Connect with us

Esrarengiz Olaylar & Gizem

500 Yıllık Kutuların Sırrı Çözülemiyor

Published

on

500 yıllık oyma kutucukların sırrını, nasıl yapıldıklarınız uzmanlar çözemedi. X-Ray cihazları ve üç boyutlu görüntüleme sistemleri bu işin sırrını çözecek mi?

Dünyada 135 tane bulunan oyma kutucukların sırrını uzmanlar hala çözemedi. 1500-1530 yılları arasında Hollanda’da ya da Flandre’de yapıldığı tahmin edilen oyma işçiliği ürünler, uzmanları bile hayrete düşürüyor.

Üstün el işçiliğiyle üretilen eserlerin, nasıl bu kadar ayrıntılı ve ince çalışıldığı hala bilinemiyor. Eğimli dairesel ahşap parçalarında bile iç kısımlarda oymacılık olduğu belirlenen eserlerin her ayrıntısının çıplak gözle görülmesi imkansız.

Oyma eserlerin sırrını çözmek isteyen uzmanlar, çareyi üç boyutlu analiz sistemlerinde buldu. Mikroskobik boyuttaki ayrıntıların X-Ray cihazlarla görüntülenebileceği düşünülüyor.
İşte 500 yıllık sırrı içinde taşıyan kutular…

Advertisement
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Esrarengiz Olaylar & Gizem

Hayalet Gemi SS Ourang Medan’daki Esrarengiz Ölümler

Hollanda bandıralı SS Ourang Medan adlı geminin, 1947 yılında; bütün mürettebatının gizemli bir şekilde ölmesiyle sonuçlanan ve halen çözülememiş esrarı.

Published

on

By

Hayalet Gemi SS Ourang Medan’daki Esrarengiz Ölümler -Esrarengiz Olaylar

Hollanda bandıralı SS Ourang Medan adlı geminin, 1947 yılında; bütün mürettebatının gizemli bir şekilde ölmesiyle sonuçlanan ve halen çözülememiş esrarı.

Esrarengiz Yardım Çağrısı

Esrarengiz Olaylar & Gizem – 1947 yılında Endonezya’nın Sumatra açıklarında ilerlemekte olan ve Hollanda bandıralı bir gemi olan SS Ourang Medan, denizin ortasındayken, gemiden sürekli yardım çağrıları yapıyordu… İlk yardım çağrısı “Kaptan dahil gemideki çoğu kişi öldü” olmuştu. Bu mesajın ardından benzer başka mesajlar da gelmeye devam etti. Tam olarak anlaşılamayan mesajlardan çıkan bir sonuç vardı: Gemidekileri öldüren herneyse öldürmeye halen devam ediyordu.

Cesetlerde Darp İzi Yoktu

Esrarengiz Olaylar & Gizem – SS Ourang Medan gelen çağrıları iki ABD gemisi duymuştu. Gemilerden biri olan Silver Star acilen koordinatları hesapladı ve SS Ourang Medan’ın bulunduğu yere vardı. Geminin yanına yanaşınca içerideki mürettebata “Orada bizi duyan var mı?” deseler de herhangi bir cevap alamıyorlardı. Filika ile gemiye yanaşmaya karar veren ekipler, gördükleri manzara karşında ne yapacaklarını bilemediler. Bütün gemidekiler, anlayamadıkları bir sebepten dolayı ölmüşlerdi. Fakat esrarengiz olan, tüm cesetler donakalmış, korku dolu bakışlarla gökyüzünü işaret ediyorlardı. Fakat hiçbir cesette darp veya yaralanma ibaresi yoktu.

Ekip gemiyi en yakın limana götürmeden önce kargo bölümünü incelemeye karar verdi. Ancak bu esnada bir anda gemiden dumanlar yükselmeye başlayınca, Silver Star ekibi gemiyi alelacele terk etmek zorunda kaldı. Gemiyi terk ettikten kısa bir süre sonra, SS Ourang Medan’da meydana gelen patlama sonrasında gemi dakikalar içinde denize gömüldü.

Gemi personelinin ölüm sebebi ve geminin kargo bölümünde ne olduğu konuları ise halen gizemini korumakta. Bu konularla ilgili olarak pek çok teori ortaya atıldı. Bunlardan bazıları olayın metafiziksel ve paranormal olduğunu söylese de bunlar pek mantıklı teoriler olarak değerlendirilmedi.

SS Ourang Medan gemisinin akıbetiyle ilgili olarak ortaya atılan Een kuvvetli teori ise geminin kargo bölümünde sinir gazı olduğu. Söz konusu teoriye göre: II. Dünya savaşında, Japon ordusunun Çin’de muhafaza etmekte olduğu bir biyolojik silah olan sinir gazı, savaştan sonra Amerikan ordusu tarafından gemi yolu ile Amerika’ya götürülüyordu. Sızan sinir gazının tüm SS Ourang Medan mürettebatını öldürdüğü ve sinir gazının deniz tuzu ile tepkimeye girerek patladığı yönünde genel bir düşünce hakim.

Esrarengiz Olaylar & Gizem

Continue Reading

Esrarengiz Olaylar & Gizem

Osmanlı Resmi Belgelerinde: Tırnova “Yeniçeri Cadılar” Olayı

Tırnova Olayı, 1833 yılında Balkanlar’da bir Türk kasabası olan Tırnova’da gerçekleşmiş bir “yeniçeri vampirleri” ya da “yeniçeri cadıları” avıdır.

Published

on

By

Tırnova Olayı - Osmanlı Yeniçeri Vampir Cadı

Tırnova Olayı olarak tarihe geçmiş vaka, 1833 yılında Balkanlar’da bir Türk kasabası olan Tırnova’da yapılan “yeniçeri vampirleri” ya da “yeniçeri cadıları” avıdır. 

Osmanlı‘da yeniçeri kültürünün yok edilmesinin amaçlandığı zaman diliminde gerçekleşen bu olayda bazı ölü yeniçeriler, gece vampir olarak şehre dadandığı ve korku saldığı gerekçesiyle mezarlarından çıkarılmış ve göğüslerine kazık çakılmıştır. Daha sonra da bu cesetler yakılmıştır. 

Takvim-i Vekayi’de Yayınlanmış Yeniçeri Cadılar Olayı

Tırnova Kadısı Ahmet Şükrü Efendinin hükumet merkezine gönderdiği ve ilk Osmanlı resmi gazetesi olan Takvim-i Vekayi’nin 69. sayısında yayınlanmış yazı olayı açık bir şekilde özetlemektedir. 

Tırnova’da Cadılar Türedi

Kadı Ahmet Şükrü Efendi’nin Mektubu “Tırnova‘da cadılar türedi. Gün battıktan sonra evlere dadanıp, erzak namına ne varsa; un, yağ, şeker, bal gibi şeyleri birbirine katıp içlerine bazen toprak bile karıştırıyorlar. Evlerin içlerine girerek yüklüklerdeki yorgan, şilte, yastık ve bohçaları didikleyip açıyorlar. Zaman zaman insanların üzerine taş, toprak, çanak çömlek attıkları halde kimse bir şey görmüyor. Birkaç erkek ve kadının da üstüne saldırdılar. Bunlara sorduğumuzda, ‘Sanki üzerimize manda çöktü sandık!’ dediler ama bir şey görmemişlerdi. Bu sebeple birçok mahalle sakini evlerini başka yerlere taşımak zorunda kaldılar. Halk, en sonunda bunun cadı işi olduğuna karar verdi.

Cadı Avcısı İle Anlaşıldı

Civar kasabalardan İslimye’de yaşayan ve cadı çıkartmakla şöhret bulmuş olan Nikola isimli bir Rum, bu işi halletmek üzere kasabaya çağrıldı ve kendisiyle işi halletmesine karşılık 800 kuruşa pazarlık edildi. Nikola, beraberinde getirdiği üzeri resimli bir tahtayla kasaba mezarlığına gitti ve bunu parmağının üzerine yerleştirerek çevirdi. Resimli tahta hangi mezara dönük durduysa o mezarın cadılı olduğunu gösterdi.

Cadı Mezarları Yeniçerilere Ait Çıktı

Resimli tahtanın dönük kaldığı mezarlar hayattayken şimdi kaldırılmış olan Yeniçeri Ocağı’na mensup iki yeniçeriye, Ali Alemdar ve Abdi Alemdar adındaki iki eşkıyaya aitti. Bunların mezarını açtığımızda karşılaştığımız manzara korkunçtu. Her ikisinin cesedini de yarım misli büyümüş, kılları ve parmaklarıyla tırnaklarını üçer dörder kat uzamış bulduk. Mezarlar açılırken bekleşen bütün kalabalık bu manzarayı gördü. Bu iki zorba, yeniçeri ocağı kaldırılırken her nasılsa yaşlarının ileri olmasından dolayı cellât eline düşmeyerek ecelleriyle ölmüşlerdi. Sağlıklarında yaptıkları zorbalığın devamı olarak şimdi de kötü ruhları zavallı kasaba halkını rahatsız etmeye başlamıştı.

