, ışık kurtuluş gibi gelmişti ama ışığı keşke hiç açmasaydım. Karanlık onları daha cazip gösteriyormuş, ışığı açmamla gerçekten aklımı kaybedecek gibi oldum, gitmediler dikilip duruyorlardı.
  119. Başları önlerine bakıyordu hepsi, ama öylece duruyorlardı, inanın tarif etmek istemiyorum, beni anlatırken etkiliyor sizde etkilenirsiniz o yüzden anlatmayacağım. Ama tek diyeceğim; burunsuz, kanlı gözü içinde ateşler yanan korkunç bir varlık.
  120. Hemen annemlerin yanına koştum bağırarak, hemen odaya geri gittik, baktık kimse kalmamıştı, sadece ağır bir duman kokusu vardı, ama gözle görülen hiç duman yoktu.
  121. Babam bir şey mi yaktın diye sordu, bende olayı anlattım, hemen babam bana bir şeyler okudu sonra aynı yatakta küçük çocukmuşum gibi 3 kişi yattık, televizyonu açtık ses olsun diye, ancak o zaman düşüncelerden kurtulabiliyordum.
  122. Gece annemle babamın arasında uyusam da yine aynı rüyayı görmüştüm ama bu sefer bahsettiğim düğüne doğru yürüdüm, içlerinden bir tanesi beni arkam dönük kaçarken yakaladı, ve benim ona sırtım dönük şekilde beni düğün olan yere götürmek için sırtımdan tuttu.
  123. O anda babam beni uyandırdı ve uyandırdığındakollarım arkaya doğru gergin beni taşırmış gibi pozisyondaydım, neden sürekliaynı rüyayı gördüğümü anlamamıştım, kalktım babam beni okudu hala kolumda o gerginliği hissediyordum, acıyordu tıpkı o şekilde taşınmışım gibiydim.
  124. Babam bu son hadiseleri hocayı arayıp anlattı, Babam hocayı almak için hocanın evine gitti, bize geldi hoca, olayların tamamını anlattım. Hoca da bu olanları bilirmiş gibi hiç şaşırmadan dinledi. Akşam olmasını bekledi. Sanki, çok sakin konuştu benimle, hatta gülümsüyordu nedense, bu hareketi aslında beni rahatlatıyordu, önemsizmiş hissiyatı yaratıyordu…
  125. Akşam yemeğini yedikten sonra hoca ile kiler odasına gittik, babama beni okuyacağını söyledi, onlar içeride bekledi kapının kilidini de arkadan kilitledi ve bana sanki sabah beni hiç dinlememiş gibi olanları yeniden anlatmamı istedi.
  126. Bu sefer anlatığımda enteresan bir şekilde kızarıyor yutkunuyor ve ilk kez dinlermiş gibi beni dinliyordu. Sonra ışığı yaktığımda onları neye benzediğini bana ayrıntılı ayrıntılı anlattırdı hatta duman kokusu oldu mu diye sordu, evet hocam aynen oldu dedim.
  127. Kilerde yeşil soğan vardı halıyı kaldırdı, cebinden köstekli saati vardı çıkarıp saate baktı, sonra diğer iç cebinden çakmak çıkarıp tahtanın üzerinde yeşil soğanları yakmaya başladı.
  128. Sonra hoca, nasıl hissediyorsun dedi, hiç bir değişiklik yoktu, hoca bir şeyler okumaya başladı, elindeki ot çıra soğan gibi şeyler öyle harlı yanmaya başladı ki o anda evin duvarında, yeşil soğanın dumanından hariç dumanlar dolaşmaya başladı.
  129. Hoca görüyor musun dedi, evet dedim. Korkma dedi onlar benim dedi. Nasıl yani hocam dedim. Onlar benim hizmetimde korkmana gerek yok dedi.
  130. Zaten de korkmuyordum, ondan önce gördüklerim yanında bundan korkacak değildim. Hoca korkmuyorsan kapat gözlerini dedi, kapattım, şimdi aç dedi, hocanın arkasında yere bağdaş kurmuş ama ayaklarının üzerine oturmuş başı yere bakan, çarşaflı iki tane kadın vardı.
  131. Kadın diyorum çünkü kadın gabilerdi, çarşaflılardı hiç birşey görünmüyordu başları yere eğikti ve yüzlerinde peçe vardı. Hoca onlar seni ben gittiğimden bu yana korumaya çalışıyorlardı dedi ama oğlum karşındaki şerliler çok güçlü varlıklar, bunlar bu konuda yetersiz kalıyor ama işin içinde başka bir iş var dedi. Ne işi hocam açık konuşun dedim.
  132. Diğer geldiğimdeki o 4 yumurta sana yapılan büyülerin ilki imiş ama başka büyülerde var oğlum dedi ve bu büyüler insan yapımı değil öyle olsa aynısını başına geçirirdim ama bu olay farklı biryere gidiyor dedi. Bu arkamda duran z… ve ü.. dedi, onlardan korkma onlar bu evde yaşayacak, bir müddet annene ve babana bundan bahsetme dediler.
  133. Şimdi asıl mesele kayıp olan muskan dedi muska da senin her şeyin yazıyordu ki senden uzak durmaları içindi ama nasıl olduysa onu boynundan sen çıkarmışsın onlar el süremezdi dedi ama ben hiç bir şey hatırlamıyorum. Tıpkı Çekyattan yatak odasına nasıl gittiğimi hatırlamadığım gibi.
  134. Gözlerini kapat dedi sormadan kapattım, aç dediğinde çarşaflı varlıklar yok olmuştu. Nereye gittiklerini sordum, sana yapılan başka büyü var onun yerini biliyorlar dedi.
  135. Hoca ile odadan çıktık babam ile annem içeride bekliyorlardı. Hoca okudum inşAllah geçecek bunlar dedi, ama büyü olduğunu da ekledi konuşmasına. Babam, onu öğrenmemiz gerekiyor hocam nasıl olacak dedi. Acele etme biz onu da buluruz dedi.
  136. Hoca istirahat etmek istediğini söyleyip kiler odasına geçti, ışık olmasına rağmen mum istedi bizden, annemde hemen birazı erimiş olan iki mum verdi neden olduğunu sormadılar bile ama ben hocanın uyumak için gitmediğini biliyordum artık.
  137. Aradan epey vakit geçti, akşam yatsı ezanı okunmuştu ama hoca çıkmamıştı hala, kimsede gidip birşey demedi, içeride alev topu varmış gibi mum yanıyordu, 2 mumun ışığı olmayacak kadar parlaktı.
  138. Annem bir ara hoca uyudu da acaba mumlarımı devrildi bakalım dedi. Babam yok uyu mamıştır o dedi, kapıya yaklaştığımızda bir şeyler konuşuyordu içeride ama fısıltı şeklinde geçiyordu.
  139. Babam eli ile anneme içeri geçin işareti yapıp kendide geldi hemen, annem çok tedirgindi, tam o sırada hoca kapıyı açtı, kapı kolunu tutma gıcırtısının aynı anında mum da söndü.
  140. İkisini aynı anda yapamazdı mumun ışığı geride gibiydi. Ben içeride kimlerin olduğunu biliyordum ama neler olacağından hala bir haberdim. Hoca içeri geldi ve endişeli gözlerle babama baktı. Gel hoca sen beninle dedi, babamla birlikte dışarı çıktılar, babamın homurtu sesleri evin içine geliyordu, hararetli bir konuşma geçti aralarında.
  141. Sonra babam bana seslendi hemen bende koşarak kapıdan çıktım hoca başındaki takkesini eline almış tabure de oturuyordu.
  142. Babam oturdu sende otur dedi, ben tabureyi alıp karşılarına oturdum. Babam ile konuşmalarına devam ettiler, babam iki tane mi bir tane mi dedi, hoca bilmiyorum 2 de olabilir 1 de dedi, ne konuştuklarını anlamıyordum. Ne 2 tane mi diye sordum, babam cevap vermedi, hadi kalkalım bakalım o zaman dedi hoca, mezarlığa gitmemiz gerektiğini söyledi.
  143. Kalktık o saatte mezarlığa girdik. Mezarlık zaten evin hemen yan tarafındaydı, yoldan yukarı çıktık beyaz gövdeli çok uzun ağaçlar vardı, mezarlıkta bu ağaçlardan çoktu.
  144. En uzun olanı vardı birtane, kendini belli ediyordu, onun dibinde eşilmiş bir toprak yeri vardı üzerinde toprak vardı ama yanları açıktı orada sanki etrafın açıklığı ortaya yağmur damlalarını biriktirecek gibi bir düzenek yapılmıştı ama özenle yapılmış kuş yuvası gibi sık bir şekilde örülmüştü. Hoca, babama altını kaldır dedi, eliyle söktü orayı babam ve oraya su birikmişti yan ta rafında ise yarısı suyun içinde yarısı toprağa dayandırılmış, suyun içinde olan kısmı biraz erimiş bildiğimiz bir sabun vardı.
  145. Hoca bunu yeni yapmışlar daha yağmur çok yağmamış zamanında aldık dedi, hoca sabunu itina ile aldı, mendiline sardı, cebine koydu; tam kalkacakken orada yumurtanın içinden çıkan eski kağıt gibi bir kağıt buldu, üzerinde Arapça benim adım yazıyordu.
  146. Hemen hoca hızla doğruldu; Allah’ın cezası, Allah’ın cezası deyip durdu, mezarlıktan çıkmadı bir süre ayakta yere bakarak dikildi, ve babama yumurtaları aldığınız ağaç kovuğuna gidelim dedi, evin arkasından mezarlığın içinden dolaşıp o ağaca gittik.
  147. Ağacın kovuğunda birşey yoktu, hoca eğildi elini ağacın alttan üst kısmına doğru soktu, elinde bir şeyi tuttuğu belliydi, çekiştirip durdu alamadı babama sen eğil oradakini çek kolum tam yetişmedi dedi. Babam kolunu uzattı o oradaki şeyi çektikçe sanki benim ayağım uzuyor gibiydi, ben hemen bana bir şey oluyor dedim, hoca elimi tuttu, buz gibi olmuş elin dedi.
  148. O yaz sıcağında elim buz tutmuştu resmen. Hoca babama hemen bırak dedi, babam tam eğilip alacakken bıraktı, bırakmasa bana bir şey olacaktı.
  149. Hoca çömeldi ağaç kovununa, elini açtı dua eder gibi bir şey okudu, 5,6 dakika bekledik, tam elini kovuğa sokması ile oradan kumaştan yapılmış çok ama çok çirkin, gözleri yan yana değil alt alta olan, kulakları sivri ve geriye (ensesine yakın) ayakla rı ters yönde bir bacağı kısa bir bacağı uzun ve kolları olmayan bir oyuncak bebek çıkardı.
  150. Bebeği eline aldı ve arkasına dönüp bana baktı. Bebeğin göğüs tarafında beyaz bir yırtık cep gibi bir parça vardı. Hoca cebe elini soktu, cepten bir kağıt parçası çıkmıştı, kağıtta çok karışık Arapça tek bir kelime vardı.
  151. Hoca okumaya çalıştı ama okuyamadı yazılar iç içe girmiş gibi ne olduğu belli olmuyordu. Hoca eve geçip ışıkta bakalım okuyamıyorum dedi, kalktık eve geldik, Annemden masanın üzerine örtü sermesini istedi örtünün üzerine bebeği koydu sonra cebinden beze sardığı sabunu çıkardı.
  152. Sabun bildiğimiz beyaz bir sabundu ama kokusu eve yayıldı hemen, çok pis kokuyordu, nefesi daraltan ve acı bir kokusu vardı. Hoca bezden eline bulaşan hafif ıslaklığı silmek için kalktı elini yıkadı ve tedirgin tedirgin tekrar geldi.
  153. Oyuncak bebeğe de dokunmadı sabuna da, oturup düşündü, hepimiz susuyorduk masadan kalkıp biraz yürüdü ama yine kimseden çıt çıkmadı, biz gözlerimizle hocayı izleyip durduk. Hoca masaya oturdu sonunda beni de yanına çağırdı bana Arapça bir şeyler yazan bir kağıt verdi.
  154. Okuyabilir misin dedi evet dedim, elime aldım ama okuyamıyordum. Sanki dilim tutulmuş beynimde ne biliyorsam silinmiş gibiydi, hoca baktı okuyamıyor musun dedi, ben okumaya çalıştım yine, sonra elimden aldı ben okuyayım sen tekrar et dedi.
  155. Ey tehnu zalime cinni dedi, ben o an hocanın dediği şeyleri duyuyordum ama kulağımda zzzzzz diye bir ses oluyordu. Okumaya kalkınca resmen dilim dönmüyordu içimden diyordum fakat ağzım oynamıyordu.
  156. Hoca okuyamıyorsan bırak dedi, devamını da zaten okuyamadı hoca da bebeğin cebindeki yazıyı ışığa tutup baktı ama yine okuyamadı. O zaman net bir şekilde gördüm ki aslında bir yazı ve bir insan şekli karışıktı. Harflerin uzatmaları boğazına dolanmış bir insan figürü vardı o yüzden yazıların okunması olana kızdı, çok karışıktı.
  157. Hoca bu işi ben bilemedim bu nedir anlamadım dedi. Babama birini tarif etti bir kadını, onu buraya alın gelin o da baksın dedi, babam tanımıyordu kadını hoca yarın gidelim beraber dedi.
  158. Sonra hoca sabuna okumaya başladı sabuna okudukça nefesinin kuruluğundan mı bilinmez ama sabun suyunu çekiyor kuruyordu. Çok uzun okudu inanın 1 saatte fazladır.
  159. Sabuna yaklaşa uzaklaşa okudu, sonunda 3 kere tü tü tü dedi ama tükürmeden, sonra sabunu eline alıp kırmaya çalıştı kıramadı, sabun kupkuru olmuştu bana verdi, masanın üzerinde dağıtmadan kır dedi. Sabunu iki elimle tutup ayırdığımda sabunun içinden çıkan şey; işte o şey benim boynumdan kaybolan olan muskaydı.
  160. Sabunun içinde ne arıyordu? nasıl sabunun içine girebilir… Sabunun içinden çıkan muskayı görünce hoca hariç hepimiz şaşırdık. Hoca sanki biliyor gibiydi bunları ve anlatmaya başladı…
  161. Bu sabun sensin oğlum dedi. Bu sabun eridikçe suyun içinde sende zamanla eriyip tükenecek sonunda yok olacaktın dedi. Sana neden bunu yapıyorlar anlamıyorum, sen onlara ne yaptın dedi…
  162. Bilmiyorum, ben ne yapacağım hocam dedim, içim daralmıştı artık. Hoca duraksadı ve (Halfe selase) dedi, ilk duyduğumda tanıdık gelmemişti ama yumurtanın içinden çıkan yazı olduğunu hatırladım. Hoca duraksadı ve nefesi bir tuhaflaştı, Tövbe Bismillah dedi çok içten bağırarak, hocaya su verdik içmedi iki eli ile yüzünü avuçladı yüzünü sıkarak aşağı çekti derin nefes aldı. Halfe selase nin anlamı üç arkasından demek o zaman ne olduğunu anlamamıştım dedi.
  163. Biz de anlamadık hocam siz ne anladınız dedim. Oğlum sen 3 tane şerli öldürmüşsün bunlar senin peşinde bu yüzden dolaşıyorlar dedi. O üç yumurta ölen 3 şerliyi ve içlerinden çıkan senin muskaların ise senin ne kadar aciz olduğunu sana göstermek içindi dedi.
  164. Babam, peki ya dördüncü muska neydi dedi. Hoca işte o da sensin oğlum dedi bana bakarak. Üç şerli öldü ve üçünün arkasından seni de öldüreceklerdi, bunun içinde sana seni öldüreceklerini anlattıkları bir kağıt bıraktılar dedi.
  165. Bana neden not bıraktılar hocam dedim. Bu saçmaydı, beni öldürmek isteselerdi gece geldiklerinde hep beraber bunu bir şekilde yapabilirlerdi hocam dedim.
  166. Hoca da duraksadı kilere gitmek istediğini söyledi, yalnız kalıp bir şeyler yapacağını anlamıştım. Bana, sende gel benimle dedi ve kilere girdik kapıyı arkadan kilitle dedi bende kilitledim.
  167. Önceki seferden kalan mumları ortaya koydu, cebinden bir yazı çıkardı. Bu bana okutmaya çalıştığı yazıydı. Yazıyı okuduğunda duvarda dalgalanmalar oluştu, mumlar çıra gibi alevlendi, kulağımda çok şiddetli bir basınç oldu.
  168. Kulaklarımı tıkadım başımı öne eğdim, ses geçti başımı kaldırmamla hocanın arkasında yine çarşaflı iki tane varlık vardı ama bana arkaları dönüktü.
  169. Korkma yine onlar dedi, Hocam ben çıkayım ne olur, ben dayanamam dedim. Beklemek zorundasın sende bekleyeceksin dedi o sırada birisi arkasını döndü, yüzündeki peçe gibi bez kendi kendine havalandı, ağzı mırıl mırıl bir şey ediyordu ama ses yoktu, konuştukça dişleri görünmeye başladı.
  170. Çok sivri keskin görünen ve kararmış araları açık seyrek dişleri vardı, benim dikkat ettiğimi anladı mı bilmem, ama peçe kendi kendine yüzünü gizledi.
  171. O anda bir ateş parladı mumlardan, sanki parfümü sıkıp çakmak çakmışsın gibi her yer alev oldu ve o anda mumlar söndü, dışarıdan gelen ışık süzmeleri kaldı sadece, çok korktum ağzımdan tek bir kelime bile çıkmadı dondum kaldım.
  172. Hoca sonra mumun tekini yaktı oda biraz aydınlanır gibi oldu, hoca ile ikimiz kalmıştık odada yada ben Öyle zannediyordum, tam o sırada o kadar şiddetli alevlerin çıkmasındandır her halde babam kapıyı tıkladı hocam ne oldu ne yandı dedi.
  173. Hoca sen de gel dedi, babam kapının koluna asıldı ben kapı kilitli diye kalkıp açacaktım ki babam normal kilitli değilmiş gibi açtı kapıyı. Ben tam kapıyı nasıl açtın diyecekken hoca lafa girdi gel otur sen de dedi ve ben öylece lafımı bitiremeden kaldım.
  174. Hoca diğer mumları da birbirine dokundurarak tekrardan yaktı. Babam benim yüzümden korktuğumu anladı sararmışım resmen o korku ile babam hocaya çıksın hocam bu biz konuşalım dedi.
  175. Hoca’da yok oda oturacak dedi ve babama bir baktım yanında çarşaflı kadın oturuyordu kalbim duracaktı babama zarar verir diye korktum ama babama onu fark etmiyordu.
  176. Hoca senin kalp gözün açıldı oğlum şaşırma artık dedi, baban göremez dedi. Babam olayı anlıyordu ama nedense şaşırmamış gibiydi, demek ki hocanın himayesinde onlardan olduğunu biliyordu. Ama babam o yöne doğru baksa da bir şey göremiyordu, o yüzden korku ifadesi yoktu yüzünde”.
  177. Hoca, bana haber geldi, senin için yine gelecekler oğlum bunlar dedi. Ben sana o yazıyı okutamadım okuyabilseydin bunlar senin emrine geçecekti, istediğinde okuyup çağırabilecektin dedi.
  178. Senin okuyup okuyamadığını test etmiştim dedi. Seni korumakta onları kullanabilirdin ama okutmadılar sana dedi. Hoca iki mumu da eli ile Söndürdü, kalkalım dedi, yarın ilk iş dediğim kadına gitmemiz gerek, Ben size daha fazla yardım edemiyorum elimden bir şey gelmiyor dedi.
  179. O gece oturduk hiç bir şey yoktu. Sanki o kadar şeyi yaşamamış gibiydik. Babamla eski konulardan, köyden kentten sohbet ettiler, çay içtik bir şeyler yedik, akşamda yattık. Hoca yine aynı yerde yattı, ama ışık yada mum yakmadı, gerçekten uyumaya gitmişti.
  180. O gece de normal geçti, hiç paranormal bir olay olmadı. Sabahta normal bir şekilde kalktık, hoca ve babam erken kalkmış ve namaza gitmişler. Ben uyandığımda dışarıda taburede oturup laf ediyorlardı. Annem kahvaltı hazırladı, kahvaltımızı ettik ve yola çıktık.
  181. Bizim araba torostu 125 km uzakta olduğu için gideceğimiz kadın (Başka bir ilde) oraya kadar bizim araba ile gitmek rahat olmaz diye, bizim araba ile şehir merkezine kadar oradan da dayımın arabası ile hoca ve bizim ev ahalisi yola koyulduk. Babam emanet araba diye arabayı yavaş kullanıyordu 2 saatlik yolu 3 saatte vardık.
  182. Kadının evi köyde olduğu için yine kırsal yola girdik takriben yine bir 5 saat yolculuk yapmış olduk. Kadının evi bir vadinin tam en tepesinde tahtadan yapılmış ahşap bir evdi, uzaktan görülebiliyordu ve çevresinde hiç başka ev yoktu.
  183. Eve yaklaşıp patika yola girince iki tarafta da tarla vardı ve tellerle etrafı çevrilmişti, bizde tam iki tarlanın arasından geçiyorduk. Telleri diktikleri kazıklarda ayaklarından ters şekilde bağlanmış ve resmen kurumaya bıra kılmış karga ölüleri vardı. Annem bir ara gitmekten vazgeçecek gibi oldu çünkü gittiğimiz yer pek hayrı alamet bir yere benzemiyordu.
  184. Babam ve hoca önden biz annemle arkadan konuşa konuşa evin kapısına kadar geldik. Evin önünde kocaman ağaç kütükleri vardı, o ağaç kütüklerini bırakın bir insanı 10 tane kişi bir araya gelse kaldıramazdı. Çok kalın ve kalıp gibi duran kütükler yalnız başına yaşadığını öğrendiğimiz kadın için getirmesi pek mümkün görünmüyordu.
  185. Evinin kapısı açıktı, ahşap bir kapısı vardı, kapı tahtaları yan yana çivi ile çakılarak yapılmıştı ve sol alt ta rafında eve kedi girecek kadar bir kısmı kesilmişti. Hoca kadına seslendi hiç ses seda yoktu, sanki evde kimse yok gibiydi, dış kapının hemen sağ tarafında tahtadan yapılmış pencereleri kapatan bir şey vardı. Tahtalar biraz aralıktı. Tahtaların arasından kadın bizi izliyordu.
  186. Yüzü çok yaşlıydı ve ağzını açmış bize gülüyordu, o an görünce irkildim, bir anda nereye geldik anasını satayım dedim içimden. Kadını görünce hocaya, burada dedim. Kadın dışarı çıktı, iki büklüm kısa boylu, elinde baston olarak kullandığı eski bir bastonla kafasını kaldırmadan gözlerini yukarı dikerek bize gelin içeri gelin dedi.
  187. Salondan girdik ayakkabıları çıkarmak için ayrı bir bölüm vardı orada ayakkabılarımızı çıkardık ve salondan sağdaki ilk kapıya döndük, kadının bize baktığı odaydı burası. Odanın içinde ilk dikkatimi çeken duvardaki takvimdi, sayfalarını yırtıp aldığımız takvimlerden ama takvim sap sarı sararmıştı tarihi de 1976 idi.
  188. Evin içinde çok eski gri bir halıfleks vardı ama kirden rengi siyaha yaklaşmıştı. Tahta olan evin duvarlarında çitlerde asılı olan kargaların artık kup kutu olmuş hali vardı. Herkes içeri girdiğinde kadın oturma odasının kapısını da kapattı ve kapının arkasında genelde kıyafet asılı olan yerde yarasa ölüleri vardı aynı kargalar gibi asılmış şekilde ama kurutulmuştu.
  189. Hepimiz tedirgin tedirgin oturduk, kadının gözü nedense bendeydi, kadının gözlerinde resmen cadılık vardı. Zaten bilen bilir (CADI) diye bir efsane vardır, Karadeniz de uzun yaşayan yaşlı ve kılık değiştirebilen bir CADI tabiri vardır bunun gibiydi işte… Her neyse, kadın bana gözlerini dikmişti, dişsiz ağzı ile saçma sapan gülüyordu ama gözlerinde o gülme yoktu. Hoca lafa girdi nasılsın falan bir şeyler dedi laf açmak için.
  190. Yolda gelirken ekmek almıştık kadına giderken elimiz boş gitmeyelim diye, ekmeği kadına uzattı hoca, kadında bana oğlum sen mutfağa bırak dedi, mutfakta hemen o odadan geçilen bir yerdi kapısı da yoktu, mutfağa masaya bırak dedi. Mutfağa girdim çok pisti yani mide bulandıracak derecede…
  191. Ekmekleri masaya koyarken yerde duran koca kazana gözüm ilişti, kapağını kaldırdığımda küçük kaplumbağa kabukları vardı içinde, bildiğin içinden hayvanı çıkarmış sanki kabuklarını almış gibi 4,5 tane irili ufaklı kaplumbağa kabukları vardı. Kadın her halde anladı ki hemen gel içeride otur oğlum dedi beni içeri çağırdı.
  192. Gözünü bana dikmişti resmen bana bir acayip bakıyordu, ağzı gülüyordu ama gözlerinde farklı bir bakış vardı, bu beni yeterince tedirgin etmişti. Bir de o kaplumbağa kabuklarını görünce iyice tu haflaştım bir an önce gidelim istiyordum.
  193. Hoca tüm yaşadığımız olayları kadına anlattı. Kadının ağzı hep açıktı yüzü gülüyordu, sanki bir deli ile konuşuyor gibiydik, kadın dinledikçe de bana bakıp başını sallayıp anlatılanları onaylıyor gibiydi. Hocanın anlattıklarını sonuna kadar dinledi, her şeyi anlattı hoca, sonra kadın ayağa kalktı, yaz günü olmasına rağmen sobasını yaktı, üzerine kazan koyup su ile doldurdu, kazanın içine saçma sapan otlar attı.
  194. En son kurumuş bir karganın ayağını kesip kazanın içine atıp kaynattı, yaklaşık 15-20 dakika sonra kazandan su alıp bana verdi, sap sarı iğrenç ve sıcak bir suydu, içmem için bana verdi ama o şeyi asla içmezdim rezil kokuyordu.
  195. Babamlar da ısrar edince bir kaç yudum mecburen aldım, kokusu da tadı da iğrençti. Bardağın gerisini bıraktım kusasım geldi, sakın kusma dedi hoca, dışarı çıktım herkes içeride kaldı, derin derin nefes ala ala kusmamaya çalıştım.
  196. Mide bulantım geçince tekrardan içeri geldim, annem kadının temizlenmesi imkansız olan pas tutmuş bardaklarını duru suda yıkıyordu, çekmecelerde olan, kaşık çatal ne varsa çıkardı, dolapların içleri örümcek ağı tutmuştu.
  197. Annem üst rafa uzanıp açacak gibi oldu, başı yere eğik anneme bile bakmayan kadın oraya dokunma dedi ama sanki kükredi. Babamla hoca konuşurken sohbetine ara verdiler o ses cidden ürkütücüydü. Annemde önündekileri yıkadı bıraktı, iyilik yaptığına bin pişman olmuştu.
  198. Akşam olmuştu dönecektik evimize, ama kadın siz gidin çocuk burada kalsın dedi. Babama döndüm yok dedim ağzımı oynatarak, babamda zaten beni burada bırakacak kadar salak değildi. Burada kalmak için ölü olmak lazım, ancak o zaman umursamazdı insan.
  199. Kadında siz bilirsiniz dedi, ben dememiş olayım o zaman gibi bir kelime söyledi. Artık hava kara rmak üzereydi karşılarda ki köyün sokak lambaları yanmıştı, akşam ezanı okunmaya başladı, zaten karşı dağlardan kurt çakal ulumaları duyuluyordu.
  200. Araba aşağıdaydı, yürüme gideceğimiz yolumuz vardı, herkes önden gidiyordu, ben başımı bir çevirdim arkaya, kadının üzerinde uzun siyah şal gibi bir şey vardı, daha 2 saniye olmamıştı ne ara takacak onu sırtına yani imkansızdı.
  201. Birde kadının ilk geldiğimizde bize baktığı pencereden bakan biri vardı, kesinlikle bundan da eminim, ama bunu anneme dediğimde bile; kadından korktuk hayal gördün kesin demişti, kadın tek yaşıyor demişti.
  202. Ama kesinlikle biri vardı ve ben haksız değildim. Sonra biraz daha yürüyünce köşeyi döndük ev kayboldu. Vadiden inerken hava daha çok kararmıştı. Bir ara arkamı dönüp tekrar baktım, inanın bana arkadaşlar -gördüğüm şey aynen şu giderken kazıkların üzerindeki kargalar demiştim ya- o kargalar ışık gibi sarı şekilde parıldıyordu, bildiğiniz yolun iki tarafında da sanki sokak ampulleri gibi parıldıyordu.
  203. Ev tarafına baktığımda o kadar kalabalıktı ki orası, kara kara gölgeler kısalı uzunlu suretler ve orada bir küçük ışık daha vardı ve o alanı aydınlatıyordu. Sanki orada rüyamda gördüğüm gibi bir düğün vardı. Senkronize şekilde, sanki oynuyor gibiydiler.
  204. Şok oldum bunu ne anneme ne babama nede, hoca ya söylemiştim. Tekrardan, geldiğimiz onca yolu geri döndük. Kafamda hala o kadınla ilgili bir çok soru kalmıştı. Hele kio dönerken gördüğüm manzara düşündükçe ürpermemehata kafayı sıyırmama sebep oluyordu.
  205. Hoca yol boyunca kadının hal ve hareketlerinin tuhafolmasına rağmen iyi biri olup bize yardımcı olacağını söylüyordu, bu yüzden de son gördüğüm şeyleri kimseye söylemedim, belkide kurtuluşum o olacaksa, bu gördüklerime katlanmayı kafamda kabul etmiştim.
  206. Şehre geldiğimizde önce hocayı eve bıraktık sonra biz köye geri geldik. Olanları konuştuk, annem ve babamda pek memnun değillerdi, bundan sonra o kadınında hocanın da bize ne faydası olur diye istişare yapmıştık.
  207. Eve geldiğimizde saat çok geç olmuştu, yine aynı şekilde yatakları kurup, hep birlikte yattık ama gözüme uyku girmiyordu. Hep aklıma geri dönüp köye baktığımda kargaların ışık olması ve yüzlerce kalabalığın orada bulunması geliyordu ve başka bir şey düşünemiyordum.
  208. Gece herkes uyudu babamın horlama sesi ve annemin hareketsiz yatışı beni daha da korkutuyordu. Çok susamıştım ama kalkıp gidecek hiç cesaretim yoktu, tüm ışıkları ya ksam bile gidemeyecek durumdaydım. Kalkıp su içmek istedim, mutfak zaten yakındı ama korkuyordum yinede bir cesaret kalktım, önce yattığımız odanın ışığını açtım sonra hemen hızlıca mutfağa koştum ışığı açtım.
  209. Mutfak penceresi tam açılmıyordu önüne buzdolabı geliyordu, tam buzdolabının önünde sandalye de oturan çarşaflı bir kadın vardı, oturmuştu ve arkası dönüktü. Gördüğümde hocanın emrinde olanlardan birinin beni korumak için beklediğini düşünmüştüm ama bu korkmamama sebep değildi.
  210. Hırıltılı hırıltılı nefes alıyordu, sanki boğazı yırtılacakmış gibi sadece bir hırıltı vardı. Ne hikmetse, ilk başıma gelip bekleyen şerlilerden korktuğum kadar korkmamıştım. O an dua da okumadım çünkü hocanın emrinde olanlardan olduğundan artık emindim, hiç birşey demeden ışığı açık bırakıp yatağıma geri dönmeyi düşündüm. Nasıl bir psikoloji idi şuan anlatırken kendime hayret ediyorum. Sonuç olarak o da bu alemden değildi, sanırım onlara alışıyordum.
  211. Tam geri geri yürümek için adım atacaktım ki, hırıltının sesi ince tiz bir çığlık gibi çıkmaya başladı ve o çığlıkta sanki derinlerden bir şey söylüyor gibiydi. Tam bir adım geriye attım ve o an hayatımda gördüğüm en ama en korkunç sureti gördüm. Bağıramadım, o an karardı sanki her yer, gördüğüm şey; kıp kırmızı bir göz, yeşil ve siyah tonlarında bir ten, dişleri parmak kadar vardı, üçgen şeklinde dili, o ağza göre bile fazla büyüktü.
  212. Ben bunu gördüğümde en son hatırladığım şey gözlerimin kararmasıydı. O an kolonya kokusuna ve annemin sesine uyandım. Babam ne oldu bayılmışsın ne gördün diye sordu, bende olanları anlattım. Buzdolabının yanındaki pencere hala açıktı. Annem, ben olanları anlattıktan sonra pencereyi sen mi açtın diye sordu.
    Hayır ben açmamıştım, zaten de o şerli varlık orada oturuyordu, resmen orada izi duruyor gibiydi. Tıpkı filolasan söndüğünde hala beyaz bir kalıntı bırakırya, onun gibiydi. Annemlere bundan bahsettim ama hiç bir şey göremediler. O gece sabaha kadar kimse uyumadı yatakları kaldırdık, gece kahvaltı yaptık. Herkes öyle düşüncelerdeydi.
  213. Babam sabah olunca hocayı arayacağını söyledi, zira hoca oradayken bizim eve bu şekilde, bana zarar vermek için hiçbir şerli varlık gelmiyordu. Sabahı bekledik ve hocayı aradık, Hoca içtiği şey demek ki fayda vermemiş dedi. Daha geri gelemem damat da yok falan dedi.
  214. Babam hocaya ben alırım seni dedi ama nedense pek gelmeye ya naşmadı hoca. Korkmuş muydu, yada artık bunlarla uğraşmak istemiyor muydu bilmiyordum. Yine gece olmuştu, babam bu sefer siz uyuyun ben sonra yatarım dedi. Televizyon açıktı, babamda oturuyordu. Ayakları benim yattığımda ayak tarafımın yanındaydı, yorganın dışından ayaklarımı onda dokunduruyordum, hem ses de vardı, babamda uyumuyordu ona dokunarak güvende hissediyordum kendimi.
  215. Öylece zaten uykusuz olduğum için uykuya dalmıştım. Gece rüyamda hiç bilmediğim bir yerdeydim birşey arıyordum ama ne aradığımı hiç hatırlamıyorum. Rüyamda da gerçekten ne aradığımı bilmiyordum sadece telaşlıydım hepsi bu. Yürümeye devam ettim, sanki bir şeyler arıyordum. O anda karşımda bir kalabalık gördüm, bunlar insana benziyordu, bir derenin kenarında kalabalık toplanmış düğün yapılıyordu, tıpkı diğer rüyalarımdaki gibiydi, fakat oraya başka bir taraftan bakıyordum.
  216. Kalabalığa yaklaştıkça inceden bir davul sesi geliyordu, dahada yaklaştım onları gözetliyordum, bunlar insanlardı hepsi normal insandı ama bir bahçenin içinde engebeli bir arazide derenin tam kenarında ne düğünü olacaktı? Biraz daha yaklaştım artık aramızda 50 metre mesafe ya var ya yoktu, onlar beni fark etmiyorlardı. O anda biri arkasına döndü ve normal bir insan yüzüydü fakat ayaklarına baktığımda ayakları tersti.
  217. Geri gitmek istedim geri geri kaçmaya çalıştım, ama saniyeler içinde etrafımı çevirdiler, yüzlercesi etrafımdaydı. Kalabalığın bir tarafı açıldı ve beyaz resmen bir gelinliğin içinde olan bir suret bana doğru gelmeye başladı. O an babamın sesini duydum, bana sesleniyordu, bağırıyordu ama babam yoktu etrafta, en sonunda biri beni kaldırdı, babam başımdaydı annemle beraber beni uyandırdılar, ne oldu ne oldu diye telaşlı telaşlı su verdiler hemen, bende hala olayı yaşıyordum sanki, hemen sıcağı sıcağına olanları babama anlattım.
  218. Babam bu olaydan çok etkilendi. Sürekli aynı rüyayı görmüş olmam beni de artık delirme safhasına getirmişti. Tekrardan yatıp uyumaktan korkar olmuştum, her başımı yastığa koyduğumda aynı şeyleri yaşayacağım korkusu ile yatıyordum. Bir süre geceleri gündüze dönüştürme kara rı aldık. Artık geceleri gündüz gibi yaşıyor gündüzleri de gece gibi uyuyordum. Bu şekilde yaklaşık 1 aylık bir süre zarfında hiç bir olay olmamıştı. Sanırım artık her şey normalleşiyordu.
  219. Geçen zaman içerisinde babam hocayı aradığında hoca hiç bir telefonumuzu açmamıştı, hatta şehre gittiğimiz zamanlarda da hiçbir zaman hocayı görmemiştik. Aslında görmemiş olmam pekte umurumda değildi, belki görsem eski anılar depreşecek yada korkularım yeniden beni esir edecek diye görmemek daha iyiydi.
    Bu dönemde geceleri ders çalışıyor, gündüzleri de ikindi vaktine kadar uyuyordum. Bu sisteme alışmıştım artık ama sosyal olarak toplumda uzaklaşmıştım. Yine geceleri birazda olsa geç saatte uyumaya başlamıştım, artık bu musibetlerin başımdan defolduğuna inanıyordum. Belli bir müddet böyle devam etti.
