Connect with us
cin cin

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Su Deposu

Yaşanmış Korku Hikayeleri – Adım Vasfiye. 1992 yılının yaz aylarında, köydeyken; akşamları kapıda oturup birbirimize korkunç hikayeler anlatırdık…

Published

on

Yaşanmış Korku Hikayeleri - Adım Vasfiye. 1992 yılının yaz aylarında, köydeyken; akşamları kapıda oturup birbirimize korkunç hikayeler anlatırdık



Adım Vasfiye. 1992 yılının yaz aylarında, köydeyken; akşamları kapıda oturup birbirimize korkunç hikayeler anlatırdık… Kimi komik, kimi korkunç olur. Bir akşam yine bir korkunç hikaye anlattıktan sonra iddaya tutuştuk. Ben arkadaşlar arasında cesaretli biri olarak bilindiğim için bizim tepenin başında bir su deposu vardı, bizim evden çok net gözüküyordu, oraya çıkmam için ısrar ettiler.

Ben de yanımda biri gelirse gideceğimi söyledim. Yeğenim bana eşlik etmeye karar verdi. Beraber tepeye tırmanmaya başladık. Tırmanırken birbirimize şakalar yapıyorduk. Ben ona “İlhan ağzın gözün yamuluyormuş” diye takılıyordum. O da “Abla şimdi seni aşağıdan biri çekiyormuş” diye beni korkutmaya çalışıyordu. Böyle şakalaşırken su deposuna geldiğimizi fark etmedik. Bir anda önünde duruverdik. İçerde bir parıltı gördük. İnilti gibi sesler geliyordu. Çok şaşırmıştık.

İlk önce başka köyden gelen çobanların oraya sığındığını düşündük. Su deposunun camı olmadığından içeriyi görmemiz mümkün değildi. Kapı hafif aralık olduğu için içeriyi göremiyorduk. Yeğenim aşağı inmek istemiyordu ama ben içerdeki olayın ne olduğunu öğrenmek için can atıyordum. Ama bi yandan da korkuyordum. Ve bi’ cesaretle büyük bir taşı kapıya doğru attım. Kapı ardına kadar açıldı. Aşağı doğru inen bir merdiven fark ettik.

Yeğenim aşağı inmemek için sızlanıyordu. Kokudan ağlamaya başlamıştı. İçeri girdik ve merdivenlerden aşağı baktık. Orada ışığın daha yoğun olduğunu “hiç yaşamamış gibi baktığını gördüm. Dayımlar odadan çıkıp yeğenimle baş başa kaldığımızda ona doğruyu söylemesini rica ettim. Yeğenimin suratında bir gülümseme oldu ve “Seni de çağırıyorlar" dedi. Gülüşü nefret doluydu. Ama bizimkilerin yanında doğruyu söylemiyordu.

Bir gün yeğenim üstüme saldırdı yine nefret dolu ve çok tuhaftı. Bizimkiler onun bu halini görünce odaya kapattılar ve hemen köyün hocasını çağırtıp okuyup üflettiler. Yeğenim bir hafta deliksiz uyudu ve uyandığında hiç bir şey hatırlamıyordu. Bense yıllardır köyümüze ayak bile basmıyorum….”

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Hopkinsville Cinleri Olayı

1955 yılında Kentucky’de yaşanan ve “Hopkinsville Cinler Olayı” adıyla anılan hadise günümüzde hala esrarını korumaya devam ediyor.

Published

on

By

Hopkinsville Cinleri Olayı Yaşanmış Korku Hikayeleri

1955 yılında Kentucky’de yaşanan ve "Hopkinsville Cinler Olayı" adıyla anılan hadise günümüzde hala esrarını korumaya devam ediyor.



Yaşanmış Korku Hikayeleri - 1955 yılında Kentucky’de yaşanan olayı günümüzde hala esrarını korumaya devam ediyor. Olayla ilgili hiçbir kanıtın bulunmaması ancak olayın pek çok görgü tanığı olması Kelly Hopkinsville olayı hakkında esrarengizlikleri ortaya koymaya yetiyor.

Ormandan Gelen Tuhaf Yaratıklar

Billy Ray Taylor arkadaşları olan Sutton ailesini ziyaret için Kentucky’e gelmişti. Akşam üzeri hava henüz kararmamışken Taylor biraz yürüyüş yapmak için bahçede dolanmaya başladı. Bahçe oldukça büyük bir bahçeydi ve bahçenin dışarısı tamamen ormanlık bir alandı. Bahçenin içinde ağır adımlarla ilerlerken 500 metre ileride bulunan ağaçların arasında garip, parlak bir yaratık gördü. Taylor büyük bir panikle eve doğru koştu ve içeri girdi. Gördükleri karşısında dehşete düşmüştü ve bunları Sutton ailesine anlatmaya başladı. Elbette kimse bu olanlara inanmadı. Ancak bu sırada dışarıda köpeğin yüksek sesle ulumaya başladığını duydular. Bunun üzerine silahlarını kuşanıp tekrar dışarı çıktılar.

Ağaçların arasından ellerini teslim olmuş gibi havaya kaldırmış vaziyette üzerlerine doğru gelen bu yaratığı görünce ateş ettiler. Aralarında 5 metre kalaya kadar beklemişlerdi. Ateş ettikleri yaratık geriye doğru bir takla atarak ormanın derinliklerinde kayboldu. Sutton ve Taylor yaratığı 1 metre boylarında büyük kafalı, sivri kulaklı, elleri pençeli üzeri tamamen metalik gri olan ve parlayan bir yaratık olarak tarif ettiler.

Daha sonra ateş ettikleri yaratığın ölüp ölmediğini kontrol etmek için tekrar dışarı çıktılar. Kapıdan çıkarken Sutton kafasının üzerinde bir ağırlık hissetti. Kafasını kaldırdığında birinin ona dokunduğunu anladı. Karısı Sutton’ın kolundan tutarak onu içeri çekti. Evin tamamen bu yaratıklar tarafında kuşatıldığı anlaşılmıştı. Bu yaratıklarla iki saat boyunca silahlı bir çatışma yaşadılar.

Geldikleri Gibi Bir Anda Ortadan Kayboldular



Yaşanmış Korku Hikayeleri - Ortalık biraz sakinleşince hemen arabalarına atlayıp polis karakoluna gittiler. Eve geri döndüklerinde ortalık adeta hiçbir şey olmamışçasına sessizdi. Yaratıklarla ilgili tek kanıt; evin köşesinde vurdukları yaratıktan geriye kalan belli belirsiz bir izdi. Bu ize belli bir açıdan bakılınca parlıyordu. Kelly Hopkinsville olayı tarihte bu isimle anılmaya başladı. Bu olay sırasında ortaya çıkan yaratıklara da "Hopkinsville Cinleri" denildi. Olayla ilgili olarak çok fazla kanıt bulunamadı.

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Continue Reading

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Halen Canlı iken Gömülen İnsanların Korkunç Hikayeleri

Daha ölmeden canlı canlı mezara gömülen talihsiz insanların insanın nefesini daraltan korkunç hikayeleri.

