Connect with us
mehdi mehdi

Paranormal Şahsiyetler

Mehdi Kimdir Ne Zaman Gelecek

İslam’da Mehdi İnancı, Diğer Dinlerde Ahir Zaman ve Mehdi, Mehdi Ne Zaman Gelecek ve Ne Kadar Hüküm Sürecek, Mehdi Kimin Soyundan Gelecek, Mehdi’nin Doğumu, Mehdi’nin Özellikleri, Mehdi Nerede Yaşayacak, Mehdi Neler Yapacak, Mehdi’den Sonra Neler Olacak, İslam İnancında Mehdi…

Published

on

Mehdi, dünyanın son zamanlarında ortaya çıkıp doğru inancı ve adaleti yeryüzüne hakim kılacağına inanılan kurtarıcıdır.  İleride gelecek bir kurtarıcı (Mesih, mehdi) inancı büyük dinlerde olduğu gibi ilkel dinlerde de görülmekte, bu inanç bir bakıma tarihte ve günümüzde bazı dini-siyasi hareketlerin güç kaynağını oluşturmaktadır.

Bütün Dinlerin Ortak Bekleyişi: Mehdi

Kavramın içeriğindeki ahir zaman, hükümdarlık, dini yenileme, kurtarıcılık gibi ana özellikleri değişmemekle birlikte içinde bulunduğu dinin karakterine göre ayrıntılarda farklılıklar görülmekte, bu kavramı ifade eden kelimeler de dinlere ve kültürlere göre değişmektedir. Mesela Avrupalı araştırmacılar, Yeni Gine ve çevresindeki halklarda görülen mehdilik hareketleri için Kargo Kültü, Kuzey Amerika yerlileri için Ghostdanc tabirini kullanmışlardır. Eski Amerika yerlilerinden Aztekler mehdilerine Quetzalcoatl, Eski Mısırlılar Ameni demişlerdi. Kavram için Hinduizm Kalki, Budizm Maytreya (Maitreya, Mettaya), Mecusilik Saoşyant, Yahudi ve Hıristiyanlar Mesih kelimesini kullanırlar. Mehdi, farklı kültür ve dinlere göre dünya tarihinin sonunda (ahir zaman) Tanrı tarafından yeryüzüne gönderilecek ve yeryüzünü hakimiyetine alacak bir hükümdar, insanlara doğru yolu gösterecek bir peygamber, dini bir lider veya Hinduizm’de olduğu gibi bir tanrıdır.

Mehdi İnancının Doğuş ve Gelişimi

İslam Öncesi Din ve İnançlarda. Mehdi kavramının kökleri ve gelişmesi konusunda Batılı araştırmacılar iki görüş ortaya koyarlar. Bunlardan birincisi Mehdi inancının Sümerlerde doğduğu, Babilliler’de ve Mısırlılar’da geliştiği ve bu iki kanaldan dünyaya yayıldığı düşüncesidir ki ilk örnekleri Kral I. Sargon’da (m.ö. 2350 yılları) ve Hammurabi’de (m.ö. 1728-1686) görülmektedir. İkinci görüş Mehdi inancının her dinin kendi içinde, kendi tarihi, psikolojik ve sosyolojik şartlarına göre doğup geliştiğidir. Mesela Hinduizm’de Mehdiliğin menşei Tanrı Vişnu’nun Kalki ismiyle müstakbel avatarasına ve Hint zaman tasavvuruna dayanırken İslamiyet’te Hulefa-yi Raşidin devrinin arkasından başlayan iç savaşların tarihi, siyasi ve psikolojik tezahürleri buna sebep olmuştur.

Neden Her Dinde Bir Mehdi İnanışı Var

Dinlerin çoğunda insanlığın maddi ve manevi sıkıntılarını sona erdirecek, içtimai ve dini hayatı ideal olgunluğa ulaştıracak bir otoritenin geleceği inancı vardır. Geleceği beklenen ideal zamanın vakti ve süresi her dinde merak konusu olmuştur. Genelde bu süreç dünya hayatının sonlarına doğru öngörülmüştür. Mevcut durumda ideal mutluluğu bulamadıklarına inanan insanlar kendi dönemlerini güz mevsiminin son zamanlarıyla karşılaştırırlar ve hayatın daha da kötüye gideceğinden endişe ederler. Ancak mevsimlerin birbirini takibi, gece ve gündüzün periyodik akışı gibi sosyal bozulmaların da kışı sayılan karanlık devri bir aydınlık baharın ve yazın yahut karanlık bir geceyi aydınlık gündüzün takip edeceği düşünülmüştür. Karanlık süreç tabii, içtimai ve dini hayattaki bozulmalar olarak tasvir edilir.

Eski Mısır İnançlarında Ahir Zaman ve Mehdi

Mesela Eski Mısırlılar’a göre Nil nehri ve göller kuruyacak, içindeki balıklar ve etrafındaki kuşlarla beraber kaybolacaktır. Güneş kendini insanlardan uzaklaştıracak, günde yalnız bir saat görünecek ve öğle vaktinin olduğunu kimse farketmeyecektir. Sosyal felaketler de yoğunlaşacak, ülkeyi bedeviler ve yabancılar istila edecek, ülkeye karmaşa hakim olacaktır.

Hinduizm’de Ahir Zaman ve Mehdi

Hinduizm’e göre ülke barbarlar tarafından istila edilecek, dinin inanç öğretisi yok olacak, barbar hükümdarlar halkı soymaktan başka bir şey düşünmeyecektir. Halkın kıymetli eşyalarını, karılarını, kızlarını ellerinden alacaklar, asaletin tek şartı zenginlik olacaktır. Aile bağları çözülecek, kimse evlenmek için bakire aramayacak, kadınlar kocalarına sadakat göstermeyecek, çocuklarını henüz ana rahminde iken öldüreceklerdir. Aileye kadın hükmedecek, sayıları erkeklerden çok olacak, hiçbir dul kendini kocası ile beraber yaktırmayacaktır. Tabiatın düzeni de bozulacak, mevsimlerin ahengi kalmayacak, yağmurlar zamanında yağmayacak, nehirler ve dereler kuruyacaktır. Devrin sonuna doğru ağaçlar otlara dönüşecek, insanlar kıtlık korkusuyla yaşayacaktır.

Diğer Dinlerde Ahir Zaman ve Mehdi

Hinduizm’deki bu felaket tasvirlerinin benzeri Mecusilik’te, Yahudilik’te ve diğer dinlerde de vardır. Mehdi devrinin açılış ve başlangıcına bazı olaylar olağan dışı görüntüleriyle katılır. Hindular’ca Mehdinin gelişinde Güneş ve Ay, Tisya ve Jüpiter birbirlerine kavuşacaktır. Mecusiler’e göre güneş otuz gün otuz gece semanın ortasında duracaktır. Hıristiyanlarca isa Mesih’in gelişinde gün ortasında hava kararacak, gün ne geceye ne gündüze benzeyecek, gece de hava kararmayacaktır. Yine o gün beklenmedik bir soğuk, arkasından beklenmedik bir sıcak olacaktır.