  220. Bayram gelmişti, büyüklerimizi ziyaret etmek için büyük annemlerin köyüne gittik. Orada ananemin babası vardı çok yaşlı uzun sakallı bir adam. Onunla ilgili anlatılan çok şey vardı, derin hoca diyorlardı. Bayram münasebeti ile ilk kez oraya el öpmeye gitmiştim. Belki enteresan gelecek ama ilk kez o zaman karşılaşmıştım onunla…
  221. Bizi çok iyi karşılamıştı, hoş sohbetli konuşkan bir insandı. Sohbet derinleştikçe eski konular açıldı, ona başımdan geçen bir kaç hadiseyi anlattığımda beni hiç dikkatini bozmadan dinledi, ama eskisi gibi olmadığını her şeyin düzeldiğini anlattım. O bana hiç unutmam kısa bir dua verdi ezberle her gece bunu oku yüzüne ve belden üstüne avucuna üfleyerek sür dedi. Bana o sıralarda kitapları arasından yazdığı bir muskayı getirdi, ben pek istemesem de takmam konusunda beni ikna etti.
  222. Oradan ayrıldığımızda o duayı okuyup geceleri yattığımda hiç bir sıkıntı yoktu, artık çok rahattım hayata geri dönmüştüm, resmen yeniden doğmuştuk, eski günlerdeki gibi mutluyduk artık kara günler geçmişti. O zamanlarda kendimi derslere verdim çalıştım ve yakın bir ilde 2 senelik bir bölüm kazandım.
  223. Okumak için gittim her şey iyi gidiyordu ailemde çok iyiydi o dönemler, çok güzeldi ama her güzel şeyin maalesef bir sonu varmış. Okula başladım, o dönemlerde Trabzonlu bir arkadaş ile eve çıktık, çok iyi anlaşıyorduk hatta dönem dönem 0 bize geldi biz onlara gittik her şey çok güzeldi.
  224. Evimiz bodrum katta, benim yattığım yatak tam pencerenin önündeydi. Normalde pencere önünde yatmazdım ama o dönemlerde havalar soğuk olduğu için kalorifer peteği pencere dibinde olduğundan sırtımı yaslayıp uyuyordum. Bir gece ben yatarken çok rüzgar vardı pencere araları da pek sağlam değildi, içeriye rüzgar esiyordu ve hasta olurum diye yatağımı çevirip kalorifere ayaklarımı verdim başım doğrudan pencereye bakıyordu.
  225. O gece uyurken bir şey sürekli aynı hızda pencereye vuruyordu. Rüzgar çıktığı için pek umursamadım taş toprak cama geliyordur diye, bazen de kediler orada pinekliyordu patisi ile vuruyor olabilir diye umursamamıştım. Ama vuruş sesi hiç değişmedi, kafamı bir an çevirip baktım, pencerenin önünce kısacık boylu biri vardı, perdenin arkasından gölge olarak görünüyordu ama eli ile cama vuruyordu.
  226. Bu saatte ve o havada orada kimse olamazdı, çocukların dışarıda oynayabileceği bir saat hiç değildi. Ben ona baktığımda vurmayı kesti ama cama iyice yanaştı resmen içeri girecek gibiydi, ben o korku ile bağırınca arkadaşımda sesimi duydu geldi ışıkları açtı, o anda oradan kayboldu gitti.
  227. Arkadaşım ne oldu ne bağırıyorsun dedi, olayın ciddiyetini bilmiyordu, rüyanda karılarımı kovalıyordun falan diye espri yapıyordu ama onu duymuyordum bile.. Bana su vermesini istedim, kötü olduğumu anlayınca ne oldu falan diye sordu ciddi bir şekilde. Ona cama kedi gelmiş uykudan bir anda uyanınca korktum dedim, benimle dalga geçti kediden mi korkuyorsun diye…
  228. Benimle dalga geçiyordu ama eskiden başımdan geçenleri bilseydi, benimle aynı evde yaşamak istemezdi belkide, bu yüzden anlatmadım olanları… O gece sabaha kadar ışıklar yanık ders çalışıyormuş numarası yaptım, beni korktu sanmasın diye, ama korkuyordum…
  229. Sabah olunca babamı aradım durumu anlattım. Babam bir hafta okulu bırak gel dedi ama yakında sınavlar olacağı için ders çalışmam gerekiyordu. Babama dua okur yatarım dedim. Köyden, annemin dedesinin yazdığı muskayı, babamın bana otobüsle göndermesini istedim, o gün içinde bana yolladı, akşam olmadan muska elime gelmişti.
  230. Muskamı takıp yattım o gece, yatağımı çevirdim duvarın dibine aldım, pencereyi hiç örmeyecek şekilde ayarladım. Aslında arkadaşımın yanıma yatağını alıp gelmesini çok isterdim ama çekindim utanıp gel demeye… O gece de farklı şeyler düşünüp uykuya dalmaya çalıştım, tüm odadaki ışığı açık bıraktım ve kapımın ortası camdı üzerine 2 kat havlu örttüm ki ışığın yakılı olduğunu görmesin diye.
  231. O gece yattım, düşüncelere dalarken uykuya kalmışım. Dün geceki duyduğum tıkırtıyı, cama vu rma sesini tekrar duydum, o anda refleks ile uyanıp hemen cama baktım kalkıp, ışıkların yanık olması da cesaret vermişti. Gittim nasıl bir psikoloji ise perdeyi açtım.
    Bu sefer gerçekten bir kedi vardı ve pencere demirlerine sürtünüp duruyordu. Ben perdeyi açınca kedi de korktu hızla oradan uzaklaştı.
  232. Yatağın içinde oturmaya başladım, korkudan uyumak mümkün olmadı, ben otururken bir kedi daha geldi. Perdeleri tekrar kapatmıştım ama kedinin gölgesi sokak lambasının ışığından görünüyordu, demirlere sürtü ne sürtü ne gidiyordu.
  233. Sol tarafa gitti ve en son kuyruğu görünüyordu. Kuyruğunu da çekti o an kedi de olsa gergindim. Dikkatimi pencereye vermiştim ve tam o sırada pencerenin tam dibinden yürüyerek geçen birini gördüm… Duvara o kadar yakın oradan kimse yürümezdi. Ben onu görünce çok korktum, oraya dikkatimi verdiğim için, bir anda geçmesi ürkütmüştü beni.
  234. Kalktım mutfağa geçtim, dünya kadar dua okudum, başımı masaya koyup beklerken arkadaşım su içmek için mutfağa geldi. Yanıma oturdu, sende bir haller var anlat bana kardeşim bir sıkıntı mı var dedi. Yok dedim, ama kulağımda zzzz sesleri vardı, sanki hatla ra karışan ses gibi arkadaşımı duyamıyordum, hasta olacam galiba vücudum çok kırgın dedim. Kardeşim o zaman yat dinlen, yarın doktora bir gidelim dedi, ben de başımdan gitsin diye tamam sen yat dedim yatmaya gitti.
  235. Dualar okudukça içim rahatlıyor cesaret geliyordu, o cesaretle arkadaş beni yine gelirse burada görmesin diye yatağıma yattım, sağıma döndüm kapıya bakıyordum başkada dikkatimi çekip beynimin hayal üreteceği objelere bakmıyordum.
  236. Yatakta yatarken sanki ayak tarafımdan birisi yorganımı aşağı doğru çekiyordu. Odanın ışıkları kapalıydı, arkadaş gelir endişesi ile açmamıştım, olayların farkına varıp onuda bulaştırmak istemiyordum. Yorgan çekilirken korkularımın bana verdiği bir psikolojik olay olduğunu düşündüm ama yorgan sürekli aşağıya doğru çekiliyordu.
  237. Ben de yukarı çekmek istedim sanki oradan biri çekermiş gibi yorgan gelmiyordu, çekiyordum ama çok güçlü tutulmuştu, sonra asıldım çektim pat diye elime geldi, sanki bir yere takılmış gibi.. Başıma yorganı çektim ayaklarımı yorgana sıkıştırdım ne yaptığımı bilmiyordum, kalksam ne değişecekti bilmiyordum, öylece kıvrıldım uyumaya çalıştım.
  238. Yastığa başımı koyduğumda yastıktan inanmayacaksınız belki ama davul sesleri geliyordu, bildiğin sesler geliyordu, ya deliriyordum ben yada yine bu iş şerlilerin işiydi. Hemen başımı kaldırdım, yatağımın altından resmen parlak bir ışık geliyordu. Ya ben deliriyordum yada beni delirtmeye çalışıyorlardı. O anda geri çekilip ağladım, başımı yastığa geri koydum, yastıktan çıkan ses artmıştı bayağı davul zurna ve kargaşa sesi geliyordu ve yorgan üzerimden yine çekilir gibi oluyordu. Bu böyle olmayacaktı, sınavlar falan umurumda değildi, burada biraz daha kalsam kafayı yiyecektim. Mecbur köye gitmem gerekliydi. Sabah olunca ilk arabayla köye gittim…
  239. Eve geldiğimde babam camideydi, annem ise komşulara gitmiş, evde kimse yoktu. Babamdan evin anahtarını alıp eve gittim, yol yorgunu biraz uzanmak istedim. Üzerimi çıkarıp duş aldım ve yatağıma yattım. Başımı yastığa koyduğumda bu taşındığımız evde ve bu evde başıma gelenleri düşündüm.
  240. Ben kimseye zarar vermemişken Hoca bana 3 tan şerliyi öldürdüğümü söylüyordu. Ben nasıl yapmış olabilirim diye düşündüm. Hocanın yazdığı ve bana okutmaya çalıştığı Arapça yazılar aklımı kurcalamaya başlamıştı. Hoca da o kadar zaman boyunca ne arayıp sormuş ne telefonları açmış ne de ortalıkta görünmüştü.
  241. Saat öğle civarlarındaydı, düşüncelerden uyku tutmadı. Hocanın nerede olduğunu düşünüyordum. Kalktım camiye gidip babamdan arabanın anahtarını istedim, babam Torosu satıp yerine Renault bir araba almıştı. Babama hocayı bakmak için gidiyorum desem izin vermezdi. Ben de liseden arkadaşlarla buluşacağım, bekliyorlar dedim. Pek yeni arabasını
  242. vermeye hevesli olmasa da anahtarı almıştım. ola çıktım bir süre sonra hocanın evinin önüne geldim. 2 katlı dışı sıvasız terasında kocaman Pazar şemsiyesi ve kapısının önünde inşaatta kullanılmış pis bir el arabası vardı. Dikkatimi çeken bir diğer şey ise camlarda hiç perde yoktu, terk edilmiş gibiydi, ama hoca yıllardır aynı yerdeydi, ona da babasından kalan evini arazisini terk edip nereye gidecekti?
  243. Etrafa biraz daha bakındım, evin etrafını dolaştım, sonra evin üzerindeki şemsiyenin altında inşaat ustalarının olduğunu gördüm, yemek yiyorlardı. Selam verip bir şey sormak istediğimi söyledim. İçlerinden beri gel yeğenim yukarıda sor hem yemek yiyelim dedi, merak ettiklerimi sormak için yukarıya, ustaların yanına çıktım.
  244. Yukarı çıkıp bende şemsiyenin altına oturdum ve Hocanın nerede olduğunu, evin neden bu halde olduğunu sordum. Hoca, evi 6 ay önce bir başkasına sattığını ve sonra taşındığını söyledi. Evin yeni sahibi de ustalara evin dışını sıva yaptırıp evin içinden merdiven yapmalarını istemiş.
  245. Hocanın nerede taşındığını sordum ama hiçbiri hocayı tanımıyordu bile Biraz daha oturup bir çay içtikten sonra kalktım evi alan adamın iş yerine gittim (bir benzin istasyonu), zaten yakındı..
  246. İş yerine vardığımda, çalışanlardan birine adamı sordum, adam patronunun yakın illerden birine gittiğini erken gelmeyeceğini söyledi ama bana telefon numarasını verdi. Gelmişken babamın arabasına benzin alıp oradan ayrıldım.
  247. Eve gitmem gerekiyordu, babam akşama kalırsam bana kızardı. Zaten ben de akşam ezanından sonra dışarıda kalacak yürek kalmamıştı. Eve geldim babama; arkadaşlarla gezdik gibi şeyler söyledim. Hocanın yanına da uğrayacaktım zaman bulamadım baba, istersen bir arayalım hocayı dedim. 0 kadar geldi kaldı bizde yardımcı olmaya çalıştı ayıp olmasın dedim.
  248. Babam aradı ama Telefon bağlanmıyordu, aradığımızda aradığınız numara geçici olarak servis dışı yada aradığınız numara kullanılma ma ktadır gibi bir şey zırvalıyordu. Babam acaba hoca telefonunu mu değiştirdi diye düşündü ama benim artık bu olaydan şüphelenmelerim şekillenmeye başlamıştı. Hoca neden orayı terk etmişti? nereye gitmişti? Bunu öğrenebileceğim tek yer, benzin istasyonunun sahibine gidip bilgi almaktı.
  249. Sabah, babam bulunduğumuz köyün ilçesinde pazar oluyordu pazara gitmek için kalktı, bende fırsat bilip en azından ilçeye babamla gidersem ona çaktırmadan merak ettiklerimi öğrenebilirim diye düşünmüştüm. Babamla ilçeye indikten sonra babamın müftülükte de işi vardı, o yüzden ben il’e geçeceğim baba dedim o da benim işim bitmeden gel dedi. Dolmuşa binip gittim, benzin istasyonuna vardım, adamı sordum adam da oradaymış hemen yanına gittim ve selam verdim.
  250. Aldığı evi sordum ve evi aldığı hocanın babamın arkadaşı olduğunu, gelmişken babam da selam söylemişti ama hocayı bulamayınca merak edip geldim, size sormak istedim, dedim. Adam samimi iyi bir insandı, üst katta odası vardı çıktık çay söyledi, okuduğum okuldan derslerden sohbet ettik ve laf sonunda hoca ya geldi. Hoca 6 ay önce alel acele bir şekilde ev ve arsa bedelinin %25 eksiğine evi ve çevredeki arsasını bu adama satmış. Hoca bir günde tüm mukaveleleri yapalım İstanbul’a otobüsümüz var akşamdan gideceğiz demiş. Bir günde mukaveleleri hazırlayıp devir işlemini de halletmişler, sonra hoca İstanbul’a gitmiş.
  251. Ben de adama numarası olup olmadığını sordum adam çıkardı aradı ona da aynı şekilde numara kullanılmamaktadır dedi. Adamda da eski numarası vardı. Adam sonra damadının numarası olduğunu söyledi, istersen onu arayayım, dedi. Ben yok dedim ama numarasını da aldım, damadının evini de tarif etti.
  252. Damadın oturduğu apartmanın önüne geldim. Zaten köye geldiği arabadan da artık orada oturduğundan emindim. Apartman zillerine baktım aynı isimde 2 tane vardı, damadın soy adını bilmediğimden ikisine de bastım apartman kapısı açıldı ben yavaş yavaş yukarı çıkmaya başladım.
  253. Neler olduğunu merak ediyordum ve artık bu olanlardan şüphelenmeye başlamıştım. Ben çıkarken bir katın kapısı açıldı sesi duyunca ben hızlandım. Yaşlı bir kadın vardı. Kimi aradın oğlum dedi, bende adamın adını söyledim, o ara damat da kapının önüne geldi ve beni gördüğünde yüzündeki şaşkınlık ifadesi görülmeye değerdi.
  254. Damat, hayırdır sen buranın yolunu bilir miydin dedi, ben ise bilmiyordum öğrendim gibi bir espri yaptım ki adamın tipi değişsin diye. Kadın içeri çağırdı meyve suyu ikram etti damat da karşı koltuğa oturdu, hiç sesi çıkmıyordu. Biz yaşlı teyze ile konuştuk damadın annesiymiş. Biraz sohbet etikten sonra ben lafı hoca ya getirmeye çalışıyordum.
  255. Damat içeri geçip telefonla konuşuyordu, sanki ta rtışırmış gibi, bekledim bekledim gelmiyordu, hararetli bir konuşma yaşıyordu. Ben de dayanamadım teyzeye sordum Hocanın nerede olduğunu, o da evi sattığı adam dan fazla bir şey bilmiyordu.
  256. Acele acele it kovalar gibi gittiler diyordu. İyi oldu gittiği, az rahat ettikfalan dediği zaman, ben hoca ile pek anlaşamadıklarını anlamıştım. Kadın oğluna seslendi gel misafir varken bırak telefon işini dedi ama damat kıp kırmızı olmuştu. Tedirgin tedirgin geldi. Çıkmam lazım, sende gel dışarıda konuşuruz dedi. Evden çıkıp arabasına bindik.
  257. Arabayı kullanmaya başlayınca Hoca nerede dedim. Hoca gitti yazın gelir belki duruma göre dedi. Telefonunu mu değiştirdi dedim, yok aynı dedi. Bende sinirli bir şekilde, yalan söyleme hocanın teli değişmiş dedim. Yavaşladı, ne yapacaksın hocayı, daha seninle mi uğraşacak adam dedi, sinirlenmiş taklidi yapıp beni güya geri çekilmeye zorluyor gibiydi. Bende bir işler çeviriyorsunuz… Ya numarayı ver ya da bundan sonra olacaklardan sen sorumlusun dedim.
  258. Bu işin içinde artık bir bit yeniği vardı, bende ver hocanın numarasını dedim, sinirli ve kurtulmak istercesine al dedi, hocanın numarasını aldım ama aramadım, ilçeye geri geldim orada biraz oyalandık. Babama bir şey anlatmadım işi varken bunlarla uğraşmasın diye, ama eve doğru yola çıkınca biraz anlattım.
  259. Damat olayından ba hsetmedim, bundan evde ba hsedecektim. Annem babam bir araya geldik akşam ben önceki gittiğimde de arkadaşlarla buluşmaya gitmediğimi ve yaptıklarımın tamamını anlattım. Babama ve anneme olanların hepsini anlattım.
  260. Babama, hoca telefonunu değiştirdiği için ulaşamadığımızı da söyledim. Bu iş artık bizi şüphelendirmeye başlamıştı. Aklıma hocanın bizim evde, kilerde yattığı zamanlar geldi. 0 olaylardan sonra pek o odaya girmiyordum. Zira o odada pek iyi anılarım olmamıştı. Babam hocayı arayacaktı fakat damadın hoca ya söylemiş olabileceği ihtimaline karşı geceden aramayı uygun bulmadım.
  261. Kilere gittim annemler oturma odasında oturuyordu. Hocanın oturup mumları yaktığı zaman oturduğu yere gittim. Aynı şekilde oturdum oturduğu yere, bunu neden yaptığımı bilmiyorum ama yaptım. Sanki o çarşaflı şerli varlıklar, belki beni yalnız görüp gelirse, hocanın neden bizden kaçtığını söylerler umudu içerisindeydim.
  262. Oturdum kendi kendime bir şeyler yapmaya alışıyordum, artık bu durumlardan daralmıştım. Çok anlamsız yaşıyordum hayatımı, okula gitmem gerekiyordu yakında sınavlar vardı. Annemlerin yatmasını bekledim. Yine eskisi gibi yattık; annem babam yerde ben ise koltukta yattım. Annemlerin uykuya daldığını anladıktan sonra 2 tane mum aldım. Tıpkı hocanın yaptığı gibi…
  263. Işıkları kapattım boş boş bekliyordum. Derken daha fazla belemekten korktum, bu yaptığım aptallıktı, onca şey yaşadıktan sonra bu şekilde bir maceraya neden girdim anlamıyordum. Kalkıp buna bir son vermek istedim, önce ışığı açtım sonra mumları alıp söndürmek için eğildiğimde, masanın alt tarafındaki halının oval şekilde kesildiğini gördüm, altındaki tahta da kırılmıştı.
  264. Mumları kenarı çekip halıyı kaldırdım ve oradaki tahta içine göçmüştü. Tahtayı biraz yerinden oynattım, sıkışmıştı sallarken pat diye elime geldi… Kalktım, babamın kitaplığı aynı odadaydı ve en üst rafta fener vardı. Feneri alıp eğildim tekrardan tahta boşluğuna baktım…. Baktığım yerde en az 10 tane muska vardı, muskaların en üstünde de siyah küçük bir not defteri buldum. Muskalara dokunmaya korkuyordum, elime not defterini aldım, içini açtım.
  265. Tek bir sayfasında yazı vardı, o yazı da hocanın bana okutmaya çalıştığı ama benim okuyamadığım yazıydı. 0 yazının aynısını oradaki deftere de yazmıştı. Bu sefer aldım göz gezdirircesine okuyordum ama ne hikmetse yazı karışık olduğu için heceleyerek okudum. Okurken istemsiz ağzım mırıldandı, bunu hatırlıyorum. Tamamını okudum, en sonunda kocaman harflerle ZUZU LA yazıyordu. Bu metnin tamamı Arapça ama son yazı buydu ve Latin alfabesindeydi. Ben bunu okur okumaz mumlardan birinin ateşi resmen 25-30 santim yükseldi.
  266. O an korkup ayağa kalkmak istedim dizlerimin bağı çözüldü, bağırdım çığlık attım kimse beni duymamış olacak ki ne annem ne babam gelmedi. Duvarda kocaman bir gölge oluştu dalgalı dalgalı duruyordu. Bunların hepsini izlerken gözlerimi bile kırpamadım. Sonra diğer mum aynı şekilde yükseldi ve mumların tam arkasına gelen duvarda ikinci bir gölge oluştu ve kulağımda inanılmaz bir çınlama başladı.
  267. Gölgeler duvar üzerinde bir bölgeye ayrı ayrı toplanır gibi oldu. Sanki yavaştan fiziksel bir boyuta geçmeye çalışıyordu ve o an milyonlarca insan aynı anda konuşuyor gibi anlamsız laf karmaşası oluşuyordu kulağımda, Felç olmuş gibiydim. Sadece etrafı duyuyordum, bir anda ortalık sessizleşti, mumlar normalleşir gibi oldu ama ben çözülmüyordum, çarpıldım felç oldum sandım. O an insanın aklından hayatı film şeridi gibi geçiyor.
  268. Mumun biri söndü diğer mum ise Öyle bir parladı ki resmen ev yanacaktı, tavana vurdu ve o an yıldırım çakmış gibi oda tamamen aydınlandı, o bir anlık aydınlıkta odanın içinde ayakta duran yüzlerce farklı tipte suretler vardı. Tiplerini tarif etmek gerekirse; kısa boylu, tuhaf bakan gözlere sahip, sivri kulaklı ve bulanık, yarı duman yarı suret hali olarak görünen, çok korkunç olmasalar da insan olmadıkları belli olan suretler vardı.
  269. Tam o sırada mumun yüksek ateş ile tamamen söndü. O ateş evi aydınlatmış olacak ki babamın sesini duydum, koşarak odanın kapısını açtı. Tam o sırada da mum sönmüştü ve ben ha reketsizce oturmaya devam ediyordum. Gördüklerim karşısında şoka girmişim, babam geldikten sonrasını pek hatırlamıyorum babam beni soğuk suyun altına sokmuş o zaman kendime geldiğimi hatırlıyorum.
  270. Kendime gelince babam beni havlu ile kuruladı. Neler olduğunu anlattım bana kızdı ilk başta ama bulduğum muskalar ve not defterinden bahsettiğimde bana kızmasını bir kenara bırakıp, hemen muskalar nerede diye kiler odasına bakmaya gittik. Babam elini uzattı muskaları avuçlayıp aldı ve içeri getirdi. Muskalar yazılıp kağıda sarılmış ve dışları güzelce bantlanmıştı.
  271. Babam masanın üzerine koyup hepsini açtı ve içinde çok karışık Arapça yazılar yazıyordu. Hiçbirinin okunurluğunu bozmadan aldı, içeriğini anlayamadı. Not defterine de baktı, ben sakın okuma baba ben bunu okuyunca bunlar oldu dedim. Babam gözü ile okumadan yüzeysel olarak inceledi. Sonra sabaha kadar içinde ne yazdığını araştırmaya başladı, bunların kötü bir şey olduğu belliydi.
  272. Sonra, odaya iyice bakalım başka bir şey var mı diye aradık taradık ama bulamamıştık. Ben son olarak elime feneri alıp muskaların olduğu yere iyice baktım, orada bir tane daha muska vardı ve bu hocanın bana yazdığı ve kaybolup çıkmayan bir diğer muska idi. O olduğuna emindim çünkü köşelerini makasla kesmişti. Hemen baba bunu da buldum, bu bana yazdığı muska dedim, babam onu da açtı içinde Arapça yazılar vardı ve arka ta rafında zuzumbilesi yazıyordu.
  273. Onun ne olduğunu anlayamamıştık zuzumbilesi Latin alfabesi ile yazıyordu, babam hepsini bir zarfın içine koydu. Yarın ananemin babasına gitmeye karar verdik, onun birşeyler bileceğini düşündük hiç uyumadık daha o gece… Sabah olduğunda babam namazı kıldırdı yola çıktık. Büyük dedemizin yanına alel acele habersiz gitmiş olmamış onları çok şaşırtmıştı. İşin içinde bir şer olduğunu anlamıştı, yüzünden endişeli olduğu çok belliydi.
  274. Olanları anlattık ve yazıların tamamını ona verdik. Tek tek inceledi ve bir kitap çıkardı. Arkasında kocaman Arapça gizli bir şeyler yazan bir kitaptı, sayfaları çok eskiydi. Sayfaları karıştırırken yırtılacak gibi deforme olmuştu. Yaklaşık yarım saat sessizce sadece muskaları inceledi ve sana bunu nasıl yaptı dedi. Gözleri doldu…
  275. Hemen neler olduğunu sordum. Oğlum bunların her biri bir kafir şerliyi temsil ediyor. Burada 11 tane muska var ve 10 tanesini sana düşman, bir tanesini de sana aşık edip başına musallat etmiş. Gidin o şerefsizi bulun, bunu nasıl yaptı ise geri o çevirecek dedi. Bende hocanın kaçtığını ve başımızdan geçen tüm olayları anlattım.
  276. Muskaları gizlice oraya sana tuzak kurmak için yapmış dedi. Bunu neden yaptı bir husumeti mi oldu dedi. Hiç bir şey olmamıştı. Benimle ilk kez bu vesile ile tanışmıştı. Bir insan nasıl bu kadar günahı üzerine alıp, bana ve aileme hayatı zehir edip bizi böyle bırakabilirdi? Büyük dedem beni okudu sadece okudu, yapabileceğim bir şey yok dedi. Aklına mukayyet ol oğlum, seni bir yere çağırırlarsa kesinlikle gitme dedi.
  277. Hiç rüyanda düğün gördün mü dedi. Evet tabi ki gördüm, hem de kaç kere gördüm. Üzüldüm dedem, çaresizce bakıyordu. Beni kurtar ne olur dedim. Elimden hiç bir şey gelmiyor der gibi bakış atıp, gözleri sulu sulu gözlerime baktı. Koca adam ağlıyordu, göz yaşlarını görünce bende ağladım. Göz yaşları beyaz sakallarını ıslatmıştı. Çok ama çok üzüldüm inanın anlatamam….
  278. Çıktık yola, babam hocayı arayalım dedi. 0 köyde telefon iyi çekmiyordu, biraz iyi çeken biryerde hocayı aradı ama telefonu hep kapalıydı, ulaşamıyorduk. Babam çok sinirliydi, damadın evini tarif ettim oraya gittik. Apartmanın önüne vardığımızda damadın arabası yoktu. Arabadan inip o anki gerginlik ile apartman kapısı açılsın diye tüm zillere bastım ve kapı açıldı.
  279. Hemen onların kapısına koştum, babamda peşimden geldi, ben kapıyı önce açtırdım kapıyı damadın annesi açtı. Beni tanıdığı için şaşırmadı ama terli ve nefes nefese olduğumu görünce biri beni kovalıyor sanmış, ne oldu kim kovalıyor seni içeri gel dedi. Arkamdan babamında gelmesini bekledim, babam çok sinirliydi, nezaket falan dinlemeden kadına bağırdı. Nerede o şerefsiz dedi ama damadın annesi olduğunu bilmiyordu.
  280. Kadın şaşırdı, teyze anlatacaklarım var dedim. Kadının bir şeyden haberi olmadığı belliydi. Bizi içeri aldı ve anlatmaya başladım başımdan geçenleri… Kadın hayret içinde beni dinledi. Oğlunun böyle bir işin içinde olması onu çok üzdü, kadın kendini ağıt yakarak resmen parçaladı. Kadın, oğlum demek bu yüzden gelini, çoluğu çocuğu alıp apart topar gitti dedi…
  281. Damat İstanbul’da iş buldum diye bir gecede pılını pırtığını toplayıp kaçmış, annesinde o şekilde yapa yalnız bırakıp kaçmıştı. Annesi ağlaya rak oğlunu aradı. Bunları neden yaptığını sordu, sitemkar olarak bağırıyordu. Bende hemen telefonu alıp konuşacaktım, benim sesimi duyunca telefonu yüzüme kapattı. Tekrar tekrar aradım ama telefonunu kapatmıştı arayamadık.
  282. O kadar berbat bir durumda iken birde kadını sakinleştirip oradan çıktık. Arabada babam sürekli hocayı da damadını da arayıp durdu ama telefonları çalmıyordu. Ben artık eve geldiğimizde, bu kadar kötü durumda olduğumu öğrendikten sonra uyuyamaz olmuştum. Babam birkaç gün daha araştırmaya çalıştı ama ne hoca ne de damadından iz yoktu. Etrafa da duyuramadık, bu olayların başkası tarafından bilinmesini istemedik. Kendi kendimize çözmeye çalışıyorduk.
  283. Aradan 10-15 gün geçti, o zaman boyunca geceleri oturu p, gündüzleri uyumaya başlamıştım, artık korkular tüm bedenimi ele geçirmişti ama bir yandan da o şerli varlıklar ile yüzleşmek istiyordum. O kadar zaman boyunca birde annem hastalanmıştı, panik atak olmuştu ve ağır ilaçlar kullanıyordu. Bende kafam kötü olduğunda hep gizli gizli o kafa yapan ilaçlardan aldım, bende kullandım.
  284. Okulda sınav zamanı gelmişti ben gidemiyordum. Gitmeye de niyetim yoktu, artık okul umurumda değildi. Tüm sınavlardan kalmıştım ama oradaki ev arkadaşımla araçla konuşuyorduk. Gelmemi bekliyordu. Olayları ona anlattım sonra gelmemi pekte istemiyor gibi konuştu zaten…
  285. Kim böyle bir insanla aynı evde yaşamak isterdi ki? Bir gün anneannem beni çağırdı, annenle ikiniz biraz burada kalın dedi. Olanların son ayrıntılarını babasından öğrenmişti ve annemle biz anneannemlere şehre gittik.
  286. Babam görevli olduğu için kalmak zorundaydı. Gönlüm razı olmasa da babamı yalnız bırakmak zorundaydık. Orada kaldığım dönemde hiçbir olay ile karşılaşmadım. Bir kaç gün sonra büyük dedem oraya geldi. Aslında benim orada olduğumu bildiği için gelmişti. Büyük dedem benimle alakalı biraz araştırma yapmış. Hocanın bana okutturmaya çalıştığı yazının ve not defterinin ne anlama geldiğini araştırmış. Bizi bu işlere sokan hocanın not defterine yazdığı, bana okutmaya çalıştığı şey: Onun başına daha önceden musallat olan cinleri, benim başıma yıkmak için yazmış. Ben onu okuduğumda şerlileri oraya çağı rmışım ve hoca kurtulmuş ve ben bu derde düşmüşüm…
  287. Büyük dedem, anlatmayı bırakmıştı. Sonra beni bir arkadaşına götürmek istediğini söyledi. Babana da sor ona göre izin al öyle gidelim, belki arkadaşım bir çare bulur dedi… Babamı aradım, durumu anlattım ve izin gününde gelebileceğini söyledi. Bu yüzden biraz daha kalacaktık. Büyük dede o sıralar köyüne gitti ve babamın o izin gününde gitmek için sözleştik. Büyük dedem, annemin dedesiydi, başka bir köyde yaşıyordu. Anneannemlerde de kaldığım o gecede son gördüğüm rüyanın aynısını gördüm. Yine uzaktan izliyordum, izlediklerim insandı fakat ya klaştığımda ayakları tersti. Beni fark edip tekrardan yanıma gelmişlerdi.
  288. Kısacası aynı rüyayı görmüştüm. Hemen uyandım sendeledim nerede olduğumu şaşırdım, Ananemler de olduğumu bile unutmuştum. Kendimi taa ilk zamanki yaşadığımız evde zannediyordum çünkü odanın şekli neredeyse aynıydı. Karanlıkta kaldım, bir türlü anahtarın yerini bulup ışığı açamadım. Annem karşı koltukta yatıyordu ama ben fark edemiyordum. Sonra aklım başıma geldi, anahtarı bulup ışığı yaktım -keşke yakmasaydım- karşımda arkası dönük bekleyen çarşaflı şerli vardı.
  289. Annemde oda da yatıyordu. İlk kez yanımda bizden biri varken tam arkasında dikiliyordu. Anneme seslenmek istedim ama dilim geri kaçıyordu. Sanki hocanın beni ilk okuduğu zamandaki gibi, neredeyse boğulacakmışım gibi oluyordum, ses çıkmıyordu ağzımdan.
  290. Ben o haldeyken bir anda gözden kayboldu. Yok oldu gitti.. Olanları anneme anlattım hemen ananemde geldi. Gecenin o saatinde babamı aradık adam izin gününü beklemeden apartopar gecenin bir yarısı ananemlere geldi. Yarın sabah büyük dedenin dediği yere gidelim dedi. Sabaha kadar yine bekledik. Sabah gidip büyük dedemi de köyünden alıp arkadaşına doğru yola koyulduk.
  291. Büyük Dedeme dün geceki yaşadığım olayı anlattım. Büyük dedemde artık bu durumdan çok endişe ediyordu. Adamın yaşadığı köye vardık. Evini tam bilmediğimiz için yolda rastladığımız insanlara sordukve sonunda adamın evinin yakınına geldik. Evi biraz tepede olduğu için arabalar çıkmıyordu. Patika bir yoldan ilerledikten sonra adamın evine vardık.
  292. Ahşap kapılı ve alt katında ahır olan bir evdi. Ortalık pek temiz değildi, mısır talaşları ve inek dışkısına basmamak için zor vardık evin önüne. Biz kapıyı çaldığımızda içeride kimse yoktu. Büyük dedem, kapı açılmayınca adama ismi ile seslendi. O arada evin altındaki ahır dan adamın karısı çıktı, elinde süt sağdığı bakraç vardı. Büyük dedemi ve bizi tanımadığın dan siz kimsiniz diye sordu. Dedem kocasının arkadaşı olduğunu söyledi. Adam evde uyuyormuş… Karısı kulağı işitmez onun, yüksek ses ile konuşacaksın dedi ve kendisi çağırdı.
  293. Cama baktı, gel seni soruyorlar dedi. Dedemi tanıdığı için hemen aşağı geldi, önce dedem ile sonra babam ile tokalaştı. Bana sıra geldiğinde duraksadı, sadece gözümün içine baktı. Ben elimi uzattım pek uzatası yokmuş gibi davrandı, istemeden olsa da sıktı elimi. Dedeme senin torunun mu diye sordu. Dedem de torununun oğlu olduğumu söyledi. Adam bizi içeri almaya pek niyetli değil gibiydi. Dışarısı da zaten soğuktu ama adam birtürlü davet etmedi.
  294. Karısı, haydin içeri geçelim dedi. Adam bana baktı, deden sana okudu mu dedi bir anda. Sanki gözüme baktığında neden geldiğimizi anlamıştı. Dedem de lafa girdi, işte birde sen oku diye getirdik dedi. Adam açık sözlü kıvırmayan biriydi. Kusura bakmayın ben okuyamam, hocalık eskidendi, beni artık zayıf görüp benimle oynuyorlar, Bu çocukta güçlü bir etki bırakmışlar, berı okuyamam dedi. Dedem ne kadar okumasını istese de okumadı. Durumun çok kötüydü demek ki, kurtuluşum olmayacaktı benim.
  295. Daha sonra dedemi köye bırakmak için yola çıktığımızda. Dedem, bizde kalben seni iyi edeceğim dedi. Babama, sen git, oğlan burada kalsın, zaterı alıp gitseniz orada da pek iyi şeyler olmuyor, serı yengeni de torunumun yanına al git dedi. Büyük dedem eşini de babamla beraber annemin yanına göndermişti. Sonra ananemlerden annemi de alıp köye gitmişler. Ben ise büyük dedemle onlarda kalmaya başladım. Yaşına rağmen eski aşçı olduğu için çok güzel yemekler yapıyordu. Bana iyi bakmak için evi, kıyma, tavuk, meyveler ile doldurmuştu.
  296. İlk birkaç gün beni her sa bah ve akşam okudu. Her şey iyiydi gayette rahattım kafa dinliyordum. Okumaları da etki ediyordu ki her okuduğunda içim ferahlıyordu. Beraber her namaz vaktinde cemaat olup namaz kıldık. Köy işlerinde dedeme yardım ettim, odun kestim, kesilenleri evin altında ki depo ya taşıdım. Annem ve büyük ananem de bizde kalıyorlardı. Onlar da da herhangi enteresan bir olay olmamıştı gayet rahatlardı.
  297. Benim de tek sıkıntım telefonumun şarj cihazını yanıma almamış olup orada şarjsız kalmamdı. Babamdan istedim bir gün sonra alıp gelmişti. Babam iyi olmama çok sevinmişti, sen kal burada rahat ediyorsan dedi, zaten de gitmeye niyetim yoktu. Babam eve döndüğü akşam, annem ve büyük ananem evde bu konuları konuşurken evin içindeki muskaları nereden bulduğumuzu merak etmiş ve tekrar bakmışlar.
  298. Işıkları yakıp kırık tahtayı kaldırmış, annem ve ananemde eğilip baktığında birde ne görsünler… Tahtanın altıda çok fazla muska varmış, elini sokup hepsini çıkarmışlar ve hemen babama haber vermişler. Babamda beni arayıp dedeme söylememi istedi. Çok tedirgin olmaya başlamıştık artık. 0 muskaları oraya koyacak kimse de yoktu evde. Artık iş çığırından çıkmaya başlamıştı.
