Connect with us
mum duası mum duası

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Cin Vakası: Mum Duası

Geçen sene bir dua okumuştum yengem vesilesi ile… Bu dua muma okunuyormuş… Ben de yaptım… Gece 12’den sonra ve duayı okumaya başladığım an etrafımda adeta duman şeklinde bir şeyler görmeye başladım…

Published

on

Geçen sene bir dua okumuştum yengem vesilesi ile… Bu dua muma okunuyormuş… Ben de yaptım… Gece 12’den sonra ve duaokumaya başladığım an etrafımda adeta duman şeklinde bir şeyler görmeye başladım…

Üç Harfliler Sana Bu İsmi Takmış

En başta takmadım fazla, devam ettim duaokumaya. Sonraları geceleri aniden uyanmaya ve saatlerce boş boş yatağın içinde hiçbir şey düşünmeden oturmaya başladım. Sonraları artık sadece geceleri değil gün ortasında da otururken, televizyon izlerken… Vücudumda bana dokunan bir şeyler hissetmeye başladım…

Bir gece uyurken yatağımın başına vurularak bana “Hatem” denildiğini duydum. Çok ürkütücü bir ses idi. Yaşadıklarımız teyzeme anlattığımda “Üç harfliler sana bu ismi takmış ve aralarına almışlar.” dedi. Neye uğradığımı şaşırdım. Halep’ten muska yaptırıp getireceğini söyledi teyzem.

Korkudan Dilim Tutuldu

Bulaşığı bıraktım hemen oturuma odasına gittim ama orada kimse yoktu. Ama korkudan ağzım dilim tutuldu, bir müddet konuşamadım hiç.

Muska gelmeden bir iki gün önce; mutfakta bulaşık yıkıyordum. Tencerelerden birinin yansımasından; arkamdan atletli, kısa boylu, kafası olmayan bir varlık geçtiğini gördüm! Bulaşığı bıraktım hemen oturuma odasına gittim ama orada kimse yoktu. Ama korkudan ağzım dilim tutuldu, bir müddet konuşamadım hiç. Konuşmaya çalışıyor ama yapamıyordum. Sanki birisi tüm kuvvetiyle çenemi tutuyordu ve ben ağlamaktan başka bir şey yapamıyordum.

Üzerime Ağırlık Çöküyor

Üzerime bir ağırlık çöküyor. İnanılmaz bir ağırlık… Kımıldayamıyorum; gözlerimi bile açamıyorum.

Dua okuyorlar duymak istemiyorum sanki kulaklarımı kesiyorlar gibi geliyordu… Sonra zamanla bir miktar düzelir gibi oldum ama şimdilerde uyurken üzerime bir ağırlık çöküyor. İnanılmaz bir ağırlık… Kımıldayamıyorum; gözlerimi bile açamıyorum. Sonra sağ yanağımın şiştiğini patlıcak gibi olduğunu hissediyorum. Kulağımda ise siren sesi gibi bir ses ama kulakları patlatacak derecede…

Şimdi bundan nasıl kurtulacağımı bilmiyorum. Bir duayı bilmeden muma okumanın cezasını çekiyorum… Namaz kılamıyorum; kıldığımda geceleri uyuyamıyorum; sesler duyuyor, kabuslar görüyorum. Ben böyle değildim; namaz kıldıkça, dua okudukça içim ferahlardı, huzur bulurdum. Ama şimdi öyle değil….

Daha Fazla: Yaşanmış Korku Hikayeleri

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Tatarlı Köyündeki Ağlayan Bebek Olayı

Olay, Ceyhan’ın Tatarlı köyünde geçiyor. Dayım orada yaşarken geceleri balık tutmaya çıkardı ama oranın yerlileri hep bir efsaneden bahsederlermiş…

Published

on

By

Yaşanmış Korku Hikayeleri - Ağlayan Bebek Efsanesi

Yaşanmış Korku Hikayeleri - Şimdi size anlatacak olduğum olay, Ceyhan'ın Tatarlı köyünde geçiyor. Dayım orada yaşarken geceleri balık tutmaya çıkardı ama oranın yerlileri hep bir efsaneden bahsederlermiş: “Ağlayan Bebek" olayı.



Yaşanmış Korku Hikayeleri - Tatarlı köyünün her yerinde su gözeleri olduğu için kış aylarında yeraltı sularının buharı yüzünden göz gözü görmezdi. Köyün ileri tarafları yeraltı sularından dolayı hem bataklıkla hem de kamışlarla doluydu. Her gece avlanmaya çıkan dayım bir gece cesaretini toplayıp, ağlayan bebek efsanesinin geçtiği derenin oraya balık avlamaya gitmiş. Üstünde lacivert yağmurluk, ayağında kahverengi botla yola çıkmış ve derenin yanındaki kayanın üstüne oturup olta atmış. 

O sırada hafiften bir yağmur çiğselemeye başlamış ve dayım, sanki çok uzaklardan gelen bir bebek sesi duyarmış gibi olmuş. Başındaki kapşonu çıkarıp sağ sola bakınmış ama yağmurluğun hışırtısından dolayı pek bir şey anlayamamış. Bunun üzerine kapşonunu geri takmış. İlerleyen vakitlerde bebeğin sesiyle beraber bir ayak ses, ve  hışırtı da duymaya başlamış. Bebeğin ağlama sesi çok uzaklardan gelirken ayak sesleri çok yakından geliyormuş. O hışırtı iki üç metre ilerisinden gelmeye başlayınca bir an korkuya kapılmış ve  oltayı bırakıp hareketsiz bir şekilde durmaya başlamış. Yağmur da aniden şiddetini artırmış ve yine bir anda kesilivermiş. Yağmurun kesilmesiyle birlikte ayak sesleri, hışırtı ve ağlama sesleri de kesilmiş. 

Dayımın dereye bıraktığı oltanın ucuna birden balık takılmış ve hareket eden balığın etkisiyle kayaya sürten olta bir ses oluşturmuş. Oltanın sürtünme sesinden sonra dayımın arkasından bir ayak sesi duyulmuş ve önceden uzaktan gelen bebeğin ağlama sesi de giderek yaklaşmaya başlamış. O ne olduğu belirsiz kişi ya da  varlık artık dibine kadar girmiş dayımın. Dayım, hemen arkasında olduğunu hissediyor ama dönüp neyle kaşılaşacağını bilmediği için korkusundan dönüp bakamıyormuş. Bir anda cesaretini toplayıp arkasına döndüğünde bebek sesi ve hışırtı kaybolmuş. Dayım sabaha kadar o kayanın üstünde hareketsiz oturup, gün ağarmaya başlayınca da evine dönmüş. 

