Connect with us
Hipnoz Nedir Nasıl Yapılır Hipnoz Nedir Nasıl Yapılır

Gizli İlimler

Hipnoz Nedir Nasıl Yapılır

Published

on

Hipnoz Nedir: Bir kimse parlak bir cisme veya yuvarlak bir kristal cam küre üzerine fikrinden ve zihninden her türlü düşünceyi atarak ve uykuyu düşünerek bakmağa devam etse, o kimse kısa zamanda suni uyku ile uyur. Yapay uyku ile uyumuş olan kimse, kendisini uyutan kimsenin iradesine teslim etmiş olur. Yani kendisinden her türlü irade ve itiraz kabiliyeti kalkmış ve tamamen uyutan kimsenin bütün istek ve emirlerine boyun egmiş olur.

Üç Çeşit Uyku

Hipnotizmada herkes daha ilk tecrübede uyuyamaz. Bazan bir, iki, üç veya daha çok tecrübeler yapmak lâzım gelir ve uyku her şahısla ayni surette derin olmaz. Esasen uykunun üç safhası vardır. Birisi: tam uyku (Uargie) dir. Eskiden buna (newni müstağrak) denirdi. İkincisi: Donup kalma yani kalıplaşma Catalepsie (Dailcumud), üçüncüsü: Uyur gezerlik (Somnabulizme) yani uykuda olduğu halde uyanıkmış gibi konuşmak, gezmek, en tehlikeli yerlerde dolaşmak, bir takım hassas ve ince işler görmek ve uyandığı vakit bunların hiç birisini hatırlayamamak halidir. 

Yapay uyku, bakışın bir noktaya sabitlenmesi ile veyahut göz kapaklarının üzerine yapılacak hafif bir baskı ile meydana gelir. Katalepsi, pek parlak bir ışığın birdenbire parlaması ile (mesela bir flaş ışığı gibi) veyahut da beklenilmeyen ve gayet şiddetli bir gürültünün meydana gelmesi ile meydana getirilir.

Uykular üç çeşittir: Birincisi, adi hafif uyku, İkincisi; adi derin uyku, Üçüncüsü; pek derin uykudur. Her çeşit telkine uygun olan devre en son derin suni? uykudur.

Hipnozda Telkin 

  1. Süjeye yani uyutulacak kimseye uykuda yapılan telkin yoluyla süjede mevcut bulunan kötü alışkanlıklar ve benzeri uygunsuz hal ve davranışlar; bazen birinci bazen de üçüncü, dördüncü uykusunda verilen emirlerle tamamıyla gidermek mümkündür
  2. Telkinin etkisi hipnoz yapanın şahsiyetine, kabiliyet ve bakış kuvvetine bağlıdır.
  3. Önceden şunu bilmek lazımdır ki istenilen neticeyi meydana getiren uyku değil, telkindir.
  4. Uyku süjeyi telkin alabilir bir duruma getirmek içindir. Çünkü zihnin aldığı bütün fikirler yani telkinler bir fiil haline geçmek isterler.
  5. Şu halde süjeye telkin edilen fikirlerin, onun zihni tarafından kabul edilmesi ve süjenin ona inanması icap eder. Halbuki insanlar uyanık yani şuurlu iken daima kendilerine söylenilen her şeye inanmazlar. Kendilerince uzak bir ihtimal saydıktarı şeyleri hemen red ederler.
  6. Bir kimseye herhangi bir fikri, bir fiili veya her hangi bir şeyi kabul ettirmek gerektiği zaman, önce onun red ve karşı koyma tepkilerine hâkim olmak lazım gelir
  7. Öte yandan herkesçe bilinen bir husus vardır ki o da red \ telkine karşı koyma hassası, hipnotik uykuda iken tamamıyla ortadan kalkar. Bunun en açık delili de uykuda görülen rüyalardır.
  8. Sunri uyku insanlardaki akli uyanıklığı kaldırır ve telkin edilme kabiliyetini çoğaltır ki işte bu hal, insanın kendi fikirlerini başkasına aşılamaya yarar.
  9. Hipnotik uykuda daha çabuk ve daha kolay başarı elde etmek için süje olarak henüz ergen olmamış çocukları veya kadınları seçmelidir.
  10. Bilhassa bunlardan çakır gözlü olanlar daha çok tesir altında katırlar. 

Hipnoz Çalışmaları

Uyutma gücünün idmana muhtaç dört vasıtası vardır: 

  • Bunlardan birincisi: Nazar yani dikkatli bir bakış.
  • İkincisi: Telkin yani söz.
  • Üçüncüsü: Temaslı veya temassız paslar yani el hareketleri.
  • Dördüncüsü: Fikrin sabitlenmesidir.

Süjeyi Uyutma

  • Hipnozcu gözlerini hiç kırpmaksızın on dakikadan yirmi beş dakikaya kadar veya biraz daha fazla bir zaman, gözlerini orta derecede açık halde; süjenin (hipnotize edilmek istenen kişinin) iki kaşının ortasına diker. Süje de gözlerini uyutucunun göz bebeklerine dikerek bakmaya devam ederse süjede “teshir” denilen özel bir hal yani hipnoz uykusu oluşur. Bu sırada süje, söylenilen her şeye inanmak ve verilen her emri yerine getirmek için kendisinde şuursuz ve iradesiz bir eğilim duyar. 
  • Hipnozcu süjeye, süje de hipnozcunun gözlerine bakarken; hipnozcu, süjeyi uyutacağına dair kendisinde; mutlak bir inanç, kuvvetli bir irade ve büyük bir azmin mevcut bulunduğuna dair inanç ve özgüvene sahip olmalıdır. Bu duygu ve düşüncelere sahip bulunmak ve süjeyi de bunlara inandırmak, telkinin etkisini artırır.
  • Süjenin, hipnozcunun gözlerine bakarken kendisinin uyuyacağına, hipnozcunun bakışlarının tesirinden kurtulamayacağına inanması ve bir iki kuvvetli bakıştan sonra vücudunda bir tuhaflık, uykusuzluk, başında ve göz kapaklarında bir ağırlık hissetmeğe başladığına inanması ve böylece düşünmesi tesiri arttırır.
  • Hipnozcu, gözlerini süjenin gözlerine bir iki karış ya da en çok otuz santim kadar yaklaştırmalı ve ellerini de elleri içine almalıdır. Süjenin arkası, hipnozcunun da kendi yüzü ışığa karşı olmalıdır.
  • Gözlerin karşılaşmasından üç dört dakika sonra hipnozcu, süjeye vücudunda bir tuhaflık başladığını, başına bir ağırlık çöktüğünü, göz kapaklarının ağır ağır kapanmağa başladığını, uykuyu düşünmesini ve biraz sonra uyuyacağını, direnmesinin gereksizliğini ve istese de istemese de uyuyacağını, sorularına doğru cevap vermesini kuvvetli ve emredici bir sesle telkine başlar.
  • Hipnozcu, sesinin tonunu ona etki edecek tarzda kullanmalıdır. Bu sırada hipnozcu, süjenin başından kollarına doğru; vücuduna değmeksizin yukarıdan aşağı doğru paslar yapar. Başından kola veya başından mideye kadar indikten sonra avucunu yumar ve tekrar yukarıda açar. Bu suretle paslara devam edilir.
  • Süjenin göz kapakları kapandıktan sonra hipnozcu sağ elin şehadet parmağını, burun köküne yeni iki kaş arasına doğru bir karış mesafeye kadar yaklaştırır. Dört beş dakika kadar düz olarak tutar. Sonra yavaş fakat çok kuvvetle emir vererek derin ve ağır bir uyku ile uyumasını ve uyandırılmadan evvel kesinlikle göz kapaklarını kaldırmamasını ve zaten kendisi müsaade etmedikçe kaldırmaya gücünün yetmeyeceğini otoriter telkin eder.
  • Baş parmaklarla; süjenin kapalı olan göz kapakları üzerine temaslı olarak fakat hafifçe yukarıdan aşağıya doğru pas yapılır. “Artık gözlerin açılmaz, göz kapaklarını kaldırmaya gücün yetmeyecek” diye telkin verilir. Süje; hiçbir gürültü ve hareket yapmaksızın ve süjeye de yaptırmaksızın, sekiz on dakika kadar uykusunun derinleşmesini sağlamak için kendi başına istirahata bırakılır. 
  • Uyku iyice derinleşmeden; süjeyi hareket ettirmek, bir yerden başka bir yere kaldırmak, uykunun dağılmasına sebep olduğu gibi her iki tarafın da istek ve iradesi üzerinde olumsuz etki yapar. 

Süjeyi Konuşturma

  • Süjeler uyutulduktan sonra sorulacak suallere ya kolaylıkla veya zorlukla cevap verirler yahut da cevap vermeye güçleri yetmez. Hipnozcu, cevap veremeyecek güçte olan süjelerin kulaklarına hafif ve temaslı paslar yapar. Kulak memesini hafifçe tutarak, kendisine; “Sözlerimi işittin ve bana cevap ver. Üzülme, çok rahatsın. Korkacak, üzülecek hiç bir şey yok, söyle” diye telkin eder. Ve bu sözleri gerektiği kadar tekrarlar. Süje de böylece konuşmaya başlar. 
  • Eğer süje konuşmayı ister fakat yine de gücü yetmezse ve yutkunur durursa o zaman; boğaz üzerine birkaç hafif ,temaslı veya temassız pas yapılır. Süjenin çenesi hafif hafif okşanarak, kendisinde konuşmaya cesaret ve inanç getirilir. Süje böylece konuşmaya başlar.

Uyandıktan Sonra Tesiri Görülen Telkin

  • Süjenin iyice uyuduğuna ve bütün düşüncelerinden, fikirlerinden ve hislerinden tamamıyla ayrılmış olduğuna kani olunduktan sonra kendisinden bazı şeyler yapması istenir. Meselâ: “Kollarını kaldır ve ben emir vermedikçe indirme. Kolların böylece beş dakika duracak” denir ve böylece bırakılır. Yahut şiddetli bir soğuk telkin edilir ve üşümesi söylenir. Süje üşür ve titrer. Daha sonra sıcaklık telkin eder, ısıtır ve hattâ terletir. Yahut tat, koku, lezzet, acı, ekşi veya bunlara benzer şeyler telkin ederek kendisinin kabiliyeti ölçülür ve yapılacak telkin ona göre ayarlanır.
  • Süje tamamıyla telkine yatkın bir hale getirildikten sonra kendisine vazgeçmesi, terk etmesi lazım gelen kötü huylarından vazgeçmesini, bunların apaçık olan zararlarını birer birer ve çeşitli misaller vererek kendisine telkin eder. Ve bu kötü huylarından mutlaka ve kesinlikle vazgeçmesi, unutması hatta bir daha konuşmaması lazım gelen kişilerle konuşmaması emir yoluyla telkin edilir.
  • Eğer bu emirlere karşı gelirse şiddetli bir cezaya çarptırılacağı telkin edilir ve bu telkinler tekrarlanır.
  • Bu sırada süjenin sağ eli, hipnozcunun sağ avucunun içine alınır. Hafifçe sıkılır. Hipnozcu kendi sol elini de süjenin alnına hafifçe değdirir.  

Süjeyi Uyandırmak

Uyumakta olan bir süjeyi uyandırmak için kendisine “Artık seni uyandıracağım. Gözlerini açabilirsin. Şimdi birden ona kadar sayacağım. İşte ağır ağır saymaya başladım. Tam onda gözlerini aç ve artık uyan!” der. Bu telkinlere devam ederek ve hafif hafif süjenin yüzüne ve gözlerine üfleyerek ve aynı zamanda göz kapakları üzerine de birkaç defa aşağıdan yukarı doğru dokunmadan paslar yaparak uyanması sağlanır.

