Connect with us
cinci hoca cinci hoca

Paranormal Şahsiyetler

Osmanlı’nın Kudretli Cinci Hocası

Sultan İbrahim’i etkisi altına alarak devrin siyasî olaylarında mühim rol oynayan padişah hocası ve Anadolu kazaskeri ama aynı zamanda cin ve büyü işlerinin ustası Cinci Hoca lakaplı Hüseyin Efendi’nin hayat hikayesi…

Published

on

Sultan İbrahim’i etkisi altına alarak devrin siyasî olaylarında mühim rol oynayan padişah hocası ve Anadolu kazaskeri ama aynı zamanda cin ve büyü işlerinin ustası Cinci Hoca lakaplı Hüseyin Efendinin hayat hikayesi…

Kuvvetli Nefes Tesirli Dua(!)

Safranbolu’da doğdu. Dedesi oranın ileri gelenlerinden Vâiz Şeyh Karabaş İbrahim Efendi, babası Şeyh Mehmed Çelebi’dir. Kendi ifadesine göre nesli Sadreddin Konevî’ye uzanan (Naîmâ, IV, 36) Hüseyin Efendi, ilk eğitimini babasından aldı. ayrıca ondan sihir ve efsunla ilgili bilgiler edindi. Öğrenimini tamamlamak için İstanbul’a gitti, bir süre Süleymaniye medreselerinden birine devam etti; burada Berber Biraderi Hasan Efendizade Şeyh Mehmed Efendi’den ders aldı. Bu arada çevresinde “kuvvetli nefesi” ile tanındı, okuduğu duaların dertlilere şifa olduğu haberleri yayılmaya başladı. Hocasının İzmir kadılığına tayini üzerine açıkta kalınca geçimini tamamen bu işten sağlamaya koyuldu. Efsun ve sihir işleriyle uğraşması, başta hocası olmak üzere diğer müderrisler tarafından hoş karşılanmadığından geri plana itildi, hatta medreseden mezun olamadı. Ancak bu husustaki şöhretinin hızla yayılıp saraya kadar ulaşması hayatını değiştirdi. O sırada psikolojik birtakım rahatsızlıklar geçiren Sultan İbrahim’in tedavisi için Valide Kösem Sultan tarafından saraya çağırıldı. Tesirli dualar okuduğunu söyleyip padişahı manevi bakımdan rahatlatması şöhretinin daha da artmasına yol açtı.

Padişahın Himayesiyle Artan Nüfuz

Padişahın büyük iltifatlarına mazhar olan, bu arada ikameti için hazinece Mahmud Paşa Camii yanında dayalı döşeli bir saray inşa ettirilen (Muhibbî, II, 122; Evliya Çelebi, I, 472) Hüseyin Efendi, henüz medrese tahsilini bile tamamlamadan devrin Şeyhülislâmı Zekeriyyâzâde Yahyâ Efendi’nin muhalefetine rağmen Sultan İbrâhim’in fermanıyla önce Sahn-ı Semân (Rebîülevvel 1052 / Haziran 1642), ardından Süleymaniye medreselerinden birinin müderrisliğine getirildi. Çok geçmeden de padişah hocalığına ve İstanbul kadılığı payesiyle Galata kadılığına tayin edildi. Yine padişah emriyle Anadolu kazaskerliğinden mâzul Karaçelebizâde Mahmud Efendi’nin kızıyla evlendikten ve bazı yandaşlarıyla 1644’te rakip olarak gördüğü Kemankeş Mustafa Paşa’yı katlettirdikten sonra nüfuzu daha da arttı ve aynı yılın mayısında Anadolu kazaskerliğine getirildi, Galata kazası da arpalık olarak üzerinde kaldı.