DAHA FAZLA: Yaşanmış Korku Hikayeleri

Continue Reading

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Yatılı Kuran Kursunda Musallat

Yaşanmış Korku Hikayeleri – Yatılı Kuran kursunda kalan bir gencin, bir gece başına gelen gelen cin musallatı ve sonrasında gelişen olayların hikayesi.

Published

on

By

Yaşanmış Korku Hikayeleri - Yatılı Kuran Kursunda Musallat

Yaşanmış Korku Hikayeleri - Yatılı Kuran kursunda kalan bir gencin, bir gece başına gelen gelen cin musallatı ve sonrasında gelişen olayların hikayesi.



Ondört yaşındaydım. Her şey çok güzel gidiyordu. Yatılı kuran kursunda kalıyordum. Kantinden cips, çikolata almıştım. Normalde yatakhanede yemek yasaktı. Bense kantinden aldığım aburcuburları yatağımda gizli gizli yemiştim. Yemez olaydım…. Neyse; sonra yatsı namazını kılıp, yatakhanelere yatmak için dağıldıktan sonra uyumaya çalıştım. Nedensiz bir şekilde kendimi kötü hissetmeye başladım.

Uyumuşum. Gece bir ara uyandım ve tuvalete gittim. İhtiyacımı gördükten sonra tuvaletten çıkınca; simsiyah bir köpek gördüm karşımda! İşin asıl ilginç ve korkunç tarafı; köpek Arapça gibi bir dilde bana şeyler söyleyerek bana yaklaşmaya başladı. O kadar korktum ki dizlerimin bağı çözüldü ve yere düştüm. Bağırmak, çığlık atmak istedim ama sesim çıkmıyordu. Titremeye başladım. Bu arada köpek o kadar kalın bir sesle haykırmaya başladı ki kulaklarım çınlıyordu. Üzerime çıkıp o anlamadığım dilde bir şeyler diyordu. Ben tabi bayılmışım.

Kendime geldiğimde hocam ve arkadaşlarım başımdaydı. Bense yaşadığım şokun etkisiyle hala konuşamıyordum. Etrafım çok kalabalıktı. Kapının oraya baktığımda o köpeği yine gördüm. Bana bakıyordu. Sonra birden kayboldu. Beni yatakhaneye götürdüler. Yattım ama korkudan uyuyamıyordum. Sonra yine korkunç bir olay gerçekleşti: Yatakhanede çok tiz bir ses bağırmaya başladı! 

O kadar ince ve korkunçtu ki bir bebek ağlamasından; kalın sesli bir adamın haykırışlarına dönüşüyordu. Sonra ses başladığı gibi aniden kesiliverdi. Alt ranzadaki arkadaşım titremeye başladı korkudan. Bense ağlıyordum ve Nas suresini okumaya başladım. Arkadaşım ayağa kalktı ve bana sus işareti yaptı! O andan itibaren hareket edemiyor, nefes alamıyordum. Arkadaşım gitti; eline bir sopa alarak, yanıma geldi. Arapça bir şeyler söyleye söyleye bana vurmaya başladı. İşin ilgin tarafı; bütün bu olan bitene rağmen arkadaşlarımın hiçbiri uykularından uyanmıyordu. Sabaha kadar beni bu şekilde dövdü sopayla. 

Sabah ilk iş; olan biteni hocama anlattım. Hocam beni boş bir odaya götürdü. Yanına da bir siyah çarşaf aldı. Odaya girdiğimizde “Sakın korkma” dedi. Yere oturduk. Hoca dualar okumaya başladı. O okudukça ben sanki boğuluyordum, oda sallanıyordu. Ağlamaya başladım. Hoca birden sustu ve ben göğüs kafesim kırılacakmış gibi acı çekmeye başladım. Sonra acı tüm vücuduma yayıldı, içimde kıyamet kopuyormuş gibi oldu.

Hoca “Neden musalat oldun?” dedi. “Anlamadım hocam” derken, birden çok sert bir tokat yedim hocadan. Hocaya avazım çıktığı kadar ağzıma gelen her küfürü etmeye başladım. Ama aslında ben etmiyordum bu küfürleri. Sanki biri bütün kontolümü ele geçirmiş ve bunları bana o söyletiyordu. Bense sadece izleyebiliyordum.

Hoca dualar okumaya başladıkça ben de bağırmaya başladım. Sonra ses kesildi. Hoca dedi “Kurtuldun”. Gerçekten de kendimi biraz daha iyi hissediyordum. “Eve git, biraz kafanı topla” diye hoca izin yazdı bana. Birkaç gün evde kaldım. Evdeyken bir gün annem üst kata; yengeme çıkmıştı. Televizyon izliyordum. Kapı çaldı. Dört tane çocuk; benim yaşlarımda; geldiler “Çok susadık. Bize su verir misin?” dedi içlerinden biri. “Tamam” dedim. Mutfağa giderken kapı

kapandı. İçerideydiler. “Niye içeri girdiniz?” demeye kalmadan, Arapça bir şeyler diyerek, ellerindeki sopayla bana vurmaya başladılar. Biri boğazımı sıkmaya başladı. Ölüyorum zannetim ve birden zıplayarak koltukta uyandım.  Annem başımdaydı. “Sen niye onu öldürdün?” diyerek boğazımı sıkmaya başladı. Bir daha yattığımda yerden hoplayarak uyandım. Rüya içinde rüya görmüşüm meğer. Ağlıyordum, her yerim acıyordu…

Hemen bizim mahalledeki cami hocasına koştum. Hocaya her şeyi anlattım. Hoca oturdu; dualar, ayetler, okumaya başladı. Hoca okurken ben titremeye başladım. İki rekat namaz kıldırdı. “Kılmak istemiyorum” dedim ama zorla kıldırdı. Namaz bittikten sonra biraz daha huzurlu hissediyordum kendimi. Hoca “Gözlerini kapat” dedi. Kapattım. Dualar okudu okudu… 



Sonra dedi: “Sen yatağında “Besmele”siz yemek yemişsin.” Ve devam etti “Besmelesiz yenen yemek; iblis ve onun soyundan gelenlerin yemeğidir. O taifeden bir çocuk, senin yemeğinin artıklarını yemeye gelmiş ve sen onun üzerine yatmışsın. O da ölmüş.” dedi. Şok olmuştum. “Hocam bilerek yapmadım” vs. demeye başladım. Hoca bana muska yazdı ve hocanın evine gittik. Ölen cinin kabilesini çağırdı. Onlarla anlaştı. İki senedir hiçbir sıkıntı yaşamıyorum Allaha çok şükür.

