Connect with us

Esrarengiz Olaylar & Gizem

Bu Balıkları Yiyenin Başı Dertten Kurtulmuyor

Published

on

Giresun’un Şebinkarahisar ilçesinde “Balıklı göze” diye bilinen çeşmede nasıl ve nereden geldiği bilinmeyen balıkların sırrı çözülemiyor.

Giresun’un Şebinkarahisar ilçesinde “balıklı göze” diye bilinen çeşmede nasıl ve nereden geldiği bilinmeyen balıkların sırrı çözülemiyor. Yöre halkı, o balıkları yiyenlerin iflah olmadığı, başına her türlü musibetin geldiğini ve çeşmede sadece üç tane olan balıkların hiçbir şekilde azalmadığını ve çoğalmadığını iddia ediyor.

Üç Balık Söylencesi

İlçenin İkioğul mahallesindeki balıkların sırrıyla ilgili bilgi veren Belediye Başkanı Şahin Yılancı, yörede anlatılan efsane ile ilgili olarak “Ben de bu mahallede yaşıyorum. Bir rivayete göre bu mahallede yaşayan bir adam ne kadar cimri ise gelini ve eşi de o kadar cömertmiş. Gelin ve kaynana her defasında olduğu gibi tandırda yaptığı ekmekleri yine komşularına dağıtınca bu duruma çok kızan adam gelini ve eşini tandır ateşinin içine atmış. O tandır bir anda yerden kaynayan suya, gelin ve kaynana ise balığa dönüşmüş. Gelin de hamileymiş. Bu sebepten her defasında iki balık görünür ancak üçüncü balık ise çok nadiren görünür. Oysa tandır biçimindeki yerden kaynayan suyun dibi net bir şekilde görünür şekildedir. Yüz yıllardır burada bilinen ve inanılan budur” bilgilerini verdi.

Dededen kalma evlerinin bahçesinde bulunan “balıklı gözenin” birçok esrarengiz olaylara tanık olduklarını ifade eden Canan Aktuna ise balıkları yiyenlerin bin bir türlü sorun yaşadığını ve buna rağmen balıkların hiç eksilmediğini söyledi. Aktuna “Bu ev bizim ata dede evimiz. Çocukluğumda buraya gelip dilek tutanlar dua edenlerden geçilmezdi. Şimdilerde yine gelenler oluyor ama eskisi kadar değil.

Balıkların Sayısı Artmıyor Eksilmiyor

Burada tandır gibi yapılmış bir gözenin içerisinde yerden kaynayan bir çeşmenin içerisinde yaşıyorlar. Ben bildim bileli iki tane. Çok nadiren bazen üç tane oluyorlar. Ama hiçbir şekilde ne dört ne de bir taneye düşüyorlar. Bir keresinde buradan evine boru ile su almak isteyen vatandaşın biri su borusuna sıkışmış olan balığı yiyor. Ama başına gelmedik sorun kalmıyor. Fakat balık yine de gözede eksilmiyor” ifadelerini kullandı.

Balıkların bulunduğu çeşmeye hala gelip dua edildiğini söyleyen Hüsniye Aktuna ise “Daha önceden gelip dileklerinin kabul olduğuna inanlar var. O kişiler gelip hala şükür için dua ediyorlar. Ben de bildim bileli bu balıklar hiçbir şekilde azalıp çoğalmıyor. Dedelerimizin, ninelerimizin anlattıklarına göre de bu balıklar hep aynı şekildeymiş” diye konuştu.

Advertisement
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Esrarengiz Olaylar & Gizem

Belmez Kasabasındaki Duvarda Beliren Yüzler Gizemi

İspanya’nın Belmez isimli bir kasabasındaki bir evin duvarında kendi kendilerine belirdikleri iddia edilen esrarengiz yüz şekillerinin açıklığa kavuşturulamamış ilginç öyküsü.

