Connect with us

Sıradışı Bilim

Bitkiler Kendi Aralarında Konuşuyor mu?

Bitkilerin ruhu var mı aklı var mı kendi aralarında haberleşiyorlar mı? Hafızaları var mı, geçmişi hatırlayabilirler mi, etraflarında meydana gelen olayları kaydederler mi? Faili meçhul bir cinayetin şüphelilerinin arasından gerçek katilin kim olduğunun tespitinde bitkilerden yararlanmak mümkün müdür?..

Bitkilerin ruhu var mı aklı var mı kendi aralarında haberleşiyorlar mı? Hafızaları var mı, geçmişi hatırlayabilirler mi, etraflarında meydana gelen olayları kaydederler mi? Faili meçhul bir cinayetin şüphelilerinin arasından gerçek katilin kim olduğunun tespitinde bitkilerden yararlanmak mümkün müdür?..

İstanbul’daki bir bitki üzerinden, Londra’da meydana gelmiş önemli bir hadisenin tanığı bitkiyle irtibat kurmak ve ondan hadiseye ilişkin bilgi almak mümkün müdür? Ağaçla, otla konuşmak mümkün müdür, tarihte, kutsal kitaplarda, masallarda, mitolojilerde bunun örnekleri var mıdır? Yer altındaki altın, gümüş gibi değerli madenler, ya da toprağın altına gömülmüş patlayıcılar, bitkilerle tespit edilebilir mi? Velhasıl; bitkilerin kimyasallara ve insanlara tepkisi, güvenlik sistemlerine entegre edilebilir mi?

Bu soruları daha artırabiliriz ancak yukarıdaki birkaç sorudan sanırız meramımız anlaşılmıştır: Acaba, insanın herhangi bir sebeple yetersiz kaldığı durumlarda, dünyamızı paylaştığımız ağaçların, kuşların, hayvanların ve bitkilerin yardımına müracaat edebilir miyiz, onların desteğini alabilir miyiz? Köpeklerin narkotikte ve arama-taramada kullanılması gibi bitkiler de güvenlik sistemlerinde kullanılabilir mi?

Bu soruları, soru olsun diye sormuyoruz, önemli devletlerin, bitkileri güvenlik sistemine entegre etmek için ciddi bir çaba içinde olduklarını, Türkiye’de bu alanda çalışma yapanların 7’er, 10’ar yıl hapis yatırıldıklarını bilerek soruyoruz. Birkaç gün sürecek bu seride, bitkilerin, hayatımızda, kutsal kitaplarda, mitolojilerde nasıl yer aldığına bakacağız ve sonuçları paylaşılmış bazı deneyleri inceleyeceğiz ve en sonunda bir analiz yapmaya çalışacağız. Öncelikle bilmemiz gereken şey şu: Zaman zaman alay ettiğimiz otlar ve bitkiler, zannettiğimiz gibi değil, onlar akıl ve ruh sahibiler ve birbirleriyle haberleşiyorlar.

İngiliz resmi yayın kuruluşu BBC’den okuyalım: “Bitkiler arasında internet ağına benzer bir haberleşme sistemi var, birbirleriyle, hava yoluyla haberleşebiliyorlar, ayrıca, yeraltındaki mantar ağlarını da kullanarak yaprak bitlerinin istilasını birbirlerine haber verebiliyorlar. Birçok bitki, hem bu bitleri uzak tutan hem de onlarla beslenen yaban arılarını çeken kimyasal maddeler salgılama yoluyla bu bitlere karşı mücadele ediyor.” Dolayısıyla bitkiler bu davranışlarıyla akıl sahibi olduklarını, hatta strateji üretebildiklerini ortaya koyuyorlar. (http://www.bbc.com/turk…/haberler/…/05/130510_bitki_iletisim)

Önemli devletler, bitkileri kitlesel saldırı önlemi olarak kullanmayı araştırıyor. Başta İngiltere, İsrail ve ABD olmak üzere bazı devletler, havaalanı gibi insanların toplu olarak bulundukları alanlarda, bitkilerin renk değişimi marifetiyle patlayıcıların ve kriminal şahısların tespiti üzerinde çalışıyor. Çalışmalar sırasında bitkilerin savunma mekanizmalarını yönlendirecek bir bilgisayar proğramı tasarlandı, bitkiye patlayıcılara tepki vermesi öğretildi. Öğretim sonrası bitki, patlayıcı kimyasal maddelerin bulunduğu ortamlarda yeşil rengini kaybederek beyaza büründü ve patlayıcıyı tespit etti. Böylece ayrıca bitkilerin öğrenime, dışarıdan bilgi yüklemeye de açık olduğu ortaya çıktı. Bu durum, oldukça önemli.