DAHA FAZLA: Yaşanmış Korku Hikayeleri

Continue Reading

Yaşanmış Korku Hikayeleri

İncir Ağacının Altında Uyandım

Yaşanmış Korku Hikayeleri – Cin, peri vb. konulara olan merakından dolayı bu konularda çokça araştırma yapan bir gencin yaşadığı korkutucu olaylar.

Published

on

By

Yaşanmış Korku Hikayeleri İncir Ağacı Cinler

Yaşanmış Korku Hikayeleri - Cin, peri vb. konulara olan merakından dolayı bu konularda çokça araştırma yapan bir gencin yaşadığı korkutucu olaylar.



Bundan dört yıl önce cinler ve periler gibi konularla çok haşır neşirdim. Sürekli bu konuları araştırır, konuşmaya çalışırdım. Hal böyle olunca aslında gelecekte olacakları tahmin etmek çokta zor değildi. İlk başlarda odamdayken Arapça’ya benzer bazı konuşma ve sesler duymaya başladım. Korkuyordum ama yine de bu konularda araştırmaya, okumaya devam ediyordum. Daha sonraları ise geceleri uyanmaya başlamıştım. Adeta binbir farklı ses duyuyordum gaipten gelen. Bununla beraber bir süre sonra bütün bu olanlara alışmış, zamanla korkmamayı öğrenmiştim. Dost olmuştum yani veya ben öyle sanıyordum. 

Günlerden birinde sabah yataktan kalktığımda her yerimde morluklar vardı. Zaman geçtikçe gitgide artıyordu vücudumdaki yaralar. Bir süre bu konularda konuşmayı ve araştırmayı kesmiştim. Bittiğini sanıyordum ama çok iyi hatırlıyorum Mart ayının 12'sinde daha değişik bazı olaylar yaşamaya başlamıştım. Beni korkutmaya geliyorlardı. Anlıyordum onları. Dediklerini yapmam için geliyorlardı ve ben sonuna kadar direniyordum.

Geçen seneye kadar aynı gün akşam ezanından sonra kötüleşmeye başlamıştım. Sanki beni ele geçiriyorlardı. Duş almak için banyoya girmiştim. Orada kendimden üç tane gördüm! Biri bana dokundu ve göğsümde bir santime yakın bir yara belirdi. O günden sonra korkudan yaklaşık iki ay duş almamıştım. Kimseyle konuşmuyor ve sürekli korkuyordum. Hatta duşa girme korkusu o raddeye gelmişti ki bir keresinde ancak babamla kavga ettikten sonra babam beni zorla duşa sokmuştu. 

Uzun zaman alsa da bir şekilde bu korkuyu atlattım ama son yaşadığım olayın yanında bu bir hiçti. Yine bir 12 Mart günü işe giderken bilincimi kaybetmiştim. Akşam ezanında bir incir ağacının altında uyandım ve nefes alamıyordum. Kriz geçiriyordum; astım krizi... İlk bulduğum taksiye işaret etmiştim. Bayılmışım. Uyandığımda hastanedeydim ve her tarafım yara bere içindeydi. Yakınlar vardı. Bir şekilde atlattım ama en büyük hatam onları araştırmaktı. Bilincimi kaybetmiş ve insanlara saldırıyormuşum. Sonuç olarak diyeceğim şu ki dostlarım; bu konuları araştırmayın, içlerine hele sakın girmeyin!!!

DAHA FAZLA: Yaşanmış Korku Hikayeleri

Continue Reading

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Öğrenci Evindeki Aşık Cin

Yaşanmış Korku Hikayeleri – Öğrenci evinde kalan iki arkadaşın başından geçen, korku dolu bir cin hikayesi.

Published

on

By

yaşanmış korku hikayeleri - öğrenci evindeki aşık cin

Yaşanmış Korku Hikayeleri - Öğrenci evinde kalan iki arkadaşın başından geçen, korku dolu bir cin hikayesi.



Üniversiteye yeni başlamıştım. Öğrenci yurdunda kalmak yerine bir arkadaşımla eve çıktmıştık. Her şey çok güzeldi. Derslerimize çalışır, yemek yapar, yerken de dizi izlerdik. 2015’in yılbaşı akşamıydı. 2016'ya girecektik. Evde üç kedi besliyorduk biz. Hava soğuk tabii, sadece salonu ısıtıyor elektrikli ısıtıcı. Kediler ve biz salondayız her zamanki gibi. Dizi izliyoruz. Bir süre sonra fark ettiğimde kediler odada görünmez bir şeyi takip ediyorlardı. Hem de üçü birden. Minik bir kör sinek uçuyor sandık ama çok uzaktan da takip ediyorlardı ve baktıkları yere yakından da baktık. 

Ben hemen birkaç dua okudum. Dizi izlerken ışıkları söndürürdük. Malum öğrenci evi ama ışıkları açık bıraktık o olaydan sonra. Kedilerimiz bir ara görünmez şeyi takip etmeyi bıraktılar ama ara ara yine yapıyorlardı. O odada uyuyamayacağımı söyledim arkadaşıma. Yatak odasına gittik biz de elektrikli sobayı taşıyarak. Kış olduğu için tek odayı ısıttığımızdan aynı yatakta yatıyoruz… Yatak odasında da sobayı açık bırakıp birbirimize sokulup yattık. Salonda olmadığım için rahattım ve salondan korkuyordum artık. Daha fazla dua okumam gerekiyordu. Ayetel Kürsi okuyup uyuduğumuzu hatırlıyorum.

O gece yatakta dönerken kendi kendime uyanıp başımı kaldırdım ve yatağın karşısındaki şifonyer aynasında sanki ben hareket ettiğim için üzerimizden kolunu kaldıran karanlık, çürük bir el gördüm. Oda zaten loş… Arkadaşımın kolu olamayacak kadar ters yöndeydi ve ben bunu görür görmez bedenim baştan aşağı ürperdi. Hemen arkadaşımı uyandırdım ve anlattım. Bana uyku sersemi şekilde "Öyle yapar o; bana sarılmayı seviyor." dedi. Sonra da uyumaya devam etti. Ama ben dua okumaktan uzun süre uyuyamadım.  Aklım çıkacak kadar çok korkuyordum. Gördüğüm şey ve arkadaşımın söylediği aklımdan çıkmıyordu. Sonra farkında olmadan dalmışım.