Mehdi Ne Zaman Gelecek ve Ne Kadar Hüküm Sürecek

Bu olağan üstü zamanın takvim hesabını yapanlar da vardır. Çeşitli dinlerde yer alan bu hesaplar, inananlarını daima hayal kırıklığına uğratmasına rağmen dar çevrelerde güncelliğini sürdürmektedir. Mesela eski Şia rivayetlerine göre Mehdi on ikinci imamın gaybı ihtiyar edişinden altmış gün, altmış ay veya altmış yıl sonra, Muhyiddin Arabi’ye göre 1284’te, Yehova Şahitleri’ne göre Mesih 1975’te görünecektir. Bu hesaplar diğer dinlerin inananları arasında da yaygındır. Mehdilerin iktidar süreleri Hinduizm, Mecusilik ve Hıristiyanlık’ta biner yıl olarak düşünülürken Budizm’de 84.000 yıla kadar çıkarılmıştır. Bu süreç Yahudilik’te kırk, yetmiş veya dört yüz yıl öngörülür, İslami rivayetlerde ise iki yılla kırk yıl arasında çeşitli sayılar nakledilir.

Mehdi Kimin Soyundan Gelecek

Kimlikleri her dinin kurucusunun özelliğini taşıyan Mehdiler kurucunun soyundan gelir. Saoşyant Zerdüşt’ün, Mesih Davud’un, Mehdi Hz. Muhammed’in soyundan olacaktır. Bunlar ya Sünni Müslümanlarda olduğu gibi müstakbel bir şahsiyettir veya Şii Müslümanların inandığı gibi daha önce yaşamış, vaad edilen dönemin zamanı gelmediği için bekleme süresini insanlardan gizlenerek tamamlamaya çalışan, zamanın olgunlaşmasını bekleyen tarihi şahsiyetlerdir. Nitekim Hz. isa bu süreyi gökte Tanrı’nın sağında oturarak beklemektedir. Tanrı’nın enkarnasyonu (avatara) inancının hakim olduğu Hinduizm’de ise Mehdi Kalki, Tanrı Vişnu’nun avatarası olacak, Kali Yuga’da gelecek, Sambhala şehrinde (Delhi’nin yaklaşık 130 km. doğusunda) Yajnavalkya mezhebine ait bir Brahman ailesinden doğacak, babasının ismi Vişnuyaşas, annesinin ismi Sumati veya Vişnukirti olacaktır. Gençlik çağına geldiğinde önce Seylan Kralı Brhadraha’nın kızı Patmavati ile, ardından Bhallata şehri hükümdarı Şaşidhvaya’nın kızı Rama ile evlenecektir. Patmavati’den Yaya ve Viyaya, Rama’dan Meglamala ve Valakaha isimli oğulları doğacaktır. Maceralarla dolu bin yıllık bir hayattan sonra Himalayalar’da inzivaya çekilecek, oradan da tekrar semaya yükselecektir.

Mehdi’nin Doğumu

Mehdilerin doğumu da peygamberlerin doğumu gibi olağan üstü olaylarla doludur. Quetzalcoatl, Saoşyant ve isa erkeksiz olarak hamile kalan bakire annelerden doğar. Doğan bebeği semavi varlıklar, yüksek şahsiyetler, bilge kişiler ziyarete gelir. Bebekler mucize gösterirler. Mesela Budistler’in inancına göre Ayita Maytreya’nın annesi Brahmavati hamileliğinin onuncu ayında bir çiçek bahçesine gidecek ve orada çiçekli bir ağacın yanında dururken hiç acı duymadan Ayita’dan kurtulacaktır. Ayita annesinin normal rahim yolundan değil karnının sağ tarafından güneşin buluttan çıktığı gibi dünyaya çıkacaktır. Bedeni anne vücudunun kirleriyle kirlenmeyecektir. Saçtığı nur üç alemi aydınlatacak ve hemen yürüyüp yedi adım atacak, ayağını bastığı yerden mücevher lotos çiçekleri fışkıracaktır.

Mehdi’nin Özellikleri

Mehdilerin varlığı da bazan normal insanlarınkinden ayrı, sıfatları olağan üstü olarak tasavvur edilir. Onların tanrısal benliğe sahip olduğuna veya üzerlerinde Tanrı’nın özel rahmetinin bulunduğuna inanılır. Genellikle mensubu oldukları dinin kurucusuna benzerler. Hata yapmazlar, diledikleri zaman mucize gösterirler, eğitimlerinde silah kullanma sanatlarını, mensubu oldukları dinlerin kutsal kitaplarını öğrenirler. Yeni bir meseleyle karşılaştıklarında Tanrı onları vahiy ve ilhamla aydınlatır.

Konfüçyüsçülük’te Mehdi Çin kültürünün özelliklerini taşır. O yüksek bir azizdir, kainattaki her şeyi işitir, görür ve bilir. Geniş kalpli, açık elli, yumuşak huyludur. Semaya göre yaratılmış, hakikati kavramış ve ona nüfuz etmiştir. Gök onun örneğidir. Üstadı hakikattir. İsterse kendini herhangi bir eşyaya dönüştürebilir. Ruhu yeri göğü doldurur, kainatı ihata eder. Onun nereden geldiği, nereye gittiği bilinmez. Öyle büyüktür ki onun dışında hiçbir şey yoktur ve yüksek Tao vahyinin taşıyıcısıdır.

Mecusiler’e göre Saoşyant Tanrı Ahura-Mazda’nın ilk yaratıklarındandır ve ölümsüz kutsallardandır. Manevi yiyeceklerle yaşar. Vücudu güneş gibi parlar. Olağan üstü bir güce sahiptir ve etrafı altı gözle görür.

Yahudiler Mesihin Hz. Davud soyundan geleceğine, meshedilmesi dolayısıyla kutsal bir güce sahip olacağına, Tanrı’nın himayesi sayesinde günah işlemeyeceğine inanırlar. Mesihi diğer insanlardan ayıran özellik onun Tanrı’nın yeryüzündeki vekili olması, Tanrı’nın özel lütfuna sahip bulunmasıdır. Yahudilere göre Mehdi devrinde Kudüs ve çevresi cennet bahçelerine benzeyecek, çöller ormanlara dönüşecek, hayvanların tabiatı değişip vahşilikleri kaybolacak, kurt ve kuzu beraber bulunacak, yılanın ekmeği toz ve toprak olacaktır. Bu tür beklentiler diğer Mehdi telakkilerinde de vardır.

Mehdi Nerede Yaşayacak

Mehdilerin yaşayacakları ve faaliyetlerini gösterecekleri bölgeler mensubu bulundukları dinlerin merkezi yayılma alanlarıdır. Dünyaya hakim olacakları söylenirse de yer isimleri dinlerin bilinen coğrafyalarının dışına çıkmaz. Mesela Eski Mısırlılar’a göre ameni Yukarı Mısır’da Hnhn’da doğacak ve kendisine Memphis’i başşehir seçecek, saltanatı Mısır’da olacaktır. Hindular’a göre Kalki Hindistan’da Sambhala şehrinde doğacak, Sambhala’yı başşehir edinecektir. Mücadelesini Hindistan’a saldıran ülkeler ve milletlere karşı yapacaktır. Yahudilerce Mesih Kudüs’ü başşehir yapacak, hareket alanı Filistin ve çevresi olacaktır.

Mehdi Neler Yapacak

Ülke içinde halkına cennet saadetini tattıracak olan Mehdi ideal bir devlet adamı, sosyal reformcu, dinin kurallarını hayata geçirecek peygamber ve rahip olarak tasavvur edilir. Mesela sömürge altındaki Yeni Gine halkının ve Amerikalı Kızılderililer’in inancına göre gelecekteki kurtarıcı yabancıları ülkeden kovacak, eski dini hayatı geri getirecek bir kahramandır. Hindular’da Kalki dinin zayıflayan öğretisini yenileyecek, kutsal kitap Vedalar’ı zamana göre tefsir edecek ve şeriatı uygulayacak olan insan suretine girmiş bir ilahtır. Yahudilerce Mesih Kudüs’ü putperestlerden temizleyecek, dağılmış İsrailoğulları’nı tekrar toplayacak, diğer din mensuplarını ve dünyayı hakimiyeti altına alacak, Ye’cuc ve Me’cuc ordularını imha edecek, Roma’yı ele geçirecek, Habeşistan’ı, Mısır’ı ve Araplar’ı vergiye bağlayacak, Tevrat’ı Yahudi olmayan milletlere de öğretecek, Süleyman Mabedi’ni tekrar yaptıracak ve dini kanunları uygulayacak bir kraldır.

Mehdi’den Sonra Neler Olacak

Mehdi sonrası devir parlak bir günü takip eden karanlık bir gece gibi düşünülür. Hindulara göre Mehdinin ardından tabiatın ve insanların durumu tekrar kötüye gidecek, insanlar arasında maddi ve manevi hastalık ve kötülükler salgın hale gelecektir. Dönemin sonuna doğru gökte yedi veya on iki güneş doğacak, sıcaklığı bütün insanları öldürecek, nehirleri ve denizleri kurutacak, otları ve ağaçları yakacaktır. Gökten yağmur yerine taş yağacak, bunları kuvvetli bir rüzgarla Samvartaka ateşi (kainatı yakan ateş) takip edecek, yaşaması muhtemel her türlü hayat sahibini yok edecektir. Mesihler kendi dönemlerinin sonuna doğru hakimiyeti Tanrı’ya bırakacaktır. Bu olayları ölenlerin dirilişi ve hesap günü takip edecektir. Müslümanlara göre de Mehdi dönemini sosyal ve tabii felaketler takip edecek, kıyametle dünya hayatı son bulacak, ardından haşir ve hesap günü gelecektir.

İslam İnancında Mehdi

Kuran-ı Kerim’de hidayet kökünden türeyen fiil ve isim kalıbında birçok kelime bulunmakla birlikte Mehdi kelimesi yer almamakta, genelde hidayet kavramı Allah’a, Kuran’a ve Hz. Peygamber’e nisbet edilmekte, ayrıca “insanın hidayeti benimsemesi” anlamında da kullanılmaktadır (M. F. Abdülbakī, el-Mucem, “hdy” md.).

Malik b. Enes, Buhari ve Müslim gibi titiz davranan hadis alimleri Mehdi kelimesinin geçtiği rivayetlere yer vermezken Ahmed b. Hanbel, İbn Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Hakim ve Taberani gibi hadisçiler eserlerinde bu tür rivayetleri nakletmişlerdir. Hz. Peygambere atfedilen ve ravileri güvenilmez bulunan (İbn Haldun, II, 787-789; İsmail Hakkı, sy. 285 [1329], s. 390-391) bazı metinlerde belirtildiğine göre dünyanın ömründen bir gün bile kalsa Allah bu günü uzatıp mutlaka bir Mehdi gönderecektir. Hz. Hasan veya Hz. Hüseyin’in neslinden gelecek olan bu kurtarıcının adı Resul-i Ekrem’in adına, babasının adı da onun babasının adına uygun olacak (Muhammed b. Abdullah) ve zulümle dolu olan dünyayı adaletle dolduracaktır. Beş, yedi veya dokuz yıl hüküm sürüp bütün Müslümanları hakimiyeti altına alacak, iktidarı sona erince de kıyamet kopacaktır (Wensinck, el-Mucem, “hdy” md.). Süyuti, Sünni kaynaklarında nakledilen Mehdi rivayetlerinin kırktan fazla olduğunu söyler (el-Havi, II, 213). İsnaaşeriyye Şiası’na ait kaynaklarda bunlara 200’ü aşkın rivayet eklenir. Bu rivayetlerde daha çok Mehdinin on ikinci imam Muhammed b. Hasan olduğu iddia edilir. Ona Mehdi el-Muntazar da denilir (Necmeddin Ca‘fer b. Muhammed el-Askeri, I, 14-34).

Mehdi nitelemesi ilk defa Hassan b. Sabit’in bir şiirinde Hz. Peygamber’e yönelik olmuş, daha sonra Hulefa-yı Raşidin’in yanı sıra Hüseyin b. Ali ve bazı Emevi halifeleri için de kullanılmıştır. Ancak bu nitelemeler kelimenin sözlük anlamında olup bu kimseleri Allah’ın hak yola eriştirdiğine vurgu yapmayı amaçlamıştır. Mehdi kelimesinin terimleşerek bir inanç konusuna dönüşme süreci oldukça erken dönemde başlamıştır. Tesbit edilebildiğine göre ilk defa Abdullah b. Sebe’ mensupları, Ali b. Ebu Talib’in ölmediğini ve kıyametin kopmasından önce dünyaya dönüp zulümle dolan yeryüzünde adaleti hakim kılacağını ileri sürmüştür (Eş‘ari, s. 15).

Bununla birlikte Mehdi inancının, daha çok Hz. Hüseyin’in Kerbela’da şehid edilmesinin ardından Ka‘b el-Ahbar’ın Yahudilik’ten İslam dinine taşıdığı sanılan rivayetlerin etkisiyle ortaya çıktığını ve hilafetin Ali b. Ebu Talib’in soyundan gelenlere ait bir hak olduğunu savunan gruplar arasında yayıldığını söylemek gerekir. Hüseyin’in şehid edilmesi üzerine Muhtar es-Sekafi ve Keysan’ın öncülüğündeki Keysaniyye’ye bağlı bir grup, Ali b. Ebu Talib’in oğullarından Muhammed b. Hanefiyye’nin Müslümanların gerçek halifesi ve yegane kurtarıcısı olduğunu iddia etmiş, vefatında Medine’deki Cennetülbakī Kabristanı’na defnedildiği halde onun ölmediğini ve Radva dağında yaşadığını, kıyametin kopmasından önce Mehdi olarak geri gelip dünyada adaleti hakim kılacağını ileri sürmüş, böylece Mehdilik ilk defa Keysaniyye tarafından I. (VII.) yüzyılın ikinci yarısında ortaya atılmış ve diğer Şiiler’e intikal ederek Müslümanlar arasında yayılmaya başlamıştır (Abdurrahman Bedevi, II, 71-82; Ali Sami en-Neşşar, II, 56-77).

Şii fırkalarından Navusiyye ise Cafer Sadık’ın vefatından sonra onun ölmediğine ve Mehdi olarak bir gün zuhur edeceğine inanmıştır. Ortaya çıktığı erken devirde Mehdi inancı sadece Şii zümreleri arasında rağbet görmemiş, Emeviler de Süfyani adını verdikleri kendi Mehdilerini icat etmişler ve buna dair hadis uydurmuşlardır. Muhtemelen ilk defa Halid b. Yezid halkı Emeviler’in Mehdisi Süfyani’ye inanmaya çağırmış ve bunu yaymaya çalışmıştır. Emeviler’den sonra iktidara gelen Abbasiler’in yöneticileri de Mehdinin kendilerinden çıkacağına dair hadis uydurup insanları buna inanmaya davet etmişlerdir (Ahmed Muhammed el-Havfi, s. 71-73). Abbasiler bir taraftan kendi Mehdilerinin çıktığını söylerken diğer taraftan ahir zaman Mehdisinin gelecekte zuhur edeceğini de kabul etmişlerdir. Mehdi inancı Hariciler arasında da görülmüş ve onlar Ali b. Mehdi’yi kendi Mehdileri ilan etmişlerdir (Muhsin Abdünnazır, s. 506-507).