Hipnoz Uykusunda Olanlar

  • Letaergie derin uyku halinin başlangıcıdır.
  • Derin bir soluma ile belli olur.
  • Soluma sırasında hava ciğerlere girerken yutkunma ile karışık boğazda bir ıslık sesi işitilir.
  • Aynı zamanda gözler kapanır.
  • Fakat göz kapakları adi uykuda olduğu gibi göz kürelerini yavaş yavaş örtmez. Kapanacağı zaman kirpikler beraber süratli bir şekilde titrerler. Bu titreşimleri isteyerek taklit etmek kesinlikle mümkün değildir.
  • Bundan sonra süjenin başı arkaya düşer.
  • Boynu ileri doğru fırlar.
  • Vücudu uyuşuk bir halde bulunur.
  • Sanki kolları vücuduna asılı imiş gibi durur. Kollarından biri kaldırılıp da kendi haline bırakılacak olsa pat diye düşer. 
  • Gözleri ya büsbütün veya yarı kapalı bulunur. Göz kapakları kaldırılacak olsa gözün siyah tabakasının ekseriya yukarıya kaymış, titremekte olduğu görülür.
  • Kirpikler ise çok zaman durmaksızın titreşir durur.
  • Derin uyku (letargie) halinde bulunan süje alelâde telkin kabul etmez. Etse bile telkin aldığı fikirleri meydana çıkarmaya gücü yetmez. Ekseriya derin uyku haline hafif bir uyur-gezerlik (somnabulizme) hali de karışır. Bu karmaşık hal süjeyi telkine yatkın değilken telkin edilebilir hale getirir. 
  • Bir insanı derin uyku (letargie) haline sokmak için dikkatli bakış (nazar) veya bu işte kullanılan suni uyutma küresi gibi parlak bir cisim veya döner yuvarlak bir ayna kullanılır.
  • Bunun için de süje tamamen rahat edeceği surette, ışığa karşı bir koltuğa yerleştirilir. Sonra hipnozcu, süjenin karşısına geçer. İster ayakta durur, isterse yüksekçe bir sandalyeye oturur. Süjeye gözlerini hiç kırpmadan kendisinin iki kaşı ortasına bakmasını emreder.
  • Süjenin iki gözü arasına ve bunun kökü ucuna veya rasgele gözlerinden birine dikkatini toplar.
  • Süjeye; ağır, derin ve muntazam bir şekilde nefes almasını söyler.
  • Süjeye uzun uzadıya çok söz söylemek gerekmediği gibi bilhassa hislerini ifadeye veya bazı fikirler ileri sürmesine kesinlikle müsaade edilmez. Ancak süjenin anlayabileceği kısa bir iki sözle korkusunu gidermek ve yatıştırmakla kendisini uyutana olan güveninin artmasına çalışılır.
  • Eğer parlak bir cisim veya- suni uyku küresi kullanılıyorsa bunu iki gözü arasına ve gözlerinden tahminen on beş santimetre uzağa ve bir az yükseğe koymak lazımdır.
  • Döner ayna kullanılıyorsa alet, süjenin önünde duran bir masanın üzerine koyulur ve gerekli telkinler yapıldıktan sonra süje kendi haline bırakılır.
  • Eğer süjenin göz kapakları el ile indirilir ve bir perde ile ışık huzmelerinin gözüne çarpması önlenirse derin uyku (letargie) hali kaskatı olma (catalepsi) haline çevrilir.
  • Katalepsinin en göze çarpan belirtisi sessizlik ve hareketsizliktir. Belirti vücudun sertleşmesi ve donup kalması ile karışıktır.
  • Katalepsi halinde bulunan süje ayakta bile tutulsa, kendisine istenilen her hangi bir durum verilse, o yine taşlaşmış gibi tamamıyla dengede durur.
  • Gözleri açık, ve bakışları bir noktada durur, yüzü hissizdir.
  • Göz kapaklarını pek seyrek kapadığı için gözlerinde yaş birikir, yanakları üzerinden akar.
  • Süjenin el ve ayakları hattâ bütün vücudu kendisine verilen ve yapılması pek güç, eziyetli olan bu duruşu bile hiç yorulmadan uzun bir süre muhafaza eder.
  • El ve ayakları oynatılır veya kaldırılırken insana pek hafifmiş gibi bir his verir. Büküldüğü veya gerildiği zaman da mafsallar hiç bir sertlik göstermezler.
  • Katalepsi halinde hislerin tamamı körleşmiştir. Bu halde bulunan bir adama iğne batırılsa veyahut derisi yakılsa, o bunlann hiç birini duymaz. Katalepsi halinde hiç bir sizi ve ağrı duymaksızın bir çok cerrahi ameliyatlar yapıldığı vakidir.
  • Katalepsi halinde bulunan süjenin, dış âlemle ilgisi kesilmiş gibidir. Böyle olmakla beraber bazı hisler ve bilhassa görme ile işitme kabiliyetleri az da olsa devam ederler. Merkezi sinir sistemi bu hisler vasıtası ile kendilerine gelen etkileri süjenin hiç haberi olmadan kaydeder.
  • Sonra bu tesirler bilinç altında gizli bir halde kalır. Lâkin uyur gezerlik halinde telkinle yeniden uyandınlabilir.
  • Kaskati olma yani katalepsi hali esasen beklenilmeyen, şiddetli bir gürültü veya şiddetli bir ışık tesiri altında meydana gelir. 
  • Bazılarında da bakışların, ışıkları aksettirebilen her hangi bir madde üzerinde toplanması ile meydana gelir. Bunun için süje elektrik asetilen, magnezyum ışığı gibi şiddetli bir ışık veren karşısına oturtulur ve bakışlarını ışık üzerinde toplaması tenbih edilir. Çok defa pek kısa bir zamanda, bir iki saniye veya bir iki dakika sonra da âni olarak katalepsi hali meydana gelir.
  • Derin uyku, halinde süjenin gözleri kapalı bulunurken, şiddetle aydınlanmış bulunan bir oda içinde süjenin göz kapakları kaldırılarak gözleri birden bire açılacak olsa derin uyku hali, katalepsi haline döner.
  • Katalepsinin devamı gözlerin ışık tesiri altında bulunmasına bağlıdır, gözler ışığa karşı bulundukça katalepsi hali devam eder.
  • Süjeyi katalepsi halinden derin uykuya yani laterjiye geçirmek için göz kapaklarını kapayıvermek kâfidir.
  • Bu iki halin birbiri ardından geldiğini daha iyi anlayabilmek için garip bir deney vardır. Bu da süjenin yalnız bir gözünü kapamak ve ötekini açık bırakmakla yapılır. Gözü kapanan tarafı letarji haline geçeceği için bu halin belirtilerini gösterir. Gözün açık bulunduğu diğer taraf ise yine katalepsi halinde kalır.
  • Hipnoz uykusu içinde bulunan hallerin en önemlisi ve en çok rastlananı uyurgezerlik (somnabulizme) halidir.
  • Bir süje hipnotize edildiği zaman, hemen her zaman; aniden somnabul haline geçer.
  • Eğer süje, derin uyku haline sokulmuş ise hipnotizörün yapacağı bazı hareketlerle letarji hali, somnabul haline çevrilir. Tecrübesi az olan hipnozcular bazen süjelerinin letarji haline geçtiklerini fark etmezler. Bilmeyerek letarji halini somnabule çevirmiş olurlar.
  • Süje, uyurgezer haline sokulursa gözler kapalı veya yarı kapalı bulunur. Göz kapakları sık sık ve hafif hafif titrer. Kendi haline bırakılırsa uyumuş, daha doğrusu uyuşmuş gibi görünür. Fakat duruşunda letarjide olduğu kadar takatsizlik görülmez.
  • Süjenin gözleri uyurgezer halinde bazen açık kalır. Önce sabit bir bakışla bakar fakat bu bakış alışkın olmayanlar tarafından fark edilmez. Bir süre sonra bu çeşit bakma doğal haline döner. O derece ki süje derin bir uyurgezerlik haline girmiş olduğu halde yarı uyanık sayılır.
  • Eğer hafif temaslarla bir organın üzerine dokunulacak ve hafifçe deri üzerine üflenecek olursa bu organda bir katılık, bir sertlik hâsıl olur.
  • Katalepsi halinde vücudun kaskatı donup kalması ile bu katılık arasındaki fark şudur ki uyurgezer halinde iken donup kalmış olan bir organ, herhangi bir şekilde hareket ettirilmek istense mafsallarda belli bir tutukluğa rastlanır. Halbuki katalepside bu tutukluk hiç yoktur. Somnabul halinde, hafif bir dokunmakla veya üflemekle elde edilen bu sertlik, sade tek bir kas (adale) sınıfında değil, bir çok adalelerin kasların hepsinde ve bütün bir organda veya bütün vücutta meydana getirilebilir.
  •  Somnabulizm halinde bulunan süje, eğer kendisine şöyle veya böyle yapacaksın diye hiçbir faaliyet telkin edilmemişse ilk bakışta uyumuş bir adam halini gösterir. Şayet başkası tarafından yapılan bir telkin ile veya kendi kendine telkinle her hangi bir hareketin yapılması emrini almışsa o zaman; normal, uyanık bir kimse profili gösterir.
  • Somnabulizmde hassasiyet yani duyarlık çok çeşitlidir. Somnabul halinin sathi derecelerindeki tabii hassasiyet veyahut acı duymama, gerek telkin ile ve gerekse somnabulizmin diğer derecelerindeki tesir ve telkin ile tam bir duyu iptali (anestezi) haline gelir.
  • Uyurgezerlik halinin başlıca belirtisi ve en önemli tarafı telkin kabiliyetidir. Telkin alma kabiliyeti; bir süjenin, hakikat haline gelen bir fikri kabule gösterdiği eğilim ve istidattır.
  • Somnabulizmde en hafıfınden en derinine kadar çeşitli dereceler vardır. Bu derecelerin hemen hepsinde bulunan telkin kabiliyeti,  süjenin şahsiyetinin, hafızasının, kavrama gücünün azalması nisbetinde karşılıklı olarak azalır veya çoğalır.

Uyurgezerliğin Üç Safhası

Hipnoz uyurgezerliğinin üç safhasından söz etmek gerekirse:

  • Birinci safha: Hipnotizmanın en hafif halidir. Süjenin şahsiyeti pek fark edilir derecede değişmemiştir.
  • İradesi zayıflar. Kendisini tecrübeciye bırakır, neticesini bekler.
  • Akıl ve şuuru, bilinci tamamı ile yerindedir. Ne yaptığını, kendisinden ne beklendiğini bilir.
  • Aldığı emre karşı koymaksızın boyun eğer.
  • Hafızası normaldir. Tecrübe sırasında ve tecrübeden sonra, az çok gözüne çarpan olayları hatırlar.
  • Bu halde iken kendisine yapılan telkinleri alır ve uyanık bulunan şahsiyeti karşı koymaz. Yapılan telkinler genel kanaatlarına karşı değillerse daima yerine getirir. Süje istediği zaman kendisine yapılan telkinlere karşı koyabilmek gücünde olduğu için yapılacak telkinlere iradesi zorla yenilemez.
  • İkinci safha: İlk safhaya göre derindir. Burada artık somnabulizme ait belirtiler baş gösterir.
  • Süjenin normal şahsiyeti gider, yerine ikinci bir şahsiyet geçer.
  • Şuuru uyuşuk bir haldedir. Fakat henüz derin bir surette uyumuş değildir.
  • Hipnoz hali derinleştikçe süjenin şuuru da daha çok bulanıklaşır, kaybolmaya başlar.
  • Bu derecedeki süjeyi hipnotizma uykusundan uyandırmak için şiddetli bir hareket lâzımdır. Fakat süje, somnabulizmin ikinci safhasının ötesine geçmedikçe inançlarına şiddetle karşı bulunan veya ahlaka aykırı gelen yahut mânevi yükümlülüğü gerektiren bir olay ile de uyanabilir.
  • Hafıza süreklidir. Yani süje telkinin tesiri altında yaptığı bütün işleri hatırlar. Ama çok defa ne kendisini harekete sürükleyen sebebi yani telkin yapan kimseyi, ne de kendisine telkin yapılmış olduğunu hatırlayamaz. Kendi keyfi ile, kendi isteği ile hareket etmiş olduğunu sanır. Ve yaptıklarını izah edebilecek akla uygun sebepler gösterir.
  • Kısacası süje aldığı telkinleri noktası noktasına yerine getirir.
  • Üçüncü safha: Derin bir uyku (hipnoz) halidir. Yukarıda söylediğimiz bütün belirtiler bunda tamamıyla gelişmiş olarak görülür.
  • Hislerin bütün faaliyeti tamamıyla durmuş, süjenin şahsiyeti büsbütün kaybolmuştur. Alışılmış olan duyguları artık onun değildir. Tecrübe ve telkin neticesi olarak edindiği fikirler, önceleri bütün hayat ve hareketlerini düzenlerken şimdi onun üzerine hiçbir tesir yapamazlar.
  • Bununla beraber eski bilgilerden bir şeyin kaybolduğunu düşünmek yanlıştır. Bütün bunlar muhafaza altında var olmaya devam ederler. Ancak süje o esnada bunlara sahip değildir, onları
    kullanamayacak bir hale gelmiştir. Bütün bedeni iradesi,
    birdenbire telkin yapan kimsenin elleri arasına konmuş bir robot
    gibidir.
  • Şahsiyeti böylece değişmiş olan süjenin, aynı zamanda
    düşünceleri de değişmiştir.
  • Bu halde kendi kendine göremeyen, anlayamayan ve muhakeme edemeyen süje, ne dış dünyadan bir fikir alır ne de kendi hareketlerinden ve onların doğuracağı neticelerden haberdar bulunur. İşte bu olağan üstü hal onun şahsi düşüncelerinin tamamile yok olmasından başka bir şey değildir. Şahsi düşüncelerinin yok edildiği bir yerde apaçıktır ki sorumluluk duygusu da bulunmaz. Çünkü yapacağı hareketleri kendi iradesi ile idare edemeyen veya değiştiremeyen bir kimsenin yaptığı işlerden dolayı ondan hesap sormak yerinde olmaz.
  • Somnabulizmin üçüncü safhasında bulunan süjenin
    hafızası da fikirleri ve şahsiyeti kadar derin bir değişmeye
    uğramıştır. Bir kere telkini aldı mı, artık filan fikir ve hissi ona
    kimin telkin ettiğini, belli bir hareket yapmaya sürükleyen
    kuvvetin ne olduğunu bilemez.
  • Somnabul halden normal hale geçmek de çeşitli şekilde olur. Eğer süje suni üyku içinde iken harekette bulunur, gözleri açık olur ve ilk bakışta normal hayatın belirtilerini gösterirse hipnozcu tarafından daimi ve dikkatli bir göz altında bulundurulmadıkça normal hale dönüş fark edilemez.
  • Yapacağı harekette kısa bir an duraklama, sonra yine tereddütsüz başlama, göz kapaklarında hareket, bazı kaslarda kasılma somnabul halinden normal hale geçmenin dış belirtilerini teşkil eder.
  • Eğer süje oturmuş bulunur ve uykudaymış gibi göz kapakları da kapalı bulunursa somnabul halden tabii hale geçer.
  • Normal bir uykudan uyanışa benzer. Süje gözlerini açar, bazen gerinir. Göz kapaklarını oğuşturur. Çok defa pek iyi uyuduğunu söyler. Ve derhal tabii haline geçer. Bazen de süje şaşkın şaşkın etrafına bakınır. Bir iki dakika içinde kendini toplar gibi olur. Uyanış pek ağırdır. Eğer birden bire kalkacak olursa derin bir uykudan uyanan bir insan gibi ayakta sallandığı görülür.
  • Bazı süjeler gözlerini açar açmaz; hiç uyumadıklarını söylerler çünkü öyle zannederler.  Fakat üzerlerindeki uyuşukluk halinin neden ileri geldiğini ve ne kadar zamandan beri devam ettiğini, etraflarında neden ileri olduğunu, kendilerine yapılan telkinlerin nelerden ibaret bulunduğu sorulacak olsa hatırlarında bir boşluk olduğunu ve derin uykuya -girmeden önceki duygular ile uyandıktan sonraki duygularını bir birine yaklaştırdıkları görülür.
  • Bu iki nokta arasında kendileri için boş bir zaman olmadığını, uyanıkken o zaman içinde hiçbir şeyden haberleri olmadığını, uyanıkken o zamanı hiç hatırlamayacaklarını bilemezler.
  • Somnabul hali hipnotizmanın diğer halleri ile birleşerek içinde (teshir) gibi gayet garip hadiseler görülebilen karışık bir çok haller de meydana getirir.
  • Teshir halini husule getirebilmek için hipnotizör gözleri kapalı olan süjenin yakın bir mesafede karşısına geçer. Sonra süjenin göz kapaklarını parmakları ile açarak kendi gözlerinin, süjenin gözlerinin tam hizasında bulunmasına dikkat eder. O vakit süjenin gözleri açık kalır. Ve bakışları ısrarla hipnozcunun gözlerini takip eder.
  • Eğer hipnozcu eğilecek olsa süje de eğilir, dönecek olsa süje de onun etrafında döner. Ve o surette hareket eder ki bakışlarını bir an için olsun hipnozcunun gözlerinden ayırmaz.
  • Bununla beraber süje bu halde bulunurken hipnotizör onun bakışlarını başka bir şey üzerinde de toplayabilir. Bunun için de süjenin bakışlarını toplamak istediği şeyi şiddetle kendi gözleri önüne koymak yeter. Mesela elinin parmağını birden bire gözlerinin önüne getirecek olsa, süjenin bakışları parmak tarafından teshir edilir. Süje artık gözlerini parmaktan ayıramaz. Gittiği yere kadar takip eder.
  • Süjenin gözeri yani bakışları başka birinin gözlerine de aktarılabilir. Bunun için de süjeyi istenilen şahsın karşısına götürerek, gözlerini parmağın ucu ile tam gözü hizasına getirdikten sonra parmağı birden çekmek gerekir. Süje bundan sonra bu yeni şahsın gözlerini takip etmeye mecbur kalır.
  • Bunun gibi; süjenin bakışları bir resme, bir fotoğrafa dahi sabitlenebilir. Ve bunu bir adamın gözleriymiş gibi takibe mecbur kalır. Bakışları bir aynaya sabitlenecek olsa, orada kendi gözlerine bakar. Ayna çevrilecek olsa süje de aynanın etrafında döner.
  • Eğer kendisini teshir eden şey bakışlarından uzaklaştırılmak istense süje bütün engelleri yıkarak, devirerek onu bulmaya çalışır. Üzerine atılır. Eğer ara yere bir adam veya bir şey gelirse uyanıkken gösteremeyeceği büyük bir kuvvette onları kenara atmak için çaba harcar.