Published

on

By

Canlı Gömülenlerin Korkunç Hikayeleri

Daha ölmeden canlı canlı mezara gömülen talihsiz insanların insanın nefesini daraltan korkunç hikayeleri.



Rosangela Almeida dos Santos'un Hikayesi

Brezilya’da duyanların inanmakta güçlük çektiği bir olay yaşandı. Öldü sanılarak gömülen kadın, iddialara göre 11 gün boyunca tabutundan çıkmak için uğraştı. Kadının çığlıklarını duyarak gelen çevre sakinleri 37 yaşındaki kadının tabuttan çıkmayı başaramayan cansız bedeniyle karşılaştı.

Akıllara durgunluk veren olay Brezilya’nın Riachao das Neves şehrinde yaşandı. Kaldırıldığı hastanede septik şok geçirerek öldüğü açıklanan 37 yaşındaki Rosangela Almeida dos Santos, ertesi gün Senhora Santana mezarlığına gömüldü.

Ancak iddialara göre, Santos’un gömülmesinden günler sonra sonra çevre sakinleri mezarlıktan sesler geldiğini fark etti. Kadının gömüldüğü taş mezara gelen vatandaşlar, tabutu kırdıklarında ise büyük bir şok yaşadı. Öldü sanılan kadının kafası ve ellerinde yeni oluştuğu görülen yaralar vardı. Bazı vatandaşların kadının el ve ayaklarına dokunarak “vücudu hala sıcak” dediği görüntüler de Brezilya televizyonlarında yayınlandı.

Octavia Smith Hatcher'ın Hikayesi

1800’lerin sonlarına gelinmişken, ABD'nin Kentucky eyaleti korkunç bir salgınla çalkalanıyordu. Bu salgının neden olduğu en trajik vaka ise Octavia Smith Hatcher adlı bir kadındı. Henüz bebek olan oğlunu salgın sonrası kaybeden Hatcher, depresyona girip yataklara düşer. Zamanla iyice hastalandı ve sonunda komaya girdi. Birkaç ay sonrasında da hala yatağındayken öldüğü ilan edildi. Ardından da hemen gömüldü.



Cenazeden bir hafta sonra, kasabadaki çoğu insan Octavia’nınki ile aynı belirtileri gösteren bir hastalığa yakalanıp komaya girdi. Ancak bu hastalığa yakalananlar bir süre sonra komadan çıkmayı başarıyorlardı. Durum böyle olunca Octavia’nın kocası, karısının da hala yaşarken gömüldüğünden, aslında bir süre sonra uyanacağından korkmaya başlamıştı.

Hemen mezarlığa gidip, eşinin mezarını açtıran adam, bu korkusunun gerçek olduğunu anladı. Tabutun iç kısmında tırnak izleri vardı. Octavia’nın tırnaklarında da kan izleri... Yüzü ise dehşete düşmüş bir ifadeyle bakmaktaydı. Bu üzücü olayın ardından Octavia tekrar gömüldü ve eşi tarafından adına bir anıt dikildi. Bu anıt günümüzde halen ayaktadır.

Afrika’ya ait bir sinek türünün neden olduğu uyku hastalığının tüm bu olaylara sebep olduğu düşünülüyor.

Mina El Houari'nin Hikayesi

2014 Mayıs’ında, 25 yaşındaki Fransız bir kadın olan Mina El Hourai, Fas’ta yaşayan biriyle internet üzerinden aylarca konuştuktan sonra ilk buluşmasına hazırlanmaktadır. Uçaktan indikten sonra Fas’taki oteline gelen ve giriş yapan kadın, otelden hiçbir zaman çıkış yapmaz.



Birlikte güzel bir akşam geçiren ikilinin gecesi, Mina’nın birdenbire yere yığılıp kalmasıyla sonlanır. Bunun üzerine adam, polise veya ambulansa haber vermek yerine kadının öldüğünü varsayıp bahçesine gömmeye karar verir.

Ancak Mina aslında ölmemiştir. Diyabet olan ve o an diyabetik komaya giren kadın, sevgilisi tarafından ölü sanılmıştır. Birkaç günün ardından Mina’nın ailesi kayıp ilanı verir ve Fas’a giderek kızlarını bulmaya çalışır.

Polisler adamı sonunda yakalar ve evini araştırırlar. Toprak lekeli elbiselerini ve mezarı kazmak için kullandığı kazmayı bulurlar, sonrasında da korkunç manzarayla karşılaşırlar. Adam aslında Mina’yı öldürmüştür, suçunu itiraf eder ve kasten adam öldürmekten yargılanır.

Lawrence Cawthorn'un Hikayesi

Londralı bir kasap olan Lawrence Cawthorn, 1661 yılında ciddi bir hastalığa yakalanır. Lawrence’ın varisi, adamın hemen ölmesini istiyordur; böylece mirasa konabilecektir. Herhangi bir doktor onayı olmadan Lawrence ölü olarak ilan edilir ve yakınlardaki bir mezarlığa gömülür.

Defin işleminin hemen ardından, cenazedekiler tabutun içinden gelen çığlıklar duymaya başlarlar. Hızla tabutu tekrar çıkartırlar ancak geç kalmışlardır. Lawrence Cawthorn'un gözleri neredeyse yerinden fırlamış, kaçabilmek için tabuta vurmaktan kafası kanlar içinde kalmıştır.



Mrs. Boger'ın Hikayesi

Charles Boger ve eşi, Pennysylvania’daki çiftliklerinde sıradan günler geçirirlerken, 1893 Temmuz’unda Bayan Boger bilinmeyen nedenlerden aniden ölür. Doktorlar ölümünü doğrular ve ardından kadın gömülür. Bir süre sonra Charles Boger'ın arkadaşlarından biri Charles’a gider ve karısının yıllar önce histeri krizleri yaşadığını söyleyerek aslında ölmemiş olabileceğini söyler.

Karısının canlı canlı gömülmüş olması fikri Charles’ın kafasına girer ve onu da histerik yapar. Charles, arkadaşlarıyla bir araya gelir ve mezarı kazar. Bulduğu şey şok edicidir, eşinin vücudu tabutun içinde ters yatmaktadır. Tabutundaki cam parçası kırılmış ve vücudunun her tarafına saplanmıştır. Her yeri kan içindedir, çizik doludur. Parmaklarının hiçbiri yerinde değildir. Bu korkunç keşfinin ardından Charles Boger’ın akıbetini ise kimse bilmemektedir.

Angelo Hays'in Hikayesi

Canlı canlı gömülenler arasında şanslı olanlar da var. Bunlardan biri de Angelo Hays adlı, 19 yaşındaki genç bir erkek. Fransa‘da yaşayan Angelo, 1937’de motosikletiyle kasabada dolanırken kaza yapar ve kafasını tuğla duvara vurur. Doktorlar hiçbir şüpheleri olmaksızın Angelo’nun öldüğünü onaylar. Kazadan 3 gün sonra Angelo defnedilir.