  299. O gece dedem beni çok okudu. Daha farklı şeyler okudu. Ama gece hiçbir faydası olmadığını anlayacağımdan haberim yoktu…
  300. Gece yarısını geçmişti saat, ben tek başıma bir odada, desem ise yan odada yatıyordu. Bir rüya görmeye başladım. Aslında rüya mıydı değil miydi hala emin değilim. Rüyamda yatağımdan kalktım. Cama vuran güneş gibi bir ışık vardı. Sabah oldu sanıyordum rüyamda. Kalkıp perdeleri açtım ama hava kap karanlıktı. Camın az ilerisinde ki ağacın gövdesinde, sallanan uzun çok farklı bir ışık vardı. Sap sarı güneş gibi ışıtıyordu. Kafamı sağ tarafa bahçeye çevirdiğimde, tıpkı evine gittiğimiz cadı kadının orada gördüğüm, uzunlu kısalı gölgeler senkronize bir şekilde dönüyorlar, çember olmuşlardı.
  301. Bir tane orta boylu, sivri kulaklı, dili üçgen gibi ve ayakları ters olan şerli cama yaklaştı. Sesi 0 kadar çekiciydi ki beni dışa rı çağırdı. Sen de bize katıl dedi. Bu konuşmanın tamamı Türkçe’ydi. Bendetamam geliyorum dedim. Çok ama çok iyi hatırlıyorum. Sonra çıkmak dış kapıyı aça rken dedem uyandı. (Bakın bu anlattığım rüya) sonra dedem nereye dedi, dışa rı çağırdılar beni, çıkıyorum dedim. Dedem bana bir tokat attı, tokadın şiddetiyle uyandım.
  302. Uyandığımda aynı pozisyondaydık. Ben ayakta dedem benim yanımdaydı. Bu rüya mıydı yada gerçek miydi? Ben bilincimi tamamen kaybetmiş miydim? bilmiyorum. Resmen beynim uyuyor bedenim ele geçirilmişti.
  303. Dedem ben uyanınca, ne olduğunu anlat dedi. Cama gel dedim direkt cama baktık dedem ışığı görünce buda ne böyle, “Eüzü billahi minke” (Senden Allah’a sığınırım) dedi. O çok korkmuştu ama bana hala dışarı çıkmak, gerçekten oraya katılmak cazip geliyordu. Dedeme birde buraya bak dedim, dedemde benim gördüklerimin aynısını gördü ama sayıları fazlalaşmıştı, iki daire şeklinde dönüyorlardı. Ben sürekli yanlarına gitmek istiyordum, sanki onlardandım, onlara aittim.
  304. Dedem olanları görünce sesi titreye titreye, sesli sesli dua okumaya başladı. Dedem okumaya başladığında her şey durdu. Onların tamamı olduğu yerde çakıldı kaldı. Tek bir hareket dahi etmiyor ama oradan da ayrılmıyorlardı. Dedemin sesi kısılmaya başladı. Sanki biri boğazına sıktırıyordu. Nefesi kesildi, sanki ölmek üzere gibiydi. Bu kez ben sureleri okumaya başladım. Ben okuduğumda sanki duman oldular. Tıpkı o mutfakta gördüğüm gibi sadece iz gibi bir şey kalmıştı.
  305. Dedem düzelmeye başladı, sürekli Nas-Felak suresini okumaya başladı. Şoka girmişti gözleri kocaman olmuştu. Susmuyordu, şokun etkisi ile hiç beni duymuyordu tekrar ediyordu. Hemen mutfağa koştum sürahide su vardı onu aldım başından aşağı döktüm, o an sustu dede dede diye bağırdım, Allah rızası için kendine gel dedim. Dedeme bir şey olacak diye çok korktum.
  306. Bunlar benim yüzümden olmuştu, onunda başını bu dertlere sokacaktım. Durup dururken dedemin hayatının mahvetmiştim. Biraz kendine gelir gibi oldu. Kekeleye kekeleye bana sanki ben görmemişim gibi gördüklerini anlatmaya başlamıştı. Ama gördüğümüz şeyler aynı şeyler değildi. Ben sadece kara kara uzunlu kısalı gölgeler gördüm. Dedem ise; küt saçları, yana uzun gözleri, içe yumuk kulaklar ve boyu çok kısa belleri büyük iki büklüm şerlilerin oynadıklarını söylemişti.
  307. Aralarında Kara çarşaf ile dönen, çemberin tam ortasında oturan bir şerlinin olduğunu ve düğün yaptıklarından bahsetti. Dedem bunları söylediğinde aklımı oynatacaktım. Köydeyken pencerenin önünde gelip benimle konuşan tipler ile aynı tiplerdi bunlar. Dedemin bahsettiği tek fark ise kulaklarının büyük olmasıydı, benim gördüklerimde kulaklar sivriydi. Dedem gerçekten çok korkmuştu, perdeleri çekti yere bağdaş kurdu ve sürekli ağzı bir şeyler okuyordu. O an yine transa geçti sandım, seslendim. Bana baktı gözü ile iyiyim işareti yaptı ama ağzından tek kelime çıkmadı. Gözlerinden o korku hala silinmemişti. 0 gözler zaten hiçbir zaman aklımdan da çıkmadı.
  308. Sabah oldu, dedem bana babamı arattırdı, babam gelip bizi köyden aldı olanları anlattık. Babam artık son raddesini yaşıyor olacak ki, o adamın ağzından hiç duymadığım küfürleri duydum. Hocaya öyle küfürler etti ki , hoca hak etse de babamın ağzına yakışmıyordu.
  309. Hemen bizim köye geldik. Büyük ana nemde oradaydı. Babam gelir gelmez annemin telefonu ile hocanın evi sattığı adamdan aldığım telefonunu aradı. Bunu yapmasındaki amaç ben den ve kendisinden daha önce aramış ulaşamamıştı. Farklı bir numara olur da telefonu da açık olursa açar diye düşündük. Düşündüğümüz gibi de oldu…
  310. Hoca (Şerefsiz) telefonu açtı, babam ağzına ne geldi ise söyledi. Hiç konuşmadan dinledi. Babam ile bir şeyler kon uşuyorlardı ama babamın yüksek sesinden telefonda ne konuşulduğunu duymuyorduk. Hoca babama ben oraya geleceğim deyip kapatmış. Babam telefon yüzüne kapatılınca sinir küpüne döndü, evde eline ne geçirdi ise fırlattı. Başta telefonu olmak üzere….
  311. Dedem onu sakinleştirmeye çalıştı, büyük ananem ve annemde etmedik beddua bırakmadılar hocaya. O gece dedemlerde bizde kaldılar. Ananem yaşı gereği erken yattığı için, aldığı ilaçların da verdiği bitkinlik ile uyudular. Dedem ve babam da bir araya gelip beni iki taraftan da sürekli okuyup kağıda bir şeyler yazıp, bardağa su koyup yazdıklarını suyun içine attılar. Aradan 10,15 dakika geçtikten sonra bana o suyu içirdiler.
  312. Onlar okudukça ben rahatlıyordum ama ben olan şeylerden korkmamaya başlamıştım. O durumlar bana cazip gelmeye, sanki benim onlar çağırdığında gitmem gerekiyormuş hissi oluşmaya devam ediyordu ve bu his her an daha da artıp içim içime sığmıyordu. Dedem bu olanların farkında olduğunu o zaman belli etti. Zira beni o gece, ben dışa rı çıkmaya çalışırken yakalamıştı. Aslında o an bana rüya gibi geliyordu ama olan buydu.
  313. O gece geç saate kadar durduk. Sonra yatmaya karar verdik ışığımız açık yattık. Annemle ba bam beni ortasına aldılar. Dedem çocuk kalkıp giderse bir tokat atıp uyandırın dedi. Hiç gözümü uyku tutmadı, ananem hariç kimse uyumuyordu, herkes düşüncelerdeydi. Bir ara köyde ışıklar kesildi. Ama hala ananem hariç herkes uyanıktı. Işık gittiği anda babam ışık gitti korkmayın dedi.
  314. Cama yöneldi karşı köylere baktı, ışık her yerde gitmiş dedi, tekrar yatağına yattı. Karanlık olunca fazla dayanamamışım demek ki uyudum… Uyumaz olaydı. Sabah ezanının okunmasına yakın bir saate, birisi adım ile seslendi. Kafamı çevirdim, başımı koyduğum yer, kiler odasına bakıyordu. Hava alaca karanlıktan daha da karanlıktı. Daha elektrik gelmemiş olacak ki sokak lambaları da yanmıyordu. Kalkıp sesin geldiği yöne, kiler odasının doğru yürüdüm.
  315. Kilerin penceresinin önünde birisi vardı, cama yüzünü dayamış bekliyordu. Yüz hatları belli değildi, sadece bir beden vardı yüz adına hiçbir şey yoktu. Cama doğru iyice yaklaştı, olmayan yüzünü cama sürttü. Beni gözetliyordu. Ben de ona bakıyordum. Bana bir anda üşüme ve ürperti geldi. Kiler bir anda soğumaya başlamıştı, donacaktım resmen, ellerim ayaklarım buz kesmişti.
  316. Kafası hareket ediyordu. Arkada birileri daha belirdi. Sayıları gittikçe artıyordu sanki bir ordu oradaydı, hepsinin duruşu bile aynıydı. Birbirleri ile yarışır gibiydiler, bende bakacağım edaları ile camdan sıra kapıp, içeriye bakmak istiyorlardı. Birden kala balık ikiye ayrıldı. Şerliler sağa sola dağılmaya başladı. Pencerenin önüne; Beyaz ışık saçan bir peri kızı gelmişti. Büyüleyiciydi….
  317. Etraftaki tüm mahlukları dağıttı. Camın önünde sadece o vardı. Bana seslendi nazik sesi ile… Gel, bana gel, korkma benden, ben sana zarar vermem ki, gel, gel gel. Diyordu. Sesi o kadar etkileyiciydi ki, ikna oldum, yanına gitmek istedim. Rahatlık geldi içime.. O beni mahluklardan kurtarmıştı. Kimsenin yapamadığımı yapmıştı. 0 benim kurtarıcımdı bana göre. Ama şerlilerin bir oyunu da olabilirdi…
  318. Üşüme hissim geçti, enerjim yükseldi, Öyle bir huzu rluydum ki anlatamam. Salona kadar yürüdüm. Ev karanlıktı ama pencereye giden yol benim için yaldızlı ışıklı beyaz bir yol olmuştu. Ayaklarım yerden kesildi, mutluluktan uçuyordum. Kalktım yürüdüm, salondan tekrar kiler odasına girdim. 0 camdan içeri girecek gibiydi… Yüzünü sol tarafa çevirdi. Sadece arkasını görmeye başladım Up uzun parıl parıl saçları vardı.
  319. Sonra bir anda ışık azalmaya başladı, karanlık olmaya başladı heryer. Durdum, olduğum yerde donakaldım. Üşümeye başladım.. Geri gitmek istedim, arkama baktım yattığımız odanın kapısı kapalıydı. İmkansızdı bu, ben kapatmamıştım. Kapatsam hemen kapanmıyor sert çekmek gerekiyordu. Bunu yapsam annem ve ananem uyanmış olacaklardı. Geri adım attım, bir anda arkada, o ilk başta gelenlerden bir ordu vardı camın önünde.
  320. Hava aydınlanır gibi olmuştu. 0 aydınlığı oradaki yığılma kesmişti. Resmen camın önüne yığılmışlardı üst üste, birbirlerini eziyorlardı. Arkamda bir ışık yandığını hissettim, yanan yattığımız odanın ışığı idi. O an aklıma biri uyandı, şimdi beni kurtaracak hissi gelmişti. Aslında olan tek şey dün gece elektrikler gittiğinde, ışık yanık kaldığı için elektrik gelir gelmez ampul yanmıştı. Ku rtulamayacağımı biliyordum.
  321. O anda Ezanın sesi ile irkildim. Oradaki tüm mahlukat ezanın sesi ile yok oldu. Ezanı okuyan babamdı. Babam beni kurtarmıştı. Az kalsın onların tuzağına düşecektim. Ezan okunmasaydı sizler şu an bunları okuyor olamazdınız. Hemen arkamı döndüm içeri koştum, az önce kapalı gördüğüm kapı sonuna kadar açıktı. Ananem ve annem uyuyordu. Hemen bağırdım, ayağa zıpladı resmen ikisi de. Başımdan neler geçmişti, Onlara inanıp yanlarına gitmiş olsam neler olacaktı acaba…
  322. Olanları hemen sıcağı sıcağına anlattım. Onlar benim anlatmamdan bu kadar korkmuşken, olayı yaşayan bendim halbuki… Oturduk ba bamla rın gelmesini bekledik. Büyük ananem beni okumaya başladı, beni okudukça kendisi daralıyor, nefes alamıyordu. Bende ise hiçbir değişiklik yoktu. Okumayı bıraktı, nefes nefese; ben daha okuyamıyorum beni sıkıştırıyorlar dedi. Çok korktuğu belliydi. Tansiyon hastası olduğu için ben birde onu sakinleştirmekle uğraştım babamlar gelene kadar.
  323. Babamlar geldi sonunda ve bizi ayakta ve telaşlı görünce yine neler oldu deyip anlatmamızı istedi, ben de yaşadıklarımın tamamını anlattım. Dedem, Bunun çaresi, bu belayı başımıza saran hocadadır, nasıl büyü yaptıysa çözülmüyor, onu gidip bulmalıyız dedi. Babam hemen aradı, saatin geçmesini beklemedi. Sabah namazına kalkmış olacak ki telefonu tereddütsüz açtı. Babamla ezile ezile konuştu.. (Şarlatan neyin namazını kılıyorsa bir de)
  324. Biz istanbula göre daha doğuda olduğumuz için orada namaz saati gelmemişti daha. Hoca da camiye gidiyormuş sabah namazına… Babam, Serı bize ne yaptın, Allah senin belanı versin dedin hocaya. Hoca ben bir hata yaptım dedi. Oraya geleceğim bunları çözmek için uğraşacağım dedi. Babam, hoca bunu demesine rağmen etmedik küfür bırakmamıştı. Sonunda hoca gelmek için yola çıkacağını söyledi, biz de artık onu bekleme sürecine girmiştik.
  325. O gün boyunca içimde çok acayip bir ağırlık oluştu. Hiç enerjim yoktu, ayağa kalktığımda bayılacak gibi oluyordum. İştahsızdım midem bulanmıyordu. Sürekli yatma ve uyuma isteği vardı. Evden dışarı adımımı bile atamadım. O gün ikindi saatinde cami de mevlit vardı. Babam mecbur gidecekti çünkü o okuyordu camide olan mevlitleri. Dedem de vakit namazlarını babamla cami de kıldığı için ikindiye gitmese olmazdı. ikindiden sonra camiden çıkmadan da peşine mevlit okunacağı için mecburen cami de kalacaktı.
  326. Ananem annem ve ben evde kaldık. Bende o zaman biraz uyuyayım diye yattım, rüya görüyordum. Rüyamda caminin önündeydim, ortalık karanlıktı. Cami mezarlığın hemen yanında. Tam caminin oradayken, cami avlusunda tahtadan bir kapı vardı. Sadece kapı vardı ama yanları açık o şekilde, orta yerde duran tahta bir kapı. Ben de kapının arkasındaydım ve diğer taraftan kapı çalıyordu. Benim kapıyı açmamı istiyordu.
  327. Sol taraftan vuran ışık, kapı arkasındaki mahlukun uzunca gölgesini gösteriyordu. Kapıyı tekrar çaldı. Bakmak istemedim. Ben geri çekilecekken o anda kafasını yandan uzatıp bana baktı ki; Kocaman iki tane içi derin karanlık gözleri vardı. Kendini yandan tamamen çıkardı. Vücudu yara bere içinde, sivri dişleri vardı ve bana çok korkunç bir bakış attı. Yüzü çok sinirli idi, bana kolunu uzattı.
  328. O vücuduna göre kolları o kadar cılızdı ki, çok tuhaftı. Bana doğru bir adım daha attı ama ben o an uyandım. Uyandığımda hava kararmıştı. Annem ve ananem etrafta yoktu. Kafamı çevirmemle pencerenin önünde duran, daha önce yatak odasında gördüğüm şerliler yine aynı pozisyonda duruyorlardı. Bana doğru baktılar. Yataktan doğru ldum. Bu sefer korkmuyordum, gerçekten korkmuyordum.
  329. Ben size ne yaptım dedim, iletişim kurmak istiyordum ve bilincim tamamen açıktı. Hiç kıpırdamadan oldukları yerde duruyorlardı. Ben tekrardan ben size ne yaptım beni bırakın dedim. Yine hiç hareket etmediler. Bu sefer gerildim o duruşlarından, yerden başlarını bile kaldırıp bana bakmadılar. Bir anda arkalarını dönüp gittiler…. Yok oldular…
  330. Kayboldular. Hemen yataktan kalktım annemler nerede diye baktım. Ev karanlıktı ışıkları yaktım ve tüm odalara baktım evde kimse yoktu. Seslendim kimse ses vermedi. Bende o gerginlikle dış kapıya yöneldim, kapıyı açıp dışarı çıktım. Evin kapısının önünde yol ile aynı hizada olan deponun üzerinde annemler küçük tüpte çay demlemiş içiyorlardı.
  331. Yine geldiler diye bağırdım hemen yanıma koştular. Onlarla konuştum bana bakmadılar bile dedim. Ama rüyamda ki bana çok kötü baktı dedim. Annem evde anlat gel el duymasın dedi. İçeri girdiğimde bana daralma geliyordu, nefes alamıyordum. Sanki, biri benim vücudumu sıkıyor gibi oluyordum. Dışarı çıkalım dayanamıyorum dedim. Ananem gecenin dar vakti sen çıkma oğlum bu kadar şey oluyor delirme dedi. Ama içeri giremiyordum, ayaklarım geri geri gidiyordu sanki. Dışarıda rahat ediyordum.
  332. Çıktım deponun üzerinde tur atmaya başladım. Annemler merdivenin başında beni beklediler, ben iyiyim az beni rahat bırakın diye bağırdım. Gergin ve çok sinirliydim. Beni içeri çağırıyorlar diye onlara gıcık oluyordum. Deponun üzerinde oturmak için eski bank gibi bir yer vardı. Oraya oturdum etrafı izlemeye başladım.
  333. Bahçelerin içine doğru istemsiz bakıyordum. Sanki oraya bakmaya beni zorlayan bir güç vardı. Tıpkı beni dışarı çıkartan güç gibi. Bahçelerin içine baktıkça uç noktalar gözüme çarpıyordu. Orada bir ışık süzmesi görünüyordu. Oraya baktığımda bir grup şerli varlığın bana doğru baktığını gördüm. Sanki bana gel dercesine bir his bırakıyorlardı.
  334. Gitme isteği oluşuyordu içimde ama aklım başımdaydı, gidersem başıma kötü şeyler geleceğini biliyordum. Eve girdim ama evde daralıyor, nefes alamıyordum. Nasıl bir etki yapıyorlarsa, illa beni oraya gitmem için zorluyorlardı. Nihayet dedem ve babam geldiler. Dedem gözümün içine bakıp anladı sanki olanları sonra bana dönüp. “Sakını dediklerini yapma, Seni yanlarına çekmek istiyorlar sakın gitme. Gidersen geri gelemezsin. Benim lafımdan asla çıkma, duydun mu beni” diyerek yüzümü avuçlayıp gözlerimin içine baktı.
  335. O bunu dediğinde dedeme sinirleniyordum, içimde nefret duygusu oluyordu. Ben, bendim. Aklım yerindeydi, iradem bendeydi. Fakat nedense dedeme gıcık oluyordum, onu boğmak istiyordum sanki… Dedem feyizli bir insandı. Eskiden bu tür işleri çok iyi bilen ama yaşlılık ile ilimlerini ve sağlığını iyiden iyiye kaybetmiş bir insandı. Bana daha bir çok uyarıda bulundu. 0 konuşurken ben hem daralıyor hemde patlayacak kadar sinirleniyordum.
  336. Ama karşımda duran dedemdi. Ona küfür etme, iteleme, git başımdan gibi şeyler deme isteği geliyordu. Dedem de bunları biliyordu ki ellerimi birleştirip avucunun içinde tutuyordu artık. Ellerimi iyice sıkmaya başladı ve ağzı mırıldanıyordu, dua okuyordu sanki. O an ben kendimden geçmişim… Hatırlamıyorum hiçbir şey…
  337. Yerde, döşeğin üzerinde uyandım. Üzerimde atlet vardı. En son dedemin bana söylediklerini hatırlıyordum. Ne oldu, bayıldım mı dedim. Herkes başımda bekliyordu. Dedem ezbere bir şeyler okuyordu. Kulağa hoş geliyordu okudukları. Babam, iyi misin bayıldın oğlum dedi. Dedem hala okumaya devam ediyordu. Dedemle en son konuştuğumuz yere baktım. Orası ıslaktı, resmen su boca etmişlerdi oraya. Ben bayıldığımda üzerime dökmüşler, bu yüzden de kıyafetlerimi değiştirip yatırmışlar beni. Dilim boğazıma kaçmış, ananem eli ile zor çıkarmış boğazımdan. Az kalsın boğulup ölüyormuşum.
  338. Bunları duyduğumda inanamadım. Hiçbirşey hatırlamıyordum. Kimse yanımda olmasaydı çoktan ölmüştüm. O olaydan sonra gece birşey olmadı. Dedem aralıklı aralıklı evde ezberden birşeyler okumaya devam etti. Gece normal bir şekilde yattık sabahta kalktım. 0 gece rahat uyumuşum. Sabah kalktım, kahvaltı yaptık. Kahvaltıdan bir, bir buçuk saat sonra hoca babamı aradı. İstanbul’dan geldiğini, damadının evinde olduğunu ve bizim oraya gelmemizi istedi. Babamda bu kadar işi başımıza açıp birde bizi ayağına çağırmasına çok sinirlendi, sonra verdi veriştirdi.
  339. Sen buraya geleceksin bizi bu hallere sokup arkamızdan iş çevirdin. Bizde seni adam bildik, hoca bildik diye sitemkar sitem kar konuştu. Hoca da sakin konuşup alttan alıyordu. Oraya gelemem işi ancak buradan halledebiliriz dedi. Babamda inat edip önce sen buraya geleceksin diye bayağı bir cebelleştiler.
  340. Hoca, ben oraya gelsem de tekrardan buraya geleceğiz dedi. Babamda, inat ettiği için sen önce ayağımıza geleceksin, sonra konuşup nereye gideceksek gideriz dedi. Hoca damadı ile köye geldiler. Babam onla rın geldiğini görünce ağzına ne geldi ise saydırdı. Hoca öyle dinledi sadece, hiç geri cevap vermedi. Suçlu olduğu gözlerinden belliydi. Ama gözlerinde merhamet değil, sanki bir hainlik vardı.
  341. O an bunu hissetmiştim ama kimseye birşeyden söz etmedim. Sanki bana iyilik değil zarar vermeye gelmiş gibiydi. Dedem, ne yaptın oğluma sen Allah’ın cezası adam, birde hoca olup örnek olacaksın, bu mu senin örnekliğin vs. vs. diyordu ama hoca sadece dinlemiyordu. Bunlar konuşulurken damadı da ortamdan uzaklaşıyordu. Sonra hoca, bu kadar lafa gerek yok dedi. Akşam olmasına az kaldı, eğer bir an önce şehre gitmezsek bu gece bu evde çok kötü şeyler olacak, kimse bu gece burada kalmasın.
  342. Burayı mesken edip ya oğlanı elinizden alacaklar yada oğlanı delirtip kendini öldürtecekler dedi. Bizimkiler bunu duyduğunda olayın ciddiyetinin farkına vardı ve hemen hazırlandık. Biz bizim arabaya bindik, hocalar da aynı geldiği gibi arabalara doluşup şehre gitmek üzere yola çıktık…
  343. Damadının evine geldik, kapıyı bize damadın annesi açtı. İçeri girdik, hoca anlatmaya başladı. Hiç bir şey başlamamışken, biz normal hayatımıza devam ederken İstanbul’dan babama okunmak için gelen kadın şerlilerin esiri olmuş. Ama bu şerliler güçsüzlermiş. Babam okuduğu zaman daha fazla onun etrafında barına mayıp onu terk etmişler. (Buna cin sıçraması deniyormuş)
  344. Evde cinler sıçradığında bir yere sığınırlarmış. O kadını sahiplenen şerli de sığınmak için tuvaleti seçmiş. (Cinler; tuvalet, banyo, harabe yıkık yerler,pis çöplükler vs. vs.. ) gibi yerlerde yaşarlar. Şerli varlık bizim tuvalete sığınmış ve diğer ailesinden olan şerlilerden yardım istemiş. Diğerleri de tuvaletteyken ben tuvalete gidip ayakta çişimi yapmışım.
  345. Bunları bana hoca anlattı. Çişimi yapmaya gittiğimi hatırlıyorum. O an bana zaten bir tuhaflık olmuştu ama böyle bir şeyi düşünmediğim için sonradan anlatıldığında kafama dank etmişti. Hoca, bana oku rken bu durumu anlamış. Fakat bana musallat olan şerlilerden beni kurtarmak yerine, kendi başına musallat olan şerlileri de bana musallat edip kendisi kurtulup kaçmak istemiş.
  346. Hoca zaten babam onu çağırdığında hazırlıklı gelmiş. Olayların bir kısmı çorap söküğü gibi gelmişti. O yumurtalar, bez bebek ve Muskalar; bunların hepsi, hocaya musallat olan şerlileri bana musallat etmek için yapılmış büyünün parçasıymış. Peki neden bana o yumurtaları taşıttı, neden sabunlarla beni korkuttu bunları anlatması için ona baskı yaptık.
  347. Hocaya musallat olan şerliler zamanla hocaya hükmetmeye başlamış, hoca şerlilerin oyuncağı haline gelmiş. Yumurtaları bize taşıtmış ki, yumurtaları düşürüp kırsaydım, hocada ki şerliler bana musallat olacaktı ve sabun eriyene kadar bende eriyecektir. Ve sabun eriyince şerlilerde kalmayacaktı ve bende… Oyuncak bebeği ise, başka bir hainliğin planı imiş… Bunları bize anlatırken yüzü bile kızarmadı, biz hayretle onu izledik. Artık tek istediğimiz sadece bizi kurtarıp normal hayatımıza dönmekti… Peki ya cadı kadına neden götürmüştü bizi? Aslında hayat hikayem buradan sonra başlayacaktı…
  348. Hoca yaptığı büyülerden sonuç alamayınca, yapacak bir şey bulamamıştı. Yumurtaları kendisi kırıp sabunu da kendisi açmıştı. Amacı bana korku vermekti bu safhada, bunu zaten en baştan başarmıştı. Ona, bizi cadı kadına neden götürdüğünü sorduğumuzda ise; kendisi işin içinden çıkamayınca bizi oraya götürdüğünü, cadı kadınla da iş birliği içinde olduğunu, bana içerdiği o zıkkım sayesinde; artık benim şerlilerden oluşan bir toplulukla başımın belaya girdiğimi söylüyordu.
  349. Hoca beni bu durumdan kurtaracağını söyledi. Ama gözlerinde nefret vardı. Bana bunca kötülüğü yaptıktan sonra, pişman olmuş gibi bir ifade yoktu gözlerinde. Sanırım bende, şerliler bana musallat olunca; onlardan hem korkum azalmış, hem de insanla rın aklından geçebilenlerini hissetme gibi bir yetenek ortaya çıkmıştı. Gözlerine bakıp, aklından geçeni görebiliyordum sanki.
  350. Hoca, zaman kaybetmeden cadı kadının yanına gitmemiz gerektiğini söyledi. Kalktık cadı kadının köyüne doğru yola çıktık ama gece oluyordu. Gece oraya gitmek hiç istemiyordum. İçimde hem bir korku vardı hem de oldukça derin bir şüphe…. Kadının köyüne geldik. Arabayı yol kenarına çektik ve yürümemiz gereken patika yola koyulduk. En arkada babam geliyordu, önünde ben, önümde ananem, annem ve dedem, önde damat, onunda önünde de hoca vardı. Yol karanlık olduğu için biraz zor ilerliyorduk. Hafif bir ay ışığı ile yolumuza devam ettik.
  351. Önümüzdeki virajı döndüğümüzde kadının evi karşımızda olacaktı. ilerlemeye devam ettik. Aklıma oradan son döndüğümüz zaman arkama baktığımda gördüğüm şeyler geldi. Tam o sırada virajı döndüm ve… Aynı şekilde tel örgülerin kazıklarında ışıklar yanıyordu. Bunlar gündüz gittiğimizde gördüğümüz kurumaya bırakılmış karga ölüleriydi. Onlar ışık vazifesi görüyordu. Kadının evinde sap sarı ışıkları yanıyordu. Sanki ışıklar dışarı fışkırıyordu, pencere önlerinde kısa çizgiler halinde ışık süzmeleri oluyordu.
  352. Bunları sadece ben değil hepimiz gördük. Ama kimseden çıt çıkmadı. Kazıkların yanından geçtiğimiz zaman gördüklerim beni hayrete düşürdü. Bunlar filmlerdeki cadıların büyü yapıp bir şeyler gördüğü fanusların aynısıydı ama içlerinde ışıklar yanıyordu. Yavaş yavaş eve doğru ilerlemeye devam ettik. Kadının evine ya kınlaştığımızda inceden bir davul sesi duymaya başladık. Daha fazla yaklaştığımızda da davulun sesi artıyordu ama benden başka kimse duymuyordu sanki o sesi.
  353. Tam evi görme açısına yaklaştığımızda, evdeki tüm ışıklar söndü, davul sesi durdu. Kazık başlarındaki ışıklara dönüp baktım, onlarda sönmüştü. Sadece ay ışığı ile aydınlanıyordu her yer. Korkmaya başladık, herkesin ağzından mırıldanma duyuyordum, dua okuyorlardı galiba. Hoca kadına adı ile seslendi, bakan olmadı.
  354. Ben hemen nasıl bir cesaret ise küçük penceresinden baktım. İçeride LÖKÜS (küçük piknik tüpü ile yanan gaz lambası) yanıyordu. Löküsü tutma yerinden tavana asmış kendisi yerde bağdaş kurmuş oturuyordu, başını yere eğmiş sanki ritüel yapıyor gibiydi. Hoca yanıma geldi oda görüp cama tıkladı. Kadın yavaş yavaş kafayı kaldırıp bize öyle bir baktı ki… Gözleri kedi gözü gibiydi. Bizimki gibi göz bebeği yuvarlak değil, yukarıdan aşağı uzun ince sap sarı gözleri vardı.
  355. Bize doğru keskin bir bakış attı, kadının tipi resmen kedi gibiydi. İlk geldiğimizdeki yaşlı yüzü olan kadın değildi bu, resmen yüzü gencecik ama kediye benzeyen gözleri ve yüzü vardı. adın bizi görünce ayağa kalktı. Tavana uzantı, tavanı zaten çok alçaktı. Tüpü alttan iteklediğinde üsteki tutma yerinden çıktı ve löküs ile salondan kapımızı açmaya geldi. Tahta kapıyı yavaş yavaş açtı ve iğrenç bir ses tonu ile; hoş geldiniz, gecenin bu saatinde hayır mı şer mi dedi.
  356. Dedem lafa girdi büyük olarak arka taraflardan, Hayır mı şer mi onu sen söyleyeceksin dedi. Kadın elindeki löküsü havaya kaldırıp dedemin yüzünü görmeye çalıştı. O ara bende yüzüne daha net baktım ve 0 sarı sarı parıldayan kedigözü gitmiş normal bir insan gözü ve yüzü ile açmıştı bize kapıyı. Kadın bizi içeri davet etti. Dedem sen dışarı gel ışığını al da dedi.
  357. Hoca söze girip, dışarıda konuşulmaz bu, içeri girip konuşalım dedi. İçeri girdiğimizde kadın löküsü tavana asmak isterken hoca elinden alıp tavana astı. Oda apaydınlık oldu ve hemen evde piriz var mı diye baktım. Evde ne bir piriz vardı ne de tavanda bir ampul…. Bu evde elektrik tesisatı bile yoktu. Peki o evden nasıl ışıklar fışkırıyordu? Nasıl kazık başlarında fanuslar yanıyordu? Aklımı kaçırmak üzereydim. Bunlar sadece benim mi dikkatimi çekiyordu. Artık fena halde korkmaya başlamıştım.
  358. Hoca ile kadın, sanki işaretleşir gibi bakışıp duruyorlardı. Kimse laf açmadı. Biz ailecek döşekte oturduk. Hoca ve damadı yerdeki mindere, kadın ise bizim sağ tarafımızda ki sandalye ye oturmuştu. Benim etrafı izlediğimi görünce; Evimizde elektrik yok sizin gibi, yaşlı ve dul kadının neyi olur ki zaten dedi. O an, camdan dışarı çıkan ışıklar neydi diye sormak geldi aklıma ama korkuyordum. Hala orada bile nasıl bulunacak kadar zorda kalmışız anlayamıyorum.
  359. Sonunda hoca lafa başladı. Ben böyle bir hata yaptım, bu delikanlının da başını belaya soktum, bir gaflete kapıldım. Bizi anca sen kurtarırsın dedi. Kadın dişsiz ağzı ile dudaklarını birleştirerek gülmeye başladı. İnanın bana böyle bir gülme olamaz. Resmen cadı gülmesiydi bu, sesi kulak tırmalıyordu zaten kadının, gülmesi ayrı bir bela çıkmıştı. Biz kadının böyle gülmesine şaşırmıştık. Kadının bir şaşılmadık gülmesi kalmıştı zaten.
  360. Evinde pis bir koku vardı. Sanki ceset kokusu gibi kokuyordu. Sanırım yine karga ölülerinden kendine koleksiyon yapıyordu. Kadına bu sefer nasıl güvenebilirdim gerçekten bilmiyorum. Belki de sadece güvenmek zorunda olduğum için güveniyordum. Ayağa doğruldu, iki büklüm yürüyerek başka bir odaya gitti. Oda kapkaranlıktı, çünkü löküs bizim oturduğumuz odada yanıyordu. Nasıl bulduysa içeriden, kalınlığı 15 santime ya kın kara kaplı, üzerinde tuhaf motifleri olan, odaya girdiğinde kasvet saçan bir kitapla geri geldi.
  361. Kitabın ne olduğu belli değildi, tavana asılı duran löküsü indirmemizi istedi. Hoca indirip önüne koydu. Önüne, oturduğumuz yerin yan tarafından bir ahşap sini altlığı çıkardı ve kitabı üzerine koydu. Beni yanına çağırdı. Elimi masanın (Sini atlığı) üzerine koymamı ve dediklerini tekrar etmemi istedi. Kulak tırmalayan sesi ile birkaç bir şey söyledikten sonra bende aynı şeyleri söyledim.
  362. Söyledikçe mumların ışıkları arttı. Elini elimin üzerine koydu. 0 okudukça ve ben tekrar ettikçe sanki elimin üzerini onun avuç içi yakıyor hissine kapıldım. Mumların ateşi de yükselince, aklıma eskiden de o mumların başıma bela açtığı gelmişti, o yüzden korkup elimi çektim. Elimi çektiğim için bana kızdı. Gözlerinin içi ateş saçıyordu resmen… Bunu görünce, insan olduğundan şüphe etmiştim. Korkuyordum ama insan çaresiz kalınca başka bir şey düşünemiyor demek ki.
  363. Bu ikilemde olduğum için tekrardan başladık aynı şeyleri yapmaya. Uzun birsüre kadın gözlerime baktı, sanki beni büyülüyordu, ne derse yapacak kıvama gelmiştim. Odanın içi kasvet doluydu…. Kadın elini diline sürüp mumu söndürdü. Çok zor bir imtihandan geçiyorsun, bunlar sana iki seçenek sunuyorlar dedi. Ne seçeneği dedim. Ya bu cinlerden biri ile evleneceksin, ya da seni öldürecekler dedi. Bunu duyunca o kadar gerildim ki.. Ne evlenmesi öyle şey mi olur, bu ne saçmalık, beni bu hallere siz soktunuz. Şimdide benimle oyun mu oynuyorsunuz dedim.
  364. Öylesine sinirlenmiştim ki. Ben sizi öldürmeden onlar beni öldürseler iyi olur dedim, kadına bakarak. Annem, babam, dedem, ananem hiç ama hiç birinden çıt çıkmıyordu. Onlar sanki odada yoklardı. Bedenleri karşımdaydı ama kendileri adeta put gibi duruyorlardı. Ba ba dedim ses yok… Dede dedim yine ses yok… Sonra kadın seni duyamazlar dedi. Kadın onlara ne yapmıştı bilmiyorum. Kalktım babamı salladım, babam uyuyordu resmen ama otururken hepsi nasıl uyuyabilirdi.
  365. O anda kadının söndürdüğü mum tekrardan yandı. Hoca ve damadı ayağa kalktı dışarı çıktılar. Gidiyorlardı. Nereye gidiyorsunuz dedim cevap bile vermediler. Kapıdan çıktılar, peşlerinden koştum. Bir baktım ki çitlerin başlarında ki kargalar, yeniden fanus gibi ışık saçıyordu. Arkamı döndüm evin içi ap aydınlıktı. Aman Allah’ım ne oluyor dedim, aklımı kaybedecektim.
  366. Ailem içerideydi, kaçamazdım. Onları bırakıp gidemezdim. Mecbur geri dönmem gerekiyordu. Şerefsizler bizi tekrardan tuzağa düşürmüşlerdi. Sanki yarım kalan bir işini bitirmek için geri gelmişti hoca. Ama şimdi bırakıp kaçtı. Bunların hepsi bir oyunmuş. Artık yalnız başıma kalmıştım.
  367. Aklımı kaybedecektim, ailem oradaydı. Evden çıkan ışıklar öylesine yoğundu ki, evin camlarından sarı sarı ateş gibi fışkırıyordu. Artık yolun sonuna mı gelmiştim, bu gecenin hayatımın sonu gecesi miydi, buradan kurtuluşum yok muydu… Ne yapacağımı bilemedim. Eve doğru koştum, ilk geldiğimizdeki camdan baktım. Evde tavanda löküs yanıyordu. Annem, babam herkes oradaydı, aynı şekilde duruyorlardı.