Kur’an’da Casiye Suresi’nin 13. ayetinde “Allah yarattığı her şeyi insanların emrine musahhar kıldı” buyuruluyor. Hayvan ve bitkinin insanın emrine musahhar kılınması, insanın bunlardan sadece yiyecek ve giyecek olarak faydalanması mıdır, yoksa bunların ötesinde bir şey midir? Bunlardan yiyecek ve giyecek olarak istifade etmek için düşünmeye pek de gerek yok, ancak bu ayetin devamında, insanın düşünmeye çağırılıyor olması ilginç. “Allah yarattığı her şeyi insanların emrine musahhar kıldı” dendikten sonra ayet şöyle devam ediyor: “Muhakkak ki bunda düşünenler için ibretler vardır.” Dolayısıyla hayvan ve bitkilerin insanın emrine musahhar kılınması, bu serinin birinci yazısında sorduğumuz soruların en azından bir kısmına cevap olarak denk düşebilir.
Şimdi Amerikan MIT’de yapılmış bir deneyin sonuçlarını BBC’den okuyalım: “Kara mayınlarına karşı ıspanak önlemi… Bilim insanları ıspanak bitkisini, ‘küçük’ bir müdahaleyle bomba dedektörüne dönüştürmeyi başardı. Yapraklarına, küçük tüpler yerleştirilmesi yoluyla, bitkinin kara mayınlarında bulunan nitro-aromaları toplayarak, sinyal olarak iletmesi sağlandı. Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’ne göre, ıspanak yaprakları tarafından toplanan bu veriler, kablosuz olarak akıllı cihazlara da aktarılabiliyor. Proje sorumlularından Prof. Michael Strano, ‘Bu yöntemle, bitkileri isteğimiz herhangi bir şeyi belirlemesi için kullanabiliriz. Bitkiler savunma sistemi olarak kullanılabilir. Ayrıca toplu alanlara yerleştirilerek ‘terörist faaliyetlere’ karşı da sensör işlevi görebilir’ açıklamasını yaptı.” (http://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-37831039)

Dolayısıyla ıspanak artık sadece süper bir gıda değil. Araştırma ekibinin lideri Prof. Strano bu deneyle çok daha önemli başka bir şey elde edildiğini söylüyor: “Bu deney, insan ile bitkiler arasında iletişim kurmanın önündeki engelin üstesinden nasıl gelinebildiğinin yeni bir göstergesidir. Bitkilerin bulundukları ortam hakkında bizimle konuşmalarını sağlamış olduk. Bitkiler çok iyi analitik kimyagerler ve çevreye çok duyarlılar. Toprak ve sudaki en ufak değişiklikleri tespit edebiliyorlar. Eğer bitkilerin kimyasal sinyal yollarına girebilirsek, burada müthiş, olağanüstü bilgiler var.” (http://news.mit.edu/…/nanobionic-spinach-plants-detect-expl…)

Bugün bitkilerin bulundukları ortam hakkında bizimle konuşmalarını sağlayan yukarıdaki teknolojinin gelişerek ileride bitkilerin şahit oldukları, duydukları, gördükleri olaylar hakkında da bizimle konuşmalarını sağlaması kuvvetle muhtemeldir. Kültürümüzdeki “Yerin kulağı vardır” sözü ne manaya gelmektedir, bu söz durduk yerde mi çıkmıştır? Hz. Musa’nın ağaçtan asasının ejderhaya dönüşmesi, Hz. Muhammed’in hurma kütüğüyle, Yunus Emre’nin sarı çiçekle karşılıklı konuşması, tamamen mecazi midir?

Hipokrat gibi, İbni Sina gibi dönemlerinin bilgi seviyesinin çok ilerisindeki tıp üstadları, hangi bitkinin, hangi çiçeğin hangi hastalığa iyi geleceğini nereden biliyorlardı? Nasıl öğrendiler, çünkü bunların laboratuvarı yoktu. Bu bilgi onlara nereden geldi? Bunlar yoksa çiçeklerle, ağaçlarla ya da hayvanlarla konuşuyorlar mıydı? Dağlardaki hayvanların doktoru, hemşiresi, eczacısı kim, milyarlarca hayvan nasıl tedavi oluyor da yaşamını sürdürüyor? Karnı ağrıyan, rahatsızlanan kedi, köpek gibi hayvanlar, bazı otları arar, bulur, yer ve iyileşirler. Yaralanan yılan, yarasına yonca çiçeği basar. Hayvanlar, bunları nereden biliyor, onlara bunu kim öğretti? Hayvanlar daha ne biliyor?

Dünya çapında tahminen 380 bin bitki türü var ve varlıklarına en büyük tehdidi insanoğlunun faaliyetleri oluşturuyor. Bitkilerin gıda ya da ilacın dışında pek bilinmeyen ve bu yazılarla dikkat çekmeye çalıştığımız diğer potansiyel faydaları incelenmeden yok olması ciddi bir kayıp. Bizi bambaşka bir boyuta, bambaşka alemlere ve daha üst seviyelere taşıması muhtemel olan bitkilerden bi-haber, şuan onları var gücümüzle imha ediyor olabilir miyiz?