Telkin Örnekleri

“Bana dikkatle bak. Uykudan başka aklına birşey getirme. Şimdi göz kapaklarında bir ağırlık, gözlerinde bir yorgunluk duyacaksın. Işığa bak. Gözlerin kendiliğinden açılıp kapanmaya başladı. Şimdi de yaşaracak. Gözlerin kapanıyor. Şimdi uyuyacaksın. İşte uyuyorsun. Uyudun bile” der ve bir taraftan da süjenin göz kapaklarını baş parmaklarınla hafifçe kapar ve hafif olarak bir kaç temaslı pas yaparsın.

İş buraya geldikten sonra: “Gözlerin kapandı, artık açamazsın, kollarında, bacaklarında bir ağırlık var. Şimdi artık hiçbir şey duyamayacaksın. Ellerin ayakların hareketsiz duruyor. Artık hiçbir şey görmüyorsun. Uyudun, daha derin, en derin bir uyku ile uyu” diye son cümleleri bir kaç defa ve emir edercesine tekrar etmek lâzımdır.

Hipnozcu, bazı inatçı süjelerin göz kapaklarını parmakları ile kapatıp ellerini çekmeksizin bir iki dakika durur. Ve telkinlerine devam eder. Şöyle ki: “Göz kapakların bir birine  yapışmış gibi. Artık açamazsın. Uykuya olan ihtiyacın gittikçe daha artacak. Artık karşı koyamazsın, uyuyorsun.”

Hipnozcunun, süjeye “Artık göz kapakların birbirine yapışmış gibi, açamazsın” demesiyle, nasıl süjenin göz kapaklarını kımıldatmaya gücü yetmiyorsa “Bacakların da artık hareket edemez, kımıldamaz” diye telkin etmekle de süjenin dizlerinden hareket gücünü kaldırırsın.

Bunun gibi; çok sıcak bir zamanda şiddetli bir soğuk olduğunu telkin etmekle, süjenin dişlerini birbirine vurduracak kadar üşütür ve tersine çok soğukta da sıcak telkin etmekle, şiddetle terleyecek kadar ısıtırsın.

Bunun gibi süjenin bir kimseyi sevmesi istenirse sevmesini, nefret etmesi
istenirse, nefret etmesini emir ve telkin eder ve her dileğinde başarı kazanırsın…


Advertisement
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Gizli İlimler

Hümeze Suresi ve Telepati Yeteneği

Hümeze Suresi”ni okumak suretiyle, telepati yeteneğini geliştirmek ve telepati yoluyla istediğimiz kişiyi etkilemek mümkün.

Published

on

By

Hümeze Suresi Vefki

Hümeze Suresi”ni okumak suretiyle, telepati yeteneğini geliştirmek ve telepati yoluyla istediğimiz kişiyi etkilemek mümkün.

Hümeze Suresi Vefki
Hümeze Suresi Vefki

Hümeze Suresi Okuyarak Telepati Yeteneği Nasıl Geliştirilir

Üç gün oruç tut. Yatsı namazından sonra tenha bir yerde ve tahareti kamile (yani tam bir temizlik halinde olarak) 100 istiğfar, 100 salavatı şerife, 7 tekbir oku. Bundan sonra dört rekat Allah rızası için namaz kıl. Birinci rekatta 10 İhlas, ikincide 20, üçüncüde 30, dördüncüde 40 İhlas oku. Selam verdikten sonra iki diz üzerine otur. Az da olsa sürekli olrak günlük ve aslibent otlarının buhurlarını yak. Ve üzerinde telepati yoluyla tesir etmek, etkilemek istediğin kimseyi düşünerek ve hayalinde karşına alarak, vefk üzerinde olduğu halde 333 kere Hümeze Suresi‘ni okur.

Hümeze Suresi

Hümeze Suresi
Hümeze Suresi

Arapça Okunuşu: Bismillâhirrahmânirrahıym. Veylün li külli hümezetin lümezeh. Ellezî cemea mâlen ve addedeh. Yahsebü enne mâlehu ahledeh. Kella yünbezenne fil hutameh. Ve mâ
edrâke mel hutameh. Nârullâhil mukadeh. Elletî tattaliu alel ef’ideh. İnnehâ aleyhim mü’sadeh. Fî amedin mümeddedeh.

Üçte 5 otuzda 6 ve her yüzde 10’ar kere aşağıdaki tevkili 41 kere oku. Okuma esnasında görünmek veya göstermek istediğin şeyleri, üzerinde tesir etmek istediğin kimseye icra edercesine düşünmek ve gücün yettiği nisbette fikri sabit halinde bulunmaya çalışmak lazımdır.

Okunacak Dua

Tevekkelü yâ huddâme bâzihis süratiş şerîfeti bihakkı mâ fîhâ mines sırri vel esrâ’ri ven nüri vel envâri izbebü ilâ fülânibni fülânete fî sıfâti ve hilyetî bi şehebin min semmin ve harâbin min nârin vadribuhü bi mekâmiin min hadîdin. Venzuru aleyhi bil katli vel azâbi hattâ izâ asbeha ve ye’tî ileyye hadlen zelîlen liyakdıye hâcetî ve matlubî âcilen ve mâ künnâ muazzibîne hattâ neb’ase rasülen elvâban elvâhan elvâhan el’acel el’acel el’acel essâah essâah essâah barekellahü fiküm ve aleyküm.

Yukarıda anlatılan uygulama ve dualara 3 veya 7 gece devam edilir.

Continue Reading

Gizli İlimler

Necm Suresi 58. Ayetinin Sırları

Necm Suresi 58. ayetinin bilinmeyen özellikleri, her türlü sıkıntı ve belanın giderilmesi ve her türlü arzunun gerçekleşmesi için ne şekilde okunması gerektiği.

Published

on

By

Necm Suresi 58. Ayeti

Necm Suresi 58. ayetinin bilinmeyen özellikleri, her türlü sıkıntı ve belanın giderilmesi ve her türlü arzunun gerçekleşmesi için ne şekilde okunması gerektiği.

Leyse lehâ min dünillâhi kâşifeh* (Necm 58)

Ayet-i kerimesini ve vefkini üzerinde taşıdığı halde her gün l153 kere okuyan kimse, pek kısa bir zamanda giriftar olduğu dert ve belalardan, borç zilletinden, hakkını vermeyenlerin her çeşit zulüm ve şerlerinden, üzüntü ve hüzünden, hapisten, bekarlıktan, işsizlikten, hasılı kelam dert ve bela olarak ne var ve ne biliyorsan hepsinden kurtulur, dilek ve hacetine nail
olursun.

Bu ayet-i kerimenin hatmi 70.000 yahut 125.000’dir. Bu hatmi yapanlar pek çok tecellilere mazhar olurlar. Hatmi ikmal ettikten sonra da her gün en az (313) defa okumayı ihmal etmemelidir. Okumasının şartı kendin, elbiselerin, mekanın temiz olmasıdır. Allah rızası için iki rekat namaz kıldıktan sonra bir Fatiha, üç İhlas, Muavvizeteyn (Felak ve Nas Sureleri), on istiğfar, bir de Yasin-i Şerif okuduktan sonra ayet-i kerimeye başlanır ve bittikten sonra Ravza-i Mutahhare’ye takdim edilir.

Bu ayeti kerimenin bilhassa felçli kimseler üzerinde çok faydalı tesiri görülür ve hasta kısa zamanda şifaya kavuşur. Felçlilere okunacağı zaman bu niyetle gusül edilmelidir. Hastaya ve bir miktar suya da nefes edilir. Sudan hastanın vücuduna sürülür ve aynı zamanda içilir.

Continue Reading

Gizli İlimler

Ayetel Kürsi’nin Hüddamını Çağırma

Kırk gün süren Ayetel Kürsi’nin hüddamını çağırma uygulaması, bu amaçla okunacak dualar ve sonucunda elde edilecek büyük mükafat…

Published

on

By

Ayetel Kürsi'nin hüddamını çağırmak için okunacak dua.

Kırk gün süren Ayetel Kürsi’nin hüddamını çağırma uygulaması, bu amaçla okunacak dualar ve sonucunda elde edilecek büyük mükafat…

Gece yatsı namazından sonra Allah rızası için iki rekat namaz
kılınır. Birinci rekatta 11, ikinci rekatte Fatiha’dan sonra 2 l kere
Ayetel Kürsi okunur. Selam verildikten sonra bir Fatiha, 10 istiğfar ve 10 salavatı şerife okuduktan sonra 396 defa daha Ayetel Kürsi okunur ve her defanın sounda: “Allâhümme sehhır li
abdekesseyyide kendiyâs” denir. Bundan sonra 66 defa da:

Ayetel Kürsi'nin hüddamını çağırmak için okunacak dua.
Ayetel Kürsi’nin hüddamını çağırmak için okunacak dua.

Okunuşu: Yâ Kerîm* Yâ Halîm* Yâ Aliyyii yâ Azıym” bi rahmetike estağıysü eğisnî yâ Müğıysü* Lâ ilâhe illâ ente
sübhâneke inni küntü minez zâlimîn*

duası okunur. Ancak bu hareket ve ameliyyeden hiçbir kimsenin
haberi olmamalıdır. Otuz üçüncü geceden sonra birtakım zuhurat belirmeye başlar. Kırkıncı geceye kadar devam eder. Kırkıncı gecede bir hadim gelir ve kişiyaktani insanlara muhtaç olm kurtaran bir emanet verip gider. Rivayet odur ki eğer kişi bunun kıymetini bilir ve haramdan sakınırsa ömrünün sonuna kadar müreffeh bir şekilde yaşar.

Continue Reading

Gizli İlimler

Ruh Çağırma Sırasında Aslında Gelen Cin mi?

Ruh çağırma, cin çağırma gibi konulara ilgi duyanların merak ettiği konulardan biri de ruh çağırma seansları sırasında gelen varlığın gerçekte ruh mu cin mi olduğu…

Published

on

By

Ruh çağırma sırasında gelen cin mi - gizli ilimler

Ruh çağırma, cin çağırma gibi konulara ilgi duyanların merak ettiği konulardan biri de ruh çağırma seansları sırasında gelen varlığın gerçekte ruh mu cin mi olduğu…

Ruh Çağırma Seanslarına Gelen Varlıklar Aslında Ruh Değil de Cin mi?

Parapsikoloji konularında ciddi araştırmalar yapan kişilerin yoğun tartışmalar yaşadığı bu konudaki genel inanış; ruh çağırma seansları sırasında gelen varlığın gerçekten de ruh olduğu yönünde. Ancak konuya bir de farklı bir açıdan yaklaşan, ruh çağırma sırasında gelen varlığın aslından ruh değil cin olduğunu savunan bir görüş de mevcut. 

Konuya ilgi duyanların dengeli bir kanaat oluşturabilmeleri amacıyla; özellikle cin çağırma konusunda uzman olduğunu iddia eden bir ismin – okuyucularımızın bazılarının bu gibi konularda kolayca kandırılmaya yatkın olmaları nedeniyle isim vermekten özellikle kaçınıyoruz – bu konudaki görüşlerini aşağıda sizinle paylaşıyoruz…

Ruh çağırma adı verilen olaylar gerçek değildir. Cinler insanlarla iletişim kurabilirler ancak ruh çağırma diye bir şey yoktur. Allah’ın lütfundan faydalanan bazı ruhlar özellikle Perşembe geceleri dünya elemine gelip, yakınlarını görebilirler ancak Allah’ın “kalp gözü”nü açtığı insanlar hariç, kesinlikle hiçbir insanla iletişim kuramazlar. 

Cinler İnsanları Kandırmak İçin Kendilerini Ruh Diye Tanıtırlar

İnsanların ruh çağırma amacıyla gerçekleştirdikleri celselerde gelen varlık aslında cindir. Cinler uzun ömürleri (yaklaşık 1000 sene) olduğu için ruhu çağrılan insanı tanıyabilmekte, özelliklerini bilebilmektedir. Cahil insanların giriştiği ruh çağırma seanslarında anında gelip o insanlara ölen kişi ile ilgili bilgiler vermekte ve cahil insanları kandırmaktadır. İnsanların aldıkları bilgiler ile ölen kişiyle iletişim kurduklarını sanmalarına neden olmaktadır ve böylelikle o insanları kandırarak kendisine tabi kılar ve küfre sürükler.

Cinler İnsanları Nasıl Kandırıyor?

Günümüzde ruh çağırma ile ilgili birçok olay kayıtlara geçmiştir. Anlatılan olayların bütünü ele alındığında ruh çağırdığını iddia eden medyumlar ve bazı zatların anlattıklarının yalan olduğu açıkça görülmektedir. Çağrılan ruh ve anlattığı bilgiler paraleldir. Genellikle ünlü kişilerin ruhları çağrılmaktadır ve gelen varlık o kişiye ait birçok bilgiyi, ayini düzenleyenlere iletmektedir.

Bu bilgiler doğrultusunda gelen varlığın ruh olduğuna inanılır ve bu ayinler devam ettirilir. Hatta ülkemizde bu konuda celse kayıtları tutularak bilimsel çalışmalar yapılmıştır. Bir çok ruh ile temas edilmiş ve bilgiler toplanmıştır. Ancak ben hepsinin yalan olduğuna inanıyorum çünkü gelen varlık; ruh değil cindir ve cin, çağrılan ruh ile ilgili birçok bilgiyi bildiği için ayine katılanları çok rahat kandırmaktadır.

Bu tür ruh çağırma seansları sonrasında birçok insan manevi hastalık sahibi olmuştur çünkü davete icabet eden cin oradan ve kişilerden ayrılmak istemez, çoğunlukla musallat olur. Bu gibi durumlar bilmeyerek cin daveti olur ve çağıranlara büyük sıkıntılar verir. Kesinlikle yapılmasını tavsiye etmiyorum.

Fincan İle Ruh Çağırma ve Musallat Riski

İşin bir başka boyutu da günümüzde “fincan ile ruh çağırma”dır. Yediden yetmişe bir çok kişi bununla uğraşmaktadır. Bir çok denemede başarılı sonuç alınmıştır ve bir varlık gelmiştir ancak yukarıda bahsettiğim gibi gelen varlık cindir. Ruhani alem, bir fincan yardımı ile ulaşılabilecek kadar kalitesiz değildir. Bu konuda herkesin dikkatli olmasını tavsiye ediyorum. 