  368. Hemen içeri girdim. Başları yere eğik gözleri kapalıydı, ama yaşadıklarına emindim. Sanki biri onları uyutuyor gibiydi. Evin içinde bağıra bağıra cadı kadını aradım. Löküsün olmadığı odalar zifiri karanlıktı, çıldırmamak mümkün değildi, böyle bir perişanlık ve imkansızlık olamazdı. Cadı kadın evde yoktu. Dışarı bakmaya çıkacakken bir anda dışarıda ayrı bir ışıkyandığını fark ettim.
  369. Yandan vuran ışık eşliğinde belirli bir eksen etrafında dönen, binlerce mahluk gölgesi vardı. Onu gördüğümde bayılacak gibi oldum. Kaçmam gerekiyordu ama ailemi bırakıp kaçamıyordum. Aklıma dua etmekten başka çare gelmedi. Dua ederek annemlerin yanına koştum. O ara mutfağın içi camından da bana bakan üst üste yığılmış kırmızı gözleri gördüm. Gözlerini bana dikmişlerdi. Durumu an ve an yaşıyordum. Bilinç bulanıklığım dahi yoktu bu olanlara rağmen. Arkama bir döndüm bu sefer annemlerin oturduğu küçük pencerenin arkasında da diğerlerinden daha irice olan 2 çift göz gördüm. Bana doğru bakarken gözlerindeki ateş dalgalanıyordu.
  370. O ateşin içinde kendimi gördüm. Bana nasıl birşey yaptılarsa bayılamıyordum bile korkudan. Artık kendimden bile geçtim ailemi düşünüyordum…. Kafamı tam çevirdim kapı tarafına… Pencereden bakan 2 çift göz karşımdaydı. Ama o bir insan suretine bürünmüştü. Çirkin bir yüzü vardı, gözlerindeki ateş aynen devam ediyordu. Boyu 1.90 darı fazlaydı. Boynu çok uzundu. Ayaklarının önünde topuklar vardı, aynı şekilde bacaklarında da kıvrımları vardı.
  371. Beni resmen almaya gelmiş gibi kolları yana hafif açık şekilde karşımda duruyordu. O an hıçkıra hıçkıra An neeee Ba baaaaa Dedeeeeeee diye bağırdım.. Onlar hiç kıpırdamıyorlardı bile, sadece nefes aldıkları belli oluyordu. O anda o mahluk konuşmaya başladı LEN YASTATİİ AHAD AN YUNKİZAK (Seni kimse kurtaramaz) Ben yine anne baba diye bağırdım. Karşımdaki mahluk üzerime doğru bir adım attı. O anda annemlerin arkasındaki pencerede cadı kadını gördüm. Üzerinde sim siyah boydan giydiği bir kıyafet vardı. Bu anların hazırlığını yapmış gibiydi. Eğildi pencereden dişsiz ağzı ile bir gülüyordu.
  372. Mahluk bana daha çok yaklaştı, ağzımın dibine kadar geldi ve şu sözü söyledi. LEN YAKU NA SARABAN HAZiHi ALMARRA (Bu sefer rüya değil) Bu zamana kadar rüyalarımda da gerçeklerim de de bulunan, beni her an gözetleyen ve en savunmasız anlarımda beni hayattan koparan mahluk karşımdaydı ve birbirimize bakıyorduk…
  373. O anda karşımda dikilirken onunla gelmemi istedi dışarıya. Ben de bağırdım çağırdım. Ne dediğimi hatırlamıyorum. Çok tuhaf bir şekilde ses tonu değişti. Beni etkisi altına alan açıklayamayacağım ama kulak çınlatan bir ses tonu ile 3 defa… iza rafazta ni sa usbiho asirak, iza rafazta ni sa usbiho asirak, iza rafazta ni sa usbiho asirak, (itiraz edersen esirimiz olacaksın ) diyerek beni tehdit ediyordu.
  374. Bunların hepsi olurken bilincim yerindeydi, rüya değildi, zaten o şerli de bana rüya olmadığını söylemişti. Beni hareketsiz hale getirdi bakışları ile ve sırt tarafımdan kollarımı arkaya çevirerek beni sırtlayıp dışarı götürdü. Dışarı çıktığımda binlerce şerlinin arasından geçtik. Beni tersten sırtladığı için geriye bakarak görüyordum. Sarı ışıklı bir yoldan geçiyorduk. En kötüsü ise, bu anlarda asla bilincimi kaybetmedim, sanki olayı an ve an yaşamamı istiyorlardı.
  375. Biraz beni sırtında taşıdı ve davul sesleri yüksele yü ksele ilerlemeye devam ettik. Beni sırtından yere attı hemen arkamı döndüm ve… Olmaz, olamaz. Burası rüyamda gördüğüm dere kenarıydı. Beni tamda rüyamda onları izlediğim yerde yere bırakmıştı. Derenin kenarında fındık ağacına takılı, sarı uzun bir ampul vardı, sadece o ışık altında halka halinde dönen şerliler, tıpkı rüyamda ki gibi beni gördüler. Işık hızı ile etrafımı çevirdiler ve beni kalabalıkla birlikte sürüklediler.
  376. İleride arkası dönük çarşaflı bir kadın vardı. Vücudu diğerlerinden farklı, şekil itibariyle insana benziyordu. Çarşaflıydı, hatlarını çok ayırt edemiyordum, sarı ışıkta çok aydınlatmıyordu. Çarşaflı arkasını döndüğünde, karşımda dünya güzeli bir kız vardı sanki. Yüzü o kadar temiz ve pırıl pırıldı ki, beni ona getirdiklerini bilseydim belkide ben kendim gelirdim. Kızın yanına doğru yaklaştım. Gerçekten çok güzeldi. Bakışları bile o kadar güzeldi ki, bu dünyaya ait değildi.
  377. Büyülenmişim, mühürlenmişim halbuki. Beni öldürmek isterken, neden evlendirdiklerine akıl sır erdiremiyordum. Davul yoktu ama nedense şiddetli bir davul sesi vardı. Ayakları ters varlıklar, başları yere bakarak, etrafımızda 3 halka oluşturmuş dönüyorlardı. Ben ona ismini sormak istedim, ama farklı bir boyut ve alemde olduğum için Arapça konuşuyordum nasıl oluyorsa.
  378. Bilincim açıktı ve de korkmuyordum. Büyülenmiştim ve etrafımdaki mahluklardan çok, ilgimi karşımda ki güzeller güzeli çekiyordu. Ona bakıp Ma ismuk? (Adın ne?) dedim. Zuzumbile dedi. Bu isim, onun ağzından o kadar güzel gelmişti ki bana, ilk defa böyle güzel bir ses tonu ile okunduğunda çok anlamsız gelen bir isim, sanki var oluşta ki en güzel isim gibi gelmişti.
  379. Bu duygularımla dalga geçebilir, ya da inanmıyor olabilirsiniz. nsan büyülendiğinde kendisinin farkında olsa da yaşam amacının farkında olmuyor. Bir düğünün içindeydim ama bundan daha fazla bir şey hatırlamıyorum. Ver her şey bitmiş, sabah olmuştu. Sabah Ailem kendini çok eski yıkık dökük, kullanılmayan, çatısı dahi olmayan bir evde bulmuşlar. Bu evin, cadının evi olduğu belliydi. Ama nasıl olur da ev bu hale gelir…
  380. Hemen dışarıya çıkıp beni aramaya başlamışlar. Ben ise o derenin kenarında uyuyormuşum. 0 rüyasını gördüğüm düğünün olduğu dere, cadının evinin yan tarafındaki dereymiş… Beni uyandırdılar. Aklım dün gecede kalmış olacak ki hemen zuzumbileyi aradı gözlerim. Fakat gündüz olmuştu, içimde bir agresiflik vardı. Dedem ve babam olanları sordu, ben de anlattım. Dedem yere diz çöktü ağlamaya başladı. Oğlanı kaybettik diyordu. Koca adam hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Annem babam ise donmuşlardı resmen, olanların hala farkına varamamışlardı.
  381. Ben ise onlara sinirliydim. Nedense içimde onlara karşı bir sinir vardı ama o zamanlar şerliler tarafından tamamen ele geçirildiğimi bilmiyordum. Bahçeden patika yoldan yürüyerek çıktık. Evin önüne geldik. Ev bahsettiğim gibi harabe yıkık dökük hale gelmişti. Sanki o bölge şerliler tarafından ele geçirilmiş bir bölgeydi ve sanki onların sınırını geçtiğimizde boyut değiştirip, bambaşka bir yere geliyorduk.
  382. Dedem hemen buradan çıkalım burası sahipli dedi… Fakat bilmiyordu ki artık bende tamamen sahipli biri olmuştum. Oradan şarkın şaşkın çıktık. Ben oradan ayrılırken, sanki evimden uzaklaşıyor gibiydim. Sanki buraya aittim.
  383. Çitlerin yanından geçip patika yoldan arabaya ulaşmaya çalıştık. Geçerken gördüğüm, patika yoldaki çitlerde karga ölüleri duruyordu hala, o an arkama baktım ev hala terk edilmiş harabe olarak duruyordu. Arabaya vardık, babam kullanmaya başladı, hemen apar topar eve dönüyorduk ama kimsenin bir fikri yoktu. Bundan sonra ne yapacaklardı bilmiyordum. Ama ben artık ne korku ne endişe duyuyor, ne de eve dönmek istiyordum. Sanırım ben oraya ait olmuştum.
  384. Eve gelmiştik. Yolda kimsenin ağzını bıçak açmadı. Bende onlara dün neler olduğunu hatırlayıp hatırlamadıklarını sordum. Dün onlar sadece eve geldiğimizi hatırlıyoruz, bizi seni alabilmek için uyutmuşlar dedi. Bende onlara nasıl uyuduklarını söyledim. Kısacası onlar hiçbir şey görmemişlerdi. Aklım cadı kadının nerede olduğundaydı. 0 bir insan mıydı yoksa şerli miydi?
  385. Hoca ve damadı neredeydi. Bizi tekrardan neden bu duruma düşürmüşlerdi. Ben bundan sonra ne yapacaktım. Ben artık bir cin ile evliydim. Bunları neden ben yaşıyordum. Her şey aklımı kurcalıyordu, işi içinden çıkamıyordum. Artık hacı hoca ile bu amansız yolda bir yere varacağıma inanmıyordum. Eve akşam üstü vardık. Daha akşam ezanı okunmamıştı. Büyük ananemi kızının yanına bıraktık. Büyük dedem bizimle köye gelmek istedi. Köye geldik. Eve geçtikten sonra namaz vakti yaklaşmıştı. Babam ve dedem camiye gidiyorlardı, beni de çağırdılar.
  386. İçimden gitmek gelmedi, sanki beni bir şey engelliyordu. Dur diyordu içimdeki… Ba bamlarla gitmedim camiye. Annem evdeydi ben kapının önündeki deponun üzerine çıkıp oturuyordum. Hava soğuktu ama ben atlet ile çıktım dışarı, vücudum yanıyordu sanki.. Akşam ezanı okunuyordu. Ezanı biter bitmez etraftaki bahçelerde ve mezarlıkta bir hareketlilik başladı. Sanki insanlar oradan akın akın geliyorlardı.
  387. Bu saatte yüzlerce insan bahçelerde ve mezarlıklarda olamazdı. Bana bakarak yanıma yaklaştılar. Ayakları ters, topukları ön tarafa dönük yürümeye devam ettiler. Korkmuyordum, istifimi bile bozmadım. Gözlerim zuzumbileyi aradı, onu göremedim. Hepsi etrafımı çevirdiler. Yüzleri ve vücutları aynı insan ama ayaklar tersti.
  388. Sonunda öğrenmiştim ki; her kılığa girerler ama insan kılığında ayakları ters oluyormuş. En çokta kedi kılığında dolandıklarını söylediler. Onlar kendı’ boyutlarında iken de kediler onları görebiliyor. Bir kedi bir noktaya odaklanıp boş boş dikkat kesilip bakıyorsa, oradan uzak durun… Bunları bana daha sonra anlatmışlardı. Etrafım şerlilerle doldu fakat bana bir şey yapmıyorlardı. Ortalık onlarla kaynıyordu, her tarafta onlar vardı.
  389. Bunları yaşamadan önce eski insanlar; akşam ezanından önce evde olacaksın, yada gece on yatağa kon gibi laflar derlerdi. Anladım ki gündüzler bizim, geceler onlarınmış. Artık Gündüz insanlar aleminde, gece ise cinler aleminde yaşamaya mahkum bir hayat yaşayacaktım.
  390. Ayağa kalktım. Ben kalktığımda hemen yolu açtılar. Bana saygı duyuyor gibiydiler. Peki beni düne kadar öldürecek olan bu şerliler, neden beni korkutmamak için insan sureti ile gelip, birde bana saygı duyarcasına insani hareketler sergiliyorlardı? Kafamda her geçen saniye farklı ve bambaşka sorular oluşuyordu. İçimden onların gitmesini istedim ve kalabalık bir anda yok oldu. Şaşırmıştım…
  391. Eve gittim, babam ve dedem hala camideydi. Annemle oturduk, annem hep iyi misin, iyi misin deyip durdu. Bende dışarıda olanlardan hiç bahsetmedim. Korkum yoktu artık, olanlara alışmış mıydım, yada artık bu evlilik sayesinde onların gözünde bir statüye mi girdim bilmiyordum. Gece dedem ve babam bana sürekli okudular. Babam hocayı ve damadını, 2. Kazığından dolayı çok sefer aradı, ama hiçbir aramamızda ulaşamadık.
  392. Gece olduğunda beni uyutmak istemediler. Gündüz uyu, gece uyursan yine onları göreceksin diye beni uyutmamaya çalıştılar. Ben artık onları görmekten korkmuyordum. Zaten beni korkutacak surette gelmiyorlardı. Ama unuttuğum bir şey vardı ki, o gece kafamda artık bir şeyler yerine oturacaktı, ama gördüklerim, kapılacağım gafletinde fitilini ateşleyen olay olacaktı. 0 gece uykumun çok olduğunu söyledim. Zaten bana birşey yapmak isteseler sizi yine uyuturlar dedim.
  393. Benim korkmadığımı anlamışlardı. Söylediklerimde mantıksız değildi. O gece annemle ben yerde, dedem ile babamda karşılıklı iki koltukta yattılar. Uyudum. Gece nasıl uyudum bilmiyorum, Günlerin yorgunluğu idi belki de… Gece bir ses ile uyandım. Adımla seslendiler. Yatakta doğruldum, Karşımda pencere vardı. Burası yattığım yer değildi. Ben yatak odasında uyanmıştım.
  394. Pencerenin önüne ilk gördüğüm şerliler vardı. Bana neden insan suretinde görünmediler anlamadım. Beni korkutmaya çalışıyorlardı. Gözleri ateş saçıyor ve çok sinirli bir surat ifadeleri vardı. Korkmuyordum yine de, onca şeyden sonra bana korkunç gelmiyordu. O anda inanılmaz bir şey oldu. Akşam deponun üzerinde oturduğumda yanıma gelip sonra bana yol açan yüzlerce şerli bir anda oraya geldi.
  395. Karşımda duran ve beni korkutmaya çalışan 3 tane şerliyi kollarına girip ayakları yerden kesip bir şekilde camdan çıkıp gittiler. Beni korkutmak için gelenlerin acı çığlıkları hala kulaklarımdadır…. Odamda kalan ve insan suretinde olan bana döndü ve; Artık seni rahatsız edemeyecekler dedi. Onlar sizden değimli diye sordum. Onlar kabilesinden. Sen onların kabilesinden birilerinin ölmesine sebep olmuşsun. Onlar da sana ıstırap vererek seni esir etmek istiyorlardı. Artık bir daha gelemeyecekler dedi.
  396. Artık anlamıştım. Bana ilk başlarda hayatı zehir eden, benim nasıl olduysa öldürdüğüm 3 şerlinin geride kalan kabile üyelerinden gelen birkaç şerli varlıkmış. Bu son gelişleri onların ölmesine sebep olmuştu. Bunların yaşanması beni korkutmaya başladı. Bir gün beni de aynı şekilde alıp giderler korkusu sarmıştı her yanımı.
  397. Hemen kalkıp annemin yanına geri yattım. Korkum yoktu, sadece endişe içindeydim. Bu olanlardan kurtulmak istedim. Zuzumbile ile evli olmak artık doğru olmayan bir yoldu. Ama bundan nasıl kurtulabilirdim. Düşüncelere daldım, o şekilde uyumuşum. Sabah kalktığımda hiçbir olaydan bahsetmedim. Normal bir uyku olduğunu ve korkulacak bir şey olmadığını söyledim.
  398. Önümdeki yaklaşık 1 aylık bir dilim böyle geçti. Dedem köyüne gitmişti. Annem ve babam benim iyileştiğimi düşünmeye başlamıştı. 1 ay kadar birsüre hiç ama hiçbir olay yaşamadım. Bu yüzden de babam ne hocayı ne de damadını aramadı. Onlar o geceleri rüya, hayal meyal şeklinde hatırlıyorlardı. Gerçekten olduğunu bile tam kestiremiyorlardı. Zamanla siliniyordu sanki onlardan…
  399. Uzun birzaman sonra bir gün şehirdeydim. Akraba ziyaretlerine başlayacak kadar düzelmiştim. Bu ziyaretlerin gecesinde dışarıda dolanırken karanlık bir sokaktan geçiyordum. Gerçekten ıssız ve çok kullanılmayan bir yerdi. O dönemlerde dayımda kalıyordum ve şehirden birkaç arkadaş ile gece geç saatlere kadar geziyorduk. Gece saat 11 civarlarıydı. Uzun dar bir sokak vardır bulunduğum yerde. Tek başıma eve geri giderken, karşıdan birinin geldiğini gördüm.
  400. Karşı yoldan gelen uzun boylu, sağa sola sendeleyen, vücudu net görünse de yüzü görünmeyen bir varlık bana yaklaşıyordu. Onu insan sanmıştım. Bana gerçekten zarar verebileceğini, sendelediği için sarhoş olduğunu düşündüm. Yaklaştıkça ayaklarının ters olduğunu fark ettim. Durup bana bakmaya başladı. Niyeti iyi gibi değildi, ne amaçla karşıma çıktı hala bilmiyorum. Bana doğru bakıp bakıp en sonunda yok oldu.
  401. Bu olaydan sonra, benim peşimi bırakmadıklarını anladım. Ama ailem artık çok iyiydi. Onlarla bu konuları konuşup, asla onları üzmek istemedim. Bu yüzden de anlatmadım. Birkaç tane daha benzer olay yaşadıktan sonra artık bir şeyler yapmam gerektiğini anladım. Hala hazırda şerlilerden de korkmadığım için, o gece cadı kadının evinde yaşananları çözme fikri ile birkaç gün sonra babamdan arabayı alıp, cadı kadının evine yani hara beye gitmek üzere yola çıktım. Amacım neydi bilmiyorum. Belki de sadece orayı tekrar görmek istiyordum. Belki de şerliler fikirlerimi etkileyip beni oraya çağırıyorlardı.
  402. Yolda giderken köy yolunda heyelan oluşmuş, arabalar peş peşe dizilmişti. Heyelan olan yer köyün aşağı mahalleleriydi. Önümde 2-3 araba da yolun açılmasını bekliyordu. Bende bekledim, arkama da arabalar yığılınca oradan da çıkamadım mecbur bekliyordum yolun açılmasını. Çok uzun sürdü ama elimden bir şey gelmiyordu. Sonunda yol açıldı.
  403. Araba larla konvoy halinde biryere kadar gittik. Bir yerden sonra hiçbir araba yukarı yola çıkmadı. Zaten yol devam ediyor ama 0 kısımdan sonra çimenler bitmişti. Yani bu yolu kimse kullanmıyordu. Yukarıda da o ha raba evden başka hiçbir ev yoktu. Ben yu karı yola devam edince Arabalardaki herkes bana doğru şaşırmış ifade ile baktı. Diğer arabalar ise az geride ki aşağı yola sapıyorlardı. Yolda çok oyalandığım için akşam olması yakındı, hava zaten o zamanlarda erken kara rıyordu.
  404. Gelmişken geri dönemezdim, nasıl cesaret ettim aklım almıyor bu işi ama arabayı çekip patika yolu yürümeye başladım. Hava alaca karanlığa döndü. Ezan okunmaya başladı, içimi uçsuz bucaksız bir korku kapladı. O anda tam virajı döndüğümde birde ne göreyim! Tarlaların etrafındaki çitlerin başındaki kargalar yeniden ışıklı fanus olmuş. 0 en son yıkık olarak gördüğümüz cadı kadının evi tıpkı diğer geldiğimiz zamanki gibi ışıklar saçıyordu pencerelerinden…
  405. Evden çıkan ışıklar bana korkularımın boşa olmadığı gösterdi. Aylar önce burada yaşadıklarımı hayal meyal hatırlamaya başlamıştım. Sanki onca zaman normal hayata alışmış gibiydim. Işıkları görünce, Belki de bu gece bu yaptıklarımdan dolayı, beni evdeki şerliler, feci bir şekilde öldüreceklerdi.
  406. Kadının evine sessiz sessiz yaklaştım. Bu olayı çözmek istiyordum. Belki bir yol bulur her şeyden kurtulurum diye düşündüm. Evin kapısının yanında ki pencereden içeri baktım. Cadı kadın içerideydi. Yere bağdaş kurmuş, başı yerde, önünde onlarca mum yanıyor ve her mumun yanında bir çay bardağı ve içinde rengini tam anlayamadığım renkte, yarısına kadar dolu sıvılar vardı. Kadın bir ara kafasını kaldıracak gibi oldu. Hemen sırtımı duvara verdim saklandım. Beni görmediğinden emindim.
  407. Yere diz çöküp evin arkasına dolaşmak istedim. Zira evin yamaca bakan tarafında demiryoktu. İçeri girip kadını boğacaktım. 0 ara telefonum çalar belki, ses yapar diye telefonuma baktım ama hiç çekmiyordu. Yinede kapattım cebime attım. Şu yaptıklarımı anlatırken hala elim ayağım tı’trıyor. Evin dışı ahşaptı, tamamen dışında paralel çakılmış tahtalar vardı. (Karadenizli arkadaşlar yöresel evleri bilirler) onlara tutunarak camı kaldırıp içeri girdim.
  408. İçeri girdim ve birde baktım ki ben aslında dışarı çıkmışım. Yani direkt kapının önüne gelmişim. Bu imkansızdı. Aklımı kaçıraca ktım. Ben oradan içeri girip cadı kadının arkasından çıkacakken, aslında kadının bulunduğu odadan dışarı çıkıyormuşum. Bu bir ilizyon gibiydi. Çıktığım camdan içeri baktım. Kadın yine içeride aynı pozisyonda oturuyordu. Aman Allah’ım aklımı kaçıracaktım. Yere eğildim o anda aşağı doğru bakıyordum ve kazıkların başındaki ışıklı fanuslar sönmüştü. Hemen arkama döndüm ve alttan kafamı kaldırıp içeri bakacakken cadı kadın ile göz göze geldim…
  409. Kadın bana çok kötü bir şekilde baktı. Seni görmediğimi mi sanıyordun dedi. O an aslında başkaları tarafından gözlendiğimin farkına vardım. Gözlerim zuzumbileyi aradı. Göremedim, etrafta hiçbir şerli varlık yoktu. Cadı kadın beni içeri çağırdı, gel dedi. Kaçmaya yeltendim, o anda önümü kıvırcık saçlı, kulakları kıllı ve sivri, 3 kişi kesti. İkisinin boyu 150 cm yoktu ama birisi çok uzundu. Cadı kadın onlara bakışları ile bir şey söyledi. Resmen telepatik bir bağ kuruyorlardı, psişik bir iletişim yolları vardı. Uzun olan bana yaklaştı ve başka hiçbir şey hatırlamıyorum.
  410. Gözlümü cadı kadının evinde açtım. Gözümü açtığımda tavanda löküs yanıyordu. Tüpün altını gördüm, kafamı kaldırdım etrafımda kimse yoktu. O anda cadı kadını gördüm mutfağındaydı. Bayılmışım yerde yatıyordum, gözüm ile cadı kadına bakıyordum. Saçları bembeyazdı. Üzerinde ilk başta oraya geldiğimizde gördüğüm şal vardı. Kazanında bir şeyler çevirip duruyordu. Allah’ım nereye düştüm dedim, pişmanlığın zirvesindeydim.
  411. Buraya gelmek akıllı işi değildi. Bende zaten akıl kalmamıştı. Hala baygınmış gibi yattım. Cadı kadının beni görmesini istemedim uyanıkken. Kadın berbat sesi ile birşeyler okumaya başladı kazana doğru. Boğazında balgam varmış gibi derin gıcık ve yavaş—yavaş çıkan bir sesle okuyordu.
  412. Kaçmayı denesem yine yakalanacaktım. Bir an önce sa bah olmasını bekliyordum ama daha çok vardı. Hele ki annem ve babam meraktan ne hale gelmişlerdir. Bu düşünceler ile gözlerimden yaşlar döküldü. Çok zor bir durum ölürsem cenazem bile olmayacaktı beklide. Bu kadın beni yok ederdi. O zaman hıçkırma geldi. Ölüm korkusu tüm bedenimi sardı. Cadı kadın hıçkırığımı duydu ve gülerek yanıma yaklaştı. Yerden hemen doğruldum. Kalçamın üzerinde sürüne sürüne geri geri kaçmaya çalışıyordum.
  413. Beni bırak ben sana ne yaptım. Bana yaptığınız zulüm yeter diye bağırdım. 0 ara kadının tipi değişti. Gözleri fal taşı gibi açıldı. Sanki arkamda biri vardı ve ondan çok korkmuş gibiydi. Cadı kadın geri adım attı, ellerini havaya kaldırdı yüzünü korurcasına. O an arkama döndüğümde bir kez daha onu gördüm. Bu zuzumbilenin ta kendisiydi ve yanında ona eşlik eden hizmetkarları vardı. Zuzumbilenin yanındakiler kadını alıp iki kolundan tutup gittiler. Ayakları yerden kesip uçarak birkaç metre sürüklediler.
  414. Kadın resmen yalvardı ve durun durun dedi gözlerini bana dikip. Ölüm korkusu onu sarmıştı. Bende çok korktum. O an uykuya daldım yada bayıldım bilmiyorum. Çok enteresan inanması güç şeyler oluyordu. Bam başka bir yerdeydim. Bu gördüğüm mü rüyaydı yoksa diğer yaşadıklarım mı bilmiyorum. Rüyamda arkası dönük benimle konuşan biri vardı. Kim olduğunu bilmiyordum. Zuzumbilenin ta kendisiymiş. Bunu daha sonra anladım. Onu (cadıyı) öldürüp öldürmeme isteği benim elimdeymiş.
  415. Ben nasıl böyle bir vebali üzerime alırım dedim. O zaman hakkını al dedi. Çat uyandım. Karşımda cadı kadın; Etrafında 2 şerli kollarından tutup gerdirmişti. Cadı kadının bir anda sureti değişti. Karşımda o kadar çirkin kadar korkunç ve o kadar pis kokulu bir şey vardı ki. Çürümüş et kokuyordu. iğrençti… Bir anda ağzından her şey dökülmeye başladı. Her şeyi zaman anladım. Hoca zamanında kendi şerlilerini benim üzerime yıkmış. 0 şerlilerden biriside, bu cadı kadın dediğimiz, insan kılığında gezen mahlukmuş.
  416. Hoca, bu mahlukla evlenmeye zorlanmış. Sonra bir şekilde Hoca, cadı kadından kurtulmayı hedeflemiş. Daha önceden kurtulsa da Cadı kadının emrindeki şerlilerden kurtulamamış. Son geldiğimizde ise Cadının hoca ya gönderdiği şerlileri oraya getirip bir bardak ile tek tek yakalayıp Onları giderken yakmış. Bu nasıl olmuş inanın bilmiyorum. Ateşten yaratılan bir varlığı ateş nasıl yakar?
  417. Hoca böylelikle kendini kurtarmış ve bana bıraktığı mahlukların içinde zuzumbile ve onun, Ka bilesine bağlı bir kolu varmış. O an anladım ki ben kabile de çok bilinen bir cin ile evlenmişim. Cadı kadın beni bırakın dedi. Bende, beni yaktığınız gibi yanın dedim ve o şerli orada yanmaya başladı… Yok oldu. Benim emrimdeymiş gibi dediğimi uyguladılar.
  418. Cadı kadın öldü. Ben oradan apar topar çıktım. Hem bir korku hem de saçma sapan bir güven vardı içimde. Sanki her istediğimi yaptırabilecek ve istediğime güzel dersler verebileceğimi düşünmeye başlamıştım. Evden çıktığımda hemen patika yola doğru dönüp baktım. Işıklar hala duruyordu. Birkaç adım attıktan sonra çitlerin başında ki fanuslar söndü. Arkama eve baktım evin ışıkları da tamamen söndü.
  419. 0 kadar karanlığın içinde kaldım ve adım atamaz hale geldim. Hava kapalıydı ve orada tek bir ışık bile yoktu, derken önümde yeşil bir bulutsu belirdi. Sanki bana rehberlik edecekmiş gibi… İnsan korkmuyor zaman, birileri seni koruyor ve seviyor. Çok güzel bir şey kelime olarak… Ama beni seven bir insan değildi ve bu yaşananlar aslında bendeki olacak değişimin fitilini de ateşleyip, beni gaflet dolu yıllar yaşamaya itecek olan olayların sadece başlangıcıydı.
  420. Arabanın yanına kadar bana eşlik etti bu bulutsu varlık. Arabaya bindim telefonumu açtım ve birkaç dakika sonra babam çıldırmış gibi aradı. Haksız değildi habersiz bir şeyler yapmaya kalkmıştım. Hemen eve varınca sorguya çektiler. Olanları anlattım fakat benim emrimde olan şerlilerden bahsetmedim. Bu aslında içten içe hoşuma giden ama o zamanlar sadece hoşuma gitmesi ile kalıp ilerisini düşünmediğim bir olaydı.
  421. Ertesi gün cadı kadının anlattıkları ışığında hoca ya bir ders vermek istedim. Eskiden hocanın bana bıraktığı kağıda yazdığı şey, bana okutmaya çalışıp ta ilk başta okuyamadığım not, aslında o kabileyi çağırmam için yapılmış olan bir nottu.
  422. Bu hocanın aklına gelir miydi bilmemem ama bu sefer bunu hocaya ızdırap vermek, emrimdeki şerlileri çağırmak için kullanacaktım. 0 gün akşama kadar nasıl yapacağımı tasarladım. Herkes yattığında kilere geçtim, kapının arkasına havlu koydum ve camlı bölümleri kapattım. Mumları yaktım. Onlardan küçük bir yıldız oluşturacak şekilde dizdim. Okumaya çalıştığım Kağıdımın aynısını yazıp onu suyun içine koydum. Diğer kağıdı da elimde okumak için aldım. Mumları yaktım ve okumaya başladım.
  423. Ezhare cinin leştaur… Fe gayba rasasi şer-i zuzula… Mumlar alevlenmeye başladı ve duvarda gölgeler oluşuyordu. Yıldız şeklinin en başında ki mum aşırı bir ateş çıkardı ve sanki zippo çakmakları düşünün, onun gibi hızlı bir ateş ve 20 santime ulaştı boyu. Mum tamamen eridi. Karşıma zuzula kabilesinden 4 kişi geldi ve benden ne istersem yapacaklarını ve kendilerinin bana sadık hizmetkarlar olarak kalacağından bahsettiler.
  424. İnsan oğlu çok büyük gaflete kapılıyor. Kimse ama kimsenin başına böyle bir iş gelmesin. İlk isteğim, hoca bana yaptıklarının cezasını bulsun demek oldu. Şu an bu beklide hayatımdaki en büyük pişmanlıklarımdan birisidir ki o lafı söyledim. Hoca o gecenin sabahında yataktan kalktığında karnı davul gibi şişmiş. Çatlayacakmış.
  425. Bildiğiniz karnı iğne soksan patlayacak büyüklüğe ulaşmış. Tabi o bu olayları bilmiyor beni esir oldu sanıyormuş lakin olayların tam tersi olduğunu tahmin etmesi karının şişmesi ile ona sinyali vermişti. Birkaç gün sonra kapımızın önüne hocanın damadı gelmiş. Ben 0 sıra neredeydim tam hatırlamıyorum ama sanırım köy işleri vs. uğraşıyordum. Hangi yüzle geldi ise benimle görüşmek istemiş. Annem ve babam da beni bu dertlerden kurtuldu diye tahmin ettikleri için, oğlanın başını yine derde koyacaklar sanıp damadı oradan def etmişler.
  426. Damadın geldiğini babamlar, ben eve geldiğimde söylemişlerdi. Ama hala ben anlamamıştım neden geldiğini, belki de hoca öldü ve bundan beni sorumlu tutacaklar diye şüphe gelmişti aklıma, gerçekten suçlu hissedip korkmaya başlamıştım. Ertesi gün ben evdeydim. Dışarıdan biri seslendi. Babam ca mideydi belki de biri babamı sormak için geldi sanmıştım. Genelde kapıya vurmak yerine hocaaa hoop evde misin gibi çağırmayı tercih ederlerdi.
  427. Camdan dışarı baktım, damat gelmiş, az aşağıda ise arabası görünüyor içinde şip şişman biri var sığamamış belliydi. Çıktım dışarı korktum gerçekten başım derde girecek sandım ama kanuni olarak bir şey olamazdı ki. Orta da fiil yoktu bir kere. Çıktım anlamazdan geldim ne oldu falan. Damat, hocanın şişti dedi. Araba ya inip baktım bildiğin balon olmuş adam, kilo alma gibi değil, sadece karnı şişmişti.
  428. Arabanın yanına gittim, adam ne hale gelmiş. Karnı davul gibi olmuş. ilk gördüğümde üzüldüm aslında. Belki en büyük düşmanımdı ama Allah düşmanımı başına bile vermesin diyeceğim olaylardan biri olduğun sonradan anladım. Şişliği bir süre sonra iner sanıyordum. Meğerse arabaya bindiğinde daha inikmiş. Her geçen zaman onun aleyhine işliyormuş. Bu büyü kalkmazsa çatlayıp ölecekmiş. Gözlerime öyle bir baktı ki, konuşamıyordu. Dili dişi kilitlenmişti. Ne yalan söyleyim acıdım, lakin olayı benim emrim ile yaptırdığım düşüncesi gaflete daha da kalıpmama neden oluyordu. Belki çatlasın desem o an çatlayacaktı.
  429. Kulağa ilk düşündüğünüzde bile hoş geliyor. Bana da öyle gelmişti. Hoca Bakışları ile bana yalvardı. Bende iyi olacaksın korkma dedim. Damadına da bir daha görmeyeyim sizi burada dedim. Havaya girmiştim. 0 gece Hocanın karnı inmiş ama hoca felç kalmış. Haberi 2 gün sonra aldık. Su testisi su yolunda kırılmıştı. Üzülmüştüm yinede ama asıl benimle ilgili bir sorun vardı. Ben geçmesini söylemiştim o gece bana gelen hizmetkarlara. Fakat beni kandırmışlardı. Ya bir gün beni de böyle kandırırlarsa fikri o zaman neden gelmedi ki aklıma.
  430. O zaman içimde hep bir iyi oldu haketti gibi düşünceler vardı. Hayatımı zehir eden cadı öldü, hoca ise felç kaldı. Düşmanlarımdan kurtulmuştum. Ama asıl kendi düşmanımın kendi nefsim olduğundan habersizdim.. Hayatım böyle devam ediyordu. Her gece bir ritüel yapıp isteklerimi sıralayacak kadar arsız olmuştum.
  431. Bazı akşamlar ise zuzumbile gelir beni sesi ile uyandırır. Uzun saçları ile övünürdü. Zaman sonra onların dışında tüm varlıkları görmeye başlamıştım. Bunlar merak eden herkes için ulaşılan son zirvedir beklide fakat ben bunları istemeden yaşıyordum. Gündüzleri çok yorgun olur hep uyurdum. Geceleri ise hiç uyu mazdım. Uyusam da rüyamda alemlere dalardım.
  432. Hayatta iyice asosyal olmaya başlamıştım. Aileme karşı çok kırıcıydım, bunun için hala pişmanım. Kimse ile konuşmuyor onla rı küçük görmeye başlamıştım. Korkmuyordum artık. Diğer alemlerde de tanınıyordum. Saygı duyuluyordum. Zuzumbile, kabilenin ileri gelenlerinden T… nin kızı idi. Onlarda da makam mevki şöhret görselliğe önem vs vs sınıflar ve insanlara özel sandığımız bir çok olay vardı. Uzun saçlı olan dişiler her zaman saygı duyulan ve gıpta edilen tiplerdi.
  433. Sanırım bu aleme karışmıştım artık. Ama oranın da insanlar alemi gibi, iyisi olduğu kadar kötüsü de oluyordu. Bana da bu kadarsaltanat yeterdi. Artık tamamen asosyal olmuştum hep odama kapanırdım. Hayatım bitmişti. Çok kez düzgün olan insanlar medyumlar ya da kendini kanıtlamış ilim sahibi insanlara gösterdi babam. Ben o anki ruh halimi hatırlıyorum. Düşündüğümde ne kadar da kaptırmışım kendimi.