Mehdi telakkisi III. (IX.) yüzyıldan itibaren İsnaaşeriyye arasında kökleşmiş ve bu fırkayı diğerlerinden ayıran önemli bir inanç esası haline gelmiştir (Goldziher, s. 191-193). İsnaaşeriyye’nin benimsediği Mehdi inancında, zuhur ettiği anda Ehl-i beyt düşmanlarından intikam alma fikrinin yanı sıra gaybet döneminde bulunduğu ve zuhur edeceği ana kadar taraftarlarına, mazlumlara, düşkünlere ve hastalara yardım ettiği telakkisi de büyük önem taşır (Ca‘fer Sübhani, II, 633-650).

Önce Şiiler, ardından Emeviler ve Abbasiler arasında yayılan Mehdi inancı, III. (IX.) yüzyılda hadislerin toplanıp kayda geçirilmesi ve hadislerin sıhhati konusunda titiz davranmayan muhaddislerce Mehdi rivayetlerinin mecmualara alınmasının ardından Sünniler arasında da benimsenmeye başlanmıştır. Ancak erken devir Sünni literatüründe bu inanca hemen hemen hiç temas edilmemiş, konu daha çok hadisçilerin dahil olduğu Selefiyye’ye ait eserlerde yer almıştır. Geç dönemde oluşan Sünni kelam literatürü ile “fiten ve melahim” türü eserlerde ise Mehdi telakkisinden genellikle kısaca bahsedilmiştir.

Mehdi inancının menşeiyle Müslümanlar arasında ortaya çıkışının sebepleri hakkında ileri sürülen farklı görüşleri şöylece özetlemek mümkündür:

  1. Mehdi telakkisi her toplumda yankı bulan bir sığınma mekanizmasıdır. Sosyal şartların bozulup zulmün arttığı dönemlerde halk bir kurtarıcı beklentisi içine girmiş, daha sonra bu beklenti dini bir inanca bürünerek Mehdi inancı şeklinde ortaya çıkmıştır (M. İbrahim Ebu Salim, s. 1; Ahmed el-Vaili, s. 174-175).
  2. Mehdi anlayışı Yahudilik, Hıristiyanlık ve Maniheizm gibi dinlere ait bir inanç olup Ka‘b el-Ahbar ile Vehb b. Münebbih tarafından Hz. Peygamber’e atfedilen rivayetler yoluyla Müslümanlar arasında yayılmıştır. Mehdi kelimesinin Mesihin Arapça’ya tercüme edilmiş şekli olması bunun kanıtını teşkil etmektedir (Goldziher, s. 193-195; Muhsin Abdünnazır, s. 501).
  3. Mehdilik, iktidar mücadelesinde yenilgiye uğrayan veya mevcut iktidarını güçlü kılmak isteyen siyasi zümreler tarafından ortaya atılmış, önce aşırı Şia (Gāliyye), ardından mutedil Şia ve Sünniler tarafından İslam dinine mal edilmiş siyasi kökenli bir inançtır (Ahmed Emin, III, 241-243). Şii düşüncesinden etkilendiği kabul edilen tasavvuf ehlinin Mehdi inancını benimsemesi bu akidenin Müslümanların çoğunluğu arasında yayılmasına zemin hazırlamıştır (M. İbrahim Ebu Salim, s. 2).
  4. Mehdi inancı İslami bir akide olmakla birlikte yabancı kültürlerden etkilenmiştir. Zira sahih hadis mecmualarında yer alan rivayetlerde Mehdinin çıkacağından bahsedilmiş ve Mehdi tabiri I. (VII.) yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren Müslümanlarca bilinmiştir. Hulefa-yi Raşidin’e Mehdi unvanının verilmesinin yanı sıra Sıffin Savaşı’nda Ali b. Ebu Talib’e Mehdi diye hitap edilmesi ve Muaviye b. Ebu Süfyan taraftarlarınca Osman b. Affan’ın aynı unvanla anılması bunu kanıtlar (Hüseyin Atvan, s. 138-139).

Tarih boyunca sosyal sarsıntılara ve zulme maruz kalan toplumların bir moral kaynağı olarak benimsedikleri anlaşılan kurtarıcı ve Mehdi telakkisi hakkında İslam tarihinde değişik görüşlerin ortaya çıktığı görülmektedir.