Bir fincan yardımı ve bazı tebliğler ile ruh çağırma ayinleri tehlikeli ve boştur. İşin tehlikesi; gelen varlığın musallat olması ile sonuçlanabilir. Önce masumane heyecan ile başlayan bu ayinler ileride telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğurabilir bunlara çok dikkat edilmelidir. İstisna durumlar söz konusu olabilir. Allah’ın izni ile bazı ruhlar dünyada yaşayanlar ile rüya ve zikir vasıtasıyla iletişim kurabilir. Bu gibi durumlar kesinlikle paylaşılmaz ve bilinmez. Bu istisnalara erişmek kesinlikle bir fincan yardımıyla olmayacaktır.

Peki Cin Çağırma Gerçek mi

Cin çağırma denilen vakıa ise gerçektir. Özellikle “Hüddam” denilen ilim sayesinde cinlerle iletişim kurulup cinler hizmet için kullanılabilirler. Ancak bu yol da çok meşakkatlidir. Kesinlikle kolay değildir. Ben denenmesini ve uğraşılmasını kesinlikle tavsiye etmiyorum ve uğraşmıyorum. Cinler konusunda yaptığım araştırmamın yegane sebebi onların varlığı ve bilinmeyenlerini Kuran-ı Kerim ve bilim ile açığa çıkartmak içindir. Onlarla iletişim kurmanın hiçbir yolunu paylaşmayı uygun bulmuyorum.

Değinmek istediğim özel bir husus var. Her insan cinlerle irtibat kuramaz. Bazı kişiler istemeseler de cinlerle irtibat halindedir. Çünkü onların iletişim kanalları diğer insanlara göre daha açıktır. Bazı kişiler ise ne kadar isterlerse istesinler iletişim kuramazlar çünkü cinler alemine geçit yapamazlar.

Cinlerle yapılan bağlantı insanın “cinler alemi”ne geçmesi veya cinlerin insan alemine gelmesi ile olur. Her insan “cinler alemi”ne geçecek kadar dirayetli değildir. Çoğu olayda cinler insan alemine geçmiş ve temessül veya bizzat gözükerek iletişim kurmuşlardır. Çoğu olayda temessül ederek yani bir insanın bedenine girerek o insanın ağzından konuşup iletişim kurmuşlardır.

Cin Çağırmak Caiz midir?

Cin çağırmak dinen caiz değildir. Her yaratılan kendi aleminde yükümlüdür. Allah isteseydi arada perde bırakmaz insanlar ve cinleri tek bir alemde yaşatabilirdi. Cin çağırmak cinleri de rahatsız eder. Bazı cinler bu tür ayinlere severek gelirler çünkü insanları kandırmak onların hoşuna gider. Bu tür cinler genelde “şeytani cinler“dir. Ancak Müslüman cinler mecbur kaldıkların da bu tür davetlere icabet ederler veya kendilerini çağıran kişinin takva derecesine bakarlar.

Cin çağırma seanslarında genelde art niyetli ve Müslüman olmayan cinler gelirler. Bu tür cinler insanlar tarafından rahatsız edildiklerini düşünüp, zarar vermek isterler. İnsanlar davet etti biz gittik diye düşünürler. Cin çağırma olaylarında lambaların sönmesi, garip sesler duyulması ve benzerleri onların insanları korkutma yöntemleridir.

Ben cin çağırma olayının ve cinleri kullanma becerisinin iyiye kullanıldığında muhteşem sonuçlar doğuracağına inanıyorum. Günümüzde birçok ülke gizliden bu konular üzerinde çalışmaktadır. Ancak ülkemizde henüz bilinen çalışma sayısı çok azdır. İnşallah en kısa zamanda ülkemizde de bu konuların üstüne düşecek bilim adamlarımız yetişecektir ve geleceğin bilim dalı olan bu konular üzerinde çalışmalar yapılacaktır.

Ruh Çağırma Videoları

Ruh Çağırma Videoları
Continue Reading

Gizli İlimler

Havas İlmi Çalışmaları Sırasında Okunacak Korunma Duaları

Havas çalışmalarına başlamadan önce kapsamlı bir koruma yapmak zaruridir. Ayetel Kürsi Havas uygulamalarında diğer bir çok şeyin yanı sıra koruma ve korunmada da en fazla kullanılan ayettir.

Published

on

By

Havas İlmi Ayetel Kürsi Korunma

Havas çalışmalarına başlamadan önce kapsamlı bir koruma yapmak zaruridir. Ayetel Kürsi Havas uygulamalarında diğer bir çok şeyin yanı sıra koruma ve korunmada da en fazla kullanılan ayettir.

Koruma Azimeti

Havas çalışmalarına başlamadan önce kapsamlı bir koruma yapmak istersen Ayetel Kürsi ile koruma yaptıktan sonra bu azimeti okursun:

Tahassantü bi zil mülkihi vel melekut. Ve aksemtü zil izzeti vel ceberut. Ve tevekkeltü alül Hayyül Kayyumül halimillezi. La yenamü ve la yemut. Dehaltü fi hıfzillah. Dehaltü fi emanillah. Dehaltü fi hırzillah. Bi hakkı Kaf, Ha, Ya, Ayın, Sad. Küffitü Ha, Mim, Ayın, Sin, Kaf. Humitü bi la havle ve la kuvvete illa billahil Aliyyül Aziym. İnni tevekkeltü alallahi rabbi ve rabbiküm ma min dabbetin illa hüve ahizün bi nasiyetiha. İnne rabbi ala sıratin mustakiym. Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin zil hulukil aziym. Velhamdülillahi rabbül alemiyn.

Kaf, Ha, Ya, Ayın, Sad denilirken sağ elinin parmaklarını,
küçük parmaktan baş parmağa kadar, her harfin okunuşunda bir parmak olmak üzere teker teker kapatırsın. Beş harf okununca beş parmağını kapatıp, elini yumruk haline getirirsin. Bundan sonra Ha, Mim, Ayın, Sin, Kaf harflerini okunurken de baş parmağından başlanarak, küçük parmağına doğru, her harfi okuyuşunda bir parmağını açarsın. Beş harfi okuyunca elin tamamen açılmış olur… Bu işlemi, duayı her okuyuşunda tekrarlarsın.

Havas Öncesi Ayetel Kürsi İle Korunma

Ayetel Kürsi Havas uygulamalarında diğer bir çok şeyin
yanı sıra koruma ve korunmada da en fazla kullanılan ayettir.
Ayetel Kürsi ile koruyucu daire yapmak için, kıbleye karşı iki diz üzerine oturulur. Besmele ile bir Ayetel Kürsi okunur ve sağ yana üflenir. Yine besmele ile ikinci Ayetel Kürsi okunup, sol yana üflenir. Üçüncü Ayetel Kürsi öne, Dördüncüsü arkaya, beşincisi yukarıya, altıncısı yere doğru, aşağıya üflenir. Yedinci Ayetel Kürsi sağ yandan başlayıp, öne, sola, arkaya ve sağa sırası ile çepeçevre etrafa üflenir. Yine besmele ile okunan sekizinci Ayetel Kürsi üflenmez. Bunun yerine hava içe çekilerek yutkunulur. Bu işlemle kişi kendisini bir manevi küre içine almış olur.

Dikkat edilecek nokta şudur. Her üflemede, üflenen taraftaki çeyrekte bir enerji küresinin çeyreğinin oluştuğu imajine edilmeli, olabiliyorsa görülmeli, olamıyorsa zihnen görülmelidir.
Sekizinci Ayetel Kürsi’de de enerjinin bedenin içini de kapladığı imajine edilmelidir. Bu, Ayetel Kürsi ile yapılan basit fakat gerçekten de çok etkili bir koruma dairesidir. Herne kadar burada
konumuz Süleymani demonlarsa da yeri gelmişken belirtmek gerekir ki, Burada anlatılan koruma aynı zamanda kişinin kendisine yapılan büyüden korunması, Yatarken yapılarak kabusları uzak tutması, yola çıkarken kazadan beladan uzak olması ve akla gelebilen her türlü korunma için de kullanılır.

Continue Reading

Gizli İlimler

Havas İlmi ve Uygulamalarında Başarılı Olmak İçin

Havas ilmi şartları alimlerin tespit ettiği hassas kaideler üzerine kurulmuş olup, bu şartlara uyulmazsa yapılan ameller gerçekleşmez. Allah Teala’nın sırları harflerinde, isimlerinde ve ayeti kerimelerinde olup, bu sırları da salih kullarına ihsan eder.

Published

on

By

Havas İlmi

Havas ilmi şartları alimlerin tespit ettiği hassas kaideler üzerine kurulmuş olup, bu şartlara uyulmazsa yapılan ameller gerçekleşmez.

Allah Teala’nın sırları harflerinde, isimlerinde ve ayeti kerimelerinde olup, bu sırları da salih kullarına ihsan eder. Nitekim Allah c.c. Kuranı Kerim‘de Mü’min Suresi‘nin 60. ayeti kerimesinde şöyle buyurur:


ْ◌لَُكْماِْستَِجباُْدُعوِنىال َّرِحیِمال َّرْحَمِن ِاللهِبْسِم


Bismillâhirrahmânirrahiym. Udûnî istecib leküm.

Bana ibadet ve dua edin ki karşılığını vereyim.

Havas İlmi ve Uygulamalarında Başarılı Olmak İçin

Bu sebeple Havas ilmi ile amel etmenin bazı şartları olup, bu şartlar yerine getirilmediği sürece yapılan bir amel asla gerçekleşmez. Bu mübarek ilmin şartları da şöyledir:

Kesin Bir Kararlılık

Yapacağın bir amelden hiçbir zaman şüphe etmemek. Çünkü şüphe yapılan bir ameli bozar. Peygamberimiz Hazreti Muhammed (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır:
ِباِْلاَجاَبةًُموِقنُوَنَ◌َواَْنتُْم اللهاُْدُعو
Üdullâhe ve entüm mûkinûne bil icâbeh.
Allah’a dua ederken kabül olacağına inanarak dua ediniz.

Sabırlı Olmak

Sabır etmek; bıkmadan, yorulmadan, usanmadan, tam sabır ve rabıta ile başlamış olduğun işin muvaffakiyetle neticelenmesine kadar devam etmelidir. Allah Teala Hazretleri, Kuranı Kerim’de şöyle buyurmuştur:

تُْفِلُحوْنلََعل َُّكْماللهََوات َّقُواَوَراِبُطواَوَصاِبُروااْصِبُرواآَمنُواال َّـِذیَناَی َُّھاَیا
Yâ eyyühellezîne âmenus birû ve sâbirû ve râbitû vette kullâhe lealleküm tüflihûn.

Ey İman edenler! Sabredin ve sabırlı olma yarışında ileri geçin ve bütün varlığınızla Allah c.c. a bağlanınız. Ve Allah’tan korkunki, kurtuluşa erişesiniz. (Al-i İmran Suresi, Ayet 200 ).

Çünkü çalışan amacına ulaşır ve her çalışanın da bir nasibi vardır. Peygamber efendimiz Hazreti Muhammed (sa.v.) şöyle buyurmuşlardır:
َظفََر َصَبَرَمْن
Men sabera zafera. (Sabır eden zafer bulur).

Sır saklamak

Ne yapacağını ne okuduğunu veya üzerinde çalıştığın bir işi hiç kimseye söylememek ve sezdirmemek lazımdır. Hazreti Muhammed (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
ِباْلِكتَْماْنِیِجُكْمَحَواقََضاِءاِْستَِعینُواَعلَى
İsteînû alâ kadâi havâyiciküm bil kitmân. (Hacetlerinizin husule gelmesi için, sırrınızı saklamakla yardımcı olunuz).

Ameli tenha ve kimsenin görmediği bir mahalde yap. Hiç kimseyede şöyle böyle yaptım yahutta şunları bunları yaparım deme! Hazreti Ömer r.a. in “Sırrını saklayan kendinden emin olur” sözü meşhurdur.

Takvalı Olmak

Müttaki olmak: Manevi yolda yükselmek ve başarıya ulaşmak takva ile olurki Cenabı Hak Taha Suresi nin 132. Ayeti Kerimesinde:
ِللت َّْقَوى َواْلَعاِقَبةُ
Vel âkibetü littakvâ.
(Güzel akibet takva ile elde edilir). diye buyurmuştur.

Bunlar da haram yememek, helal yiyip içmek, gıybetten kaçınmak ve gıybet etmemek, yalan söylememek, sıdka ve nasihata önem vermek, kötü gözle bakmamak, insanlara eziyet etmemek ve eziyete dayanmak, insanlara şefkat ve merhametle bakmaktır.

Acele Etmemek

Acele etmemek: Yapacağın bir ameli acele etmeden huzuru kalb ile yapmak, zihnindeki bütün düşüncelerden (Aile, mal, sevinç, korku, üzüntü vb.) uzak olup, kuvvetini himmetini, iradeni ve arzunu bir noktada topla ki muradın hasıl olsun. Yaptığın işi severek ve isteyerek yap. Alelade, baştan savma yapılan işlerden hayır gelmez.

Temiz Olmak

Temiz olmak: Devamlı taharet üzere olmalı, bedenin, elbisen ve olduğun yer, hele hele kalbinin temizliğine çok dikkat et.

İcazetli Olmak

İcazetli olmak: Bu işi yapan kişinin icazetli (İzinli) olması şarttır. İcazetsiz kişi babasız çocuk gibidir.

Teşhis Etmek

Teşhis etmek: Bir kimseye muhabbet, celb, tefrik, taslit, irsali hatif, davet, hastalandırmak, hastayı iyileştirmek veya buna benzer ameller yapmak istediğin zaman o kişinin rengini, suretini, boyunun uzunluğu ve kısalığını yaşlı veya genç olduğunu teşhis (tanımak) edersin.

Şayet bunları bilmiyorsan, o kişinin annesi ismiyle yazarsın. Annesinin ismini de bilmiyorsan Havva olarak kabül eder ve yazarsın. Teşhis isim vermekten daha tesirli olup, daha da tesirlisi teşhis ve isimleri beraber kullanmaktır.

Riyazatlı Olmak

Riyazatlı olmak: Hayvan eti ve hayvandan çıkan süt, bal, yumurta ayrıca soğan, sarımsak veya bunlara benzer kokusu kötü olan gıdalar yememek, mideninde boş veyahutta gereğinden fazla tıka basa tok olmaması lazımdır.

Himmetli Olmak

Himmetli olmak: Yüce şeyleri sefil işler için alet etme! Zira Hak Teala hazretleri Bakara Suresi‘nde şöyle buyurmuştur:
قَِلیلاًثََمنًاِبآَیاِتىَولاَتَْشتَُروا
Velâ teşterû bi âyâtî semenen kalîlâ.
Benim ayetlerimi az bir pahaya satmayın.

Allah Teala nın Ayetlerini kötü işlerde ve kötü niyetlerde kullanmayınız!

Amel Zamanını Bilmek

Amel zamanını bilmek: Yapılacak amelin gününü ve saatini iyi tayin edip, gezegenlerin özelliklerine göre yapmak. Ayrıca amel günü menkut (noktalanmış) gün olmamalıdır. Her Arabi ayın, 3. 5. 13. 16. 21 . 24. ve 25. günleri menkut günlerdir. Hayırlı amellerini bu menkut olan günlerde yapma! Hayırlı ameller Ay’ın nurunun ziyade olduğu günlerde, şer ameller ise Kamerin muhaka olduğu (Her Arabi ayın son üç gecesi) günlerde yapılır.

Kıbleye Yönelmek

Kıbleye yönelmek: Bir amel yaparken kıbleye doğru yönelerek yazmak.

Yazıları Aslına Göre Düzenlemek

Yazıları aslına göre düzenlemek ve yerine koymak. Yazılan isim veya ayeti kerime ise geride olan bir kelimeyi veyahut da harfi öne, önde olan bir kelimeyi veya harfide geriye almamalıdır. Ayrıca yazının da çok güzel olması lazımdır.

Yazılan vefk ise vefkin hane sırasına göre rakam veya harfleri yerine koymak, rakamları veya harfleri güzel yazmak ve vefkin hanelerini eşit olarak çizmek lazımdır.

Salavatı Şerife Getirmek

Her amelden önce ve sonra Hazreti Muhammed (s.a.v.) e salavatı şerife getirmek gereklidir. Peygamber efendimiz Hazreti Muhammed Mustafa ( s.a.v.) bu konuda şöyle buyurmuştur:
یَُرد ُّلاََعلَ َّىال َّصلاَتَْیِناَلد َُّعاَبْیَن
Okunuşu: Edduâ beynes salâteyni aleyye lâ yüraddü.
Anlamı: İki salavat arasında yapılan dua geri çevrilmez.

Şu mübarek Salavati şerife çok faziletlidir:
Allâhümme salli alâ seyyidinâ ve Mevlânâ Muhammed in nebiyyi ve alâ âlihi ve sahbihi ve sellim. Adede halkıke ve ridâe nefsike vezinete arşike ve midâde kelimâtik.

İstihare Yapmak

İstihare: Her amelden önce istihare yaparsan, yapacağın işte basiretli olursun. İstiharenin yapılışı şöyledir: İki rekat namaz kılarsın. Birinci rekatta Fatiha ile Kafirun suresini, ikinci rekatta Fatiha ile İhlas suresini okuyup, selam verdikten sonra, şu istihare duasını 3, 5, veya 7 defa okursun. Okunacak istihare duası budur:


ِلىتَُب َّیَناَْناْلَعِظِ◌یُمفَ ْضِلَك ِمْن َواَْسأَلَُك َرِتَكِبقُْد َواَْستَْقِدُرَك ِبِعْلِمَكاَْستَِخیُرَكاِِنّياَلل َُّھ َّم
َوَوِفّْقِنى َصْدِرىلَھُفَأَْشَرْحَخْیراًَكاَنفَإِْن)َوَیْذُكُرَحاَجِتِھاَْلفُلاَِنىال َّشْىِءِفى(اَْمِرىَعاِقَبِة قَِدیٌر َشْيٍءُكِّل َعلَىاِن ََّكْنھَُعَواْصِرْفِنى َعِنّىفَاْصِرْفھُ َشراَكاَنَواِْنِلَعَمِلِھ

Okunuşu: Allâhümme innî estehîrüke bi ilmike ve estakdirüke bi kudretike ve eselüke min fadlikel azîm. En tübeyyene lî âkibeti emrî (fişşey-i el fülani ve yezküru haceti) Parantez içindeki yazılı ibarede hacet her ne ise içinden geçirirsin. Fein kâne hayran fe eşrahlehü sadrî ve veffiknî li amelihi ve in kâne şerran fasrifhü annî vasrifnî anhü inneke alâ külli şeyin kadîr.

Kalbinde ferahlık ve huzur bulursan yapacağın ameli başaracağına vede muradına ereceğine inanarak yaparsın. Şayet ruhun daralırsa bırakırsın. Israr edersen senin zararına olur. İstihare tam uyanık bir şekilde ve kalpten Allah Teala’nın kudretine inanarak olmalıdır. Çünkü gerçekleri ve akibeti bilen yalnız O’dur.

Hakir İşlerde Kullanmamak

Ruhanileri hakir işlerde kullanmaya çalışmamak: Ruhanileri hakir ameller için kullanmak istersen, onlara hakaret etmiş ve aşağılamış olursun. Ruhaniler şeriata göre hareket ettiklerinden dolayı şüpheli olan hiçbir ameli yapmazlar. Onları şeriata aykırı olan işlerde sakın kullanmaya kalkma! Ayrıca istenen her haceti de Ruhanilere sorma!

Azimetleri Ezberlemek

Azimetleri ezberlemek: Ruhaniyetlere okuyacağın azimetleri de çok iyi ezberlemeli ve okurken hiç kekelememelidir. Azimeti kitaptan veya levha üzerinden okumak yeterli değildir. Çünkü kalbin yazı ile meşgul olup, gerekli olan huşu’ gider. Bu da erkanların en gereklisi olan teveccühü ortadan kaldırır.

Havas İlmi Nedir Nasıl Uygulanır

Havas İlmi NEdir, NAsıl Uygulanır
Continue Reading

Gizli İlimler

Burcunuzun Esması Hangisi

Burçların öne çıkan karakteristik özellikleri kısaca ve hangi burcun insanında Allah’ın hangi esmasının öne çıktığı… Hangi burça hangi esma tecelli ediyor.

Published

on

By

Burcunuzun Esması - Burçlar Özellikleri ve Esma

Burçların öne çıkan karakteristik özellikleri kısaca ve hangi burcun insanında Allah’ın hangi esmasının öne çıktığı… Hangi burça hangi esma tecelli ediyor?

Koç Burcu’nun kısaca baskın özellikleri; cesaretli, girişimci, tutkulu, insiyatifini kolay kullanabilir olmasıdır. Öne çıkan isimler El Fettah, El Cebbar, El Muktedir, El Mubdi, E Kahhar.

Koç Burcu Özellikleri

Boğa Burcu’nda kararlılık, dayanıklılık, maddiyat, tutuculuk, inatçılık başlıca özellikler. Öne çıkan isimler El Metin, El Ganiy, El Hak, El Kaadir, Es Sabur.

Boğa Burcu Özellikleri

İkizler Burcu; zeki, iletişimde yetenekli, kolay adapte olabilen, meraklı, zaman zaman da kararsızdırlar. Öne çıkan isimler El Mukaddim, Es Şehid, El Habir, El Basir, Es Semi’ El Muhsi.

İKİZLER BURCU ÖZELLİKLERİ

Yengeç Burcu; anaç, duygusal, nazik, çekingen ve merhametlidir. Öne çıkan isimler El Habir, Er Rahim, El Veli, Er Rauf.

YENGEÇ BURCU ÖZELLİKLERİ

Aslan Burcu; canlı, etkileyici, güvenli, neşeli, idare etmeyi seven insanlar diyebiliriz. Öne çıkan isimler El Azim, El Muhyi, En Nur, El Muktedir.

ASLAN BURCU ÖZELLİKLERİ

Başak Burcu; çalışkan, yardımsever, titiz ve eleştireldir. Öne çıkan isimler El Muhsi, El Rakib, El Kayyum, El Hakim.

BAŞAK BURCU ÖZELLİKLERİ

Terazi Burcu; nazik, uyumlu, diplomatik, sanat ve estetiği seven bir burçtur. Öne çıkan isimler ise El Latif, El Vedud, El Adl, El Halim.

TERAZİ BURCU ÖZELLİKLERİ

Akrep Burcu; azimli, sezgileri kuvvetli, sabırlı, ihtiyatlı ve tutkuludur. Öne çıkan isimler El Bais, El Varis, El Muid.

AKREP BURCU ÖZELLİKLERİ

Yay Burcu; entellektüel, açık sözlü ve fikirli, hoş görülü, arkadaş canlısıdır. Öne çıkan isimler El Gani, El Kerim, El Mugni, El Basit,El Alim.

YAY BURCU ÖZELLİKLERİ

Oğlak Burcu; çalışkan, pratik, gerçekçi, hesabını kitabını bilen, dayanıklı ve kararlıdır. Öne çıkan isimler El Mani, El Kabid, El Metin, El Mukaddim, Ed Dar.

OĞLAK BURCU ÖZELLİKLERİ

Kova Burcu; özgür, arkadaş canlısı, ilerici, orjinal, zeki ve adaletlidir. Öne çıkan isimler El Alim, El Mukaddim, El Muhsi, Ed Darr.

KOVA BURCU ÖZELLİKLERİ

Balık Burcu; hassas, merhametli, yaratıcı, mistikdir. Öne çıkan isimler; El Batın, El Nafi, Er Rauf, Ez Zahir.

BALIK BURCU ÖZELLİKLERİ
Continue Reading

Gizli İlimler

Nazar Nedir ? Nasıl Korunulur ? Nazar Duası

Nazar, sözlük anlamı itibariyle; bakış, bakma göz atma… gibi anlamlara gelen bir kelimedir. Bununla ilintili olarak; halk arasında; bakışlarında yani nazarında zararlı güç bulunduğuna inanılan kötü niyetli kişilerin, bu güçleriyle, canlı ya da cansız varlıklar üzerinde olumsuz bir etki bırakması durumu da nazar olarak ifade edilir.

Published

on

By

Nazar nedir nasıl korunulur nazara karşı dua ve ayetler

Nazar Nedir? Kaç çeşit nazar vardır? Kimlere, neden nazar değer? Kimlerin nazarı değer? İslam’da nazar. Nazar boncuğu takmak caiz midir? Nazardan korunmak için nazara karşı yapılması gerekenler, okunan; okunması gereken dualar ve ayetler… 

Nazar, sözlük anlamı itibariyle; bakış, bakma göz atma… gibi anlamlara gelen bir kelimedir. Bununla ilintili olarak; halk arasında; bakışlarında yani nazarında zararlı güç bulunduğuna inanılan kötü niyetli kişilerin, bu güçleriyle, canlı ya da cansız varlıklar üzerinde olumsuz bir etki bırakması durumu da nazar olarak ifade edilir. 

Eskilerin “isabet-i ayn” adını verdikleri nazar inancı, bugün “nazar değmek, nazara gelmek, nazara uğramak, göze gelmek, göze uğramak, göz değmek, kem göz” gibi deyimlerle ifade ediliyor.

Tarih Boyunca Nazar

İnsanlık tarihi boyunca hemen her toplumda yaygın olarak görülen nazar inanışı, ülkemizde de günlük hayatın içinde varlığını halen devam ettirmektedir. Söz konusu inanışın tarihine baktığımızda; bu kavramın kökeninin Taş Devri’ne kadar gittiği görülür. Girit’te, Aşağı Mısır’da, Malta’da, Kuzey Fransa’da ve Britanya’da Bronz çağına ait, balta şeklinde yapılmış nazarlıklar (amuletler) bulunmuştur. Aynı şekilde uğursuz gözlerden gelen kötülüğü ortadan kaldırmak için Fenikeliler, Yunanlılar ve Romalılar tarafından el şeklindeki muskaların kullanıldığı da yaygın olarak bilinen bir gerçektir. Araştırmalar sonucunda, çok eski dönemlerden beri neredeyse tüm dünya uygarlıklarında büyü ve nazarın kötü etkilerine inanma ve bunlara karşı tedbirler alma inanışının var olduğu görülüyor.

İslam İnancında Nazar – Nazar Boncuğu Takmak Caiz midir?

Nazar inancı, günümüzde halen oldukça yaygın şekilde varlığını devam ettirmektedir. Halk arasında nazara karşı yani nazardan korunmak için; nazar boncuğu (mavi boncuk), delikli taş, nal, yumurta kabuğu gibi çeşitli nazarlıklar kullanma, hocalara muska yazdırma, kurşun dökme ve benzeri muhtelif uygulamalar gerçekleştirilmektedir. 

Ancak İslam’a göre bu tür uygulamalar, batıl inanç olarak nitelendirilmekte ve haram yani günah kabul edilmektedir. Hz. Muhammed‘in “Nazar’dan Allah’a sığınınız. Çünkü göz (değmesi) haktır v(gerçektir).” hadisinden de anlaşılacağı üzere İslam dininde nazarın varlığı kabul edilmiştir. Bununla beraber nazardan korunmak için; nazar boncuğu ya da muska taşımak veya benzer bazı uygulamaları gerçekleştirmek yasaktır.

Kimlere Neden Nazar Değer

Kimlere Nazar Değer: Nazarın; sağlıklı ve gürbüz çocuklara, güzellikleri ve hünerleriyle dikkat çeken kişilere, akıllı, zeki olup derslerini başarıyla veren öğrencilere; mesleğinde başarılı olanlara, yeni ev, araba alanlara, kısmeti açık olanlara, mutlu çiftlere, ayrıca; iyi ürün veren tarla, bağ ya da bahçeye, güzel görünümlü, hoş kokulu bitki ve çiçeklere, iyi süt veren ineklere, herkes tarafından beğenilen eşyalara ve benzeri varlıklara daha çok değdiğine inanılır. Özetlemek gerekirse başarı ve güzellik gibi özellikleri nedeniyle dikkat çeken her insan, hayvan veya canlıya nazar değmesi ihtimali olduğu söylenebilir. 

Kimlerin Nazarı Değer

Bu tür özelliklere sahip canlı ya da cansız varlıklara karşı, herhangi bir kimsenin kıskançlık hisleriyle bakması, nazarın meydana gelmesine neden olur. Nazarı değen kişiler, söz konusu özellikler kendilerinde bulunmadığı için kıskançlık duygusuna kapılırlar. Bu bakımdan halk arasında, değerli varlıklarını ellerinden alacak tehlikeli kuvvetin, kötü niyetli kişilerin bakışlarından geleceği inancı oluşmuştur. 

Nazar, kıskançlık gibi kötü duygulardan gelebileceği gibi kişinin yakınlarına duyduğu aşırı sevgiden de kaynaklanabilir. Bu tür nazardan en çok çocukların etkilendiğine inanıldığı için, anne ve babaların çocuklarına karşı aşırı sevgi göstermeleri ya da düşkünlükleri pek hoş karşılanmaz. Bu inanış gereği halk arasında “İnsana sevdiğinin nazarı daha çok değer” sözü yaygın olarak kullanılır.