  434. Aradan 2-3 sene bu şekilde geçti. Ben ileri yaşlara geldim artık. Ben bekar biriyim aslında, değilim demiştim. Ben farklı bir alemde evli olduğumda, kendi alemimden biri ile evlenme fikri kafamda hiç yoktu. Fikirlerim kontrol altındaydı. Ben emrederdim belki ama ben kuklaydım. Örnek vereyim anlayın diye. Ben ülkenin başkanıyım. Ama beni yöneten güçler var. Ben onlarla ters düşersem, saltanat biter… Saltanatın bitmesine az kalmıştı…
  435. Artık evlenme vaktim gelmişti (Bir insan ile) ama ne işim vardı, ne de param vardı. Ama annem babam bir an önce işe girip kendime çeki düzen vermemi istiyordu. Ben ise geceleri gündüzüne, gündüzleri gecesine karışmış, bir baltaya sap olmayan bir adamdım. Şehirde ev almıştık o zamanlar. Kaba inşaat olarak alıp içini yaptırmıştık. Şehirde bir işe girdim. Zamanla kazancımda olmaya başlamıştı. Kendimi dışarıdan düzelmiş gibi göstersem de her gece o alemde yaşıyordum aslında… Arkadaşlar edinmeye başladım. Hatta kız arkadaşlarım bile oldu. Ama duyguları alınmış bir insandım ben. His olarak başka düşüncelerim yoktu. Ama bu olaylar, hükümdarlığımın sonu ve köleliğimin başlangıcı olan olayların başlangıcıydı.
  436. Günler geçtikçe bende artık sosyal yaşamdan kopmamaya, işime gücüme bakmaya başlamıştım. Şerliler de beni bir müddet hiç rahatsız emiyordu. Bir çok insanın yaşadığı rutin hayatı ve spontane gelişen olayları yaşıyordum. İşimde ilerlemek için uğraşırken, bir yandan da arkadaşlık ilişkilerinde yol kat etmeye çalışıyordum.
  437. Bir gün karşıma daha bir şerlinin çıkabileceği düşüncesi aklıma bile gelmiyordu. Artık mutluluk hayalleri kurar hale bile gelmiştim. Ancak bir gün eve geldiğimde geçmişten kalan bir intikam olacağını bilmiyordum. İşten eve gelmiştim. İş çıkışı da yeni edindiğim arkadaşlarımla her akşam olmasa da 2 akşamda bir kesin gezerdim. Yine gezmeden geldiğimde terlediğim için acele duşa girdim. Karşımda tam ayna vardı belden üzerimi gösteren. Bende köy hayatından kalma alışkanlık; banyomuz dar olduğu için etrafa su sıçratmama alışkanlığımız vardı zaten. O yüzden çömelerek alırdım duşu mu…
  438. Şehirdeki evimizde fıskiyeyi duvara koyup duş almak yerine, yine de çömelerek alırdım duşumu. Saçımı yıkamaya başladım. Yüzümü gözümü hep köpükledim, elimi musluğa attığımda bir türlü açamadım musluğu, elim köpüklüydü musluk da çevirmeliydi. Açamayınca lava bodaki musluğu açayım elimin köpüğü gitsin dedim. Tam o sıra gözümü hafif açayım dedim. Tam klozetin yanında ayakta duran kısa boylu kıllı ve sivri kulaklı, dizleri kap kara ve bana doğru dişlerini bileyerek bakan, 4 tane mahluk gördüm.
  439. Yüreğim ağzıma geldi, ne yapacağımı bilemedim hemen lavabo da yüzümün köpüğünü yıkadım kafamı çevirdim klozetin orada kimse yok. Kafamı kaldırdım ayna ya bakmamla tam arkamda bana arkası dönük, üzerinde sim siyah bir örtü ile duran, kafasını da örtünün altına gizlemiş bir varlık vardı. Ben onu görünce dondum kaldım, gözümü aynadan bile alamadım. O anda örtünün arkasından kafasını tıslayarak öyle bir çevirdi ki. Dişler örtüden de kara, gözleri insan gözünün 2 katı kadar büyüklükte. Burun yerinde sadece 2 tane delik ve o kadar korkunç bir surat ifadesi ile karşı karşıya kaldım ki, o an ki adrenalin ile hemen banyodan kaçtım ne yapacağımı bilemedim. Çırılçıplaktım.
  440. Tek durduğum için kimseye de ses veremedim. Annem babam köydeydi, babam hala köyde görev yaptığı için… Hemen o an başımdaki köpükten kurtulmak geldi önce, evde sadece banyonun ışığı yanıyordu. Onun ışığının aydınlatması ile mutfağa doğru koştum. Ben elimi prize atmadan ışık kendiliğinden yandı ve birden mutfağın perdesi kendi kendine sonuna kadar hızlıca çekildi. Bana hiçbir mahluk böyle yapmamıştı. Beni sanki bu sefer kapana kıstırmışlardı ama bu gördüklerim asla diğer gördüklerime, bana hizmet edenlere benzemiyordu. Mutfağın perdesi çekilince ben kendimi dış kapıya atmak istedim, üzerimde bir şey yoktu.
  441. Oradan oturma odasına koştum, ışığı yakmaya çalıştım, florasan olduğu için ilk önce 5—6 kere yanıp sönüp sonra bekleyip yanıyordu. 0 yanıp sönme arasında oranın perdesi de çekildi aynı şekilde, aklımı kaçıracaktım. Koltukların üzerinde örtü sererdi annem beni kirletmesin diye, hemen oradaki örtüyü çektim kaçarken üzerime sardım ve florasan ben çıktığımda yandı. O anda dış kapıya doğru kaçarken banyonun kapısına çarptı gözüm, kapı buzlu camlıydı.
  442. Geçerken camın arkasında hala o karartı vardı ve gitmediklerini anladım, kaç kişi geldiklerini kestiremiyordum. Kapıdan apartmanın içine çıktım ama başımda köpük üzerimde yatak örtüsü, biri görecek olsa hem rezalet hem deli sanırlardı. Bunu o an takacak değildim, içeride ki mesele en büyük meseleydi. Dış kapının önünde biraz bekledim. Kapıyı tam çekmedim anahtar olmadığı için.
  443. Bir 10 dakika bekledikten sonra biraz sakinledim. 3 dakika da bir apartmanın ışığı sönüyordu. Her seferinde de elim orada tetikte bekliyordum. Söndüğü anda hemen yeniden yakıyordum. İçeriye girmeye karar verdim ama çok korkuyordum, giremezdim yapamazdım bunu… O an ışık tekrar söndü ve bir daha bastığımda merdivende oturan bir kedi gördüm. Bu kedi gerçek bir kedi olamazdı. Şerlilerden biri bu kılığa girmişti. O an çığlıkla içeri koştum. Telefonumu alıp hemen çıkmak istiyordum tekrar dışarı.
  444. Telefonum yatağımın üzerindeydi, koşarak gidip aldım. Bu sefer apartmandan da çıktım dışarı, evin kapısını da çekmiştim o an korku ile. Üzerimdeki örtüyü omuzlarımdan astım. Enteresandır kio saatte dışarıda hiç yoksa 10-15 kişi olurdu ama o gece kimse ama kimse yoktu. Hemen telefondan arkadaşlarımdan Ercan vardı onu aradım. Telefonu açar açmaz çabuk gel çok kötüyüm, apartmanın önünde bekliyorum seni dedim. Sağ olsun hemen geldi babasının arabası ile…
  445. Beni o halde görünce gülmeye başladı. Bu ne hal lan, örtü falan dedi. Başımda ki köpük uzun süre beklediği için yok olmuştu, kafamdaki köpüğü de görse hep kahkaha atacaktı. Gülme kardeşim sana bir sırvereceğim dedim. Eskiden yaşadıklarımın bir kısmını anlattım. 0 da böyle şeylere hiç inanan birisi değildir. Din ile pek arası yoktur ama insanlığına iyi çocuktur. Paranoyak mısın sen, deli gibi çıkmışsın örtü ile gören deli sanır. Bakırköy’e yolarlar seni gibisinden hala espri yapıyordu.
  446. Benim ciddiyetimi anlayınca duraksadı, gel hadi eve bir girip bakalım dedi. Apartmandan girdik kapının önüne geldim anahtar yok. Açamıyoruz kapıyı. Ercan nasıl yaptıysa, cüzdanında kredi kartı gibi birşey çıkardı. Kapının kilit yerine sokup üstten aşağı çekerek kapıyı açtı. İçeri bir girdim ki bütün ışıklar kapalı. Hemen salonun ışığını açtım. Dedim bu ışıkların hepsi yanıyordu Ercan. Hala gülerek kapatıp çıkmışla rdır fatu ra yazmasın sana diye oğlum sevildiğini bil diyordu.
  447. Mutfağın ışığını açtım, perde açıktı. Hemen oturma odasına gittim, florasan yine zorlana zorlana açıldı. Orasının da perdesi açıktı. Ercan yemin ederim perdeleri onlar çekti, mutfağın ışığını onlar yakıtı dedim. Hala deli muamelesi yapıyordu bana. Git sen banyoya bak, ilk orada karşıma çıktılar dedim. 0 banyo ya bakmaya gitti, banyodan bana seslendi. Gel gel buradalar sende gel, okey atalım falan diyor.
  448. O zaman sinirlendim, yalan mı konuşacağım oğlum sen benim yaşadığım olayları bilmiyorsun dedim. Banyo ya gittim suyu açık bırakmışım, lavaboda onu kapatırken çorabı ıslanmış ona çorap verdim. Oturduk televizyonu açtık ses olsun diye. Bu akşam burada kal dedim o da zaten muhabbet arıyormuş, tamam dedi. Bizim Selim, Dilara ve Meryem vardı. Onlara da haber verdi, laf ederiz muhabbet var gelin dedi. Onlar da geldiler yarım saat sonra.
  449. Oturduk, ben ne yaşadıysam anlattım. Hepsi inandı, Ercan ben anlatırken bile dalga geçti. Bu hareketleri beni iyice gıcık etmişti ama evde de yalnız kalamazdım. Emrinde olduğunu söylediklerini çağır işte, gelsinler laf edelim diye aynı hareketlerine devam etti. Bende istiyor musun gerçekten dedim. Herkes, çağır gelsinler merak ettik dediler. Bende o anki salaklıkla kabul ettim ve hadi o zaman dedim.
  450. Olayların ilk başladığı zamanlarda, hocanın bana okutmaya çalıştığı kağıt vardı, benim okuyamadığım. O kağıtta, cinleri çağırmak için yazan, hayırlı olmayan bir yazı vardı. O yazıyı 2 ayrı kağıda yazdım ve 6 tane mum yakıp yıldız oluşturacak şekilde dizdim. Birini içine su doldurduğum bardağın altına koydum, diğerini de okumak için elime aldım. Birde cinler yanmış ot kokusunu çok severler. Özellikle defne yaprağı
  451. Elimdeki yazıyı okumaya başladım. 2 defa okudum mumlarda kıpırdama bile olmadı. Yalnız olmadığım için gelmeyeceklerini düşündüm. Eğer onları getirtemezsem bana deli muamelesi ya pacaklarından adım gibi eminimdim. Gidip sepetten soğan aldım. Soğanların başlarındaki yeşil kısımlarından kopardım. Bir tane de çay bardağı altlığı aldım ve odaya geldim. Işıklar zaten kapalıydı sadece mum ışığı ile aydınlanıyordu. Elimdeki yeşil kısımları (yeşil soğanların) yaktım ve tekrar okumaya başladım.
  452. Etraf yanık ot kokuyordu. Biranda öndeki mumun alevi resmen dans etmeye başladı. Bunlar bunu görünce korktular. Nefsim bürünmüş gibiydi. Okudukça okudum diğer mumlarda ateşini yükseltmeye başladı ve o anda duvarda gölgeler oluşmaya başladı. Bunlar bunu görünce hiç ses çıkaramadı, sadece bağırmaya çalışıyorlarfalan kitlendikleri için bağıramıyorlardı.
  453. O anda sadece ilk alevlenen mum yanmaya başladı, 30 santim yükselmişti neredeyse. Oda ap aydınlık oldu. Diğer5 mum söndü ve Banyo da gördüğüm arkası dönük olan şerli aynı şekilde bize arkası dönük bağdaş kurup oturdu. Parlayan mum tamamen erimiş su olmuştu o ateşin alevi ile ve sadece fitilinden çıkan ve yanıp ışık yaymaya devam eden çok az bir ışık vardı.
  454. Tam önümüzde o şerli hala oturmaya devam ediyordu. Arkama dönüp bizimkilere bakayım dedim. Kızlar bayılmış yerde yatıyor. Ercan’ın gözleri fal taşı gibi açılmış, Selim dilsiz gibi bir şeyler geveliyordu, dili tutulmuştu anlaşılan. O anda O şerli arkasını bir döndü ki… O anı sadece kısacık hatırlıyorum. Kırmızı gözleri vardı sadece o kadar” Ben bayılmışım. Ercan ve Selim o anı görmemişler, Onlar daha önceden bayılmışlardır. Ya da bilmiyorum ne olduğunu, ben bayılmışım ayıldığımda başımda Ercan vardı onun sesine ayıldım su döküyordu yüzüme.
  455. Bu sefer bana inanmışlardı. Selim’in hala dili tutuktu. Kızlar duvardaki gölgeleri hatırlıyorlarmış sadece ve benden başka 0 varlığın dönüp baktığını bilen kimse yoktu. Ercan olanlara inanamıyordu. 0 gece selim kızları evine bıraktı. Bende kıyafetlerimi aldım ve kalmak için Ercanlara gittim. Ne beri kalabilirdim yalnız ne de Ercan bizde kalırdı. Sabaha kadar onlarda uyuyamadık. Annesine babasına anlatmasını istemedim Ercan’ın.
  456. Sabaha kadar başımdan geçen her şeyi anlattım ve artık kendi de gördüğü için olanlara benden daha çok inanıyordu. Benim aklımı kurcalayan ise, acaba bu gelen cinler; benim emrimde olan cinlerin öldürdüğü, cinlerin ailesinden birileri miydi. İntikam almak için mi gelmişlerdi. Lakin ilk gelenler onlar olsaydı bile, benim çağırdıklarım, benim emrimde olanlardan birisi olmalıydı… Fakat gelen de aynı örtülü şerli varlıktı. Bu iş çığırından çıkmadan yarın işe gittiğimde izin istedim.
  457. Ercan olanları patrona anlatmış. 0 da cemaatçi idi zaten; git mübarek hallet işlerini dedi izin verdi. Olanları anlatmak için köye Babamların yanına gittim. Babama sadece evde tek olduğumda olanları anlattım ve Ercan geldi dedim diğer olanları anlatmadım. Babam da Büyük dedenin yanına git ona da anlat bakalım. Bayağıdır bir şey yoktu, çok düşünüyorsun bu işleri ondan olmuştur dedi. Kendisi de okudu ama dedeme de göndermeyi ihmal etmedi.
  458. Arabayı aldım, giderken şehirden meyve aldım ekmek aldım. Köye ziyarete gidiyormuşum gibi gittim. Köye vardım, çok sevindiler görünce. Benim iyi olduğumu düşünüyorlardı beklide, çok sevinmişlerdi. Ben onları gördüğüme sevinmiştim ama anlatacaklarımı duyunca sevinçte kalmayacaktı herhalde kimsede. Dedem tabi hemen sordu, daha oluyor mu falan dedi daha yeni geldiğim için atmosfer bozulmasın diye bahsetmedim olanlardan. İşten güçten köyden kentten konuştuk akşam oldu.
  459. Yemekten sonra dedeme, beni bir oku gelmişken dedim. Dedem beni okuyunca bir şeyler hissetmiş olmalı ki en son ne zaman gördün dedi. Bende yalan olmasın diye aslında buraya hem sizi görmek hem de bunları anlatmak için geldim dede dedim. Olanları baştan anlattım babama anlattığım gibi ama dedem bana hep şüpheci gözlerle bakmaya başladı, beni okuduktan sonra. Dedem her lafın sonunda “Sen iletişime geçmeye çalıştın mı?” Diye bir çok kez sordu.
  460. İlk başlarda yok desem de, nede olsa eski alimlerden biri olduğu için anladı tabi, bende olayın aslını anlattım ve dedem bana orada bir tokat patlattı. Anlamış mıydı emin değilim fakat ben anlattıktan sonra daha da sinirlendi. Nasıl yaptın dedi anlattım bende… Gitti, çok eski bir kitap getirdi dedem. Bayağı aradı sandıkların içinde. Sanki eskilerde bıraktığı ve görmek istemediğinden, hem zihninde hem de fiziksel olarak sakladığı bir kitaptı bu…
  461. Dedem kitabı açmadan önce, asla bu kitabı alıp açmayacaksın. Seni bunun için biri zorlar ise, Kitabı açma aşamasına gelmeden bana bildireceksin. Bu kitaptaki göreceğin şeyler hayatın boyunca unutamayacağın kötü anılar bırakabilir. Bu kitap senin için bir kurtuluş olabilir ama bu kitaba mühürlenenler için azap ve ölümle sonuçlanır dedi. Dedemin bu laflarından korkmuştum. Çok ciddi konuşuyordu. Bu laflardan sonra o kitaba el sürmeyi bırak, bakmazdım bile.
  462. Dedem ama üstüne basa basa, biri seni zorlarsa bana bildireceksin diyordu. Bu zamana kadar beni fiziksel işleri yapmam konusunda zorladıklarını görmemiştim. Dedem içini açtığında kitaptan ağır rutubet kokusu geldi. Uzun yıllardır çıkarılmadığı kokusundan ve eski sayfalarından belliydi. Kitap açıldığında odanın atmosferi değişti. Bana bir üşüme geldi ve odanın içi kasvet doldu.
  463. Açar açmaz gözlerime baktı ve bir şey var mı diye sordu. Fakat az olduğu için dillendirmek istemedim. Kitabın içi sadece yazılardan oluşmuyordu; Geometrik şekiller, süslü yazılar, Piramit ve piramitli parçalara bölüp oluşturulmuş ayrı şekiller vardı. Kitaptan yayılan negatif enerji bütün gücümü ve enerjimi emiyordu resmen Dedem sayfalarda gezdikten sonra bir sayfada durdu. Şekiller sana ne hissettiriyor dedi.
  464. Normal dede bir şey yok dedim. Kitabı ters çevirip önüme koyduğunda, şimdi bak dedi. Kitabın açısına göre yazılar da değişti şeklide… Kitabı aynı haline getirdi, şimdi az öncekileri görüyor musun dedi. Yok dedim, soru sormadım, dedem çok ciddi konuşuyordu bu yüzden soru soramıyordum. Kalktı bir bardak su aldı oradan birkaç satır yazıp üçgen şeklinde katlayıp suyun içine attı. Ben sadece yaptıklarını öylece izledim.
  465. Su ya bir şeyler okudu ve biraz iç dedi. İçtim ama suyun tadı acıydı. Normal musluktan alınan bir su olmasına rağmen tadı acıydı. Ama suyu içtiğimde içime bir rahatlama ve dilime akıcılık geldi. Hissettiğim kasvet kalktı. O zaman sordum.. Ne oldu şimdi dede? Ne okudun da kaldırdın o kasveti? Suya neden yazdın o kağıtları dedim. Dedem ilk o zaman tebessüm etti. Bu kitap öyle bir kitap ki, sen onu yemezsen o seni yer. Sen onu içmezsen sel olur seni alır gider dedi.
  466. Dedem o gece kitaptan sürekli notlar alıp kağıda yazdı. Bazı yazdığı yazıları da bana okuttu. Bazı yazdıklarını da muska gibi katlayıp ipe sıra sıra dizdi. Bunlar çok işimize yarayacak dedi. Kitabı kapatıp masanın üzerine bıraktı. 0 kadar yıllardır sakladığı bir kitabı öylece masanın üzerine bıraktı. Ben yatıyorum sen de karşıdaki çekyata yat dedi. Saat geç olmasına rağmen kalmaya pek niyetim yoktu. Araba altımda iken dönerim diye düşünüyordum ama kal deyince de giderim demedim.
  467. Karşıdaki çekyata yattım. Pek rahat olmadığı için döne döne gözüme uyku girmedi. Bir ara tuvaletim geldi, yatakta doğruldum kalkmak için. Evin içi karanlık olduğu için etrafta piriz görmeye çalıştım. Dedemlerin prizleri eski prizdi. Gece baktığında, fosforlu olduğu için yeşil olarak belli belirsiz görünüyordu. Etrafa baktım ama yönümü nedense tayin edemedim. Gözümle prizi ararken oda kap karanlık olmasına rağmen masanın üzerindeki kitabın dışı parlıyordu.
  468. 0 kitabın dışı kapalı yeşil bir renkti fakat o zifiri karanlıkta nasıl parlıyordu anlamadım. Biraz kitaba doğru eğildim, kitabın sayfaları sarı sarı parlamaya, sanki beni aç oku demeye başladı. İçimde öyle bir güzel his oluşturdu ki anlatamam. Saatlerce usanmadan baka bilirdim. O anda kitap inanılmaz şekilde kendi kendine hızlıca bir sayfa açtı ve durdu. Sayfadaki yazılar kabarık şekle büründü.
  469. O an delirmek içten bile değildi. Başka bir şey olsa, belki de basmıştım çığlığı, fakat bu kitap bir başka idi. Bu kitap beni çağırıyordu. İçimden sadece başına gidip göz ucu ile bakmak geldi. Ben yataktan kalktım ve çekyatın telleri gıcır gıcır edince dedem hemen doğrulup ışığı yaktı. Priz kapı açık olduğu için kapının arkasında kalmış. Dedem karşımda duruyordu. Ben ise kitabın başındaydım. Fakat kitap kapalıydı. Dedem bana, bu kitap senin için tehlike oğlum. Bu kitap seni her şeyden kurtarabilir de, her şey daha da kötüye gidebilir de.
  470. Kitap çok kasvetliydi. Kitabın oradaki varlığı şerli varlıkları rahatsız ediyordu. Benim korkum şerli varlıklar değildi. Benim korkum şerli varlıklar yüzünden hayatım hiçbir zaman normal olmayacak korkusuydu. Dedem kitabı kaldırıp sandığına koydu. Tekrardan yatmak istedim, ben yatınca dedem de fazla uzatmadı. Burada pekte kalmak istemiyordum. Yarın giderim diyerek uykuya daldım. Sabah oldu, dedem erken kalkmış zaten, köy yumurtası falan almış komşulardan haşlamıştı güzelce, kahvaltı yaptık.
  471. Kuzine (Soba) vardı. Kuzinenin fırın yerine patates koyduk. Çok güzel pişti yedik vs vs… Gitmek istiyordum dün gece ama şu eski günlerimdeki köy hayatımda ki gibi anılarım depreşince, gidip kalmak arasında ikileme düştüm. Ben bu kasvetli ve her an korku içinde olduğum hayatı istemiyordum. Keşke hayatım eskiden olduğu gibi huzur dolu günlere dönseydi. Akşama doğru, dede ben gideyim artık dedim. Daha bu işlerden kurtulamayacağımı biliyordum.
  472. Karşıma da ne çıkarsa çıksın takmayacaktım. Ismarlaştım dedemlerle ama o gün benim için çok duygu yüklüydü. Köy hayatı ve o kuzinenin bana verdiği anlamsız mutluluk… Eve geldim tekrardan, babamlara telefon ettim, evdeyim dedemlerden geldim diye. Ba bam biraz bağırdı çağırdı buraya gel o zaman dese de, işime gücüme bakayım dedim. Cesaret hapı yemiş gibi anlamsızca davranıyordum. Ama bunları yapmamdaki sebebin o kitaptan uzaklaştırılmak olduğunu bilmiyordum…
  473. Eve geldikten sonra duş alacaktım ama gece olmasının ve evde tek olmamın verdiği korku ile giremedim banyo ya aynı şeyleri yaşarım diye. Ercan’ı aradım, ben geldim diye ha ber vermek için ama aslında niyetim en azından bu gece gelir bizde kalır diye düşünmüştüm. Aradığımda evde tekim annemler köye gitti istersen sen gel dedi ama böyle pekte isteyerek demedi. Zira gördükleri karşısında kim olsa aynı şeyi yapardı belki…
  474. Ama yüzsüzlük yapmak zorundaydım. Çıkıyorum o zaman evden dedim Ercanlara geldim. Gelirken yanıma iç çamaşırı vs. aldım ki duşumu orada alırım diye. Ercanlara geldiğimde yüzü biraz düşüktü. Şaşırmadım aslında istenmediğimi biliyordum ama ona da suç bulamıyordum. Bende madem duş alayım gideyim evime, ne ile karşılaşacaksam karşılaşayım dedim. Duş aldıktan sonra, annemler gelmiş beni çağırıyorlar kusura bakma anahtarları yok falan dedim. Giderken anahtarı ver gel istersen dedi ağız ucu ile ama belliydi beni istemediği…
  475. Yok daha gelemem, annemlere ayıp olur dedim. Çıktım oradan, eve korka korka gittim. Bu gece uyumam, yarında işe gideceğime köye gider babama arabayı verir, yürüyerek tekrar gelirim diye düşündüm ama yine aynı şey olacak, sonuç olarak eve gelecektim. 0 gece sabah namazına kadar gözümü kırpmadım. Psikolojikmen kendimi korkutuyordum. Evdeki normal eşyalardan suret oluşturuyordu beynim. Tüm olanlar psikolojikti. Delirdiğimi sandım artık bu durumlardan. Sabah ezanı okunduğunda bir rahatlama geldi içime, namaz kılayım dedim.
  476. Mutfaktaki muslukta abdestimi aldım. Korkuyordum banyoya gidemezdim. Namaza durmaya kalktım. Arkamda sanki biri var hissi oluşuyordu sürekli. Namaza bir türlü duramadım. Hep ARKAMA BAKMA HİSSİ oluşuyordu. Arkamda sanki biri nefes alıp veriyordu. Bu şekilde korkularım beni namaz kılmaktan alıkoymuştu. Hava biraz aydınlanır gibi olduğunda yatmaya karar verdim. Televizyonu açtım, koltukta uzandım. Ses olsa da, uykusuzluktan bir kaç saat uyumuştum.
  477. Uyandıktan sonra giyinip köye arabayı vermeye gittim. Babam, dedenin yanında kalsana evde korkuyorsun falan dedi ama gündüzleri bana bir erkeklik geliyordu. Onlar benden korksunlar diye onlara, endişe etmemeleri ve bir de benimle uğraşmamaları için blöf yapıyordum. Birkaç saat oturduktan sonra kalkıp yürüyerek köyden inecektim.
  478. Ba bam araba ile yatsıdan sonra bırakırım seni dedi. Yürüyeceğime araba ile gideyim daha iyi dedim. Akşama kadar rutin geçen bir günün sonunda babam beni eve bıraktı. Eve girdim, evde bir ses vardı. Televizyonu nasıl olduysa açık bırakmışım. Tüm ışıkları yakarak kademe kademe ilerlemeye başladım. En önce mutfağa uğradım birde baktım ki perdeler kapalıydı. Ben açık bırakmıştım uymadan önce eve ışık girsin diye…
  479. Oturma odasına girecektim kapısı kapalıydı. Kapı yarı buzlu camlı olduğu için, içeride bir şeyler dolanıyordu siyah siyah…. O an dondum kaldım. Kapıyı açamazdım. Ses çıkarmamaya çalıştım ama dondum kaldım. Sanki içeri de ayin vardı. Olduğum yerde dururken arkamda bir nefes hissettim. O anda arkama baktım ve çok uzun zamandan sonra Zuzumbile tam arkamda duruyordu. Benim ruhani eşim olan Zuzumbile…
  480. Son gördüğümden farklıydı. Saçları çok uzamıştı yerlerdeydi bir kısmı. Yüzünün güzelliği hala ay gibi parlıyordu ama o suratında kötü bir ifade vardı. Bu beni korkuttu. Ona o an eskisi gibi güzel gözü ile değil… Buda bir cin ve kılık değiştirmiş gözü ile bakıp, aklımdan geçirdiğim anda; Yüzü şekil değiştirdi ve kulak zarı patlatan bir çığlık duydum. Karşımda; kambur, burunsuz, vücudu buruş buruş, ağzı kocaman ve içi sivri dişlerle dolu, saçları yine aynı uzunlukta olan bir mahluk gördüm ve o anda boğazıma sarıldı.
  481. Beni boğacak gibi olduğu anda “Allahu la ilahe” der demez gözümün önünde yok oldu. Beni gerçekten öldürecekti. Bir insanın boğazımı sıkması ile aynı güçteydi fakat ilginç olan; benim onu fiziksel olarak tuta mamam ve müdahale edemememdi…
  482. Alel acele telefona sarıldım, içimden de sürekli dua okuyordum. Oturma odasının kapısını o an açtım ve halı yanıyordu. Halının köşesi alev almıştı. Babamı aramadan önce halıyı söndüreyim dedim. Su doldurup geldim, geldiğimde kendi kendine sönmüş, sadece yanık yer duruyordu. Bu nasıl olurdu? Nasıl yanardı durduk yere halı… Bu zamana kadar böyle bir durumla karşılaşmamıştım. Babamı aradım, daha köye varmadan hemen geri döndü. Babam gelene kadar çıkıp binanın önünde bekledim. Babam son sürat geri geldi. Ağlayarak olanla rı anlattım. İş çığırından çıkmıştı artık.
  483. Dünün, kral gibi emir verip istediğini yaptıranı, bugün köle olacak durumdaydı. Halının yandığından bahsettim. Yukarı çıkıp babama da gösterdim. 0 gece direkt dedemin yanına gittik. Dedem 0 kitabı tekrardan çıkardı ve bir sayfa açtı. Açtığı sayfayı sonuna kadar bana okuttu. Onları okuduğumda beynimde çığlık sesleri oluşuyordu. Beynim patlayacak gibi oldu, o an elimi başıma götürdüm. Dedem de galiba bunu deniyor olacak ki, kitaba okumamam için elini tuttu.
  484. Bu okuduklarınla, sana zarar veren şerlilere acı veriyorsun. Onların çığlıklarını duydun. Kaç tane çığlık duydun söyle dedi… Kulağımda neredeyse yüzden fazla çığlık vardı ve hepsinin tonu farklıydı. Sayıyı duyunca dedemin tipi değişti. Babama sen burada kal dedi, beni yatak odasının yanında küçük bir oda vardı oraya götürdü. Çekmeceden bir sürü mum çıkardı ve halka oluşturacak şekilde dizdi. Benden bir bardağa küçük abdestimi bozmamı ve bardağı getirmemi istedi.
  485. Gidip, biraz zorda olsa yapıp getirdim. Bardağı en ortaya koydu. Kitaptan başka bir sayfa açtı ve açtığı sayfada aynı şekilde oluşturulmuş bir resim vardı. Dedem şeklin altında ki yazıları okumamı istedi. Ben okuduğumda mumların ateşi diğer olanların aksine çok azaldı, neredeyse sönecek duruma geldi. Dedem durmamı istedi. Ben sana dediğimde buradaki mumları sırası ile yavaşça alıp bardağın içine sokup söndüreceksin dedi. Bunu yapış amacımız; Buradaki her bir mum, her bir şerli için boyut değiştirebileceği bir kapı görevindeydi. Okuduğum yazılar onları çağın yormuş fakat ne diğer boyuta geri dönebiliyor ne de bizim boyutumuza geçebiliyormuş. Onları zoraki çağırıp bu duruma sokan bir yazı…
  486. Mumların ateşinin azalma sebebi ise; Tek yapabildikleri şeyin kendi mumlarını söndürüp eski boyutlarına kaçabilmesiymiş. Ben eğer onları bardağın içine söndürmeden sokabilirsem, o kapıdan gelen şerli ölecekmiş. Bu şekilde 4 tane mum söndürebildim, diğer kalan mumlar okumaya başladığımda, ya da elime aldığımda sönüyordu. Bunları öldürmek imkansız görünüyordu…
  487. Dedem tekrar tekrar denedi, fakat kalan mumlar nedense kendi kendine sönüyordu. Bunun sebebi onların güçlü olmasıymış. Şerlilere kapıları açan mumları, kendileri söndürerek o kapıdan geri gidiyorlardı. Bu nasıl bir güçtü? Bunlarla baş edebilmek için ne yapmam gerekirdi? Fiziksel boyuta geçiyorlardı artık ve bana fiziksel müdahalede bulunuyorlardı.
  488. Dedeme ister istemez sitem ettim. Başka yolu yok mu bunlardan kurtulmanın. Hayatım bitti dede. Kimse ile arkadaş bile olamıyorum. Benim bu halimi gören benden uzaklaşıyor. Ben ne zaman normal insanlara döneceğim dedim. Dedem konuşmalarımı dikkate bile almadı. Kaldırdı mumları, zaten hepsi sönmüştü. Bana da bardağı verdi. Dış kapının kenarında kazma var, kazmayla toprağı biraz eşele bardağı oraya dök, bardağı da at dedi.
  489. Dışarı adımımı atar atmaz evin önündeki fındık bahçesinin aşağısında bir ışık yanıyordu. Eğilerek gidip baktım. Aşağı da 4-5 kişi vardı ama o saatte dedemin bahçesinde kim olacaktı yani? Bardağı falan bıraktım yere, hemen dedeme çağırdım. Dedem geldi, aşağı taş atmaya başladı. Dedemin attığı taşlar bize geri gelmeye başladı. 0 kadar mesafeden yukarıdan aşağı taş gelme şansı yok zaten, hem de ağaçlara vurması lazım. Hemen içeri geçtik 0 ara ben bardağı dökmeyi unuttum. Aklıma bir yarım saat sonra geldi. Hemen dedemle beraber dışarı çıktık tekrar. Bardak duruyor ama içi boş. İçindeki benim idrar buhar olmuş sanki. Dedem bana biraz bağırdı neden dökmedin diye ama dökmeden önce olanlar yüzünden unutmuşum.
  490. İçeri geldik oturuyorduk. Evin çatısı çinko çatıydı. Eve girdikten sonra sanki birisi çatıda yürüyor gibi ayak sesleri olmaya başladı. Çatır çatır yürüyordu birisi çatıda ve bizim olduğumuz odasın üzerinde durdu. Dedem sesli sesli ayetler okumaya başladı, 0 şey bizim üzerimizde dururken çatının mutfak tarafındaki yerinden aynı şekilde çatıdan ayak sesleri gelmeye başladı.
  491. Artık Dışarı çıkacak duruma geldik. Salona doğru gittik sessizce. Bir anda yağmur sesleri gelmeye başladı çatıdan… Ama bu yağmur olamazdı. Dolu yağarmış gibi öyle bir ses oldu ki ama bitmek bilmiyordu bu ses… Dedem bize dönüp; BiZi TAŞLIYORLAR, herkes içinden ayetel kürsiyi okusun dedi. Okuyorduk ama bitmek bilmiyordu. Camlara da vurmaya başladı aynı şekilde çakıl taşları. İçeride dua okumasını duyamaz hale gelmiştik. Öyle bir ses olamaz. Resmen çatıyı deleceklerdi.
  492. Artık olan ses kulaklarımızı çok fazla rahatsız etmeye başladı. Nasıl bir şeyin içine düşmüştük. Buradan kurtulamayacağımızı düşündüm. O an aklımdan annemin evde yalnız olduğu ve bunca zaman işlediğim günahlarım geldi. Sanırım bu ölüm korkusuydu. Evde duramadık dedem çıkalım, çıkarsak keserler belki dedi. Dedem dış kapıyı açtığı anda çatıdan sadece takılı kalan taşların yuvarlanma sesleri gelmeye başladı. Bir anda bıçak gibi kesildi sesler.
  493. Bir de saçak diplerine baktık ki milyonlarca küçük küçük çakıl taşları vardı ve nasıl olur da bu şerliler bu kadar çakıl taşını bir araya getirmiş olabilirlerdi. Dedem dış kapının ışığını yaktı. Dışarı tamamen çıktık. evin kenarında ki küçük tarlanın tam başında büyük bir kazık vardı. Tarlanın etrafı tel ile örülmemiş, sadece kazıklar çakılmıştı. Bahsettiğim kazığın üzerine oturmuş kollarını birleştirmiş ve suratı çok ekşi şekilde kısacık boylu bir şerli vardı.
  494. Hafif keçi sakalı vardı ve görüntüsü o Harry potter filminde ki dobby den farklı değildi. (Bu filmler gerçek şeylerin benzetmelerinden yapılmıştır) Bize doğru öyle bir kötü bakış atıyordu ki. 0 kadar kısa boylu bücür bir şey olmasına rağmen, beni diğerlerinden daha çok korkutmuştu. Dedem, Kul euzü bi rabbin nas, melikinnas ilahinnas, min şerril vesvasil hannas ellezi yüves visu fisudurinnas minel cinneti vennas-ın cinneti kısmını okuduğu anda gözden kayboldu.
  495. Etrafa baktığımızda başka hiçbir şey yoktu. 0 kadar çakıl taşını tek bir cin mi atmıştı. Ben hiç sanmıyordum. Dedem biraz daha etrafa bakındı sonrasında ama başka bir şerli ile karşılaşmadık. Biz içeriye girdik ve aradan 2 dakika geçmeden yine bir şey çatıda yürümeye başladı. Çatıda öyle bir şey var ve biz aşağıda duruyorduk. Dedem koşup kitabını getirdi. Kitabı masanın üzerine koydu ve sanki bu anları daha önce yaşamış gibi bir sayfayı arıyordu. Alel acele sayfaları hızlı hızlı çeviriyor, sanki biraz sonra olacaklardan haberdarmış gibiydi.
  496. Dedemin bu aşırı stresli hali ve çatıda tepinen şerlinin evin içine verdiği atmosfer bizi resmen bunalıma sokuyordu. Bizi resmen dışarıya çıkmak için zorluyordu. Pencerelere baktığımızda normalde sokak lambalarını görürdük. Ama pencerelere baktığımızda sanki önlerine bir şey konulmuş gibi her taraf karanlık görünüyordu. Sanki kapana kısılmıştık. Çatıdaki yürüme ve tepinme sesleri artık dayanılmaz bir hal aldı. Zıplayarak çatıyı çökertmeye çalışır gibi bir halleri vardı. Bunu görüp dışarıda oturan şerli varlığı da hatırladıkça, tüm zamanlardakinden daha çok korkmuştum.