Ertesi gün arkadaşıma önceki geceyi anlattım "Böyle böyle dedin…” diye. O da oturup konuyu ciddi ciddi açtı. Söylediğine göre ona aşık olan bir cin varmış ve çok kıskanmış. Beni bile ondan kıskanıyormuş. Bu olayın ardından kendimizi korumak için yastıklarımızın içine cin yakma duaları yazan kağıtlar katlayıp koymaya karar verdik. Cin yakma duasına güveniyordum ve gerçekten güvenimi yıkmadı. Bu dualardan sonra bir daha böyle bir şey yaşamadık. Arkadaşım da rahatladığını söyledi. Kedilerimiz de artık salonda görünmeyen şeyi takip etmeyi bıraktılar. 

DAHA FAZLA: Yaşanmış Korku Hikayeleri

Continue Reading

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Bir Geceyarısı Mezarlıkta

Yaşanmış Korku Hikayeleri – Bir grup gencin, köy düğünü dönüşünde mezarlık kenarında başlarından geçen ve gerçekten kötü sonuçları olan korkunç bir olay.

Published

on

By

Yaşanmış Korku Hikayeleri - Bir Geceyarısı Mezarlıkta

Yaşanmış Korku Hikayeleri - Bir grup gencin, köy düğünü dönüşünde mezarlık kenarında başlarından geçen ve gerçekten kötü sonuçları olan korkunç bir olay.



Sene; yanlış hatırlamıyorsam eğer 2011. Ben, iki arkadaşım ve şehir dışından gelen arkadaşımın kuzeni olmak üzere dört kişiydik. Köyde bir düğüne katılmıştık beraberce. Eğlenirken saat 11 filan olmuştu. “Kalkalım artık” dedik. Sonra yine beraberce eve doğru yürümeye başladık. Yolumuz uzun olduğu için bir noktada, yol kenarındaki bir mezarlığın karşısında biraz dinlenmeye karar verdik. Bahsettigim arkadaşın kuzeni, mezarlıktaki şehit mezarına bakarak bir takım uygunsuz laflar etti. Biz tabi “Misafirdir” diyerek ses etmedik ama çocuk da boyuna konuşuyordu. İyice ipin ucunu kaçırmıştı. Biz yine gider ayak bir tatsızlık çıkmasın diye ses etmedik yine.

Neyse… Bir süre sonra; tam yola koyulacakken bu sözünü ettiğim eleman, mezarlıkta bir şey gördüğünü iddia etti. Biz önemsemedik ilk başta; dalga geçiyor diye. Sonra dönüp, elemanın dediği tarafa bakınca; oradaki bir ağacın arkasında, köpek şeklinde; siluet yahut gölge gibi bir şeyin gözlerini dikmiş, bize bakmakta olduğunu gördük. Şekil hareketsizdi. “Köpektir” deyip, fazla üzerinde durmadık ama daha sonra; yürümeye başlayınca içimize bir korku düşünce hızlandık. 

Biz daha ne olduğunu anlamadan, bahsettigim çocuk, bir anda geriye doğru sürüklenmeye başladı. Biz tabi kalakaldık! Görünürde arkasında onu çeken hiçbir şey yoktu ama çok hızlı bir şekilde geriye doğru sürüklenmeye başlamıştı. Biz üç arkadaş onu durdurmak için hamle yaptık ama başaramadık. Bir süre sonra aynı başladığı gibi aniden ve kendi kendine durdu… Üstü başı sürtünme yaralarından kaynaklanan kan içindeydi. Dili tutulmuştu. 

Bizim de üstümüz başımız toz olmuştu ve yer yer derimiz sıyrılmıştı. Hemen ambulans çağırdık. Elemanı götürdüler. Aradan bir ay kadar geçtikten sonra duyduğuma göre; akıl hastanesine kapatılmıştı. Sonrasında ise diğer hastalara zarar verdigi gerekçesiyle başka bir şehirde hücreye kapatılmıştı. Bir yıl sonunda normal hastaneye alınmış ama bir gece yatağında ölü bulunmuştu.

DAHA FAZLA: Yaşanmış Korku Hikayeleri

Continue Reading

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Hopkinsville Cinleri Olayı

1955 yılında Kentucky’de yaşanan ve “Hopkinsville Cinler Olayı” adıyla anılan hadise günümüzde hala esrarını korumaya devam ediyor.

Published

on

By

Hopkinsville Cinleri Olayı Yaşanmış Korku Hikayeleri

1955 yılında Kentucky’de yaşanan ve "Hopkinsville Cinler Olayı" adıyla anılan hadise günümüzde hala esrarını korumaya devam ediyor.



Yaşanmış Korku Hikayeleri - 1955 yılında Kentucky’de yaşanan olayı günümüzde hala esrarını korumaya devam ediyor. Olayla ilgili hiçbir kanıtın bulunmaması ancak olayın pek çok görgü tanığı olması Kelly Hopkinsville olayı hakkında esrarengizlikleri ortaya koymaya yetiyor.

Ormandan Gelen Tuhaf Yaratıklar

Billy Ray Taylor arkadaşları olan Sutton ailesini ziyaret için Kentucky’e gelmişti. Akşam üzeri hava henüz kararmamışken Taylor biraz yürüyüş yapmak için bahçede dolanmaya başladı. Bahçe oldukça büyük bir bahçeydi ve bahçenin dışarısı tamamen ormanlık bir alandı. Bahçenin içinde ağır adımlarla ilerlerken 500 metre ileride bulunan ağaçların arasında garip, parlak bir yaratık gördü. Taylor büyük bir panikle eve doğru koştu ve içeri girdi. Gördükleri karşısında dehşete düşmüştü ve bunları Sutton ailesine anlatmaya başladı. Elbette kimse bu olanlara inanmadı. Ancak bu sırada dışarıda köpeğin yüksek sesle ulumaya başladığını duydular. Bunun üzerine silahlarını kuşanıp tekrar dışarı çıktılar.

Ağaçların arasından ellerini teslim olmuş gibi havaya kaldırmış vaziyette üzerlerine doğru gelen bu yaratığı görünce ateş ettiler. Aralarında 5 metre kalaya kadar beklemişlerdi. Ateş ettikleri yaratık geriye doğru bir takla atarak ormanın derinliklerinde kayboldu. Sutton ve Taylor yaratığı 1 metre boylarında büyük kafalı, sivri kulaklı, elleri pençeli üzeri tamamen metalik gri olan ve parlayan bir yaratık olarak tarif ettiler.

Daha sonra ateş ettikleri yaratığın ölüp ölmediğini kontrol etmek için tekrar dışarı çıktılar. Kapıdan çıkarken Sutton kafasının üzerinde bir ağırlık hissetti. Kafasını kaldırdığında birinin ona dokunduğunu anladı. Karısı Sutton’ın kolundan tutarak onu içeri çekti. Evin tamamen bu yaratıklar tarafında kuşatıldığı anlaşılmıştı. Bu yaratıklarla iki saat boyunca silahlı bir çatışma yaşadılar.