Özellikle mavi gözlü ya da gök gözlü insanların nazar gücünün daha kuvvetli olduğuna inanılır. Ancak yeşil gözlü veya çakır gözlü kişilerin nazarının da sık ve kolay değdiği de söylenir. Bunların yanı sıra Şanlıurfa’da uzun çeneli insanların; Mardin’de kısa boyluların da nazarının güçlü olduğuna dair inançlar yaygındır. Kendisinde nazar gücü bulunanların; kötü niyetli, açgözlü, kıskanç, görünümü saf ancak içi kötü, gözü başkalarında olan kişiler olduğu düşünülür.

Nazar Çeşitleri Nelerdir?

Nazar, gözle ya da sözle olmak üzere iki şekilde ortaya çıkar. Gözle nazar, kişinin karşısındaki canlı ya da cansız herhangi bir varlığa kem gözle bakmasıyla meydana gelir.

Sözle nazarda ise kişinin beğenisini ya da imrenmesini sözle ifade etmesi gerekir. Nazarın gözle mi yoksa sözle mi meydana geldiği, ancak kişinin dikkatli bakışı veya hayranlık dolu sözleri tespit edilebildiğinde anlaşılır.

Nazara Karşı Yapılması Gerekenler

Çeşitli rivayet ve inanışlara göre; nazara karşı yapılması gerekenler “nazardan korunmak için” ve “değmiş nazardan kurtulmak için” yapılması gerekenler diye iki ana başlık altında toplanabilir.

Nazardan Korunmak İçin Yapılması Gerekenler

Nazar Muskası

Nazardan korunmak için alınan tedbirler arasında sık rastlanılanlardan biri nazar muskasıdır. Nazardan korunmak için bir hocaya veya bir din adamına “nazar muskası” hazırlatılır. Kuran‘ın bir veya birkaç suresi yahut çeşitli duaların bir kâğıda yazıldıktan sonra bunun üçgen şekline getirilip yedi kat muşambaya sarılmasıyla yapılan muska, bir bez kılıf içerisinde omuzda, boyunda ya da koyunda taşınır. Muskayı hazırlayan hocaya emeğinin karşılığı olarak kişinin ekonomik durumuna göre bir miktar para ya da buğday, arpa, un gibi yiyecek türünden hediye vermek de adettir.

Maşallah Demek

Herhangi bir özelliğiyle göze batan bir kişinin, bitkinin, çiçeğin, hayvanın kısacası canlı ya da cansız varlıkların hayranlıkla övülmesinin ardından; öven kişiden; nazar değmemesi için “Maşallah“, “Nazar değmez inşallah” gibi sözler söylemesi istenir.

Maşallah sözcüğü, konuşma yoluyla ifade edilmenin yanı sıra bazen Arapça “Maşallah” yazılı altın veya gümüş kolye vb. takılar, çocukların omuzuna iliştirilir. Boyunlarına ya da bileklerine takılır. Hatta yeni işyeri açanlar, ev alanlar, yeni evli çiftler, nazardan korunmak için maşallah yazılı bir levhayı, resmi ya da bir süs eşyasını gelenlerin rahatlıkla görebileceği bir yere asarlar. 

Nazarlık Taşımak, Nazarlık Asmak 

Nazarlık Nedir -Nazarlık, nazarı uzaklaştırdığına ve etkisiz kıldığına inanılan mavi boncuk, yedi delikli boncuk, kendiliğinden delinmiş taş, sarımsak, kartal pençesi, hurma çekirdeği, yumurta kabuğu, kurban gözü, geyik boynuzu, çörek otu, kuru karanfil, üzerlik ve benzeri nesnelere verilen genel isimdir. Bunlardan bir kısmı nazardan korunmak için taşınır, bir kısmı hayvanlara bağlanır, bazısı da evlere veya bağ-bahçeye, tarlaya asılır.

Nazar Boncuğu

Kıskanç ya da kötü niyetli bir bakışın etkisini ortadan kaldırmak için yaygın olarak kullanılan yöntemlerden biri de nazar boncuğu takmaktır. Nazar boncuğu mavi renkli olup üzerinde

göz şekli olur. Nazar boncuğu; çocukların kundağına, omuzuna, yastığına iliştirilir; büyüklerin de isteğe bağlı olarak boyunlarına, bileklerine hatta yüzük şeklinde olmak üzere parmaklarına ya da kıyafetlerinin görünecek bir yerine takılır. 

Nazar boncuğu sadece kişilere değil evlerin girişine; otomobil, kamyon, otobüs gibi taşıtlara; hayvanların boyunlarına, boynuzlarına, alınlarına ya da barınaklarına; bitki ve çiçeklere hatta iyi mahsul veren bağ-bahçenin bir köşesine de asılabilir. Nazar değmesi durumunda nazar boncuğunun kem gözleri yahut bu bakışlardan yayılan negatif enerjiyi kendi üzerine çekerek çatladığına inanılır.

Nazar boncuğu kullanma yahut nazar boncuklu takılar takma Türklerin eskiden beri uyguladıkları bir yöntemdir. Eski Türkler “boncuk / moncuk” adını verdikleri değerli ve tılsımlı taşı, kişinin veya atın boynuna, hatta sancağın tepesine takarak kötü ruhlardan ve kötü gözlerden korunmak istemişlerdir. 

Koruyucu nazar boncuğunun mavi olması; Türkler arasında mavi gözlü kişilere çok seyrek rastlanması ve mavi gözlerin olağanüstü güce sahip olduğuna inanılmasıyla ilgilidir. Eski Türkler bu inanış gereği özellikle çocuklarını, mavi gözlü kişilerden saklama gereği duymuşlardır..

Evlere At Nalı Asmak

Ülkemizde bilhassa Tokat’ın köylerinde nazarlık olarak at ve eşek nalı sıkça kullanılır. At nalının bulunmadığı durumlarda at nalı şeklindeki madenlerden ya da üzerine mavi boncuk yapıştırılmış plastik nallardan yararlanılır. Bunlar genellikle evlere, arabalara asılır. Asıl eşek veya at nalları da birkaç boncukla beraber hayvanların boyunlarına takılır. Adana, Mersin, Hatay, Şanlıurfa ve Gaziantep illerinde de evlere at nalının asıldığı görülür.

Nazarlık olarak kullanılan nal, şekil bakımından kimi zaman kaşlarla beraber bir göze benzetilir. Dolayısıyla kem gözlerin bakışını kendi üzerine çekerek nazarı önlediğine inanılır.

Kaplumbağa Kabuğu Asmak

Nazardan korunmak için Gaziantep, Kahramanmaraş, Elazığ ve Mersin’de evlerin bahçesinde herkesin görebileceği bir yere kaplumbağa kabuğu asılır.

Tarlaya Hayvan Kafatası Asmak

Mersin, Hatay ve Diyarbakır’da mahsulleri nazardan korumak için bağ-bahçe ya da tarlanın içine bir sırık üzerinde at, eşek, koyun, inek, köpek gibi hayvanlardan birinin kafatası dikilir. Elazığ’da ekinler için bir hayvan kafatası ya da bunun yerine insan kılığındaki bir korkuluğun kullanıldığı görülür. Osmaniye’de ise tarlanın içinde kafatasıyla beraber bir de dikenli çalı asılır.

Evin Girişine Koç Boynuzu Asmak

Doğu Karadeniz şehirlerinde ve Mersin’de; evlerin kapısına nazara karşı koç boynuzu asılır. Koç boynuzunun sivri uçları, tehlikeli bakışlara karşı koyması bakımından önem taşır.

Hayvanları Nazardan Korumak İçin Çan Takmak

Diyarbakır yöresinde hayvanları nazardan korumak için boyunlarına çan bağlanır. Boyuna asılan çan, ses çıkardıkça dikkati kendi üzerine çekecek ve bu yolla hayvanı kötü bakışlardan koruyacaktır.

Delikli Taş Asmak / Taşımak

Mersin yöresinde yaygın olan bir inanışa göre; ortası delik bir taş bulunup boyuna asılırsa, o kişiye nazar değmez; bu taş eve asıldığında hem o evde yaşayanlar hem de ev nazardan korunmuş olur. Gaziantep ve Kahramanmaraş civarında ise özellikle yeni evlerin önüne kendiliğinden delinmiş taşlar asılır.

Nazardan Korunmak İçin Cıva

Hatay yöresinde bazı kişiler nazardan korunmak için yanlarında cıva taşır. Nazar değmesi durumunda civanın karardığına ve bu yolla kişiyi nazardan koruduğuna inanılır.

Nazardan Korunmak İçin Şap (Seğe)

Adana, Mersin ve Hatay çevrelerinde; şap, bir beze sarılarak üstte taşınır ya da evin bir köşesine asılır. Şap kötü niyetli bakışlara maruz kaldıkça kendiliğinden erir.

Nazardan Korunmak İçin Yumurta Kabuğu

Yumurta kabuğu, özellikle çiçekleri ve bitkileri nazardan korumak için kullanılan bir nesnedir. Adana, Mersin, Hatay ve Mardin çevrelerinde bir yumurtanın içi boşaltılıp, kabuğu çiçeklerin ya da bitkilerin dalına asılır. Bazen bu kabuğun yanına mavi boncukların bağlandığı da olur.

Nazardan Kurtulmak İçin Yapılması Gerekenler

Kurşun Dökme

Nazara karşı kurşun dökme, halk arasında yaygın olarak uygulanan bir gelenektir. Bu işi her köyde ocak adı verilen ve hastalıkları (burada nazarı) tedavi etme gücüne sahip kişiler yapar. Ocak, anadan kıza “el vermek” suretiyle aktarılabilir. Kurşun dökme sırasında bazı uygulamaların üç kez yinelenmesi ise, halk arasında 3, 5, 7 ve benzeri sayılara yüklenen kutsal ve mistik anlamla ilgilidir. 3 sayısı inanışa göre; yapılan işlemin etkisini ve gücünü arttıracaktır.

Köz Söndürme

Köz söndürme, kimin nazar değdirdiğini bulmak amacıyla hastanın annesi, ablası, teyzesi gibi yakınları tarafından gerçekleştirilen bir uygulamadır. Nazarı değen kişinin bu yolla tespit edilmesi, kimi zaman hastayı iyileştirme amaçlı bazı büyüsel işlemleri de beraberinde getirir.

Köz söndürme işleminin yapılması sırasında çıkan seslere; közün, suyun dibinde ya da yüzeyinde durmasına bakılarak nazarı değen kişinin tespit edilmeye çalışılması, aslında bir fal çeşididir. Közden gelen güçlü cızırtı seslerinin de kötü ruhları korkutup kaçıracağına, böylelikle hastanın iyileşeceğine inanılır.

Tütsüleme

Halk arasında nazar değen kişileri iyileştirmede kullanılan bir başka yöntem tütsü yakmaktır. Tütsü için genellikle üzerlik otu, bunun yanı sıra çörek otu, tuz, kuru karanfil kullanılabilir.

Tuz Dolandırma

Üzerlik otunun ateşte “pat pat” ses çıkarmasında olduğu gibi, tuzun da çıtırtı sesleriyle yanması, nazar değdirenin gözlerinin yandığına işarettir. Böylelikle nazarı meydana getiren kötülükler ortadan kaldırılmış olur.

Nazara Karşı Okunan Ayet ve Dualar

Hz. Muhammed (s.a.v.) “Cinlerin ve insanların nazarından Allah ‘a sığınırım.” gibi dualarla cinlerin nazarından, sonra da insanların nazarından Allah‘a sığınırdı. Daha sonrasında ise Felak ve Nas sureleri nüzul olunca bu sureleri okumaya devam etti.

Kalem suresinin 51 ve 52. ayetleri de nazara karşı okunması tavsiye edilen önemli ayetlerdendir. Söz konusu ayetler halk arasında Nazar Duası adı ile de bilinir nazara karşı tedavi edici özelliğinin bulunduğuna inanılır. Pek çok İslam alimi nazar değmesine karşı Kalem suresinin 51 ve 52. ayetlerini okumuşlar ve okunmasını tavsiye etmişlerdir.

Konuyla ilgili olarak Ebu Hüreyre’den yapılan bir rivayet şu şekildedir: “Resulullah buyurdular ki: “Her kim akşam olunca Ha Mim. (Mümin) suresini baştan, 3. (dâhil) ayetine kadar ve Ayetel Kürsi’yi okuyacak olursa bu iki Kuran kıraati sayesinde sabaha kadar muhafaza olunur. Kim de aynı ayetleri sabahleyin okursa onlar sayesinde akşama kadar muhafaza edilirler”

Resulu Ekrem, “Kim hoşuna giden bir şey görür de ‘Maşallah la kuvvete illa billah’ (Allah’ın dilediği olur. Ondan başka kuvvet ve kudret sahibi yoktur) derse, ona hiçbir şey zarar vermez.” buyurmuştur.

Hz. Peygamber ayrıca, torunları Hasan ve Hüseyin’i nazar ve benzeri durumlardan korumak için onlara şu duayı okurdu: “Her türlü şeytan ve zehirli hayvanlardan ve bütün kem gözlerden Allah‘ın eksiksiz kelimelerine sığınırım. “

Ayrıca Peygamber Efendimiz sabah ve akşam namazlarından sonra üçer defa; Fatiha, Ayetel Kürsi, Felak ve Nas surelerini okumalarını tavsiye eder. 

Nazar ve Hasede Karşı Okunacak Dua – Arapça Kıraat

Nazar ve Hasede Karşı Okunacak Dua – Arapça Kıraat

Nazar / Negatif Enerji Saldırısı ve Korunma Yöntemleri

nazar / negatif enerji saldırısına karşı korunma yöntemleri

Facebook, Instagram, Youtube, Twitter Hesaplarımızı Takip Edin

Facebook, Instagram, Twitter, Youtube, hesaplarımızı buradan altı çizili kelimeleri (link) tıklayarak takip edebilir, Facebook Paranormal Haber Grubu‘na üye olarak siz de paylaşım yapabilirsiniz.

Anahtar Kelimeler: nazar nedir, kimlere, neden nazar değer, kimlerin nazarı değer, islam’da nazar, nazar boncuğu takmak caiz midir, nazardan korunmak için, nazara karşı yapılması gerekenler, okunan, okunması gereken dualar ve ayetler, nazar değmesi, nazarlık, göz değmesi, ayetel kürsi, felak, nas, sure, ayet, dua. 

Continue Reading

Gizli İlimler

Türk Burçları Ve Özellikleri

Orta Asya’daki atalarımızın burç sistemi, günümüzde yaygın olan ve daha çok Eski Yunan sistemine göre düzenlenmiş olan burç sisteminden oldukça farklıydı.

Published

on

By

Türk Burçları ve Türk Burçlarının Özellikleri

Orta Asya’daki atalarımızın burç sistemi, günümüzde yaygın olan ve daha çok Eski Yunan sistemine göre düzenlenmiş olan burç sisteminden oldukça farklıydı. 20 yıllık bir çalışma sonucu ortaya çıkan araştırmaya göre eski Türklerde burç sayısı 12 değil, 36 olarak belirlenmiştir. Eski Türk geleneklerine göre burcunuzun ne olduğunu ve özelliklerini öğrenmek ister misiniz?