  • İsnaaşeriyye Şiası, dünyanın son zamanlarında belli bir sülaleden belli vasıf ve yeteneklere sahip bir Mehdinin geleceğini kabul eder. Tasavvufla teşeyyu‘ arasındaki ilişki sebebiyle olacaktır ki Feridüddin Attar, Muhyiddin İbnü’l-Arabi, Mevlana Celaleddin-i Rumi, Sadreddin-i Konevi ve Abdurrahman Cami gibi mutasavvıflar veya mistik ruhlu kişiler de aynı kanaate sahiptir. Bu anlayışa göre kıyametin kopmasından önce Müslümanları içinde bulundukları kötü durumdan kurtaracak bir Mehdi çıkacaktır, bu da “Sahibüzzaman” olarak da anılan on ikinci imam Muhammed b. Hasan el-Mehdi’dir. Babasının vefatından (260/874) sonra insanlardan gizlenen Muhammed el-Mehdi ölmemiştir. Deccal’in ortaya çıkışının ardından Mekke’de zuhur edip iktidarı ele geçirecek, zalimleri cezalandırıp adaleti hakim kılacak, ilahi emirlere itaat edilmesini sağlayacak ve Müslüman olmayanları öldürecektir (M. Bakır es-Sadr, s. 10; Seyyid Cevad eş-Şahrudi, s. 245-266).
  • İsnaaşeriyye anlayışına göre Kuran’da kırktan fazla surenin 100’den çok ayetinde Muhammed b. Hasan’ın Mehdi olarak geleceğine işaret edilmiş ve Hz. Peygamber’e ulaşan rivayetlerde ilgili ayetlerin bu anlamı içerdiği belirtilmiştir. Bu bağlamda gayba iman eden müttakiler (el-Bakara 2/2-3), yeryüzüne varis olacak salih kullar (el-Enbiya 21/105), Allah hidayete erdirmedikçe hidayete eremeyeceklerini ikrar edenler (el-A‘raf 7/43), Allah’ın getireceği umulan fetih (el-Maide 5/52) vb. ayetlerde zikredilenlerle Mehdi ve onun taraftarları kastedilmiştir (Sadık el-Hüseyni eş-Şirazi, s. 9-12; Kamil Süleyman, s. 93-94, 155, 304-367; Mehdi el-Fetlavi, s. 32-53).
  • Aynı telakki çerçevesinde Hz. Hüseyin’in soyundan gelen on ikinci imamın beklenen Mehdi olduğuna dair birçok rivayet nakledilir. Bu rivayetlerin sayısının 6000 civarında olduğu ve 400 kadarının Sünniler’in muteber saydığı hadis kaynaklarında da yer aldığı ileri sürülür (Necmeddin Ca‘fer b. Muhammed el-Askeri, I, 14-124; M. Bakır es-Sadr, s. 63-64). Mehdinin zuhurunu kabul edenlere göre bu husus aklen de sabittir. Çünkü sonunda başarıya ulaşılacağı ümidini taşımadan zulme karşı direnmek ve adaletin hakim olduğu bir düzeni gerçekleştirmek mümkün değildir. Mehdi inancı ise böyle bir mücadeleye girişmeye zemin hazırlamaktadır (M. Bakır es-Sadr, s. 8; Ahmed el-Vaili, s. 177-182).
  • Mehdinin asırlarca yaşaması akla ve bilime aykırı görünse de Allah’ın gücüne göre imkansız sayılmaz. Nitekim Hz. Nuh’un 950, Ashab-ı Kehf’in 300 küsur yıl, Hızır’ın ve İblis’in asırlarca yaşamış olması bunu teyit eder niteliktedir. Bu tür olaylar harikulade hadiseler olduğundan mevcut tabiat kanunları çerçevesinde değerlendirilmemelidir (Seyyid Cevad eş-Şahrudi, s. 110-114; Kamil Süleyman, s. 157-159). İsmailiyye’ye göre zuhur edecek Mehdi İsmail b. Ca‘fer, Keysaniyye’ye göre Muhammed b. Hanefiyye, bazı Zeydiler’e göre ise Muhammed b. Abdullah el-Mehdi en-Nefsüzzekiyye’dir (Muhsin Abdünnazır, s. 509; Abdülmecid b. Hamde, s. 271-272).
  • Mehdinin zuhuru hakkında nakledilen birçok rivayetin etkisiyle olacaktır ki Selefiyye ile hadis alimleri, Şia’nınkinden farklı da olsa ahir zamanda bir Mehdinin geleceğini kabul etmişlerdir. Onların telakkisine göre kıyametin büyük alametlerinden biri olan Mehdi, Hz. Hasan veya Hüseyin’in soyundan gelen bir ailenin çocuğu olarak Medine’de doğacak, Mekke’de Mehdiliğini ilan edecektir. Adı Muhammed b. Abdullah’tır. İlahi emirleri hayata geçirecek, sünnetleri ihya edip bid‘atları ortadan kaldıracak, başta Cebrail ve Mikail olmak üzere meleklerden oluşan orduların da desteğiyle dünyanın tamamına hakim olan bir devlet kuracak, Tevrat ve İncil’in asıllarını bulup Ehl-i kitabın Müslüman olmasını sağlayacak, zulmü kaldırıp adaleti tesis edecek, devrinde herkes zenginleşecek, barış ortamını gerçekleştirip düşmanlıkları sona erdirecektir. Yedi yıl süren bir iktidardan sonra Hz. isa gökten inecek ve Deccali birlikte öldürdükten sonra yönetimi ona devredip otuz beş veya kırk yaşlarında vefat edecektir. Kesinlik ifade eden hadislerle sabit olduğundan bu olayların kabul edilmesi zaruridir. Bazı ayetlerde de Mehdiye işaret edilmiş ve kıyametin kesin bir alameti olduğuna dikkat çekilmiştir (İbn Hacer el-Heytemi, II, 469-481). Sünni kelamcıları ise eserlerinde Mehdi inancına ya hiç temas etmemiş veya kıyamet alametleri arasında kısaca değinip bunun asli bir inanç konusu olmadığına dikkat çekmişlerdir (Teftazani, II, 307; Goldziher, s. 196).
  • Dünyanın son zamanlarında adı, soyu, nitelikleri ve icraatı belli bir kurtarıcının geleceğine dair açık bir nas bulunmadığı, aklın da bunun mevcudiyetine hükmetmediği düşüncesinden hareketle Mehdinin zuhurunu kabul etmeyenler arasında Kādi Abdülcebbar, İbn Haldun, M. Reşid Rıza, Ahmed Emin, Ferid Vecdi, Abdullah es-Semman ve Abdullah b. Zeyd gibi eski ve yeni alimler yer almaktadır. Bunların değerlendirmesine göre Mehdi hakkında rivayet edilen hadisler ya zayıf veya uydurmadır (Kādi Abdülcebbar, el-Muġni, XX/2, s. 183; Ali Sami en-Neşşar, II, 227; M. Bakır el-İlahi, XIV/53-54 [1419], s. 53-54).
  • Çağdaş bazı alimlerle Zeydiyye’nin büyük çoğunluğu, İsnaaşeriyye ile Selefiyye’nin benimsediği Mehdi anlayışını kabul etmemekle birlikte İslam tarihinin belli dönemlerinde dini hayata canlılık getiren ve getirmeye devam edecek olan bazı seçkin kişilerin Mehdi veya müceddid olarak nitelenebileceği kanaatini taşımaktadır (Hasan Halid, s. 223-224). Ancak Zeydiyye bu anlamdaki Mehdinin sadece Hz. Fatıma soyundan gelebileceğine inanmaktadır (Ali Sami en-Neşşar, II, 132; Muhsin Abdünnazır, s. 508-509; Ahmed Mahmud Subhi, s. 77-161). Bunların telakkisine göre iyiliği emredip kötülüğe engel olma görevini yerine getiren ve dini hayatı canlandıran her dini-siyasi lider Mehdi konumundadır.
  • Mehdinin çıkacağına dair çok sayıdaki hadisi göz önüne alarak Mehdiyi müceddid veya muslih anlamına gelen bir yoruma tabi tutmak daha doğru olur. Nitekim ilk halifelere bu manada Mehdi unvanı verilmiş, Muhammed b. Hanefiyye de bu bağlamda kendini Mehdi ilan etmiştir (Muhsin Abdünnazır, s. 502-503). Allah’ın her asırda ümmet içinden dini hayatı canlandıracak bir kimseyi göndereceğini bildiren hadis de (Ebu Davud, “Mehdi”, 1) Mehdinin ahir zamanda çıkacak tek bir kişi değil her asırdaki müceddidler olduğu görüşünü teyit etmektedir. Bunlar harikulade güç ve kabiliyetleriyle değil bilgi, irade ve kudretlerini kullanarak zulme karşı çıkmak ve adaleti gerçekleştirmek amacıyla mücadeleye girişirler.


Mehdi hakkında ileri sürülen görüşler çeşitli yönlerden eleştiriye tabi tutulmuştur. İsnaaşeriyye Şiası ile Sünniler’ce benimsenen birinci ve ikinci görüşler rasyonel ve reel bilgilere aykırı bulunmuş, Yahudilik, Hıristiyanlık ve Maniheizm’e ait inancın yansımaları olarak kabul edilmiş, kanıt diye gösterilen ayetler konuyla alakasız, hadisler ise zayıf veya uydurma olarak değerlendirilmiş, Mehdinin kimliği, soyu, nitelikleri hususunda nakledilen bilgilerin çelişkili olması ve her mezhebin kendi Mehdisini icat etmesi bunun kanıtları arasında gösterilmiştir (Ahmed Muhammed el-Havfi, s. 77-83).

Ayrıca rüşdünü idrak etmemiş bir çocuk olan Muhammed b. Hasan’ın on iki asırdan beri yaşamakta olması ve ortaya çıkacağı zamana kadar yaşayacağı iddiasının bilimsel yönden tutarsız olduğuna dikkat çekilmiş, Allah’ın vazettiği tabiat kanunlarını bu kişi için geçersiz kıldığına dair herhangi bir dini ve akli gerekçenin bulunmadığı bildirilmiştir. Eğer Allah, salih bir kulu vasıtasıyla zulmün kaldırılıp insanlar arasında adaletin hakim kılınmasına yardım edecekse O’nun bir çocuğu asırlarca yaşatması yerine bu değişimin vuku bulacağı zamanda murat edeceği bir kişi vasıtasıyla bunu gerçekleştirmesinin daha makul olduğu belirtilmiş, sonuçta insanların aldatılmasına ve dolayısıyla fitneye sebep teşkil eden bu tür telakkilerin yanlışlığına hükmedilmiştir (M. Bakır es-Sadr, s. 12-15).