Karınlarına Kazık Saplanıp Yürekleri Haşlandı

Cadıcı Nikola’ya göre, bunların sonsuza kadar ortadan kaldırılmaları için karınlarına birer ağaç kazık saplanması ve yüreklerinin kaynar suya atılarak haşlanması gerekiyordu. Mezarlarından çıkarttığımız ölülerin karınlarına söylendiği gibi birer ağaç saplayıp, yüreklerini dahi yerlerinden sökerek kaynar suya atıp haşladılar. Fakat bunların hiçbirisi kâr etmeyince Nikola bu sefer cesetlerin yakılması gerektiğini söyledi. Şer’an izin verildi ve cesetler hemen oracıkta yakıldı. Böylelikle kasabamız cadı belâsından kurtulmuş oldu(!). 

Tırnova Cadıları Olayı’nın Perde Arkası

İddialara göre II. Mahmud’un 1826 yılında yeniçeri ocaklarını kaldırmasından sonra gerçekleşen bu olaydaki asıl amaç halkı yeniçerilerden iyice nefret ettirmek ve yeniçerilere ait, var olan kültürü yok etmekti. Keza korku filmlerini andırmayan bu olay neticesinde halk yeniçerilerden iyice nefret etmeye başlamış ve yeniçeri mezarları ve mezar taşları yerlerinden sökülerek kültürel miras yok edilmeye başlanmıştır. Ülkemizdeki en önemli tarihçilerin başında gelen Prof. Dr. İlber Ortaylı, bu olaya Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılması yönünden bakıyor. 1826’da II.Mahmut tarafından tamamen kaldırılan ocağın ardından, böyle bir haberin yazımı ile aslında yeniçerileri kötülemeye yönelik bir propaganda amacı güdüldüğünü belirtiyor.

Kaynakça: Takvim-i Vekayi Gazetesi, sayı:68 (21 Cemaziyelevvel 1249), İlber Ortaylı-İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı Zeynep Aycibin-Osmanlı Devleti’nde Cadılar Üzerine Bir Değerlendirme

Tırnova Cadıları Olayı – Video İzle

Continue Reading

Esrarengiz Olaylar & Gizem

Taşın İçinden 300 Milyon Yıllık Cıvata Çıktı

Esrarengiz Olaylar – Rusya’da bulunan ve 300 milyon yıllık olduğu öne sürülen bir cıvata, bilim dünyasını şaşkına çevirdi.

Published

on

By

Esrarengiz Olaylar Gizem Uzaylılar Cıvata Arkeoloji

Esrarengiz Olaylar – Rusya’da bulunan ve 300 milyon yıllık olduğu öne sürülen bir cıvata, bilim dünyasını şaşkına çevirdi. Rusya’nın Kalujsk bölgesinde yapılan arkeolojik çalışmalar sırasında, doğrulandığı taktirde, insanoğlunun tarihini yeniden gözden geçirmesini gerektirecek bir bulgu elde edildi.

300 Milyon Yıl Öncesinden Kalma Cıvata

Esrarengiz Olaylar – Silisyum ağırlıklı bir taşın içinde, modern çağ teknolojisinin vazgeçilmez parçalarından olan bir cıvata ortaya çıktı. Yapılan yaş testinde, cıvatanın bu taşın içine bundan tam 300 milyon yıl önce sıkıştığı ve yaşının taştan da eski olduğu anlaşıldı.

Keşfi yapan Rus arkeolog Dmitriya Kurkova müthiş anı şöyle anlattı: “Çakmak taşı diye bilinen taşı bulduğumda çok eski olduğunu anladım. Fırçayla üstünü temizleyince bir yüzünde doğal olmayan bir çıkıntı fark ettim. Dikkatli bakınca cıvatayı gördüm. Hemen araştırmaya başladık. Yapılan testler bunun akılalmaz bir keşif olduğunu gösteriyor.’’

İçinde cıvata bulunan silisyum taş hızla Rusya’nın bütün büyük bilim akademilerini gezdi. Yapılan analizler, cıvatanın metal özelliğini kaybettiği, çeperini çevreleyen moleküllerin, demir moleküllerinin yerini aldığı ve asıl önemlisi; cıvatanın ‘‘dinozorlarla neredeyse yaşıt olduğu’’ (Rus bilimadamlarının iddiasına göre) resmen kabul edildi. Röntgenle yapılan araştırmada ise taşın yüzeyinde ve içinde de düzenli geometrik şekiller ortaya çıktı.

Cıvatanın Kökenine Dair Farklı Teoriler

Esrarengiz Olaylar – İnanılması güç bu keşiften sonra şimdi Rus bilimadamları kendi kendilerine aynı soruyu soruyor : ‘‘İnsanoğlunun tarihi yeniden mi yazılacak?’’ Taşın içinde bulunan 300 milyon yaşındaki cıvatanın kökeniyle ilgili olarak ortaya atılan teoriler ise şunlar:

Dünyayı Ziyaret Eden Bir Uzay Gemisinden Düşmüş

Bazı bilimadamlarının tezine göre zamanımızdan 300 milyon yıl önce dünyayı ziyaret eden uzay gemilerinden düşmüş bir cıvata söz konusu olabilir. Kaynağı da en yakın ihtimal Mars’ta yaşamış ve bugün ya yok olmuş ya da başka bir gezegene göçmüş bir medeniyet.

Uzay Çöplüğünden Dünyamıza Düşmüş Olabilir

Bu ikinci teoriye göre cıvata, dünyamızdan milyonlarca ışık yılı ötede bir gezegende kullanılıyordu. Bir kaza sonucu uzay boşluğuna düştü yahut da atıldığı uzay çöplüğünden düştü. Ve bir meteorla birlikte, bundan 300 milyon yıl önce, dünyamıza geldi.

Eski Bir Dünya Uygarlığından Kalma 

Bugünkü uygarlık, insanoğlunun dünyada kurduğu ilk uygarlık değil. Bundan çok önce, Nuh’un Gemisi hatta dinozorlardan bile önce, Dünya üzerinde çok ileri uygarlıklar vardı. Bunlar teknoloji, bu arada da cıvata kullanırlardı. (Bu teze karşı gelenlerin görüşü ise şöyle: Eğer böyle bir uygarlık olsaydı, altyapısının izi de kalırdı. Bu cıvatayı üretecek demir çelik tesislerinin, fırınların, bu parçanın kullanıldığı makinelerin de bir izi günümüze kadar kalırdı.)

Gelecekten Gelen Cıvata

Rus bilimadamlarının üzerinde çalıştığı dördüncü teori ise en çarpıcı olanı. Tam bir kurgu-bilim teorisi. Rus bilimadamları taşın 300 milyon yaşında olduğundan emin. İçindeki cıvata demir özelliğini kaybetmiş olsa da çevresinde demir moleküllerine rastlandı. Demek ki cıvata gerçekten demirdi ve en az 300 milyon yaşında. Yani yıl hesabında bir yanlışlık yok. Uzaydan gelmediği kabul edilirse tek izah yolu zamanda geriye yolculuk.

Torunlarımızın torunları zamanda yolculuk yapabilecek teknolojiyi geliştirdiler. Ve günümüzden 300 milyon yıl öncesine yaptıkları bir seyahatte bu küçük cıvatayı düşürdüler. Yani, cıvatayı 300 milyon yıl öncesine gelecek nesillerimiz götürdü.

Continue Reading

Esrarengiz Olaylar & Gizem

Mısır Piramitleri Uzaylı Yapısı Değil

Yüzüncü Yıl Üniversitesi Arkeoloji Topluluğu, Mısır Piramitlerinin yapımında dünya dışı varlıkların rol aldığı iddialarını reddeden bir açıklama yayınladı.

Published

on

By

Mısır Piramitlerini Uzaylılar Yapmamış

Yüzüncü Yıl Üniversitesi Arkeoloji Topluluğu, Mısır Piramitlerinin yapımında dünya dışı varlıkların rol aldığı iddialarını reddeden bir açıklama yayınladı. 

Yüzüncü Yıl Üniversitesi Arkeoloji Topluluğu’nun, Mısır Piramitlerinin yapımında dünya dışı varlıkların rol aldığı iddialarını reddeden açıklaması şu şekilde: “Mısır Piramitlerinin yapımında dünya dışı varlıkların yardımı olduğunu düşünmek hem insanların hem de uzaylıların inşa edebilme potansiyeline bir hakarettir. Mısır Piramitleri hakkında yeteri kadar bilgiye sahibiz. Kullanılan malzemelerin cinsi, nereden elde edilip nasıl taşındıklarını ve hangi aletlerin kullanıldığını biliyoruz.

Her blok 20 kişilik bir ekip tarafından rahatlıkla taşınabilir. Piramit yapımında 20,000-30,000 işçinin çalıştığını da göz önünde bulundurursak, piramit yapımı imkansız bir şey değildir.