Geldikleri Gibi Bir Anda Ortadan Kayboldular



Yaşanmış Korku Hikayeleri - Ortalık biraz sakinleşince hemen arabalarına atlayıp polis karakoluna gittiler. Eve geri döndüklerinde ortalık adeta hiçbir şey olmamışçasına sessizdi. Yaratıklarla ilgili tek kanıt; evin köşesinde vurdukları yaratıktan geriye kalan belli belirsiz bir izdi. Bu ize belli bir açıdan bakılınca parlıyordu. Kelly Hopkinsville olayı tarihte bu isimle anılmaya başladı. Bu olay sırasında ortaya çıkan yaratıklara da "Hopkinsville Cinleri" denildi. Olayla ilgili olarak çok fazla kanıt bulunamadı.

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Continue Reading

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Halen Canlı iken Gömülen İnsanların Korkunç Hikayeleri

Daha ölmeden canlı canlı mezara gömülen talihsiz insanların insanın nefesini daraltan korkunç hikayeleri.

Published

on

By

Canlı Gömülenlerin Korkunç Hikayeleri

Daha ölmeden canlı canlı mezara gömülen talihsiz insanların insanın nefesini daraltan korkunç hikayeleri.



Rosangela Almeida dos Santos'un Hikayesi

Brezilya’da duyanların inanmakta güçlük çektiği bir olay yaşandı. Öldü sanılarak gömülen kadın, iddialara göre 11 gün boyunca tabutundan çıkmak için uğraştı. Kadının çığlıklarını duyarak gelen çevre sakinleri 37 yaşındaki kadının tabuttan çıkmayı başaramayan cansız bedeniyle karşılaştı.

Akıllara durgunluk veren olay Brezilya’nın Riachao das Neves şehrinde yaşandı. Kaldırıldığı hastanede septik şok geçirerek öldüğü açıklanan 37 yaşındaki Rosangela Almeida dos Santos, ertesi gün Senhora Santana mezarlığına gömüldü.

Ancak iddialara göre, Santos’un gömülmesinden günler sonra sonra çevre sakinleri mezarlıktan sesler geldiğini fark etti. Kadının gömüldüğü taş mezara gelen vatandaşlar, tabutu kırdıklarında ise büyük bir şok yaşadı. Öldü sanılan kadının kafası ve ellerinde yeni oluştuğu görülen yaralar vardı. Bazı vatandaşların kadının el ve ayaklarına dokunarak “vücudu hala sıcak” dediği görüntüler de Brezilya televizyonlarında yayınlandı.

Octavia Smith Hatcher'ın Hikayesi

1800’lerin sonlarına gelinmişken, ABD'nin Kentucky eyaleti korkunç bir salgınla çalkalanıyordu. Bu salgının neden olduğu en trajik vaka ise Octavia Smith Hatcher adlı bir kadındı. Henüz bebek olan oğlunu salgın sonrası kaybeden Hatcher, depresyona girip yataklara düşer. Zamanla iyice hastalandı ve sonunda komaya girdi. Birkaç ay sonrasında da hala yatağındayken öldüğü ilan edildi. Ardından da hemen gömüldü.



Cenazeden bir hafta sonra, kasabadaki çoğu insan Octavia’nınki ile aynı belirtileri gösteren bir hastalığa yakalanıp komaya girdi. Ancak bu hastalığa yakalananlar bir süre sonra komadan çıkmayı başarıyorlardı. Durum böyle olunca Octavia’nın kocası, karısının da hala yaşarken gömüldüğünden, aslında bir süre sonra uyanacağından korkmaya başlamıştı.

Hemen mezarlığa gidip, eşinin mezarını açtıran adam, bu korkusunun gerçek olduğunu anladı. Tabutun iç kısmında tırnak izleri vardı. Octavia’nın tırnaklarında da kan izleri... Yüzü ise dehşete düşmüş bir ifadeyle bakmaktaydı. Bu üzücü olayın ardından Octavia tekrar gömüldü ve eşi tarafından adına bir anıt dikildi. Bu anıt günümüzde halen ayaktadır.

Afrika’ya ait bir sinek türünün neden olduğu uyku hastalığının tüm bu olaylara sebep olduğu düşünülüyor.

Mina El Houari'nin Hikayesi

2014 Mayıs’ında, 25 yaşındaki Fransız bir kadın olan Mina El Hourai, Fas’ta yaşayan biriyle internet üzerinden aylarca konuştuktan sonra ilk buluşmasına hazırlanmaktadır. Uçaktan indikten sonra Fas’taki oteline gelen ve giriş yapan kadın, otelden hiçbir zaman çıkış yapmaz.



Birlikte güzel bir akşam geçiren ikilinin gecesi, Mina’nın birdenbire yere yığılıp kalmasıyla sonlanır. Bunun üzerine adam, polise veya ambulansa haber vermek yerine kadının öldüğünü varsayıp bahçesine gömmeye karar verir.

Ancak Mina aslında ölmemiştir. Diyabet olan ve o an diyabetik komaya giren kadın, sevgilisi tarafından ölü sanılmıştır. Birkaç günün ardından Mina’nın ailesi kayıp ilanı verir ve Fas’a giderek kızlarını bulmaya çalışır.

Polisler adamı sonunda yakalar ve evini araştırırlar. Toprak lekeli elbiselerini ve mezarı kazmak için kullandığı kazmayı bulurlar, sonrasında da korkunç manzarayla karşılaşırlar. Adam aslında Mina’yı öldürmüştür, suçunu itiraf eder ve kasten adam öldürmekten yargılanır.

Lawrence Cawthorn'un Hikayesi

Londralı bir kasap olan Lawrence Cawthorn, 1661 yılında ciddi bir hastalığa yakalanır. Lawrence’ın varisi, adamın hemen ölmesini istiyordur; böylece mirasa konabilecektir. Herhangi bir doktor onayı olmadan Lawrence ölü olarak ilan edilir ve yakınlardaki bir mezarlığa gömülür.

Defin işleminin hemen ardından, cenazedekiler tabutun içinden gelen çığlıklar duymaya başlarlar. Hızla tabutu tekrar çıkartırlar ancak geç kalmışlardır. Lawrence Cawthorn'un gözleri neredeyse yerinden fırlamış, kaçabilmek için tabuta vurmaktan kafası kanlar içinde kalmıştır.



Mrs. Boger'ın Hikayesi

Charles Boger ve eşi, Pennysylvania’daki çiftliklerinde sıradan günler geçirirlerken, 1893 Temmuz’unda Bayan Boger bilinmeyen nedenlerden aniden ölür. Doktorlar ölümünü doğrular ve ardından kadın gömülür. Bir süre sonra Charles Boger'ın arkadaşlarından biri Charles’a gider ve karısının yıllar önce histeri krizleri yaşadığını söyleyerek aslında ölmemiş olabileceğini söyler.

Karısının canlı canlı gömülmüş olması fikri Charles’ın kafasına girer ve onu da histerik yapar. Charles, arkadaşlarıyla bir araya gelir ve mezarı kazar. Bulduğu şey şok edicidir, eşinin vücudu tabutun içinde ters yatmaktadır. Tabutundaki cam parçası kırılmış ve vücudunun her tarafına saplanmıştır. Her yeri kan içindedir, çizik doludur. Parmaklarının hiçbiri yerinde değildir. Bu korkunç keşfinin ardından Charles Boger’ın akıbetini ise kimse bilmemektedir.

Angelo Hays'in Hikayesi

Canlı canlı gömülenler arasında şanslı olanlar da var. Bunlardan biri de Angelo Hays adlı, 19 yaşındaki genç bir erkek. Fransa‘da yaşayan Angelo, 1937’de motosikletiyle kasabada dolanırken kaza yapar ve kafasını tuğla duvara vurur. Doktorlar hiçbir şüpheleri olmaksızın Angelo’nun öldüğünü onaylar. Kazadan 3 gün sonra Angelo defnedilir.



Sigorta şirketi, Angelo’nun babasının daha yeni sağlık sigortası yaptırdığını fark eder ve para almak için ölüm yalanı attıklarından şüphelenir. Olayı araştırması için bir araştırmacı görevlendirirler.

Araştırmacı, defnedilmesinin üzerinden henüz 2 gün geçmişken Angelo’nun mezarını tekrar çıkarttırır ve şok edici gerçekle karşılaşır; Angelo hala hayattadır. Ölümü net olarak tasdik etmek için orada bulunan bir doktor, bedenin hala sıcak olduğunu ve kalbin de attığını fark eder. Hemen hastaneye götürülen Angelo kurtarılır. Anlaşılan başındaki ciddi yaralanma yüzünden bilincini kaybetmiştir.

Bu olaydan sonra Angelo, tabutlara diri diri gömülenlerin uyandıklarında kurtulabilmesi için kullanabilecekleri ziller ekler. Bu yeni buluşuyla da tüm Fransa’yı turlar ve ünlü bir sima haline gelir.

Mr. Cornish'in Hikayesi

İngiltere’nin Bath bölgesinde belediye başkanı olan Mr. Cornish, 80 yaşında yüksek ateş nedeniyle hayatını kaybeder. Ölümünün hemen ardından gömülür. Mezarcı, gömme işlemini tamamlamak üzereyken oradan geçen insanlar tarafından içecek ikram edilmesi üzerine mola verir ve küçük bir sohbete dalar. Sohbet sırasında Bay Cornish’in yarı gömülü haldeki mezarından sesler gelmeye başlar. Sesi duyanlar hemen yardıma koşar ve oksijeni bitmeden önce adamı kurtarmaya çalışırlar.



Fakat ne yazık ki çok geç kalmışlardır; Bay Cornish mezarında dizleri ve dirsekleri kanamış halde, boğularak ölmüştür bile. Bu durumdan oldukça etkilenen Cornish’in kız kardeşi yakınlarına, aynı kaderi yaşamamak için gömülmeden önce kafasının kesilmesi isteğini iletir.

Uttar Pradesh Olayı

2014’ün Ağustos ayında, Hindistan’da yaşayan 6 yaşındaki küçük bir kız da diri diri gömülmüştür. Kızın amcasına göre kızın evine yakın bir yerlerde yaşayan evli bir çift, küçük kızın yanına yaklaşarak annelerinin yakındaki bir lunaparkta olduğunu söyleyerek kızı tarlaların ortasına götürerek boğmuş ve sonrasında da gömmüştür.

Şans da o ki, bölgede bulunan köylüler çiftin kızla beraber tarlaya girdiğini görmüş ve sonrasında yanlarında çocuk olmadan ayrıldıklarında şüphelenerek kızı aramaya çıkmışlardır. Kazılan mezarı bulan ve hemen kızı çıkaran köylüler, kızın bilincini kaybettiğini ve nefes almadığını fark ederler. Hemen hastaneye ulaşırlar, kız kurtarılır ve sonrasında da kendini kaçıranları tespit eder. Canlı canlı gömüldüğünüyse hatırlamaz.

35 Yaşındaki Rus Bir Adamın Hikayesi

Tarihteki diri diri gömülme vakalarından belki de en ilginci, gönüllü olarak ve isteyerek gömülen 35 yaşındaki Rus bir adama aittir. 2011 yılında, diri diri gömüldükten sonra kurtulmayı denemeye karar veren adamın sonu, trajik bir ölüm olur.



Nedendir bilinmez ancak adam 24 saat toprak altında kalırsa hayatı boyunca çok şanslı biri olacağını düşünür. Bir arkadaşının yardımıyla şehrin dışında bir mezar kazar. Tabutun içerisine hava akışını sağlayacak minik borular, bir şişe su ve cep telefonu da koyar.

Tabuta girdikten sonra arkadaşı tabutu gömer ve mezarlıktan ayrılır. Adam, arkadaşını yalnızca bir kere arar ve iyi olduğunu söyler. Arkadaşı ertesi gün mezarlığa gelip tabutu çıkarır, ancak bir terslik vardır: Adam ölmüştür. Anlaşılan gece yağan yağmur nedeniyle hava boruları kapanmıştır ve adam boğularak ölmüştür.

Sipho William Mdletshe

1993 yılında, 24 yaşındaki bir Güney Afrikalı olan Sipho William Mdletshe ve nişanlısı araba kazası geçirirler. Nişanlısı kurtulurken, ağır şekilde yaralanan Sipho, öldüğü düşünülerek morga kaldırılır ve metal bir kutu içerisinde defin işlemine kadar bekletilir fakat aslında ölmemiştir, yalnızca bilincini kaybetmiştir.

İki gün iki gece boyunca kutuda kalan ve sonunda uyanan adam, bir sürelik şaşkınlığın ardından yardım çığlıkları atmaya başlar. Morgda görevli kişiler çığlıklarını duyar ve adamı çıkarırlar. İyileşme sürecini de atlatan Sipho, eve döndüğünde zombi olduğu gerekçesiyle sevgilisinin çığlıkları ve bağırışları arasında korkudan evi terk eder.

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Continue Reading

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Emily Rose – Şeytan Çarpması Filmine İlham Veren Yaşanmış Korku Hikayesi

2005 yapımı bir film olan ve Türkçeye Şeytan Çarpması ismiyle çevrilmiş bulunan Emily Rose filminde anlatılan korkunç olaylar tamamen kurgudan ibaret değildi. Anneliese Michel adlı bir Alman kızın gerçek hikayesine dayanıyordu…

Published

on

By

Emily Rose Şeytan Çarpması filmi - Yaşanmış Korku Hikayeleri - Şeytan Çıkarma

2005 yapımı bir film olan ve Türkçeye Şeytan Çarpması ismiyle çevrilmiş bulunan Emily Rose filminde anlatılan korkunç olaylar tamamen kurgudan ibaret değildi. Anneliese Michel adlı bir Alman kızın gerçek hikayesine dayanıyordu...



Anneliese Michel, 1960’lı yıllarda Almanya'nın Bavyera eyaletinde koyu bir Katolik olarak büyütüldü. Anneliese on altı yaşındayken bir gün okulda ansızın bayıldı. Sonrasında ise kendinden geçmiş bir şekilde yürümeye başladı. Anneliese, daha sonra; olayı hiç hatırlamadığını söylemesine rağmen arkadaşları ve ailesi, onun trans benzeri bir durumda olduğunu ifade ettiler. Bir yıl sonra, Anneliese Michel benzer bir olay daha yaşadı. Tekrar transa girdi ve transın ortasında uyandı. Vücudunda kontrolsüz bir şekilde kasılmalar yaşadı ve altını ıslattı.

Anneliese Michel bu olaydan sonra bir nöroloğa göründü. Kendisine görsel ve işitsel halüsinasyonlara neden olan bir hastalık tanısı koyuldu: Temporal Lob Epilepsisi. Anneliese Michel, teşhisten sonra rahatsızlığı için ilaç almaya başladı ve 1973’te Würzburg Üniversitesi’ne gitmeye başladı. Kendisine verilen ilaçlar ona yardım edemedi ve yıllar ilerledikçe durumu bozulmaya başladı. Anneliese hala ilaçlarını alıyor olmasına rağmen bir iblis tarafından ele geçirildiğine ve ilaç dışında bir çözüm bulması gerektiğine inanmaya başladı.

Gittiği her yerde Şeytan'ın yüzünü görmeye başladı ve kulaklarına fısıldayan şeytanları duyduğunu söyledi. Şeytanların kendisine “lanetlenmiş” olduğunu ve dua ederken “cehennemde çüreyeceğini” söylediğini duydu. Bu nedenle Şeytan'ın kendisine sahip olmak istediğine karar verdi.
Anneliese Michel şeytani deneyimlerinden duyduğu rahatsızlıktan kurtulmak için yerel rahipler ile görüştü. Fakat onunla görüşen din adamları, tıbbi yardım alması gerektiğini söyledi. Ayrıca Kilise'nin onayı olmadan kendisine yardım edemeyeceklerini belirttiler.

Bu olaydan sonra, Anneliese’in sanrıları aşırı bir hal aldı. Kendi kıyafetlerini parçalamaya başladı, yerlerde sürünerek evin içerisinde dolaştı. Bulduğu böcekleri yiyordu ve işediği yerleri yalıyordu. Ayrıca bahçede bulduğu ölü bir kuşun kafasını kopartarak yemişti. Sonunda, Anneliese’in annesi bunun bir Şeytan Musallatı olduğuna inanan bir rahip buldu, Ernst Alt. Rahip Alt, Şeytan Çıkarma için gerekli izinleri aldı ve bunun tamamen gizli tutulmasını istedi.

Gelecek on ay boyunca, Rahip Alt ve yardımcısı Rentz, genç kadına dört saat kadar süren toplamda 67 adet Şeytan Çıkarma ayini yaptı. Bu ayinler sırasında Anneliese’in beş kötü ruh tarafından ele geçirildiğine inandıklarını açıkladılar: Lucifer, Cain, Judas Iscariot, Adolf Hitler ve Nero. Tanıklara göre Anneliese Michel’ın vücudunda bulunan beş kötü ruh da odadakiler ile iletişime geçti.

On ay süren Şeytan Çıkarma ayinleri genç kız için oldukça ağırdı. Genç kıza sürekli dua etmesi için zorla diz çöktürüyorlardı ve bunun sonucunda Anneliese Michel’ın diz kapakları kırıldı. Ayinler sırasında genç kız sürekli kiliseden nefret ettiğini ve diğer insanlar gibi olmak istediğini söylüyordu.

Anneliese Michel’ın Ölümü

Şeytan Çıkarma ayinleri sırasında genç kız bir odaya kapatılmıştı ve dışarı çıkması yasaklanmıştı. Sürekli yatağa bağlı olarak tutuluyordu. Git gide kötüleşen Anneliese Michel bir süre sonra çektiği ıstıraptan dolayı yemeyi ve içmeyi kesti. Sonunda 1 Temmuz 1976 yılında yetersiz beslenme ve dehidrasyondan hayatını kaybetti.



Ölümünden sonra Anneliese’in hikayesi, Almanya’da ulusal bir sansasyon haline geldi ve Şeytan Çıkarma'yı yapan iki rahip ihmallerinden dolayı cinayetten suçlandı. Rahipler ihmal sonucu ölüme sebebiyet vermekten suçlu bulundu ve 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Genç kızın ailesi ise bir ceza almadı.

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Continue Reading

Fantastik Canavarlar

Marmara Canavarı Efsanesi

Türkiye’de Van Gölü Canavarı, dünyada ise Lonch Ness Canavarı oldukça popüler efsanevi yaratıklar. Onlar gibi popüler olmasa da Türkiye’de Marmara – Tuzla bölgesinde anlatılagelen benzer bir canavar daha var: Marmara Canavarı…

Published

on

By

Yaşanmış Korku Hikayeleri - Marmara Canavarı Efsanesi

Türkiye'de Van Gölü Canavarı, dünyada ise Lonch Ness Canavarı oldukça popüler efsanevi yaratıklar. Onlar gibi popüler olmasa da Türkiye'de Marmara - Tuzla bölgesinde anlatılagelen benzer bir canavar daha var: Marmara Canavarı...



Yaşanmış Korku Hikayeleri - Marmara Canavarı hakkında özellikle Tuzla civarında bir çok efsane anlatılıyor. Bunlar içinde en bilineni ise 1970'li yıllarda yaşanmış olduğu iddia edilen bir olaya dair...

Rivayete göre; gecenin bir yarısı teknelerini limana bağlayan iki balıkçı, Anadol pikaplarına atlayıp evlerinin yolunu tutmuşlar. Eve dönüş güzergahları bir mezarlığın yakınlarından geçiyormuş. Arkadaşlardan arabayı sürmekte olan mezarlıktan korktuğu için bir yandan aracı sürerken bir yandan da dualar ediyormuş. Diğeri bu tür korkuları olmadığından arkadaşıyla dalga geçiyormuş.

Bu sırada şoför aniden frene asılmış. Çünkü ince bir ağaç, enlemesine yola devriliymiş. Şoför “Ben hayatta inmem” demiş. Diğeri babayiğit bir adammış “Ben tek başıma hallederim” deyip çıkmış arabadan. Gece karanlığında ince uzun ağaca bakıp: “Kavak ağacı galiba” demiş. Yaklaşıp, kaldırmak üzere ağacın gövdesine sarılıp da ağacın kabuğunun yumuşak olduğunu ve kımıl kımıl hareket ettiğini hissedince babayiğitlik filan kalmamış tabii; tabanları yağlamış.

Arkadaşını dikkatle izleyen şoför, ağacın hareketlendiğini ve yukarı doğru kalktığını görünce, karşısındakinin ağaç değil de metrelerce uzunlukta dev bir yılan olduğunu fark etmiş. Yılan, başını; oymakta olduğu mezardan çıkarınca dehşete düşen şoförün saçları o anda bembeyaz kesilmiş. Allah'tan karnını mezarda doyurduğu için canavar ne şoföre ne de arkadaşına saldırmamış. Denize doğru akıp gitmiş. İki arkadaş perişan halde köylerine dönmüşler.



Yaşanmış Korku Hikayeleri - Sonradan köyün yaşlılarından; yılanın, Marmara denizinde yaşayan ve denize yakın mezarlardaki, yeni gömülen ölüleri yiyerek yaşayan bir canavar olduğunu öğrenmişler. Anlattıklarına göre; daha önceleri yılanın çok aç kaldığında balıkçı teknelerine dahi saldırdığı olurmuş. O zamanlarda Yalova ve Kumla’da da ortaya çıkarmış. Marmara Canavarı’yla karşılaşan herkes söz birliği etmişcesine yılanın bir kavak ağacı boyu ve eninde olduğunu söylermiş. Ama yıllardır Marmara Canavarı’nı gören olmamış.

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Fantastik Canavarlar

Continue Reading

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Allahsız Osman’ın Trajikomik Yaşanmış Korku Hikayesi

Osmanlı Dönemi’nde; 1800’lü yıllarda yaşandığı rivayet edilen ve gerçekten yaşanmış bir korku hikayesi olduğu iddia edilen Allahsız Osman’ın öyküsü.

Published

on

By

Yaşanmış korku hikayeleri - Allahsız Osman

Osmanlı Dönemi'nde; 1800'lü yıllarda yaşandığı rivayet edilen ve gerçekten yaşanmış bir korku hikayesi olduğu iddia edilen Allahsız Osman'ın öyküsü.



Yaşanmış Korku Hikayeleri - İstanbul’da 1800’lü yıllar… Rivayete göre; o zamanın meşhur kabadayılarından Ustura Kemal ve arkadaşları, Karacaahmet Mezarlığı’nın karşısındaki bir evin bahçesinde çilingir sofrası kurmuşlar. İçki masası muhabbeti tüm hızıyla devam ederken söz bir şekilde mezarlık ve ölü konusuna gelmiş.

İçinde zırnık Allah korkusu ve vicdan bulunmadığını iddia ettiği için lakabı Allahsız Osman olan bir kabadayı, “Ulan ölü ne ki be?! Sen sağ olanlardan kork, ölüden kimseye zarar gelmez!” demiş. Ustura Kemal de muhabbeti koyulaştırmak için “Ulan Osman, madem ölüden korkmuyorsun, gel şunu iyiden iyiye ispatla bize” diye dalga geçmiş.

Allahsız Osman bunu nasıl yapacağını sorunca, Ustura Kemal “Aha şu karşıdaki Karacaahmet mezarlığını görüyorsun. Madem Allah’a inanmaz ve ölülerden de korkmazsın, bu geceyarısı mezarlığa girip, sana vereceğimiz kazığı mezarlık içinde bir kabrin üzerine çak. Sabah biz gidip, kazığın orada olup olmadığına bakarız. Eğer orada kazık varsa seni takdir ederiz” demiş.

Allahsız Osman aslında, gece mezarlığa girmek şöyle dursun; yanından geçerken bile korkusundan yüksek sesle türkü söyleyen bir adammış. Ama erkekliğe, yiğitliğe alenen leke süremeyeceğinden “Peki ama siz de benimle gece gelip, mezarlık çıkışında bekleyeceksiniz” demiş. Zaten bu konuşmalar akşam saatlerinde yapılıyormuş, gece yarısı kalkıp hep beraber Karacaahmet Mezarlığı’na gitmişler.



Yaşanmış Korku Hikayeleri - Osman, gece karanlığında mezarlığın büyük kapısından içeri girmiş. Herkesin Allahsız Osman olarak bildiği o cesur (!) kabadayı, mezarlığın içinde salavatlar getirerek; bir elinde kazık, bir elinde çekiç ilerlemiş. Uygun bulduğu bir kabrin başına vardığında korkusundan; alelacele kazığı yere çakmış. Çok korktuğu için de hemen oradan uzaklaşmak istemiş.

Ancak bir şey, giydiği setrenin, (o zamanlar erkeklerin giydiği uzunca eteği olan bi tür giysi) ucundan yakalamış. Kabrin başından uzaklaşmasına izin vermemiş. Allahsız Osman var gücüyle “İmdaaat! Ulan yardım edin. Ölü beni tutuyooo!” diye feryat etmiş ama kendinden epey uzakta olan arkadaşlarına sesini duyuramamış. Bağıra çağıra mezarın üzerine yığılıp, kalp krizinden oracıkta ruhunu teslim etmiş.

Uzunca bir süredir mezarlığın dışında bekleyen arkadaşları, Allahsız Osman’ın kendilerine oyun oynayıp, mezarlığın öteki kapısından çıktığını düşünüp dağılmışlar. Ertesi sabahsa Ustura Kemal ve arkadaşları kazığın çakılı olup olmadığına kontrol için Karacaahmet Mezarlığı’na gitmişler tekrar. Bakmışlar ki Allahsız Osman, kazıkla beraber setresinin ucunu toprağa çakmış durumda bir mezarın üzerinde cansız yatıyormuş.

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Continue Reading
Advertisement

Facebook Sayfamızı Takip Edin

Advertisement
Advertisement

Popüler