  497. Artık bu stresli dakikaların bir an önce bitmesi için sürekli içimde dualar ediyordum Allah’a. Nas Felak surelerini de okuyordum fakat nedense bu sefer ayrılmıyorlardı. Bizi dışarı çıkarma çabaları kendini çok belli ediyordu. Dedem bu stres ortamında bir türlü aradığı sayfayı bulamıyor ve çatıda devam eden ses artık deprem etkisi yaratmaya başlamıştı.
  498. Dedem durup arkasına dönüp mahcup bir şekilde bana baktı ve sonra cama doğru birkaç adım attı. Sim siyah bir perde vardı sanki önümüzde. Oraya bakmaktan vazgeçti mutfağa doğru gitti, ben yerimden hiç kıpırdayamaz hale gelmiştim. Belki dışarıda insanlar olsa bu kadar tedirgin olmazdım. Çıkar saldırırdım. Öleceksem de en azından mücadele vererek ölmüş olurdum. Fakat dışarıda daha tam olarak nasıl bir şey ile karşılaşacağımdan bile emin değildim.
  499. Bazen güzeller güzeli bir prenses iken, bazen dünyanın en çirkin varlığı, bazen bir bebek, bazen sakallı kırmızı gözlü uzun boylu ayakları ters bir varlık, bazen mor bacak, bazen ise normal bir insan sureti ile karşıma çıkıyorlardı.
  500. Dedem bir ara aşırı donuklaştı. Sanki ele geçirilmiş gibi bir ifadesi vardı. Babam zaten ömründe böyle bir olaya şahit olmamıştı. Ben herkesten daha çok şeyler yaşamıştım ama tek güvencemiz dedemdi. Onunda bu donuk ifadesi bizi artık sona geldiğimiz hissiyatına alıştırmaya başlamıştı. Derken dedem ayağa kalktı dış kapıya yöneldi. Sanki dedemi onlar yönlendiriyor gibiydi. Dedemin kapıya yöneldiğini ananem görünce bastı çığlığı nereye gidiyorsun diye.
  501. Dedemi babam belinden sarılıp geri çekti ama biz aşağıda bunları yaşarken yu karıdan gelen ses bizi strese boğuyordu. Aşağıda olanları biliyorlardı ki bizi daha da kargaşanın içine sokuyorlardı. Dedem kapının önüne gitmekte ısrar ediyordu. Fakat elini kapı koluna değil, elektrik saatinin altında ki kapı pervazına uzatıyordu. Dedem ısrarla elini uzatmaya devam etti. Sanki niyeti dışarı çıkmak gibi değildi. O an bırakalım dedik, sanki konuşamaz durumda ama hala birşeyler için çabalıyor sandık.
  502. Dedem elektrik saatinin altında ki pervazı çekiştirmeye başladı. Esnettikçe arkada şeker poşetine sarılı sap sarı olmuş yağmur almış kağıda yazılmış muska kendini gösteriyordu. Dedem eskiden bu işlerle uğraşan bir hoca olduğu için, zamanında korunmak için kapının önüne bu şekilde muskalar bırakmıştı ki evin içine şerliler giremesin diye. Ama artık bunu kendi elleriyle çıkaracaktı, çünkü artık bedeni yönetiliyordu. Dedemin bunu yapmaya çalıştığını görünce geri çektik, ikimiz tutunca daha ilerleyemeden geri getirdik.
  503. Arkadan ellerini tutup yere eğdim. Babam onu okudukça koca adam hırıltılı hırıltılı derinden babamla konuşuyordu. Şerliler bir şekilde dedemi yönetiyordu. Ne söylediği anlaşılmıyordu ama konuştuğu gırtlaktan gelen bir sesti. Bu ses kesinlikle dedeme ait değildi. Dedem nefes alamıyordu. İçindeki şey dedemi boğuyordu sanki. Nefes almadan sürekli peş peşe konuşuyordu ve sesi azalıyordu. Dedem boğuluyordu, ölecekti.
  504. İnsan o anda sevdiklerinin o şekilde olmasına dayanamıyor. Bende o anki korku ve cesaret arası duygu ile cama yöneldim. Camı açtığımda 0 siyah örtü kalktı ve karşımda duran yüzlerce kırmızı göz ile artık burun burunaydım. Ben bunu yaptığımda dedemin kendi sesini duydum. Kapat camı Hiç ama hiç hatırlamıyorum. Ben o camdan nasıl geçti isem dışarı çıkmışım. Hiçbir şey hatırlamıyorum. Sadece dedemin senini hatırlıyorum. Hala kulaklarımda çınlanır o ses.
  505. Ben dışarıdayken dedemler benim peşimden kapıdan çıkmışlar, çıkarken de kuzine üzerindeki sıcak ibrikteki suyu almışlar. Pencerenin önünden başlayıp etrafa döküp kaynar su ile şerlileri kaçırmışlar. Ben bunları hiç hatırlamıyorum. Hayatımda bu bölüm yok arkadaşlar. Uyumak yada bayılmak gibi bir şey de değil. Narkoz gibi. Bir saniye sonrasıymış gibi geldi bana. Ama oysa ki neler yaşamıştı bana şerliler…
  506. Dedemler beni yerde bulduklarında öldü sanmışlar. Nefes almıyormuşum. Başımda Saatlerce ayetler okumuşlar. Dedem 0 kitabından da bir çok şey yapmış… Ben uyandığımda hala o anın etkisindeydim. Çok tuhafama benim yüzüm gözüm şekil değiştirmişti resmen. Elmacık kemiklerim çıkmış, yüzüm zayıflamıştı. Eklemlerim sanki kırılacak duruma gelmişti. Bana orada birkaç dakika içinde her ne yaptılarsa son amacına (öldürmeye) ulaşamamış ama bana bir zarar vermişlerdi.
  507. Ba bam beni o halde görünce şok geçirdi. Resmen çökmüştüm. Kabir azabı gibi azap yapmışlardı sanki. 0 kadar kısa süre içerisinde ne yaptılarsa artık bu hale gelmiştim. Dedem hemen kuzine üzerinden diğer suyu alıp, beni ılık duşun altına soktu. Orada yıkandıktan sonra biraz açıldım. Dedem, ben seni iyi edeceğim inşallah dedi. Yine kitabına sarılacaktı ama babam yok ben alıp gideceğim oğlanı dedi.
  508. Bir tane nefesi kuvvetli hoca tavsiye etmişler köyde babama. Babam ilk başlarda diğer hocadan kaynaklı pek güvenemediğinden yok demiş. Fakat bu olanları kendi gözüyle de gördükten sonra, mecburen götürecekti beni o hocaya. Dedemle vedalaşıp, gittik hemen. Ba bam beni köye getirdi. Sabah olması zaten yakındı. Namaz vaktini bekledi. Namazını kıldı ve köyde ki ona hocayı tarif eden adamı aradı. Adamdan hocanın adresini alıp yola çıktık. Adam Adıyaman da imiş. Adını vermeyeceğim, hala hayatta ve bu işlere devam eden feyzli bir adamdır.
  509. Biraz yanımıza eşya alıp yola çıktık. Babam arabayı şehirde ki bizim evin önüne park etti. Oradan otobüs bileti alıp Adıyaman’a doğru yola çıktık. Yolda iken sürekli geri dönme isteği vardı bende. Resmen şerliler ruhumu sıkıştırıyordu. Sü rekli otobüsten inmek ve yürümek istiyordum. Sanki her yanım kaşınıyordu, beni o otobüsten indirmek için bana baskı uygulanıyordu. İyice daraldım sanki yaklaştıkça daha da nefes alamaz hale gelmiştim.
  510. Sonunda Adıyaman’a vardık. Oradan babam irtibata geçip birileri ile Hoca’nın numarasını buldu. Hocanın evinin oraya vardık. Yeri tarif etmeyeceğim. İllaki bilen vardır aranızda… Hocanın kapısını çaldık. Bir kadın açtı kapıyı hoş geldiniz gelin oturun dedi. Hocanın odasına girmedik. Salonda oturduk biraz, bizden hariç bir kadın daha vardı sürekli dişlerini gıcırdatan, gözlerinin içi deli gibi bakan bir kadın. İçeriden bir adam çıktı. Onun peşine 0 deli kadını alacağına, kapı eşiğinden bana bakıp kaşını çattı, sen gel bakalım dedi.
  511. Deli kadından zaten ses çıkmadı. Öyle beklemiştir gariban. Hocanın odasını tarif ediyorum. Arkasında köy evlerinde, duvara asılı olan kumaştan yapılan geyik resmi, etrafta tavan ile du varın birleşim noktalarından asılmış Arapça harfler yazan ama anlaşılmayan yazılarla dolu çerçeveler… Hocanın önünde rahle ve yanında bakır 3 tane çanak… Masanın üzerine mum yakmıştı bizden önceki çıkanlar için hala yanıyordu. Hoca odaya girer girmez minderine oturdu, rahlesini önüne çekip başını eğdikten sonra hiç yüzümüze bakmadan bir şeyler okuyup durdu içinde.
  512. Okudukça da bir sağ bir sol omzuna üfleyip duruyordu. Biz babamla ses çıkartmadan bekledik. Oradaki en çok dikkatimi çeken şey ise, Mumlar yanıyordu ama ne eriyen kısımları akıyordu, nede en ufak azalma vardı. Bir ara buna dikkat kesildikten sonra, hoca alttan göz ucu ile bana bakınca mum parladı resmen ve pat diye söndü. Beni herhalde bu konularda yeni sandı. Biz neler gördük hoca efendi diyecektim ama demedim.
  513. Ufaktan bir şov yaptıktan sonra beni etkilemeyeceğini anladı ve başını kaldırdı. Niye geldin dedi. Babamda doktora dert anlatır gibi anlatmaya başladığında hoca onu sormadım… Deden sana yardım edecekti zaten neden bırakıp geldin dedi… Bana bunu söylediğinde gerçekten o zaman benim aklımı almıştı, o zaman beni etkiledi.
  514. İçimde zaten hocalara karşı ön yargılı olduğum için, bu hareketi beni ona karşı saygı duymaya ikna etmişti. Bunları biliyorsunuz demek hocam dedim. Biz her şeyi biliriz dedi. Sağa sola baktı. 0 ara bende arkamı dönüp baktım. Arkamda saçları up uzun çirkin görünmeyen, sadece kolları zayıf vücudu insan vücuduna çok yakın bir şerli hocaya odaklanmış bakıyordu. Ben ona baktığımda belki fark etmişti ama hiç bana bakmadı. Gözleri çukurdu. Diğerleri gibi ateş saçmıyordu. Zaten insan baktığında kötülük amacı olmadığını hissedebiliyordu.
  515. Ben tekrardan hoca ya döndüm. Hocam 1 tane mi var sadece dedim. Hoca ne 1 tanemi dedi. Hocam işte arkamızdaki cinden sadece bir tanemi var dedim. Hoca onu duyunca gözü büyüdü. Sen nasıl görürsün bunu dedi. Ben rutin zaten gördüğüm için şaşırmamıştım. Hoca şeceremizi hep bulmuş ama onları görebildiğimi anlamamıştı herhalde. Babama döndü sen görebiliyor musun dedi. Babam da benden dolayı alışık olsa da pek görebilmiş değildi.
  516. Babam yok hocam benim öyle şeylerim yok dedi. Hoca bakır çanaktaki suyu aldı, parmağını uzat dedi. Küçük bir iğneyi parmağıma batırıp, çıkan kanı, bakır kabın içine damlattı. Hoca kan düştükten sonra suya yoğunlaştı. Sanki bir şeyler görüyor gibi yüz ifadesi değişiyordu…
  517. Ben de neden yaptığımı hala anlamıyorum, dalga geçer gibi.. Var mı hocam bir şeyler dedim. Babam dizi ile beni dürtükleyip gözüme baktı. Ben normalde saygılı bir insandım, fakat o zaman hoca ile böyle bir alay etme hissi oluşuyordu bende, lakin bu benden kaynaklanmıyordu. Hoca kafasını bir daha kaldırdı. Babası sen dışarı çık dedi. Babam hiç ikiletmeden dışarı çıktı.
  518. Hoca tekrardan kafasını kaldırdı. Sen nereden geldin dedi. Söyledim. Sizin oralarda benim çok samimi arkadaşım var dedi ama bahsettiği il bize komşu başka bir ildi. Ben de orası ile benim olduğum yer aynı değil dedim, alaycı bir şekilde. Yok yok aynı dedi. Hoca da benim zıttıma gidiyordu. Ben de arkadaşın seni kandırmış hoca dedim. Ben normalde bırak arkadaşın seni kandırmış demeyi; hocam derim bir kere, hoca demem…
  519. Hoca sakalından bir beyaz tüy kopardı. Sen bu sakalımdaki kıl olamazsın dedi. Ben, sanki ağız benimdi ama kontrol başka bir yerdeydi. Sakalına tüküreyim senin dediğimi o kadar net hatırlıyorum ki… Hoca o parmağımın kanını akıttığı suyu alıp, yüzüme kaldırıp attı suyunu. Ben o an ne oldu hocam dedim. Hoca yok bir şey dedi. Az önce konuştuğumu ben o an hatırladım. Hocam ben vallahi farkında değilim. Ben böyle şeyleri söylemek istemedim dedim. Hoca ben biliyorum sen yorma kendini dedi.
  520. Hoca resmen babamı çıkartıp, benimle ters konuşup test yapıyormuş. Hocam ben çok uğraştım ama başımdan bir tülü atamadım bu musibetleri dedim. Beni kurtarabilir misiniz dedim. Artık evlere barklara girmeye korkuyorum, akşamları hep huzursuzum hocam, kurtarın beni dedim. Sana cannile yapmışlar dedi. Anlamadım hocam dedim. Şu anki olduğun durumun adı bu, sana bunları musallat etmişler dedi.
  521. Adama güveniyordum. Beni bu işlerden kurtaracağını hissediyordum. Hoca, burada bir yerde kalın, 1 hafta gitmeyin inşAllah çözeceğiz dedi. Hocam, babam duramaz görevi var, bende işten zaten çok izin alamadım 1 hafta burada duramayız dedim. Öyleyse başka zaman gelin, iyi olman için; 1 hafta duracaksınız burada, her gün geleceksin dedi. Babama söyledim, babam sen dur dedi. Bende orada yakın bir pansiyonda durmaya başladım.
  522. 2 kişilik odaydı. Yanımda biri daha kalsın diye dua ettim ama kimse gelmedi. Korkuyordum bir şeyler olacak diye ama öyle düşüne düşüne sabah etmişim. Sabah kalktım yine hocanın yanına geldim. Hoca bana çeşitli otlardan bir karışım yaptı içtim. Sona bir kitap açtı… Bu kitap zaten dedemde olan kitaptı. Hoca kitaptan bir sayfa açtı, açtığı sayfa; dedemlerde kaldığımda, kitabın kendi kendine açılıp ışık saçtığı andaki sayfaydı. Ben onu görünce, bu sayfayı biliyorum deyip, hocaya kitabın nasıl ışık saçıp beni cezp ettiğini anlattım.
  523. Hoca direkt kitabı kapattı. Verdiği karışımı içtim ve beni gönderdi. Ben kitaptan bahsettikten sonra zaten hoca bir tuhaf olmuştu. Zaten tuhaf bir adamdı. Bazı şeyleri biliyor, bazılarına aşırı şaşırıyordu. Değişken ruh hali beni kararsızlığa itiyordu. 0 gece kaldığım pansiyona geldiğimde beni babam aradı. 0 gece hayatımın en büyük şokunu yaşadım ve hala atlatamadım. Dedem vefat etmişti.
  524. Dedemin ölüm haberini uzakta almış olmanın şoku hala üzerimdedir. Hemen apar topar memlekete döndüm. Dedem gece kalp krizi geçirmiş. Ananem sesini bile duymamış ama dedem yattığı yataktan mutfağa kadar sürünerek gelmiş. Cenazesini toprağa verirken hastaneden gelen ölüm kağıdı ile toprağa verdik. Özellikle baktım enteresan bir şey aradım. Lakin ölüm sebebinde kalp krizi yazıyordu.
  525. Kalp krizi geçiren insan morarır ama dedemi toprağa verirken gördüğümde hiç morluk yoktu yüzünde ve göğüs bölgesinde… Kimseye bir şey diyemedim. Dedem sağlığında iken şekeri ve tansiyonu vardı sadece… Benim hayatımda ki, en büyük yıkımlardan birisidir onun vefatı. Nur içinde yatsın.. Cenazeden sonra cenaze evine geldik. Zaten ölümü ani olduğu için yaşlı da olsa herkes onu dinç bilirdi. Bu yüzden ağlama sızlama çok oldu.
  526. Dedemin cenaze ve cenaze işlerinden doğan olaylardan ötürü Adıyaman da ki hocanın yanına gidemeyecektim. 3 gece evde Kur’an okundu sonra hayat ne olursa olsun normale dönmeye başlıyor, ne kadar içimizde olsa da acısı… 1 hafta falan geçmişti, Ananem tek duramayacağı için dedemin emekli maaşını o alacaktı ve köydeki evden taşınıp şehirde duracaktı artık. Olaylar biraz durulduğunda ananemden o gece neler olduğunu anlatmasını istedim.
  527. Dedem o gece sürekli düşüncelere dalıyormuş, ananemle beni konuşuyorlarmış. Rahmetli kendi çocuklarına vs. fındık bahçelerini bölmüş, kendine de küçük bir yer ayırmıştı. Ananeme, ben ölürsem oğlana buradan yer ver gelir gider fındığını toplar demiş. Ben bunu duyunca zaten göz yaşlarımı tutamadım. Ana nemde zaten ağıt yakarak anlattığı için daha fazla dayanamadım. Dedem o gece ananemle beraber yatmaya gitmemiş. Ben daha sonra gelirim sen yat demiş.
  528. Eline, beraber baktığımız kitabı alıp okumuş. Ananem kitap okuduğunu deyince sabah kalktığında kitap neredeydi dedim. Masanın üzerinde değilmiş. Gidip sandığa baktım, dedem kitabı oraya bırakmış. Elimi dahi sürmeden sandığı kapattım. Evin içinde biraz düşündüm. Dedem sürünerek gelmişti çünkü halılar kilimler hep kaymış. Sanki birisi onu evin içinde sürükleyerek götürmüş gibi bir izlenim bırakmış ananemde de… Daha fazla ananemle bu konuları konuşmadım. Benim aklıma ilk gelen ise, dedem o gece 0 kitapta bir şeyler yaptı ve ona zulüm ettiler sanki.
  529. Bu durumun düşüncesi bile benim kahrolmama sebep oluyordu. Dedem beklide benim yüzümden ölmüştü. Bunun yükü ne ağırdır. Ne vicdan azabıdır…. Ananemin evinde şehre götürecek çok eşyası yoktu zaten. Buzdolabı ve televizyonunu aldık. Yatak döşek vs. onları bıraktık. Ne de olsa en azından yazları fındığa gelecekti. 0 eşyaları taşıyıp evi toparlarken, yatak altlarında tavan aralarında birçok yerde muskalar buldum. Ne için olduğunu bilmediğim için yerlerini değiştirmedim. Gördüğüm yerlerine bıraktım.
  530. Ananem sandığı açıp banyo lifleri ve ördüğü birkaç yelek vs.. vardı onları ve albümlerini aldı. Onun işi bittikten sonra, dedemin o gece ne yaptığına ne okuduğuna dair belki birşey bulurum diye kitabı korkarak da olsa oradan almak istedim. Hemen bir çantaya koydum ananem görmeden. Kitabı da eşyaların arasında çaktırmadan arabaya yükledim. ayımlar biz gelmeden ev kiralamışlardı zaten, Kur’an falan okutulurken köyde. Evin temizliği bittikten sonra eşyalar yerleştirildi. Ben başkası görmeden kitabı bizim arabaya bıraktım, sonra yardıma gittim. Evi kurduk herşeyi ile, Artık ananem geri kalan hayatını burada geçirecekti ama o da 8 ay sonra vefat etmişti zaten 🙁
  531. Akşam olduğunda herkes ananemlere oturmaya gitti. Ben eşya vs taşıyıp, ev temizliğine de yardım ettiğim için çok yorulmuştum. Annem, babam, abim herkes oradayken ben arabayı alıp eve geçtim. (Hikayede abimden çok bahsetmedim. O askerden sonra Isparta’da çalışmaya başlamıştı. Sonradan devlet memuru oldu. Şu an Manisa da görev yapıyor.) Aslında oradaki geliş amacım da biran önce gidip kitaba bakmaktı. Belki okuduğu yeri kıvırmıştırya da belli olur diye düşünmüştüm.
  532. Eve gelir gelmez kitabı elime aldım. Kitap normal bir kitap olabilir fakat ben elime aldığımda sanki patlayacak gibi oluyordum. Daralıyordum, 0 kitap açıldığında odanın atmosferi değişiyordu benim için. Kasvet dolu ürkütücü bir kitaptı. İlk kez bu kitabı bilinçli olarak açıp bakacaktım. Tüm bu sıkıntılara rağmen bunu yapmak istiyordum. Kitabın kapağını kaldırdığım anda, sanki arkamda derin derin nefes alan birini hissettim. Ayağa kalktım hemen, bir an, ben ne yapıyorum burada dedim.
  533. Gerçekten bunu yapmama, bu işe kalkışmama çok şaşırdım. Sanki bilincim kapanmış ve beni bunu yapmaya zorlamış gibiydim. Kitabı kapatacakken, bir sayfanın arasına beyaz kağıt konulduğunu fark ettim. Kağıdı aradan çekip aldım. Dedem oraya sayfa numaralarını yazıp notlar almıştı. Kitabın sayfa numaraları 1,2,3,4,5 diye gitmiyordu. Acayip şekiller var ve bu şekiller sayıları simgeliyordu. Korku ile daha kitabı okuyamadım. Hemen kaldırıp çekmeceye koydum. Beyaz kağıdı yanıma aldım. Evde de korktuğum için hemen milletin yanına geri döndüm.
  534. Orada 1-2 saat daha oturdum ama aklım hep kitapta ve kağıttaydı. Milletin yanında çıkarıp bakamadım ama dedem oraya çok fazla not almıştı, hep Arapça yazmıştı. Onları çözümlemek istiyordum. Dedemin o gece ne yaptığını çok merak ediyordum. Ananemin yeni evinden hep beraber kalktıktan sonra eve geldik. Saatte geç olduğu için herkes yatağına yattı. Ben odada abim ile kaldım. 0 yatakta yattı, beri yere döşek serdim. Yattığımda telefonumun ekranındaki ışık ile kağıtta yazanları okumaya çalıştım. Ama çok anlamsız karışık yazılar yazmıştı dedem, bu yüzden hiç bir şey anlayamadım.
  535. Sabah herkesten önce kalktım, gündüz gözü ile kitaptaki sayfa sayıları ile kağıttakileri karşılaştırıp, ne anlamlara geldiklerini, kitaptan bakıp belki anlayabileceğimi düşündüm. Kitabı alıp oturma odasındaki masanın üzerine koydum. 0 saatte herkes uyuyordu. Dedemin yazdığı sayfa numaralarını en baştan sırası ile bakmaya başladım.
  536. Dedem ilk sayfadan beni şok etti. Açtığı sayfa bir ritüel yapmayı anlatan sayfaydı. Dedem o gece bir ritüel yapmıştı, yada yapmaya çalışmıştı. Oraya aldığı notlar neydi onu anlayamıyordum. Kağıtta yazdıkları sanki şifreli gibiydi. Ama ilk notlarında, dedemin o gece bir işler yaptığından emin oldum. Gündüz olduğu için o kitap bana kasvet ya da korku vermiyordu. Rahatlıkla okuyabiliyordum. Dedemin diğer işaretlediği sayfaya geçtim ama bu sayfada sadece bir piramit şekli vardı ve yanlarından paraf atılmış gibi işaretlenmişti.
  537. Hiç yazı yazmıyordu. Kağıtta aynı bölümde ise bu sayfa ile ilgili 4—5 satır yazı vardı. Ama hiç okunacak cinsten yazmamıştı dedem. Bu durum, beni bu olayı araştırmak için daha da heyecanlandırıp, olayın üzerine daha da gitmemi sağlıyordu. Dedem diğer sayfalardan da yine aynı şekilde notlar almıştı ama ne kitaptan, ne de dedemin notlarından hiçbir şey anlamamıştım. Birkaç gün ne kitaba ne de kağıda baktım… 0 günler içerisinde, beni hiç bir mahlukat rahatsız etmedi. Sanki her şey bitmiş, Adıyaman da ki hocanın bana yaptıkları şey etkisini göstermiş gibiydi. Fa kat hoca daha buraya geleceksin demişti. Elbet bir şey olacaktı. Bunları beklemeden babam beni tekrardan Adıyaman’a hocanın yanına gönderdi.
  538. Hoca beni görünce kızdı, nerelerdesin falan dedi. Ben de dedemin vefatından dolayı alel acele ayrıldım dedim. Hoca da bu duruma üzülmüştü, olayın üzerine pek konuşmadı acımı deşmemek için. Nerede kalmıştık seninle dedi. Bende pek bir şey yapmadık dedim. Ama hoca ya aslında sormak istediğim bir şey vardı. Dedemin kağıda yazdıkları neydi, o gece neler olmuş olabilirdi. Hocaya kağıttan bahsedemeden yine bir şeyler okuyup üflemeye başladı ve kağıtlara bir şeyler yazdı.
  539. Bana, senin evliliğin tek taraflı bitmiş dedi. Nasıl bir şey bu, tek taraflı bitmesi nedir hocam dedim. Zuzumbile için ben bir heves gibi bir şeymişim. İlk başlarda bana musallat oldukları zaman kendi aralarında beni öldürmek için karar almışlar. Ardında da zuzumbile bana aşık olmuş ve beni korumuş kollamış ve sonunda benimle evlenmiş. (Bu kısımları zaten biliyordum fakat beni bıraktığını bilmiyordum. ) Onlar da aynı biz insanlardaki gibi evlilikten cayabilir ya da terk edebilirler. Aslında bu pek de umurumda değildi…
  540. Hocam peki bu evlilik bitti ise beni bıraktılar mı yani dedim. Hoca, hayır tam tersi şimdi senin peşini bırakmayacaklar, sana ızdırap verecekler. Bu işten kurtulman için sana reçete yazıyorum dedi. Oturdu kağıda yine bir şeyler karalamaya başladı. Bir süre bekledikten sonra, işin sonunda 2.100 tl alacağını, ben yabancı olmadığım için benden 2000 tl. alacağını söyledi. Ne samimiyetimiz old uysa benden 100 tl almayacakmış. Ne diyeyim Allah razı olsun dedim.
  541. Hoca, yanında ne kadar para var dedi. Benimde yanımda yaklaşık 300-500 tl arası bir para vardı, tam net hatırlamıyorum.. Bende, şu an yok hocam yarın babamdan isterim dedim. Fakat hocanın bu şekilde para istemesi; Hocanın ne olduğunu ap açık göstermişti. Belki beni kurtarsa ve sonra para istese 5000 Tl de verirdim, yeter ki kurtulsaydım… Hoca ya sonra bakarız der gibi bir babamı arayayım dedim oradan ayrıldım. Babamda artık ne kadar bıkmış ise para göndereyim ver dedi. Ama hocanın aşırı samimiyetsizliği beni ondan buz gibi soğuttu. Gerçekten bir şey yapacaksa da artık yapmasına gerek yoktu.
  542. Babama, bu hoca bizim hocadan da beter dedim. Babam da gel o zaman başka hoca bakalım dedi. Bu Hocalardan bir umut olmadığını konusunda artık emindim. Tek yapmak istediğim dedemin kağıda neler yazdığıydı. Adıyaman’dan ayrılmadan yine bir hoca bulup, en azından bana kağıtta yazanları açıklamasını isteyecektim. tobüs biletini ertesi akşama bulabildim. Bu nedenle bir gece daha burada kalmak zorundaydım.
  543. Kaldığım yere geldiğimde, cebimden dedemin yazdığı kağıdı çıkardım ve kurşun kalemle yazıldığı için yazılar hafif silinmeye başlamıştı. Yazıların tamamen silinmesinden korktum ve aşağı da orada çalışanlardan kağıt ve kalem aldım. Tekrar yazacaktım. Oturdum ve dedemin karışık yazısı ile yazdıklarının aynısını itina ile yazmaya, çizdiklerini itina ile çizmeye başladım. Yazdığı kağıttaki her şey bölüm bölüm yazılmıştı. İlk bölümü yazmaya başladım, yazdıkça da okumaya çözümlemeye çalışıyordum. Yazdığım masanın yan tarafında tuvalet ve banyo vardı. Oda zaten çok küçüktü.
  544. Gözümün ucu ile böyle hafif bir karaltı gördüm ve ben görür görmez tekrar tuvalete kaçtı. Kafamı kaldırıp bakmıyordum. Sadece birşeyin sana baktığını anlarsın ya, öyle bir bakmaydı bu… Bundan tam emin olamadım, bunca olanlardan sonra paranoya yaptığımı düşündüm. Zaten hava tam kararmamış akşam ezanı okunmamıştı. Onların gündüz olamayacağını düşündüm.. Kısacası kendimi rahatlatmaya, sadece göz yanılgısı olduğunu düşünmeye çalışıyordum. Tekrar kağıda odaklandım ve aynı karaltı kapının yan tarafından kafasını uzatmıştı. Bu sefer o kadar emindim ki, ama kafamı kaldırıp bakamıyordum bile. Ne ile karşılaşacağımı bilmiyordum.
  545. Bu gündüz karşılaşması nasıl olur diye kafamda fırtınalar kopuyordu. Başımı masadan kaldırmayıp göz ucu ile bakmaya devam ettim. O an aynı yerden başka bir kafa daha uzandı ve refleks olarak döndüğümde, o kadar hızlılardı ki, sadece arkada bıraktığı siyah uzun kuyruklu kıyafetini gördüm. Ayağa katlım odanın içinde, ama ne yapacağımı bilemedim. Çaresizdim.. Dua okudum biraz, bir cesaret geldi ama bakmaya gidemezdim oraya. Dışarısı hala aydınlıktı. Aşağı insem beni deli sanar atarlardı oradan. Çıkıp dışarıda olsam, gece olduğunda ne yapacaktım. Kimsesizdim burada çaresizdim.
  546. Bir ara hocanın bile yanına geri dönmeyi düşündüm ama para isteyecekti hemen.. Bir an cesarete geldim ve tuvalete girdim. Tuvalete girdiğimde kimse yoktu. Bir klozet ayna ve banyo duşa kabini vardı. Kapımın arkasına varana kadar baktım o anki adrenalin ile… Tam çıkarken bir ara gözüm aynaya ilişti ve aradığım mahluklar banyo da değil, arkada yatağımın tam üzerindeydi. 3 kişi gördüğüme eminim. Hepsi birbirine kenetlenmiş, aralarında boşluk bile olmayacak şekilde yatakta bana arkası dönük oturuyordu. O an çığlığı bastım ve arkama döndüm, hiçbir şey yoktu. Hemen odadan çıktım korku ile, benim sesimi duyan herkes zaten odasının kapısını açmış ne oluyor diye bakıyordu.
  547. Sonra bir görevli koşarak yukarı çıkıyordu. Ne oldu beyefendi, bir sorun mu var dedi. Adamda çok korkmuştu çığlık atma mdan. O an aklım başıma geldi, beni deli sanıp atmasınlar diye, nereden aklıma geldi ise fön makinesinin kablosunda elektrik kaçağı var, elimi elektrik çarptı o yüzden çığlık attım dedim. Hemen adam yukarı geldi, 40 kere özür diledi benden. Hiç makineye bakmadan hemen aldı ve peşinden gelenlerden birine hemen değiştirin, kontrol edip düzgün bir makine verin dedi. Bu şekilde olaydan yırtmıştım. Fakat odada tek başıma kalacaktım. Odaya geri döndüm ama ne yapsam bilemedim. Hiçbir şey yoktu geldiğimde. Biraz odaya alıştıktan sonra kağıda devam edeyim dedim. Birde baktım ki kağıt yok. Masanın üzerine koymuştum ve üzerinde de kalem vardı. Uçmuş olamazdı. Yinede başka ihtimal olamayacağını düşünüp yerde kağıt aradım.
  548. İki yatağında altını kaldırıp bir bir baktım. Ama kağıt buhar olmuştu sanki. Aklıma sonra gelen ise, oradaki mahluklardan birinin kağıdı almış olmasıydı. Hava iyiden iyiye kararmıştı. Kağıdı da yazamıyordum. Ortamda hiç ses yoktu. Hiçbir odadan ses gelmiyordu. En azından koridorlarda bir ses duysam rahat edecektim ama insanlık belirtisi bile yoktu. Biraz yatağın içine gireyim dedim. Yatağın örtüsünü kaldırdığım anda bir şok daha yaşadım. Kağıt yatağın içindeydi.. Kağıdı yatağın içinde bulunca artık bu gece bana etmedik zulüm bırakmayacaklar diye düşündüm.
  549. Sanki benimle eğlenmekten zevk alıyorlardı. Eğer gerçekten beni öldüreceklerse, bana düşmanlarsa bunu yapmaları gerekirdi. Ancak beni galiba delirtmeden öldürmeyeceklerdi. Kağıdı aldım ve yatağa girmekten vazgeçtim. Ne kadar ışık varsa açtım. Odamın kapısını azıcık açık bıraktım. Eğer yine bir durum olursa kapıyı açmaya uğraşmadan hemen odadan kaçacaktım. Masada oturmaya tekrardan başladım. Korkularımı bir kenara bırakıp kağıdı tekrardan itina ile yazmaya başladım. Yazdıkça, kafamda yazanları çözümlemeye de başlamıştım. Yazılar Arapça idi, fakat harflerin kuyrukları gereksiz uzatılmış gibiydi.
  550. Bu uzatmalarda yazının okunabilirliğini aşırı bozup şifre gibi olmuştu. Yazdığım kağıdı bırakıp, sadece uzatmalarını göz ardı ederek yazmaya başladım. Birincil paragraf şeklindeki bölümü bitirmem yaklaşık 1 buçuk saati buldu ama bitirmiştim. Yazıları okumaya başladım. Ben yazıları okudukça odada tuhaf bulanıklıklar belirmeye başladı. Eskiden yaşamadığım, görmediğim bir bulanıklıktı bu… Sanki saydam maddeler gözümün önünden geçerek şeffaf olarak kendilerini belli ediyordu. Bu bir göz yanılgısı da olabilirdi. Fakat sonrasında gördüklerim, bunu düşünmeme gerek bile olmadığını, kanıtlar nitelikteydi.
  551. Aynı şekilde banyodan bir kafa uzandı. Sonra bir başka kafa onun üzerinden uzandı. Kafamı çevirip bakmaya korkuyordum. Sonra bir anda ilk kafasını uzatan varlık tamamen içeriye adımını atar gibi ayakları yerden kesip, süzülerek tuvaletin önüne kondu. Simsiyah bir pelerine bürünmüş bir varlıktı bu. Hiçbir şekilde ne vücut hatları, ne de yüzü görünüyordu. Resmen, sadece bir kumaş gibiydi. Ben süzülerek gelene dönüp bakınca tuvaletin orada kafasını uzatmış olan, kikirdeyerek geri kaçtı. Sanki benimle eğlenmek hoşlarına gidiyor gibiydi.
  552. Ben örtülü olan varlığa doğru odaklandığımda dilim damağım kurudu. Oturduğum yerden de kalkamadım. Felç olmuş gibi, sadece olayların farkındaydım. Sadece gözlerimi sağa sola çevirebiliyordum. Ağzımı hareket ettiremediğim için, içimden nas suresini yarıya kadar okur okumaz oradan kayboldu. Gördüklerimin şokunu yaşıyordum. Bana hiç zarar vermek gibi değil, sanki orada oynayıp eğlenmeye gelmiş gibiydiler. Bu olanlar, ben bu kağıdı elime alıp okuduğumda oluyordu. Burada ne yazdığını bilmiyordum fakat burada olanları, okuduğum kağıt tetikliyordu.
  553. Son bir kez bundan emin olmak için yazıları tekrar okumaya başladım. Aynı şekilde saydam cisimler gözümün önünde dolanmaya başlayınca, okumayı bırakıp hemen dualar okudum. Artık şundan emindim ki, bu okuduğum yazı şerlileri yanıma çağırıyordu. Ama ben onlara mum yakarak bir kapı açmamıştım. Yada bir ritüel ortamı oluşturmamıştım. Nasıl olur da bana bu şekilde gelip, zararsız birşekilde giderlerdi…
  554. İşte buna bir türlü akıl erdirememiştim. Dedem bu kağıdı bırakarak ne amaçlamıştı? Bana yapılan bir iyilik mi kötülü mü anlayamamıştım. Diğer yazıları sadece şekilde yazmaya korktum. Bir sonrakinde karşıma çıkabilecek olan olaylar, daha yaşamadan korkularını hissettiriyordu. Dedemin yazdığı kağıdı da, kendi yazdığımı da çantama koydum ve sabaha kadar oturdum. Uyumamak için kendimi zor tuttum. Sabah olduğunda ise biraz başımı yastığa koyayım dedim uyumuşum.
  555. Sabah kapı çaldığında uyandım. Pansiyon görevlisine dün oraya geldiğimde yarın ayrılacağım demiştim. Bu yüzden eğer kalmayacaksam bir gece daha, öğlene kadar başka müşteriler için odayı boşaltmamı istedi. Uykusuz uykusuz toparlanıp çıktım mecburen. Otobüsüm akşamdı. Akşama kadar elimde çanta ile oradan oraya dolandım. Akşam olunca otobüse binip eve geldim. Herhangi paranormal bir olayla karşılaşmadım.