Sanılanın aksine piramit yapımında kullanılan taşın büyük bir çoğunluğu aynı bölgeden elde edildi, bunları uzaktan getirmek hem eziyetli hem de vakit kaybına neden olurdu. Aynı zamanda Büyük Piramit‘te yer alan 2.3 milyon blokların hepsi 15 ton ağırlığında değildir, bunlar sadece tabanda kullanılmıştır ve tepeye doğru gittikçe ortalama ağırlık 2.5 tona düşmektedir, her blok da 20 kişilik bir ekip tarafından rahatlıkla taşınabilir. Piramit yapımında 20,000-30,000 işçinin çalıştığını da göz önünde bulundurursak, piramit yapımı imkansız bir şey değildir.

Elimizde birden fazla teorinin bulunması nasıl yapıldıklarını anlamadığımız anlamına gelmez. Bununla beraber Mısır Piramitlerinin insan üstü olduğunu belirten çeşitli mitler üretilmiş ve matematiksel mucize iddiaları öne sürülmüştür ancak bunların çoğu araştırmalara değil rivayetlere ve saptırılmış bilgilere dayandığı bilinmektedir. Ve destekleyecek herhangi bir kanıt bulunamamıştır.

Bu iddiaları ısrarla öne sürenler ise akademik çalışmalar yürüten Arkeologlar, Mimarlar, İnşaat Mühendisleri ve Mısır Bilimcileri değil, şahsi düşüncelerine uyacak şekilde bulguları kendilerine göre yorumlayan antik uzaylı teorisyenleridir.”

Yüzüncü Yıl Üniversitesi Arkeoloji Topluluğu

Piramitleri Uzaylılar Yapmamış – İzle

Mısır piramitlerini uzaylılar yapmamış
Continue Reading

Esrarengiz Olaylar & Gizem

Tapınak Şövalyeleri’nin Gücünün Kaynağı

İllüminati denilince akla para, güç, mistik güçler gibi kavramlar geliyor. Tapınak Şövalyeleri’nin temelini oluşturduğu Masonluk, bunlara nasıl sahip oldu?

Published

on

By

Tapınak Şövalyeleri

Tapınak Şövalyeleri olarak bilinen tarikat, Fransız Hugues de Payen tarafından 1119 yılında Kudüs’te kuruldu. Öncelikli amaçları Hristiyan hacıları korumak olan ve başlangıçta 9 şövalyeden oluşan bu grup on yıl sonra, 1129 yılında Katolik Kilisesi tarafından resmen tanındı.

Tapınak Şövalyeleri’nin Yükselişi

Savaşlarda elde edilen başarılarda pay sahibi olan bu Tapınakçılar, zamanla Papa tarafından imtiyazlı hale getirildiler.

Kudüs’ün fethi sırasında gösterdikleri üstün başarılar sayesinde Kudüs Kralı tarafından fazlaca değer gören 9 şövalyeye konaklamaları için ‘Süleyman Mabedi’ tahsis edildi. Başlangıçta 9 şövalyeden oluşan tarikat, gün geçtikçe sayısını artırdı ve sayıları 15.000’leri buldu.

Savaşlarda elde edilen başarılarda pay sahibi olan bu Tapınakçılar, zamanla Papa tarafından imtiyazlı hale getirildiler. İstedikleri yerde rahatça hareket edebilen bu tarikata katılmak, birçok Avrupalı soylu tarafından hedef haline gelmiş ve bu bağlamda tarikata oldukça yüklü miktarda para vermişlerdir.

Tapınak Şövalyelerinin Yeraltına Çekilişi

IV. Philippe’in kafirlik, eşcinsellik, dinsizlik ve putperestlik gibi suçlamaları yönelttiği Tapınakçılar, Papa tarafından aforoz edilmiş ve birçoğu yakılarak idam edilmiştir.

İşin içine ‘maddiyat’ girince bozulan her şey gibi Tapınakçılar da zamanla asıl hedeflerinden sapmışlar ve Tapınakçı kelimesi zenginlik ve güç kavramlarını kapsayan bir olgu haline gelmiştir. Elde ettikleri güç sayesinde artık Avrupalı krallar tarafından tehdit olarak görülen Tapınakçılar, 70 senelik bir hükümranlık sonunda, 1189’da Kudüs elden çıkınca güç kaybetmeye başlamışlar.

Fransa Kralı IV. Philippe’in kafirlik, eşcinsellik, dinsizlik ve putperestlik gibi suçlamaları yönelttiği Tapınakçılar, Papa tarafından aforoz edilmiş ve birçoğu yakılarak idam edilmiştir. İlk yakılarak öldürülme 13 Ekim 1307 yılı, Cuma günü gerçekleşmiştir. 13 rakamının uğursuzluğu ve ‘Kanlı Cuma’nın kaynağı bu engizisyon kararıdır.

Bu engizisyon kararlarından kaçabilmeyi başaran Tapınakçılar’ın bir kısmı yer altına saklanmış, daha sonra ‘Masonluk’ olarak bilinecek kavramın temellerini atmıştır.

Tapınak Şövalyeleri’nin Güçlerinin Kaynağı

Şimdi gelelim işin ilgi çeken kısımlarına… Tapınak Şövalyeleri‘nin itham edildiği suçlardan birisi, dinsizlik yani Katolik Kilisesi‘ne karşı başkaldırı idi. Ayrıca putperestlik ile suçlandılar. Peki bu suçlamalar ne kadar gerçeği yansıtıyor?

Kahin ve büyücülerin bu bilgilere sahip olduklarını öğrenen Hz. Süleyman’ın derhal bu sihir ve büyülerin yazılı olduğu kağıtları toplattığı (Ahit Sandığı) ve kendi mabedine gömdürdüğü söylenir.

Bu konularda çok çeşitli iddialar var. Hatta çoğumuz günlük konuşmalarımızda İllüminati ve Masonlar’a zaman zaman değiniriz. Dünyayı yönettiklerinden, herkesi etkileri altına aldıklarından dem vururuz. Nereden çıkıyor bu söylentiler? Kaynağı nedir? Bilindiği gibi ‘İllüminati’ denilince akla direkt olarak para, güç, mistik güçler gibi kavramlar geliyor. Tapınak Şövalyeleri‘nin temelini oluşturduğu Masonluk, bunlara nasıl sahip oldu?

Bu konuda en geçerli sebep elbette ki zamanında Avrupalı soyluların, Tapınakçılara katılabilmek için verdikleri servetler gösterilebilir. Daha önce Tapınak Şövalyeleri’nin, Kudüs’te Süleyman Mabedi olarak da bilinen mabette ikamet ettiklerini belirtmiştik. Burası önemli işte. Hadi birazcık bu mabetten bahsedelim.

M.Ö. 970 – M.Ö. 930 yılları arasında yaşadığına inanılan Hz. Süleyman, yüzyıllar sonra bile halen konuşulmaya devam eden bir ihtişam içinde yaşadı. Döneminin en zenginlerindendi. Hz. Süleyman, hükümdarlığının 4. yılında, Süleyman Mabedi, Süleyman Tapınağı veya Kutsal Ev olarak bilinen mabedin yapım emrini verdi.

Bu mabet Süleyman’ın ölümünden sonra fazlasıyla tahrip olmuş olsa da bir duvarı halen ayaktadır. Şu an bilinen ismi ile Ağlama Duvarı. Bu mabedin yapılmasının Tanrı tarafından kendisine rüyasında tebliğ edildiğini söyleyen Süleyman, mabedin yapımında her kesimden insanı çalıştırdı. Kuran kaynaklı olmak üzere, çalışanlar arasında cinler de vardı.

Kuran’da Hz. Süleyman‘dan sık sık bahsedilir. Emrine verilenlerin sadece insanlar değil bunun yanında cin topluluklarından da bahsedilir ve Hz. Süleyman’ın bunları yönetebildiği ve işlerinde kullanabildiği anlatılır. Kuran’da da bahsedilen bu cinlerin büyü yapmayı bildikleri fakat bu büyüleri insanlara anlatmalarının, onlarla bu gizli öğretileri paylaşmalarının yasak olduğu geçer.

Buna rağmen bu cinlerin bildikleri bu büyü ve sihirleri, dönemin falcıları ve kahinleri ile paylaştıklarından ve kahinlerin bu büyüleri kullanmalarından dolayı ahirette uğrayacakları ziyandan bahsedilir. (Bkz. Enbiya Suresi – 81, Bakara Suresi – 102, Neml Suresi 16 – 17)

Kahin ve büyücülerin bu bilgilere sahip olduklarını öğrenen Hz. Süleyman’ın derhal bu sihir ve büyülerin yazılı olduğu kağıtları toplattığı (Ahit Sandığı) ve kendi mabedine gömdürdüğü söylenir.

Dinsizlik, puta tapma gibi suçlamalar yöneltilen Tapınakçıların bu gizli öğretilere ulaşarak sihir ve büyü ile uğraşmış olmaları ve bunun sonucunda da maddi güç elde etmiş olmaları ne kadar olası?

Gelelim can alıcı noktaya. Kudüs Kralı tarafından konaklamaları için Süleyman Mabedi tahsis edilen Tapınak Şövalyeleri‘nin yada şu anki ismiyle Masonların zenginliğinin altında yatan sebeplerden birinin de bu gömüleri bularak kullandıkları iddiası vardır.

Dinsizlik, puta tapma gibi suçlamalar yöneltilen Tapınakçıların bu gizli öğretilere ulaşarak sihir ve büyü ile uğraşmış olmaları ve bunun sonucunda da maddi güç elde etmiş olmaları ne kadar olası? Masonlar dediğimiz topluluğun şu an elinde bulundurdukları söylenen ‘gücün’ kaynağı bu kitaplar ve içlerinde yazan sihir ve büyüler mi yoksa illegal derin faaliyetleri ile bağışlar mı? Ya da zamanla her ikisi mi? Bilen yok. Tahminler ve söylentiler…

Günümüzde Vatikan ile aforoz ettikleri Tapınakçılar arasında yeniden bir bağlantı ve işbirliği sağlanmış mıdır? Vatikan’ın bu gücünün sadece inanç ve bağışlardan gelmesi ne kadar olasıdır? Yada aforoz edilen Tapınakçılar ile Kilise arasında hala derin bir kopuş ve güç savaşı devam edegelmekte midir?

Pekiyi, İsrail’in Kudüs’e sahip olma ve sürekli kazı aşkının ana hedefi “vadedilmiş kutsal topraklar” adı altında sadece bu Ahit Sandığı’nı bulmak mıdır? Eğer bu sandık Tapınakçılar tarafından zamanında bulunduysa İsrail Kudüs’te ne arıyor?

İlluminati, Tapınak Şövalyeleri, Masonlar
Continue Reading

Esrarengiz Olaylar & Gizem

Genlerimizi Uzay Kökenli Anunnakiler mi Programladı

Anunnakilerin dünyayı tohumladığını ve burada köle olarak kullanmak üzere bir ırk yarattıklarını belirten metinler oldukça detaylı tasvirlerle dolu.

Published

on

By

Genlerimizi Uzay Kökenli Annuakiler mi Programladı

Anunnakiler – Sümer metinlerinde adı geçen Anunnakiler ve yaradılış sırları sonrasında dinsel metinlerin birçoğunda görülüyor. Anunnakilerin dünyayı tohumladığını ve burada köle olarak kullanmak üzere bir ırk yarattıklarını belirten metinler oldukça detaylı tasvirlerle dolu.

Anunnaki veya Anunnaku esas olarak bir grup Sümer ve Akad tanrısı olarak da tanımlanabilir. Söz konusu isim bazen “da-nuna”, “da-nuna-ke-ne” veya “da-nun-na” olarak yazılır ki bu bir tür “kraliyet kanından olanlar” gibi bir anlama gelir.

Anunnaki’nin insanın yaratıcıları olduğuna inanılıyor. Bu güçlü Tanrılar, bir gün geri döneceklerine söz vererek uzak geçmişte Dünya’yı terk ettiler. İlginç bir şekilde, dünyanın dört bir yanına dağılmış durumdaki kadim kültürlere baktığımızda da tanrılarının çoğunun bilhassa “Yaratıcı Tanrıları”nın Dünya’yı terk edip bir gün döneceklerine söz vermiş olduklarını görürüz.

Örneğin Türklerin yaratılış destanının sonunda dahi; yaratıcı tanrı Kayra, bir gün geri döneceğine söz vererek Dünya’yı terk eder ve yerine birtakım vekiller bırakır. Bazı araştırmacı ve yazarların iddialarına göre; Anunnaki, spiritüel uyanışı ve insan bilincinin evrimini hızlandırmak için önceden “yanlış yaptıkları işi düzeltmek” amacıyla Dünya’ya geri dönecektir.

TÜRKLERİN YARATILIŞ DESTANI

Sümer mitolojisinde Anunnaki, Dünya’ya gelen ve sonunda insan ırkını yaratan iyi ve kötü tanrı ve tanrıçalar grubuydu. Dünya çapında birçok yazar tarafından Anunnakilerin dünyaya gelmiş olduğuyla ilgili sayısız kaynak toplandı. Antik bir geçmişte dünyaya gelen Anunnakiler, araştırmacılar tarafından uzun bir süreden beri tartışılıyor. Varlıkları ve dünya gezegenine gelişleri farklı kültürlerde sayısız metinde işleniyor.

Bazı Afrika kültürlerinde, dünya dışı varlıkların on binlerce yıl boyunca Dünya’yı ziyaret ettiğine inanılıyor. Örneğin, Zulu efsanelerinde yıldızlardan gelen ziyaretçilerin altın ve diğer doğal kaynakları çıkardığını, bu kaynakların çıkarılması için köleler yarattıklarını söylüyor.

Annuakiler Dünya Gezegeni’ne Niburu’dan mı Geldi

Bazı kaynaklar bu tanrıların Niburu adı verilen bir gezegenden geldiğini söylüyor. Asuriler ve Babiller ise söz konusu gezegeni Marduk olarak adlandırıyorlar. Sümerler, Nibiru’da bir yılın Dünya’da 3.600 yıla eşdeğer olduğunu söylüyorlar. Gerçekte Niburu diye bir gezegenin var olup olmadığı ise büyük bir tartışma konusu. Güneş sisteminin dışında muazzam bir gezegenin olduğunu gösteren çok sayıda bilginin mevcut olduğunu savunan bazı bilimadamları var. Bu bilimadamları bu gezegene Planet X ismini veriyorlar.

Washington Post’a göre: “Muhtemelen Samanyolu’ndaki dev gezegen Jüpiter kadar büyük ve bu güneş sisteminin bir parçası olan, Orion takımyıldızının yönünde yeni bir gezegen ABD’deki bir teleskop tarafından bulundu.

R. Harrington, 1988’de Astronomical Journal’da çok ilginç bir yazı kaleme aldı. Harrington, Dünya’dan üç ya da dört kat daha büyük bir gezegenin var olduğunu ve Pluto’ya göre Güneş’ten üç ya da dört kat uzakta bir yerde olduğunu söyledi. Sunulan matematiksel modellere göre, Niburu ya da Planet X olarak isimlendirilen gezegen 30 derecelik son derece eliptik bir yörüngeyle hareket ediyor. 2008’de bazı Japon araştırmacılar, yaptıkları hesaplamalara göre; Dünya gezegeninin üçte ikisine kadar bir büyüklüğe sahip yaklaşık 100 AU uzaklıkta bir “keşfedilmemiş” gezegen bulunması gerektiğini açıkladılar.

Sümerlere Göre Annuakiler Dünyaya Ne Kadar Hükmettiler

Eski metinlere göre Anunnaki’nin ortalama ömrünün 120 SAR olduğuna, yani 120 x 3.600 ya da 432.000 yıl olduğuna inanılmaktadır. Sümerlerde ortaya çıkan kral listesinde binlerce yıl boyunca hükmeden krallardan söz etmektedir. Metinde, “Krallığın cennetten inmesinden sonra krallık Eridug’daydı. Eridug’da, Alulim kral oldu; 28800 yıl hükmetti. Alaljar 36000 yıl hükmetti. 2 kral; 64800 yıldır hükmetti. ” ibareleri bulunuyor.

Annuaki, Annuakiler, Sümer, gen, DNA, uzay, gezegen, uzaylılar, Marduk, Niburu, mitoloji, gizem, esrarengiz, yaratılış, insan, insanoğlu, yaratıcı, Sümerler
Annunaki’yi betimleyen bir Antik Sümer mührü

Genlerimizi Annuakiler mi Programladı

Anunnakilerin yarattığı insan ırkıyla ilgili olarak da muhtelif iddialar mevcut. Kazakistan’dan bazı araştırmacıların ortaya attığı hipotez; daha gelişmiş bir dünya dışı medeniyetin farklı dünyalarda yeni hayat tohumladığı ve dünyanın da sadece onlardan birisi olduğu yönündedir. Bu iddia sahipleri DNA kodumuzun ilk bölümünün Dünya üzerinde yazılmadığına ve onlara göre doğrulanabilir olduğuna inanmaktadır. İkincisi ve en önemlisi, genlerin tek başına evrim / ani evrim sürecini açıklamak için yeterli olmadığı ve oyunda bir şey daha olması gerektiği yönünde. 

Araştırmacı Makukov “Er ya da geç Dünya’daki tüm yaşamların uzaydaki kuzenlerimizin genetik kodunu taşıdığını ve evrimin bizim düşüncemiz olmadığını kabul etmeliyiz” diyor. Bu bilimsel bulguların sonuçları, insanlara benzeyen uzaylılarla temas kurduğunu iddia eden diğer kişiler ve gözlemciler tarafından ortaya atılan iddiaları güçlendiriyor. İnsan benzeri uzaylılar insan evrimi için gerekli bazı genetik materyali dünya insanı için sağlayabilir.

Amerikalı bir New Age edebiyat yazarı olan ve 2012 olayı hakkında yazan ve yeryüzünün manyetik kutupluluğunun tersine döneceği iddiasıyla kaydedilen Gregg Braden’e göre; sadece “açık” kodumuzda bulunan 64 koddan 20’sine sahibiz. Birileri ‘Neden yaratılışın kaynağı, DNA’nın çoğunu kapatarak genetik yeteneklerimizi sınırladı’ diye sormalı. Ortaya atılan bir teoriye göre DNA’mız Anunnaki yaratıcılar tarafından kontrol içerisinde kalabilmemiz için sınırlandırıldı.

Birçok araştırmacı Anunnaki’nin milyonlarca yıldır bizi kontrol eden kişiler olduğuna inanıyor ve insanoğlunun gerçek genetiğini onların bildiğini düşünüyor. Çoğu yazar, bir gün dönmeyi vaat eden ve kendilerinden sayısız kültürde bahsedilen Tanrı olabilecek Anunnaki’nin, insanın yaratıcıları oldukları için bizi tamamen kontrol edebildiğini iddia ediyor.

Bir ufo araştırmacısı olan Simon Parkes, 12 şerit DNA’ya sahip olduğumuzu ve her bir kolun belirli bir galaktik ırkla ilintili olduğunu söylüyor. Varsayımsal olarak, DNA’daki latentkodonları tutuşturmanın bir yolunu bulabilirsek, pratik olarak gezegenimizdeki her insanın iyileşmesi ve gezegenimizin iyileşmesi gibi konular başta olmak üzere neredeyse her şeyi yapabiliriz.

Büyük Annuaki İmparatorluğu – Yotube
Continue Reading

Esrarengiz Olaylar & Gizem

Esrarengiz Olay: Fillerle Konuşan Adamın Ölümü

2 Mart 2012 tarihinde, Afrika’da yaşayan Lawrence Anthony adında bir doğa korumacının vefatının ardından akıl almaz bir olay gerçekleşti. Fillerle konuşan adam olarak bilinen Anthony’nin ölümün ardından gerçekleşen bu esrarengiz olayın gizemi hala çözülebilmiş değil…

Published

on

By

Esrarengiz Olay: Fillerle Konuşan Adamın Ölümü

2 Mart 2012 tarihinde, Afrika‘da yaşayan Lawrence Anthony adında bir doğa korumacının vefatının ardından akıl almaz bir olay gerçekleşti. Fillerle konuşan adam olarak bilinen Anthony’nin ölümün ardından gerçekleşen bu esrarengiz olayın gizemi hala çözülebilmiş değil…

Fillerle Konuşan Adamın Ölümü

2 Mart 2012’de Afrika‘daki bir insanın ölümünün ardından, gerçekleşen esrarengiz olay; akıllara durgunluk veren cinsten. Lawrence Anthony adında bir çevre korumacı, Afrika‘da yaşadığı evde geçirdiği ani bir kalp krizi nedeniyle vefat etti.

Anthony, sıra dışı bir şekilde fillerle iletişim kurabilmesiyle tanınıyordu. Bu sayede kontrol edilemez derecede agresif filleri sakinleştirebiliyordu ve yeteneğinin yardımıyla birçok filin hayatta kalmasını da sağlamıştı. Çünkü arazilerine girdikleri veya kendilerine saldırdıkları için insanlar tarafından vurulan filler, Anthony sayesinde sakinleşmiş ve insanlar için tehdit olmaktan çıkmışlardı.

Fillerin Yası

Gizemi halen tam olarak çözülemeyen, esrarengiz olduğu kadar şaşırtıcı da olan olay ise Anthony’nin vefatından yaklaşık on iki saat sonra gerçekleşti… Anthony’nin kurtardığı fillerden oluşan bir grup, tek sıra halinde yürüyerek cenazesinin bulunduğu evin önüne geldi. On iki saatlik mesafeden geldiği sanılan bu filler, iki gün boyunca da Anthony’nin evinin etrafından ayrılmadılar…

Ancak yaşanan bu garip olay; bu noktada son bulmadı. Aynı gün içinde başka bir yerden başka bir fil sürüsü daha geldi. Yeni gelen fil sürüsünün kat ettiği mesafe araştırıldığında; yola, Lawrence Anthony’nin hayatını kaybettiği saatte çıkmış oldukları anlaşıldı.

Fillerin Sıra Dışı Özellikleri

Bu iki fil sürüsü; kendilerine bakan, iletişim kurabildikleri, sevdikleri insanın ölümü için yas tutmaya gelmişlerdi. Bilindiği kadarıyla filler, ölüme yas tutan ender hayvan türlerinden biridir. Ölü fil gördüklerinde kendi gruplarından olsun olmasın, yas tutar, bedeni açıkta kaldıysa üzerini dallarla ve yapraklarla örterler. Aynada kendilerini tanır, suyu daha sonra içebilmek üzere çukurlara gömer ve inanılmaz derecede güçlü bir hafızaya sahiptirler.

Gizemi Hala Çözülemedi

Anlaşılan o ki filler, bütün bu sıra dışı özelliklerine ilaveten; bağlantı kurdukları bir kalbin durduğunu kilometrelerce öteden hissedebilecek kadar da hassas canlılar. Fillerin, Anthony’nin öldüğünü nasıl anladıkları halen gizemini korumakta olan bir soru işareti…

Continue Reading

Esrarengiz Olaylar & Gizem

Kabri Açılan Kadının Mezardaki Hali

Azerbaycan’da oldukça ünlü olan bir program sunucusunun vefatının ardından, kızının gördüğü rüyalar üzerine kabrinin açılmasının tüyler ürperten hikayesi….

Published

on

By

Kabri Açılan Kadının Mezardaki Hali - Esrarengiz Olaylar - Korku Hikaye

Azerbaycan’da oldukça ünlü olan bir program sunucusunun vefatının ardından, kızının gördüğü rüyalar üzerine kabrinin açılmasının tüyler ürperten hikayesi….

Gülşen Hanım’ın naaşı defnedildikten bir hafta sonra; kızı, uykuda garip şeyler görmeye başlamış. Gülşen Hanım, kızına uykuda “Kızım, ben ölmedim ki..“deyip ağlamışmış.

Kabri Açılınca…

Tüm Azerbaycan’ın şok olduğu olaylardan birisidir bu. Arkadaşlar, ben Azerbaycan’dan Araz. Türkçe hatası yaparsam beni bağışlayın. Lider TV’de yayınlanan yemek programının sunucusuydu kendisi. Gülşen Qurbanova… İyi bir kadındı. Daima yüzü gülerdi. Çocukluğumdan televizyon vasıtasıyla tanıyordum onu. Öncesinde oyunculuk yapmıştı. Sevdiğim birkaç filmi vardır. Gün ortasında programları başlardı. Her sabah onun programını izlerdim. Yemeği severim; bir gün yine sabah açtım televizyonu, baktım; başka sunucu! “Değerli arkadaşımızı kaybettik” diye duyurdu… Şoka girmiştim. Epey üzüldüm…. 

Sonra bir ay gibi bir zaman geçti Gülşen Qurbanova’nın vefatının üzerinden. Önemli patlamalar oldu medyada, nasıl patlama ama… Gülşen Hanım’ın naaşı defnedildikten bir hafta sonra; kızı, uykuda garip şeyler görmeye başlamış. Gülşen Hanım, kızına uykuda “Kızım, ben ölmedim ki..“deyip ağlamışmış. Kızı hocaya (Biz Azerbaycan’da molla diyoruz, işte Kuran okuyan, sizde nasıldır bilmiyorum) götürmüşler.

Dua okutmuşlar, annesi rüyasına giriyor diye… Ama sonraki gün yine aynı şeyi görmüş uykusunda. Yine hocaya gidip dua okutmuşlar. Üçüncü defa da aynı rüyayı görünce; akrabaları ve hoca kabrin açılmasını istemiş. Kız itiraz etmiş. “Annem rahat uyusun” demiş. Ama akrabaları ısrar etmiş. Hoca da; her gün aynı kabusu görmesine bir hikmet olduğunu söylemiş Gülşen Hanım’ın kızına… 

Nihayetinde kabri açmışlar. Ne görsünler?! Gülşen Hanım’ın kefeni yırtılmış, tırnakları ile kefeni ve yüzü derinden çizilmiş. Cesedi tekrar defnetmeden önce iyice araştırmak maksadıyla morga götürüp, yeniden otopsi yaptırmışlar. Gülşen Hanım’ın kalbi patlamış ve vücudu acayip renklere girmiş. Yüzünde sanki korkunç bir şey görmüş gibi bir ifade vardı… Olay birkaç yıl önce oldu. Tüm televizyon, radyo ve gazetelerde yayınlandı arkadaşlar. Böyle şeyler oluyor.

Paranormal Deneyim: Kabir Azabı

Paranormal Deneyim: Kabir Azabı

Issız Cuma Mezarlığı Gizemi

Issız Cuma Mezarlığı Gizemi

Mezarlıktaki Yılan Yuvası

Mezarlıktaki Yılan Yuvası

Continue Reading

Esrarengiz Olaylar & Gizem

Türk Hun İmparatoru Attila ve Kayıp Mezar Gizemi

Naziler Attila’nın Mezarını Neden Aradı? ,Attila’nın Esrarengiz Ölümü, Attila’nın İlginç Cenaze Töreni, İç İçe Altın Gümüş ve Demir Tabutlar, Mezar Yerini Bilenler Neden Öldürüldü?, Attila’nın Gizli Mezarı Macaristan’da mı?

Published

on

By

Attila - Kayıp Mezar

Naziler Attila’nın Mezarını Neden Aradı? ,Attila’nın Esrarengiz Ölümü, Attila’nın İlginç Cenaze Töreni, İç İçe Altın Gümüş ve Demir Tabutlar, Mezar Yerini Bilenler Neden Öldürüldü?, Attila’nın Gizli Mezarı Macaristan’da mı

Büyük Türk Hun İmparatoru Attila… 5. yy.’ın başlarında tüm Avrupa’yı dize getirmeyi başaran Türk hükümdar. Attila, beraberindeki Asyalılar ve Slavlardan oluşan dev bir ordu ile Roma İmparatorluğu’nun parçalanmasına neden oldu. Attila dev imparatorluğu öylesine hırpalamıştı ki şahsen kendisi yapamasa da ardından gelen Alaric, zayıflayan Roma’yı fazla zorlanmadan yıktı.

Avrupa’yı Titreten Türk Hükümdar

Attila – Temsili Bir Resmi

Attila, 20 yıl boyunca, Orta Avrupa’dan; Hazar Denizi’nden başlayıp, Ren Nehri’nde biten dev bir imparatorluğu yönetti. Milattan sonra 451 yılında Tuna boylarından, Galya’ya kadar uzanan bir harekata başladı. İçlerinde batılı Hristiyanların, pek çok Balkan ulusunun hatta Batı Anadolu’dan gelenlerin bulunduğu birleşik ordular kurdu.

Attila, eğitimli bir asker veya bir general değildi ama doğal kurnazlığın doruğunda usta bir taktisyendi. Nitekim, Galya’da ummadığı bir direnişle karşılaşınca kendisini ve ordularını hiç zorlamadı. Bu işi sonraya bırakarak yavaş yavaş geri çekildi ve bir yıl bekledikten sonra İtalya´ya yöneldi. Kuzey İtalya’ya bir kasırga gibi girerek, Padua, Verona ve Milano başta olmak sayısız yerleşim merkezini neredeyse haritadan sildi.

Attila Roma’yı Neden Bağışladı?

Venedik’e ulaştığında, halk kenti çoktan terk etmişti korkudan. Antik Venedik tarihten silinmenin eşiğine gelmişti. Sırada Roma vardı veya öyle olması bekleniyordu. Ama hala öğrenilemeyen bir sebepten ötürü Attila son anda durdu ve ordusunu Po Ovası’na yayarak Papa ile görüşmeyi kabul etti. Tarihin en önemli görüşmelerinden birisi, Po Irmağı kıyısında sıcak bir yaz günü yapıldı. İki adam buluştuklarında Papa’nın yanında sadece ilahi söyleyen birkaç rahipten başka kimse yoktu. Neler konuşuldu, birbirlerine neler söylediler? Bunu kimse bilmiyor ve bilemeyecek ama Attila’nın tavrını değiştirmesi etkilendiğinin kanıtı.

Ruhunun Ölümsüzlüğünü Kaybetme Korkusu mu?

Vatikan kaynaklarına göre, Papa Attila’ya, Roma’yı yok ettiği takdirde ruhunun ölümsüz olamayacağını söylemişti. Ki Attila’nın pagan ve şaman karakterinde yerleşik olan tanrı ve lanet korkusu göz önüne alındığında; bu uyarının, onun için ne kadar önemli olabileceğini tahmin etmek çok da güç değil.

Her ne sebeple olursa olsun sonuçta Attila, Papa ile yaptığı görüşmenin hemen ertesi gününde karargahını topladı ve hızla geri çekilirken rivayete göre; “Tanrının Annesi’ni barış içinde bırakıyorum.” dedi.

Attila’nın Esrarengiz Ölümü

Attila poligamdı, sayısız karısı vardı ve sonraki kışın başında yeni bir evliliğe karar verdi. Gelin, başdöndürücü bir güzelliği olan İldico adlı bir Alman kızıydı. Düğün törenini, ordularını yöneten komutanları toplayıp baharda çıkacakları savaşın kampanyasına rastlattı. Düğün gecesi tam bir safahat yaşandı, Attila o kadar çok içmişti ki, birkaç kez burun kanaması geçirdi ve sabaha karşı gelinin çığlıklarına koşanlar Attila´yı ölü buldular; büyük bir olasılıkla kanamadan boğularak ölmüştü.

Roma Kayıtlarına Göre Attila’nın İlginç Cenaze Töreni

Roma kroniklerinde yazdığına göre Meryem Ana, Roma´yı kurtararak Attila´yı cehenneme yollamıştı, Roma´da bayram ilan edildi, günlerce kutlamalar yapıldı. Attila´nın cesedi geleneksel yas dönemi sırasındı cenaze hazırlıkları yapılıyordu. Sonrasını Roma elçisi Priscus´un ağzından dinleyelim;

” Geleneklerine göre, Attila´nın saçlarının bir kısmını kestiler, korkunç savaş yaralarıyla dolu yüzünü örttüler. Bütün büyük komutanlar ağlıyordu ama bu ağlayış kadınca bir sızlanma ve gözyaşı değildi, acımasız ama mert olan bu korkunç savaşçılar kendi kanlarını akıtarak yas tutuyorlardı… Ovanın ortasında dev bir ipek çadır yürüyordu, çadır sayısız arabanın üzerine kuruluydu ve Attila´nın cesedi çadırın önüne yatıyordu, cansız yatarken bile saygı duyuluyor, korku veriyordu. Seçkin Hun süvarileri çevresindeydiler sanki Roma hipodromunda yapılan muhteşem bir araba yarışındaydık ama burada hiç insan sesi yoktu. Koca ovada kimse konuşmuyordu, sadece tekerlek gıcırtıları, nal sesleri, at kişnemeleri, silah şakırtıları ve perde perde yükselen yas ilahileri, cenaze şarkıları duyuluyordu, yüzbinlerce insanın liderlerine böylesine bir saygı gösterdiği hiç görülmemişti.

Cenazede Yas ve Eğlence

Yas töreninin ardından “Strava” adı verilen sızlanma ve inleme töreni yapıldı. Irk, inanç ve dil farklılıklarına sahip bu kadar çok insanın çeşitli duygular içinde olmalarına rağmen tek bir noktaya böylesine odaklanması inanılmazdı. Hun geleneklerine göre sonra, eğlence başladı; ölümü eğlenerek kutluyorlardı ve eğlence sırasında gömü yapılacaktı.

İç İçe Altın Gümüş ve Demir Tabutlar

Aslında eğlence, gömüyü saklamanın bir yoluydu, geceyarısı Attila önce altın bir tabuta kondu, altın tabut gümüş bir tabuta, ikisi birden sonunda demir bir tabuta kondu. Bu uygulama ancak çok büyük krallar için yapılırdı, demir kralın fethettiği ülkeleri, altın ve gümüş ise onun şerefini, gücünü ve imparatorluklarını simgeliyordu. Attila´nın düşmanlarından alınan silahlar, sayısız mücevher ve takı tabutun yanına kondu, bir kral için gereken herşey ona sunuldu.

Mezar Yerini Bilenler Öldürüldü

Artık sıra onu insanların merakından uzak tutmaktaydı. Tüm bu hazırlığı yapanlar ve tabutla, eşyaları mezara taşıyanlar boğazlandılar, çalışmalarının karşılığı mezarın gizli kalması için hayatları alınarak ödenmişti. Sadece hemen ölmeleri için çabuk davranıldı…”

Priscus bu kadar yazıyor; bilindiği kadarıyla tarihte çok az kral veya imparator bu kadar zenginlikle beraber gömüldü. Başka kaynaklara göre tüm Avrupa’yı yağmalayan Hunların elindeki zenginliği ölçmek bugün dahi mümkün değil.

Eski Asya Geleneği: Mezarların Gizlenmesi

Tabutu ve hazineleri mezara götürüp, gömenlerin öldürülmesi çok eski bir Asya geleneğiydi. Gerek Türk-Moğol İmparatoru Cengiz Han, gerekse de Çin İmparatoru Qin Shi Huang Di bilinen iki örnektir, her ikisi de böyle gömüldüler, Çin İmparatorunun mezarı bir rastlantıyla bulundu, çevresi ölülerle doluydu, Cengiz Han´ın mezarı da Attila’nın ki gibi bulunmuş değil. Aradan 15 yüzyıl geçti ve Attila hala bir yerde yatıyor ve keşfedilmeyi bekliyor.

Attila’nın Gizli Mezarı Macaristan’da mı

Attila’nın mezar yerinin nerede olduğuna dair sağlıklı bir tahmin yürütebilmek için öncelikle Attila’nın son karargahının nerede olduğunu bilinmesi gerekiyor. Diğer bazı soruların da cevaplarının bulunması yahut gerçeğe en yakın biçimde tahmin yoluyla da olsa yanıtlanması… Bu soruların başlıcaları ise şunlar: Düğün acaba Attila’nın son karargahında mı yapıldı? Eğer öyleyse ölümden sonra nereye gidildi, ne kadar yol alındı, gömü eğlencesine kadar süren yas dönemi kaç gün sürdü? Ve nerede durulup, eğlenceye ve gömü törenine geçildi?