Published

on

By

Belmez Kasabasında Duvarda Beliren Portre : Resimler Gizemi

İspanya’nın Belmez isimli bir kasabasındaki bir evin duvarında kendi kendilerine belirdikleri iddia edilen esrarengiz yüz şekillerinin açıklığa kavuşturulamamış ilginç öyküsü. 

Olay 23 Ağustos 1971’de İspanya’nın 2 bin kişilik nüfuslu Belmez Kasabası’nda yaşanıyor. Evin hanımı Maria, bir gün evde otururken mutfaktan gelen bazı sesler üzerine mutfağa gidiyor. Mutfağa vardığında mutfağın duvarında bazı şekiller belirdiğini görüyor. Ne olduğuna anlam veremeyen Maria kışın geçirmiş olduğu ateşli bir hastalıktan dolayı halüsinasyon gördüğünü düşünüyor. Akşam; oğlu Juan ve kocası Miguel eve geldiğinde yaşadığı olayı onlara anlatıyor. Mutfağa giden Juan ve Miguel de gerçekten de bir takım şekillerin duvarda belirmiş olduğunu görüyorlar.

Ertesi akşam bu şekiller insan yüzünü andırmaya başlayınca korkup komşularının evinde bir gece kalıyorlar. Ertesi sabah komşularıyla birlikte eve gelen aile, şekillerin duvarda olduğunu görüp daha da korkuyor. Miguel balyozla duvara sert bir şekilde vurup şekilleri ortadan kaybetmeye çalışıyor fakat kısa süre içinde şekiller duvarda bir kez daha beliriyorlar. Ne yapacağını bilmeyen aile belediyeye başvuruyor. Eve belediyeden bilirkişiler geliyor ve duvarda oluşan şekillerin nasıl oluştuğunu anlamak için ocağın arkasında bulunan 2m 82cm’lik duvarı kırıp, duvarın içine baktıklarında hepsi şok oluyorlar…

Yüz şekillerinin belirmiş olduğu o duvarın arkasındaki boşlukta; 1200’lü yıllardan kalma oldukları tahmin edilen bir sürü kemik, insan iskeleti ve kafası olmayan bir insan iskeleti buluyorlar. Din görevlileri ve bilir kişiler eşliğinde tüm kemikler toplanıp, Katolik Mezarlığı’na defnediliyor ve duvar da sıvanarak kapatılıyor. Duvarın kapatıldığı akşam bir daha bu olayların tekrar etmeyeceğini düşünen aile mutlu bir şekilde uyuyorlar. Ancak ertesi sabah uyandıklarında bir iki tane olan yüz şekilleri bu sefer dört beşe yükseliyor hatta duvarda çıkan şekiller bu sefer kızgın insan yüzlerine iyice benziyorlar.

Bu duruma oldukça sinirlenen evin erkek oğlu Juan, eline aldığı balyozla duvara koşup tam vuracağı sırada balyozu kaldığı kolu bir güç tarafından tutularak mutfağın diğer köşesine fırlatılıyor. Nihayetinde bu olay hakkında anlatılanlar kasaba sınırlarını aşıyor ve birçok kişi meraklarını tatmin etmek amacıyla kasabaya geliyor. Meraklı turistler nedeniyle kasabanın normalde iki bin olan nüfusu kısa sürede 20 binlere ulaşıyor. Polis duruma müdahale edip, kasaba giriş ve çıkışlarını kapatıyor. 

Belmez Kasabasında Duvarda Beliren Portre : Resimler Gizemi
Belmez Kasabasında Duvarda Beliren Portre – Resimler

Tüm görevliler bu olayı araştırırken bir ihtimal buluyorlar. Evin büyük oğlu… Ailenin o evde yaşamayan ressam bir oğulları vardır. Polis başka bir yerde yaşamakta olan evin büyük oğlundan şüpheleniyor. Evdeki yüz şekillerini bir kez daha kaldırıp, aileyi bir otele yerleştiriyorlar. Evin camlarını, kapılarını kilitleyip, yirmi dört saatliğine evi mühürlüyorlar. Eve tekrar girdiklerinde yüz şekillerinin bir kez daha ortaya çıktığını görüyorlar ve evin büyük oğlu üzerindeki bütün şüpheler de kalkmış oluyor.