Sigorta şirketi, Angelo’nun babasının daha yeni sağlık sigortası yaptırdığını fark eder ve para almak için ölüm yalanı attıklarından şüphelenir. Olayı araştırması için bir araştırmacı görevlendirirler.

Araştırmacı, defnedilmesinin üzerinden henüz 2 gün geçmişken Angelo’nun mezarını tekrar çıkarttırır ve şok edici gerçekle karşılaşır; Angelo hala hayattadır. Ölümü net olarak tasdik etmek için orada bulunan bir doktor, bedenin hala sıcak olduğunu ve kalbin de attığını fark eder. Hemen hastaneye götürülen Angelo kurtarılır. Anlaşılan başındaki ciddi yaralanma yüzünden bilincini kaybetmiştir.

Bu olaydan sonra Angelo, tabutlara diri diri gömülenlerin uyandıklarında kurtulabilmesi için kullanabilecekleri ziller ekler. Bu yeni buluşuyla da tüm Fransa’yı turlar ve ünlü bir sima haline gelir.

Mr. Cornish'in Hikayesi

İngiltere’nin Bath bölgesinde belediye başkanı olan Mr. Cornish, 80 yaşında yüksek ateş nedeniyle hayatını kaybeder. Ölümünün hemen ardından gömülür. Mezarcı, gömme işlemini tamamlamak üzereyken oradan geçen insanlar tarafından içecek ikram edilmesi üzerine mola verir ve küçük bir sohbete dalar. Sohbet sırasında Bay Cornish’in yarı gömülü haldeki mezarından sesler gelmeye başlar. Sesi duyanlar hemen yardıma koşar ve oksijeni bitmeden önce adamı kurtarmaya çalışırlar.



Fakat ne yazık ki çok geç kalmışlardır; Bay Cornish mezarında dizleri ve dirsekleri kanamış halde, boğularak ölmüştür bile. Bu durumdan oldukça etkilenen Cornish’in kız kardeşi yakınlarına, aynı kaderi yaşamamak için gömülmeden önce kafasının kesilmesi isteğini iletir.

Uttar Pradesh Olayı

2014’ün Ağustos ayında, Hindistan’da yaşayan 6 yaşındaki küçük bir kız da diri diri gömülmüştür. Kızın amcasına göre kızın evine yakın bir yerlerde yaşayan evli bir çift, küçük kızın yanına yaklaşarak annelerinin yakındaki bir lunaparkta olduğunu söyleyerek kızı tarlaların ortasına götürerek boğmuş ve sonrasında da gömmüştür.

Şans da o ki, bölgede bulunan köylüler çiftin kızla beraber tarlaya girdiğini görmüş ve sonrasında yanlarında çocuk olmadan ayrıldıklarında şüphelenerek kızı aramaya çıkmışlardır. Kazılan mezarı bulan ve hemen kızı çıkaran köylüler, kızın bilincini kaybettiğini ve nefes almadığını fark ederler. Hemen hastaneye ulaşırlar, kız kurtarılır ve sonrasında da kendini kaçıranları tespit eder. Canlı canlı gömüldüğünüyse hatırlamaz.

35 Yaşındaki Rus Bir Adamın Hikayesi

Tarihteki diri diri gömülme vakalarından belki de en ilginci, gönüllü olarak ve isteyerek gömülen 35 yaşındaki Rus bir adama aittir. 2011 yılında, diri diri gömüldükten sonra kurtulmayı denemeye karar veren adamın sonu, trajik bir ölüm olur.



Nedendir bilinmez ancak adam 24 saat toprak altında kalırsa hayatı boyunca çok şanslı biri olacağını düşünür. Bir arkadaşının yardımıyla şehrin dışında bir mezar kazar. Tabutun içerisine hava akışını sağlayacak minik borular, bir şişe su ve cep telefonu da koyar.

Tabuta girdikten sonra arkadaşı tabutu gömer ve mezarlıktan ayrılır. Adam, arkadaşını yalnızca bir kere arar ve iyi olduğunu söyler. Arkadaşı ertesi gün mezarlığa gelip tabutu çıkarır, ancak bir terslik vardır: Adam ölmüştür. Anlaşılan gece yağan yağmur nedeniyle hava boruları kapanmıştır ve adam boğularak ölmüştür.

Sipho William Mdletshe

1993 yılında, 24 yaşındaki bir Güney Afrikalı olan Sipho William Mdletshe ve nişanlısı araba kazası geçirirler. Nişanlısı kurtulurken, ağır şekilde yaralanan Sipho, öldüğü düşünülerek morga kaldırılır ve metal bir kutu içerisinde defin işlemine kadar bekletilir fakat aslında ölmemiştir, yalnızca bilincini kaybetmiştir.

İki gün iki gece boyunca kutuda kalan ve sonunda uyanan adam, bir sürelik şaşkınlığın ardından yardım çığlıkları atmaya başlar. Morgda görevli kişiler çığlıklarını duyar ve adamı çıkarırlar. İyileşme sürecini de atlatan Sipho, eve döndüğünde zombi olduğu gerekçesiyle sevgilisinin çığlıkları ve bağırışları arasında korkudan evi terk eder.

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Continue Reading

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Emily Rose – Şeytan Çarpması Filmine İlham Veren Yaşanmış Korku Hikayesi

2005 yapımı bir film olan ve Türkçeye Şeytan Çarpması ismiyle çevrilmiş bulunan Emily Rose filminde anlatılan korkunç olaylar tamamen kurgudan ibaret değildi. Anneliese Michel adlı bir Alman kızın gerçek hikayesine dayanıyordu…

Published

on

By

Emily Rose Şeytan Çarpması filmi - Yaşanmış Korku Hikayeleri - Şeytan Çıkarma

2005 yapımı bir film olan ve Türkçeye Şeytan Çarpması ismiyle çevrilmiş bulunan Emily Rose filminde anlatılan korkunç olaylar tamamen kurgudan ibaret değildi. Anneliese Michel adlı bir Alman kızın gerçek hikayesine dayanıyordu...



Anneliese Michel, 1960’lı yıllarda Almanya'nın Bavyera eyaletinde koyu bir Katolik olarak büyütüldü. Anneliese on altı yaşındayken bir gün okulda ansızın bayıldı. Sonrasında ise kendinden geçmiş bir şekilde yürümeye başladı. Anneliese, daha sonra; olayı hiç hatırlamadığını söylemesine rağmen arkadaşları ve ailesi, onun trans benzeri bir durumda olduğunu ifade ettiler. Bir yıl sonra, Anneliese Michel benzer bir olay daha yaşadı. Tekrar transa girdi ve transın ortasında uyandı. Vücudunda kontrolsüz bir şekilde kasılmalar yaşadı ve altını ıslattı.

Anneliese Michel bu olaydan sonra bir nöroloğa göründü. Kendisine görsel ve işitsel halüsinasyonlara neden olan bir hastalık tanısı koyuldu: Temporal Lob Epilepsisi. Anneliese Michel, teşhisten sonra rahatsızlığı için ilaç almaya başladı ve 1973’te Würzburg Üniversitesi’ne gitmeye başladı. Kendisine verilen ilaçlar ona yardım edemedi ve yıllar ilerledikçe durumu bozulmaya başladı. Anneliese hala ilaçlarını alıyor olmasına rağmen bir iblis tarafından ele geçirildiğine ve ilaç dışında bir çözüm bulması gerektiğine inanmaya başladı.