Kısa aralıklarla dört defa Anadolu kazaskerliğine tayin edilen Hüseyin Efendi, Naîmâ’ya göre hakkındaki bazı rüşvet ve suistimal dedikodularının artması, bazı mâzul kadıların onun bu suistimallerini yayıp saraya kadar ulaştırmaları yüzünden (Târih, IV, 219 vd.) önce 17 Nisan 1646’da kazaskerlikten alındı, ardından da ikametine tahsis edilen saraydan çıkarıldı ve İzmit’e sürüldü. Birkaç gün sonra İstanbul’a dönmesine izin verildiyse de tekrar padişahın gazabına uğrayarak bu defa Gelibolu’ya gönderildi. Bu arada Şekerpâre Kadın gibi sarayda kendisiyle iş birliği yapanlar da çeşitli yerlere sürülmüştür. Gelibolu’da on gün kalan Hüseyin Efendi Sultan İbrâhim’in izniyle İstanbul’a döndü. Ancak bir süre sonra padişahın tahttan indirilip öldürülmesiyle hâmisiz kaldı.

Aza Tamah Çoktan Etti

IV. Mehmed’in cülûsu münasebetiyle kapıkulu askerlerine verilecek bahşiş için kendisinden 200 kese akçe talep edildi. Kayınpederi Karaçelebizâde Mahmud Efendi tarafından, cülûs bahşişi için devlete para yardımında bulunursa kazasker emeklilerine tevcih edilen arpalıklardan verileceğinin belirtilmesine rağmen Hüseyin Efendi parası olmadığını öne sürerek istenen meblağı ödemeye yanaşmadı. Fakat durumunun kötüye gittiğini anlayan kethüdâsı Hacı Nûrullah’ın uyarısıyla ayarı düşük, eksik ve silik paralarla kırık altınlardan ayırıp bir miktar vermeye razı olduysa da o sırada vezîriâzamın emriyle Çavuşbaşı Abdülfettah Ağa ve adamlarının evini basması üzerine paniğe kapıldı ve dama çıktı, beş altı metre yükseklikten atlayarak komşusunun evine sığındı. Ancak burada gizlendiği yerden çıkarılarak feci şekilde dövüldü ve sadrazamın huzuruna getirildi. Sofu Mehmed Paşa tarafından kendisinden tekrar istenen 200 kese akçeyi vermek istemeyince kethüdâsıyla birlikte Paşakapısı’nda hapsedildi. Bu arada vezîriâzama, kendisini yeni padişaha hoca yaparlarsa 100 kese akçe verebileceğini bildirdiyse de bu teklifi kabul edilmedi. Evinde yapılan aramada 200 kese kuruştan başka denkler, bohçalar ve sandıklar dolusu altın ve mücevheratı ile elliden fazla samur kürkünün olduğu görüldü. Bunlar Paşakapısı’na taşındı ve Hüseyin Efendi’nin gözü önünde müsâdere edildi. Bu arada bazı hayır kurumlarına vakıf diye kendisine temlik ettirdiği tarla ve köylerin mülknâmeleri elinden alınarak üzerinde sadece zeâmet ve timarlar bırakıldı.

Öte yandan kazaskerlikleri zamanında yazdığı rûznâmeler getirtilerek yaptığı müderrislik ve kadılık tevcihleri sayılan Hüseyin Efendi’nin gerek bunlardan gerekse rica ile yaptırdığı tayinlerden ve bu arada padişahtan aldığı hediyelerle paralar hesaplandı, mûtat giderleri düşüldükten sonra nakdî varlığının 3000 keseden fazla olduğu anlaşıldı. Cellât Kara Ali tarafından mahpus tutulduğu yerde işkence ve ölümle tehdit edilerek paralarının bulunduğu yerler söylettirildi. Gerçekten on iki güğüm çil akçesiyle eski ve yeni meskûkâttan 70.000 kuruşunun bulunduğu görüldü. IV. Mehmed’in cülûs bahşişi için dağıtılan bu paralar bir süre halk arasında “Cinci akçesi” adıyla dolaştı. Ancak ayarı halis olduğundan bu paralar gerek bazı sarraflar tarafından gerekse yeni padişah adına tekrar darp edilmek üzere hazinece toplattırıldı ve kısa sürede yok edildi. Hüseyin Efendi’nin sadece altın ve gümüş kap kacağının değeri 200 kese akçe civarındaydı. Bunlar ve kıymetli mefruşat da müsâdere edildiyse de öteki ev eşyalarına ve mallarına dokunulmadı. Ayrıca Süleymaniye vakfından haksız yere kendisi için günde 500, kethüdâsı için de 200 akçe olarak aldığı paralar ilk günden itibaren hesaplanarak 15.000 kuruşa varan bu meblağ ilgili vakfa iade edildi. Hüseyin Efendi’nin kayınpederinden kızının mihr-i müeccelinin miktarını soran vezîriâzam 1000 altın olan bu meblağı da ona gönderdi.

