Connect with us

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Musallat Etme

Musallat Etme – Adım Murat. Bundan iki yıl önce yine devletimizin bekası için görev başındaydık. Konyalı bir arkadaşım vardı. Evleneli henüz dört ay olmuştu ve daha sadece dört ay olmasına rağmen eşi evinden gitmişti baba evine. Çünkü aralarına fitne girmişti. Bu fitneyi yayan kişi ise yakın arkadaşlarımızdan biriydi. Bunu bilmiyordum taa ki Burak bu olayı bana anlatana kadar. Burak eşini çok seviyordu ve hali perişan olmuştu eşi gittiğinden beri. Eşinin eve geri dönmesi için yapılacak tek şey ise o fitnenin doğruları söylemesiydi ama imkansız gibi bir şeydi.

Havas İlmi

Burak artık eski Burak değildi. Berduşluk başını alıp gitmişti; her gece içki, sigara daha da kötü oluyordu. Bir gün Burak geldi “Bana senden başka yardım edecek biri yok” dedi. Benim havas ilmi ile ilgilendiğimi biliyordu ama sadece o biliyordu. Ve öyle de olması gerekiyordu. Bu iş riskliydi. İşin aslını öğrenmeden yaptığımız zaman, eğer karşıdaki insan haklı ise yapılan uygulama tersine döner yani tekrar bizi bulurdu. Bu işle uğraşanlar bilirler. Bu bıçağın iki tarafı da keskindir.

Cin Musallatı

Burak’a dedim “Kardeş, bu işi ancak cin baskısı (musallatı) çözer.”. “Nasıl olacak?” dedi. “Üzerine musallat edeceğimiz cin, ona sürekli baskı yaparak, tek kurtulma çaresinin; gelip, doğruları söylemesi olduğunu bir şekilde anlatırsa biter.” dedim. “Peki, tasarrufu sana bıraktım.” dedi Burak. Ben de üzerime düşen işlerimi yaparak (riyazat – oruç) gibi uygulamaları yaparak maneviyatımı bu olaya hazır duruma getirdim. Artık işe başlama zamanı gelmişti. Davet yapacağımız cinnin Müslüman olması şart çünkü başka türlü geri göndermede sıkıntı yaşıyorduk.

Mum Daveti

En kolay ve uğraştırmayan davet yöntemi mumla yapılan bir davetti. Gerekli eşyaları hazır ettim. Fitnenin annesinin adını da öğrendim. Gerekli vefkleri yazarak artık cuma gününün gelmesini bekliyordum. Cuma günü gelmişti. Guslettikten sonra üzerime; insan sureti verdiğim vefkle doldurulmuş mumu alarak, cuma namazına gittim. Ezan okunduktan sonra namazın ilk sünneti ile hutbe arasında o mumu caminin el ve göz değmeyen bir yerine koymam gerekiyordu. Belkide bu iş bir ay kadar sürecekti. Saklama işi tamam olmuştu. Gereken esmaları okuyarak, davet işlemini tamamlamış oldum.

Cinle Buluşma

Gelen işaretlerden davetin olumlu sonuçlandığını anlıyordum. Eve geldiğimde konuşma sesleri geliyordu ama görünürde evde kimse yoktu. Yüksek sesle seslenerek “Esselamün aleyke ya eyyühel cinn (Selam olsun ey aziz cin!)” dedim. “Ve aleyna aleyküm selam ya adem ib’ni insen (Aleyküm selam adem oğlu insan!)” “Me dinük? (Dinin nedir?)”. “Dini el İslam (Dinim İslam)”. “Me mezahib? (Mezhebin nedir?)”. “Mezahibür Rafızi (Mezhebim Rafızi’dir.)”. “Me kabiletül? (Hangi kabiledensin?)”. “Kabiletül el Nusaybini (Nusaybin kabilesine mensubum.)” Böyle bir konuşmanın ardından aynı soruları da bizzat kendisi bana sordu. Ben de cevapladım. Gelen cinninin yaşı 874. Kabile reisleri sahabi cinlerdendir. Bizzat Resulullah Efendimizin elleri arasında iman etmiştir. 1566 yaşındadır. Daha sonra olaydan kendisine bahsederek, yardım edip edemeyeceğini sordum. “Sana Allah rızası için yardım ederim.” dedi ve selamlaşarak ayrıldık.

Gayb Alemi

Evden çıktım. Burak’la buluştum. “İş tamamdır. Hayırlı olmasını iste Allah’tan.” dedim. Birinci hafta fitne olan kişi dengesizleşmeye, uykusuz kalmaya, asabileşmeye, yalnız kalmaya başladı. Artık kimseyle konuşmuyor, herkesi tersliyor, dengesizleşiyordu. Bu; onun için daha bir başlangıçtı. Yuva yıkmanın ne demek olduğunu görmeliydi. Ona gayb aleminden bir kapı açılmıştı; ama hayır ama şer insanın gönlüne göredir. Artık Emr-i Hak vaki oluyordu. Bu işten kurtulmasının tek yolu iftirayı düzeltmesiydi. Doğruları konuşmasıydı. İkinci hafta işe gelmiyordu. Psikiyatri bölümünden rapor almıştı. Artık hastaneye gidip tedavi olduğunu duyuyorduk sağdan soldan. Uyku ilaçları ve sakinleştiriciler kullanıyordu sürekli. Yatarak tedavi alıyor ama her geçen gün daha da kötü oluyordu. Üçüncü hafta iş çığrından çıkmış, göz torbaları morarmış, dengesizleşmiş, farklı bir lisanla konuşmaya başlamış. Gözlerinin beyazları azalmış, yemekten sudan kesilmiş, saçları döküleye başlamış, insanlarla iletişimi kesmiş, böcek yemeye ve kendi dışkısını yemeye çalışıyormuş.

Gözlerindeki Cehennem

Bir arkadaş vasıtası ile o fitne olan kişi, Burak’a haber göndermiş ve hastaneye gelmesini istemiş. Burak bana öyle dedi. Her ihtimale karşı beraber gitmeliydik. Gittik gördük. Aman Allah’ım! Resmen gözlerinde cehennemi görüyordum ve bakamıyordum. O artık neredeyse onlardan biri olmuştu. Burak’a; acı çekerek bir şeyler söylemeye çalışıyordu. Evet, hakikati söylüyordu. Artık itiraf ediyordu ve bu işi bitirmemi söyledi. Anında camiye gittim. Mumu sakladığım yerden aldım. Mum eskisi gibi değildi; erimişti ve siyahlaşmıştı. Tekrar bir üçlü vefk yazarak, mumu sardım ve yaktım. Küllerini denize döktüm. Gaybden gelen o cinniyle tekrar selamlaşarak, gitmesini rica ettim. “Selamünaleyküm” diyerek tekrar kendi alemine döndü. Bu olay ikimizin arasında sır olarak kaldı. Şimdi ise Burak’ın bir kız çocuğu var…

Advertisement
Click to comment

Soru Sor - Fikrini Yaz