Gittiği her yerde Şeytan'ın yüzünü görmeye başladı ve kulaklarına fısıldayan şeytanları duyduğunu söyledi. Şeytanların kendisine “lanetlenmiş” olduğunu ve dua ederken “cehennemde çüreyeceğini” söylediğini duydu. Bu nedenle Şeytan'ın kendisine sahip olmak istediğine karar verdi.
Anneliese Michel şeytani deneyimlerinden duyduğu rahatsızlıktan kurtulmak için yerel rahipler ile görüştü. Fakat onunla görüşen din adamları, tıbbi yardım alması gerektiğini söyledi. Ayrıca Kilise'nin onayı olmadan kendisine yardım edemeyeceklerini belirttiler.

Bu olaydan sonra, Anneliese’in sanrıları aşırı bir hal aldı. Kendi kıyafetlerini parçalamaya başladı, yerlerde sürünerek evin içerisinde dolaştı. Bulduğu böcekleri yiyordu ve işediği yerleri yalıyordu. Ayrıca bahçede bulduğu ölü bir kuşun kafasını kopartarak yemişti. Sonunda, Anneliese’in annesi bunun bir Şeytan Musallatı olduğuna inanan bir rahip buldu, Ernst Alt. Rahip Alt, Şeytan Çıkarma için gerekli izinleri aldı ve bunun tamamen gizli tutulmasını istedi.

Gelecek on ay boyunca, Rahip Alt ve yardımcısı Rentz, genç kadına dört saat kadar süren toplamda 67 adet Şeytan Çıkarma ayini yaptı. Bu ayinler sırasında Anneliese’in beş kötü ruh tarafından ele geçirildiğine inandıklarını açıkladılar: Lucifer, Cain, Judas Iscariot, Adolf Hitler ve Nero. Tanıklara göre Anneliese Michel’ın vücudunda bulunan beş kötü ruh da odadakiler ile iletişime geçti.

On ay süren Şeytan Çıkarma ayinleri genç kız için oldukça ağırdı. Genç kıza sürekli dua etmesi için zorla diz çöktürüyorlardı ve bunun sonucunda Anneliese Michel’ın diz kapakları kırıldı. Ayinler sırasında genç kız sürekli kiliseden nefret ettiğini ve diğer insanlar gibi olmak istediğini söylüyordu.

Anneliese Michel’ın Ölümü

Şeytan Çıkarma ayinleri sırasında genç kız bir odaya kapatılmıştı ve dışarı çıkması yasaklanmıştı. Sürekli yatağa bağlı olarak tutuluyordu. Git gide kötüleşen Anneliese Michel bir süre sonra çektiği ıstıraptan dolayı yemeyi ve içmeyi kesti. Sonunda 1 Temmuz 1976 yılında yetersiz beslenme ve dehidrasyondan hayatını kaybetti.



Ölümünden sonra Anneliese’in hikayesi, Almanya’da ulusal bir sansasyon haline geldi ve Şeytan Çıkarma'yı yapan iki rahip ihmallerinden dolayı cinayetten suçlandı. Rahipler ihmal sonucu ölüme sebebiyet vermekten suçlu bulundu ve 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Genç kızın ailesi ise bir ceza almadı.

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Continue Reading

Fantastik Canavarlar

Marmara Canavarı Efsanesi

Türkiye’de Van Gölü Canavarı, dünyada ise Lonch Ness Canavarı oldukça popüler efsanevi yaratıklar. Onlar gibi popüler olmasa da Türkiye’de Marmara – Tuzla bölgesinde anlatılagelen benzer bir canavar daha var: Marmara Canavarı…

Published

on

By

Yaşanmış Korku Hikayeleri - Marmara Canavarı Efsanesi

Türkiye'de Van Gölü Canavarı, dünyada ise Lonch Ness Canavarı oldukça popüler efsanevi yaratıklar. Onlar gibi popüler olmasa da Türkiye'de Marmara - Tuzla bölgesinde anlatılagelen benzer bir canavar daha var: Marmara Canavarı...



Yaşanmış Korku Hikayeleri - Marmara Canavarı hakkında özellikle Tuzla civarında bir çok efsane anlatılıyor. Bunlar içinde en bilineni ise 1970'li yıllarda yaşanmış olduğu iddia edilen bir olaya dair...

Rivayete göre; gecenin bir yarısı teknelerini limana bağlayan iki balıkçı, Anadol pikaplarına atlayıp evlerinin yolunu tutmuşlar. Eve dönüş güzergahları bir mezarlığın yakınlarından geçiyormuş. Arkadaşlardan arabayı sürmekte olan mezarlıktan korktuğu için bir yandan aracı sürerken bir yandan da dualar ediyormuş. Diğeri bu tür korkuları olmadığından arkadaşıyla dalga geçiyormuş.

Bu sırada şoför aniden frene asılmış. Çünkü ince bir ağaç, enlemesine yola devriliymiş. Şoför “Ben hayatta inmem” demiş. Diğeri babayiğit bir adammış “Ben tek başıma hallederim” deyip çıkmış arabadan. Gece karanlığında ince uzun ağaca bakıp: “Kavak ağacı galiba” demiş. Yaklaşıp, kaldırmak üzere ağacın gövdesine sarılıp da ağacın kabuğunun yumuşak olduğunu ve kımıl kımıl hareket ettiğini hissedince babayiğitlik filan kalmamış tabii; tabanları yağlamış.

Arkadaşını dikkatle izleyen şoför, ağacın hareketlendiğini ve yukarı doğru kalktığını görünce, karşısındakinin ağaç değil de metrelerce uzunlukta dev bir yılan olduğunu fark etmiş. Yılan, başını; oymakta olduğu mezardan çıkarınca dehşete düşen şoförün saçları o anda bembeyaz kesilmiş. Allah'tan karnını mezarda doyurduğu için canavar ne şoföre ne de arkadaşına saldırmamış. Denize doğru akıp gitmiş. İki arkadaş perişan halde köylerine dönmüşler.



Yaşanmış Korku Hikayeleri - Sonradan köyün yaşlılarından; yılanın, Marmara denizinde yaşayan ve denize yakın mezarlardaki, yeni gömülen ölüleri yiyerek yaşayan bir canavar olduğunu öğrenmişler. Anlattıklarına göre; daha önceleri yılanın çok aç kaldığında balıkçı teknelerine dahi saldırdığı olurmuş. O zamanlarda Yalova ve Kumla’da da ortaya çıkarmış. Marmara Canavarı’yla karşılaşan herkes söz birliği etmişcesine yılanın bir kavak ağacı boyu ve eninde olduğunu söylermiş. Ama yıllardır Marmara Canavarı’nı gören olmamış.