Çenesini Tutamaması Ölümüne Neden Oldu

Bir süre daha mahpus tutulan Hüseyin Efendi, muhtemelen mânevî gücünden çekinildiği için Habeş eyaletine bağlı İbrim sancak beyliğine tayin edildi. Ancak yolda Mihaliç’e (Karacabey) varıldığı sırada müptelâ olduğu nikris hastalığının şiddetlenmesi üzerine orada kalmasına müsaade edildi. Bir süre sonra hâmisi olan Kırım hanının aracılığı ile İstanbul’a dönmesine izin verildiyse de gerek kendisinin her gördüğüne mal ve paralarının gasbedildiğini, padişaha onda birinin verilmediğini söylemesi, gerekse adamlarının o sıralarda Sultan İbrâhim’in kanını dava amacıyla çıkan ve Sultan Ahmed Camii Vak‘ası adıyla anılan sipahi ayaklanmasına katılarak efendilerinin mallarının haksız yere alındığı yolunda ileri geri konuşmaları sarayda rahatsızlığa sebep oldu. Bunun üzerine Şevval 1058’de (Ekim-Kasım 1648) Limnili Hüseyin Çavuş tarafından öldürüldü.

Asıl adından çok kaynaklarda Cinci Hoca lakabıyla anılan, çağdaşları Evliya Çelebi ve Mehmed Halîfe tarafından cahil, Karaçelebizâde Abdülaziz tarafından ise “Sultan İbrâhim’e duhûl ve ervâh-ı habise gibi hulûl eden” biri olarak nitelenen Hüseyin Efendi (Seyahatnâme, I, 274; Târîh-i Gılmânî, s. 45; Zeyl-i Ravzatü’l-ebrâr, s. 20), sarayda Sultan İbrâhim’in gözdelerinden Şekerpâre Kadın ve Silâhdar Yûsuf Ağa (Paşa) ile iş birliği ederek padişah üzerindeki derin nüfuzu sayesinde devrin siyasî olaylarına karışmış, azil ve tayinlerde etkili olmuş, bu arada Girit’e sefer yapılmasında rol oynamış, Sadrazam Kemankeş Mustafa Paşa ile Şeyhülislâm Zekeriyyâzâde Yahyâ Efendi’nin durumlarını sarsmış, kısa sürede başta Mustafa Paşa olmak üzere sevmediği veya kendisine muhalif bulduğu devlet adamlarının ortadan kaldırılmasında rol oynamıştır. Devrin kaynaklarından anlaşıldığına göre en büyük amacı daha çok kazanmak, mal ve mülk edinmek olan Cinci Hüseyin Efendi, kayınpederi Karaçelebizâde Mahmud Efendi’nin de himayesiyle kazaskerlikleri zamanında uhdesindeki ilmiye kadrolarını rüşvetle ve âdeta açık arttırma ile satarak sağladığı haksız gelirlerle kısa sürede çok zenginleşmiş ve aynı zamanda sarayda iktidar mücadelelerinin otorite boşluğu sebebiyle çok arttığı çalkantılı dönemin tipik bir siması olarak tarihteki yerini almıştır. Safranbolu’da XVII. yüzyıla ait Cinci Hanı’nın Cinci Hoca tarafından yaptırılmış olması kuvvetle muhtemeldir…

Cinci Hoca Yoğunluktan Sıramatik Kullanıyor

Cinci Hoca Hayatlarını Kararttı

İÇİNDEN CİN DEĞİL CAN ÇIKARDI

Cin Vakası: Kavuşma Büyüsü

Büyü Nedir Nasıl Yapılır

Advertisement
1 Comment

1 Comment

  1. Pingback: Osmanlı Padişahları Hangi Mesleklerle Meşguldü - Paranormal Haber

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Paranormal Şahsiyetler

Elizabeth Bathory Vampir miydi?