36 Burçlu Türk Astrolojisine Göre Burçlar ve Özellikleri

TORUK (21 – 31 Mart): İdare sahibi, lider, kolay kolay pes etmeyen…

HIMMIY (1 – 10 Nisan): İdealist, romantik, yaratıcı, cömert…

HUTTUS (11 – 20 Nisan): Adaletli, kıskanç, çabuk sahiplenen, hazırcevap…

HUNTA (21 – 30 Nisan): İnatçı, yaratıcı, çalışkan, egoist…

ÇOLPANCI (1 – 10 Mayıs): Duygu tutsağı, önsezileri güçlü, çocuk ruhlu, sadık…

KÖLKÖL (11 – 21 Mayıs): Enerji dolu, aşkta şahane, önder, kahraman…

ÇAMAY (22 – 31 Mayıs): Fantezisi zengin, fikir önderi, sakin, gizli lider…

KÜYLÜ (1 – 10 Haziran): Gururlu, kaderci, ihaneti kabul etmez, sadık…

KUŞMUŞ (11 – 21 Haziran): Gösterişçi, eleştirel, mistisizme meraklı, hisleri kuvvetli…

SEZGEK (22 – 30 Haziran): Mızmız, içine kapanık, intikamcı, aşka düşkün…

KUŞDUGER (1 – 11 Temmuz): Çocuk ruhlu, dengesiz, kararsız, platonik…

GONDARAY (12 – 22 Temmuz): Geçmişe özlem duyan, siyaseti seven, fanatik, kararlı…

ÖTGÜR (23 – 31 Temmuz): Zeki, çekici, uyumlu, yüzeysel…

KÜSÜMMÜ (1 – 12 Ağustos): İyi arkadaş, önderliği seven, konuşkan, sahiplenen…

KÜNLÜ (13 – 23 Ağustos): Hassas, gururlu, havai, yalnızlıktan hoşlanan…

SINÇIMA (24 Ağustos – 1 Eylül): Sanat ve edebiyata yetenekli, becerikli, lükse düşkün…

ATÇAK (2 – 13 Eylül): Depresyona yatkın, iradeli, gururlu, hassas, gelenekçi…

KILLI (14 – 23 Eylül): Otoriter, sabit fikirli, zeki, yazarlığa yatkın…

CANAKKI (24 Eylül – 3 Ekim): Nazik, hassas, sorumluluk sahibi, kompleksli, gösterişçi…

BAN (4 – 12 Ekim): Enerjik, hümanist, aşkta utangaç, temkinli…

CEMİŞ (13 – 23 Ekim): Ahlaklı, filozof, iyi eş, kuşkucu…

BATIK (24 Ekim – 1 Kasım): Özgürlüğüne düşkün, diktatör, gaddar, güçlü…

HIRTLI (2 – 12 Kasım): Savaşçı, spora düşkün, dikkatli, hırslı…

TUTAMIŞ (13 – 22 Kasım): Çapkın, fedakâr, alaycı, muzip…

USLU (23 Kasım – 2 Aralık): Objektif, ilme meraklı, suskun, ihtiraslı…

KUTAS (3 – 12 Aralık): Yetenekli, dengesiz, mistik, anlaşılmaz.

TUSANAK (13 – 21 Aralık): Güçlü, şanslı, emir vermeyi seven, soğukkanlı…

TUTAR (22 Aralık – 1 Ocak): Her şeyi kolay kolay beğenmeyen, sezgileri güçlü, kaprisli, enerjik…

BEÇEL (2 – 12 Ocak): Kızgın, intikamcı, şanslı, dik başlı…

PIRSIUAY (13 – 20 Ocak): Tartışmayı seven, sadık, özgür düşünceli, maddiyatçı…

BALAUZ (21 Ocak – 1 Şubat): Bencil, deha, önder, müzik ve dansa yetenekli…

CANTAY (2 – 10 Şubat): Estetiğe meraklı, titiz, farklılıkları seven, azla yetinen…

ERGÜR (11 – 18 Şubat): Önder, ufku açık, sabırlı, irade sahibi…

SÖNEGEY (18 – 28 (29) Şubat): Şair, sanatçı, aşk hayatı hareketli, kafa dengi…

CANNAN (1 – 9 Mart): Zarif, hüzünlü, fazla alıngan, hayalperest…

ŞATIK (10 – 20 Mart): Huzursuz, sanatçı, depresyona yatkın, yaratıcı…

Anahtar Kelimeler: astroloji, burç, orta asya, özellikleri, türk, türklerde burç.

Continue Reading

Gizli İlimler

Ümmü Sıbyan / Sübyan Nedir – Belirtileri Zararları Korunma Duası

Ümmü Sübyan / Ümmü Sıbyan Nedir: İnsan soyuna düşmanlığı ile bilinen dişi bir şeytandır. İnsan soyuna zarar vermek için yemin etmiştir ve hep bu amaca ulaşmak için mücadele eder. Musallat olduğu kişilerin Ümmü Sübyan muskası / duası taşıması gerektiği rivayet edilir.

Published

on

By

Ümmü Sıbyan / Sübyan Nedir - Belirtileri Zararları Korunma Duası

Ümmü Sübyan / Ümmü Sıbyan Nedir: İnsan soyuna düşmanlığı ile bilinen dişi bir şeytandır. İnsan soyuna zarar vermek için yemin etmiştir ve hep bu amaca ulaşmak için mücadele eder. Musallat olduğu kişilerin Ümmü Sübyan muskası / duası taşıması gerektiği rivayet edilir.

Ümmü Sübyan, Arapça’da “Çocukların anası” anlamına gelir. Türkçe’deki ismi ise Alkarısı’dır. Hrıstiyan ve Musevi kaynaklarında Lilith olarak bilinir. Lilith’in; Hz. Eyüp’e eziyet etmek için çocuklarını öldüren iblis olduğu da rivayet edilir. Türk mitolojisindeki lohusa kadınları ve bunların bebeklerini boğarak öldüren Albastı / Albız iblisi ile Ümmü Sübyan aynı varlıktır. İnanışlardaki nüanslar ve muhtelif toplumlardaki isimleri farklı farklı olsa da bahsi geçen şey Ümmü Sübyan’dır.

Ümmü Sıbyan, Sübyan Nedir, Belirtileri Zararları, Korunma Duası, Albastı, Alkarısı, Anne, Arapça, Bebek, Çocuk, Musallat, Muska
Ümmü Sıbyan / Sübyan Nedir – Belirtileri Zararları Korunma Duası

Ümmü Sıbyan / Sübyan Zararları

Ümmü Sübyan, bebeği mümkün olursa doğmadan önce olmazsa doğduktan sonra telef etmeye çalışır.

Hamile kadınlara ve karnındaki bebeğe, yeni doğmuş bebeklere ve anneye musallat olur. Bunların yanı sıra ihtiyar erkek ve kadınlara da musallat olur ve hastalanmalarına yol açar. Musallat olduğu bebekler üzerinde hamilelikte düşük, doğumdan sonra havale, sebepsiz görünen aşırı ağlamalar, gece sıçrayarak uyanmalar ya da hiç uyuyamama, özürlü doğum, hastalıklı doğum, cam kemik hastalığı, dawn sendromu, otizm, vücutta gelişim bozukluğu gibi hastalık ve rahatsızlıklara yol açar. En hafif zararı ise çocuklarda hiperaktiflik ve hayat boyu musallattır.

Ümmü Sübyan, bebeği mümkün olursa doğmadan önce olmazsa doğduktan sonra telef etmeye çalışır. Ümmü Sübyan’a maruz kalan anne adayı sürekli düşükle karşılaşır ya hiç doğum olmaz ya da doğum gerçekleşti ise doğan çocuk, yukarda sayılan hastalıklarla yaşamaya mecbur olup pasif birer birey olarak yaşamaya mahkum kalırlar. Ayrıca çoğunlukla doğurganlık ve üreme yeteceğinden de mahrum kalırlar. Düşük esnasında bazı durumlarda bebekle birlikte anne anne adayının da hayatı tehlikeye girer ve bazı durumlarda anne hayatını kaybeder.

Ümmü Sıbyan Atakları

Sistematik olarak 1 yaş, 3 yaş, 5 yaş, 7 yaş ve 11 yaşlarında havale, bayılma, çeşitli ve şiddetli hastalıklar, kazalar ve ölüm tehlikeleri atlatırlar.

Çocuk ana rahminde telef olmadı ise doğumu takip eden süreç hep sıkıntılı geçer. Çocukta ve annede sürekli nükseden hastalıklar, gece korkmaları, musallat durumları, sürekli ve sebepsiz; hiç durmayan ağlamalar başlar. Ümmü Sübyan’ın musallat olduğu çocuklar; sistematik olarak 1 yaş, 3 yaş, 5 yaş, 7 yaş ve 11 yaşlarında havale, bayılma, çeşitli ve şiddetli hastalıklar, kazalar ve ölüm tehlikeleri atlatırlar. Bu; yaş aralıklı ataklar, doğum günü tarihine art-eksi bir ay gibi dönemlere denk gelebilir ve genelde bu şekilde olur. 

Ümmü Sıbyan, yukarıda sayılan yaş dönümlerinde çocuğun ölümüne sebep omaya çalışır. Bu süreçte çocuk ölmeden 11 yaşını bitirebilirse eğer tekrar Ümmü Sübyan’a bağlı ölüm tehlikesi atlatmaz. Bununla beraber ömür boyu musallatlı kalır. Bu bireyler genelde evlenemez ve üreyemez. Çoğunluğu ise ergenlik döneminden sonra tedaviyi kabul etmez. Çok nadir olarak güçlü bir kişiliğe sahip olanlar ya da manevi destek görenler, sağlam bir manevi eğitim alanlar, bu yaştan sonra nadiren tedaviyi kabullenir. 

Ümmü Sübyan’dan Korunma

Anne adayı eğer bir kere Ümmü Sübyan’a maruz kaldı ise gelecek tüm hamileliklerde ve doğumlarda da aynı etkiye direkt olarak maruz kalır

Ümmü Sübyan tespiti yapılan bir çocuğun ve annenin mümkünse hiç vakit kaybetmeksizin daha hamilelik sırasında ya da doğum doğum sonrası tespit ise hemen akabinde korunması için gereken önlemler ivedilikle alınmalıdır. Bu şekilde şiddetli tesirlere maruz kalmadan en hafif şekilde kurtulmuş olunur.

Ümmü Sübyan’ın anne üzerindeki etkisi ise bebekle yaklaşık orantılıdır ancak çoğunlukla daha hafiftir. Anne adayı eğer bir kere Ümmü Sübyan’a maruz kaldı ise gelecek tüm hamileliklerde ve doğumlarda da aynı etkiye direkt olarak maruz kalır. Aynı sıkıntılar aynen ya da artarak devam eder. Doğacak tüm çocukları en hafif etki olarak musallatlı doğar. Gerekli önlemler alınmaz ve bu çocuklar da evlenip, bir şekilde doğum yapma ya da hamile kalma şansını yakalarlarsa bunların nesli de aynı etkilere maruz kalır. Buna maruz kalan annede musallata ve ilerde tedavisi mümkün olmayacak hastalıklara yol açar.

Ümmü Sübyan Nasıl Musallat Olur 

Hamile kadınla ile yahut bebekle göz göze geldiğinde mim bırakıp gider. Sadece gözünün içine bakar ve o an musallatı başlar.

Ümmü Sübyan, yukarıda da ifade edildiği gibi dişi bir şeytandır. İnsanlara genelde; yaşlı, kötü giyimli ve çirkin bir kadın kılığında görünür. Hamile kadınla ile yahut bebekle göz göze geldiğinde mim bırakıp gider. Sadece gözünün içine bakar ve o an musallatı başlar. Bunun haricinde çeşitli hayvan şekillerinde ve nadiren böcek şeklinde de gelebilir. Ama her şekilde göz göze gelme şeklinde hastalık başlar. Yani Ümmü Sübyan bakışları ile tesir eder.

Ümmü Sübyan’ın İhtiyarlara Etkisi

Yaşlılardaki etkisi ise aklını kaybetme, görünmeyen kişilerle konuşma yahut ani ve sebepsiz gelişen, teşhisi konulamayan veya zor ve geç konulan hastalıklardır.

Ümmü Sübyan, anne ve bebek dışında çoğunlukla 6o yaş üstü insanlara da musallat olur. Bu kişilere genellikle; mezarlıklarda, izbe, pis yerlerde, ıssız ortamlarda musallat olur. Musallat şekli ise hamile ve bebeklerdeki ile aynıdır yani göz göze gelme… Yaşlılardaki etkisi ise aklını kaybetme, görünmeyen kişilerle konuşma yahut ani ve sebepsiz gelişen, teşhisi konulamayan veya zor ve geç konulan hastalıklardır. Bu sebeple 60 yaş üstü erkek ve kadınların izbe, ıssız, pis yerlere uğramamaları ya da mecbur kaldıkları durumda ise Besmele ile yahut korunma duaları okuyarak oralardan geçmeleri gerekir. Mümkünse bu gibi yerlere yalnız gitmemeleri tavsiye edilir.

Ömür Boyu Koruma Şart

Bir kişide büyü varsa ve büyü çözüldükten ve kalan tesirleri silindikten sonra eğer bu kişiye tekrar büyü yapılmıyorsa koruma taşıması şart değildir. Ancak Ümmü Sübyan böyle değildir.

Ümmü Sübyan’a maruz kalan kişilerin ömür boyu koruma taşımaları şarttır. Buna maruz kalan kalan kişilere mutlaka ikili çalışma yapılmalıdır. Sadece bebeğe yapmakla iş bitmez aynı şekilde anneye de koruma yapılmalıdır. Anne de doğacak olan bebek de ömür boyu söz konusu korumaları taşımalıdır. Yaşlı bireylerde ise tek seferlik bir uygulama yeterli olur çoğunlukla.

Bir kişide büyü varsa ve büyü çözüldükten ve kalan tesirleri silindikten sonra eğer bu kişiye tekrar büyü yapılmıyorsa koruma taşıması şart değildir. Ancak Ümmü Sübyan böyle değildir. Uygulayıcı, musallatı alsa dahi bir müddet sonra yerine yenisi mutlaka gelir. Ümmü Sübyan, tesir ettiği kişlere kendi şeytan çocuklarından birini ya da birkaçını musallat olarak bırakıp gider. Yani bunlardan kurtulunsa bile yerlerine mutlaka yenileri gelecektir. Bu sebeple Ümmü Sübyan musallatı olanların ömür boyu koruma taşıması şarttır.

Ümmü Sübyan Neden Musallat Olur 

Parlak insanların ve ilmi olarak soylu kişilerin de çocukları, torunları bu tehlikeye ortalama insanlardan daha fazla açıktır.