Akıl, sadece insan ve hayvana mı mahsustur, bitkilerde akıl yok mudur? Aklı olmayıp; yazı kışı, açlığı tokluğu bilmeyenin, dostu düşmanı tanımayanın hayatta kalması mümkün müdür? Peki “hatırlamak” da sadece insan ve hayvana mı mahsustur? Bitkiler geçmişi hatırlayabilir mi? Eğer bu özelliğe sahipseler acaba ne kadar geriye gidebilirler? Yıllar önce meydana gelmiş bir olayın aydınlatılmasında bitkilerin tanıklığından istifade etmek bir şekilde mümkün müdür? Bunun için insan ile bitki arasında bir şifre kırıcıya ya da “tercüman”a ihtiyaç var mıdır, var ise bu nasıl mümkün olur?

Bugünkü bilgilere göre evet bazı bitkiler geçmişte ne olduğunu hatırlıyor ve bu hatırasını hafızasında bir süre saklıyor. Mesela Küstüm Çiçeği’nin bu özelliklere sahip olduğu deneylerle sabit. Küstüm Çiçeği, kendisine hafifçe dokunulduğunda pasif savunma pozisyonu alır, küçük yapraklarını içeri çeker, kirpi gibi toplanır, sanki kurumak üzereymiş gibi dallarını bırakır, adeta zeki hayvanlar gibi ölü takliti yapar. Aynı davranışları yere düştüğünde de gösterir.

Bitkileri anlamak üzere dünyanın çeşitli yerlerinde kurulmuş laboratuarlarda çok ciddi çalışmalar var. Bunların bolca kitap haline getirilmemiş olması üzerinde çalışılmadığı anlamına gelmez. Bu araştırmalar, çok ciddi maliyetli araştırmalar, bu sebeple de kimse paylaşmıyor. Paylaşılanlar, paylaşılmasında sakınca görülmeyenlerdir, tıpkı müzelerde sergilenen eserler gibi. Müzelerde sergilenenler aslında “çöp”tür, önemli olan sergilenmeyen/paylaşılmayandır, elindeki hazineyi camekân içine koyup kim paylaşır ki!

Batı Avustralya Üniversitesi’nde biyoloji profesörü olan Monica Gagliano’nun Küstüm Çiçeği üzerinde yaptığı ve sonuçlarını paylaştığı bir deney oldukça ilginç. National Geographic’ten okuyalım: Gagliano, 56 ayrı Küstüm Çiçeği’ni basit bir düzenekle, 15 cm yükseklikten, 5’er saniyelik aralıklarla peş peşe 60 kez düşürdü. Her düşüşten sonra çiçekler savunma pozisyonuna geçtiler, yapraklarını kapattılar.

Gagliano deneyine bir süre daha devam etti. Bir süre sonra çiçekler, 15 cm kadar çok alçak bir yükseklikten düşüşün kendilerine zarar vermediğini, başlarına korkunç bir şey gelmediğini fark ettiler, hafızadan yararlanıp davranışlarını değiştirdiler, yani küsmeye, yapraklarını kapatmaya son verdiler. Çiçeklerin bu davranışı hatırlamaya dair bir kanıt olarak kabul edilebilir miydi? Yoksa çiçekler mesela bir daha refleks gösteremeyecek kadar bitkin mi düşmüşlerdi? Böyle bir sorunun geleceğini tahmin eden Gagliano, düşmeden hemen sonra “bitkin” çiçeklerden bazılarını eline alıp, sarstı. Çiçekler derhal tekrar kapandılar. Çiçekler “yeni bir durum”la karşı karşıya olduklarını hemen anlamışlardı. Gagliano, deneyine bir hafta ara verdi, bir hafta sonra onları tekrar düşürdü, çiçekler hiç savunmaya geçmediler, yaprakları tamamen açıktı. 4 hafta boyunca onları düşürüp gözlemlemeye devam etti, 28 gün geçmesine rağmen bitkiler öğrendikleri şeyi “hatırladı”lar, küsüp, kapanmadılar. Peki ama bitkiler, bir beyinleri olmadan bunu nasıl yapıyorlar?

Gagliano, “Bitkilerde henüz algılayamadığımız bir şekilde organize kalabilen bir akıl olması gerekir. İşte Küstüm Çiçeği bunu bulmamız için bize meydan okuyor… Bitkiler hatırlıyor olabilirler. Hatırlama mekanizması hayvanlardaki geleneksel nöron ağlarını ve rotalarını gerektirmiyor olabilir. Tabii ki beyinler ve nöronlar muhtemel -ve oldukça karmaşık- bir çözüm, ancak öğrenmek için bir şart olmayabilirler” diyor. (http://www.nationalgeographic.com.tr/…/bir-bitki-gecmi…/2689)

“Bitkiler, bir beyinleri olmadan bunu nasıl yapıyorlar” diye soruyoruz ama bu sorunun içinde daha önemli bir soru var: Akıl ve ruh, nerededir, zannedildiği gibi beyinde midir?

Advertisement
2 Comments

2 Comments

  1. Pingback: Kenevir Bitkisinin Yasaklanmasının Arkasındaki Gerçek Neden

  2. Pingback: Beyinlerimiz Biz Farkında Olmadan Birbirleriyle Konuşuyor Olabilir mi? - Paranormal Haber

Soru Sor - Fikrini Yaz

Advertisement
Advertisement

Tavsiye Yazılar