Elçi Priscus, cenazeyi ziyaret ettiğini yazıyor. Orada bulunan basit bir ahşap yapıdan da söz ediyor ama nerede? Hiçbir iz kalmadı mı? Priscus´un yazılarında bir tek ipucu var; Romalı elçi, Tigas, Tiphesas ve Drekon nehirlerini geçtiklerinden söz ediyor ama nereden geçtiler? Birçok tarihçi, Priscus´un geçtiği ana ırmağın Macaristan’daki Tisza Irmağı veya Theiss olduğu düşüncesinde. Attila’nın karargahının Körös’un kuzeyindeki stepte olabileceğini düşünüyorlar. Sözü edilen yer bugünkü Budapeşte’nin doğu bölgesinde yer alıyor. Priscus’dan yapılan sonraki alıntılarda isimlerin hatalı kopya edildiği de düşünülüyor. Ortak görüş Budapeşte bölgesinde ama bu bilgi yetersiz çünkü orası çok büyük bir yer…

Bugüne kadar Attila´nın mezarını bulmak için hiç resmi bir araştırma bilindiği kadarıyla organize edilmedi. Ama bunu yapmak zaten imkansız gibi. Samanlıkta iğne aramaktan farkı yok.

Naziler Attila’nın Mezarını Neden Aradı

Nazi Almanyası egemenliğinde, gizemli konuları araştırmakla görevli bir SS grubunun, Attila’nın mezarı başta olmak üzere, bazı gizemleri araştırdığı söylentileri savaştan sonra duyulmuştu ama hiçbir kanıt ele geçirilemedi…

Göründüğü kadarıyla kazara bulunmadığı takdirde Attila’nın ölümlü kalıntısı ve hazineleri yerinde kalacaklar. Bir ihtimal daha var; gizli hazine avcılarının mezarı bulup, soymuş olmaları ve halihazırda Attila’nın tabutu ve hazinelerinin şu anda bilinmeyen bir antika tutkunu milyarderin gizli deposunda saklanıyor olmaları.

Altay Prensesinin Laneti

Altay Prensesinin Laneti

Anadolu’da Dev Mezarları

Anadolu’da Dev Mezarları

Piri Reis Haritasının Gizemleri

Piri Reis Haritasının Gizemleri

Continue Reading

Esrarengiz Olaylar & Gizem

Piri Reis Haritası’nın Gizemleri

Piri Reis Haritası’nın Gizemleri: Henüz Keşfedilmemiş Kıtalar Piri Reis Haritalarında, Piri Reis Haritalarındaki Antarktika Dağları, Piri Reis Haritaları Uzaydan mı Çizildi?, Piri Reis Haritaları Çalındı mı?, Amerika’daki Kitab-ı Bahriye Nüshası, Piri Reis Kimdir – Hayatı Hakkında Bilinenler…

Published

on

By

Piri Reis haritasının gizemleri, uzaydan mı çizildi, çalındı mı, kitabı bahriye

Piri Reis Haritası’nın Gizemleri: Henüz Keşfedilmemiş Kıtalar Piri Reis Haritalarında, Piri Reis Haritalarındaki Antarktika Dağları, Piri Reis Haritaları Uzaydan mı Çizildi?, Piri Reis Haritaları Çalındı mı?, Amerika’daki Kitab-ı Bahriye Nüshası, Piri Reis Kimdir – Hayatı Hakkında Bilinenler…

18. yüzyılın başlarında, Topkapı Sarayında, Osmanlı donanmasının Amirali Piri Reis’e ait birçok eski harita bulunmuştu. Berlin Devlet Kütüphanesi’nde saklanan ve Akdeniz’le Lût gölü çevresini tam olarak gösteren atlaslar da yine Piri Reis’e aitti.

Henüz Keşfedilmemiş Kıtalar Piri Reis Haritalarında

Bir süre önce bütün bu haritalar incelenmek üzere Amerikalı haritacı Arlington H. Mallery’e verildi. Mallery, yaptığı incelemelerin sonucunda; bütün coğrafi konuların Piri Reis’in haritalarında mevcut olduğunu ancak gerçek yerlerinde bulunmadıklarını söyledi. Bunun nedenini anlayabilmek için Amerikan donanması haritacılarından Walters’tan yardım istedi. Walters ve Mallery, uzun ve zorlu bir çalışma sürecinin ardından; haritaları, modern bir küre üzerinde uygulamayı başardılar.

Ortaya çıkan sonuç bilim çevrelerinde sarsıntıya yol açtı: Haritalar kesinlikle doğru çizilmişti. Üstelik Piri Reis haritaları sadece Akdeniz ve Lüt gölü çevresini göstermekle kalmıyor, çizildikleri dönemde henüz tam olarak keşfedilmemiş olan Kuzey ve Güney Amerika kıyılarını hatta Antarktika kıtasının ana hatlarını da çiziyordu. İşin daha da ilginci; Piri Reis’in haritalarında; yalnız kıtaların dış hatları deği, dağ sıraları, zirveler, adalar, nehirler ve ovalar kusursuz bir doğrulukla gösteriliyordu.

Piri Reis Haritalarındaki Antarktika Dağları

Jeofizik yılı olan 1957’de; Piri Reis Haritaları, hem Weston Gözlemevi yönetmeni hem de Birleşik Devletler Donanması haritacısı olan Cizvit Rahibi Lineham’a verildiler. Lineham, titiz araştırmalardan sonra haritaların akıl almaz ölçüde doğru olduklarını, üstelik o günlerde bile doğru dürüst keşfedilmemiş bölgeleri açıkça gösterdiklerini bildirdi.

İşin en akıl almaz yanı, haritalarda ayrıntılarıyla görülen Antarktika dağlarıydı. Çünkü bu dağlar 1952 yılında, ses yansıtıcı araçlarla keşfedilebilmişti. Daha önce varlıkları bilinmiyordu ve Antarktika tarih boyunca hep buzlarla kaplı kalmıştı!

Piri Reis Haritaları Uzaydan mı Çizildi?

Prof. CharlesH. Hapgood ve matematikçi W. Strachan’ın Piri Reis Haritaları üzerinde yaptıkları çalışmalarsa daha da esrarengiz bazı bilgileri açığa çıkardı. Uydulardan çekilmiş dünya fotoğrafları, Piri Reis’in haritalarıyla karşılaştırılınca ortaya şaşırtıcı bir benzerlik çıkmış. Bilim adamları bu haritaların asıllarının çok yükseklerden çekilmiş fotoğraflar oldukları sonucuna varmışlar. Peki bu durum nasıl açıklanıyor?

Bir uzay mekiği Kahire’nin tam üstünde fakat çok yükseklerde uçarken fotoğraf makinesini aşağıya doğrultuyor. Film banyo edilince ortaya şöyle bir görüntü çıkıyor: Kahire merkez olmak üzere, 5.000 kilometrelik bir dairenin içinde kalan bölgeler, doğru olarak görünmekte. Çünkü bu bölgeler merceğin tam altına gelmiştir. Ancak resmin merkezinden uzaklaştıkça ülkeler ve kıtalar büzülmeye, gerçek biçimlerini yitirmeye başlıyorlar.

Bunu nedeni Dünya’nın küre biçiminde olması. Dünyanın küre biçiminde olması sebebiyle merkezden uzaklaşıldıkça kıtalar “Aşağı doğru batmaktadır”! Şöyle ki Güney Amerika, uzunlamasına bir büzülme göstermektedir. Aynı büzülme; Piri Reis’in haritalarında ve A.B.D. uydularından çekilen fotoğraflarda da var.

Yani anlayacağınız Piri Reis haritalarının sahip oldukları mükemmellikte yapılabilmeleri için çok ileri bir tekniğin bulunması gerekiyordu… Havadan üstelik çok yükseklerden fotoğraf çekebilecek seviyeye ulaşmış gelişmiş bir teknoloji!
Haritaların çizildiği dönemlerde böyle bir teknoloji bulunmadığına göre, ne yolla çizildiklerini nasıl açıklayacağız?

Piri Reis’in haritaları, kuşkusuz asıllarının kopyasının, kopyasının, kopyasıydı. Bununla birlikte, asılları olduğunu ve on sekizinci yüzyılda çizildiklerini kabul etsek bile, nasıl çizildikleri yolunda en ufak bir açıklama yapamayız. Çünkü onları çizen kimse ya da kimselerin, uçabilmeleri ve fotoğraf çekmesini bilmeleri gerekmektedir! Piri Reis’in de kalyonlarından başka bir aracı olmadığına göre…

Piri Reis Haritaları Çalındı mı?

Piri Reis’in haritaları hakkında uzaydan çekilen fotoğraflar aracılığıyla çizildiği yahut cinlerin yardımıyla yapıldıkları gibi bazı aşırı senaryolar mevcut bulunsa da bunların yanı sıra daha somut bazı başka iddialar da mevcut. Nasıl çizildikleri hususu kadar, haritaların orijinalleri ve tarihi kopyalarının akıbetleri de önemli. Çizimlerine dair spekülasyonlar bir tarafa, bu haritalar ülkemizin kültürel birikimi, tarihi ve tanıtımı açısından eşsiz öneme sahipler. Sırf bu yüzden bile çalınma iddialarının üzerinde, yapılış efsanelerinin üzerinde durduğumuzdan daha öncelikle ve ısrarla durmamız gerekiyor.

Amerika’daki Kitab-ı Bahriye Nüshası

Aslında Piri Reis haritalarının kahir ekseriyetini içeren en önemli eser Piri Reis’in haritalarını derlediği “Kitab-ı Bahriye”. Piri Reis, bu eserini; ilk kez 1521 yılında hazırladı ve 1524-1525 yıllarında Kanuni Sultan Süleyman’a arz etmek üzere yeniden gözden geçirdi. Eserin son hali 434 sayfa ve 290 haritadan oluşuyordu.

Piri Reis'in Kitab-ı Bahriye'sinden Bir Sayfa: Dünya Haritası
Piri Reis’in Kitab-ı Bahriye’sinden Bir Sayfa: Dünya Haritası

Kitab-ı Bahriye’de çeşitli haritaların yanı sıra denizcilik bilgileri, koylar, sahiller ve coğrafi diğer birçok bilgi de yer alıyordu. Şu anda kitabın kaç nüshasının günümüze ulaşabildiği hususunda muhtelif iddialar mevcut.

Bunlardan en bilinenlerinden biri Amerika’da The Walters Art Museum’da “Book on Navigation” ismiyle sergileniyor. “W.658” envanter numarasına sahip. Kitab-ı Bahriye‘nin bu nüshası 1525 tarihli nüshaların birinden 17.yüzyılda çoğaltılan kopyalardan biri. 1931 yılında müze koleksiyonuna bağış yoluyla dahil olmuş. Ancak üzerindeki muhtelif vakıf ve şahıs (ki biri Osmanlı Sultanı) mühründen anlaşıldığı kadarıyla Ayasofya Kütüphanesinden çalınma yoluyla (tahminen 1800’lerin son yıllarında) Amerika’ya ulaşmış.

İkinci önemli çalıntı iddiası ise daha vahim görünüyor. 1987 yılında Amerika’da düzenlenen Muhteşem Süleyman sergisine götürülen meşhur Piri Reis Haritası’nın bir daha geri gelmediği iddia ediliyor. İstanbul Topkapı Sarayı’ndan özel korumalarla Kanuni Sultan Süleyman dönemine ait 210 parça mücevher, taht, değerli kılıç, vazo, el yazması kitaplar, kaftanlar, halılar vb. tarihi eser 25 Ocak 1987 tarihinde Washington’da Ulusal Sanat Galerisi’nde sergilenmek üzere gönderilmiş. Sergisi için Topkapı Sarayı’ndan giden tarihî eserler 1987 yılı Mayıs ortalarına kadar Washington’da kalmış, Temmuz ayında Chicago’da ve son olarak Ekim ayında New York’ta sergilenmiş.

Ancak çeşitli kişi ve çevrelerce Piri Reis haritasının bu sergiden bir daha geri gelmediği ve Topkapı Sarayı’ndaki haritanın sahte olduğu iddiaları dillendirilmekte. Orijinalinin ise NASA tarafından saklandığı dahi ileri sürülmekte. Hatta Piri Reis’in 1513’te çizdiği ve denizcilik tarihine geçen dünya haritasının orijinalinin akıbetine dair 2013 yılında Meclis’e CHP Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk, tarafından bir soru önergesi dahi verilmiş.

Piri Reis Kimdir – Hayatı

(1465-1470 Gelibolu – 1554, Kahire), Osmanlı denizci ve kartografı. Asıl adı Muhyiddin Piri Bey’dir. Amerika’yı gösteren Dünya haritaları ve Kitab-ı Bahriye adlı denizcilik kitabıyla tanınmıştır. 

Karamanlı bir ailenin çocuğu olan Ahmet Muhyiddin Pîrî’nin ailesi II. Mehmed devrinde sultanın emri ile Karaman’dan İstanbul’a göç ettirilen ailelerdendir. Aile bir süre İstanbul’da yaşamış, sonra Gelibolu’ya göç etmiştir. Babası Karamanlı Hacı Mehmet, amcası ise ünlü denizci Kemal Reis’tir.

Denizciliğe Başlaması

Denizciliğe amcası Kemal Reis’in yanında başladı. 1487-1493 yılları arasında birlikte Akdeniz’de korsanlık yaptılar. 1486 yılında İspanya’da Müslümanların hakimiyetindeki son şehir Gırnata’da katliama uğrayan Müslümanlar Osmanlı Devleti’nden yardım isteyince o yıllarda deniz aşırı sefere çıkacak donanması bulunmayan Osmanlı Devleti, Kemal Reis’i Osmanlı Bayrağı altında İspanya’ya gönderdi. Bu sefere katılan Piri Reis, amcası ile birlikte müslümanları İspanya’dan Kuzey Afrika’ya taşıdı.

Donanmanın Hizmetine Girişi

Venedik üzerine sefer hazırlığına girişen II. Bayezid’in Akdeniz’de korsanlık yapan denizcileri Osmanlı donanmasına katılmaya çağırması üzerine 1494’te amcası ile birlikte İstanbul’da sultanın huzuruna çıktı ve birlikte donanmanın resmi hizmetine girdiler.

Pîrî Reis, Osmanlı Donanması’nın Venedik Donanması’na karşı sağlamaya çalıştığı deniz kontrolü mücadelesinde Osmanlı donanmasında gemi komutanı olarak yer aldı, böylece ilk kez savaş kaptanı oldu. Yaptığı başarılı savaşların sonucunda Venedikliler barış istediler ve iki devlet arasında bir barış anlaşması yapıldı. Pîrî Reis, 1495-1510 yıllarında İnebahtı, Moton, Koron, Navarin, Midilli, Rodos gibi deniz seferlerinde görev aldı.

Piri Reis Haritası

Barbaros Kardeşler’in idaresi altındaki donanmada hala oğlu Muhiddin Reis ile Akdeniz’de bazı seferlere çıktıysa da daha çok Gelibolu’da kalıp haritaları ve kitabı üzerinde çalıştı. Bu haritalardan ve kendi gözlemlerinden yararlanarak 1513 tarihli ilk dünya haritasını çizdi. Atlas Okyanusu, İber Yarımadası, Afrika’nın batısı ile yeni dünya Amerika’nın doğu kıyılarını kapsayan üçte birlik parça, bu haritanın günümüzde elde bulunan bölümüdür. Bu haritayı dünya ölçeğinde önemli kılan, günümüze kalmamış olan Kristof Kolomb’un Amerika haritasındaki bilgileri içeriyor olması rivayetidir.

İskenderiye’nin ele geçirilmesinde gösterdiği başarılar ile sultanın takdirini kazandı ve sefer sırasında haritasını sultana sundu. Günümüzde bu haritanın bir parçası mevcuttur, diğer parçası kayıptır. Bazı tarihçilere göre, Osmanlı sultanı dünya haritasına bakmış ve “Dünya ne kadar küçük…” demiştir. Sonra da, haritayı ikiye bölmüş ve “biz doğu tarafını elimizde tutacağız..” demiştir.. Sultan, daha sonra 1929’da bulunacak olan diğer yarıyı atmıştır. Bazı kaynaklarca, günümüzde bulunamamış olan doğu yarısını, Hint Okyanusu’nun ve onun Baharat Yolu’nun kontrolünü ele geçirmek için Sultanın yapacağı muhtemel bir sefer için kullanmak istediği bile iddia edilmektedir.

Pîrî Reis, 1523’deki Rodos seferi sırasında da Osmanlı Donanması’na katıldı. 1524’te Mısır seyrinde kılavuzluğunu yaptığı sadrazam Pargalı Damat İbrahim Paşa’nın takdiri ve desteğini kazanınca, 1525’te gözden geçirdiği Kitab-ı Bahriye’sini İbrahim Paşa aracılığıyla Kanuni’ye sundu.1528’de, ilkinden daha geniş içerikli ve detaylı ikinci dünya haritasını çizdi.

Hayatının Son yılları

1533 yılında; Barbaros Hayreddin Paşa, Kaptan-ı Derya olunca Pîrî Reis de Derya Sancak Beyi (Tümamiral) unvanını aldı. Barbaros’un 1546 yılındaki ölümünün ardından Mısır Kaptanlığı (Hint Denizleri Kaptanlığı da denilirdi) yaptı. Umman Denizi, Kızıl Deniz ve Basra Körfezi’ndeki deniz görevlerinde yaşlandı. Osmanlı donanmasında yaptığı son görev; idamıyla sonuçlanan Mısır Kaptanlığı oldu (1554 – Kahire).

Osmanlı döneminde yaşanmış esrarengiz bir vampir vakası.
Evliya Çelebi’nin en ilginç anılarından biri: Cadılar Savaşı
Osmanlı’nın kudretli cinci hocası: Cinci Hüseyin Efendi
Continue Reading
Advertisement

Facebook Sayfamızı Takip Edin

Advertisement
Advertisement

Popüler