Elizabeth Bathory hakkında bazıları onun şeytandan daha kötü olduğunu söyleseler de işlediği suçlar “kötü” kavramının çok ötesindeydi…

Published

on

By

Elizabeth Bathory Vampir miydi?

Elizabeth Bathory 1560-1614 yılları arasında yaşamış olan Macar kontesi. Bazıları onun şeytandan daha kötü olduğunu söyleseler de işlediği suçlar “kötü” kavramının çok ötesindeydi.

Bram Stroker, vampirler hakkındaki romanının araştırmasını yaptığı sıralarda Sabine Baring – Gould’un “The Book Of Werewolves” adlı kitabına rastladı. Bu çalışmada “Blood Countess” denilen merhametsiz bir kadının yaptıkları anlatılıyordu. Görünüşe bakılırsa bu hikaye Stroker’ın Kont Drakula‘yı yaratmasında ilham kaynağı olmuştur. Gerçekte Elizabeth’in kuzeni Stephan Bathory bir gün Transilvanya’da bir prens olacaktı.

Kan Banyosı İle Cilt Bakımı

Elizabeth Bathory iyi eğitim görmüş, akıllı bir kadın olmasına rağmen çok acımasız ve zalim bir kişiliğe sahipti. Anlaşılan kocasının ölümünden sonra ortaya çıkan ölüm korkusuyla, uşaklarına ve kölelerine karşı sadist davranışlar içersine girmişti. Sonsuzluk ya da uzun hayat olmazsa bile en azından kan banyosu yaparak genç görünümlü bir ten elde etme çabasındaydı. Kocası bir asker olarak, savaşta esir düşmüş Türk askerlerine duygusuzca işkence ederdi ve Elizabeth Bathory aslında, nasıl zulmedileceği hakkında bilgileri kocasından almıştı.

Söylendiğine göre Elizabeth Bathory çok sayıda kadın öldürmüş ve yaptığı insanlık dışı eylemlerinde kendinden mevki olarak aşağıdaki kimseler tarafından yardım görmüştür.

Elizabeth Bathory 650 Kızı Öldürüp Kanlarını İçmiş

Elizabeth Bathory, kurbanlarını dövmeyi alışkanlık haline getirdiği gibi aynı zamanda onları sakat bırakırdı. Yine söylentilere bakılırsa Castle Csejthe adlı evinin yakınlarında kurbanlarından bazılarını kışın karlı ve soğuk havasında üzerlerine buzlu su dökerek dondururdu. Bunun dışında olası yamyamlık davranışları da sergilemekteydi.

İddiaya göre Elizabeth Bathory bir defasında, yaşayan hizmetçi bir kızın vücudundan birçok ısırık almıştır. Kanlı Kontesin genç kalma umutları için bakire genç kızların kanıyla banyo yaptığı gibi efsanevi hikayeler de vardır. Başka bir kaynağa göre de 650 kızı öldürüp kanlarını içtiği söylenir. Yine de kesin olan tek bir şey vardır ki, o da Elizabeth Bathory gerçekten var olmuş ve şeytanca işler yapmıştır.

Ölü sayısı arttığında Elizabeth Bathory’nin hizmetçileri cesetleri şatonun dışına attılar. Kan içindeki ölü vücutları bulan köylüler doğal olarak onların vampirler tarafından öldürüldüğünü düşündüler dedikodular böylelikle yayılmaya başladı.