Sonrasında olay detaylı bir şekilde araştırılıyor; özel araştırmacılar görevlendiriliyor. Bu süreçte yüzlerin her geçen gün gençleştiği görülüyor. Eve Miguel ve Juan geldiğinde yüz şekilleri kızgın, sinirli bir ifade aldıkları fakat evin hanımı Maria geldiğinde mutlu bir şekil aldıkları gözlemleniyor. Araştırma ve gözlem amacıyla evin baştan sona sıvanıp, tam üç ay boyunca mühürlenmesine karar veriliyor. Üç ay sonra eve girildiğinde yüz şekillerinin sayısının arttığı gözlemleniyor. Hatta evin tabanında bile yüzler belirmiş oluyor. 

İlerleyen zamanlarda evin erkeği Miguel kalp yetmezliğinden dolayı evde ölmüş. Bununla eşzamanlı olarak duvardaki yüzler güler bir hal almış. Aradan iki ay geçtikten sonra; Maria evde dolanırken duvardaki yüzlere yeni bir yüzün daha eklenmiş olduğunu görür. Bu yeni yüz, kısa süre önce o evde ölmüş olan kocası Miguel’e aittir. Evin hanımı 85 yaşına geldiğinde hastanede son günlerini geçirirken “Ben evime dönmek istiyorum” dediği için son günlerini geçirmesi amacıyla evine götürülmüş ve bir kaç gün içinde burada ölmüştür. Evdeki esrarengiz yüz fenomeninin bu vefatla birlikte son bulabileceğini düşünen araştırmacılarsa şaşkınlık verici bir durumla daha karşılaşmışlar: Miguel’in yüzünün yanında Maria’nın da yüzü de duvardaki yerini almış…

Editörün Yorumu

Bu olay hakkında yukarıda yazılanları okuduktan sonra, konuyu biraz daha araştırmak amacıyla google’a bir göz atayım dedim. Okuduklarımdan anladığım kadarıyla bütün bu hikaye aslında turizm amaçlı, güzel bir kurgu. Olayın duyulmasının (duyurulmasının) hemen ardından Belmez kasabasının çok kısa süre içerisinde 20 bin ziyaretçi çekmesi bile bu şüphenin oluşmasında yeterli. Eski Roma hukukunda çok sevdiğim ve ünlü bir kaide / kural vardır. Bir cinayet işlendiğinde ilk şuna bakılır: Kime yarıyor. Aynı mantık sorgulayıcı bir akıl için hemen her olaya uyarlanabilir, güvenilir bir yol göstericidir. 

Her ne kadar haberler, başta belediye olmak üzere muhtelif resmi kurumların ve bazı bilim adamlarının açıklamalarını içeriyor olsa da zaten bütün bunlar, anlatılanların profesyonel bir halkla ilişkiler çalışması olduğunun başka bir göstergesi. Edindiğim izlenime göre söz konusu gizemli hikayenin oluşturulma ve yayılmasında zaten bizzat belediye başat oyuncu. 

Öncelikle ortada resmi, gerçek, bilimsel nesnelliğe sahip, geçerli herhangi bir kayıt yok. Bakın delilden söz etmiyorum; kayıtların mevcudiyetinden söz ediyorum. Zaten var olsalar bile bizim gibi sıradan insanlar yahut bu turizm tuzağına kapılıp, adı geçen İspanyol kasabasına ziyarete gidenlerin bunlara ulaşma imkanı yok. Zaten kimsenin de işi bu kadar derinlemesine soruşturacak düşünce yapısı da yok. Olayla ilgili olarak elimizdeki tüm veriler “Şu şunu dedi, bu bunu dedi…” şeklinde. Dedikodu yani. Yaşandığı iddia edilen olayları tecrübe eden kişiler de hayatta değil. Zaten olsalar bile onların da bu kurgunun içinde bilinçli olarak yer alıp almadıkları şüphe konusu olmalıydı. 

İnternetten araştırma yaptığınızda Hürriyet, Milliyet vb. gibi köklü, ciddi basın kuruluşlarının kahir ekseriyetinde söz konusu gizemle ilgili en az birer habere sahip olduklarını göreceksiniz. Yayıncı kuruluşların, medya dünyasının ağır abileri olması sizi yanıltmasın. Her biri, her ne kadar konuya dair haberleri içinde resmi kurum, uzman(!) görüşleri vb. öğelerle haberlerini zenginleştirmeye çalışmış olsalar da dikkatinizi çekerim haberler hep foto galeri şeklinde. Bilmeyenleriniz için söyleyeyim; foto galerili haberler, aeo performansını artırmak amacıyla tıklama uzağıdır. En büyük faydaları yayıncı kuruluşun web sayfasının ziyaretçilerinin kişi başı tıklama oranını artırmaktır. Yani bütün basın kuruluşları web sitelerinde bu habere yer veriyorlar diye, boş yere “Koca bilmem ne gazetesi haber yaptığına göre; vardır bir aslı…” gibi saçma fikirlere kapılmayın derim. 

Umarım ileride bir gün bizim belediyelerimiz de bu tür güzel turizm çalışmalarına imza atabilirler 🙂

Sinan Özgenç 

Daha Fazla: Esrarengiz Olaylar & Gizem

Continue Reading

Esrarengiz Olaylar & Gizem

Hayalet Gemi SS Ourang Medan’daki Esrarengiz Ölümler

Hollanda bandıralı SS Ourang Medan adlı geminin, 1947 yılında; bütün mürettebatının gizemli bir şekilde ölmesiyle sonuçlanan ve halen çözülememiş esrarı.

Published

on

By

Hayalet Gemi SS Ourang Medan’daki Esrarengiz Ölümler -Esrarengiz Olaylar

Hollanda bandıralı SS Ourang Medan adlı geminin, 1947 yılında; bütün mürettebatının gizemli bir şekilde ölmesiyle sonuçlanan ve halen çözülememiş esrarı.

Esrarengiz Yardım Çağrısı

Esrarengiz Olaylar & Gizem – 1947 yılında Endonezya’nın Sumatra açıklarında ilerlemekte olan ve Hollanda bandıralı bir gemi olan SS Ourang Medan, denizin ortasındayken, gemiden sürekli yardım çağrıları yapıyordu… İlk yardım çağrısı “Kaptan dahil gemideki çoğu kişi öldü” olmuştu. Bu mesajın ardından benzer başka mesajlar da gelmeye devam etti. Tam olarak anlaşılamayan mesajlardan çıkan bir sonuç vardı: Gemidekileri öldüren herneyse öldürmeye halen devam ediyordu.

Cesetlerde Darp İzi Yoktu

Esrarengiz Olaylar & Gizem – SS Ourang Medan gelen çağrıları iki ABD gemisi duymuştu. Gemilerden biri olan Silver Star acilen koordinatları hesapladı ve SS Ourang Medan’ın bulunduğu yere vardı. Geminin yanına yanaşınca içerideki mürettebata “Orada bizi duyan var mı?” deseler de herhangi bir cevap alamıyorlardı. Filika ile gemiye yanaşmaya karar veren ekipler, gördükleri manzara karşında ne yapacaklarını bilemediler. Bütün gemidekiler, anlayamadıkları bir sebepten dolayı ölmüşlerdi. Fakat esrarengiz olan, tüm cesetler donakalmış, korku dolu bakışlarla gökyüzünü işaret ediyorlardı. Fakat hiçbir cesette darp veya yaralanma ibaresi yoktu.

Ekip gemiyi en yakın limana götürmeden önce kargo bölümünü incelemeye karar verdi. Ancak bu esnada bir anda gemiden dumanlar yükselmeye başlayınca, Silver Star ekibi gemiyi alelacele terk etmek zorunda kaldı. Gemiyi terk ettikten kısa bir süre sonra, SS Ourang Medan’da meydana gelen patlama sonrasında gemi dakikalar içinde denize gömüldü.

Gemi personelinin ölüm sebebi ve geminin kargo bölümünde ne olduğu konuları ise halen gizemini korumakta. Bu konularla ilgili olarak pek çok teori ortaya atıldı. Bunlardan bazıları olayın metafiziksel ve paranormal olduğunu söylese de bunlar pek mantıklı teoriler olarak değerlendirilmedi.

SS Ourang Medan gemisinin akıbetiyle ilgili olarak ortaya atılan Een kuvvetli teori ise geminin kargo bölümünde sinir gazı olduğu. Söz konusu teoriye göre: II. Dünya savaşında, Japon ordusunun Çin’de muhafaza etmekte olduğu bir biyolojik silah olan sinir gazı, savaştan sonra Amerikan ordusu tarafından gemi yolu ile Amerika’ya götürülüyordu. Sızan sinir gazının tüm SS Ourang Medan mürettebatını öldürdüğü ve sinir gazının deniz tuzu ile tepkimeye girerek patladığı yönünde genel bir düşünce hakim.

Esrarengiz Olaylar & Gizem

Continue Reading

Esrarengiz Olaylar & Gizem

Osmanlı Resmi Belgelerinde: Tırnova “Yeniçeri Cadılar” Olayı

Tırnova Olayı, 1833 yılında Balkanlar’da bir Türk kasabası olan Tırnova’da gerçekleşmiş bir “yeniçeri vampirleri” ya da “yeniçeri cadıları” avıdır.

Published

on

By

Tırnova Olayı - Osmanlı Yeniçeri Vampir Cadı

Tırnova Olayı olarak tarihe geçmiş vaka, 1833 yılında Balkanlar’da bir Türk kasabası olan Tırnova’da yapılan “yeniçeri vampirleri” ya da “yeniçeri cadıları” avıdır. 

Osmanlı‘da yeniçeri kültürünün yok edilmesinin amaçlandığı zaman diliminde gerçekleşen bu olayda bazı ölü yeniçeriler, gece vampir olarak şehre dadandığı ve korku saldığı gerekçesiyle mezarlarından çıkarılmış ve göğüslerine kazık çakılmıştır. Daha sonra da bu cesetler yakılmıştır. 

Takvim-i Vekayi’de Yayınlanmış Yeniçeri Cadılar Olayı

Tırnova Kadısı Ahmet Şükrü Efendinin hükumet merkezine gönderdiği ve ilk Osmanlı resmi gazetesi olan Takvim-i Vekayi’nin 69. sayısında yayınlanmış yazı olayı açık bir şekilde özetlemektedir. 

Tırnova’da Cadılar Türedi

Kadı Ahmet Şükrü Efendi’nin Mektubu “Tırnova‘da cadılar türedi. Gün battıktan sonra evlere dadanıp, erzak namına ne varsa; un, yağ, şeker, bal gibi şeyleri birbirine katıp içlerine bazen toprak bile karıştırıyorlar. Evlerin içlerine girerek yüklüklerdeki yorgan, şilte, yastık ve bohçaları didikleyip açıyorlar. Zaman zaman insanların üzerine taş, toprak, çanak çömlek attıkları halde kimse bir şey görmüyor. Birkaç erkek ve kadının da üstüne saldırdılar. Bunlara sorduğumuzda, ‘Sanki üzerimize manda çöktü sandık!’ dediler ama bir şey görmemişlerdi. Bu sebeple birçok mahalle sakini evlerini başka yerlere taşımak zorunda kaldılar. Halk, en sonunda bunun cadı işi olduğuna karar verdi.