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Fantastik Canavarlar

Continue Reading

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Allahsız Osman’ın Trajikomik Yaşanmış Korku Hikayesi

Osmanlı Dönemi’nde; 1800’lü yıllarda yaşandığı rivayet edilen ve gerçekten yaşanmış bir korku hikayesi olduğu iddia edilen Allahsız Osman’ın öyküsü.

Published

on

By

Yaşanmış korku hikayeleri - Allahsız Osman

Osmanlı Dönemi'nde; 1800'lü yıllarda yaşandığı rivayet edilen ve gerçekten yaşanmış bir korku hikayesi olduğu iddia edilen Allahsız Osman'ın öyküsü.



Yaşanmış Korku Hikayeleri - İstanbul’da 1800’lü yıllar… Rivayete göre; o zamanın meşhur kabadayılarından Ustura Kemal ve arkadaşları, Karacaahmet Mezarlığı’nın karşısındaki bir evin bahçesinde çilingir sofrası kurmuşlar. İçki masası muhabbeti tüm hızıyla devam ederken söz bir şekilde mezarlık ve ölü konusuna gelmiş.

İçinde zırnık Allah korkusu ve vicdan bulunmadığını iddia ettiği için lakabı Allahsız Osman olan bir kabadayı, “Ulan ölü ne ki be?! Sen sağ olanlardan kork, ölüden kimseye zarar gelmez!” demiş. Ustura Kemal de muhabbeti koyulaştırmak için “Ulan Osman, madem ölüden korkmuyorsun, gel şunu iyiden iyiye ispatla bize” diye dalga geçmiş.

Allahsız Osman bunu nasıl yapacağını sorunca, Ustura Kemal “Aha şu karşıdaki Karacaahmet mezarlığını görüyorsun. Madem Allah’a inanmaz ve ölülerden de korkmazsın, bu geceyarısı mezarlığa girip, sana vereceğimiz kazığı mezarlık içinde bir kabrin üzerine çak. Sabah biz gidip, kazığın orada olup olmadığına bakarız. Eğer orada kazık varsa seni takdir ederiz” demiş.

Allahsız Osman aslında, gece mezarlığa girmek şöyle dursun; yanından geçerken bile korkusundan yüksek sesle türkü söyleyen bir adammış. Ama erkekliğe, yiğitliğe alenen leke süremeyeceğinden “Peki ama siz de benimle gece gelip, mezarlık çıkışında bekleyeceksiniz” demiş. Zaten bu konuşmalar akşam saatlerinde yapılıyormuş, gece yarısı kalkıp hep beraber Karacaahmet Mezarlığı’na gitmişler.



Yaşanmış Korku Hikayeleri - Osman, gece karanlığında mezarlığın büyük kapısından içeri girmiş. Herkesin Allahsız Osman olarak bildiği o cesur (!) kabadayı, mezarlığın içinde salavatlar getirerek; bir elinde kazık, bir elinde çekiç ilerlemiş. Uygun bulduğu bir kabrin başına vardığında korkusundan; alelacele kazığı yere çakmış. Çok korktuğu için de hemen oradan uzaklaşmak istemiş.

Ancak bir şey, giydiği setrenin, (o zamanlar erkeklerin giydiği uzunca eteği olan bi tür giysi) ucundan yakalamış. Kabrin başından uzaklaşmasına izin vermemiş. Allahsız Osman var gücüyle “İmdaaat! Ulan yardım edin. Ölü beni tutuyooo!” diye feryat etmiş ama kendinden epey uzakta olan arkadaşlarına sesini duyuramamış. Bağıra çağıra mezarın üzerine yığılıp, kalp krizinden oracıkta ruhunu teslim etmiş.

Uzunca bir süredir mezarlığın dışında bekleyen arkadaşları, Allahsız Osman’ın kendilerine oyun oynayıp, mezarlığın öteki kapısından çıktığını düşünüp dağılmışlar. Ertesi sabahsa Ustura Kemal ve arkadaşları kazığın çakılı olup olmadığına kontrol için Karacaahmet Mezarlığı’na gitmişler tekrar. Bakmışlar ki Allahsız Osman, kazıkla beraber setresinin ucunu toprağa çakmış durumda bir mezarın üzerinde cansız yatıyormuş.

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Continue Reading

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Hayalet Annem

Takipçilerimizden biri tarafından yaşanmış gerçek bir korku hikayesi.

Published

on

By

Yaşanmış Korku Hikayeleri - Hayalet Annem

Takipçilerimizden biri tarafından yaşanmış gerçek bir korku hikayesi.

Bu durum o çocuk aklımla bile tuhafıma gitmişti. Korkmuştum da ama sustum, kimseye bir şey söylemedim. Saat 22.00 filan olunca uyumaya gittim odama...



Yaşanmış Korku Hikayeleri - Okuldan yeni gelmiştim eve. Babam o saatlerde işte olduğu için evde değildi. Kapıyı annem açtı doğal olarak. Ona sarılıp yanaklarından öptüm ve yemeğin ne olduğunu sordum. Annem cevap vermedi bana. Ben de duymamıştır herhalde diye zorlamadım. Sonra hava kararmaya başladı. Annem ödevlerimi yapmama yardım etti. Daha sonra zil çaldı. Annem bana “Kapıya sen bak.” dedi. Ben de koşup kapıyı açtım. Babama da sarılıp öptüm. Sonra salona gittik. Annem bana “sus” işareti yaptı. Bir tuhaflık vardı. Babamın hareketlerine bakınca sanki babam annemi görmüyormuş gibiydi. Ne bir selamlaşma oldu aralarında ne de başka herhangi bir konuşma… 

Bu durum o çocuk aklımla bile tuhafıma gitmişti. Korkmuştum da ama sustum, kimseye bir şey söylemedim. Saat 22.00 filan olunca uyumaya gittim odama. Annem yatağımın başına oturmuştu. Babamın neden onu göremediğini sormam için fırsat vermeyerek masal anlatmaya başladı. Ben de daha küçük bir çocuk olduğum için dinlemeye başladım. Annemin anlattığı masalı dinlerken uyuyakalmışım.  

Sabah uyandığımda babam okul formamı getirdi odama. Annem giymemde yardımcı oldu. Daha sonra her zaman yaptığım gibi okula gittim. Yaklaşık bir hafta kadar süresince günlerim hep böyle geçti. Her gün babamın göremediği bir şekilde annem bana yardımcı oluyordu sanki. Sonra iki gün daha geçti ve işler değişmeye başladı: Annem bıçakla üstüme yürüdü: “Yanıma gelmek ister misin?” diye bağırıyordu. Bense korkup ağlamaya başladım.



O akşam babam bana annemin bir hafta önce öldüğünü söyledi. Yani gördüklerimin gerçek olamayacağını söyledi ama gerçekti. Ödevlerimi bile yaptırmıştı o ruh tarzı şey… (Bu arada annem yıllardır kanser hastasıydı zaten.) Neyse; ben gördüklerim konusunda ısrar edince babam beni bir psikologa götürdü. Psikolog, benim gibi o yaşlardaki bir çocuğun bu gördüğünü söylediği şeyleri uydurmasının imkansız olduğunu söyledi. Psikologun bu sözleri özerine gördüklerimin gerçekliği kanıtlanmış oldu. Ve o evden taşınıp bir apartmana yerleştik… Bu anlattıklarım yüzde yüz gerçek. Bizzat yaşadım bütün bunları.  