Karpat Dağlarındaki Şatosuna Hapsedildi

Elizabeth Bathory 1610 yılında, genç yaştaki kızları öldürme teşebbüslerinden sonra tutuklandı. Büyücülükle ilgisi olduğu iddiası tutuklama nedeni olarak gösteriliyordu. Söylentilere göre, kurbanların cesetleri kanlar içinde şatosunda bulunmuştu. 1611 yılında yapılan 2 duruşmada Elizabeth Bathory’nin işlediği suçlar hakkında tek ve gerçek ifadesi alındı. Kendisi bizzat mahkemede ortaya çıkmadığı halde, uşakları orda bulunuyordu. Mahkemenin ardından kontes’in sadık uşakları yetkililer tarafından öldürüldü ve Elizabeth, Karpatya dağlarında bulunan şatosundaki yatak odasına, ölümünden yıllar sonrasına değin hapsedildi. O’nun hakkında anlatılan efsaneler hala devam etmektedir. Bugün bile bazı insanlar Elizabeth Bathory’nin hayaletinin, anavatanı olan Karpatya’da geceleri etrafta dolaşarak kan aradığını söylerler.

Elizabeth Bathory’nin İşkence Yöntemleri

Bir başka efsanede Kanlı Kontesin yaptığı işkenceler ve cinayetler şöyle anlatılır. Kocası öldükten sonra büyücülükle uğraşmaya başlamıştır. Hatta at ve diğer hayvanların kurban edildiği ayinlere katıldığı düşünülmektedir. 40 yaşına geldiğinde yaslanmaya başladığını düşünüp güzelliğini kaybedeceği telaşına düşer. Bir gün, genç bir hizmetçi kız, sacını tararken yanlışlıkla biraz çeker ve o da kızın eline sert bir şekilde vurur, kızın elinden akan kan Elizabeth’in elinin üstüne düşer ve oda kızın güzelliğini ve tazeliğini aldığını düşünür. Daha sonra baş uşağına emir vererek kızın bütün kanını bir tekneye akıttırır ve orada “kan banyosu” yapar.

Daha sonra işi iyice abartır ve zaman içerisinde 612 genç kızı kaçırarak bunların ölümüne sebep olur. Kızlar, tepeye asılı bir kafeste işkence görür ve Elizabeth de bu kafeslerden akan kanla duş alır. Çok ses çıkartan bir hizmetçisinin de ağzını diktiği söylenir, ayrıca bakire cesetlerini ormana atarak kurt adam ve vampir söylentilerinin çıkmasına neden olur. Kurbanlarını önce bağlar sonra atardamarlarına delikler açarak kanın dışarı daha kolay boşalmasını sağlar. Kurban için kan kaybından ölmeyi beklemekten başka çare yoktur artık.

Kurbanlarından biri kaçmayı basarmış ve Castle Csejthe de dönen olaylar böylelikle gün yüzüne çıkmıştır. En sonunda bu yaptıkları anlaşılır ve 1611 de kazığa bağlanıp diri diri yakılmaya mahkum edilir ancak saraylı olduğu için bu cezayı şatosunda küçük bir odaya kapatmaya ve ölene kadar orada kalma cezasına dönüştürürler. Yalnız yemeğinin verilebilmesi için küçük bir delik bulunan bir oda… 1614 yılında burada ölü olarak bulunur.

Tarihin Kaydettiği Bilinen En Şeytani 9 Kadın

Tarihin Kaydettiği En Şeytani 10 Kadın

Osmanlı Döneminde Yaşanmış Esrarengiz Vampir Vakası

Osmanlı Döneminde Yaşanmış Esrarengiz Vampir Vakası

Continue Reading

Paranormal Şahsiyetler

Türklerin Ayı Kralı Abakan

Abakan, Abakan Irmağı’nda boğulduğuna inanılan ve Hakasların (Bir Türk boyu) atası olarak kabul edilen efsanevi kişidir. Yağmur yağdırdığı ve Altayları koruduğu inanışı Hakaslar arasında oldukça yaygındır.

Published

on

By

abakan ne demek neresi kimdir mitoloji efsane

Abakan, Abakan Irmağı’nda boğulduğuna inanılan ve Hakasların (Bir Türk boyu) atası olarak kabul edilen efsanevi kişidir. Özelde aynı isimli bir Hakas boyunun ve daha geniş kapsamlı olarak tüm Hakasların atası olarak anılır. Yağmur yağdırdığı ve Altayları koruduğu inanışı Hakaslar arasında oldukça yaygındır.