Ayrıca nesep alimlerinin Hasan el-Askeri’nin bir çocuğu olmadığını söyledikleri ifade edilmiştir (Takıyyüddin İbn Teymiyye, IV, 87). Mehdi’nin Hz. Hüseyin veya Hasan’ın soyundan çıkacağı iddiası da soyla övünmeyi ön plana çıkaran Cahiliyye düşüncelerini çağrıştırdığı için eleştirilmiştir.

İsnaaşeriyye Şiası’nca benimsenen Mehdi inancı ile muhafazakar alimlerin baskısı altında Ehl-i sünnet çoğunluğuna sirayet eden Mehdi inancı arasında -Mehdinin Muhammed b. Hasan olması, halen hayatta bulunması ve Hz. Hüseyin’in muhaliflerinden intikam alması dışında- fonksiyonları açısından özde bir farkın olmadığı görülür. Bu durum Mehdi inancının Ehl-i sünnet’e Şia’dan intikal ettiği ihtimalini güçlendirmektedir. İsnaaşeriyye’nin, iddialarını temellendirmek için dayandığı ayetlerin muhtevasında Mehdi inancını destekleyici bir beyan bulunmamaktadır.

Muhammed el-Mehdi’nin 260 (874) yılından beri yaşadığını kanıtlamak için Hz. Nuh’un 950, Ashab-ı Kehf’in 300 küsur yıl yaşadığını delil olarak ileri sürmek de isabetsizdir. Çünkü sözü edilen kişilerin asırlarca yaşadığı ayetle sabittir. Halbuki Muhammed el-Mehdi ile ilgili herhangi bir ayet yoktur. Şiiler’ce on iki asırdan beri yaşamakta olduğu iddia edilen Mehdi el-Muntazar’ın ortaya çıktığı zaman mücadele vereceği ordu ve silahın, dünyada mevcut stratejik organizasyona karşı nasıl başarı elde edeceği gibi sorulara tatminkar cevap verilememiştir. Mehdi adı ister geçsin ister geçmesin Hz. Peygamber’e atfedilen rivayetler, Muhammed b. Hanefiyye gibi lider kabul edilen kişilerin Mehdi olarak ilan edilip buna inanılmasından ve III. (IX.) asırda bir inanç esası haline getirilmesinden sonra ortaya çıkmış olmalıdır.

Mehdi inancı, dini deliller açısından sübut bulmamasının ötesinde İslam tarihinin akışında birçok olumsuzluğun kaynağı olmuştur. Siyasi iktidara göz diken pek çok kimse Mehdi olduğu iddiasıyla ortaya çıkıp Müslümanların sosyal birliğini parçalamış ve savaşlara yol açmıştır. Hareket noktası olarak ileri sürülen iddiaların aksine Mehdi inancı insanların zulme karşı eyleme geçmesini sağlamak şöyle dursun harekete geçilmesini engellemiş, kitleleri Mehdiyi beklemeye itmiş, zulmü Mehdi dışında birinin yok edemeyeceği düşüncesini zihinlere yerleştirmiş ve Müslümanları çözümsüzlüğe sürüklemiştir.

Hızır Aleyhisselam Kimdir

Paranormal Şahsiyetler

Elizabeth Bathory Vampir miydi?

Elizabeth Bathory hakkında bazıları onun şeytandan daha kötü olduğunu söyleseler de işlediği suçlar “kötü” kavramının çok ötesindeydi…

Published

on

By

Elizabeth Bathory Vampir miydi?

Elizabeth Bathory 1560-1614 yılları arasında yaşamış olan Macar kontesi. Bazıları onun şeytandan daha kötü olduğunu söyleseler de işlediği suçlar “kötü” kavramının çok ötesindeydi.

Bram Stroker, vampirler hakkındaki romanının araştırmasını yaptığı sıralarda Sabine Baring – Gould’un “The Book Of Werewolves” adlı kitabına rastladı. Bu çalışmada “Blood Countess” denilen merhametsiz bir kadının yaptıkları anlatılıyordu. Görünüşe bakılırsa bu hikaye Stroker’ın Kont Drakula‘yı yaratmasında ilham kaynağı olmuştur. Gerçekte Elizabeth’in kuzeni Stephan Bathory bir gün Transilvanya’da bir prens olacaktı.

Kan Banyosı İle Cilt Bakımı

Elizabeth Bathory iyi eğitim görmüş, akıllı bir kadın olmasına rağmen çok acımasız ve zalim bir kişiliğe sahipti. Anlaşılan kocasının ölümünden sonra ortaya çıkan ölüm korkusuyla, uşaklarına ve kölelerine karşı sadist davranışlar içersine girmişti. Sonsuzluk ya da uzun hayat olmazsa bile en azından kan banyosu yaparak genç görünümlü bir ten elde etme çabasındaydı. Kocası bir asker olarak, savaşta esir düşmüş Türk askerlerine duygusuzca işkence ederdi ve Elizabeth Bathory aslında, nasıl zulmedileceği hakkında bilgileri kocasından almıştı.

Söylendiğine göre Elizabeth Bathory çok sayıda kadın öldürmüş ve yaptığı insanlık dışı eylemlerinde kendinden mevki olarak aşağıdaki kimseler tarafından yardım görmüştür.

Elizabeth Bathory 650 Kızı Öldürüp Kanlarını İçmiş

Elizabeth Bathory, kurbanlarını dövmeyi alışkanlık haline getirdiği gibi aynı zamanda onları sakat bırakırdı. Yine söylentilere bakılırsa Castle Csejthe adlı evinin yakınlarında kurbanlarından bazılarını kışın karlı ve soğuk havasında üzerlerine buzlu su dökerek dondururdu. Bunun dışında olası yamyamlık davranışları da sergilemekteydi.

İddiaya göre Elizabeth Bathory bir defasında, yaşayan hizmetçi bir kızın vücudundan birçok ısırık almıştır. Kanlı Kontesin genç kalma umutları için bakire genç kızların kanıyla banyo yaptığı gibi efsanevi hikayeler de vardır. Başka bir kaynağa göre de 650 kızı öldürüp kanlarını içtiği söylenir. Yine de kesin olan tek bir şey vardır ki, o da Elizabeth Bathory gerçekten var olmuş ve şeytanca işler yapmıştır.

Ölü sayısı arttığında Elizabeth Bathory’nin hizmetçileri cesetleri şatonun dışına attılar. Kan içindeki ölü vücutları bulan köylüler doğal olarak onların vampirler tarafından öldürüldüğünü düşündüler dedikodular böylelikle yayılmaya başladı.

Karpat Dağlarındaki Şatosuna Hapsedildi

Elizabeth Bathory 1610 yılında, genç yaştaki kızları öldürme teşebbüslerinden sonra tutuklandı. Büyücülükle ilgisi olduğu iddiası tutuklama nedeni olarak gösteriliyordu. Söylentilere göre, kurbanların cesetleri kanlar içinde şatosunda bulunmuştu. 1611 yılında yapılan 2 duruşmada Elizabeth Bathory’nin işlediği suçlar hakkında tek ve gerçek ifadesi alındı. Kendisi bizzat mahkemede ortaya çıkmadığı halde, uşakları orda bulunuyordu. Mahkemenin ardından kontes’in sadık uşakları yetkililer tarafından öldürüldü ve Elizabeth, Karpatya dağlarında bulunan şatosundaki yatak odasına, ölümünden yıllar sonrasına değin hapsedildi. O’nun hakkında anlatılan efsaneler hala devam etmektedir. Bugün bile bazı insanlar Elizabeth Bathory’nin hayaletinin, anavatanı olan Karpatya’da geceleri etrafta dolaşarak kan aradığını söylerler.