Cadı Avcısı İle Anlaşıldı

Civar kasabalardan İslimye’de yaşayan ve cadı çıkartmakla şöhret bulmuş olan Nikola isimli bir Rum, bu işi halletmek üzere kasabaya çağrıldı ve kendisiyle işi halletmesine karşılık 800 kuruşa pazarlık edildi. Nikola, beraberinde getirdiği üzeri resimli bir tahtayla kasaba mezarlığına gitti ve bunu parmağının üzerine yerleştirerek çevirdi. Resimli tahta hangi mezara dönük durduysa o mezarın cadılı olduğunu gösterdi.

Cadı Mezarları Yeniçerilere Ait Çıktı

Resimli tahtanın dönük kaldığı mezarlar hayattayken şimdi kaldırılmış olan Yeniçeri Ocağı’na mensup iki yeniçeriye, Ali Alemdar ve Abdi Alemdar adındaki iki eşkıyaya aitti. Bunların mezarını açtığımızda karşılaştığımız manzara korkunçtu. Her ikisinin cesedini de yarım misli büyümüş, kılları ve parmaklarıyla tırnaklarını üçer dörder kat uzamış bulduk. Mezarlar açılırken bekleşen bütün kalabalık bu manzarayı gördü. Bu iki zorba, yeniçeri ocağı kaldırılırken her nasılsa yaşlarının ileri olmasından dolayı cellât eline düşmeyerek ecelleriyle ölmüşlerdi. Sağlıklarında yaptıkları zorbalığın devamı olarak şimdi de kötü ruhları zavallı kasaba halkını rahatsız etmeye başlamıştı.

Karınlarına Kazık Saplanıp Yürekleri Haşlandı

Cadıcı Nikola’ya göre, bunların sonsuza kadar ortadan kaldırılmaları için karınlarına birer ağaç kazık saplanması ve yüreklerinin kaynar suya atılarak haşlanması gerekiyordu. Mezarlarından çıkarttığımız ölülerin karınlarına söylendiği gibi birer ağaç saplayıp, yüreklerini dahi yerlerinden sökerek kaynar suya atıp haşladılar. Fakat bunların hiçbirisi kâr etmeyince Nikola bu sefer cesetlerin yakılması gerektiğini söyledi. Şer’an izin verildi ve cesetler hemen oracıkta yakıldı. Böylelikle kasabamız cadı belâsından kurtulmuş oldu(!). 

Tırnova Cadıları Olayı’nın Perde Arkası

İddialara göre II. Mahmud’un 1826 yılında yeniçeri ocaklarını kaldırmasından sonra gerçekleşen bu olaydaki asıl amaç halkı yeniçerilerden iyice nefret ettirmek ve yeniçerilere ait, var olan kültürü yok etmekti. Keza korku filmlerini andırmayan bu olay neticesinde halk yeniçerilerden iyice nefret etmeye başlamış ve yeniçeri mezarları ve mezar taşları yerlerinden sökülerek kültürel miras yok edilmeye başlanmıştır. Ülkemizdeki en önemli tarihçilerin başında gelen Prof. Dr. İlber Ortaylı, bu olaya Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılması yönünden bakıyor. 1826’da II.Mahmut tarafından tamamen kaldırılan ocağın ardından, böyle bir haberin yazımı ile aslında yeniçerileri kötülemeye yönelik bir propaganda amacı güdüldüğünü belirtiyor.

Kaynakça: Takvim-i Vekayi Gazetesi, sayı:68 (21 Cemaziyelevvel 1249), İlber Ortaylı-İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı Zeynep Aycibin-Osmanlı Devleti’nde Cadılar Üzerine Bir Değerlendirme

Tırnova Cadıları Olayı – Video İzle

Continue Reading

Esrarengiz Olaylar & Gizem

Taşın İçinden 300 Milyon Yıllık Cıvata Çıktı

Esrarengiz Olaylar – Rusya’da bulunan ve 300 milyon yıllık olduğu öne sürülen bir cıvata, bilim dünyasını şaşkına çevirdi.