Abakan Efsaneleri

  • Bir söylentiye göre Abakan Irmağı’nın adı, kıyısında yaşayan Aba Han (“Ayı Han”) adlı bir savaşçının atıyla birlikte bu nehrin sularında boğulması nedeniyle verilmiştir. Ayrıca Hakasya’nın başkenti (Hakasça: Ağban) adını yine bu kahramandan alır.
  • Ayı, Hakaslarda kutsal ve soyundan gelinen bir hayvan olarak görülür. Hakaslar, Abakan Han’ın bu ırmağın kaynağında yaşadığını ve koruyuculuğunu yaptığını düşünürler. Atıyla ırmağın bir kıyısından diğer kıyısına atladığı anlatılır. Küçük ve Büyük Abakan ırmaklarının kavuştuğu yerde ayıya benzer biçimli kayalar bulunmaktadır.
  • Bir efsâneye göre bu isimdeki adlı bir genç, köylüleri kaçıran bir ayı ile savaşarak onu yener ve öldürür. Bunun üzerine ayının gövdesinden bir ırmak doğar.
  • Bir başka rivâyette ise, Abakan Irmağı’nın etrafında geçmişte çok fazla ayı yaşadığı için ırmağa bu adın verildiği öne sürülür.
  • Abakanların ayıdan türediklerine dair inanışları, ayının bir ongun (totem) hayvanı olarak kabul görmesine neden olmuştur. Bazı Türk boylarında “Aba Tös” (Ayı Ruhu) adlı bir ongunun bulunduğu da bilinmektedir.

Abakan Ne Demek

“Ayı Han” veya “Ayı Kanı” demektir. Anadolu Türkçesi’nde bu sözcük cömert, şerefli, onurlu anlamlarına gelir. Abartmak ve Azmak fiillerinde olduğu gibi bu kökten gelen sözcüklerde büyüklük ve şiddet içeriği bulunur. Abi (büyük erkek kardeş) ve Aba/Apa (baba, dede) manaları da yine bu isimle alakalıdır. Eski Moğolca ile Mançuca’da Aba ve eski Türkçe’de Ab sözcükleri av, avlanmak manalarını da barındırır. Moğolca’daki “Abgalday (Avgalday)” sözcüğü ise “şaman maskesi” anlamına gelir ve çoğunlukla ayı biçimli olarak simgelenir.

Altay Prensesinin Laneti

Hızır Aleyhisselam Kimdir

 

Continue Reading

Paranormal Şahsiyetler

Azazil Ne Demektir ve Azazil Kimdir

Published

on

By

azzazil kimdir nedir ne demek cinler

Azazil, Yahudi ve Hıristiyan kaynaklarında; Azazel, Azael, Hazazel gibi isimlerle geçer. Kur’an’da ve sahih hadislerde bu kelimeye rastlanmaz.

Azazil: Hem Göklerde Hem Yerde Duayen

İslam mutasavvıflarından Hallac, Azazil’i “Hem göklerde hem yerde duayen idi, gökte meleklere duayenlik yapmaktaydı” şeklinde tanımlayarak, Azazil’in gökte meleklere iyilikleri, güzellikleri gösterdiğini, kovulduktan sonra yerde ise insanlara çirkinlikleri, kötülükleri öğrettiğini açıklamaktadır. Hallâc’a göre, “İblisin adı onun adından türemişti; sonradan Azazil şeklinde değiştirildi”. Hallâc’ın görüşü doğrultusunda Azazil, ister istemez cin-melek konusuyla yakından ilgili bulunmaktadır.