Ümmü Sübyan’a maruz kalmanın kesin olarak bilinen bir sebebi yoktur. Tabiri caizse tamaman şansa kalmış bir durumdur. Ancak Ümmü Sıbyan musallatına maruz kalma ihtimalini yükselten bazı faktörler de vardır. Bunların ilki; çocuk sahibi olacak anne ya da babaya büyü yapılmış olmasıdır.

Parlak insanların ve ilmi olarak soylu kişilerin de çocukları, torunları bu tehlikeye ortalama insanlardan daha fazla açıktır. Çünkü gelecek olan bebek mutlaka atasının izinden gidecek ya bir maneviyat büyüğü olup insanlara faydalı olacak ya da belki bir önder belki bir bilim adamı olup insanlığı geliştirecektir. İşte bu sebeple Ümmü Sübyan bunu engellemeye çalışır. Çünkü insanlığın önüne koyacağı her engel onun amacına hizmet eder.

Ümmü Sübyan’dan Korunma

Lohusa kadın akşamları evde yalnız bırakılmaz. Yine akşamları; çamaşır ipinde çocuk bezi bırakılmaz. Çünkü bunları gören Lilith’in o evde çocuk olduğunu anlamasından korkulur.

Tüm bunlara karşın Ümmü Sıbyan, korunması mümkün olan bir musallat çeşididir. Ümmü Sıbyan korumasını uygulayan ve musallatı def eden kişinin bu gibi işlerde ehil olması şarttır. Aksi halde bununla baş edemez. Korunma mutlaka anne ve çocuğa birlikte yapılmalıdır.

Günümüzde bazı Museviler arasında bir adet olarak, lohusa kadın akşamları evde yalnız bırakılmaz. Yine akşamları; çamaşır ipinde çocuk bezi bırakılmaz. Çünkü bunları gören Lilith’in o evde çocuk olduğunu anlamasından korkulur.

Ümmü Sıbyan Duası

Bir hadisi şeriflerinde Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “Cinsel ilişkiye başlarken ‘Bismillahi’l Azîm. Allahümme cennibne’ş-şeytane ve cennbi’ş-şeytane mâ-razektenâ’ derseniz çocuğunuza cinler ve şeytanlar zarar veremez.” buyurmuşlardır.

Ümmü Sıbyan’dan korunma ve kurtulmak için yapılması gerekenlerden bazıları şunlardır: Yeni doğan çocuğun sağ kulağına ezan, sol kulağına kamet okunursa ona Ümmü Sıbyan denen cin dokunamaz. Cinlerin bazen insanlara vesvese vermek gibi küçük zararlarının dokunması mümkündür ama bunun çaresi temiz olmak, banyo ve tuvalet edebine riayet etmek ve her meşru işe Besmele ile başlamaktır. Bunlara uyulduktan sonra cin denen varlıkların insanlara zarar verebilmeleri söz konusu olamaz ve onlar sanıldığı kadar da güçlü varlıklar değildir. 

Bir hadisi şeriflerinde Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “Cinsel ilişkiye başlarken ‘Bismillahi’l Azîm. Allahümme cennibne’ş-şeytane ve cennbi’ş-şeytane mâ-razektenâ’ derseniz çocuğunuza cinler ve şeytanlar zarar veremez.” buyurmuşlardır. Anlamı şudur “Yüce Allah’ın adıyla. Allah’ım! Bizi Şeytan’dan, Şeytan’ı da bize vereceğinden uzaklaştır.” Bu duanın illa Arapça’sını okumak şart değildir. Türkçe de okunabilir.

Eskiden tıp ilmi yeterince gelişmemiş olduğundan, çocuklarda meydana gelen bazı psikolojik veya bir kısım biyolojik rahatsızlıklar da sıklıkla Ümmü Sübyan musallatı olarak değerlendirilebiliyordu. 

Ancak günümüzde; hangi şekilde olursa olsun çocuk rahatsızlığında, önce mutlaka bir çocuk doktoruna ve tıp uzmanına göstermek gerekir. Hatta belki daha sonra bir psikiyatriste de götürmek faydalı olabilir. Çünkü, diğer metotlarda çok sık su-i istimaller, muhtelif dolandırıcılık ve sahtekarlıkların yapıldığı vakidir. Bu tarz teşhislerin büyük çoğunluğu tecrübeler göstermiştir ki yanlıştır. Örneğin çocuğun kusması, ağzından salya akması, bu hastalığın belirtisi olarak kabul edilmektedir. Modern tıpta, bu gibi belirtile çok daha farklı ve mantıklı şekillerde izah ve tedavi edilebilmektedir. 

Ümmü Sıbyan Duası Arapçası ve Okunuşu

Bismillâhirrahmânirrahıym. Allâhü lâ ilâhe İllâ hüvelhayyül kayyûm* Bismillâhi ve billâhi ve minellâhi ve ilellâhi ve lâ ğâlibe illellâhü ve lâ yefûtühû hâribün ve hüvel hayyül kayyûm* Ve üıyzü men aleka aleyhi hâzel kitâbellezî lâ ilâhe illâ hüve âlimül ğaybi veş şehâdeti hüver rahmânür rahıymü ve üıyzühû bi kelimâtillâhit tâmmeti ve bi esmâihil âmmeti min şerris sâmmeti vel hâmmeti vel aynil lâmmeti ve min şerribni katrate ve mâ velede ve min şerrinneffâsâti fil ukadi ve min şerri hâsidin izâ hasede ve eûzü billâhi rabbil âlemîne rabbil melâiketi ver rûhi rabbil arşillezî lâ tehavverul aynülletî lâ tenâmü vel hayyüllezî lâ yüdâmü vel kayyûmüllezî lâ yudâmü ver rûhullezî yuğlebü ve üıyzü bi rabbi cebrâîle ve mîkâîle ve isrâfîle ve sarfeyâîle ve rabbil melâiketillezîne li rabbil âlemîne ve bilismaillezistenâratbihişşemsü ve edâe bihil kameru ve bil ismillezî hüve mektûbün tahtelarşi ve bil ismillezî nezele bihî cebrâîlü ve mikâîlü ve isrâfîlü ve azrâîlü alâ muhammedin hâtemin nebiyyîne yevmel isneyni ve bil ismillezî  hulikabihil melâiketü ve esbete bihî akdâme hameleti arşihî alel ve bil esmaîl mektûbetialâ kalbiş şemsi ve üıyzühû billâhi ve bir rahmâni ve bi kêf hâ yâ ayn sâd ve tâ hâ ve yâ sîn vel kur’ânil hakîmi hâ mîm ayn sîn kâf ve üıyzühû bismillâhil mahzûnil meknûnil mübârakit tâhiri vel mütahhiril kuddûsil mukaddisi nûrun alâ nûrin fevka külli nûrin ve bil ismillezî edâet bihî küllü tal’atin ve küsirat bihî kavmü külli şeytânin ve emine bihî küllü hâifin ve bilismillezî yemşî bihî alel mâi kemâ yemşî alel erdıl yâbiseti ve bilismillezî Semmâ bihî nefsehû vestevâ bihî alâ arşihî vestekarra alâ kürsiyyihî ve bil ismillezî ekâme bihî semâvâtihî ve erdıhî ve cennetihî ve nârihî bihî sebete halkuhû ve üıyzühû bil ismillezî fürrika bihil bahru li mûsâ ve benî isrâîle ve uğrika fir’avnü ve cünûdühû ecmeıyne ve bil ismillezî meşâbihî ıysebnü meryeme alel bahri felem tebtelle kademâhü ve bil ismillezî ve bil ismillezî hüve mektûbün alâ verakız zeytûni ve üıyzühû bil kâini evvelen kable külli şey’in vel bâkıy âhıran ba’de külli şey’in vehüvellâhü lâ ilâhe illâ hüve vel halku lehû evvelen ve âhıran feseyek fike hümüllâhü ve hüves semîul alîmü ve üıyzühû bismillâhil kerîmil celîli ve bilismillezî veda’tehû alel erdı festekarrat ve alel cibâli feraset ve alen nehâri fe enârave alel leyli fe azleme ve bil ismillezî netaka bihî ıysebnü meryeme rûhal kudüsi iz kâne fil mehdi sabiyyen ve bilismillezî ebrae bihil merdâ ve ahyâ bihil mevtâ ve üıyzühû billâhil kerîmi ve mülkihil ve bi esmâihil husnelletî lâ yücâvizühünne berrun velâ fâcirun velâ yükarru bihî bismillâhi cebbârun anîdün velâ şeytânün merîdün velâ ehadün minel cinni ve üıyzühû bi ilâhi isrâîle vel halîli ibrâhîme vel kelîmi mûsâ vel mustafâ muhammedin sallellâhü aleyhi ve selleme ve üıyzühüsteâze bihî âdemü ve şîtü ve hâbîlü ve idrîsü ve nûhun ve lûtun ve ibrâhîmü ve ismâiylü ve ishâku ve ya’kûbu vel esbâtu ve mûsâ ve hârûnü ve dâvûdü ve süleymânü ve ıysâ ve zekeriyyâ ve yahyâ ve hûdün ve şüaybün ve sâlihun ve ilyâsü velyeseu ve eyyûbü ve yûsüfü ve yûnüsü ve ımrânü ve zül karneyni ve zül kifli ve zün nûni ve tâlûtü ve danyâlü ve uzeyrun ve muhammedün sallellâhü aleyhi ve selleme ve üıyzühû bi vecihillâhillezî lâ ilâhe illâ hüvel bâkıy ba’de fenâi külli şey’in ve kudratühû ve sültânühüllezî alâ fe kahera külle şey’in min külli şeytânin ve şeytânetin ve cinniyyin ve cinniyyetin ve insiyyin ve insiyyetin ve ğûlin ve ğûletin ve min şerri külli aynin bâğıyetin ve nâzıratin hâsidetin ev hâtıetin ve üzünin sâmiatin ve elsünin nâtıkatin ev sâmmetin ve eydin bâtışetin ev bâsitatin  ve akdâmin mâşiyetin ve kulûbin vâıyetin ve sudûrin  hâdimetin ve üıyzühû min külli dâhilin ev hâricin ev ğâdin ev râihın ve min şerri sâkinir rîhı ve külli a’cemiyyin ev merîdın ev sahıyhın ev yakzânin ev nâimin ve min şerri cünûdi iblîse ve min şerri a’yünihim ve min şerri men ya’melü hatıy’eten ev yüvelleu bihâ ve min şerri mâ yadmerud damîru ve ten’akıdü aleyhil ukûdü ve min şerri men yeskünül kubûra vel cibâle vel bihâra vel kühûfe vel hıyâda vel ahribrtr vel ımrâne ve min şerri men yeskünüz zulümâti ve yesîru bil leyli ven nehâri ve min şerri men yekûnül vühûşü vet tuyûru ve men yekûnü fil erhâmi vel ecsâdi vel âkâmi ve minşerri men yeğûdu fis sudûri ev yesterikus sem’u bismillâhi lâ ilâhe illâ hüvel kerîmülekramül kebîrul ekberul azîzül eazzül celîlül ecelül azıymül a’zamül mektûbü fî sürâdikı arşihî lâ ilâhe illellâhü vahdehû lâ şerîke lehû ve üıyzühû billâhillezistafâ mûsâ ve a’tâhüt tevrâte ve kellemehû bi tûri sînâe ve men aleyhi bi hârûne ehıyhi ve bimâ neccâ bihî ibrâhîme min nârin nemrûdil cebbâri ve bimâ en’ame bihî alâ ya’kûbe ve azemtü aleyküm eyyetühelervâhul müraddetül âsıyetül muhâlifetü minel cinni vel insi vesseharati vel mütâbiı ve ümmissıbyâni vel cinniyyi bi azâimillâhillezî lâ ilâhe illâ hüvel ğılâzuş şidâdülletî lâ yücâvizühünne ehadün minel ıbâdi ve a’zimü aleyküm billezî azeme bihî süleymânübnü dâvûde ve bil ismillezî sehhara bihiş şeyâtıyne li süleymâne ya’melûne beyne yedeyhi ve bi azîmetihilletî lâ türâmü ve batşihillezî lâ yütâku ve kuvvetihilletî lâ tuğlebü illâ mâ tebâadtüm ve tecenneytüm an men alleka aleyhi hâzel kitâbe ev şerra bihî evığtesele bihî vasrifû anhü be’seküm ve şerraküm ve nâra ecsâmiküm ve timsîle suveriküm lâ ye’tûnehû min beyni yedeyhi velâ min halfihî tenzîlün min hakîmin hamîdin billâhi hâtemnâ ve bi kitâbillâhillezî uhkimet âyâtühû sümme füssılet min ledün hakîmin habîrin ve billâhisteaznâ ve eaznâ lâ yağlibüllâhe ğâlibün velâ yefûtühû hâribün Allâhü ğâlibü külli şey’in fein tevelleytüm feinne sâhıbe kitâbî hâzâ hasbühû Allâhüllezî lâ ilâhe illâ hüve aleyhi tevekkeltü ve hüve rabbül arşil azıymi beleğat huccetüllâhi ve zahera sültânüllâhi ve fürrika a’dâüllâhi ve bekıye vechüllâhi ve eveytü yâ hâmile kitâbillezî hedânî civârallâhi ve hırzellâhi ve kenefellâhi fe innehû alâ külli şey’in kadîrun ve innellâhe kad ehâta bi külli şey’in ılmen ve ahsâ külle şey’in adeden ve enfede külle şey’in mudırran ıhtetemtü hâzet ta’vîze bi hâtemi süleymânebni dâvûde ve hâtemi muhammedin sallellâhü aleyhi ve selleme eşhedü en lâ ilâhe illellâhü ve eşhedü enne muhammeden rasûlüllâhi innehû lâ ilâhe illâ hüve vel melâiketü ve ülül ılmi kâimen bil kıstı lâ ilâhe illâ hüvel azîzül hakîm* 

Bu dua okunduktan sonra: Allâhü ekber (4 kere) Eşhedü en lâ ilâhe illellâh (2 kere) Eşhedü enne muhammeden rasûlillâh (2 kere) Hayye ales salah (2 kere) Hayye alel felâh (2 kere) Allâhü ekber (2 kere) Lâ ilâhe illellâhü ve sallellâhü alâ muhammedin rasûlillâhi hakkan hakkan Allahü ekberu ve eazzü ve ecellü ve a’zamü mimmâ ehâfü ve ahzeru ve sallellâhü alâ seyyidinâ muhammedin ve alâ âlihî ve âli beytihî ve selleme teslîmen kesîran dâimen ilâ yevmid dîni vel hamdü lillâhi rabbil âlemîn.

Ümmü Sübyan Nedir – YouTube
21 Tem 2013 Ümmü Sübyan Nedir. TVEhliSunnet. Loading… Unsubscribe from TVEhliSunnet? Cancel Unsubscribe. Working… SubscribeSubscribed …

Continue Reading
Advertisement

Facebook Sayfamızı Takip Edin

Advertisement
Advertisement

Popüler