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Continue Reading

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Yatağın Ucunda Beliren Siyah Varlık

Gerçekten yaşanmış bir korku hikayesi. Cin çarpması yüzünden yüz felci geçiren bir gencin başından geçenler.

Published

on

By

Yaşanmış Korku Hikayeleri - Cin Çarpması

Gerçekten yaşanmış bir korku hikayesi. Cin çarpması yüzünden yüz felci geçiren bir gencin başından geçenler.



Yatağın Ucundaki Siyah Varlık

Yaşanmış Korku Hikayeleri - Başımdan geçen garip ama gerçek olan bir olayı sizinle paylaşmak istiyorum. Henüz çocuktum. 12 yaşındaydım. Ablamla aynı odayı paylaşıyorduk. Odamız oldukça genişti ve yataklarımız karşı karıyaydı. Odamızın pencereleri de oldukça büyüktü. Bir gece uyurken, bir elin beni dürtüklediğini hissettim. Annem filandır zannettim. Yarı uykulu gözlerimi açınca yanımda kimseyi göremedim.

Gözlerim pencereye kaydı. Orada; siyah, gölge şeklinde bir şey gördüm. Uzun kulakları vardı. Ablamın yatağının ayak ucunda oturmuş, dışarıyı seyrediyor gibiydi. Ablamsa hiçbir şeyden habersiz uyumaya devam ediyordu. Korkudan ne yapacağımı bilemedim. Gözlerimi yumdum sadece ve yorganı başıma çekip, Kuran okumaya başladım. Artık o korkuyla bir ara kendimden geçip uyumuşum.

Annem Hocaya Götürelim Dedi Babam İnanmadı



Sabah olup bitenleri anneme, babama, ablama anlattım. Annem, “cin, şeytan” diye çok korktu. “Hocaya götürelim.” dedi. Ama babam, bana inanmadı ve “Dışarıdaki ağaçların gölgesi içeriye vurunca sen onları bir yaratık filan sanmışsındır.” dedi. Halbuki, boş bir bahçeye bakıyor odamız ve ağaç filan da yok.

İkinci gün; ben, annem, ablam ve kundaktaki kardeşim Ozan, bizim odada yere yatak serdik ve uyuduk. Yine bir el beni dürtükledi ve benim gözlerim, yine cama gitti. Yine aynı şeyi gördüm ki Ozan hemen ağladı ve ağlamasına annem uyanıp, gece lambasını açtı. Ama gördüğüm yaratık o esnada çoktam kaybolmuştu bile...

Zamanla bu ve benzeri durumlar giderek daha sık tekrar etmeye başladı. Artık neredeyse her gece kabuslar görüyor ama uyandığımda çoğunu hatırlamıyordum bile. Sadece uykumda kötü ve korkutucu şeyler gördüğüme dair bir his kalıyordu içimde.

Uyandığımda Ağzım Yamulmuştu

Yatağımda uyuyorum; uyandığımda kendimi bahçede, salonda, damda veya annemle babamın arasında buluyordum bazen. Ama bir gün uyandığımda, ağzım yamulmuştu!!!… Sanki yanağım, felç olmuştu. Yanağımı hissetmiyordum, oynatamıyordum. Yanağım ve ağzım resmen yamulmuştu. Arkadaşlarım da benden korkmaya başladılar “Seni cinler çarptı!” diye…

Annem, beni doktora götürdü. Doktor çok şaşırdı. Yanağıma tam 15 gün, elektrik verdiler ki anca düzeldim. Akşamına; eve geldiğimde; o gece yine beni uyandırdılar ama bu defa cinler değildi bunu yapan. Yine bir varlık ama nur gibi, ışık gibi... Ben, yine korktum.

Allah'ın Gönderdiği Koruyucu Melek

Ertesi gün annem, beni babamdan habersiz bir hocaya götürdü. Bütün bu olanları anlattım ve bana cinlerin iliştiğini, bana musallat olmak beni yanlarına almak istediklerini söyledi. Başaramayınca (Kuran okuduğum için) bana tokat attıklarını, yanağımın bu yüzden felç olduğunu söyledi. O son gördüğüm şeyin ise beni koruması için Allah tarafından gönderilen bir melek olduğunu söyledi. Büyük bir Kuranı Kerim getirdi ve elini başımın üstüne koyarak beni okumaya başladı.



O günden sonra da buna anlattıklarıma benzer hiçbir şey görmedim ve onların lanetinden kurtulduğum için mutluyum. Ayrıca Kuran’ın, ayetlerin ne kadar önemli olduğunu da anlamış oldum. Şimdi, 19 yaşındayım ve geceleri ayet okumadan yatmam…

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Continue Reading

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Mezarlıktaki Fısıltı ve Gölgeler

Published

on

By

Yaşanmış Korku Hikayeleri - Mezarlık

Gerçekten yaşanmış bir korku hikayesi. Instagram takipçimiz bizzat yaşadığı korku dolu olayı anlatıyor.



Yaşanmış Korku Hikayeleri - Selamün Aleyküm. Başımdan geçen bir olayı anlatmak istiyorum… Abi ben Giresunluyum. On beş gün kadar vakit geçirmek için köyümüze gitmiştik. Benim köydeki arkadaşlarımla hep bi’ işler çeviririz. Bizim yayla yolunda bir mezarlık var. Onun yanında bulunan çardağa gidip, eğlenmeye karar vermiştik. Bizim sadece bir arkadaşta motor var. Onunla gezeriz biz abi arkadaşlarla. Beş kişi gittik. Amacımız o çardakta müzik açıp oynamaktı. Tek motor olduğu için ilk önce iki kişi gitmesinin lazım. Sonra motoru süren arkadaş öbür arkadaşları alacaktı. Bunlardan biri de benim kuzen.

Mezarlıktan Gelen Fısıldaşma Sesleri

Ben ve kuzen erkeklik yapıp  önden çıkmaya karar verdik. Arkadaş bizi bıraktı ve geri, öbür arkadaşları almaya gitti. Ben ve kuzen, mezarlığın yanındaki çardakta yalnız kaldık. O süre içinde, vakit geçsin diye birbirimizle konuşup, sohbet ederken belli belirsiz, fısıldama gibi bir takım sesler duymaya başladık. Başlarda fazla önemsemedik. Kafa dağıtmak için kızlar hakkında filan konuşmaya başladık ama (Oradaki mezarların birinde dedem yatıyor bu arada) ben ve kuzen dedeme ve diğer ölülere saygısızlık olmasın diye bu konuda konuşmayı yarıda kestik. Bu arada sürekli mırıldanma, fısıldama sesleri gelmeye devam ediyordu. Bizse cesaretimizi kaybetmemeye çalışıyorduk. 

Bunlar Cin Filan mı?

Sonra aniden bir bağırma sesi geldi. Ben “Aha bizim ibneler geliyor.” dedim. Ancak ben bu cümleyi kurunca daha güçlü bir bağırma sesi geldi. Kuzen bana “Bizimkilerin sesine benzemiyor. Bu daha kalın bir ses.” dedi Ben buna küfür edip “Mal! Bizimkiler değilse kim?” dedim. Bu “Bilmiyorum.” dedi. Dedemin mezarı çardağa çok yakın. Oradan bir gülme sesi geldi. Biz bununla kafayı yedik. “Bunlar cin filan mı?” dedim. Sonra arkadaşlar geldi. Bize; motorun arıza çıkardığını ve tamir için beklediklerini söylediler. Biz “Sorun yok.” deyip geçecektik. Ben olayı anlatmayı yeltendim. Kuzen sus işareti yaptı. Ben de başka bir şey anlattım. 

Buralarda Cin Çok Olur

Benim telefondan müzik açtık. Disko kurduk bir nevi; oynuyoruz…Derken bağırışma sesleri duymaya başladık. İki adam sanki tartışıyor… Bizim içimizi korku kapladı. Ben müziği kapattım ama bağırışma sesleri devam ediyordu. "Benim adım deli; ben gider bakarım, n’oluyo’ amk!?” dedim. Bizim köyde tek kalıcı kişi motoru olan arkadaş. Diğerlerimiz ben dahil dört kişi İstanbul’danız. Motoru olan dedi “Burası köylük yer. İstanbul'a benzemez. Siktir git!” Ben “En fazla ne olur amk? Geberir gideriz! dedim. Motoru olan arkadaş “Burda cin min çok olur. Köy burası!” dedi. Ben buna küfür ettim. Dedim “He amk; çarparlar!”



Bu arada biz bunları konuşurken sesler bir duraksıyor, bir devam ediyor. En son; bana deli dedikleri için ben gitmek için yola koyuldum. Mezarlık çardağın alt tarafında kalıyor. Yavaşça yürüdüm, indim; ortalıkta kimse yok… Etraf zifiri karanlık. Bir tek benim flaşımın ışığı… Beni bir anda koşarak, geri; çardağa dönme hissi sardı. Ayı kovalıyormuş gibi koşmaya başladım. Arkadaşlar beni o halde görünce tırsmışlar. Ben hemen girdim “Hadi gidelim!” dedim. Bunlar “Ne oldu, ne vardı?” diye sordular. Ben “Bir şey yoktu.” dedim. Derken yine bir bağırışma!.. Arkadaşlar dediler “Oğlum nasıl kimse yok?! Bu sesler ne o zaman?!” 

Mezarlıktaki Gölgeler

Dedim “Hadi gidelim!” Korktum çünkü. Ben baktığımda hiçbir şey yoktu. Beş kişi motora bindik, iniyoruz. En sona ben oturdum. İlk düşen ben oldum. Herhalde taşa çarptık sandım. Tek düşen de benimdir herhalde diye düşünürken bir baktım hepimiz düşmüşüz. Ama benimle onların arası on beş metre kadar var. Onlar sürüklendi galiba… Tek ben normal düşmüşüm. Mezarların en tepesinde, gölge gibi, hareket eden bir varlık mı bilemem ama bir şey gördüm. Bunlara bağırdım “Çabuk binin, gidelim!” Gölgeler bana değil, sadece onlara doğru gidiyordu. Belki bana da gelen vardı ama görmedim ben. 

Şükür Namazı Kıldık

Koşarak arkadaşlarımın yanına gittim. Hep beraber motora bindik. Herkes korktuğu için direkt evlere dağılalım dedik. Yatsı vaktinden bir buçuk, iki saat kadar sonra gitmişiz… Ben de “Gelin; bir namaz kılalım. Ne olur ne olmaz.” dedim. Herkes “Tamam, olur…” filan dedi. Girdik camiye. Bu arada bizim köyde cami kapısı kilitlenmez. Onun için rahatça girdik, iki rekat şükür namazı kılıp çıktık. Avluda olanları tartıştık. Hepsi benim gördüğüm şey hakkında farklı fikirler ileri sürdüler, yorumlar yaptılar. Saat bire yakın evlere dağıldık. 

Garip Sorular

En cesurları benim; herkes korkuyor. İlk benim kuzeni bıraktık. Sonra arkadaşlar, derken hepsi evlerine gitti. Ben ışıkla gidiyordum. Rahmetli dedemin “Oğlum" diye sevdiği bizim de dayı dediğimiz abimizin evinin önünden geçiyordum. Arı kovanları var onun. Köyde yaşar. Beni gördü. Yanına çağırdı. Bana garip sorular sordu. Ben bu olayı anlattım. “Bir daha gitmeyin oraya.” filan dedi. Ben buna orada olanlarla ilgili düşüncesini sordum. “Neden o gölgeler bana doğru gelmediler de sadece arkadaşlarıma gittiler?” Bu arada; babam, ben küçükken vefat etti. Dayı bana “Büyük bir ihtimalle yetim olduğun.” için diye cevap verdi. O günden beri Allah'tan başka kimseden kormam. Bu arada yaşadığımız olayın üstünden bir yıl geçmedi (2019) daha.



Yaşanmış Korku Hikayeleri

Continue Reading

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Bana Musallat Olmaya Çalışan Alkarısı

Bir Instagram takipçimiz tarafından Paranormal Haber’e özel olarak paylaşılan yaşanmış, korku dolu bir alkarısı hikayesi…

Published

on

By

Bana ve bebeğime musallat olmaya çalışan alkarısı - Yaşanmış Korku Hikayeleri

Bir Instagram takipçimiz tarafından Paranormal Haber'e özel olarak paylaşılan yaşanmış, korku dolu bir alkarısı hikayesi…



Bebek Doğduğunda Alkarısı Musallat Olmasın Diye...

Evlendikten sonra evimde önceleri ufak tefek bazı paranormal olaylar yaşadım. Hamilelikten sonra rüya ile gerçek arasında hatta uyku ile uyanıklık arasında görüntüler görmeye başladım. Böyle şeyleri giderek sıkça yaşamaya başladığımdan; bir hocaya okunup muska yazdırdım. O "muska"yı şimdi bile boynumdan asla çıkarmıyorum. Bebek doğduğu zaman; alkarısı, cinler vb. yaratıkların bebeğe musallat olmaması için yatağının altına kırmızı bıçak konur. Halk dilinde al basması olmaması için... Aynı zamanda yüksek bir yere de Kuran konur. Ben de yatak odama; aynanın önüne, görünecek şekilde bir Kuran koydum.

Kapı Eşiğindeki Esrarengiz Kadın

Bu tür doğaüstü olayları yaşamaya başladığım sırada yeni hamileydim. Bir gece; eşim yanımda uyurken yatak odamda, kapı eşiğinde; sarışın, kısa saçlı, saçları kirli, dağınık, bebe mavisi saten bir elbise giyen kadın gördüm. Yüz ifadesi çok ciddi idi. Uyuduğumuzu görüyordum. Kadın hiç gözünü ayırmadan eşimle bana bakıyordu. Bir anda uyanıp eşimi uyandırarak "Bu kim?!?" dedim. Eşim "Hani? Ben görmüyorum!" deyince kadın; kolları, göz çevresi ve dişleri kararıp, başını sola yatırarak bana gülmeye başladı ve ben aniden korkuyla uyandım.

Tuvalette Yaşadığım Korku

Bebeğim doğduktan sonra henüz 40’ı çıkmamıştı yaşadığım farklı bir olayda. O gece 03'te kalkıp, tuvalete gittim. İşim bitti. Musluğu açtım. Tam ellerimi yıkayacakken bir anda birisi koşarak, tuvaletin kapısına kadar geldi ve kapı kolunu tuttu. Ses kesildi. Korkudan titredim resmen. Dizlerimin bağı gevşedi sanki. Olduğum yere yığıldım. O korkuyla bir şekilde tuvaletten çıkıp odama gittim.

O Korkunç Kadın Yine Odama Geldi



Bu olayın üzerinden uzun bir süre geçti. Artık bir şey olmuyor diye yatak odasındaki Kuran'ı odadan çıkardım. Uzun bir süre yine bir sorun yaşamadık. Her akşam yatarken oğlumu ve kendimi okuyup uyurum. Bebeğim bizimle aynı odada, beşikte yatıyor. Akşam televizyon izledikten sonra 20:30 gibi oğlumu uyuttum. Ben de yattım. Evim soğuk olduğundan, bebeğimin üzerini doğal olarak örtüyorum. Elleri ve yüzü sucak olsun diye beşiğin de üzerine örtü örtüyorum. Baş kısımda; bebeğimi görebileceğim kadar bir boşluk bırakıyorum.

Gece saat 03'te bir anda uyandım. Rüya ile gerçek arasında; benimle aynı boydaki (1.70 boyum) kadının odama girip, beşiğe doğru bana bakarak geldiğini gördüm. Yattığım yerden kalktım. Kadın; esmer, gözlerinin etrafı siyah, yüzü oldukça kırışık, kaşları simsiyah ve çatıktı. Oldukça korkunç biriydi. Başı kapalı. Siyahtı başörtüsü. Üzerindeki kıyafetler de siyahtı. Soğukkanlılığımı koruyarak kadına "Sen de kimsin? Evime nasıl girdin?" dedim. Kadın da sakin ve beni bir o kadar umursamaz bir şekilde "Çocuğu görmeye geldik." dedi.

Ayakları Yoktu

Bana asla dokunmuyordu. Aramızda bir adım kadar boşluk vardı. Ben hala sakin, kadına “Hayır! Kapımı yatmadan kilitledim. Sen nasıl içeriye girdin?" diye sinirlendim. "Çık evimden!" diye söylenmeye devam ediyorum. Kadın ifadesi daha sert bana yaklaştı. Yüzüme alaycı bir şekilde bakıp konuşmuyor. Ben "Sen kimsin benim bebeğime bakacaksın?!" diye kızıyorum. "Çıkın" deyip Arapça bir anda "Yallah!" dedim. Onu dediğimde bir anda kendime şaşırdım. Kadın daha çok sinirlendi. Arkasında 2 kişi daha vardı. Boyları 1.85 civarı... Yüzleri seçilmiyordu karanlıkta. Kara çarşaf giymişlerdi. Bir anda boşluğuma geldi; yere bakınca ayaklarının olmadığını gördüm.

Nas ve Ayetel Kürsi Surelerinin Nasıl Okunacağını Unuttum



Kadın boğazıma sarılacakken direkt bağırarak Eüzü Besmele çektim. Tam Nas Suresi'ni okuyacakken unuttum. Bir türlü başlayamadım. (Cinlerin uzaklaşması çok iyi bir suredir.) Farklı farklı sureleri okumaya çalıştım; belki Nas Suresi'nin nasıl okunduğunu hatırlarım diye. Aynı şekilde Ayetel Kürsi'yi de okumaya çalıştım ama asla okuyamadım. Uyandım. Direkt o iki süreyi okumaya başladım. Hala gözümü kapatınca net olarak o kadının suratı karşıma gelir. O kadın Dabbe 6'daki kadına çok benziyordu...

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Continue Reading

Yaşanmış Korku Hikayeleri

Azerbaycan’dan Bir Cin Hikayesi

Bizi taa Azerbaycan’dan takip eden bir okuyucumuzun Instagram aracılığıyla bizimle paylaştığı ve kendi başından geçmiş bir cin hikayesi.

Published

on

By

Azerbaycan'dan bir cin hikayesi - korku hikayeleri

Bizi taa Azerbaycan'dan takip eden bir okuyucumuzun Instagram aracılığıyla bizimle paylaştığı ve kendi başından geçmiş bir cin hikayesi.



Yaşanmış Korku ve Cin Hikayeleri -Abi Azerbaycanda yaşayıram. 13 yaşım var. Şu an anlatacağım olay 4-5 yaşımda oldu. Kış aylarıydı. O zamanlar daha okula gitmiyordum. Annem beni dedemlere yollucaktı. Dedem bize geldi ve beni evlerine götürdü. Dedemin evi köydeydi. Ve evin yolu ormandan geçiyordu. Hep korkardım karanlıktan. Üstelik evin tuvaleti de dışarıdaydı. 

Bir gece dışarıya çıktım. Tuvalet biraz uzaktı ve ışık olmadığından tuvaletin arkasına gittim. Orman tam karşımdaydı. Birden birine gözüm çarptı ve o kişi beni el haraketiyle yanına çağırdı. Koştum eve; uyudum zor da olsa. Uykuda oynayan cinler gördüm kamp ateşinde. Tabi o zamanlar cinin ne olduğunu bilmiyordum. Bir kaç gün dışarı çıkamadım korkudan.

Daha sonra korktuğumdan dedeme söyledim. Dedem anlatmak istemiyordu ama zorla da olsa dedi onların cin olduğunu. O gece nedensize saat 03 civarında aniden uyandım ve camda bana bakan bir yüz gördüm. Ço korkmuştum; çığlık attım. O gece dedem gelip yanımda uyudu. Ve seher (sabah) beni yeniden annemin yanına; şehire gönderdi. 

Yaşanmış Korku ve Cin Hikayeleri - Dedem anneme olanları söylemiş. Annem beni hocaya götürdü. Hoca beni kurtardı. Kurtarması 3 gün çekti. O zaman garip sesler duyuyordum. Neyse atlattık. Derken annem, dedemin kalpten gittiğini (Kalp krizi geçirmek suretiyle hayatını kaybettiğini) söyledi. Şu an bunları anlatırken dahi sanki olayları yeniden yaşıyormuş gibi duygulandım ve korktum. Bazılarına komik gelebilir fakat benim yerimde olsanız siz de korkardınız. 

Continue Reading
Advertisement

Facebook Sayfamızı Takip Edin

Advertisement
Advertisement

Popüler