Muteber hadis kitaplarında bulunmayıp, tefsirlerde İbni Abbas’a dayandırılan bazı rivayetlere göre, üreyip çoğalmakla meleklerden ayrılan ve cin – şeytan sınıfına giren varlıklar, aslında insanlar gibi iyisi, kötüsü bulunan cinlerdir. İblis, aslı cin olan (bk. el-Kehf 18/50) ancak meleklerin arasına girip çıkan, Hz. Âdem’e secde meselesinde meleklerin aksine emre itaat etmeyen (bk. el-Bakara 2/34; el-A‘râf 7/11; el-Kehf 18/50), böylece onların arasına katılmaktan veya Hz. Âdem’le birlikte bir yeryüzü cenneti olan Aden’de bulunmaktan menedilen (bk. el-A‘râf 7/13, 18) bir varlıktır. Onu melek iken sonra itaatsizlik yapmış bir varlık olarak görmek yanlış olur (bk. HÂRÛT ve MÂRÛT). Çünkü melekler itaatsizlik yapmaz, yüce Allah’a isyanda bulunmazlar (bk. et-Tahrîm 66/6). Ancak cinlerden şeytanlaşanlar olduğu gibi cinni şeytan zümresinde iken imana gelenler de bulunabilir.

Cahiliye devri Araplarında da hayır ve şer ile ilgili cinler hakkında inanışlar vardı. Hz. Peygamber, “Resulü’s-sekaleyn” (insan ve cinlerin peygamberi) olması dolayısıyla cinlere Kur’an sureleri öğretip onları Müslüman yapmış bir peygamber olarak bilinir.

İblis ve Azazil Aynı mı

Hallâc, kendisine has bir görüşle, Azazil kelimesindeki ayn”ın, “iblisin gayesinin ululuğu”na, zânın “himmetinin ziyadeliği”ne, elif’in “ülfetinin büyüklüğü”ne, ikinci zâ’nın “zühdünün derinliği”ne, yâ’nın “kendi ululuk ve yüksekliğine sığınması”na, lâm’ın “ıstırap ve imtihanındaki mücadelesi”ne işaret ettiğini ileri sürer. Azazil ile iblisi tam bir aynilik içinde gören Hallâc, Azazil’in Adem’e neden ve ne gibi bir mantıkla secde etmediğini ve böylece Allah tarafından niçin lânetlendiğini açıklamaktadır. Yine Hallâc, İblis’e Azazil denmesinin sebebi olarak onun kendi saltanatı içinde “azledilmiş” olmasını da düşünmekte ve onun diğer vasıflarını sıralamaktadır.

Nefilimlerin Babası

İbranice’de Azazel, “Tanrı’nın kuvvetlendirdiği” anlamına gelir. Azazel hakkındaki en eski Yahudi kaynaklı rivayet, mevsuk sayılmayan Enoch (Hanuk: Hz. İdrîs) kitabında görülmektedir. İnsan türünden olan kızların güzelliğine kapılarak Hermon dağı üzerinde yere inmiş 200 meleğin reisleri arasında onun adı Azael (Enoch, VI, 7) ve Azazel (Enoch, LXIX, 2-4) olarak geçmektedir. Bu, Tevrat’ın Tekvîn kitabının altıncı babında söz konusu edilen “Allah oğulları” kıssası ile ilgilidir. Bu kıssaya göre insan türünden olan kızlar ile birleşmelerinden peyda olan devlerin yeryüzüne saçtıkları kötülükler yüzünden tufan suları dünyayı kaplamadan önce Allah bu melekleri cezalandırmış, bu arada Azazel’in de ellerini ve ayaklarını büyük meleklerden Rafael’e bağlatarak Dudael’deki bir çukura attırmıştır (Enoch, X, 4-6). Yahudiler arasında mevcut olup İsrailiyat edebiyatı vasıtasıyla Cahiliye devri Arapları arasında da yayılan, karanlık gecelerde yolculara türlü eziyetler eden sayısız çöl cinlerinden birinin bu Azazel olduğuna dair inanış, muhtemelen bu tahrif edilmiş kıssadan gelmektedir.