  556. Otobüste de uyuyamadığım için, şehirdeki eve gelince yatıp uyu muşum. Nasıl uyuduğumu bile hatırlamıyorum. Öyle bir uyu muşum ki uyandığımda geceydi. Olanların hepsini unutmuştum. Gece uyandım, kafamdan uyandığım için gündüz olması gerekiyor diye düşünüyorum. Ya da kaç gündür uyuyordum diye. Geceyi gündüzü şaşırmıştım anlayacağınız uykusuzluktan nevrim dönmüştü. Kendime gelince olayların farkına vardım. Akşamdan babam aradı, köye geleceksen seni alayım dedi. Bende evde korkacağımı bildiğim için babama gel al dedim, çıktık köye.
  557. Babama sadece olanlardan, hoca ile olan diyaloglarımı anlattım. Son zamanlarda daha iyi olduğumu söyledim. Biraz soru cevaptan sonra normal konuşmalara başladık. Annemlerin bir an önce yatmasını bekliyordum. Zira onlar yatınca ben de kağıtta yazanlara devam edebilecektim. Ba bam yatak odasına önceden yatmaya gitti, sabah namazına camiye gittiği için… Annemle biz biraz daha oturup televizyon izledikten sonra, annem sende yatak odasında yere döşek sereyim orada yat dedi ama ben kabul etmedim. Şakaya vurup iyiyim hissiyatı yarattım. Annemde gidip yatınca bir süre sonra kapının camlı kısmından ışık geçmesin diye kapını üzerine banyo havlusu astım.
  558. Masanın üzerine geçip kağıdımı alıp, ikinci bölüm olarak tabir ettiğim kısımda yazanları, sade bir şekilde yazmaya başladım. Yazarken hiç birşekilde çözümlediğim kısma kadar baştan alarak okumadım. Okuduğumda ne ile karşılaşacağımı bilmiyordum. Sadece çözümledim ve sade bir şekilde kendi kağıdıma yazdım. Artında 3. Bölüm olarak tabir ettiğim kısmı da aynı şekilde yazdıktan sonra saat zaten çok geç olduğu için yattım. Geriye sadece 2 bölüm kalmıştı. Çözümlesem de okumaya korkuyordum. Sadece çözümlemiş olmak için çözümlüyordum aslında…
  559. Gece daha fazla dayanamadım. Uykum çok gelmişti. Sessizce altıma minder alıp annemlerin yattığı odaya gidip orada yere kıvrılıp uyudum. Sabah babam namaza giderken üzerime bastı beni görmediği için, tam da ayak diplerine yatmıştım. Babam, burada niye böyle yattın. Üstüne adam gibi bir şey alsaydın vs. vs. biraz fırça attıktan sonra, o namaza gidince oturma odasında ki çekyatta yattım uyudum. Sabah olduğunda kağıtları tekrardan çözümlemeyi düşünüyordum. Sabah kahvaltıya kalktım tekrardan. Babamda öğleden sonra ilçeye inecekmiş, sonra da oradan ile geçip mevlit okuyacakmış.
  560. Sende gel dedi babam. Ben de neyse akşam bakarım kağıtlara deyip babamla birlikte ile kadar geçtim ama mevlite katılmadım. Gelmişken iş yerine falan uğradım. Ben gelmeyince yerime adam almışlar. Hiçte gel falan demediler bana da… Biraz bozulsam da belli etmedim. Ercan ne zaman başlıyorsun falan diye sordu ama patronlar sohbetten öteye girmediler. Oradan çıktım eve geldik babamla buluşup. Akşam herkes yattığında kalan iki bölümü de çözümledim. Sonra o kağıdın aynısını başka bir kağıda temize çektim. Cesarete gelip ikinci bölümü okudum, hiçbir şey olmadı. Sonra düz yazı gibi ikinci ve üçüncü kısımları da okuyup sırası ile tümünü düz yazı okur gibi okudum.
  561. Bu kadar şeyi galiba boşuna yazdığımı düşündüm. Hiçbir şey yoktu. Kafamda kendi kendime heyecan verip kuruntular yapıp bu safha ya getirdiğimi düşündüm. Tamamen boşuna uğraştığımı düşünmüştüm. Sonra tekrar en baştan 1. bölümü okuyayım dedim. Ne de olsa Adıyaman’da okuduğum zaman bir şeyler olmuştu. Birinci bölümü okumaya başladığımda yine gözümde şeffaf nesneler hareket etmeye başladı. Korkmadan sakin olarak okumaya devam edip bitirdiğimde, birşey olmadığını düşündüm. Sadece bu sefer nesneler uçuşmuştu.
  562. O an kalkıp arkama bir döndüm ki, tam karşımda Adıyaman’da gördüğüm sadece kumaş olarak tabir ettiğim varlıktan iki tanesi, ayaklarını yerden kesip uçuyorlardır. O an dua edip bu durumdan kurtulmak geldi içimden fakat dönüp kağıdı alıp ikinci kısımı okumaya başladım. Ben okudukça örtü hareket edip, sanki görmediğim bir katman varmış gibi yüzünü açtı. Gözleri diğerlerinin aksine kırmızı değil, göz çukurları vardı ve simsiyahtı. Yüzü o kadar zayıftı ki çenesine doğru üçgen gibi inceliyordu. Kulakları kısa ama sivriydi. Bu örtüye bürünmüş olan bir cindi. Diğer cin ise hala aynı şekilde bekliyordu.
  563. Bana doğru Arapça Emredin! Dedi. Sanki ben onları kendi emrim altına almıştım. Bana hizmet için gelmişti. Bu durum beni korkuttu. Daha önce zuzumbilenin kabilsinden cinler de emrim altında olduklarını göstermişlerdi. Ancak sonrasında benim baş düşmanım olup bana zarar vermeye başlamışlardı. Bu durum beni korkuttu ve ona dönüp. Haza leyse ma talebtühü (Bunu ben istemedim) dedim. 0 sırada diğeri de aynı şekilde yüzünü açtı ve bunun gözleri kırmızıydı. Bunun yüzü gerçekten çok korkunçtu.
  564. Saçları küt-küt çenesinde keçi sakalı vardı. Yüzü aynı şekilde çok inceydi. Korkudan, ma ebğa ma ebğa (istemiyorum) deyip durdum. Diğer cin ise bana, se ati merreten (tekrargeleceğim) dedi. Bir anda gözden kayboldular. Bu durum beni çok korkuttu. Başıma yeniden bela almıştım galiba… 0 gece sabaha kadar uyuyamadım. Bu olanlardan pişman olmuştum. Bu sefer gerçekten kötü olacağını düşünmüştüm. Sanırım dönüşü olmayan bir yola artık adım atmıştım.
  565. O gece sabaha kadar bekledim. Tekrar geleceğim lafı beni çok ürküttü. Bunlar ne için geleceklerdi. Bana emredin deyip, benimle alay mı ediyordu, yoksa gerçekten bana yardım için mi gelmişti. Bunu düşünürken kafamı hiç toplayamıyordum. Sabah olduğunda babamın kalkıp banyoda abdest aldığını duydum. Beni görmesin diye hemen uyuma numarası yaptım. Numara yaparken gerçekten uyumuşum. Sabah annemler kahvaltıya kaldırdılar. Babam kahvaltıda biraz canımı sıktı. Diğer işten boş yere çıkarılmıştım. Babam da artık olayların durulduğunu düşünüp, kendine yeni iş bul dedi. Aslında olaylar durulma değil, hayatımın en kötü olaylarını yaşamaya doğru gittiğini ben dahil kimse bilmiyordu.
  566. Kahvaltı ettikten sonra —göz boyamak için— iş arayacağım ile geçtim. Gittiğim zaman Ercan’ı aradım. 0 da izinliymiş biraz oturduk laf ettik. Eski konuları açtı. Devam ediyor mu diye sordu. Etmediğini tamamen bittiğini söyledim. O zaman bana daha samimi davranmaya başladı. Çevremdeki insanları bu yüzden kaybediyordum. İnsanlar bana da bulaşır, ben de etki altında kalırım düşünceleri ile benden uzak durmaya çalışıyorlardı. Belki de işten beni bu yüzden çıkarmışlardı. Belki Ercan patrona da bunlardan bahsettiği zaman korkup beni bu yüzen çıkarmış olabilirdi. Bu nedenle artık herkese bu işin bittiğini, normale döndüğümü söyleyecektim.
  567. Biraz daha oturup sohbet ettikten sonra çıkıp köye geldim. Babam, ben köye gelince neden geldin, iş bulamadıysan evde kal, ara yine kaç yaşına geldin diyerek yine sitem etti. Bu durum beni iyiden iyiye stres altına soktu. Zaten başımda bin türlü bela vardı. Yine de tamam yarın giderim dedim. 0 gece hiçbir şey yapmadım. Yarın gideceğimi anneme de söyledim. Annemde bana o akşam köyden yiyecek bir şeyler hazırladı, şehirdeki evde yiyecek bir şey olmadığı için…
  568. Akşam hiçbirşeyi umursamadım, vurdum kafayı uyudum. 0 gece uyuduğumda acayip bir rüya gördüm. Rüyamda, yanıma gelen ve emrimde olduğunu söyleyen cine benzeyen bir cin ile dedemi uzaktan konuşurlarken gördüm. Boyu dedem ile aynı boydaydı. ikisine yandan bakıyordum. Dedemin yüzü gülüyordu. Sanki arkadaşlarmış gibi derin bir sohbetin içindelerdi. Kalkıpta ne yanlarına gidebildim, ne de sesimi çıkarabildim. Uzaktan öylece izledim. 0 gece başka rüya gördüğümü hatırlamıyorum.
  569. Sabah babam uyandırdı. Köyden biri dolmuşların oraya kadar arabası ile gidecekmiş. Sende kalk onunla git dedi. Ben de bizim araba ile giderim diye düşünüyordum. Arabayı bile vermedi, el alemin peşine takılıp, elimde yük ile dolmuşlara kadar geldim. Oradan da binip eve geldim. Çıkıp biraz dolandım. Sahile gittim tek başıma gezdim. Hem iş meselesi yüzünden hem de cinler yüzünden iki taraflı derde boğuldum resmen.
  570. Akşam eve geldim. Zaten bu olaylardan dolayı bitkin düştü beynim. Tam gece olmadan uyuyayım da, akşam korku yaşamakla uğraşmayayım bir de dedim. Televizyonu açtım, odanın ışığını da açtım. Çekyatta biraz dalmışım. Tık televizyonun sesi kesildi. Anlık durum değişikliğinden gözümü açtım, baktım elektrikte yok. Ama sadece benim evde yok. Karşı ki apartmanlara baktım ışıkları yanıyor. Sokak lambaları da yanıyor. Turuncu sokak lambalarının ışığı bizim evi az çok aydınlatıyordu. Şarter mi atmış diye baktım, ama normaldi. Apartmanın kapısını açtım, merdiven ışığını yakmak için elimi kolumu salladım. Merdiven otomatik de çalışmıyordu. Galiba bizim apartmanda gitmişti elektrik…
  571. Çıkıp bakmadım aşağı inip. Apartmandan birisi illaki bakar diye düşündüm, ama apartmanda çıt ses yoktu. Kimsenin umurunda değildi bu durum galiba. Bir 10 dakika bekledim, kimse ilgilenmiyordu. Terliklerimi alıp apartmandan bir kat aşağı indim. Buranın ışığı yandı. Hemen koştum eve, herhalde ışıklar geldi dedim. Bizim kapının önünde ki otomatik yanmadı. Kapıyı açtım ışığı açayım dedim, yine yanmadı. İçerideki ışık zaten yanık durumdaydı, elektrik gelse orası yanmış olurdu.
  572. Bir şey anlamadım bu işten. Gidip aşağı bakayım dedim elektrik dolabını açtım. 16 daireli apartman, hangi saat bizim belli değil. İsim bir şey de yazmıyor. Bir türlü anlayamadım. Acaba milletin ışığı var mı diye apartmandan 4—5 adım atıp karşıdan izledim. Bizim daire hariç herkesin ışığı yanıyordu. Bizim daireye baktığımda, camın önünde biri bana bakıyordu.
  573. Hiç gözlerini ayırmadan bana doğru bakıyordu. Bırakın korkmayı bir kenara, o anki hissettiğim şeyin ne açıklaması vardı, ne de tarifi… Oraya bakarken birden evin ışıkları geldi. Odanın lambası yanmaya başladı. Yanar yanmaz pencerenin önünde ki mahluk oradan yok olmuştu. Biraz aşağıda bekledim, saatin çok geç olduğunu sanmıyordum. Saat geç olmamasına rağmen, o cadde üzerinden bırakın bir insanı, kedi köpek bile geçmiyordu.
  574. Apartmandan birine bu durumdan bahsedersem; muhtemelen adım deliye çıkacak ve belkide ne selam verirlerdi bundan sonra ne de yüzüme bakacaklardı. Daha fazla o halde beklemedim. Korka korka yu karı çıktım. Sürekli kendimi motive etmeye çalıştım. Eve geldiğimde salonun ve tuvaletin de ışığı açıktı. Fakat tuvalete gidip gitmediğimi hatırlamıyordum. Bu düşüncelere boğularak kendimi daha fazla korkutmamak için evin içinde kendi kendime konuşup duruyordum.
  575. Oturma odasına kapı aralığından baktım ama pencere tarafını göremiyordum. O anki adrenalin ile sanki kalbim boğazımda atıyordu. Yavaş yavaş kapıyı açtım ve içeride kimse yoktu. Gördüğüm şeyden emin olmama rağmen kendi kendimi saçma sapan şekilde cesaretlendirmeye çalışıyordum. Ne anneme ve babama diyebilirdim, ne de herhangi bir arkadaşıma… Arkadaşlarım bu sefer benden tamamen uzaklaşır ve yapayalnız kalırdım. Hemen televizyonu açtım evde ses olsun diye ama her şeyden korkmaya başlamıştım.
  576. Mutfaktan pet şişe sesi geliyor genleşme sesi. Bunu bilmeme rağmen paranoya yapmıştım. Aklıma eskiden olduğu gibi banyoda karşılaştığım, bana zarar vermek için gelen şerliler gelmişti. O an aklıma, kağıdı okuduğum zaman gelen cinlerden, belki bana bir yardım gelir diye düşündüm. Bana emrimde olduklarını söylemişlerdi nede olsa. Ama onlara güvenebilir miydim bilmiyordum.
  577. Bu hayatı böyle sürdüremezdim. Kağıdı aldım ve kaldığım yerden 3. Kısı mı okudum. Hiçbir şey olmadı. Korkarak titreyerek okuyordum zaten. Bam aşka bir şeyle karşılaşabilirdim. Bilmiyordum. Baştan 1. Bölümü okudum bu sefer etrafta saydam cisimler oluşmaya başladı. Hızımı kesmeden 2. Bölümü okudum ve okur okumaz odadaki atmosfer değişimini hissettim.
  578. Ürpermeye başladım. Arkamda biri nefes alıp verir gibi oldum ve sırtıma soğuk su dökülmüş gibi omuzlarımı yukarı çekip irkildim. Galiba bunları okuyarak hata yapmıştım. Bana fayda yerine zarar getireceklerdi. Keşke dedem olsaydı. Dedem olsaydı bu raddeye gelmedi belki de… Dedem hoca ya gitmeme de karşı çıkmıştı ama onu ezip geçmiştik. O an nedense bunları düşünmeye başladım. Elim ayağım titreme başladı.
  579. Arkamda birinin olduğuna emindim fakat bakamıyordum. Gerçekten korkular tüm bedenimi sarmıştı. Kapana kısıldığımı düşündüm. Kimseye haberde vermemiştim. Yolun sonuna geldiğimin farkına varmıştım. Yavaş yavaş arkama dönmeye başladım. Kulağımda anlamsız bir uğultu oluşmaya başladı. Dualar okuyarak arkama döndüm ve arkamda televizyonun ön tarafında yan yana dizilmiş ve ellerini önüne alıp başlarını yere eğerek duran ? tane cin gördüm.
  580. Tam arkamdaydılar. Onlara tamamen yüzümü döndüm. Resmen kaskatı kesildim o an, ne ağzım kıpırdadı ne bedenim. Taş kesilmiştim resmen. Üzerindeki örtülerinden, korkunç ya da norma bir surette olup olmadıklarını tahmin bile edemiyordum. Ben donuk halde iken içlerinden birisi “EMREDİN” dedi. Üzerilerindeki örtüden dolayı hangisinin konuştuğunu anlayamıyordum. Ben hala donuk haldeydim ve kıpırdayamıyordum. Onlardan gerçekten çok korkmuştum. Kapana kısılma korkusu vardı ve hayatım gözümün önünden geçmişti o anlarda…
  581. Vücudumda ki kilit çözülmüştü. Kaçmaya yeltenemezdim çünkü kapının önüne geliyorlardı. Sanırım bu düşüncemi hissetmiş olacaklar ki tekrardan “EMREDİN” dediler. Sustum, diyecek laf bulamadım. Bu emredin olaylarından korkuyordum. Bunlarda zuzumbilenin ailesi gibi bana sonradan düşman olabilirlerdi. Başıma dert almayı istemiyordum. kez “EMREDİN” dedi. Ben size ne yaptım dedim. Ortalardan birisi elini uzattı, kağıdı gösterdi ve sesi çok tiz bir şekilde; “Bizi sen çağırdın” dedi.
  582. Benimle insan gibi konuşuyorlardı. Olumlu ve anlayışlı bir konuşma üslubu vardı fakat sesinin tizliği kulaklarımı delecek cinstendi. Eli hala havada ve kağıdı gösteriyordu, kağıda uzandım aldım. Bunu istiyorsanız alın gidin dedim. Onu sana dede bıraktı dedi. Tahminim doğru çıkmıştı, dedem 0 kitabı alıp okuyacağımı biliyordu ve bana yol gösterici olarak bırakmış. Artık onların emrimde olduğunu anlamıştım. Ama bu nasıl olurdu, sadece bir kağıt okuyarak onları getirmek imkansız geliyordu bana…
  583. Onlara dönüp net ve emreder bir ses ile; gidebilirsiniz dedim. Hiçbir şey demeden gözden kayboldular. Dedem bana onları bırakmıştı ama ben onları nasıl kullanacaktım bilmiyordum. Emretsem gidip zuzumbile ve bana düşmanlık yapan cinler ile bir savaş durumuna girebilirlerdi. Fakat bunlar ? kişiydi ve zuzumbilenin kabilesindekilerin sayısını tahmin bile edemiyordum. Dedem bu kadar şeyi düşünmüştü evet… Ama bu kadar az sayı ile hiçbir şey yapamazdım. Bu başlangıç ile devam edip bir plan yapmalıydım.
  584. Gidip kitabı aldım. Artık korkularım durulmuştu. Güvende hissetmeye başlamıştım kendimi. Kitaba en baştan başladım. Dedemin bu yazıları nereden yazdığını aramaya başladım. Kitabın sayfaları çok ve aşırı hassastı. Her tuttuğum sayfa yırtılacak gibi oluyordu. Ağır ve dikkatli bir şekilde sayfaları çevirip durdum.
  585. Daha en başlarda iken dedemin yazdığı yazının aynısını buldum. Ama dedem oradan sadece 1 bölüm yazmıştı. Ama o kocaman bir sayfaydı. Artık bende bir öz güven oluşmuştu. Korkularım azalmıştı ve elimde bu kitap emrimde bu cinler olduktan sonra her şeyi yapabileceğimi düşünmüştüm. 0 sayfayı tamamen okumaya başladım. Sayfanın sonunda kağıtta yazan 2. Bölüm yazıyordu. 2. Bölümü okuduğumda farkında bile değildim.
  586. Okumaya devam ettikçe biranda ortam soğumaya başladı tekrardan, bende nasıl bir hırs ise okumaya devam ettim. (insan gerçekten kendini kaybediyor, para hırsı gibi… ) Bir anda cinlerin yedisi de karşımda belirdi. Gelir gelmez içlerinden birisi emredersiniz dedi. Bu durumu sanki yıllardır yaşıyormuşum gibi rahat tavır sergiliyordum. Sırf deneme yapmak için, “Gidin annem ve babama bakın neredeler” dedim. İçlerinden birisi kayboldu. Diğerleri hala karşımda duruyorlardı.
  587. Aradan 10-15 saniye bile geçmeden geldi. Her gelişte nedense odadaki atmosfer değişiyordu. Tiz sesi ile; evlerinde değiller mevlitteler” dedi. Gerçekliğini denetlemek için babamı aradım. Babam mevlit okuduğundan olacak ki açmadı. Annemi aradım, arkadan mevlit okunduğunun sesi geliyordu. Annem seni duymuyorum mevlitteyiz aşağı mahallelerde dedi.
  588. Ben de tamam sonra ararım dedim.O an çok şey başarmış gibi hissettim. Bana gerçekten haber getirmişti. Onların gerçekten bana hizmet ettiğini o zaman anlamıştım… 0 gece sabaha kadar kitabı okudum. Bir hırstı benimkisi, daha fazla şeyler öğrenmek için okuyordum. Okuduğum kısımlarda dedemin, 4. yazdığı kağıtta ki 5 bölümden 4 tanesini kitapta buldum.
  589. Kitabı tamamen üzerinde dikkatlice göz gezdirmeme rağmen dedemin yazdığı 5. Bölüm ile ilgili hiçbir kısım bulamadım. 0 gece sabaha kadar kitapta deli gibi S.Bölümü aradım ama bulamadım. Dedem ya bunu farklı bir yerden yazmıştı ya da kendisi kafasından yazmıştı. Neler yazdığını anlamaya çalışıyordum ama diğer bölümlerden farklı görünüyordu.
  590. Sabah olduğunda biraz uyuyayım diye yatacaktım. Saat sabah 6-7 civarlarıydı. Telefonum çaldı. Arayan babamdı. Ben çarşıya indim, sen de iş aramıyorsan köye gel benimle hem odun kesme işleri var motoru olan adam gelecek gel sen de yardım edersin dedi. Gitmeyi istemesem de iş olduğu için mecbur gidecektim. Akşamdan köye geldik. O gece herkesin yatmasını bekledim. Onlar yattığında cinleri çağırıp ne yaptırsam diye gaflete düşüyordum.
  591. Aklıma sürekli, beni işten haberim bile olmadan kovan, patron ile ilgili bir şeyler yapayım diye düşünüyordum. Ama arada bir gaflette olduğum kafama esip duruyordu. Bunları kendi keyfime göre kullanırsam, ileride onlarda beni kullanacak diye düşünmeden edemiyordum.
  592. Akşam olduğunda sadece çağırıp köydeki eve de gelip gelmediklerini test etmek istedim. İlk 2 bölümü yine okudum ve karşıma ? tane cin tekrardan geldi. Onlara, siz bu kadar mısınız diye sordum. Onlar, Köyümüze götürelim seni sayımızı görmek istersen dedi. Bu lafı beni gerçekten korkuttu. Benim emrimde olduklarını söylüyorlardı ama başıma gelen onca şeyden sonra kime nasıl güveneceğimi bilmiyordum.
  593. Onlara karşı düşük durumda görünmemek için şimdi zamanı değil. Bunun için daha münasip bir zaman bulmak gerekir dedim. Ama köy lafı beni çok korkutmuştu. O laftan sonra onlara şimdi gidebilirsiniz sizleri yine çağıracağım dedim. Yavaş yavaş gözümün önünde saydamlaşarak kayboldular. O gece biraz korktum. Annemler yatak odasında yatıyorlardı. Ben oturma odasındaki koltukta yatıyordum. Sağa sola dönerken uyumuşum.
  594. Gece bir ara tıkırtılara uyandım. Oturma odasında kırmızı güneşlikleri vardı. Sonuna kadar açılmıştı. Dışarıdan içeriye vuran loş elektrik direğindeki lambanın ışığı içeri aydınlatıyordu. Tam karşı koltukta ise 1 tane çok uzun sakallı biri oturuyordu. Yüzü gözü her şeyi ile insandı bu. Ama bizim evimizde gecenin o saatinde biri ne arasın…
  595. Sürekli çenesini oynatıyordu. Benden gözlerini ayırmıyordu. Ben yatakta doğruldum. Ne olduğunu anlayamadım. Hiç kıpırdamadan duruyordu. O an dedemin bıraktığı kağıttan ezbere 2 bölümü okudum. (Bu anlarda gerçekten çok korktum) Okur okumaz 2 tane cin geldi ve resmen yaşlı adamı oturduğu yerden kollarından aldılar, odada camdan süzülerek dışarı çıktılar.
  596. Bu durumu donarak izledim. Sakallı adam giderken bile kafasını arkaya çevirmiş bana bakıyordu. Gidişlerini öylece izledim. Bu yaptıklarım doğru muydu bilemedim. Onlara sahip olmam iyi miydi kötü müydü bilemedim. Onlar var olsalar bile ben bu tür şeylerle karşılaşacaktım demek ki. Böyle bir hayatı kim isterdi ki. Mafya babası olup her an ölüm korkusu yaşamaktan ne farkı vardı bunun…
  597. Sabaha kadar uyuyamadım. Belki cinlerden korkuyordum evet ama sakallı adamın bana bakışı hala gözümün önündedir. Ne olduğunu da bilmediğim paranormal bir olay yaşamıştım. Sabah olduğunda babam namaza giderken uyuma numarası yaptım. Babam ezan okumak için kapıyı çekip çıktığında kapı sesinden sonra kalktım. Bende abdest alayım diye lavaboya gittim (Hemen banyonun yanında) banyodan su sesi geliyordu.
  598. Babam herhalde banyonun suyunu açık bırakmıştı diye düşünüp kapının koluna asıldım. Kapıyı itekliyorum fakat arkasında birşey vardı ve açmamı engelliyordu. Zar zor kapıyı açtım ve ne göreyim… Küçücük bir çocuk çırılçıplak banyo da oturmuş ve arkası dönük şekilde suyun altında duruyordu. Görür görmez dilim tutuldu. Bunlar bu evi mesken tutmuşlardı. Bu gördüğüm bebek eskiden gördüğüm bebek ile aynı bebekti.
  599. Bu nasıl işti. Ailem burada kalıyordu ama bunları görmüyordu. Ya da ben işi bu kısmını hayal mi kuruyordum. Beynimde öyle mi canlanıyordu. Ya da bu olanları hepsi yalan ve ben deliriyor muydum Bu gördüklerim diğer olanlardan daha çok korkmama sebep oluyordu. Hiçbir şey yapmadan banyonun kapısının kolunu bırakıp geri geldim. İçeri geri geldim ve halının desenleri etrafında deli gibi dönmeye başladım. 0 ara ezan okundu ve banyodaki suyun sesi bıçak gibi kesildi.
  600. Bakmaya korktum ama gittiğini düşünerek banyoya göz gezdireyim dedim. Tam o ara annem uyanmıştı. Beni öyle görünce banyonun musluğu bozuk lavabo da al abdestini dedi. Nasıl yani dedim. Bozuk orası baban musluk alacak oraya dedi. 0 öyle der demez banyoya girip musluğu çevirdim. Ama musluk boşa dönüyordu. Yalama yapmıştı. Diğerinin olduğu yer hep boştu. Yerlere baktım her yer kupkuruydu. Burada su hiç ama hiç akmamıştı.
  601. Annem beni öyle delirmişcesine görünce ne oldu yine bir şey mi oldu dedi. Onun gözünde ki o korkuyu görünce yalan söylemek zorunda kaldım. Sinirlenmiş numarası yapıp “ben duş alacaktım nasıl bozdunuz musluğu, deseydiniz alırdım gelirken, leğende mi yıkanacağım”gibisinden sert çıkış yaptım.
  602. Canım annem 0 da bilmiyor çözüm üretiyor. Ben sana kovaya su ısıtır veririm tas ile başından aşağı dökersin, bu sefer böyle yap diyordu. O an yüreğim cız etti. Bu nasıl işti, hem gördüklerime şaşırıyor, hem de annem üzülmesin korkmasın diye yalan söyleyip vicdan azabı çekiyordum. Anneme o lafından sonra o kadar çok sarılmak geldi ki içimden ama durumdan şüphelenmesin diye yapmadım.
  603. Sinirlenmiş gibi lavaboda abdest alıp namaz kıldım. Babam eski olaylardan dolayı sigaraya başlamıştı. Çanak antenin yanında telefon rehberinin üzerindeydi sigara. Onun içinden 1 tane aldım. Babam gelene kadar mutfak penceresinde hem onun gelişini gözledim, hem de gizli gizli sigara içtim. Mutfak penceresi yarım açıldığı için kafamı çıkartıp tam dışarıya üfleyemiyordum. Zaten orası tam mezarlığa bakıyordu, pek de kafamı çıkartıp yapamazdım zaten…
  604. 0 ara annem namazını kılmış su içmeye geldi. Sigara içtiğimi gördü. Ama görmezden geldi, ben yatıyorum sen de yat falan dedi. Yaşım kaç olursa olsun annemin ya da babamın beni sigara içerken görmesi beni üzerdi. Bu da üzmüştü… Babam eve geldiğinde, merdivenden ayak sesini duydum. Hemen yine uyuma numarası yaptım. Babamda yattıktan sonra masanın başına geçtim. Elim başımın arasında, bu zamana kadar başımdan geçenleri düşündüm.
  605. Bir ikileme düşmüştüm. Bana hizmet edenler ile beni delirtmeye çalışan, hayatımın her bölümünde beni etkileyen, fiziksel ve psikolojik olarak zarar verenleri birbirinden ayıramaz olmuştum. Kim iyi kim kötü bilemiyordum.
  606. Onları bir daha çağırmak istedim. Onlara en temel sorularımı yöneltmek istedim. Dedem sizi sahiplendiği gece nasıl öldü? 0 yaşlı varlık kimdi ? Onu neden alıp gittiniz? 0 banyodaki bebek kimdi? Kafamda bu soruları sormak için hazırlamıştım kendimi. Kağıdı artık ezberlediğim için kafamdan olduğu gibi okudum. Fakat gelen giden olmadı. Tekrar tekrar okudum fakat ne gelen ne giden olmuştu. Aklıma sonradan geldi. Onlar akşam namazı ve sabah namazı arasında alemler arası geçiş yapıyorlardı.
  607. Eskiden bir şekilde gündüz gözü ile görünseler de, bu gece gelmeyeceklerini anlamıştım. Annemler uyana na kadar hiç yatmadım. Bir an önce ertesi geceyi bekliyordum. Bu soruları bir an önce sormak için sabırsızlanıyordum. 0 günüm beklemekle geçti ve nihayet gece olmuştu. Annemler yattıktan sonra yine oturdum ve kağıtta yazanları ezbere okuyarak emrimde olan cinleri çağırdım.
  608. Bu sefer 7 değil sadece 2 kişi geldiler. Onlara diğerlerinin nerede olduğunu sordum. Bir süre sessiz kaldılar. Sanki beni duymamışlardı. Tekrar soracaktım ki, içlerinden birisi onlar gelmedi dedi. Neden gelmediler dedim. Sen gel ve bizi şereflendir dediler. Bu hiç hoşuma gitmemişti. Korkuyordum. Fakat korktuğumu belli etmemem gerekiyordu. Daha sonra geleceğim. Şimdi size sorular sormak istiyorum dedim.
  609. Lakin gelmem konusunda ısrarcı konuşuyorlardı. Köyün nerede olduğunu sordum. Hemen cevap verdi. Köy dediği yer, bizim olduğumuz köyün yan tarafındaki boş köydü. Çıkıp gitmeye gerçekten korkmama rağmen gecenin dar vakti oraya gitmek için evden çıktım. Bu yaptığım gerçekten bir delilikti. Tek başıma gecenin o saatinde evden çıkmıştım. Yürürken bir çok kez geri gelmeyi düşündüm. Ama bunu yaparsam onlardan korktuğumu anlarlardı. Hiç emir veren emrettiğinden korkar mıydı?
  610. Geri dönersem beklide bu felaketim olacaktı. Yürüme olarak 20 dakika yol yürüdüm. Köyde direklerde lambalar yanıyordu. Ama o mahalleye yaklaştığımda elektrik direği olmasına rağmen ışıklar yanmıyordu. Çok korkuyordum. Gerçekten bu yaptığım delilikti belki, ama gitmez isem hep daha kötü olacağını düşünerek gittim. Elektrik direğindeki lambalar biryerden sonra patlamışlardı. Orada da insanlar her zaman durmadığından kimse değiştirmemişti anlaşılan.
  611. Artık sadece birkaç adım kalmıştı. Önümde ki virajı döndüğümde mahalle tamamen karşıma çıkacaktı. Yaklaştığımda gittiğim yollar; köyden vuran ışık ile hafiften aydınlanmaya başlamıştı. Bu durum hem korkmama hem de heyecanlanmama sebep oluyordu. Yürümeye devam edip virajı da döndüm ve…
  612. Karşımda en az 500 tane cin ve küçük küçük sarı ışıklar vardı. (Onlarda Cindi ama ışık süzmesi olarak görünüyordu). Resmen orada bir eğlence düzenleniyordu. Küçük çocuk olanları vardı. Tıpkı biz insanlar gibi oyunlar oynuyorlardı. Bu görüntü hala hafızamda çok net olarak bulunuyor.
  613. Burada resmen gece bir yaşam vardı. Bunları bir başka insan göremezdi. Bu olanları sadece kendimin gördüğüne emindim. ilerlemeye devam ettim. Benim geldiğimi görenler oldukları yerde durup gelişimi izlediler. Bu olanlar hayal değil tamamen gerçekti. Böyle bir yaşamları olduğunu hiç bilmiyordum. Hep onları pis yerleri mesken tutuyorlar sanıyordum.
  614. Bu mahalle terk edilmişti. Onlar burayı mesken tutmuşlardı lakin bana yakın olmak için bunu yapmışlardı. Giderek yaklaşmaya devam ettim. Gözüme çarpan bir şeyde, o kadar aydınlık yer olmasına rağmen bir bölgenin ışığı bıçak gibi kesilmişi. Normalde o ışık orayı da aydınlatırdı ama oraya ışığın vurmamasını sanki onlar istemişler gibiydi.
  615. Aralarından ilerlemeye devam ettim. Ben ilerledikçe yol açılıyordu. 0 bom boş evlerin de içlerinde ışıklar yanıyordu. Etrafımda ki tüm varlıklar bana saygı ile duruyorlardı. Yolun en sonunda bana arkası dönük olan bir varlık vardı ve ona tamamen yaklaşınca ya kadar hiç istifini bozmadı. Gözüm hem karanlık tarafa hem de ileride ki bana arkası dönük varlığa ilişiyordu. Varlık artık tam önümde duruyordu. Nefes alıp vermesini omuzlarından anlayabiliyordum.
  616. O anda arka tarafta bir kargaşa oldu. Kafamı karanlık olan bölüme çevirdiğimde, daha önce uyandığımda, karşıki koltukta oturur vaziyette gördüğüm yaşlı adamı, cinler o karanlık bölgeye götürüyorlardı. Adamın gözleri o geceki halinde ki gibi donuk değil, aksine sanki bir yere kollarından bağlıymış gibi çırpınıyordu.
  617. Gözlerini tıpkı o geceki gibi bana dikmişti. Sanki görünmeyen bağlı olduğu yerden kurtulsa bana saldıracak gibi, oradan kurtulmaya çalışıyordu. Bana bakar vaziyette iken gözleri bir anda kırmızıya dönüştü. Vücudunda değişiklikler oluyordu. Önce sakalları yok oldu. Ardından bedeni küçülmeye ve sıskalaşmaya başladı. Gözlerinde ki alev arttıkça yüzünün şekli değişip korkunç bir şekil almaya başladı.
  618. Bu değişimler olurken köyün ahalisi olan cinler o varlığın etrafını sardı ve artık 0 kısım beni için görünmez oldu. 0 kısımda inanılmaz bir kargaşa oldu. Sanki bütün cinler o varlığın üzerine saldırmıştı. Bir süre sonra kalabalık açıldığında yerde alevler içinde yanan bir beden vardı. Masmavi çıkan dumanlar resmen oradaki varlığı tamamen eriterek yok ediyordu.
  619. Oraya doğru adım attım. Yaklaştığımda ise; aslında oradaki şeyin ateş değil, aksine soğuk bir etki olduğunu hissettim. Mahluk yanmıyor, aksine donarak ölüyordu. Onu öylece orada bıraktılar. Tüm mahlukat benim arkama doğru bakmaya başladı. Bana baktıklarını sanmıştım lakin ateş saçan gözleri arkama bakıyordu.
  620. Ben de arkama, onların baktığı yöne döndüm ve oradaki varlık hala arkası dönük duruyordu. Tekrardan yaklaştım ve bana yavaş yavaş arkasını dönmeye başladı. Dönerken, önce beyaz uzun sakallarını gördüm. Bana tamamen döndüğünde karşımda duran rahmetli dedemdi. Dedem tam karşımdaydı. Ne yapacağımı bilemedim. Dedem ölmüştü, bunların hayal olduğunu, rüyada olduğumu düşündüm. Uyanmak istiyordum. Bunlar gerçek olamazdı…
  621. Dedem bana hoş geldin dedi. Ağzımı dahi açıp cevap veremedim. Her şeyi ile dedemdi fakat gözlerinde dedemi göremiyordum. Rengi dahi aynı olsa bile, bir insanın tek değişmeyecek şeyi bakışlarıdır Bu bakışlar beni korkutmuştu. Beni buraya çağıran varlığa döndüm, zira tam arkamda duruyordu. Bem’ geri götürün, bana oyun mu oynadınız dedim.
  622. Dedem omzuma dokundu. “Oğlum bana dön” dedi. Oğlum lafını duyduğumda dayanamadım. Bu dedemin sesiydi. Dede sen ölmedin mi dedim. Burada ne arıyorsun? Bana bakıp ben deden değilim. Sadece dedene olan hizmetkarlığımız deden vasıtası ile sana geçti. Deden gibi görünüyorum sana, çünkü sen onun sözünden çıkmaz ona güvenirsin dedi. Bizi sana deden bıraktı. Senin o kitabı alacağını biliyordu. Bu yüzden sana okuman gerekenleri öğretti. Biz senin emrindeyiz. Deden bu kabileyi senin için topladı. Sana düşman olan kabile ile savaşacağız dedi.