Elizabeth Bathory’nin İşkence Yöntemleri

Bir başka efsanede Kanlı Kontesin yaptığı işkenceler ve cinayetler şöyle anlatılır. Kocası öldükten sonra büyücülükle uğraşmaya başlamıştır. Hatta at ve diğer hayvanların kurban edildiği ayinlere katıldığı düşünülmektedir. 40 yaşına geldiğinde yaslanmaya başladığını düşünüp güzelliğini kaybedeceği telaşına düşer. Bir gün, genç bir hizmetçi kız, sacını tararken yanlışlıkla biraz çeker ve o da kızın eline sert bir şekilde vurur, kızın elinden akan kan Elizabeth’in elinin üstüne düşer ve oda kızın güzelliğini ve tazeliğini aldığını düşünür. Daha sonra baş uşağına emir vererek kızın bütün kanını bir tekneye akıttırır ve orada “kan banyosu” yapar.

Daha sonra işi iyice abartır ve zaman içerisinde 612 genç kızı kaçırarak bunların ölümüne sebep olur. Kızlar, tepeye asılı bir kafeste işkence görür ve Elizabeth de bu kafeslerden akan kanla duş alır. Çok ses çıkartan bir hizmetçisinin de ağzını diktiği söylenir, ayrıca bakire cesetlerini ormana atarak kurt adam ve vampir söylentilerinin çıkmasına neden olur. Kurbanlarını önce bağlar sonra atardamarlarına delikler açarak kanın dışarı daha kolay boşalmasını sağlar. Kurban için kan kaybından ölmeyi beklemekten başka çare yoktur artık.

Kurbanlarından biri kaçmayı basarmış ve Castle Csejthe de dönen olaylar böylelikle gün yüzüne çıkmıştır. En sonunda bu yaptıkları anlaşılır ve 1611 de kazığa bağlanıp diri diri yakılmaya mahkum edilir ancak saraylı olduğu için bu cezayı şatosunda küçük bir odaya kapatmaya ve ölene kadar orada kalma cezasına dönüştürürler. Yalnız yemeğinin verilebilmesi için küçük bir delik bulunan bir oda… 1614 yılında burada ölü olarak bulunur.

Tarihin Kaydettiği Bilinen En Şeytani 9 Kadın

Tarihin Kaydettiği En Şeytani 10 Kadın

Osmanlı Döneminde Yaşanmış Esrarengiz Vampir Vakası

Osmanlı Döneminde Yaşanmış Esrarengiz Vampir Vakası

Continue Reading

Paranormal Şahsiyetler

Türklerin Ayı Kralı Abakan

Abakan, Abakan Irmağı’nda boğulduğuna inanılan ve Hakasların (Bir Türk boyu) atası olarak kabul edilen efsanevi kişidir. Yağmur yağdırdığı ve Altayları koruduğu inanışı Hakaslar arasında oldukça yaygındır.

Published

on

By

abakan ne demek neresi kimdir mitoloji efsane

Abakan, Abakan Irmağı’nda boğulduğuna inanılan ve Hakasların (Bir Türk boyu) atası olarak kabul edilen efsanevi kişidir. Özelde aynı isimli bir Hakas boyunun ve daha geniş kapsamlı olarak tüm Hakasların atası olarak anılır. Yağmur yağdırdığı ve Altayları koruduğu inanışı Hakaslar arasında oldukça yaygındır.

Abakan Efsaneleri

  • Bir söylentiye göre Abakan Irmağı’nın adı, kıyısında yaşayan Aba Han (“Ayı Han”) adlı bir savaşçının atıyla birlikte bu nehrin sularında boğulması nedeniyle verilmiştir. Ayrıca Hakasya’nın başkenti (Hakasça: Ağban) adını yine bu kahramandan alır.
  • Ayı, Hakaslarda kutsal ve soyundan gelinen bir hayvan olarak görülür. Hakaslar, Abakan Han’ın bu ırmağın kaynağında yaşadığını ve koruyuculuğunu yaptığını düşünürler. Atıyla ırmağın bir kıyısından diğer kıyısına atladığı anlatılır. Küçük ve Büyük Abakan ırmaklarının kavuştuğu yerde ayıya benzer biçimli kayalar bulunmaktadır.
  • Bir efsâneye göre bu isimdeki adlı bir genç, köylüleri kaçıran bir ayı ile savaşarak onu yener ve öldürür. Bunun üzerine ayının gövdesinden bir ırmak doğar.
  • Bir başka rivâyette ise, Abakan Irmağı’nın etrafında geçmişte çok fazla ayı yaşadığı için ırmağa bu adın verildiği öne sürülür.
  • Abakanların ayıdan türediklerine dair inanışları, ayının bir ongun (totem) hayvanı olarak kabul görmesine neden olmuştur. Bazı Türk boylarında “Aba Tös” (Ayı Ruhu) adlı bir ongunun bulunduğu da bilinmektedir.

Abakan Ne Demek

“Ayı Han” veya “Ayı Kanı” demektir. Anadolu Türkçesi’nde bu sözcük cömert, şerefli, onurlu anlamlarına gelir. Abartmak ve Azmak fiillerinde olduğu gibi bu kökten gelen sözcüklerde büyüklük ve şiddet içeriği bulunur. Abi (büyük erkek kardeş) ve Aba/Apa (baba, dede) manaları da yine bu isimle alakalıdır. Eski Moğolca ile Mançuca’da Aba ve eski Türkçe’de Ab sözcükleri av, avlanmak manalarını da barındırır. Moğolca’daki “Abgalday (Avgalday)” sözcüğü ise “şaman maskesi” anlamına gelir ve çoğunlukla ayı biçimli olarak simgelenir.

Altay Prensesinin Laneti

Hızır Aleyhisselam Kimdir

 

Continue Reading

Paranormal Şahsiyetler

Azazil Ne Demektir ve Azazil Kimdir

Published

on

By

azzazil kimdir nedir ne demek cinler

Azazil, Yahudi ve Hıristiyan kaynaklarında; Azazel, Azael, Hazazel gibi isimlerle geçer. Kur’an’da ve sahih hadislerde bu kelimeye rastlanmaz.

Azazil: Hem Göklerde Hem Yerde Duayen

İslam mutasavvıflarından Hallac, Azazil’i “Hem göklerde hem yerde duayen idi, gökte meleklere duayenlik yapmaktaydı” şeklinde tanımlayarak, Azazil’in gökte meleklere iyilikleri, güzellikleri gösterdiğini, kovulduktan sonra yerde ise insanlara çirkinlikleri, kötülükleri öğrettiğini açıklamaktadır. Hallâc’a göre, “İblisin adı onun adından türemişti; sonradan Azazil şeklinde değiştirildi”. Hallâc’ın görüşü doğrultusunda Azazil, ister istemez cin-melek konusuyla yakından ilgili bulunmaktadır.