Tevrat’ta biri Rab, öteki Azazel’e sunulacak iki keçiden bahsedilmektedir (Levililer, 16/8-10). Bu keçilerden ilki bir kurban iken ikincisinin Azazel’e, İsrâiloğulları’nın günahını çöle taşıması, halkı günahlarından temizlemesi için gönderildiği anlaşılmaktadır. Azazel’in burada tabiat üstü ruhanî bir varlık olarak kabul edildiği görülmektedir. Çöl, cinlerin ve ruhanî varlıkların meskeni olarak bilindiğinden (Levililer, 13/21, 17/7), kötülükten onu geldiği yere iade ederek kurtulmak istenmektedir. Dolayısıyla Azazel, Enoch kitabında yeryüzüne indiği, yaptıklarından dolayı lânetli olarak son güne kadar kalmaya mahkûm edildiğinden bahsedilen çöl cini olmalıdır.

Cinlerin Yazdığı İddia Edilen Yasaklı Kitap

Deccal Kimdir Nedir Ne Zaman Gelecek

Hızır Aleyhisselam Kimdir

Mehdi Kimdir Ne Zaman Gelecek

 

Continue Reading

Paranormal Şahsiyetler

Deccal Kimdir Nedir Ne Zaman Gelecek

Deccal, İlâhî dinlerde kıyamet alametlerinden sayılan ve insanları doğru yoldan saptırmaya çalışacağı kabul edilen olağan üstü güçlere sahip kişidir…Peki Deccal kimdir? Deccal ne zaman gelecek? Hıristiyanlık ve Yahudilik’te Deccal inancı nasıldır?

Published

on

By

deccal

Deccalİlâhî dinlerde kıyamet alametlerinden sayılan ve insanları doğru yoldan saptırmaya çalışacağı kabul edilen olağan üstü güçlere sahip kişidir…Peki Deccal kimdir? Deccal ne zaman gelecek? Hıristiyanlık ve Yahudilik’te Deccal inancı nasıldır? (daha&helliip;)

Continue Reading

Paranormal Şahsiyetler

Mehdi Kimdir Ne Zaman Gelecek

İslam’da Mehdi İnancı, Diğer Dinlerde Ahir Zaman ve Mehdi, Mehdi Ne Zaman Gelecek ve Ne Kadar Hüküm Sürecek, Mehdi Kimin Soyundan Gelecek, Mehdi’nin Doğumu, Mehdi’nin Özellikleri, Mehdi Nerede Yaşayacak, Mehdi Neler Yapacak, Mehdi’den Sonra Neler Olacak, İslam İnancında Mehdi…

Published

on

By

mehdi

Mehdi, dünyanın son zamanlarında ortaya çıkıp doğru inancı ve adaleti yeryüzüne hakim kılacağına inanılan kurtarıcıdır.  İleride gelecek bir kurtarıcı (Mesih, mehdi) inancı büyük dinlerde olduğu gibi ilkel dinlerde de görülmekte, bu inanç bir bakıma tarihte ve günümüzde bazı dini-siyasi hareketlerin güç kaynağını oluşturmaktadır. (daha&helliip;)

Continue Reading

Öne Çıkan Haberler

Hızır Aleyhisselam Kimdir

Hızır Aleyhisselam kimdir, nasıl görünür ve nasıl görülür? Hızır Aleyhisselam peygamber mi yoksa Allah dostu mudur? Sonsuza kadar yaşayacak mıdır? Hızır Aleyhisselamla ilgili ayet ve hadisler hangileridir. Diğer kutsal kitaplarda Hızır Aleyhisselamdan söz ediliyor mu?

Published

on

By

hızır aleyhisselam kimdir

Hızır Aleyhisselam kimdir, nasıl görünür ve nasıl görülür? Hızır Aleyhisselam peygamber midir yoksa Allah dostu mudur? Sonsuza kadar yaşayacak mıdır? Hızır Aleyhisselamla karşılaşmak için neler yapılmalıdır. Hızır Aleyhisselamla ilgili ayet ve hadisler hangileridir. Diğer kutsal kitaplarda Hızır Aleyhisselamdan söz ediliyor mu?

(daha&helliip;)

Continue Reading
Advertisement

Facebook Sayfamızı Takip Edin

Advertisement
Advertisement

Popüler