  623. Bir anda gözden kayboldu ve bütün ışıklar söndü. Bütün evler boşaldı. Karşılara baktım hava alaca karanlığa bürünmüştü. Sabah olması an meselesiydi lakin orada karanlığın içinde kalmıştım. Kısa süre sonra güneş doğmasa da, o hafif aydınlık ile eve doğru yürümeye başladım.
  624. Caminin o tarafa geldiğimde babamı gördüm. Ezan okumak için camiye girmek üzereydi. Babama görünmeden eve doğru ilerledim. Üzerimde anahtar yoktu. Annem uyuyordu galiba evin ışıkları yanmıyordu. O yüzden babamın eve gelmesini bekledim. Babam geldiğinde, beni dışarı da görünce, namaza geliyor sanmış olacak ki beni, namazı kıldırdım, geç evde kıl sen dedi.
  625. Kapıyı açtı eve girdim. Bu geceyi o kadar net hatırlamama rağmen köyde yaşadıklarım hala aklımda rüya görmüşüm gibi bir yer ediyor. Lakin babamla karşılaşmış olmam, o gece benim gerçekten dışarı çıkıp bunları yaşadığımı kanıtlıyordu.
  626. Eve geldikten sonra başımdan geçenleri düşünmeye başladım. O an farkında olmasan da olanları düşündükten sonra gaflete kapıldım. Dedemin kılığına giren cin bana herşeyi anlatmıştı ama ona güvenmeli miydim bilmiyorum. Belki bu olanlar beni istedikleri yere rahatça götürebilmelerine zemin hazırlıyor olabilirdi.
  627. Tüm bu düşünceler arasında gece olmasını bekledim. Her şey gerçek olsa da o katlettikleri adam kimdi? Ya aynı şeyi bana da yaparlar diye korkmuyor değildim. 0 gün öğlene kadar bunları düşündükten sonra, olduğum yerde uyumuşum. Uyandığımda hava kararmıştı. Uyku sersemi olarak evin içinde biraz dolandıktan sonra evde kimsenin olmadığını fark ettim.
  628. Evde kimsenin olmayışını fırsat bilerek hemen cinleri çağırdım. Karşıma sadece bir tanesi geldi. Dün gece yaktıklarının kim olduğunu sordum. Bana herşeyi anlattı. O gelen varlık zuzumbilenin kabilesinden miş. Beni gözetleyerek kabilesine bilgi veriyormuş. Benim emrimde olanlar ise onu köylerine götürüp öldürmüşlerdi. Artık bu yüzden zuzumbile ve kabilesi bana daha büyük düşmanlık beslemeye başlamıştı.
  629. Artık resmen bir kabile savaşlarının fitili ateşlenmişti. Cinler benden emir bekliyorlardı. Bu emir ise dedemin yazdığı dördüncü bölümde saklıydı. Artık tamamen emrindeydiler. Onlara her istediğimi yaptırabilirim. Zaten ilk isteyeceğim şey Zuzumbile ve kabilesinden kurtulmaktı. Hemen kağıdı aldım ve dördüncü bölüm okudum. Ben okur okumaz gelen cin gözden kayboldu.
  630. Emrimi yerine getirmek için gittiğini sanmıştım. Fakat birkaç dakika sonra daha fazla sayı ile geri geldi. Karşımda 4 yada 5 tane emrimde olan varlık duruyordu. Onlara verdiğim emirden hoşlanmamış olacaklardı ki bu konu ile ilgili konuşmaya geldikleri anlaşılıyordu.
  631. İçlerinden birisi, zuzumbilenin kabilesinden ayrıldığını ve yanında az bir sayıda hizmetinde olan şerli varlık ile olduğunu söyledi. Kabilesinden ayrılmış olmasına rağmen onlar ile bir savaş durumuna girmekten birçoğu hoşlanmamış ve karşı çıkmıştı. Onlar bunu söylediğinde, beni yalnız bırakıp gitmelerini söyledim. Önümüzdeki birkaç hafta da hiç onlara çağırmadım. Onlarda gelmediler.
  632. Bir sabah saat 10 gibi haber geldi. Ananem vefat etmiş. Dayımlar sabah yanlarına gittiğinde kapıyı açan olmamış. Telefonunu aramışlar, evin içinde çaldığı duyuluyormuş ama açan olmamış. Kapıyı çilingir çağırıp açtırmışlar. Zavallı ananem öleceğini biliyor gibi, bulaşıklarını yıkamış, evine sanki cenaze için gelecek misafirler için temizlemiş.
  633. Dedemin peşine onu da yanına toprağa verdik. Yine birkaç gün cenaze taziye, yas, mevlit vs günlerim geçti. Bu sürede ne cinleri çağırdım, ne de onlar yanıma geldiler… Yine bir günün akşamında onları çağırmak için müsait ortamımı hazırladım. Birkaç defa yazıları okumama rağmen bir türlü gelmiyorlardı. Bu durum oldukça canımı sıkmıştı, yalnız bırakmışlardı onlar da beni.
  634. Gece saatinde kalkıp evden çıktım. Cinlerin köylerine doğru yola koyuldum. Yine bir yerden sonra sokak lambaları kesildi ama ileri de onların olduğu mahallenin ışıkları, onlar varken az da olsa yolu aydınlatıyordu. Şimdi ise ışıktan eser yoktu, zifiri karanlığın içine doğru ilerliyordum.
  635. Köye yaklaştıkça artık cebimden telefonumu çıkarıp az da olsa yere yakın tuttuğumda önümü aydınlatıyordu. Tam olarak köye geldiğimde, köyde hiçbir hayat belirtisi yoktu. Evler bom boş, ışıklar yanmıyordu. Korkuyordum ama bu olanları anlayabilmek için hava hafif aydınlanana kadar dua okuya okuya bekledim.
  636. Hava hafif aydınlandığında etrafı gözetledim. O an burada başımdan geçenler gözümde canlandı. Hatıralarım depreşti. Etrafta hiçbir şey yoktu. Mecburen kafamda sorular ile birlikte eve döndüm. Galiba beni terk etmişlerdi. Haklılardı belkide, benim yüzümden ölmeleri büyük haksızlıktı.
  637. Eve geldikten sonra uyudum. Çok yorulmuştum. Sabah olduğunda annemler beni kahvaltıya kaldırdılar. Kahvaltı yaptıktan sonra elime kitabı aldım. Bu olanların neden olduğu hakkında bir ipucu aramaya başladım. Akşama kadar aradım ama hiçbir sonuç bulamadım. Zaten kitaptan da hiç yoksa 25—30 sayfa eksikti. Ama hiçbir zaman 0 eksik sayfaları bulamadım. Gece olduğunda yine bir umut tekrardan onları çağırmaya çalıştım.
  638. Defalarca denememe rağmen hiç bir sonuç çıkmadı. Artık umudumda kalmamıştı. Ya, bu olanları kabul edecek, ya da mücadeleme kendimi başıma devam edecektim. Daha fazla bir şey karıştırmadan yatıp uyudum. Uyurken birinin adımla seslendiğini duydum. Gözüm açıp bakmaya çok korktum çünkü bana seslenen pek hayra alamet bir ses değildi.
  639. Bana yardım için gelecek birisi de olmadığı için, bana seslenen şerlinin zarar vermeye geldiğini anlamıştım. Bu iğrenç sese daha fazla tahammül edemeyip arkamı döndüm. Arkamda 4 kişi vardı. Yüzleri o kadar gaflet ile bakıyordu ki, onların en büyük düşmanları benmişim gibi bir halde bakıyorlardı. O an ne oldu ise hatırlamıyorum…
  640. O zaman ya uyudum rüya gördüm ya da onlar tarafından ele geçirildim. Çünkü uyandığımda dere kenarında düğünün olduğu yerdeydim. Yukarıda cadı kadının evi vardı ve oradan akın akın şerliler geliyorlardı. Bu gece artık yolun sonuna gelmiştim. Akın akın gelen şerliler etrafımda Katman katman halka şeklinde etrafımı çevirdiler. Hepsi dişlerini bilemiş, sanki beni parçalamak için geliyorlar gibiydi.
  641. Ağızları normalde 0 kadar büyük olamaz gibi oluyor fakat dişleri çok uzun ve iğne gibiydi. Ağızlarını açtıklarında ince uzun dilleri çıkıyordu. Ucu yılandili gibi çatal şekildeydi. Gözleri tamamen göz bebeğinde oluşuyordu. Bana saldıracak gibi omuzları yukarı aşağı hareket ediyordu.
  642. Etrafımı tamamen doldurdular ve bana dokunduklarını, sanki etimi koparıyor gibi zarar verdiklerini hissediyordum ki, o anda uyandım. Bu bir rüyaymış. Çok korkmuştum, sanki boğazıma kadar sıkışmış gibiydim. Kalkıp su içtim geçmedi bedenimdeki o tuhaf his… Elimi yüzümü yıkayayım dedim açılırım belki ve aynanın karşısına geçtim.
  643. Direkt gözüme çarpan kollarımdı. Kollarım mosmor olmuştu. O an ki korku ile üzerimde ki atleti çıkardım. Göğüsümün her ama her yeri sanki kerpeten ile çekilmiş gibi kan toplamıştı. Vücudumun diğer yerlerinde de aynı kan toplaması ve morluklarla karşılaştım. Yaşadığım şey rüya gibiydi ama ben nasıl bu hale gelmiş olabilirdim. Bana resmen işkence etmişlerdi. Bu şey rüya olamazdı. Ben oraya gittiğimden adım gibi emindim.
  644. Beni alıp götürmüş olacaklarını düşünüyordum. Başka bir yerimde bir iz var mı diye öyle bir kaba olarak baktım ama göremedim. Sabaha kadar oturdum. Bu olay artık benim yalnız başıma halledebileceğim bir şey değildi. Dedemin mirası olan şerliler de ortada yoklardı. Belki de öldürülmüşlerdi diğer kabile tarafından, bu konuların akıbetini bilmiyordum.
  645. Sabah olunca babam benim oturduğumu gördü. Ne olduğunu sorunca kollarımı gösterdim ve olayı anlattım. Babam yinemi gördün, yinemi geldiler dese de onların hiç gitmediğini söylemedim. Babam olaylar duruldu sanıyordu ama olaylar her zaman daha da kötüye gitmişti. Geçmiş olaylardan bahsetmedim. Babam da yine hoca arayışlarına girmişti ve bu durum benim canımı daha çok sıkıyordu.
  646. Bu macera benim için çok uzamıştı. Artık akıbetim ne ise onu yaşamak, başımdaki bu derdin bir an önce son bulmasını istiyordum. Ba bam yine telefon ile sağı solu aramaya başlamıştı. Bu durumu tekrardan yaşamak istemiyordum.
  647. Vücudumun heryeri acılar içindeydi. Morlukların geçmesi için annemden uygun bir krem alıp banyoya krem sürmeye girdim. Tamamen soyundum. Banyomuzda küçük bir tabure vardı. Tabureye oturdum ve kolumun yetiştiği kadar moraran ve kan toplayan yerlerime sürdüm.
  648. Elimi sırtıma uzattım. Sırtımda elimle dokunduğumda acıyan yerler olduğunu hissettim. Ayağa kalktım ve aynaya sırtımı dönüp baktığımda, dün gece yaşananlardan bir not bulacağımdan habersizdim.
  649. Sırtımda, omuz tarafımın altında, Arapça bir yazı yazıyordu. … Bize gel… Sırtımın tamamı bu yazı ile boydan boya yazılıydı. Tıpkı bu yazı, kilolu insanlarzayıfladıklarında çatlaklar oluşur. Onun tıpa tık aynısıydı. Burada yazanın ne olduğunu anlamıştım. 0 rüya bana bir işaret göndermek için olsa da, ben işkenceye uğramıştım ve artık beni çağırıp her ne yapacaklar ise onlar ile başladığım yerde, yani evlendiğimiz o derenin kenarında yapmak istiyorlardı.
  650. Üzerimdeki sürdüğüm kremleri hemen sabun ile yıkayıp çıkardım. Zaten canım çok acıyordu. Su ile de temas edince çektiğim acının asla tarifi olamazdı. Yazılardan anneme ve babama bahsetmedim. Babam zaten telefon konuşmalarının ardından yine biri ile görüşüp başka bir hoca ya gideceğimizi söyledi. Daha ne bir hocayı ne doktoru ne de bir akıl verecek insanın bana faydası olacağını düşünmüyordum.
  651. Bu mesele benim meselemdi ve sonuçlarına da ben katlanacaktım. Bu zamana kadar ne denedim ise her şey boşa çıkmıştı ve artık ne yapacaksam ben kendime yapacaktım. Çıkıp cadı kadının köyündeki dere kenarına gitmek istedim ama bu öyle planlamadan yapılacak bir iş değildi.
  652. Eğer oraya gidersem beni öldüreceklerini ya da bana acı vereceklerini biliyordum. Dedemin bana bıraktığı şerlilerden de bir fayda yoktu, ya da artık onlar hiç yoktu… Dedemin bana bıraktığı kağıdı ve kitabı alıp annemler görmeden gizlice evin önünde ki depoya gittim.
  653. Gündüz vakti olduğu için, hiç bir şey olmayacağını bildiğimden korkum yoktu. Dedemin kağıda yazdıklarından 5. Bölümü hiç kullanmamıştım. Bunun anlamının ne olduğunu çok merak ediyordum. Kitapta araştırdım yine ama hiçbir sonuç bulamadım. Bu yazılar bu kitaba kesinlikle ait değillerdi.
  654. Kitaptan dedemin yaptığı gibi kendime sahiplenmek için cin arayışına girdim. Bir an önce kendime, bu işin içinden kurtulacak şekilde bir ordu oluşturmaya çalışıyordum. Eve gittim mum, bardak, yeşil soğan, çakmak ve birkaç tane daha işime yarayacak eşya aldım.
  655. Kitapta daha önceden de okuduğum için işin nasıl yapılacağını biliyordum fakat bu çok büyük bir riskti ve yaptığım bir hata işlerin daha da kötüye gitmesine davetiye çıkara bilirdi. Tüm eşyaları depo ya bıraktım ve akşam olmasını beklemeye koyuldum. Bu süre zarfında evdekiler de şüphelenmesin diye evde oturdum.
  656. Eve geldikten birkaç saat sonra bize misafir geldi. Babamın telefonda konuştuğu adam hocayı alıp bize getirmişti. Herhalde duruma acil gelmeniz gerek falan dedi ve böyle oldu. Adamlar ve babam kısa bir sohbet ettikten sonra hoca benle konuşmaya ve sıkıntılarımı dinlemek için yanıma oturdu.
  657. Adama yaralardan bahsetmiş olacak ki kollarıma bakmak istedi. Üzerimden hırkamı çıkardım ve kollarımı gösterdim. Hoca kollarıma bakarken biryandan da alttan keskin bakışlarla gözlerime bakıyordu. Daha başka yerinde var mı deyince bacaklarımda var dedim. Daha başka diye sürekli soruyordu.
  658. Bakışları da sanki benim birşeyi gizlediğimi, ya da birşeyler karıştırdığımı anlamış evebeyn bakışı atıyordu. Bende ısrar ile bacaklarım ve kollarım dedim. Karnında sırtında bir şey var mı diye sordu. Bende karnımı göbeğime kadar açıp gösterdim. Üzerindekini hep çıkar dedi.
  659. Üzerimi çıkarırsam herkes sırtımda ki yazıyı fark edecekti. Göstermek istemiyordum. Bu maceralara yeniden başlama korkusu, 0 saçma işler beni şerlilerle karşılaşmaktan daha gergin bir hale sokuyordu. Hoca ya utandığımı söyledim. Hoca erkek adamsın falan ne utanıyorsun dedi. Ama ben ısrarcı olunca tamam gel başka oda da bakayım dedi. İkimiz salona gittik. Hoca resmen biryazı arıyordu. Bu durumlarla daha önceden karşılaştığı ve tecrübeli olduğu belliydi.
  660. Farklı bir şey aradığı için bu derece diretiyordu aslında. Bende çıkardım ve sırtımda ki yazıyı gösterdim. Hoca görünce şaşırmadı. Sanki bir doktor edası ile sırtımı dinleyip de kapatmış gibi kapattı. Bende bu durumdan annemlere ba hsetmemesini, zaten çok üzgün olup yeniden aynı şeyleri yaşatmak istemediğimi söyledim.
  661. Hoca ile salonda eskiye dair konuları anlatmak istedim. Dedemin bıraktığı cinlerden ve sonra ortadan kaybolmalarından bahsettim. Dedemin bıraktığı kağıdı görmek istedi. Bende depo da olduğunu söylemedim. Siz oturun ben getireyim diyerek kapıyı yavaşça açtım ve acele gidip kağıdı aldım geldim.
  662. Hoca kağıdı biraz okuduktan sonra; deden senin için bunları sahiplenmiş. Bu yazıyı her kim okursa da o cinler onun olacak şekilde ayarlamış dedi. Bunlar zaten tahmin derecesinde olsa da ben kendi kafamda emindim. Hoca hazır kağıdı almışken, 5. Bölümde ki yazıyı hoca ya okutmak ve anladığını öğrenmek istedim. Hoca direkt anladı.
  663. Burada yazanlar; ben son olarak şayet ki zuzumbile ve etrafındakileri yener isem. Dedem sonradan benim emrimde olan cinlerin, bana sıkıntı yaşatma ması için, son bölüme onları emrimden çıkarıp, tüm olanlardan sonra benden uzaklaşıp bir daha karşıma çıkmayacakları şekilde bir şey yazmış…
  664. Ben zaten bu safhaya gelememiştim. Onlar berı okumadan yok olmuşlardı. Hoca benim için birşeyler yapacağını babama söyledi. Hoca ya güvensem de iyi olduğunu bilsem de, bu durumu kendim çözmek istediğimden kimseyi karıştırmak istemiyordum. Bana göre dedemin planı tutmasa da ben onun yaptıklarının aynısını yapıp kendi taifemi oluşturmakta kararlıydım.
  665. Hocalar gittikten ve annemler yattıktan sonra, gizlice depo ya indim. Sabahtan götürdüğüm eşyaları çıkardım. Mumlarımı yaktım. Bardağı, yazıları yazıp üzerine koydum. Yeşil soğanı da yaktım ve diğer eşyalarımı da farklı işlerde kullandım. Bir süre sonra karşımda bir karartı belirdi. Depo sadece mumların ışığı ile aydınlanıyordu. Karşıma gelen karartı erkek suretindeydi. Sesi çok ağır ve heceler şekilde konuşuyordu.
  666. Konuştuğu diltam Arapça gibi değildi. İbranice konuştuğunu tahmin ediyordum. Yahudi olabileceği endişesi ile dedemin 5. Bölümündeki yazıları bir solukta okudum ve kayboldu. Bu yazıları öğrenmiş olmam çok iyi olmuştu benim için… Bana itaat etmek için gelmiş olsa bile, zamanla beni kendisine itaat eder duruma getirebilirdi.
  667. Birkaç kere daha deneme yaptım. Kaşıma hiç bir şey çıkmadı. Korkuyor olsam da bana yardım edebilecek varlıkların olduğu düşüncesi ve dedemin yazdığı son bölümdeki yazıların verdiği güven ile devam ettim. Sonunda Arapça konuşan ve Müslüman olduğunu düşündüğüm bir şerli gelmişti. Karşımda dikildi. Bana yüzü dönük gelmişti. Hiç korkunç değildi. Sesi cezp ediciydi. Zaten o duruşu bile onun iyi biri olduğunu gösterir nitelikteydi.
  668. Bana dönüp “insanoğlu, beni neden çağırdın” dedi. Bana hizmet edecek ve bulunduğum durumdan beni kurtaracak hizmetkarlar arıyorum dedim. İçinde bulunduğun durumdan seni kurtaracak hizmetkarlara zaten sahipsin. Ben sana hizmet etmek isterim fakat senin hizmetkarların senin için yeterli olacaktır dedi.
  669. Bunu dedikten sonra mumlarım söndü, karanlıkta kaldım. Birtane mumu etrafı aydınlatmak için yaktım. Bu gece öğrenmiştim ki; dedemin bıraktığı hizmetkarlarım hala varlardı ve bana hizmet ediyorlardı. Peki ya onlar neredeydi… Onların nerede olduğunu düşünmeye başladım. Hala benim emrimde olmalarına rağmen neden bana yardımcı olmuyorlardı. Onları tekrardan çağırmak için kağıdı ezbere okumaya başladım.
  670. Defalarca okumama rağmen hiçbir sonuç olmadı. Yanlış okuduğumu düşünerek kağıdı aldım. Ama kağıtta bir tuhaflık vardı, ilk 4 bölüm normal olmasına rağmen beşinci bölüm sanki kabarık bir yazı şeklindeydi. Elimi tutup üzerinde gezdirdiğimde yazıların tamamını hissedebiliyordum.
  671. Hemen depodan eşyalarımı toparlayıp, gizlice tekrardan eve girdim. Kağıda mum ışığından ziyade birde evde bakmak istedim. Kağıt bambaşka bir hale bürünmüştü ilk bulduğum kağıt kesinlikle bu değildi.. Bana Hocanın söylediği gibi; beşinci bölümde, benim emrimde olanları en sonunda yok etmem için yazılı olduğunu düşündüğümde 0 bölümü yırttım. Belki de bu yüzden, onları en sonunda yok edeceğim korkusu ile bana hizmet etmekten geri duruyorlardı.
  672. Bu kısmını yırttığımda sanki yazılar daha kabarık, daha okunası bir hal aldı. Kalkıp mutfaktezgahına gittim. Elime çakmak alıp, kağıdın bir köşesinden tutuşturdum. Kağıt yıllardır yanmayı beklermiş gibi köşesi tutuşturulduğunda masmavi bir duman çıkararak anında kül oldu. Lakin kabarık olan yazılar olduğu gibi duruyordu. Resmen Arapça yazılar harf harf katı bir şekilde duruyordu.
  673. Birinin üzerine parmakla basıldığımda sert olduğunu gördüm. Tamamını elimle sıyırıp lavaboya döktüm. Suyu açtığımda, suyla temas eden her harf eriyerek yok oldu. Gözlerime inanamadım. Artık bunu yaptığın için benim hizmetinde olan cinleri, hiçbir zaman hiçbir şekilde yok edemeyecektim. Bu bölümdeki yazıları hiçbir kitapta hiçbir kaynakta asla bulamayacaktım.
  674. Bu arada içeriden sesler geldiğini duydum. Annem ya da babam muhtemelen tuvalete kalkmış olacaktı ki mutfağın ışığının yanık olduğunu gördükleri için mutfağa geleceklerini tahmin ederek hemen ortalıkta ne varsa toparladım. Kapı açıldığında içeri annem girdi ona su içmeye kaldığımı söyledim. Annemin farkına varmaması için uyku sersemi numarası yaptım. Annem mutfakta iken ben de gidip yatağıma yattım.
  675. Daha sabah olmasına çok vardı. Annem ışığı kapattığında ortalık zifiri karanlık oldu.O anda içime bir sıkıntı çöktü. Resmen boğazıma kadar daralmıştım.
  676. Bir anda olanın perdeleri açıldı. Camın dışından bana bakan dört tane yüz vardı. Gözleri kocaman, saçları kel ve suratları koyu yeşil bir haldeydi. Bana doğru bakarak ağızlarını açtılar dişleri sipsivriydi. O anda binlerce gölge bizim mutfaktan koşarak camdan dışarı atladı. Resmen bana camdan bakanların üzerine saldırıyorlardı.
  677. Bu görüntü karşısında yatağımda donup kaldım. Camdan atlayanlar benim emrimde olanlardı. Neredeyse on dakika akın akın siyah gölgeler camdan dışarıya atladılar. En sonunda yavaş yavaş, camın önüne gelen siyah uzun pelerinli, saçları yere kadar uzun, süzülerek giden bir varlık gördüm. Kafasını bana çevirip baktığında işte o an, işte 0 göz göze geldiğim varlık zuzumbilenin ta kendisiydi.
  678. Bana doğru resmen aşık bir genç kız edasıyla, dolu dolu gözlerine bakarak, kafasını çevirip camdan atladı. Bu gördüklerim karşısında bir anda ayağa kalkıp camdan dışarı baktım. Camdan kafamı uzattığımda yerde binlerce üst üste dolmuş kedi ölüsü gördüm. Kedilerin başında kafası kel, gözleri kocaman olan şerli varlıklardan biri ile zuzumbile birbirlerini öldürmeye çalışıyorlardı.
  679. O anda kafası kel olan başka bir şerli varlık ile diğer şerli varlık zuzumbilenin koluna girip zuzumbilenin yüzü bana dönük bir halde uçarak gökyüzünde gözden kayboldular. Hiç unutamadım şey ise zuzumbilenin giderken uzun saçlarına uçuşmasaydı… 0 geceden, başka hiçbirşeyi hatırlamıyorum…
  680. Sabah annemin sesiyle uyandım. Gözlerimi açtım. Direkt karşıma bakmak istedim. Karşımda bir pencere yoktu. Hatta o odada değildim. Burayı bir yerden hatırlıyorum. Hemen ayağa zıpladım. Bu ev bizim ev değil. Bu olamazdı. Bu imkansızdı. Rüya görüyor olmalıyım. Ellerimi avucumun içine aldım. Koşarak dışarı çıktım. Bu ev bizim, diğer köydeki evdi. (Hikayenin başındaki ilk ev)
  681. Aklımı kaybetmek üzereydim. Ben gerçekten diğer köydeydim. Caminin orada babamın sesini duydum. Koşarak yanına gittim biriyle sohbet ediyordu. Beni öyle telaşlı görünce ne oldu bir şey mi oldu diye sordu. O an bir de baktım ki bizim Toros ara ba yolun kenarına park edilmişti. Bu nasıl olurdu…
  682. Dizlerimin bağı çözüldü. Daha fazla dayanamadım olduğum yere yığıldım ve çocuk gibi hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım… Babam beni hemen yerden kaldırdı. Beni hemen sırtına alıp, şadırvanın altında yıkadı. Ağlamam geçmiş olsa da, bu dünya benim dünyam değildi… Babama, baba biz buradan taşınmadık mı, başka köye gitmedik mi? diye sordum.
  683. Babam, deli misin oğlum, ne taşınması, ne diyorsun, rüya mı gördün dedi. Babamın gözlerinin içine baktım şaka yapmıyordu, bana yalan söylemiyordu. Baba ne olur beni dinle Allah aşkına dinle. Rıdvan hoca ya gidelim dedim. Hangi Rıdvan hoca dedi. (Başıma belaları açan hocanın adı Rıdvan hocaydı…)
  684. Hocanın yüzünü evini her şeyi tarif ettim. Sen nereden tanıyorsun Rıdvan hocayı dedi. O da çok şaşırmıştı benim söylediklerime… Hemen arabaya binip apar topar hocanın evine gittik. Anneme bile haber vermedik. Üzerime baktım kıyafetlerim bile bambaşkaydı. Babam arabayı kullanırken yol boyunca yüzüme baktı. Benim gerçekten delirdiğimi sanıyordu…
  685. Şehre indik ve Rıdvan hocanın evinin önüne geldik. Ben heyecanla hemen arabadan inip koşarak hocanın kapısını çaldım. Babam arabayı park ediyordu. Kapıyı bana bir kadın açtı. Daha önce hiç görmediğim bir kadındı bu… Ona telaşı bir şekilde hocaya sordum. Hoca telaşlı sesimi duymuş olacak ki hemen kapının önüne geldi. Hocam, hocam, hocam beni hatırladınız mı diye sordum.
  686. Hoca vallahi birine benzetiyorum ama benzettiğin kişi senden biraz büyük dedi. O anda merdivenleri çıkarak babam kapının önüne geldi. Hoca babamı görünce hocam hoş geldin diye sevinçli bir sesle babamı hoşladı. Hoca o zaman bizi içeri çağırdı. Benim bu şaşkın ifadem karşısında neler olduğunu sordu.
  687. Ben yine Hocam beni tanımadınız mı diye sordum. Ben tekrar sorunca Hoca da şaşırmıştı. Ama gerçekten tanımadım sen bizim hocamızın oğlusun şimdi tanışalım ne olacak dedi mizahi bir şekilde.. Ama ben diretmekte kararlıydım. Hocam da madınız nerede diye sordum. Hoca şaşırdı. Ne damadı? Benim bir tane kızım var o da şimdi karşında dedi gülerek.
  688. Gel seni bir okuyayım sen rüya görmüşsün etkisinde kalmışsın anlaşılan dedi. Hayır dedim bağırarak, beni okumasına müsaade etmedim. Babama hadi çıkalım buradan dedim. Ayağa kalktım. Babam yaptığımız saygısızlığa kızdı. Otur diye bağırdı. Hoca, bağırma çocuğun kafası karışmış dedi.
  689. Ben kapıdan çıkıp arabaya indim. Birkaç dakika sonra babam da aşağı indi. Arabanın içinde bana bağırdı delirdin mi sen diye… Bana inanmıyorsunuz diye çığlık attım. Bana bundan sonra gel hastaneye gidelim dedi. Benim hastanelik bir şeyim yoktu bana inanmıyorlardı. Babama yalvardım eğer inanmıyorsan diğer köye gidelim dedim.
  690. Bana inanmasan da çaresizce söylediklerime tamam dedi. Arabaya bindik yola çıktık bütün yolu berı tarif ettim. Ben yolu tarif ettikçe buraları nereden biliyorsun diyerek, bana az da olsa inanmaya başlamıştı. Ben de daha fazla inanmasını sağlamak için yol boyunca ileride karşımıza neler çıkacağını tek tek söyledim. Söylediklerimin doğru olduğunu gördükçe daha çok şaşırmaya başladı. Nihayet caminin oraya geldik.
  691. Patika yoldan koşarak evin yanına gittim. Evin önünde iki üç tane çocuk oynuyordu. Ben koşunca babam da peşimden koşarak geldi. Bizim sesimize evden birisi kafasını uzatıp ne oluyor diye baktı. Babama bak işte bu ev diye 3—4 kere aynı şeyi tekrarladım. Her şey aynıydı, mezarlık, deponun üzeri, ağaçlar, evin camları… Her şey aynıydı.
  692. Babam camdan bakan adama selam verdi. Adam köyün imamıymış. Babam bende şu köyün imamıyım deyince, adam bizi evine buyur etti. Eve girer girmez baktığımda her şey aynıydı. Yatak odası, kiler odası, mutfak… Her şey aynıydı. Sadece evin dizaynı farklıydı. Babam özür dileyerek adama olanları anlattı.
  693. Evin içinde en son gördüğüm olayı hatırladım. Hiç kimseyi umursamadan aynı şekilde aynı yerde duran yatağa yattım. Babama o olayı resmen yaşayarak anlattım. Herkes beni odada heyecanlı dinledi. Muskaları bulduğumuz kiler odasına gittim. Orada bir kırık tahta olduğunu söyledim. Ben bunu söyleyince imam çok şaşırdı. Sen bunu nereden biliyorsun dedi. Kimseye cevap vermedim. Banyodaki musluk bozuk dedim. Adam evet doğru dedi.
  694. Babam bu olanları görüp duyduğunda hem bana gerçekten inanmış hemde çok şaşırmıştı. Babam daha durmayıp hadi gidelim dedi. Evden çıktığımızda mezarlığın içindeki ağaçtan babama bahsettim. Koşarak ağacın önüne gittim ve orada sabunu bulduğumuz küçük yeri gösterdim. Babam çok şaşırsa da benim söylediklerime inanıyordu. Daha fazla durmayalım, hadi eve gidelim dedi.
  695. Yol boyunca babamla hiç konuşmadık. Eve geldiğimizde annem neredesiniz siz diye bağırdı. Babam annemi odaya götürüp her şeyi anlattı. Annem inanmamıştı gelip bana bir şeyler sormak istedi. Ne oldu sana, bana anlat dedi. 0 kadar çok şey vardı ki hepsini en baştan anlatamazdım. O zaman aklıma dedem geldi. Onun mezarına gidelim dedim.
  696. Annem hemen ne mezarı oğlum deden ölmediki, sen neden bahsediyorsun dedi.. Bunu duyunca çok sevindim. Dedem yaşıyordu. Yola çıktık ama dedemlerin köyüne sapacağımız yolu geçtik. Köye dedemlere gideceğiz nereye gidiyorsunuz dedim. Annem dedenler köyde oturmuyor oğlum dedi. Bende uzatmadım, anneme inandım.
  697. Ananemlerin evine geldik. Kapıyı anneannem açtı. Geldiğimizde sevinmişti hoş geldiniz dedi. Hayırdır gündüz gelseydin niye akşamlar geldiniz dedi. Bizim yüz ifadelerimizin donuk olduğunu görünce o da bir tuhaf oldu. Ben o ara, size dedemlere gidelim diyorum niye buraya geldik dedim. Anneannem gel oğlum deden içeride dedi.
  698. Koşarak içeri gittim bir de baktım ki dedem orada oturuyor. Bağırdım… Size bunu değil büyük dedemi, Anneanne senin babanı soruyorum dedim. Benim bu söylediğim lafı duyunca herkesin gözleri kocaman oldu. Anneannem ne diyorsun oğlum sen dedi. Bağırdım çağırdım size benim söylediğimi yapın diyorum dedim. Köye gidelim dedemin yanına gitmek istiyorum dedim.
  699. Hepsinin yüz ifadesi sapsarı oldu o zaman hiçbir şey anlamıyordum. Kimse bir şey söylemedi evdeki herkes arabaya binip köye doğru yola koyulduk.
  700. Köy yolunda ilerlerken daha dedemlerin evine gelmeden babam yolda, mezarlığın kenarında arabayı çekip durdu. Herkes arabadan indi şaşırmıştım, ne oldu evin oraya çıkmıyor muyuz diye sordum. Kimse benimle konuşmuyordu. Mezarlığın içine doğru yürümeye başladık. Herkes benden önde yürüyordu, en geride ben geliyordum. Burayı hatırladım. Burası dedem öldüğünde toprağa gömdüğümüz yerdi.
  701. Onun mezarına gidiyorduk. Tam onun mezarının başına geldiğimiz zaman anneannem bana dönüp; “işte babam” dedi. Gerçekten ölmüştü. Demek ki yaşadıklarım doğruydu. Lakin bir sorun vardı. Mezar taşındaki ölüm tarihi 1966 yazıyordu…
  702. Onu gördüğüm anda gözümden yaşlar süzülmeye başladı. inanamadım. Ben gerçekten delirmiş olabilir miyim. Eğer öyleyse bu kadar şeyi nereden biliyordum… Koşarak mezarlıktan çıktım. Herkes peşimden geldi. Arabaya bindik anneannemlere gittik. Ne yolda kimse birbiriyle konuştu, ne de eve geldiğimizde…
  703. Biraz kendime gelmiştim kendimi rahatlatmaya çalışıyordum. Anneanneme dönüp dedemin resimlerini getirmesini istedim. Hemen kalkıp, başka bir odaya gidip resim albümü alıp geldi. Hemen yanına gittim resimleri çıkardığında şok oldum. 1966 da ölmüş olan birini nasıl olurda kendi zamanında imiş gibi yaşardım.
  704. Uzun uzun sohbet ettik hareketlerinden konuşma tarzından uzun sakallarından iyi niyetliliğinden her şeyinden… Anneannemin söyledikleri ile benim söylediklerim birebir örtüşüyordu. Herkes Bana inanıyordu fakat bir sonuç çıkaramıyorlardı. An neanneme dedemin kitabından bahsettim. Anneannemde öyle bir kitap olduğunu ve hala sandıkta durduğunu söyledi.
  705. Bunu duyar duymaz hemen anneannemden kitabı getirmesini istedim. 0, kitabı almaya giderken ben de peşinden gittim. Anneannem kitabı sandıktan çıkardı. Bu kitap benim gördüğüm kitabın ta kendisiydi. Hemen içini karıştırdım en baştan başladım. Kopuk sayfalarına kadar her şey birbirini tutuyordu.
  706. Sayfaları tek-tek inceliyordum orta sayfalara geldiğimde birden karşıma bir kağıt çıktı. Bu kağıt dedemin ölmeden önce bana yazıp bıraktı kağıdı. Kağıdı biliyordum. Kağıtla sadece 4 bölüm yazıyordu. Beşinci bölümü ben yakmıştım ve 4 ve 5′ in arası kesilmişti. Bunu ben yapmıştım. Bunu anneanneme söylemedim. Bu kağıt ne diye sordum. Anneannem anlatmaya başladı…
  707. Bu kağıdı babası abisine yazıp vermiş. Abisinin başından, anneannemin anlattığına göre, benim yaşadıklarımın aynısı geçmiş. Bana olayları anlattığında aklım başımdan gitti. Abisinin resminin olup olmadığını sordum. İçeride albümde olacağını söyledi. Resmi elime aldığımda birde baktım ki…
  708. Resimdeki kişi benim tıpatıp benzerimdi. Sadece benden yaşça büyüktü. Yani ben annemin dayısı ile tıpatıp benziyordum. Onun nerede olduğunu sorduğumda ise bana, bir sabah yatağında ölü olarak bulduklarını söyledi. Bulduklarında mosmor olmuş vücudunun her yeri işkence görmüş gibi kan toplamış ve gözleri açık bir şekilde ölmüş. Öldüğünde ise tam 34 yaşındaymış.
  709. Ben onun hayatını geri kalanını yaşamıştım… Zuzumbile onun aşkıydı ve onun uğruna ölmüştü… Ve ben bir rüyada, onun tüm çilesini, tüm başına gelen musibetleri görmüştüm… Bu gizemli rüya ile bende büyük dayımın çilesine ortak olmuşum…

SON

Continue Reading
Advertisement
4 Comments

4 Comments

  1. Pingback: Ezan - Paranormal Haber

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir