Connect with us
rüya tabiri rüya tabiri

Gizli İlimler

İslam’da Rüya ve Rüya Tabiri

İslam’da rüya nedir? Rüya tabiri ve yorumları nasıl yapılır? Kuran’da ve hadislerde rüyanın önemi nedir? Tasavvufta rüyanın manaları nelerdir? Sufiler rüyaya neden önem verirler? 

Published

on

İslam’da rüya nedir? Rüya tabiri ve yorumları nasıl yapılır? Kuran’da ve hadislerde rüyanın önemi nedir? Tasavvufta rüyanın manaları nelerdir? Sufiler rüyaya neden önem verirler? 

Sözlükte “görmek” anlamındaki rü’yet kökünden türeyen rü’yâ kelimesi uyku sırasında zihinde beliren görüntülerin bütününü (düş) ifade eder. Sözlük anlamı aynı olan hulm (çoğulu ahlâm) ise daha çok korkunç düşler için kullanılır. Hz. Peygamber, “Rüya Allah’tan, hulm ise şeytandandır” demiştir. (Buhârî, “Taʿbîr”, 3, 4, 10, 14; Müslim, “Rüʾyâ”, 2; Tirmizî, “Rüʾyâ”, 5)

Rüyaların rahmânî olanına “rü’yâ-yı sâdıka, sâliha, hasene”; şeytânî olanına “hulm” denilir. Ehâdis, menâm ve mübeşşirât kelimelerinin de “rüya” anlamında kullanımları vardır. Adgās (ot demetleri) kelimesinin bir âyette ahlâma izâfe edilmesiyle ortaya çıkan “adgāsü ahlâm” tabiri (Yûsuf 12/44) “yaşı kurusuna karışmış ot demetleri gibi yenisi eskisine karışmış uyku halleri, hiçbir anlamı olmayan karmakarışık hayaller” anlamına gelmektedir. Taşköprizâde rüyanın düşünme yetisinin (nefs-i nâtıka) bir işlevi olduğunu, hakikatinin olmaması durumunda insanda var olan yetilerin yaratılmasının bir anlamı olmayacağını söyler (Miftâḥu’s-saʿâde, I, 335).

Rüya insanla birlikte var olan bir olgudur. İnsan fizyonomisi üzerinde yapılan araştırmalar rüyanın yeme içme gibi bir ihtiyaç olduğunu göstermektedir. İlkel toplumlar yaşanan olaylarla görülen rüyaların ayırt edilmesi hususunda uzun süre tereddüt etmiş ve rüyada görülenlerin uyanıkken yaşananlar kadar gerçek olduğunu düşünmüştür. Eski Mısırlılar, Asurlular ve Yunanlılar’da kâhin ve büyücülerin en önemli görevlerinden biri rüyaları yorumlamaktı.

Kuran’da Rüya Tabiri

Kur’ân-ı Kerîm’de Hz. İbrâhim, Yûsuf ve Mısır hükümdarının gördüğü rüyalardan söz edilmekte (Yûsuf 12/4-5, 43, 100; es-Sâffât 37/105), Resûl-i Ekrem’in gördüğü bir rüyanın doğru çıktığı Allah tarafından bildirilmektedir (el-Feth 48/27).

Kur’an’da rüyaların yorumu için “ta‘bîrü’r-rü’yâ” (Yûsuf 12/43), “te’vîlü’r-rü’yâ” (Yûsuf 12/100), “te’vîlü’l-ahlâm” (Yûsuf 12/44), “te’vîlü’l-ehâdîs” (Yûsuf 12/6, 21) tamlamaları ve “iftâ” (hüküm açıklama) kelimesinin çeşitli türevleri (Yûsuf 12/43, 46) kullanılmıştır.

Hz. Yusuf’a Öğretilen Rüya Tabiri

Hz. Yûsuf’a rüyaların yorumunun öğretildiği (Yûsuf 12/6, 21), Hz. İbrâhim, Ya‘kūb ve Yûsuf’un gördükleri rüyaları tabir ederek bu yorum ışığında hareket ettikleri (Yûsuf 12/4-6; es-Sâffât 37/102) belirtilmektedir.

Kur’ân-ı Kerîm’de Hz. İbrâhim’den rüyasında oğlunu kurban etmesinin istendiği (es-Sâffât 37/100-113), Hz. Yûsuf’un rüyasında on bir yıldızın, ay ve güneşin kendisine secde ettiğini gördüğü ve bu rüya ile onun ileride peygamber olarak seçileceğine işaret edildiği (Yûsuf 12/4-5), yine Yûsuf’un Mısır’da hapse atılması sırasında hapisteki iki gencin ve Mısır kralının(Yûsuf 12/36, 41-49) gördüğü rüyaları yorumladığı (Yûsuf 12/99-100) haber verilmektedir.

Hz. Muhammed’in Rüyaları

Cenâb-ı Hak, Bedir Gazvesi öncesinde Resûlullah’a düşmanlarının sayısını rüyasında az göstermiş (el-Enfâl 8/43), Hudeybiye öncesinde Müslümanlarla birlikte Mekke’ye gireceğine ilişkin gördüğü rüya bir yıl sonra gerçekleşmiş (el-Feth 48/27), Hz. Peygamber’den mûcize göstermesini isteyenlere karşı Bedir Gazvesi veya Mekke’nin fethi öncesinde gördüğü rüyalardan söz edilmiştir.

Hadislerde Rüya – Salih Rüya

Hadislerde rüyanın insan hayatındaki yerine ve önemine defalarca değinilmiştir. Resûl-i Ekrem’e ilk vahiy sâlih rüya şeklinde gelmiş, altı ay müddetle vahiy bu şekilde devam etmiştir.

Bir hadiste yirmi üç yıllık vahiy müddeti içerisindeki bu altı aylık zaman dilimi kastedilerek, “Müminin sâdık rüyası nübüvvetin kırk altıda biridir” buyurulmuş (Buhârî, “Taʿbîr”, 5; İbn Mâce, “Taʿbîr”, 1; Tirmizî, “Rüʾyâ”, 2-3), vahyin kesilmesine karşılık mübeşşirâtın devam ettiği bildirilmiştir (Buhârî, “Taʿbîr”, 6).

Hadis mecmualarında “Kitâbü’r-Rü’yâ” ve “Kitâbü Ta‘bîri’r-rü’yâ” başlığı altında Hz. Peygamber’in rüyalarına ve yorumlarına yer verilmiştir. Resûlullah’ın sabah namazından sonra sahâbîlere, “İçinizde rüya gören var mı?” diye sorduğu, varsa tabir ettiği (Buhârî, “Taʿbîr”, 47; Ebû Dâvûd, “Îmân”, 10; Dârimî, “Rüʾyâ”, 13), zaman zaman kendi rüyalarını da anlattığı ve tabir ettiği yahut ashaptan birine tabir ettirdiği, güzel rüyaların anlatılıp tabir edilmesini hoş karşıladığı, kötü rüyaların anlatılmasını ve tabir edilmesini istemediği belirtilmiştir.

Öte yandan ashap içinde Hz. Ebû Bekir’in rüyaları isabetli tabir ettiğine dair yaygın bir kanaat vardır. Ezanı ilk önce rüyasında görenin Abdullah b. Zeyd b. Sa‘lebe olduğu ve Resûl-i Ekrem’in de bunu onayladığı bilinmektedir (Ebû Dâvûd, “Ṣalât”, 28; İbn Mâce, “Eẕân”, 1).

Rüyaların Oluşumunu Anlatan Ayet

Tefsir âlimleri rüyanın oluşumunu genel olarak Zümer sûresinin 42. âyetine dayanarak açıklar. Söz konusu âyette Allah’ın ölmek üzere olanların canını aldığı, ölmeyenleri de uykularında -bedenlerinden alıp kendilerinden geçirdiği-, ardından ölümüne hükmettiği kimselerin canlarını yanında tuttuğu, ötekilerini belli bir süreye kadar salıverdiği bildirilmektedir. Uyuyan insanda idrak bulunmadığını belirten Mu‘tezile âlimleri rüyada görülenlerin hayalden ibaret olduğunu söylemiştir.

İslam âlimlerinin büyük çoğunluğuna göre rüya insanın ruhu ile gördüğü ve aklı ile idrak ettiği bir olaydır. Rüya, mâna âleminden rü’yet âlemine semboller şeklinde indirilen ilham olarak da değerlendirilir. Sûfîler ise rüyayı uykuda misal âlemini seyreden ruhun gördüklerini uyanınca hatırlaması şeklinde açıklamaktadır.

Dinî literatürde üç çeşit rüyadan söz edilir.

RÜya Çeşitleri

1. RAHMANİ RÜYA

Rüya denildiğinde ilk akla gelen budur; bu rüyaya “rü’yâ-yı sâdıka, rü’yâ-yı sâliha” da denir.

Bu tür rüyayı mübeşşirât diye niteleyen Hz. Peygamber, “insanın metafizik âlemle olan ilişkisi ve oradan aldığı müjdeleyici bilgi ve işaretler” anlamına gelen mübeşşirâtın nübüvvetin sona ermesinden sonra da devam edeceğini bildirmiştir (Buhârî, “Taʿbîr”, 5; Tirmizî, “Rüʾyâ”, 2-3; İbn Mâce, “Taʿbîr”, 1).

2. ŞEYTANİ RÜYA

Şeytanın aldatma, vesvese ve korkutmalarıyla meydana gelen karışık hayaller, düşler, telkinlerdir. Bunların anlatılması ve yorumlanması tavsiye edilmemiştir.

3. NEFSANİ RÜYA

Nefsin hayal ve kuruntuları, uyku esnasındaki dış etkiler ve günlük meşgalelere ilişkin rüyalardır.(Seyyid Süleyman el-Hüseynî, I, 4)

Rüya konusunda genel görüşleri derleyen Ali b. Hüseyin el-Mes‘ûdî, ruhun dinginlik ve berraklık derecesine göre rüyaların az veya çok gerçek çıkacağını belirtir (Mürûcü’ẕ-ẕeheb, II, 175-179).

Gazzâlî rüyayı, uykuda insan ruhu ile levh-i mahfûz arasındaki perdenin kalkmasıyla levhte yazılı olan şeylerin bazısının insan kalbine yansıması olarak açıklar (İhyâ, IV, 903). Fahreddin er-Râzî de benzer açıklamalar yapar (Mefâtîḥu’l-ġayb, XVIII, 135).

İbni Haldun’a Göre Rüyalar

İbn Haldûn’a göre rüya, uykuda insan ruhunun mânalar âlemine dalması sonucunda gaipten kendisine akseden varlıklara ait şekil ve sûretleri bir anda görmesinden ibarettir. Eğer bu akis zayıf, hayaldeki remzi de açık bir şekilde aksettirmiyorsa tabire muhtaçtır (Mukaddime, I, 380-384).

İbn Haldûn, Muḳaddime’nin meslekler bölümünde rüya tabiri ve tabircilerinden, rüyanın doğruluğuna delâlet eden alâmetlerden ve rüyanın vahiyle münasebetinden söz eder (II, 1136-1141).

Rüyada Allah’ı Görmek

Kelâm âlimleri rüyayı Allah Teâlâ’nın rüyada görülüp görülemeyeceği ve rüyanın bilgi kaynağı olup olmadığı yönünden tartışmıştır. Allah’ın rüyada görülüp görülemeyeceği meselesinde Şîa ve Mu‘tezile âlimlerinin görüşü olumsuz, Ehl-i sünnet’in görüşü olumludur.

“Beni rüyasında gören gerçekten görmüş demektir, çünkü şeytan benim sûretime giremez” hadisi sebebiyle (Buhârî, “ʿİlim”, 38, “Taʿbîr”, 10; Müslim, “Rüʾyâ”, 10-11; Tirmizî, “Rüʾyâ”, 4) Hz. Peygamber’in rüyada görülebileceği görüşü genelde olumlu karşılanmıştır.

Kelâm âlimlerinin umumi kanaatine göre rüya kesin bilgi vasıtası değildir; dolayısıyla rüyada Resûl-i Ekrem’i görerek ondan tâlimat aldığını söyleyenlere itibar edilmez. Hz. Peygamber, “Uyanıncaya kadar uyuyan kişiden kalem kaldırıldı” buyurmuştur (Buhârî, “Ṭalâḳ”, 11; “Ḥudûd”, 22; Ebû Dâvûd, “Ḥudûd”, 17). Buna göre mükellef olmayan bir kişinin uykusunda gördükleriyle nasıl amel edilebilir? (Üsâme M. el-Avadî, s. 46-49).

Mutasavvıflar ise çok önemli konularda rüya yoluyla elde ettikleri bilgilere dayandıklarını ileri sürmektedir. Buna örnek olarak varlık mertebelerini mübeşşirât yoluyla Resûlullah’tan aldığını iddia eden Muhyiddin İbnü’l-Arabî gösterilebilir. Şiîler de mâsum imamın rüya yoluyla gördüğü hususların hüccet olduğu kanaatindedir (Mirza Muhsin el-Usfûr, s. 68-88).

Rüyaların Sembolizmi

İslâm filozofları rüyayı birtakım sembollerin (sûretler) mütehayyile gücünden ortak duyuya yansıması olarak izah eder. Onlara göre sâdık rüyalar nefsin melekût âlemiyle ilişkisinden ortaya çıkar.

Ya‘kūb b. İshak el-Kindî, Uyku ve Rüyanın Mahiyeti Üzerine adlı risâlesinde uyku ve rüyanın nefsin bir fonksiyonu olduğunu, rüya yorumunun tabiat bilimleri arasında önemli bir yer tuttuğunu belirtir. Kindî, uykuda devre dışı olan duyu güçlerine mukabil tasarlama ile düşünme güçlerinin serbest kaldığını, böylece rüya olayının gerçekleştiğini söyler (Felsefî Risaleler, s. 130).

Fârâbî de rüyaları muhayyile gücüyle ilişkilendirmekte, bu gücün rüyaların oluşumunda belirleyici bir işlevinin bulunduğunu kaydetmektedir (el-Medînetü’l-fâżıla, s. 108-113). Rüyaların sebebini ve yorumunu açıklamak üzere el-Ḳavl fî sebebi’l-menâmât adlı bir risâle yazan İbn Sînâ’ya göre rüya nefsin muhayyile gücünün etkiye açık olma özelliğiyle meydana gelmekte olup güçlü konuma geçmiş olan nefis uykuda fizik ötesi âlemden bilgi alabilmektedir.

Muhayyilesi dış duyuların denetimi dışında kalan kişinin fizik ötesi âleme yönelişi artar. Beden sağlığının bozuk olması ve muhayyile ile hatırlama güçlerinin iyi çalışmaması gibi engeller bulunmadığı takdirde nefis muhayyileden kurtularak ilâhî âleme yönelir. Bu esnada oradan gelen bilgiler nefiste yer eder, böylece metafizik âleme ilişkin bir algı gerçekleşmiş olur. Bazan muhayyile gücü nefisle fizik ötesi âlemin arasına girerek görüntüyü engeller.

İbn Sînâ’ya göre rüyalar yalnız metafizik âlemden nefse gelen etkilere dayanmaz, ayrıca insanın fizyolojik durumundan kaynaklanan rüyalar da sözkonusudur. Aç kimsenin rüyada yiyecek, üşüyenin ateş görmesi bu türdendir. Bu durumda nefis ilk gördüğü şeyler üzerine hayaller oluşturmaya başlar. Bunlar karışık rüyalar olup ancak tabirle açıklanabilir.

Muhayyile gücü bazan olayları gerçek şekliyle, bazan benzerleriyle tahayyül eder, bazan da nefis melekût âlemiyle iletişime girmeksizin bir şeyi gerçekten müşahede ediyormuş gibi davranır, halbuki nefsin gördüğü şey onun sûreti değil benzeridir (Durusoy, s. 106-114).

Rüyada İç ve Dış Etkenlerin Rolleri

Modern fizyoloji ve psikoloji, araştırmalarını rüyaların oluşmasında dış ve iç etkenlerin rolleri üzerinde yoğunlaştırmıştır. Genellikle fizyolojide rüyanın büyük beyindeki benlik olaylarıyla ilgili olduğu, dış ve iç etkenlere bağlı şekilde oluştuğu kabul edilmektedir.

Bazı bilim adamları rüyanın görüldüğü anın tam olarak belirlenmesini sağlayan fizyolojik ipuçları bulmuştur. İnsan, hayatının yaklaşık üçte birini uyku ile geçirir ve bu esnada beden dinlenir. Rüya ise daha çok hızlı göz hareketleri (REM) adı verilen ara evrelerde görülür.

Hâfız olanların rüyada ezberlerini tekrar etmesi örneğinde olduğu gibi günlük hayatta bazı işler üzerinde yoğunlaşanlarda REM uykusunun arttığı gözlenmektedir. Uyku ve rüyanın vücudun dinlenmesi, duyguların ve mizacın düzenlenmesi, bilinç altının açığa çıkması gibi biyolojik, fizyolojik ve psikolojik işlevleri vardır (Güven – Belbağı, s. 48-52).

İslam Kültüründe Rüyaların Yorumlanması

İslâm kültüründe rüyaların yorumlanması (tabir) yaygın bir uygulamadır. “Uykuda yaşanan olayların enfüsî ve âfâkî yönlerini ayırt edip bir karîne ile onların ötesindeki hakikate geçme” demek olan tabir sembolik bir dilin çözümlenmesidir. Rüya tabiri yapanlara “muabbir”, bu maksatla yazılan kitaplara “tâbirnâme” denilmektedir.

Rüya tabir edenin rüyada görülen hayalî şekillerin iç ve dış yönlerini ayırt edip bir karîne ile ötelerindeki hakikate ulaşması, rahmânî olanını şeytânî olanından ayırt edecek maharette olması gerekir. Çünkü bazı insanlara rüyada olaylar “filtrelendirilmiş” olarak, bazılarına da “filtresiz” gösterilir. Bu sebeple Taşköprizâde, eski Yunanlılar’da ayak takımının rüyalarına değil filozof ve devlet adamlarının rüyalarına önem verildiğini belirtir (Miftâḥu’s-saʿâde, I, 335).

Rüya Tabircisinin Bilmesi Gerekenler

Rüya tabircisinin Kur’an’da geçen teşbihleri ve sembolik ifadeleri bilmesi, rüyaları yorumlarken bunlardan yararlanması gerekir. Ayrıca kelimelerin etimolojisini, darbımeselleri, deyimleri iyi bilmelidir.

Her ne kadar rüya tabirinin Allah vergisi olduğunu, dolayısıyla sonradan kazanılamayacağını ileri sürenler varsa da çoğunluk, onun sembollerle ifade edilen şifreleri çözmeye dayanan bir maharet sayıldığı ve bu hususta başarılı olmak isteyenlerin rüyanın cinsi, sınıfı ve tabiatı gibi hususları bilmesi, bunlardan birini diğeriyle telif etmeyi başarması ve yorumlamak istediği rüyanın nerede, nasıl, ne zaman ve kim tarafından görüldüğünü tesbit etmesi gerektiğini söylemektedir.

İslam Geleneğinde Rüya

İslâm geleneğinde rüya tabiriyle ilgili olarak Dânyâl, Ca‘fer es-Sâdık, İbn Sîrîn, Ebû İshak İbrâhim el-Kirmânî, Câbir el-Mağribî, Nasr b. Ya‘kūb ed-Dîneverî, İbn Ebü’d-Dünyâ, Abdülganî en-Nablusî ve Seyyid Süleyman el-Hüseynî gibi müelliflere nisbet edilen eserler önemlidir.

Bilhassa Muhammed b. Sîrîn’in rüya tabirlerini konularına göre sıralayan Kitâbü Taʿbîri’r-rüʾyâ’sı, Abbâsî halifelerinden Mehdî-Billâh döneminde yaşayan İbrâhim el-Kirmânî’nin Kitâb-ı Düstûr’u, İbn Kuteybe’nin Kitâbü Taʿbîri’r-rüʾyâ’sı, Memlük kumandanlarından Halîl b. Şâhin’in el-İşârât fî ʿilmi’l-ʿibârât adlı eserinden esinlenerek Seyyid Süleyman el-Hüseynî tarafından yazılan Kenzü’l-menâm ve Abdülganî en-Nablusî’nin Taʿṭîrü’l-enâm fî taʿbîri’l-menâm adlı eseri zikredilebilir.

Bu konudaki literatürü tanıtan çalışmalara örnek olarak N. Bland’ın “On the Muhammedan Science of Tabir or Interpretation of Dreams” adlı makalesi (JRAS, XVI [1856], s. 118-171), Annemarie Schimmel’in Halifenin Rüyaları, İslamda Rüya ve Rüya Tabiri adlı eseri, Şiî müellifleri tarafından yazılan rüya tabiriyle ilgili eserler için Mirza Hüseyin en-Nûrî et-Tabersî’nin Hz. Peygamber’in, diğer peygamberlerin, on iki imamın ve daha başka kişilerin rüyalarına yer veren Dârü’s-selâm fîmâ yeteʿallaḳu bi’r-rüʾyâ ve’l-menâm’ı (Beyrut 1412/1992) gösterilebilir.

Tasavvufta Rüya

İlk zâhid ve sûfîlerden itibaren rüya tasavvufun önemli bir konusu ve bilgi kaynağı olmuştur. Peygamberlerin gördüğü rüyalar vahiy, takvâ sahibi müminlerle velîlerin gördüğü rüyalar ilham mahiyetindedir. Gazzâlî, Resûl-i Ekrem’den sonra vahiy gelmeyeceğinden gayb âlemiyle ilişkinin rüya ile kurulduğunu belirtir (İḥyâʾ, IV, 488; el-Münḳıẕ, s. 44).

İlk sûfî müelliflerden Muhammed b. İbrâhim el-Kelâbâzî et-Taʿarrûf’ta, Kuşeyrî er-Risâle’de rüya konusuna müstakil bir yer ayırmıştır. Kuşeyrî’ye göre rüya bir nevi keramettir; mahiyet olarak kalple ilintilidir, kalbe gelen hâtır (mânevî hitap) ve muhayyile ile tasavvur edilen bir haldir; uykuda bütün his ve şuur hallerinin tamamen yok olmadığı bir sırada görülür.

Rüya, insanların kalplerinde yaratılan ve karar kılan şeyin tahayyül ve tasavvur yoluyla idrak edilmesidir.

İnsan uyuduğu zaman beş duyu organı ile maddî âleme ait şeyleri his ve idrak etme kabiliyeti kendisinden gider; duyulur ve zorunlu bilgilerle meşgul olan muhayyile ve tasavvur melekesi kendisini bu gibi şeylerden sıyırır. Uyandığı zaman rüyada gördüğü hallerin uyanık iken müşahede ile hissettiği duyulur ve zorunlu bilgilere nazaran zayıf olduğunu görür. Bir şeyi uyanık iken görmekle rüyada görmek arasındaki fark gün ışığında görmekle lamba ışığında görmek arasındaki farka benzer (Kuşeyrî, s. 715).

Salih Müminlerin Rüyaları

Tasavvuf kaynaklarına göre Hak’tan ve rüya meleğinden kaynaklanan rüyalara sâdık rüya, nefisten ve şeytandan kaynaklananlara kâzib rüya denir.

Sâlih müminlerin gördüğü rüyalar genellikle müjdeleyici nitelikte olduğundan bunlara büşrâ veya mübeşşire adı verilir (a.g.e., s. 714). Uyarı niteliğinde olan rüyalar da vardır. Bu tür rüyalara tahrîr (bilgilendirme) rüyaları denilir. İbadet ve taatten uzaklaşan kula bu türden rüyalar gösterilerek tövbeye ve kulluğa yönlendirilir.

Sâdık rüyaların üçüncü kısmı ilham rüyalarıdır. Kişi bu tür rüyalarda kendini din ve hayır hizmetlerinde bulunurken görür. İlham rüyalarının gösterilmesindeki amaç kulluğun daha da arttırılmasıdır. Şeytandan veya nefisten kaynaklanan ve adgāsü ahlâm ya da kâbus adı verilen kâzib rüyalar karışık, anlamsız ve genellikle hüzün vericidir (İbnü’l-Arabî, el-Fütûḥâtü’l-Mekkiyye, II, 495).

Rüya Alemi

Tasavvufta rüya sadece uykuya has değildir. Sûfîlere göre âlem bir hayal, rüya da hayal olan âlemin müşahedesidir. Bir hadiste, “İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar” buyurulmuştur. (Aclûnî, II, 313) İnsan âhirette dünya hayatının bir rüya ve hayalden ibaret olduğunu anlayacaktır.(Mevlânâ, III, 141; IV, 291)

Rüya uykuda, uyanıkken ve uyku ile uyanıklık arasında görülebilir. Sûfîler bu anlamda rüyaları vâkıat, hayâlât, havâtır, idrâkât, letâif gibi yakın anlamlı kelimelerle ifade etmişler, uyku için de mâna kelimesini kullanmışlar, tasavvufî âdâba riayet ederek sâdık rüyalara nâil olmak için uyuyan kimseye “Hakk’ın vahdet ve mâna âlemine misafir olan kimse” anlamında mihman demişlerdir.

Bazı sûfîler uyanık olmanın uykuda olmaktan daha iyi olduğunu söylerken bazıları rüyada Allah’ı, Hz. Peygamber’i ve evliyayı görmenin mümkün olduğunu belirterek uykunun ayrı bir önemi bulunduğunu ileri sürerler.

Nitekim Resûl-i Ekrem, “Rüyada beni gören gerçekten beni görmüştür, çünkü şeytan benim sûretime giremez” buyurmuştur (Buhârî, “ʿİlim”, 38, “Taʿbîr”, 10; Müslim, “Rüʾyâ”, 10-11; Tirmizî, “Rüʾyâ”, 4).

Bâyezîd-i Bistâmî rüyada gördüğü Allah’a kendisine nasıl varacağını sorduğunda, “Nefsini bırak da öyle gel” cevabını almış (Kuşeyrî, s. 719), Râbia el-Adeviyye, Resûlullah’ın, “Beni seviyor musun?” şeklindeki sorusuna, “Ey Allah’ın resulü! Seni kim sevmez ki? Fakat Hak Teâlâ’nın muhabbeti her tarafımı öyle kaplamıştır ki O’ndan başkasına gönlümde yer kalmamıştır” diye karşılık vermiştir (Ferîdüddin Attâr, s. 80).

Rüyada İrşadla Vazifelendirilmek

Bazı sûfîler, rüyalarında Allah’tan ve Hz. Peygamber’den aldıkları işaret üzerine irşad faaliyetine başlamıştır. Rivayete göre halk, Cüneyd-i Bağdâdî’den kendilerine vaaz etmesini istemiş, Cüneyd, üstadı Serî es-Sakatî’nin halkın bu arzusuna uymasını söylemesine rağmen kendini irşada ehil görmediğinden bu işe başlamayı göze alamamış, ancak rüyasında Resûl-i Ekrem’den halkın isteği yönünde bir işaret alınca tutumunu değiştirmiş, aynı gece Serî de rüyasında Allah’tan bu yönde bir işaret aldığını kendisine aktarınca irşada başlamıştır (Hücvîrî, s. 183; Ferîdüddin Attâr, s. 422).

Bazı sûfîler de gördükleri bir rüyanın ardından tasavvuf yolunu tutmuştur. Üzerinde “Allah” yazılı bir kâğıdın yolda çiğnendiğini gören Bişr el-Hâfî, yerden kâğıdı alıp misk ile kokulandırdıktan sonra yüksekçe bir duvara koymuş, o gece rüyasında, “İsmimi aziz kıldın, ben de seni iki cihanda aziz kılacağım” diyen bir ses işitmiş, bunun üzerine tövbe edip tasavvuf yoluna girmiştir (Kuşeyrî, s. 68). Gördükleri rüya neticesinde hidayete eren gayri müslimler de vardır (Safedî, II, 47).

Sufilerin Rüyaları

Kaynaklarda bazı sûfîlerin virdlerini rüyada Hz. Peygamber’den aldıkları belirtilir. Kuşeyrî, Ebû Bekir Muhammed b. Ali el-Kettânî’ye “yâ hay, yâ kayyûm! Lâ ilâhe illâ ente” zikrini rüyasında Resûlullah’ın öğrettiğini söyler (er-Risâle, s. 719). Bazı sûfî müellifler eserlerini Resûl-i Ekrem’den aldıkları tâlimatla yazdıklarını ileri sürmüştür. Muhyiddin İbnü’l-Arabî, 627 Muharreminde (Aralık 1229) Dımaşk’ta Hz. Peygamber’i rüyasında gördüğünü, onun kendisine bir kitap uzatarak, “Bu Füṣûṣü’l-ḥikem’dir, bunu al ve halkın faydasına sun” dediğini, bunun üzerine kitabı alıp fazlasız ve noksansız halka sunduğunu ifade eder (s. 47). F

Felçli olan Muhammed b. Saîd el-Bûsîrî, Resûl-i Ekrem’i övmek için Ḳaṣîdetü’l-bürde’yi yazmış, bu kaside hürmetine kendisine şifa vermesi için dua etmiş, bir süre sonra Hz. Peygamber rüyasında elini onun yüzüne sürerek hırkasını üzerine atmış ve Bûsîrî iyileşmiştir (Kütübî, III, 368). Muhammed İkbal 1913’te Lahor’da Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’yi rüyada görmüş, Esrâr-ı Ḫôdî adlı eserini onun işaretiyle kaleme almıştır.

Kaynaklarda, sûfîlerin rüyalarında vefat eden velîleri görüp onlara âhiret ve kabir halleriyle ilgili sorular sorduklarına dair birçok örnek nakledilmektedir. Bişr el-Hâfî rüyasında Hz. Ali’yi görmüş ve kendisinden şu nasihati almıştır: “Sevap umarak zenginlerin fakirlere ikramda bulunması ne kadar hoş ise Allah Teâlâ’ya güvenen fakirlerin zenginlerden uzak durması da o kadar hoştur” (Kuşeyrî, s. 720).

Tarikatta Rüya

Tasavvufî hayatta rüya mârifet, hikmet, vaaz, irşad, uyarı vb. hususların kaynağıdır. Pek çok dinî ve ahlâkî hakikate rüyada vâkıf olunmuştur. Birçok sûfî, zâhid ve velî gördüğü rüyaya göre hayatına ve davranışlarına yön vermiştir.

Tarikatlarda rüyalar seyrü sülûkün bir parçası olarak görülmüştür. Mürşidin öncelikle görevlerinden biri müridinin gördüğü rüyayı tabir etmektir. Rüyalar sâlikin eğitiminde mürşide yardımcı olmakta, ayrıca sâlik tarafından katedilen mânevî mertebeyi göstermektedir.

Rüya Tabiri Usulleri

Rüya tabirinin belirli usulleri vardır. Rüyalar enfüsî ve âfâkî olmak üzere iki şekilde tabir edilir. Tasavvufî rüyalar enfüsî, tasavvufî olmayanlar âfâkî olarak yorumlanır. Rüyalarda görülen motiflerin neyi sembolize ettiğini açıklayan birçok eser kaleme alınmış, böylece tasavvuf edebiyatında tâbirnâme, güzârişnâme, ta‘bîrât-ı vâkıât, ta‘bîrât-ı rü’yâ, rüyânâme, vâkıanâme, seyirnâme gibi isimlerle anılan bir tür gelişmiştir.

Tabirnameler

İbnü’l-Arabî’nin Taʿbîrnâme-i Muḥyiddîn ʿArabî’si, Abdülganî en-Nablusî’nin Taʿṭîrü’l-enâm fî taʿbîri’l-menâm’ı, Kürd Muhammed Efendi el-Halvetî ve Karabaş Velî’nin Ta‘bîrnâme’leri, Yiğitbaşı Ahmed Şemseddin’in Ravzatü’l-vâsılîn’i, Kutbüddinzâde İznikî’nin et-Taʿbîrü’l-münîf ve’t-teʾvîlü’ş-şerîf’i tasavvufî rüya tâbirnâmelerinin en meşhurlarıdır.

Bazı sözde sûfîlerin, “Rüyada Hz. Peygamber’i gördüm, bana şunu söyledi, bunu emretti” diyerek dinî hükümlere göre amel etmeyi terketmesi hatadır. Çünkü peygamberler dışındaki insanların rüyaları ile amel etmeleri, amellerinin şer‘î hükümlere aykırı olmaması şartına bağlıdır.

Rüya her ne kadar vahyin bir parçası ise de tamamı değildir. Rüyanın vahyin bir parçası olması rüyayı gören kişinin sâlih ve takvâ sahibi olmasına bağlıdır. Bazı rüyaların şeytanın vesvesesi veya nefsin arzusu şeklinde gerçekleşmesi daima ihtimal dahilindedir.

Rüya rüyayı görenden başkasını bağlamadığı gibi rüyayı göreni de her zaman bağlamaz. Rüya kişiye has ve ferdî bir bilgi kaynağıdır. Hiçbir zaman genel ve kesin bir hüküm ifade etmez.

İstihare Duası ve Uygulama Yöntemleri

 

Gizli İlimler

Hümeze Suresi ve Telepati Yeteneği

Hümeze Suresi”ni okumak suretiyle, telepati yeteneğini geliştirmek ve telepati yoluyla istediğimiz kişiyi etkilemek mümkün.

Published

on

By

Hümeze Suresi Vefki

Hümeze Suresi”ni okumak suretiyle, telepati yeteneğini geliştirmek ve telepati yoluyla istediğimiz kişiyi etkilemek mümkün.

Hümeze Suresi Vefki
Hümeze Suresi Vefki

Hümeze Suresi Okuyarak Telepati Yeteneği Nasıl Geliştirilir

Üç gün oruç tut. Yatsı namazından sonra tenha bir yerde ve tahareti kamile (yani tam bir temizlik halinde olarak) 100 istiğfar, 100 salavatı şerife, 7 tekbir oku. Bundan sonra dört rekat Allah rızası için namaz kıl. Birinci rekatta 10 İhlas, ikincide 20, üçüncüde 30, dördüncüde 40 İhlas oku. Selam verdikten sonra iki diz üzerine otur. Az da olsa sürekli olrak günlük ve aslibent otlarının buhurlarını yak. Ve üzerinde telepati yoluyla tesir etmek, etkilemek istediğin kimseyi düşünerek ve hayalinde karşına alarak, vefk üzerinde olduğu halde 333 kere Hümeze Suresi‘ni okur.

Hümeze Suresi

Hümeze Suresi
Hümeze Suresi

Arapça Okunuşu: Bismillâhirrahmânirrahıym. Veylün li külli hümezetin lümezeh. Ellezî cemea mâlen ve addedeh. Yahsebü enne mâlehu ahledeh. Kella yünbezenne fil hutameh. Ve mâ
edrâke mel hutameh. Nârullâhil mukadeh. Elletî tattaliu alel ef’ideh. İnnehâ aleyhim mü’sadeh. Fî amedin mümeddedeh.

Üçte 5 otuzda 6 ve her yüzde 10’ar kere aşağıdaki tevkili 41 kere oku. Okuma esnasında görünmek veya göstermek istediğin şeyleri, üzerinde tesir etmek istediğin kimseye icra edercesine düşünmek ve gücün yettiği nisbette fikri sabit halinde bulunmaya çalışmak lazımdır.

Okunacak Dua

Tevekkelü yâ huddâme bâzihis süratiş şerîfeti bihakkı mâ fîhâ mines sırri vel esrâ’ri ven nüri vel envâri izbebü ilâ fülânibni fülânete fî sıfâti ve hilyetî bi şehebin min semmin ve harâbin min nârin vadribuhü bi mekâmiin min hadîdin. Venzuru aleyhi bil katli vel azâbi hattâ izâ asbeha ve ye’tî ileyye hadlen zelîlen liyakdıye hâcetî ve matlubî âcilen ve mâ künnâ muazzibîne hattâ neb’ase rasülen elvâban elvâhan elvâhan el’acel el’acel el’acel essâah essâah essâah barekellahü fiküm ve aleyküm.

Yukarıda anlatılan uygulama ve dualara 3 veya 7 gece devam edilir.

Continue Reading

Gizli İlimler

Necm Suresi 58. Ayetinin Sırları

Necm Suresi 58. ayetinin bilinmeyen özellikleri, her türlü sıkıntı ve belanın giderilmesi ve her türlü arzunun gerçekleşmesi için ne şekilde okunması gerektiği.

Published

on

By

Necm Suresi 58. Ayeti

Necm Suresi 58. ayetinin bilinmeyen özellikleri, her türlü sıkıntı ve belanın giderilmesi ve her türlü arzunun gerçekleşmesi için ne şekilde okunması gerektiği.

Leyse lehâ min dünillâhi kâşifeh* (Necm 58)

Ayet-i kerimesini ve vefkini üzerinde taşıdığı halde her gün l153 kere okuyan kimse, pek kısa bir zamanda giriftar olduğu dert ve belalardan, borç zilletinden, hakkını vermeyenlerin her çeşit zulüm ve şerlerinden, üzüntü ve hüzünden, hapisten, bekarlıktan, işsizlikten, hasılı kelam dert ve bela olarak ne var ve ne biliyorsan hepsinden kurtulur, dilek ve hacetine nail
olursun.

Bu ayet-i kerimenin hatmi 70.000 yahut 125.000’dir. Bu hatmi yapanlar pek çok tecellilere mazhar olurlar. Hatmi ikmal ettikten sonra da her gün en az (313) defa okumayı ihmal etmemelidir. Okumasının şartı kendin, elbiselerin, mekanın temiz olmasıdır. Allah rızası için iki rekat namaz kıldıktan sonra bir Fatiha, üç İhlas, Muavvizeteyn (Felak ve Nas Sureleri), on istiğfar, bir de Yasin-i Şerif okuduktan sonra ayet-i kerimeye başlanır ve bittikten sonra Ravza-i Mutahhare’ye takdim edilir.

Bu ayeti kerimenin bilhassa felçli kimseler üzerinde çok faydalı tesiri görülür ve hasta kısa zamanda şifaya kavuşur. Felçlilere okunacağı zaman bu niyetle gusül edilmelidir. Hastaya ve bir miktar suya da nefes edilir. Sudan hastanın vücuduna sürülür ve aynı zamanda içilir.

Continue Reading

Gizli İlimler

Ayetel Kürsi’nin Hüddamını Çağırma

Kırk gün süren Ayetel Kürsi’nin hüddamını çağırma uygulaması, bu amaçla okunacak dualar ve sonucunda elde edilecek büyük mükafat…

Published

on

By

Ayetel Kürsi'nin hüddamını çağırmak için okunacak dua.

Kırk gün süren Ayetel Kürsi’nin hüddamını çağırma uygulaması, bu amaçla okunacak dualar ve sonucunda elde edilecek büyük mükafat…

Gece yatsı namazından sonra Allah rızası için iki rekat namaz
kılınır. Birinci rekatta 11, ikinci rekatte Fatiha’dan sonra 2 l kere
Ayetel Kürsi okunur. Selam verildikten sonra bir Fatiha, 10 istiğfar ve 10 salavatı şerife okuduktan sonra 396 defa daha Ayetel Kürsi okunur ve her defanın sounda: “Allâhümme sehhır li
abdekesseyyide kendiyâs” denir. Bundan sonra 66 defa da:

Ayetel Kürsi'nin hüddamını çağırmak için okunacak dua.
Ayetel Kürsi’nin hüddamını çağırmak için okunacak dua.

Okunuşu: Yâ Kerîm* Yâ Halîm* Yâ Aliyyii yâ Azıym” bi rahmetike estağıysü eğisnî yâ Müğıysü* Lâ ilâhe illâ ente
sübhâneke inni küntü minez zâlimîn*

duası okunur. Ancak bu hareket ve ameliyyeden hiçbir kimsenin
haberi olmamalıdır. Otuz üçüncü geceden sonra birtakım zuhurat belirmeye başlar. Kırkıncı geceye kadar devam eder. Kırkıncı gecede bir hadim gelir ve kişiyaktani insanlara muhtaç olm kurtaran bir emanet verip gider. Rivayet odur ki eğer kişi bunun kıymetini bilir ve haramdan sakınırsa ömrünün sonuna kadar müreffeh bir şekilde yaşar.

Continue Reading

Gizli İlimler

Ruh Çağırma Sırasında Aslında Gelen Cin mi?

Ruh çağırma, cin çağırma gibi konulara ilgi duyanların merak ettiği konulardan biri de ruh çağırma seansları sırasında gelen varlığın gerçekte ruh mu cin mi olduğu…

Published

on

By

Ruh çağırma sırasında gelen cin mi - gizli ilimler

Ruh çağırma, cin çağırma gibi konulara ilgi duyanların merak ettiği konulardan biri de ruh çağırma seansları sırasında gelen varlığın gerçekte ruh mu cin mi olduğu…

Ruh Çağırma Seanslarına Gelen Varlıklar Aslında Ruh Değil de Cin mi?

Parapsikoloji konularında ciddi araştırmalar yapan kişilerin yoğun tartışmalar yaşadığı bu konudaki genel inanış; ruh çağırma seansları sırasında gelen varlığın gerçekten de ruh olduğu yönünde. Ancak konuya bir de farklı bir açıdan yaklaşan, ruh çağırma sırasında gelen varlığın aslından ruh değil cin olduğunu savunan bir görüş de mevcut. 

Konuya ilgi duyanların dengeli bir kanaat oluşturabilmeleri amacıyla; özellikle cin çağırma konusunda uzman olduğunu iddia eden bir ismin – okuyucularımızın bazılarının bu gibi konularda kolayca kandırılmaya yatkın olmaları nedeniyle isim vermekten özellikle kaçınıyoruz – bu konudaki görüşlerini aşağıda sizinle paylaşıyoruz…

Ruh çağırma adı verilen olaylar gerçek değildir. Cinler insanlarla iletişim kurabilirler ancak ruh çağırma diye bir şey yoktur. Allah’ın lütfundan faydalanan bazı ruhlar özellikle Perşembe geceleri dünya elemine gelip, yakınlarını görebilirler ancak Allah’ın “kalp gözü”nü açtığı insanlar hariç, kesinlikle hiçbir insanla iletişim kuramazlar. 

Cinler İnsanları Kandırmak İçin Kendilerini Ruh Diye Tanıtırlar

İnsanların ruh çağırma amacıyla gerçekleştirdikleri celselerde gelen varlık aslında cindir. Cinler uzun ömürleri (yaklaşık 1000 sene) olduğu için ruhu çağrılan insanı tanıyabilmekte, özelliklerini bilebilmektedir. Cahil insanların giriştiği ruh çağırma seanslarında anında gelip o insanlara ölen kişi ile ilgili bilgiler vermekte ve cahil insanları kandırmaktadır. İnsanların aldıkları bilgiler ile ölen kişiyle iletişim kurduklarını sanmalarına neden olmaktadır ve böylelikle o insanları kandırarak kendisine tabi kılar ve küfre sürükler.

Cinler İnsanları Nasıl Kandırıyor?

Günümüzde ruh çağırma ile ilgili birçok olay kayıtlara geçmiştir. Anlatılan olayların bütünü ele alındığında ruh çağırdığını iddia eden medyumlar ve bazı zatların anlattıklarının yalan olduğu açıkça görülmektedir. Çağrılan ruh ve anlattığı bilgiler paraleldir. Genellikle ünlü kişilerin ruhları çağrılmaktadır ve gelen varlık o kişiye ait birçok bilgiyi, ayini düzenleyenlere iletmektedir.

Bu bilgiler doğrultusunda gelen varlığın ruh olduğuna inanılır ve bu ayinler devam ettirilir. Hatta ülkemizde bu konuda celse kayıtları tutularak bilimsel çalışmalar yapılmıştır. Bir çok ruh ile temas edilmiş ve bilgiler toplanmıştır. Ancak ben hepsinin yalan olduğuna inanıyorum çünkü gelen varlık; ruh değil cindir ve cin, çağrılan ruh ile ilgili birçok bilgiyi bildiği için ayine katılanları çok rahat kandırmaktadır.

Bu tür ruh çağırma seansları sonrasında birçok insan manevi hastalık sahibi olmuştur çünkü davete icabet eden cin oradan ve kişilerden ayrılmak istemez, çoğunlukla musallat olur. Bu gibi durumlar bilmeyerek cin daveti olur ve çağıranlara büyük sıkıntılar verir. Kesinlikle yapılmasını tavsiye etmiyorum.

Fincan İle Ruh Çağırma ve Musallat Riski

İşin bir başka boyutu da günümüzde “fincan ile ruh çağırma”dır. Yediden yetmişe bir çok kişi bununla uğraşmaktadır. Bir çok denemede başarılı sonuç alınmıştır ve bir varlık gelmiştir ancak yukarıda bahsettiğim gibi gelen varlık cindir. Ruhani alem, bir fincan yardımı ile ulaşılabilecek kadar kalitesiz değildir. Bu konuda herkesin dikkatli olmasını tavsiye ediyorum. 

Bir fincan yardımı ve bazı tebliğler ile ruh çağırma ayinleri tehlikeli ve boştur. İşin tehlikesi; gelen varlığın musallat olması ile sonuçlanabilir. Önce masumane heyecan ile başlayan bu ayinler ileride telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğurabilir bunlara çok dikkat edilmelidir. İstisna durumlar söz konusu olabilir. Allah’ın izni ile bazı ruhlar dünyada yaşayanlar ile rüya ve zikir vasıtasıyla iletişim kurabilir. Bu gibi durumlar kesinlikle paylaşılmaz ve bilinmez. Bu istisnalara erişmek kesinlikle bir fincan yardımıyla olmayacaktır.

Peki Cin Çağırma Gerçek mi

Cin çağırma denilen vakıa ise gerçektir. Özellikle “Hüddam” denilen ilim sayesinde cinlerle iletişim kurulup cinler hizmet için kullanılabilirler. Ancak bu yol da çok meşakkatlidir. Kesinlikle kolay değildir. Ben denenmesini ve uğraşılmasını kesinlikle tavsiye etmiyorum ve uğraşmıyorum. Cinler konusunda yaptığım araştırmamın yegane sebebi onların varlığı ve bilinmeyenlerini Kuran-ı Kerim ve bilim ile açığa çıkartmak içindir. Onlarla iletişim kurmanın hiçbir yolunu paylaşmayı uygun bulmuyorum.

Değinmek istediğim özel bir husus var. Her insan cinlerle irtibat kuramaz. Bazı kişiler istemeseler de cinlerle irtibat halindedir. Çünkü onların iletişim kanalları diğer insanlara göre daha açıktır. Bazı kişiler ise ne kadar isterlerse istesinler iletişim kuramazlar çünkü cinler alemine geçit yapamazlar.

Cinlerle yapılan bağlantı insanın “cinler alemi”ne geçmesi veya cinlerin insan alemine gelmesi ile olur. Her insan “cinler alemi”ne geçecek kadar dirayetli değildir. Çoğu olayda cinler insan alemine geçmiş ve temessül veya bizzat gözükerek iletişim kurmuşlardır. Çoğu olayda temessül ederek yani bir insanın bedenine girerek o insanın ağzından konuşup iletişim kurmuşlardır.

Cin Çağırmak Caiz midir?

Cin çağırmak dinen caiz değildir. Her yaratılan kendi aleminde yükümlüdür. Allah isteseydi arada perde bırakmaz insanlar ve cinleri tek bir alemde yaşatabilirdi. Cin çağırmak cinleri de rahatsız eder. Bazı cinler bu tür ayinlere severek gelirler çünkü insanları kandırmak onların hoşuna gider. Bu tür cinler genelde “şeytani cinler“dir. Ancak Müslüman cinler mecbur kaldıkların da bu tür davetlere icabet ederler veya kendilerini çağıran kişinin takva derecesine bakarlar.

Cin çağırma seanslarında genelde art niyetli ve Müslüman olmayan cinler gelirler. Bu tür cinler insanlar tarafından rahatsız edildiklerini düşünüp, zarar vermek isterler. İnsanlar davet etti biz gittik diye düşünürler. Cin çağırma olaylarında lambaların sönmesi, garip sesler duyulması ve benzerleri onların insanları korkutma yöntemleridir.

Ben cin çağırma olayının ve cinleri kullanma becerisinin iyiye kullanıldığında muhteşem sonuçlar doğuracağına inanıyorum. Günümüzde birçok ülke gizliden bu konular üzerinde çalışmaktadır. Ancak ülkemizde henüz bilinen çalışma sayısı çok azdır. İnşallah en kısa zamanda ülkemizde de bu konuların üstüne düşecek bilim adamlarımız yetişecektir ve geleceğin bilim dalı olan bu konular üzerinde çalışmalar yapılacaktır.

Ruh Çağırma Videoları

Ruh Çağırma Videoları
Continue Reading

Gizli İlimler

Havas İlmi Çalışmaları Sırasında Okunacak Korunma Duaları

Havas çalışmalarına başlamadan önce kapsamlı bir koruma yapmak zaruridir. Ayetel Kürsi Havas uygulamalarında diğer bir çok şeyin yanı sıra koruma ve korunmada da en fazla kullanılan ayettir.

Published

on

By

Havas İlmi Ayetel Kürsi Korunma

Havas çalışmalarına başlamadan önce kapsamlı bir koruma yapmak zaruridir. Ayetel Kürsi Havas uygulamalarında diğer bir çok şeyin yanı sıra koruma ve korunmada da en fazla kullanılan ayettir.

Koruma Azimeti

Havas çalışmalarına başlamadan önce kapsamlı bir koruma yapmak istersen Ayetel Kürsi ile koruma yaptıktan sonra bu azimeti okursun:

Tahassantü bi zil mülkihi vel melekut. Ve aksemtü zil izzeti vel ceberut. Ve tevekkeltü alül Hayyül Kayyumül halimillezi. La yenamü ve la yemut. Dehaltü fi hıfzillah. Dehaltü fi emanillah. Dehaltü fi hırzillah. Bi hakkı Kaf, Ha, Ya, Ayın, Sad. Küffitü Ha, Mim, Ayın, Sin, Kaf. Humitü bi la havle ve la kuvvete illa billahil Aliyyül Aziym. İnni tevekkeltü alallahi rabbi ve rabbiküm ma min dabbetin illa hüve ahizün bi nasiyetiha. İnne rabbi ala sıratin mustakiym. Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin zil hulukil aziym. Velhamdülillahi rabbül alemiyn.

Kaf, Ha, Ya, Ayın, Sad denilirken sağ elinin parmaklarını,
küçük parmaktan baş parmağa kadar, her harfin okunuşunda bir parmak olmak üzere teker teker kapatırsın. Beş harf okununca beş parmağını kapatıp, elini yumruk haline getirirsin. Bundan sonra Ha, Mim, Ayın, Sin, Kaf harflerini okunurken de baş parmağından başlanarak, küçük parmağına doğru, her harfi okuyuşunda bir parmağını açarsın. Beş harfi okuyunca elin tamamen açılmış olur… Bu işlemi, duayı her okuyuşunda tekrarlarsın.

Havas Öncesi Ayetel Kürsi İle Korunma

Ayetel Kürsi Havas uygulamalarında diğer bir çok şeyin
yanı sıra koruma ve korunmada da en fazla kullanılan ayettir.
Ayetel Kürsi ile koruyucu daire yapmak için, kıbleye karşı iki diz üzerine oturulur. Besmele ile bir Ayetel Kürsi okunur ve sağ yana üflenir. Yine besmele ile ikinci Ayetel Kürsi okunup, sol yana üflenir. Üçüncü Ayetel Kürsi öne, Dördüncüsü arkaya, beşincisi yukarıya, altıncısı yere doğru, aşağıya üflenir. Yedinci Ayetel Kürsi sağ yandan başlayıp, öne, sola, arkaya ve sağa sırası ile çepeçevre etrafa üflenir. Yine besmele ile okunan sekizinci Ayetel Kürsi üflenmez. Bunun yerine hava içe çekilerek yutkunulur. Bu işlemle kişi kendisini bir manevi küre içine almış olur.

Dikkat edilecek nokta şudur. Her üflemede, üflenen taraftaki çeyrekte bir enerji küresinin çeyreğinin oluştuğu imajine edilmeli, olabiliyorsa görülmeli, olamıyorsa zihnen görülmelidir.
Sekizinci Ayetel Kürsi’de de enerjinin bedenin içini de kapladığı imajine edilmelidir. Bu, Ayetel Kürsi ile yapılan basit fakat gerçekten de çok etkili bir koruma dairesidir. Herne kadar burada
konumuz Süleymani demonlarsa da yeri gelmişken belirtmek gerekir ki, Burada anlatılan koruma aynı zamanda kişinin kendisine yapılan büyüden korunması, Yatarken yapılarak kabusları uzak tutması, yola çıkarken kazadan beladan uzak olması ve akla gelebilen her türlü korunma için de kullanılır.

Continue Reading

Gizli İlimler

Havas İlmi ve Uygulamalarında Başarılı Olmak İçin

Havas ilmi şartları alimlerin tespit ettiği hassas kaideler üzerine kurulmuş olup, bu şartlara uyulmazsa yapılan ameller gerçekleşmez. Allah Teala’nın sırları harflerinde, isimlerinde ve ayeti kerimelerinde olup, bu sırları da salih kullarına ihsan eder.

Published

on

By

Havas İlmi

Havas ilmi şartları alimlerin tespit ettiği hassas kaideler üzerine kurulmuş olup, bu şartlara uyulmazsa yapılan ameller gerçekleşmez.

Allah Teala’nın sırları harflerinde, isimlerinde ve ayeti kerimelerinde olup, bu sırları da salih kullarına ihsan eder. Nitekim Allah c.c. Kuranı Kerim‘de Mü’min Suresi‘nin 60. ayeti kerimesinde şöyle buyurur:


ْ◌لَُكْماِْستَِجباُْدُعوِنىال َّرِحیِمال َّرْحَمِن ِاللهِبْسِم


Bismillâhirrahmânirrahiym. Udûnî istecib leküm.

Bana ibadet ve dua edin ki karşılığını vereyim.

Havas İlmi ve Uygulamalarında Başarılı Olmak İçin

Bu sebeple Havas ilmi ile amel etmenin bazı şartları olup, bu şartlar yerine getirilmediği sürece yapılan bir amel asla gerçekleşmez. Bu mübarek ilmin şartları da şöyledir:

Kesin Bir Kararlılık

Yapacağın bir amelden hiçbir zaman şüphe etmemek. Çünkü şüphe yapılan bir ameli bozar. Peygamberimiz Hazreti Muhammed (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır:
ِباِْلاَجاَبةًُموِقنُوَنَ◌َواَْنتُْم اللهاُْدُعو
Üdullâhe ve entüm mûkinûne bil icâbeh.
Allah’a dua ederken kabül olacağına inanarak dua ediniz.

Sabırlı Olmak

Sabır etmek; bıkmadan, yorulmadan, usanmadan, tam sabır ve rabıta ile başlamış olduğun işin muvaffakiyetle neticelenmesine kadar devam etmelidir. Allah Teala Hazretleri, Kuranı Kerim’de şöyle buyurmuştur:

تُْفِلُحوْنلََعل َُّكْماللهََوات َّقُواَوَراِبُطواَوَصاِبُروااْصِبُرواآَمنُواال َّـِذیَناَی َُّھاَیا
Yâ eyyühellezîne âmenus birû ve sâbirû ve râbitû vette kullâhe lealleküm tüflihûn.

Ey İman edenler! Sabredin ve sabırlı olma yarışında ileri geçin ve bütün varlığınızla Allah c.c. a bağlanınız. Ve Allah’tan korkunki, kurtuluşa erişesiniz. (Al-i İmran Suresi, Ayet 200 ).

Çünkü çalışan amacına ulaşır ve her çalışanın da bir nasibi vardır. Peygamber efendimiz Hazreti Muhammed (sa.v.) şöyle buyurmuşlardır:
َظفََر َصَبَرَمْن
Men sabera zafera. (Sabır eden zafer bulur).

Sır saklamak

Ne yapacağını ne okuduğunu veya üzerinde çalıştığın bir işi hiç kimseye söylememek ve sezdirmemek lazımdır. Hazreti Muhammed (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
ِباْلِكتَْماْنِیِجُكْمَحَواقََضاِءاِْستَِعینُواَعلَى
İsteînû alâ kadâi havâyiciküm bil kitmân. (Hacetlerinizin husule gelmesi için, sırrınızı saklamakla yardımcı olunuz).

Ameli tenha ve kimsenin görmediği bir mahalde yap. Hiç kimseyede şöyle böyle yaptım yahutta şunları bunları yaparım deme! Hazreti Ömer r.a. in “Sırrını saklayan kendinden emin olur” sözü meşhurdur.

Takvalı Olmak

Müttaki olmak: Manevi yolda yükselmek ve başarıya ulaşmak takva ile olurki Cenabı Hak Taha Suresi nin 132. Ayeti Kerimesinde:
ِللت َّْقَوى َواْلَعاِقَبةُ
Vel âkibetü littakvâ.
(Güzel akibet takva ile elde edilir). diye buyurmuştur.

Bunlar da haram yememek, helal yiyip içmek, gıybetten kaçınmak ve gıybet etmemek, yalan söylememek, sıdka ve nasihata önem vermek, kötü gözle bakmamak, insanlara eziyet etmemek ve eziyete dayanmak, insanlara şefkat ve merhametle bakmaktır.

Acele Etmemek

Acele etmemek: Yapacağın bir ameli acele etmeden huzuru kalb ile yapmak, zihnindeki bütün düşüncelerden (Aile, mal, sevinç, korku, üzüntü vb.) uzak olup, kuvvetini himmetini, iradeni ve arzunu bir noktada topla ki muradın hasıl olsun. Yaptığın işi severek ve isteyerek yap. Alelade, baştan savma yapılan işlerden hayır gelmez.

Temiz Olmak

Temiz olmak: Devamlı taharet üzere olmalı, bedenin, elbisen ve olduğun yer, hele hele kalbinin temizliğine çok dikkat et.

İcazetli Olmak

İcazetli olmak: Bu işi yapan kişinin icazetli (İzinli) olması şarttır. İcazetsiz kişi babasız çocuk gibidir.

Teşhis Etmek

Teşhis etmek: Bir kimseye muhabbet, celb, tefrik, taslit, irsali hatif, davet, hastalandırmak, hastayı iyileştirmek veya buna benzer ameller yapmak istediğin zaman o kişinin rengini, suretini, boyunun uzunluğu ve kısalığını yaşlı veya genç olduğunu teşhis (tanımak) edersin.

Şayet bunları bilmiyorsan, o kişinin annesi ismiyle yazarsın. Annesinin ismini de bilmiyorsan Havva olarak kabül eder ve yazarsın. Teşhis isim vermekten daha tesirli olup, daha da tesirlisi teşhis ve isimleri beraber kullanmaktır.

Riyazatlı Olmak

Riyazatlı olmak: Hayvan eti ve hayvandan çıkan süt, bal, yumurta ayrıca soğan, sarımsak veya bunlara benzer kokusu kötü olan gıdalar yememek, mideninde boş veyahutta gereğinden fazla tıka basa tok olmaması lazımdır.

Himmetli Olmak

Himmetli olmak: Yüce şeyleri sefil işler için alet etme! Zira Hak Teala hazretleri Bakara Suresi‘nde şöyle buyurmuştur:
قَِلیلاًثََمنًاِبآَیاِتىَولاَتَْشتَُروا
Velâ teşterû bi âyâtî semenen kalîlâ.
Benim ayetlerimi az bir pahaya satmayın.

Allah Teala nın Ayetlerini kötü işlerde ve kötü niyetlerde kullanmayınız!

Amel Zamanını Bilmek

Amel zamanını bilmek: Yapılacak amelin gününü ve saatini iyi tayin edip, gezegenlerin özelliklerine göre yapmak. Ayrıca amel günü menkut (noktalanmış) gün olmamalıdır. Her Arabi ayın, 3. 5. 13. 16. 21 . 24. ve 25. günleri menkut günlerdir. Hayırlı amellerini bu menkut olan günlerde yapma! Hayırlı ameller Ay’ın nurunun ziyade olduğu günlerde, şer ameller ise Kamerin muhaka olduğu (Her Arabi ayın son üç gecesi) günlerde yapılır.

Kıbleye Yönelmek

Kıbleye yönelmek: Bir amel yaparken kıbleye doğru yönelerek yazmak.

Yazıları Aslına Göre Düzenlemek

Yazıları aslına göre düzenlemek ve yerine koymak. Yazılan isim veya ayeti kerime ise geride olan bir kelimeyi veyahut da harfi öne, önde olan bir kelimeyi veya harfide geriye almamalıdır. Ayrıca yazının da çok güzel olması lazımdır.

Yazılan vefk ise vefkin hane sırasına göre rakam veya harfleri yerine koymak, rakamları veya harfleri güzel yazmak ve vefkin hanelerini eşit olarak çizmek lazımdır.

Salavatı Şerife Getirmek

Her amelden önce ve sonra Hazreti Muhammed (s.a.v.) e salavatı şerife getirmek gereklidir. Peygamber efendimiz Hazreti Muhammed Mustafa ( s.a.v.) bu konuda şöyle buyurmuştur:
یَُرد ُّلاََعلَ َّىال َّصلاَتَْیِناَلد َُّعاَبْیَن
Okunuşu: Edduâ beynes salâteyni aleyye lâ yüraddü.
Anlamı: İki salavat arasında yapılan dua geri çevrilmez.

Şu mübarek Salavati şerife çok faziletlidir:
Allâhümme salli alâ seyyidinâ ve Mevlânâ Muhammed in nebiyyi ve alâ âlihi ve sahbihi ve sellim. Adede halkıke ve ridâe nefsike vezinete arşike ve midâde kelimâtik.

İstihare Yapmak

İstihare: Her amelden önce istihare yaparsan, yapacağın işte basiretli olursun. İstiharenin yapılışı şöyledir: İki rekat namaz kılarsın. Birinci rekatta Fatiha ile Kafirun suresini, ikinci rekatta Fatiha ile İhlas suresini okuyup, selam verdikten sonra, şu istihare duasını 3, 5, veya 7 defa okursun. Okunacak istihare duası budur:


ِلىتَُب َّیَناَْناْلَعِظِ◌یُمفَ ْضِلَك ِمْن َواَْسأَلَُك َرِتَكِبقُْد َواَْستَْقِدُرَك ِبِعْلِمَكاَْستَِخیُرَكاِِنّياَلل َُّھ َّم
َوَوِفّْقِنى َصْدِرىلَھُفَأَْشَرْحَخْیراًَكاَنفَإِْن)َوَیْذُكُرَحاَجِتِھاَْلفُلاَِنىال َّشْىِءِفى(اَْمِرىَعاِقَبِة قَِدیٌر َشْيٍءُكِّل َعلَىاِن ََّكْنھَُعَواْصِرْفِنى َعِنّىفَاْصِرْفھُ َشراَكاَنَواِْنِلَعَمِلِھ

Okunuşu: Allâhümme innî estehîrüke bi ilmike ve estakdirüke bi kudretike ve eselüke min fadlikel azîm. En tübeyyene lî âkibeti emrî (fişşey-i el fülani ve yezküru haceti) Parantez içindeki yazılı ibarede hacet her ne ise içinden geçirirsin. Fein kâne hayran fe eşrahlehü sadrî ve veffiknî li amelihi ve in kâne şerran fasrifhü annî vasrifnî anhü inneke alâ külli şeyin kadîr.

Kalbinde ferahlık ve huzur bulursan yapacağın ameli başaracağına vede muradına ereceğine inanarak yaparsın. Şayet ruhun daralırsa bırakırsın. Israr edersen senin zararına olur. İstihare tam uyanık bir şekilde ve kalpten Allah Teala’nın kudretine inanarak olmalıdır. Çünkü gerçekleri ve akibeti bilen yalnız O’dur.

Hakir İşlerde Kullanmamak

Ruhanileri hakir işlerde kullanmaya çalışmamak: Ruhanileri hakir ameller için kullanmak istersen, onlara hakaret etmiş ve aşağılamış olursun. Ruhaniler şeriata göre hareket ettiklerinden dolayı şüpheli olan hiçbir ameli yapmazlar. Onları şeriata aykırı olan işlerde sakın kullanmaya kalkma! Ayrıca istenen her haceti de Ruhanilere sorma!

Azimetleri Ezberlemek

Azimetleri ezberlemek: Ruhaniyetlere okuyacağın azimetleri de çok iyi ezberlemeli ve okurken hiç kekelememelidir. Azimeti kitaptan veya levha üzerinden okumak yeterli değildir. Çünkü kalbin yazı ile meşgul olup, gerekli olan huşu’ gider. Bu da erkanların en gereklisi olan teveccühü ortadan kaldırır.

Havas İlmi Nedir Nasıl Uygulanır

Havas İlmi NEdir, NAsıl Uygulanır
Continue Reading

Gizli İlimler

Burcunuzun Esması Hangisi

Burçların öne çıkan karakteristik özellikleri kısaca ve hangi burcun insanında Allah’ın hangi esmasının öne çıktığı… Hangi burça hangi esma tecelli ediyor.

Published

on

By

Burcunuzun Esması - Burçlar Özellikleri ve Esma

Burçların öne çıkan karakteristik özellikleri kısaca ve hangi burcun insanında Allah’ın hangi esmasının öne çıktığı… Hangi burça hangi esma tecelli ediyor?

Koç Burcu’nun kısaca baskın özellikleri; cesaretli, girişimci, tutkulu, insiyatifini kolay kullanabilir olmasıdır. Öne çıkan isimler El Fettah, El Cebbar, El Muktedir, El Mubdi, E Kahhar.

Koç Burcu Özellikleri

Boğa Burcu’nda kararlılık, dayanıklılık, maddiyat, tutuculuk, inatçılık başlıca özellikler. Öne çıkan isimler El Metin, El Ganiy, El Hak, El Kaadir, Es Sabur.

Boğa Burcu Özellikleri

İkizler Burcu; zeki, iletişimde yetenekli, kolay adapte olabilen, meraklı, zaman zaman da kararsızdırlar. Öne çıkan isimler El Mukaddim, Es Şehid, El Habir, El Basir, Es Semi’ El Muhsi.

İKİZLER BURCU ÖZELLİKLERİ

Yengeç Burcu; anaç, duygusal, nazik, çekingen ve merhametlidir. Öne çıkan isimler El Habir, Er Rahim, El Veli, Er Rauf.

YENGEÇ BURCU ÖZELLİKLERİ

Aslan Burcu; canlı, etkileyici, güvenli, neşeli, idare etmeyi seven insanlar diyebiliriz. Öne çıkan isimler El Azim, El Muhyi, En Nur, El Muktedir.

ASLAN BURCU ÖZELLİKLERİ

Başak Burcu; çalışkan, yardımsever, titiz ve eleştireldir. Öne çıkan isimler El Muhsi, El Rakib, El Kayyum, El Hakim.

BAŞAK BURCU ÖZELLİKLERİ

Terazi Burcu; nazik, uyumlu, diplomatik, sanat ve estetiği seven bir burçtur. Öne çıkan isimler ise El Latif, El Vedud, El Adl, El Halim.

TERAZİ BURCU ÖZELLİKLERİ

Akrep Burcu; azimli, sezgileri kuvvetli, sabırlı, ihtiyatlı ve tutkuludur. Öne çıkan isimler El Bais, El Varis, El Muid.

AKREP BURCU ÖZELLİKLERİ

Yay Burcu; entellektüel, açık sözlü ve fikirli, hoş görülü, arkadaş canlısıdır. Öne çıkan isimler El Gani, El Kerim, El Mugni, El Basit,El Alim.

YAY BURCU ÖZELLİKLERİ

Oğlak Burcu; çalışkan, pratik, gerçekçi, hesabını kitabını bilen, dayanıklı ve kararlıdır. Öne çıkan isimler El Mani, El Kabid, El Metin, El Mukaddim, Ed Dar.

OĞLAK BURCU ÖZELLİKLERİ

Kova Burcu; özgür, arkadaş canlısı, ilerici, orjinal, zeki ve adaletlidir. Öne çıkan isimler El Alim, El Mukaddim, El Muhsi, Ed Darr.

KOVA BURCU ÖZELLİKLERİ

Balık Burcu; hassas, merhametli, yaratıcı, mistikdir. Öne çıkan isimler; El Batın, El Nafi, Er Rauf, Ez Zahir.

BALIK BURCU ÖZELLİKLERİ
Continue Reading

Gizli İlimler

Nazar Nedir ? Nasıl Korunulur ? Nazar Duası

Nazar, sözlük anlamı itibariyle; bakış, bakma göz atma… gibi anlamlara gelen bir kelimedir. Bununla ilintili olarak; halk arasında; bakışlarında yani nazarında zararlı güç bulunduğuna inanılan kötü niyetli kişilerin, bu güçleriyle, canlı ya da cansız varlıklar üzerinde olumsuz bir etki bırakması durumu da nazar olarak ifade edilir.

Published

on

By

Nazar nedir nasıl korunulur nazara karşı dua ve ayetler

Nazar Nedir? Kaç çeşit nazar vardır? Kimlere, neden nazar değer? Kimlerin nazarı değer? İslam’da nazar. Nazar boncuğu takmak caiz midir? Nazardan korunmak için nazara karşı yapılması gerekenler, okunan; okunması gereken dualar ve ayetler… 

Nazar, sözlük anlamı itibariyle; bakış, bakma göz atma… gibi anlamlara gelen bir kelimedir. Bununla ilintili olarak; halk arasında; bakışlarında yani nazarında zararlı güç bulunduğuna inanılan kötü niyetli kişilerin, bu güçleriyle, canlı ya da cansız varlıklar üzerinde olumsuz bir etki bırakması durumu da nazar olarak ifade edilir. 

Eskilerin “isabet-i ayn” adını verdikleri nazar inancı, bugün “nazar değmek, nazara gelmek, nazara uğramak, göze gelmek, göze uğramak, göz değmek, kem göz” gibi deyimlerle ifade ediliyor.

Tarih Boyunca Nazar

İnsanlık tarihi boyunca hemen her toplumda yaygın olarak görülen nazar inanışı, ülkemizde de günlük hayatın içinde varlığını halen devam ettirmektedir. Söz konusu inanışın tarihine baktığımızda; bu kavramın kökeninin Taş Devri’ne kadar gittiği görülür. Girit’te, Aşağı Mısır’da, Malta’da, Kuzey Fransa’da ve Britanya’da Bronz çağına ait, balta şeklinde yapılmış nazarlıklar (amuletler) bulunmuştur. Aynı şekilde uğursuz gözlerden gelen kötülüğü ortadan kaldırmak için Fenikeliler, Yunanlılar ve Romalılar tarafından el şeklindeki muskaların kullanıldığı da yaygın olarak bilinen bir gerçektir. Araştırmalar sonucunda, çok eski dönemlerden beri neredeyse tüm dünya uygarlıklarında büyü ve nazarın kötü etkilerine inanma ve bunlara karşı tedbirler alma inanışının var olduğu görülüyor.

İslam İnancında Nazar – Nazar Boncuğu Takmak Caiz midir?

Nazar inancı, günümüzde halen oldukça yaygın şekilde varlığını devam ettirmektedir. Halk arasında nazara karşı yani nazardan korunmak için; nazar boncuğu (mavi boncuk), delikli taş, nal, yumurta kabuğu gibi çeşitli nazarlıklar kullanma, hocalara muska yazdırma, kurşun dökme ve benzeri muhtelif uygulamalar gerçekleştirilmektedir. 

Ancak İslam’a göre bu tür uygulamalar, batıl inanç olarak nitelendirilmekte ve haram yani günah kabul edilmektedir. Hz. Muhammed‘in “Nazar’dan Allah’a sığınınız. Çünkü göz (değmesi) haktır v(gerçektir).” hadisinden de anlaşılacağı üzere İslam dininde nazarın varlığı kabul edilmiştir. Bununla beraber nazardan korunmak için; nazar boncuğu ya da muska taşımak veya benzer bazı uygulamaları gerçekleştirmek yasaktır.

Kimlere Neden Nazar Değer

Kimlere Nazar Değer: Nazarın; sağlıklı ve gürbüz çocuklara, güzellikleri ve hünerleriyle dikkat çeken kişilere, akıllı, zeki olup derslerini başarıyla veren öğrencilere; mesleğinde başarılı olanlara, yeni ev, araba alanlara, kısmeti açık olanlara, mutlu çiftlere, ayrıca; iyi ürün veren tarla, bağ ya da bahçeye, güzel görünümlü, hoş kokulu bitki ve çiçeklere, iyi süt veren ineklere, herkes tarafından beğenilen eşyalara ve benzeri varlıklara daha çok değdiğine inanılır. Özetlemek gerekirse başarı ve güzellik gibi özellikleri nedeniyle dikkat çeken her insan, hayvan veya canlıya nazar değmesi ihtimali olduğu söylenebilir. 

Kimlerin Nazarı Değer

Bu tür özelliklere sahip canlı ya da cansız varlıklara karşı, herhangi bir kimsenin kıskançlık hisleriyle bakması, nazarın meydana gelmesine neden olur. Nazarı değen kişiler, söz konusu özellikler kendilerinde bulunmadığı için kıskançlık duygusuna kapılırlar. Bu bakımdan halk arasında, değerli varlıklarını ellerinden alacak tehlikeli kuvvetin, kötü niyetli kişilerin bakışlarından geleceği inancı oluşmuştur. 

Nazar, kıskançlık gibi kötü duygulardan gelebileceği gibi kişinin yakınlarına duyduğu aşırı sevgiden de kaynaklanabilir. Bu tür nazardan en çok çocukların etkilendiğine inanıldığı için, anne ve babaların çocuklarına karşı aşırı sevgi göstermeleri ya da düşkünlükleri pek hoş karşılanmaz. Bu inanış gereği halk arasında “İnsana sevdiğinin nazarı daha çok değer” sözü yaygın olarak kullanılır.

Özellikle mavi gözlü ya da gök gözlü insanların nazar gücünün daha kuvvetli olduğuna inanılır. Ancak yeşil gözlü veya çakır gözlü kişilerin nazarının da sık ve kolay değdiği de söylenir. Bunların yanı sıra Şanlıurfa’da uzun çeneli insanların; Mardin’de kısa boyluların da nazarının güçlü olduğuna dair inançlar yaygındır. Kendisinde nazar gücü bulunanların; kötü niyetli, açgözlü, kıskanç, görünümü saf ancak içi kötü, gözü başkalarında olan kişiler olduğu düşünülür.

Nazar Çeşitleri Nelerdir?

Nazar, gözle ya da sözle olmak üzere iki şekilde ortaya çıkar. Gözle nazar, kişinin karşısındaki canlı ya da cansız herhangi bir varlığa kem gözle bakmasıyla meydana gelir.

Sözle nazarda ise kişinin beğenisini ya da imrenmesini sözle ifade etmesi gerekir. Nazarın gözle mi yoksa sözle mi meydana geldiği, ancak kişinin dikkatli bakışı veya hayranlık dolu sözleri tespit edilebildiğinde anlaşılır.

Nazara Karşı Yapılması Gerekenler

Çeşitli rivayet ve inanışlara göre; nazara karşı yapılması gerekenler “nazardan korunmak için” ve “değmiş nazardan kurtulmak için” yapılması gerekenler diye iki ana başlık altında toplanabilir.

Nazardan Korunmak İçin Yapılması Gerekenler

Nazar Muskası

Nazardan korunmak için alınan tedbirler arasında sık rastlanılanlardan biri nazar muskasıdır. Nazardan korunmak için bir hocaya veya bir din adamına “nazar muskası” hazırlatılır. Kuran‘ın bir veya birkaç suresi yahut çeşitli duaların bir kâğıda yazıldıktan sonra bunun üçgen şekline getirilip yedi kat muşambaya sarılmasıyla yapılan muska, bir bez kılıf içerisinde omuzda, boyunda ya da koyunda taşınır. Muskayı hazırlayan hocaya emeğinin karşılığı olarak kişinin ekonomik durumuna göre bir miktar para ya da buğday, arpa, un gibi yiyecek türünden hediye vermek de adettir.

Maşallah Demek

Herhangi bir özelliğiyle göze batan bir kişinin, bitkinin, çiçeğin, hayvanın kısacası canlı ya da cansız varlıkların hayranlıkla övülmesinin ardından; öven kişiden; nazar değmemesi için “Maşallah“, “Nazar değmez inşallah” gibi sözler söylemesi istenir.

Maşallah sözcüğü, konuşma yoluyla ifade edilmenin yanı sıra bazen Arapça “Maşallah” yazılı altın veya gümüş kolye vb. takılar, çocukların omuzuna iliştirilir. Boyunlarına ya da bileklerine takılır. Hatta yeni işyeri açanlar, ev alanlar, yeni evli çiftler, nazardan korunmak için maşallah yazılı bir levhayı, resmi ya da bir süs eşyasını gelenlerin rahatlıkla görebileceği bir yere asarlar. 

Nazarlık Taşımak, Nazarlık Asmak 

Nazarlık Nedir -Nazarlık, nazarı uzaklaştırdığına ve etkisiz kıldığına inanılan mavi boncuk, yedi delikli boncuk, kendiliğinden delinmiş taş, sarımsak, kartal pençesi, hurma çekirdeği, yumurta kabuğu, kurban gözü, geyik boynuzu, çörek otu, kuru karanfil, üzerlik ve benzeri nesnelere verilen genel isimdir. Bunlardan bir kısmı nazardan korunmak için taşınır, bir kısmı hayvanlara bağlanır, bazısı da evlere veya bağ-bahçeye, tarlaya asılır.

Nazar Boncuğu

Kıskanç ya da kötü niyetli bir bakışın etkisini ortadan kaldırmak için yaygın olarak kullanılan yöntemlerden biri de nazar boncuğu takmaktır. Nazar boncuğu mavi renkli olup üzerinde

göz şekli olur. Nazar boncuğu; çocukların kundağına, omuzuna, yastığına iliştirilir; büyüklerin de isteğe bağlı olarak boyunlarına, bileklerine hatta yüzük şeklinde olmak üzere parmaklarına ya da kıyafetlerinin görünecek bir yerine takılır. 

Nazar boncuğu sadece kişilere değil evlerin girişine; otomobil, kamyon, otobüs gibi taşıtlara; hayvanların boyunlarına, boynuzlarına, alınlarına ya da barınaklarına; bitki ve çiçeklere hatta iyi mahsul veren bağ-bahçenin bir köşesine de asılabilir. Nazar değmesi durumunda nazar boncuğunun kem gözleri yahut bu bakışlardan yayılan negatif enerjiyi kendi üzerine çekerek çatladığına inanılır.

Nazar boncuğu kullanma yahut nazar boncuklu takılar takma Türklerin eskiden beri uyguladıkları bir yöntemdir. Eski Türkler “boncuk / moncuk” adını verdikleri değerli ve tılsımlı taşı, kişinin veya atın boynuna, hatta sancağın tepesine takarak kötü ruhlardan ve kötü gözlerden korunmak istemişlerdir. 

Koruyucu nazar boncuğunun mavi olması; Türkler arasında mavi gözlü kişilere çok seyrek rastlanması ve mavi gözlerin olağanüstü güce sahip olduğuna inanılmasıyla ilgilidir. Eski Türkler bu inanış gereği özellikle çocuklarını, mavi gözlü kişilerden saklama gereği duymuşlardır..

Evlere At Nalı Asmak

Ülkemizde bilhassa Tokat’ın köylerinde nazarlık olarak at ve eşek nalı sıkça kullanılır. At nalının bulunmadığı durumlarda at nalı şeklindeki madenlerden ya da üzerine mavi boncuk yapıştırılmış plastik nallardan yararlanılır. Bunlar genellikle evlere, arabalara asılır. Asıl eşek veya at nalları da birkaç boncukla beraber hayvanların boyunlarına takılır. Adana, Mersin, Hatay, Şanlıurfa ve Gaziantep illerinde de evlere at nalının asıldığı görülür.

Nazarlık olarak kullanılan nal, şekil bakımından kimi zaman kaşlarla beraber bir göze benzetilir. Dolayısıyla kem gözlerin bakışını kendi üzerine çekerek nazarı önlediğine inanılır.

Kaplumbağa Kabuğu Asmak

Nazardan korunmak için Gaziantep, Kahramanmaraş, Elazığ ve Mersin’de evlerin bahçesinde herkesin görebileceği bir yere kaplumbağa kabuğu asılır.

Tarlaya Hayvan Kafatası Asmak

Mersin, Hatay ve Diyarbakır’da mahsulleri nazardan korumak için bağ-bahçe ya da tarlanın içine bir sırık üzerinde at, eşek, koyun, inek, köpek gibi hayvanlardan birinin kafatası dikilir. Elazığ’da ekinler için bir hayvan kafatası ya da bunun yerine insan kılığındaki bir korkuluğun kullanıldığı görülür. Osmaniye’de ise tarlanın içinde kafatasıyla beraber bir de dikenli çalı asılır.

Evin Girişine Koç Boynuzu Asmak

Doğu Karadeniz şehirlerinde ve Mersin’de; evlerin kapısına nazara karşı koç boynuzu asılır. Koç boynuzunun sivri uçları, tehlikeli bakışlara karşı koyması bakımından önem taşır.

Hayvanları Nazardan Korumak İçin Çan Takmak

Diyarbakır yöresinde hayvanları nazardan korumak için boyunlarına çan bağlanır. Boyuna asılan çan, ses çıkardıkça dikkati kendi üzerine çekecek ve bu yolla hayvanı kötü bakışlardan koruyacaktır.

Delikli Taş Asmak / Taşımak

Mersin yöresinde yaygın olan bir inanışa göre; ortası delik bir taş bulunup boyuna asılırsa, o kişiye nazar değmez; bu taş eve asıldığında hem o evde yaşayanlar hem de ev nazardan korunmuş olur. Gaziantep ve Kahramanmaraş civarında ise özellikle yeni evlerin önüne kendiliğinden delinmiş taşlar asılır.

Nazardan Korunmak İçin Cıva

Hatay yöresinde bazı kişiler nazardan korunmak için yanlarında cıva taşır. Nazar değmesi durumunda civanın karardığına ve bu yolla kişiyi nazardan koruduğuna inanılır.

Nazardan Korunmak İçin Şap (Seğe)

Adana, Mersin ve Hatay çevrelerinde; şap, bir beze sarılarak üstte taşınır ya da evin bir köşesine asılır. Şap kötü niyetli bakışlara maruz kaldıkça kendiliğinden erir.

Nazardan Korunmak İçin Yumurta Kabuğu

Yumurta kabuğu, özellikle çiçekleri ve bitkileri nazardan korumak için kullanılan bir nesnedir. Adana, Mersin, Hatay ve Mardin çevrelerinde bir yumurtanın içi boşaltılıp, kabuğu çiçeklerin ya da bitkilerin dalına asılır. Bazen bu kabuğun yanına mavi boncukların bağlandığı da olur.

Nazardan Kurtulmak İçin Yapılması Gerekenler

Kurşun Dökme

Nazara karşı kurşun dökme, halk arasında yaygın olarak uygulanan bir gelenektir. Bu işi her köyde ocak adı verilen ve hastalıkları (burada nazarı) tedavi etme gücüne sahip kişiler yapar. Ocak, anadan kıza “el vermek” suretiyle aktarılabilir. Kurşun dökme sırasında bazı uygulamaların üç kez yinelenmesi ise, halk arasında 3, 5, 7 ve benzeri sayılara yüklenen kutsal ve mistik anlamla ilgilidir. 3 sayısı inanışa göre; yapılan işlemin etkisini ve gücünü arttıracaktır.

Köz Söndürme

Köz söndürme, kimin nazar değdirdiğini bulmak amacıyla hastanın annesi, ablası, teyzesi gibi yakınları tarafından gerçekleştirilen bir uygulamadır. Nazarı değen kişinin bu yolla tespit edilmesi, kimi zaman hastayı iyileştirme amaçlı bazı büyüsel işlemleri de beraberinde getirir.

Köz söndürme işleminin yapılması sırasında çıkan seslere; közün, suyun dibinde ya da yüzeyinde durmasına bakılarak nazarı değen kişinin tespit edilmeye çalışılması, aslında bir fal çeşididir. Közden gelen güçlü cızırtı seslerinin de kötü ruhları korkutup kaçıracağına, böylelikle hastanın iyileşeceğine inanılır.

Tütsüleme

Halk arasında nazar değen kişileri iyileştirmede kullanılan bir başka yöntem tütsü yakmaktır. Tütsü için genellikle üzerlik otu, bunun yanı sıra çörek otu, tuz, kuru karanfil kullanılabilir.

Tuz Dolandırma

Üzerlik otunun ateşte “pat pat” ses çıkarmasında olduğu gibi, tuzun da çıtırtı sesleriyle yanması, nazar değdirenin gözlerinin yandığına işarettir. Böylelikle nazarı meydana getiren kötülükler ortadan kaldırılmış olur.

Nazara Karşı Okunan Ayet ve Dualar

Hz. Muhammed (s.a.v.) “Cinlerin ve insanların nazarından Allah ‘a sığınırım.” gibi dualarla cinlerin nazarından, sonra da insanların nazarından Allah‘a sığınırdı. Daha sonrasında ise Felak ve Nas sureleri nüzul olunca bu sureleri okumaya devam etti.

Kalem suresinin 51 ve 52. ayetleri de nazara karşı okunması tavsiye edilen önemli ayetlerdendir. Söz konusu ayetler halk arasında Nazar Duası adı ile de bilinir nazara karşı tedavi edici özelliğinin bulunduğuna inanılır. Pek çok İslam alimi nazar değmesine karşı Kalem suresinin 51 ve 52. ayetlerini okumuşlar ve okunmasını tavsiye etmişlerdir.

Konuyla ilgili olarak Ebu Hüreyre’den yapılan bir rivayet şu şekildedir: “Resulullah buyurdular ki: “Her kim akşam olunca Ha Mim. (Mümin) suresini baştan, 3. (dâhil) ayetine kadar ve Ayetel Kürsi’yi okuyacak olursa bu iki Kuran kıraati sayesinde sabaha kadar muhafaza olunur. Kim de aynı ayetleri sabahleyin okursa onlar sayesinde akşama kadar muhafaza edilirler”

Resulu Ekrem, “Kim hoşuna giden bir şey görür de ‘Maşallah la kuvvete illa billah’ (Allah’ın dilediği olur. Ondan başka kuvvet ve kudret sahibi yoktur) derse, ona hiçbir şey zarar vermez.” buyurmuştur.

Hz. Peygamber ayrıca, torunları Hasan ve Hüseyin’i nazar ve benzeri durumlardan korumak için onlara şu duayı okurdu: “Her türlü şeytan ve zehirli hayvanlardan ve bütün kem gözlerden Allah‘ın eksiksiz kelimelerine sığınırım. “

Ayrıca Peygamber Efendimiz sabah ve akşam namazlarından sonra üçer defa; Fatiha, Ayetel Kürsi, Felak ve Nas surelerini okumalarını tavsiye eder. 

Nazar ve Hasede Karşı Okunacak Dua – Arapça Kıraat

Nazar ve Hasede Karşı Okunacak Dua – Arapça Kıraat

Nazar / Negatif Enerji Saldırısı ve Korunma Yöntemleri

nazar / negatif enerji saldırısına karşı korunma yöntemleri

Facebook, Instagram, Youtube, Twitter Hesaplarımızı Takip Edin

Facebook, Instagram, Twitter, Youtube, hesaplarımızı buradan altı çizili kelimeleri (link) tıklayarak takip edebilir, Facebook Paranormal Haber Grubu‘na üye olarak siz de paylaşım yapabilirsiniz.

Anahtar Kelimeler: nazar nedir, kimlere, neden nazar değer, kimlerin nazarı değer, islam’da nazar, nazar boncuğu takmak caiz midir, nazardan korunmak için, nazara karşı yapılması gerekenler, okunan, okunması gereken dualar ve ayetler, nazar değmesi, nazarlık, göz değmesi, ayetel kürsi, felak, nas, sure, ayet, dua. 

Continue Reading

Gizli İlimler

Türk Burçları Ve Özellikleri

Orta Asya’daki atalarımızın burç sistemi, günümüzde yaygın olan ve daha çok Eski Yunan sistemine göre düzenlenmiş olan burç sisteminden oldukça farklıydı.

Published

on

By

Türk Burçları ve Türk Burçlarının Özellikleri

Orta Asya’daki atalarımızın burç sistemi, günümüzde yaygın olan ve daha çok Eski Yunan sistemine göre düzenlenmiş olan burç sisteminden oldukça farklıydı. 20 yıllık bir çalışma sonucu ortaya çıkan araştırmaya göre eski Türklerde burç sayısı 12 değil, 36 olarak belirlenmiştir. Eski Türk geleneklerine göre burcunuzun ne olduğunu ve özelliklerini öğrenmek ister misiniz?

36 Burçlu Türk Astrolojisine Göre Burçlar ve Özellikleri

TORUK (21 – 31 Mart): İdare sahibi, lider, kolay kolay pes etmeyen…

HIMMIY (1 – 10 Nisan): İdealist, romantik, yaratıcı, cömert…

HUTTUS (11 – 20 Nisan): Adaletli, kıskanç, çabuk sahiplenen, hazırcevap…

HUNTA (21 – 30 Nisan): İnatçı, yaratıcı, çalışkan, egoist…

ÇOLPANCI (1 – 10 Mayıs): Duygu tutsağı, önsezileri güçlü, çocuk ruhlu, sadık…

KÖLKÖL (11 – 21 Mayıs): Enerji dolu, aşkta şahane, önder, kahraman…

ÇAMAY (22 – 31 Mayıs): Fantezisi zengin, fikir önderi, sakin, gizli lider…

KÜYLÜ (1 – 10 Haziran): Gururlu, kaderci, ihaneti kabul etmez, sadık…

KUŞMUŞ (11 – 21 Haziran): Gösterişçi, eleştirel, mistisizme meraklı, hisleri kuvvetli…

SEZGEK (22 – 30 Haziran): Mızmız, içine kapanık, intikamcı, aşka düşkün…

KUŞDUGER (1 – 11 Temmuz): Çocuk ruhlu, dengesiz, kararsız, platonik…

GONDARAY (12 – 22 Temmuz): Geçmişe özlem duyan, siyaseti seven, fanatik, kararlı…

ÖTGÜR (23 – 31 Temmuz): Zeki, çekici, uyumlu, yüzeysel…

KÜSÜMMÜ (1 – 12 Ağustos): İyi arkadaş, önderliği seven, konuşkan, sahiplenen…

KÜNLÜ (13 – 23 Ağustos): Hassas, gururlu, havai, yalnızlıktan hoşlanan…

SINÇIMA (24 Ağustos – 1 Eylül): Sanat ve edebiyata yetenekli, becerikli, lükse düşkün…

ATÇAK (2 – 13 Eylül): Depresyona yatkın, iradeli, gururlu, hassas, gelenekçi…

KILLI (14 – 23 Eylül): Otoriter, sabit fikirli, zeki, yazarlığa yatkın…

CANAKKI (24 Eylül – 3 Ekim): Nazik, hassas, sorumluluk sahibi, kompleksli, gösterişçi…

BAN (4 – 12 Ekim): Enerjik, hümanist, aşkta utangaç, temkinli…

CEMİŞ (13 – 23 Ekim): Ahlaklı, filozof, iyi eş, kuşkucu…

BATIK (24 Ekim – 1 Kasım): Özgürlüğüne düşkün, diktatör, gaddar, güçlü…

HIRTLI (2 – 12 Kasım): Savaşçı, spora düşkün, dikkatli, hırslı…

TUTAMIŞ (13 – 22 Kasım): Çapkın, fedakâr, alaycı, muzip…

USLU (23 Kasım – 2 Aralık): Objektif, ilme meraklı, suskun, ihtiraslı…

KUTAS (3 – 12 Aralık): Yetenekli, dengesiz, mistik, anlaşılmaz.

TUSANAK (13 – 21 Aralık): Güçlü, şanslı, emir vermeyi seven, soğukkanlı…

TUTAR (22 Aralık – 1 Ocak): Her şeyi kolay kolay beğenmeyen, sezgileri güçlü, kaprisli, enerjik…

BEÇEL (2 – 12 Ocak): Kızgın, intikamcı, şanslı, dik başlı…

PIRSIUAY (13 – 20 Ocak): Tartışmayı seven, sadık, özgür düşünceli, maddiyatçı…

BALAUZ (21 Ocak – 1 Şubat): Bencil, deha, önder, müzik ve dansa yetenekli…

CANTAY (2 – 10 Şubat): Estetiğe meraklı, titiz, farklılıkları seven, azla yetinen…

ERGÜR (11 – 18 Şubat): Önder, ufku açık, sabırlı, irade sahibi…

SÖNEGEY (18 – 28 (29) Şubat): Şair, sanatçı, aşk hayatı hareketli, kafa dengi…

CANNAN (1 – 9 Mart): Zarif, hüzünlü, fazla alıngan, hayalperest…

ŞATIK (10 – 20 Mart): Huzursuz, sanatçı, depresyona yatkın, yaratıcı…

Anahtar Kelimeler: astroloji, burç, orta asya, özellikleri, türk, türklerde burç.

Continue Reading

Gizli İlimler

Ümmü Sıbyan / Sübyan Nedir – Belirtileri Zararları Korunma Duası

Ümmü Sübyan / Ümmü Sıbyan Nedir: İnsan soyuna düşmanlığı ile bilinen dişi bir şeytandır. İnsan soyuna zarar vermek için yemin etmiştir ve hep bu amaca ulaşmak için mücadele eder. Musallat olduğu kişilerin Ümmü Sübyan muskası / duası taşıması gerektiği rivayet edilir.

Published

on

By

Ümmü Sıbyan / Sübyan Nedir - Belirtileri Zararları Korunma Duası

Ümmü Sübyan / Ümmü Sıbyan Nedir: İnsan soyuna düşmanlığı ile bilinen dişi bir şeytandır. İnsan soyuna zarar vermek için yemin etmiştir ve hep bu amaca ulaşmak için mücadele eder. Musallat olduğu kişilerin Ümmü Sübyan muskası / duası taşıması gerektiği rivayet edilir.

Ümmü Sübyan, Arapça’da “Çocukların anası” anlamına gelir. Türkçe’deki ismi ise Alkarısı’dır. Hrıstiyan ve Musevi kaynaklarında Lilith olarak bilinir. Lilith’in; Hz. Eyüp’e eziyet etmek için çocuklarını öldüren iblis olduğu da rivayet edilir. Türk mitolojisindeki lohusa kadınları ve bunların bebeklerini boğarak öldüren Albastı / Albız iblisi ile Ümmü Sübyan aynı varlıktır. İnanışlardaki nüanslar ve muhtelif toplumlardaki isimleri farklı farklı olsa da bahsi geçen şey Ümmü Sübyan’dır.

Ümmü Sıbyan, Sübyan Nedir, Belirtileri Zararları, Korunma Duası, Albastı, Alkarısı, Anne, Arapça, Bebek, Çocuk, Musallat, Muska
Ümmü Sıbyan / Sübyan Nedir – Belirtileri Zararları Korunma Duası

Ümmü Sıbyan / Sübyan Zararları

Ümmü Sübyan, bebeği mümkün olursa doğmadan önce olmazsa doğduktan sonra telef etmeye çalışır.

Hamile kadınlara ve karnındaki bebeğe, yeni doğmuş bebeklere ve anneye musallat olur. Bunların yanı sıra ihtiyar erkek ve kadınlara da musallat olur ve hastalanmalarına yol açar. Musallat olduğu bebekler üzerinde hamilelikte düşük, doğumdan sonra havale, sebepsiz görünen aşırı ağlamalar, gece sıçrayarak uyanmalar ya da hiç uyuyamama, özürlü doğum, hastalıklı doğum, cam kemik hastalığı, dawn sendromu, otizm, vücutta gelişim bozukluğu gibi hastalık ve rahatsızlıklara yol açar. En hafif zararı ise çocuklarda hiperaktiflik ve hayat boyu musallattır.

Ümmü Sübyan, bebeği mümkün olursa doğmadan önce olmazsa doğduktan sonra telef etmeye çalışır. Ümmü Sübyan’a maruz kalan anne adayı sürekli düşükle karşılaşır ya hiç doğum olmaz ya da doğum gerçekleşti ise doğan çocuk, yukarda sayılan hastalıklarla yaşamaya mecbur olup pasif birer birey olarak yaşamaya mahkum kalırlar. Ayrıca çoğunlukla doğurganlık ve üreme yeteceğinden de mahrum kalırlar. Düşük esnasında bazı durumlarda bebekle birlikte anne anne adayının da hayatı tehlikeye girer ve bazı durumlarda anne hayatını kaybeder.

Ümmü Sıbyan Atakları

Sistematik olarak 1 yaş, 3 yaş, 5 yaş, 7 yaş ve 11 yaşlarında havale, bayılma, çeşitli ve şiddetli hastalıklar, kazalar ve ölüm tehlikeleri atlatırlar.

Çocuk ana rahminde telef olmadı ise doğumu takip eden süreç hep sıkıntılı geçer. Çocukta ve annede sürekli nükseden hastalıklar, gece korkmaları, musallat durumları, sürekli ve sebepsiz; hiç durmayan ağlamalar başlar. Ümmü Sübyan’ın musallat olduğu çocuklar; sistematik olarak 1 yaş, 3 yaş, 5 yaş, 7 yaş ve 11 yaşlarında havale, bayılma, çeşitli ve şiddetli hastalıklar, kazalar ve ölüm tehlikeleri atlatırlar. Bu; yaş aralıklı ataklar, doğum günü tarihine art-eksi bir ay gibi dönemlere denk gelebilir ve genelde bu şekilde olur. 

Ümmü Sıbyan, yukarıda sayılan yaş dönümlerinde çocuğun ölümüne sebep omaya çalışır. Bu süreçte çocuk ölmeden 11 yaşını bitirebilirse eğer tekrar Ümmü Sübyan’a bağlı ölüm tehlikesi atlatmaz. Bununla beraber ömür boyu musallatlı kalır. Bu bireyler genelde evlenemez ve üreyemez. Çoğunluğu ise ergenlik döneminden sonra tedaviyi kabul etmez. Çok nadir olarak güçlü bir kişiliğe sahip olanlar ya da manevi destek görenler, sağlam bir manevi eğitim alanlar, bu yaştan sonra nadiren tedaviyi kabullenir. 

Ümmü Sübyan’dan Korunma

Anne adayı eğer bir kere Ümmü Sübyan’a maruz kaldı ise gelecek tüm hamileliklerde ve doğumlarda da aynı etkiye direkt olarak maruz kalır

Ümmü Sübyan tespiti yapılan bir çocuğun ve annenin mümkünse hiç vakit kaybetmeksizin daha hamilelik sırasında ya da doğum doğum sonrası tespit ise hemen akabinde korunması için gereken önlemler ivedilikle alınmalıdır. Bu şekilde şiddetli tesirlere maruz kalmadan en hafif şekilde kurtulmuş olunur.

Ümmü Sübyan’ın anne üzerindeki etkisi ise bebekle yaklaşık orantılıdır ancak çoğunlukla daha hafiftir. Anne adayı eğer bir kere Ümmü Sübyan’a maruz kaldı ise gelecek tüm hamileliklerde ve doğumlarda da aynı etkiye direkt olarak maruz kalır. Aynı sıkıntılar aynen ya da artarak devam eder. Doğacak tüm çocukları en hafif etki olarak musallatlı doğar. Gerekli önlemler alınmaz ve bu çocuklar da evlenip, bir şekilde doğum yapma ya da hamile kalma şansını yakalarlarsa bunların nesli de aynı etkilere maruz kalır. Buna maruz kalan annede musallata ve ilerde tedavisi mümkün olmayacak hastalıklara yol açar.

Ümmü Sübyan Nasıl Musallat Olur 

Hamile kadınla ile yahut bebekle göz göze geldiğinde mim bırakıp gider. Sadece gözünün içine bakar ve o an musallatı başlar.

Ümmü Sübyan, yukarıda da ifade edildiği gibi dişi bir şeytandır. İnsanlara genelde; yaşlı, kötü giyimli ve çirkin bir kadın kılığında görünür. Hamile kadınla ile yahut bebekle göz göze geldiğinde mim bırakıp gider. Sadece gözünün içine bakar ve o an musallatı başlar. Bunun haricinde çeşitli hayvan şekillerinde ve nadiren böcek şeklinde de gelebilir. Ama her şekilde göz göze gelme şeklinde hastalık başlar. Yani Ümmü Sübyan bakışları ile tesir eder.

Ümmü Sübyan’ın İhtiyarlara Etkisi

Yaşlılardaki etkisi ise aklını kaybetme, görünmeyen kişilerle konuşma yahut ani ve sebepsiz gelişen, teşhisi konulamayan veya zor ve geç konulan hastalıklardır.

Ümmü Sübyan, anne ve bebek dışında çoğunlukla 6o yaş üstü insanlara da musallat olur. Bu kişilere genellikle; mezarlıklarda, izbe, pis yerlerde, ıssız ortamlarda musallat olur. Musallat şekli ise hamile ve bebeklerdeki ile aynıdır yani göz göze gelme… Yaşlılardaki etkisi ise aklını kaybetme, görünmeyen kişilerle konuşma yahut ani ve sebepsiz gelişen, teşhisi konulamayan veya zor ve geç konulan hastalıklardır. Bu sebeple 60 yaş üstü erkek ve kadınların izbe, ıssız, pis yerlere uğramamaları ya da mecbur kaldıkları durumda ise Besmele ile yahut korunma duaları okuyarak oralardan geçmeleri gerekir. Mümkünse bu gibi yerlere yalnız gitmemeleri tavsiye edilir.

Ömür Boyu Koruma Şart

Bir kişide büyü varsa ve büyü çözüldükten ve kalan tesirleri silindikten sonra eğer bu kişiye tekrar büyü yapılmıyorsa koruma taşıması şart değildir. Ancak Ümmü Sübyan böyle değildir.

Ümmü Sübyan’a maruz kalan kişilerin ömür boyu koruma taşımaları şarttır. Buna maruz kalan kalan kişilere mutlaka ikili çalışma yapılmalıdır. Sadece bebeğe yapmakla iş bitmez aynı şekilde anneye de koruma yapılmalıdır. Anne de doğacak olan bebek de ömür boyu söz konusu korumaları taşımalıdır. Yaşlı bireylerde ise tek seferlik bir uygulama yeterli olur çoğunlukla.

Bir kişide büyü varsa ve büyü çözüldükten ve kalan tesirleri silindikten sonra eğer bu kişiye tekrar büyü yapılmıyorsa koruma taşıması şart değildir. Ancak Ümmü Sübyan böyle değildir. Uygulayıcı, musallatı alsa dahi bir müddet sonra yerine yenisi mutlaka gelir. Ümmü Sübyan, tesir ettiği kişlere kendi şeytan çocuklarından birini ya da birkaçını musallat olarak bırakıp gider. Yani bunlardan kurtulunsa bile yerlerine mutlaka yenileri gelecektir. Bu sebeple Ümmü Sübyan musallatı olanların ömür boyu koruma taşıması şarttır.

Ümmü Sübyan Neden Musallat Olur 

Parlak insanların ve ilmi olarak soylu kişilerin de çocukları, torunları bu tehlikeye ortalama insanlardan daha fazla açıktır.

Ümmü Sübyan’a maruz kalmanın kesin olarak bilinen bir sebebi yoktur. Tabiri caizse tamaman şansa kalmış bir durumdur. Ancak Ümmü Sıbyan musallatına maruz kalma ihtimalini yükselten bazı faktörler de vardır. Bunların ilki; çocuk sahibi olacak anne ya da babaya büyü yapılmış olmasıdır.

Parlak insanların ve ilmi olarak soylu kişilerin de çocukları, torunları bu tehlikeye ortalama insanlardan daha fazla açıktır. Çünkü gelecek olan bebek mutlaka atasının izinden gidecek ya bir maneviyat büyüğü olup insanlara faydalı olacak ya da belki bir önder belki bir bilim adamı olup insanlığı geliştirecektir. İşte bu sebeple Ümmü Sübyan bunu engellemeye çalışır. Çünkü insanlığın önüne koyacağı her engel onun amacına hizmet eder.

Ümmü Sübyan’dan Korunma

Lohusa kadın akşamları evde yalnız bırakılmaz. Yine akşamları; çamaşır ipinde çocuk bezi bırakılmaz. Çünkü bunları gören Lilith’in o evde çocuk olduğunu anlamasından korkulur.

Tüm bunlara karşın Ümmü Sıbyan, korunması mümkün olan bir musallat çeşididir. Ümmü Sıbyan korumasını uygulayan ve musallatı def eden kişinin bu gibi işlerde ehil olması şarttır. Aksi halde bununla baş edemez. Korunma mutlaka anne ve çocuğa birlikte yapılmalıdır.

Günümüzde bazı Museviler arasında bir adet olarak, lohusa kadın akşamları evde yalnız bırakılmaz. Yine akşamları; çamaşır ipinde çocuk bezi bırakılmaz. Çünkü bunları gören Lilith’in o evde çocuk olduğunu anlamasından korkulur.

Ümmü Sıbyan Duası

Bir hadisi şeriflerinde Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “Cinsel ilişkiye başlarken ‘Bismillahi’l Azîm. Allahümme cennibne’ş-şeytane ve cennbi’ş-şeytane mâ-razektenâ’ derseniz çocuğunuza cinler ve şeytanlar zarar veremez.” buyurmuşlardır.

Ümmü Sıbyan’dan korunma ve kurtulmak için yapılması gerekenlerden bazıları şunlardır: Yeni doğan çocuğun sağ kulağına ezan, sol kulağına kamet okunursa ona Ümmü Sıbyan denen cin dokunamaz. Cinlerin bazen insanlara vesvese vermek gibi küçük zararlarının dokunması mümkündür ama bunun çaresi temiz olmak, banyo ve tuvalet edebine riayet etmek ve her meşru işe Besmele ile başlamaktır. Bunlara uyulduktan sonra cin denen varlıkların insanlara zarar verebilmeleri söz konusu olamaz ve onlar sanıldığı kadar da güçlü varlıklar değildir. 

Bir hadisi şeriflerinde Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “Cinsel ilişkiye başlarken ‘Bismillahi’l Azîm. Allahümme cennibne’ş-şeytane ve cennbi’ş-şeytane mâ-razektenâ’ derseniz çocuğunuza cinler ve şeytanlar zarar veremez.” buyurmuşlardır. Anlamı şudur “Yüce Allah’ın adıyla. Allah’ım! Bizi Şeytan’dan, Şeytan’ı da bize vereceğinden uzaklaştır.” Bu duanın illa Arapça’sını okumak şart değildir. Türkçe de okunabilir.

Eskiden tıp ilmi yeterince gelişmemiş olduğundan, çocuklarda meydana gelen bazı psikolojik veya bir kısım biyolojik rahatsızlıklar da sıklıkla Ümmü Sübyan musallatı olarak değerlendirilebiliyordu. 

Ancak günümüzde; hangi şekilde olursa olsun çocuk rahatsızlığında, önce mutlaka bir çocuk doktoruna ve tıp uzmanına göstermek gerekir. Hatta belki daha sonra bir psikiyatriste de götürmek faydalı olabilir. Çünkü, diğer metotlarda çok sık su-i istimaller, muhtelif dolandırıcılık ve sahtekarlıkların yapıldığı vakidir. Bu tarz teşhislerin büyük çoğunluğu tecrübeler göstermiştir ki yanlıştır. Örneğin çocuğun kusması, ağzından salya akması, bu hastalığın belirtisi olarak kabul edilmektedir. Modern tıpta, bu gibi belirtile çok daha farklı ve mantıklı şekillerde izah ve tedavi edilebilmektedir. 

Ümmü Sıbyan Duası Arapçası ve Okunuşu

Bismillâhirrahmânirrahıym. Allâhü lâ ilâhe İllâ hüvelhayyül kayyûm* Bismillâhi ve billâhi ve minellâhi ve ilellâhi ve lâ ğâlibe illellâhü ve lâ yefûtühû hâribün ve hüvel hayyül kayyûm* Ve üıyzü men aleka aleyhi hâzel kitâbellezî lâ ilâhe illâ hüve âlimül ğaybi veş şehâdeti hüver rahmânür rahıymü ve üıyzühû bi kelimâtillâhit tâmmeti ve bi esmâihil âmmeti min şerris sâmmeti vel hâmmeti vel aynil lâmmeti ve min şerribni katrate ve mâ velede ve min şerrinneffâsâti fil ukadi ve min şerri hâsidin izâ hasede ve eûzü billâhi rabbil âlemîne rabbil melâiketi ver rûhi rabbil arşillezî lâ tehavverul aynülletî lâ tenâmü vel hayyüllezî lâ yüdâmü vel kayyûmüllezî lâ yudâmü ver rûhullezî yuğlebü ve üıyzü bi rabbi cebrâîle ve mîkâîle ve isrâfîle ve sarfeyâîle ve rabbil melâiketillezîne li rabbil âlemîne ve bilismaillezistenâratbihişşemsü ve edâe bihil kameru ve bil ismillezî hüve mektûbün tahtelarşi ve bil ismillezî nezele bihî cebrâîlü ve mikâîlü ve isrâfîlü ve azrâîlü alâ muhammedin hâtemin nebiyyîne yevmel isneyni ve bil ismillezî  hulikabihil melâiketü ve esbete bihî akdâme hameleti arşihî alel ve bil esmaîl mektûbetialâ kalbiş şemsi ve üıyzühû billâhi ve bir rahmâni ve bi kêf hâ yâ ayn sâd ve tâ hâ ve yâ sîn vel kur’ânil hakîmi hâ mîm ayn sîn kâf ve üıyzühû bismillâhil mahzûnil meknûnil mübârakit tâhiri vel mütahhiril kuddûsil mukaddisi nûrun alâ nûrin fevka külli nûrin ve bil ismillezî edâet bihî küllü tal’atin ve küsirat bihî kavmü külli şeytânin ve emine bihî küllü hâifin ve bilismillezî yemşî bihî alel mâi kemâ yemşî alel erdıl yâbiseti ve bilismillezî Semmâ bihî nefsehû vestevâ bihî alâ arşihî vestekarra alâ kürsiyyihî ve bil ismillezî ekâme bihî semâvâtihî ve erdıhî ve cennetihî ve nârihî bihî sebete halkuhû ve üıyzühû bil ismillezî fürrika bihil bahru li mûsâ ve benî isrâîle ve uğrika fir’avnü ve cünûdühû ecmeıyne ve bil ismillezî meşâbihî ıysebnü meryeme alel bahri felem tebtelle kademâhü ve bil ismillezî ve bil ismillezî hüve mektûbün alâ verakız zeytûni ve üıyzühû bil kâini evvelen kable külli şey’in vel bâkıy âhıran ba’de külli şey’in vehüvellâhü lâ ilâhe illâ hüve vel halku lehû evvelen ve âhıran feseyek fike hümüllâhü ve hüves semîul alîmü ve üıyzühû bismillâhil kerîmil celîli ve bilismillezî veda’tehû alel erdı festekarrat ve alel cibâli feraset ve alen nehâri fe enârave alel leyli fe azleme ve bil ismillezî netaka bihî ıysebnü meryeme rûhal kudüsi iz kâne fil mehdi sabiyyen ve bilismillezî ebrae bihil merdâ ve ahyâ bihil mevtâ ve üıyzühû billâhil kerîmi ve mülkihil ve bi esmâihil husnelletî lâ yücâvizühünne berrun velâ fâcirun velâ yükarru bihî bismillâhi cebbârun anîdün velâ şeytânün merîdün velâ ehadün minel cinni ve üıyzühû bi ilâhi isrâîle vel halîli ibrâhîme vel kelîmi mûsâ vel mustafâ muhammedin sallellâhü aleyhi ve selleme ve üıyzühüsteâze bihî âdemü ve şîtü ve hâbîlü ve idrîsü ve nûhun ve lûtun ve ibrâhîmü ve ismâiylü ve ishâku ve ya’kûbu vel esbâtu ve mûsâ ve hârûnü ve dâvûdü ve süleymânü ve ıysâ ve zekeriyyâ ve yahyâ ve hûdün ve şüaybün ve sâlihun ve ilyâsü velyeseu ve eyyûbü ve yûsüfü ve yûnüsü ve ımrânü ve zül karneyni ve zül kifli ve zün nûni ve tâlûtü ve danyâlü ve uzeyrun ve muhammedün sallellâhü aleyhi ve selleme ve üıyzühû bi vecihillâhillezî lâ ilâhe illâ hüvel bâkıy ba’de fenâi külli şey’in ve kudratühû ve sültânühüllezî alâ fe kahera külle şey’in min külli şeytânin ve şeytânetin ve cinniyyin ve cinniyyetin ve insiyyin ve insiyyetin ve ğûlin ve ğûletin ve min şerri külli aynin bâğıyetin ve nâzıratin hâsidetin ev hâtıetin ve üzünin sâmiatin ve elsünin nâtıkatin ev sâmmetin ve eydin bâtışetin ev bâsitatin  ve akdâmin mâşiyetin ve kulûbin vâıyetin ve sudûrin  hâdimetin ve üıyzühû min külli dâhilin ev hâricin ev ğâdin ev râihın ve min şerri sâkinir rîhı ve külli a’cemiyyin ev merîdın ev sahıyhın ev yakzânin ev nâimin ve min şerri cünûdi iblîse ve min şerri a’yünihim ve min şerri men ya’melü hatıy’eten ev yüvelleu bihâ ve min şerri mâ yadmerud damîru ve ten’akıdü aleyhil ukûdü ve min şerri men yeskünül kubûra vel cibâle vel bihâra vel kühûfe vel hıyâda vel ahribrtr vel ımrâne ve min şerri men yeskünüz zulümâti ve yesîru bil leyli ven nehâri ve min şerri men yekûnül vühûşü vet tuyûru ve men yekûnü fil erhâmi vel ecsâdi vel âkâmi ve minşerri men yeğûdu fis sudûri ev yesterikus sem’u bismillâhi lâ ilâhe illâ hüvel kerîmülekramül kebîrul ekberul azîzül eazzül celîlül ecelül azıymül a’zamül mektûbü fî sürâdikı arşihî lâ ilâhe illellâhü vahdehû lâ şerîke lehû ve üıyzühû billâhillezistafâ mûsâ ve a’tâhüt tevrâte ve kellemehû bi tûri sînâe ve men aleyhi bi hârûne ehıyhi ve bimâ neccâ bihî ibrâhîme min nârin nemrûdil cebbâri ve bimâ en’ame bihî alâ ya’kûbe ve azemtü aleyküm eyyetühelervâhul müraddetül âsıyetül muhâlifetü minel cinni vel insi vesseharati vel mütâbiı ve ümmissıbyâni vel cinniyyi bi azâimillâhillezî lâ ilâhe illâ hüvel ğılâzuş şidâdülletî lâ yücâvizühünne ehadün minel ıbâdi ve a’zimü aleyküm billezî azeme bihî süleymânübnü dâvûde ve bil ismillezî sehhara bihiş şeyâtıyne li süleymâne ya’melûne beyne yedeyhi ve bi azîmetihilletî lâ türâmü ve batşihillezî lâ yütâku ve kuvvetihilletî lâ tuğlebü illâ mâ tebâadtüm ve tecenneytüm an men alleka aleyhi hâzel kitâbe ev şerra bihî evığtesele bihî vasrifû anhü be’seküm ve şerraküm ve nâra ecsâmiküm ve timsîle suveriküm lâ ye’tûnehû min beyni yedeyhi velâ min halfihî tenzîlün min hakîmin hamîdin billâhi hâtemnâ ve bi kitâbillâhillezî uhkimet âyâtühû sümme füssılet min ledün hakîmin habîrin ve billâhisteaznâ ve eaznâ lâ yağlibüllâhe ğâlibün velâ yefûtühû hâribün Allâhü ğâlibü külli şey’in fein tevelleytüm feinne sâhıbe kitâbî hâzâ hasbühû Allâhüllezî lâ ilâhe illâ hüve aleyhi tevekkeltü ve hüve rabbül arşil azıymi beleğat huccetüllâhi ve zahera sültânüllâhi ve fürrika a’dâüllâhi ve bekıye vechüllâhi ve eveytü yâ hâmile kitâbillezî hedânî civârallâhi ve hırzellâhi ve kenefellâhi fe innehû alâ külli şey’in kadîrun ve innellâhe kad ehâta bi külli şey’in ılmen ve ahsâ külle şey’in adeden ve enfede külle şey’in mudırran ıhtetemtü hâzet ta’vîze bi hâtemi süleymânebni dâvûde ve hâtemi muhammedin sallellâhü aleyhi ve selleme eşhedü en lâ ilâhe illellâhü ve eşhedü enne muhammeden rasûlüllâhi innehû lâ ilâhe illâ hüve vel melâiketü ve ülül ılmi kâimen bil kıstı lâ ilâhe illâ hüvel azîzül hakîm* 

Bu dua okunduktan sonra: Allâhü ekber (4 kere) Eşhedü en lâ ilâhe illellâh (2 kere) Eşhedü enne muhammeden rasûlillâh (2 kere) Hayye ales salah (2 kere) Hayye alel felâh (2 kere) Allâhü ekber (2 kere) Lâ ilâhe illellâhü ve sallellâhü alâ muhammedin rasûlillâhi hakkan hakkan Allahü ekberu ve eazzü ve ecellü ve a’zamü mimmâ ehâfü ve ahzeru ve sallellâhü alâ seyyidinâ muhammedin ve alâ âlihî ve âli beytihî ve selleme teslîmen kesîran dâimen ilâ yevmid dîni vel hamdü lillâhi rabbil âlemîn.

Ümmü Sübyan Nedir – YouTube
21 Tem 2013 Ümmü Sübyan Nedir. TVEhliSunnet. Loading… Unsubscribe from TVEhliSunnet? Cancel Unsubscribe. Working… SubscribeSubscribed …

Continue Reading
Advertisement

Facebook Sayfamızı Takip Edin

Advertisement
Advertisement

Popüler