Muteber hadis kitaplarında bulunmayıp, tefsirlerde İbni Abbas’a dayandırılan bazı rivayetlere göre, üreyip çoğalmakla meleklerden ayrılan ve cin – şeytan sınıfına giren varlıklar, aslında insanlar gibi iyisi, kötüsü bulunan cinlerdir. İblis, aslı cin olan (bk. el-Kehf 18/50) ancak meleklerin arasına girip çıkan, Hz. Âdem’e secde meselesinde meleklerin aksine emre itaat etmeyen (bk. el-Bakara 2/34; el-A‘râf 7/11; el-Kehf 18/50), böylece onların arasına katılmaktan veya Hz. Âdem’le birlikte bir yeryüzü cenneti olan Aden’de bulunmaktan menedilen (bk. el-A‘râf 7/13, 18) bir varlıktır. Onu melek iken sonra itaatsizlik yapmış bir varlık olarak görmek yanlış olur (bk. HÂRÛT ve MÂRÛT). Çünkü melekler itaatsizlik yapmaz, yüce Allah’a isyanda bulunmazlar (bk. et-Tahrîm 66/6). Ancak cinlerden şeytanlaşanlar olduğu gibi cinni şeytan zümresinde iken imana gelenler de bulunabilir.

Cahiliye devri Araplarında da hayır ve şer ile ilgili cinler hakkında inanışlar vardı. Hz. Peygamber, “Resulü’s-sekaleyn” (insan ve cinlerin peygamberi) olması dolayısıyla cinlere Kur’an sureleri öğretip onları Müslüman yapmış bir peygamber olarak bilinir.

İblis ve Azazil Aynı mı

Hallâc, kendisine has bir görüşle, Azazil kelimesindeki ayn”ın, “iblisin gayesinin ululuğu”na, zânın “himmetinin ziyadeliği”ne, elif’in “ülfetinin büyüklüğü”ne, ikinci zâ’nın “zühdünün derinliği”ne, yâ’nın “kendi ululuk ve yüksekliğine sığınması”na, lâm’ın “ıstırap ve imtihanındaki mücadelesi”ne işaret ettiğini ileri sürer. Azazil ile iblisi tam bir aynilik içinde gören Hallâc, Azazil’in Adem’e neden ve ne gibi bir mantıkla secde etmediğini ve böylece Allah tarafından niçin lânetlendiğini açıklamaktadır. Yine Hallâc, İblis’e Azazil denmesinin sebebi olarak onun kendi saltanatı içinde “azledilmiş” olmasını da düşünmekte ve onun diğer vasıflarını sıralamaktadır.

Nefilimlerin Babası

İbranice’de Azazel, “Tanrı’nın kuvvetlendirdiği” anlamına gelir. Azazel hakkındaki en eski Yahudi kaynaklı rivayet, mevsuk sayılmayan Enoch (Hanuk: Hz. İdrîs) kitabında görülmektedir. İnsan türünden olan kızların güzelliğine kapılarak Hermon dağı üzerinde yere inmiş 200 meleğin reisleri arasında onun adı Azael (Enoch, VI, 7) ve Azazel (Enoch, LXIX, 2-4) olarak geçmektedir. Bu, Tevrat’ın Tekvîn kitabının altıncı babında söz konusu edilen “Allah oğulları” kıssası ile ilgilidir. Bu kıssaya göre insan türünden olan kızlar ile birleşmelerinden peyda olan devlerin yeryüzüne saçtıkları kötülükler yüzünden tufan suları dünyayı kaplamadan önce Allah bu melekleri cezalandırmış, bu arada Azazel’in de ellerini ve ayaklarını büyük meleklerden Rafael’e bağlatarak Dudael’deki bir çukura attırmıştır (Enoch, X, 4-6). Yahudiler arasında mevcut olup İsrailiyat edebiyatı vasıtasıyla Cahiliye devri Arapları arasında da yayılan, karanlık gecelerde yolculara türlü eziyetler eden sayısız çöl cinlerinden birinin bu Azazel olduğuna dair inanış, muhtemelen bu tahrif edilmiş kıssadan gelmektedir.

Tevrat’ta biri Rab, öteki Azazel’e sunulacak iki keçiden bahsedilmektedir (Levililer, 16/8-10). Bu keçilerden ilki bir kurban iken ikincisinin Azazel’e, İsrâiloğulları’nın günahını çöle taşıması, halkı günahlarından temizlemesi için gönderildiği anlaşılmaktadır. Azazel’in burada tabiat üstü ruhanî bir varlık olarak kabul edildiği görülmektedir. Çöl, cinlerin ve ruhanî varlıkların meskeni olarak bilindiğinden (Levililer, 13/21, 17/7), kötülükten onu geldiği yere iade ederek kurtulmak istenmektedir. Dolayısıyla Azazel, Enoch kitabında yeryüzüne indiği, yaptıklarından dolayı lânetli olarak son güne kadar kalmaya mahkûm edildiğinden bahsedilen çöl cini olmalıdır.

Cinlerin Yazdığı İddia Edilen Yasaklı Kitap

Deccal Kimdir Nedir Ne Zaman Gelecek

Hızır Aleyhisselam Kimdir

Mehdi Kimdir Ne Zaman Gelecek

 

Continue Reading

Paranormal Şahsiyetler

Osmanlı’nın Kudretli Cinci Hocası

Sultan İbrahim’i etkisi altına alarak devrin siyasî olaylarında mühim rol oynayan padişah hocası ve Anadolu kazaskeri ama aynı zamanda cin ve büyü işlerinin ustası Cinci Hoca lakaplı Hüseyin Efendi’nin hayat hikayesi…

Published

on

By

cinci hoca

Sultan İbrahim’i etkisi altına alarak devrin siyasî olaylarında mühim rol oynayan padişah hocası ve Anadolu kazaskeri ama aynı zamanda cin ve büyü işlerinin ustası Cinci Hoca lakaplı Hüseyin Efendinin hayat hikayesi… (daha&helliip;)

Continue Reading

Paranormal Şahsiyetler

Deccal Kimdir Nedir Ne Zaman Gelecek

Deccal, İlâhî dinlerde kıyamet alametlerinden sayılan ve insanları doğru yoldan saptırmaya çalışacağı kabul edilen olağan üstü güçlere sahip kişidir…Peki Deccal kimdir? Deccal ne zaman gelecek? Hıristiyanlık ve Yahudilik’te Deccal inancı nasıldır?

Published

on

By

deccal

Deccalİlâhî dinlerde kıyamet alametlerinden sayılan ve insanları doğru yoldan saptırmaya çalışacağı kabul edilen olağan üstü güçlere sahip kişidir…Peki Deccal kimdir? Deccal ne zaman gelecek? Hıristiyanlık ve Yahudilik’te Deccal inancı nasıldır? (daha&helliip;)

Continue Reading

Öne Çıkan Haberler

Hızır Aleyhisselam Kimdir

Hızır Aleyhisselam kimdir, nasıl görünür ve nasıl görülür? Hızır Aleyhisselam peygamber mi yoksa Allah dostu mudur? Sonsuza kadar yaşayacak mıdır? Hızır Aleyhisselamla ilgili ayet ve hadisler hangileridir. Diğer kutsal kitaplarda Hızır Aleyhisselamdan söz ediliyor mu?

Published

on

By

hızır aleyhisselam kimdir

Hızır Aleyhisselam kimdir, nasıl görünür ve nasıl görülür? Hızır Aleyhisselam peygamber midir yoksa Allah dostu mudur? Sonsuza kadar yaşayacak mıdır? Hızır Aleyhisselamla karşılaşmak için neler yapılmalıdır. Hızır Aleyhisselamla ilgili ayet ve hadisler hangileridir. Diğer kutsal kitaplarda Hızır Aleyhisselamdan söz ediliyor mu?

(daha&helliip;)

Continue Reading
Advertisement

Facebook Sayfamızı Takip Edin

Advertisement
Advertisement

Popüler