Published

on

By

Esrarengiz Olaylar Gizem Uzaylılar Cıvata Arkeoloji

Esrarengiz Olaylar – Rusya’da bulunan ve 300 milyon yıllık olduğu öne sürülen bir cıvata, bilim dünyasını şaşkına çevirdi. Rusya’nın Kalujsk bölgesinde yapılan arkeolojik çalışmalar sırasında, doğrulandığı taktirde, insanoğlunun tarihini yeniden gözden geçirmesini gerektirecek bir bulgu elde edildi.

300 Milyon Yıl Öncesinden Kalma Cıvata

Esrarengiz Olaylar – Silisyum ağırlıklı bir taşın içinde, modern çağ teknolojisinin vazgeçilmez parçalarından olan bir cıvata ortaya çıktı. Yapılan yaş testinde, cıvatanın bu taşın içine bundan tam 300 milyon yıl önce sıkıştığı ve yaşının taştan da eski olduğu anlaşıldı.

Keşfi yapan Rus arkeolog Dmitriya Kurkova müthiş anı şöyle anlattı: “Çakmak taşı diye bilinen taşı bulduğumda çok eski olduğunu anladım. Fırçayla üstünü temizleyince bir yüzünde doğal olmayan bir çıkıntı fark ettim. Dikkatli bakınca cıvatayı gördüm. Hemen araştırmaya başladık. Yapılan testler bunun akılalmaz bir keşif olduğunu gösteriyor.’’

İçinde cıvata bulunan silisyum taş hızla Rusya’nın bütün büyük bilim akademilerini gezdi. Yapılan analizler, cıvatanın metal özelliğini kaybettiği, çeperini çevreleyen moleküllerin, demir moleküllerinin yerini aldığı ve asıl önemlisi; cıvatanın ‘‘dinozorlarla neredeyse yaşıt olduğu’’ (Rus bilimadamlarının iddiasına göre) resmen kabul edildi. Röntgenle yapılan araştırmada ise taşın yüzeyinde ve içinde de düzenli geometrik şekiller ortaya çıktı.

Cıvatanın Kökenine Dair Farklı Teoriler

Esrarengiz Olaylar – İnanılması güç bu keşiften sonra şimdi Rus bilimadamları kendi kendilerine aynı soruyu soruyor : ‘‘İnsanoğlunun tarihi yeniden mi yazılacak?’’ Taşın içinde bulunan 300 milyon yaşındaki cıvatanın kökeniyle ilgili olarak ortaya atılan teoriler ise şunlar:

Dünyayı Ziyaret Eden Bir Uzay Gemisinden Düşmüş

Bazı bilimadamlarının tezine göre zamanımızdan 300 milyon yıl önce dünyayı ziyaret eden uzay gemilerinden düşmüş bir cıvata söz konusu olabilir. Kaynağı da en yakın ihtimal Mars’ta yaşamış ve bugün ya yok olmuş ya da başka bir gezegene göçmüş bir medeniyet.

Uzay Çöplüğünden Dünyamıza Düşmüş Olabilir

Bu ikinci teoriye göre cıvata, dünyamızdan milyonlarca ışık yılı ötede bir gezegende kullanılıyordu. Bir kaza sonucu uzay boşluğuna düştü yahut da atıldığı uzay çöplüğünden düştü. Ve bir meteorla birlikte, bundan 300 milyon yıl önce, dünyamıza geldi.

Eski Bir Dünya Uygarlığından Kalma 

Bugünkü uygarlık, insanoğlunun dünyada kurduğu ilk uygarlık değil. Bundan çok önce, Nuh’un Gemisi hatta dinozorlardan bile önce, Dünya üzerinde çok ileri uygarlıklar vardı. Bunlar teknoloji, bu arada da cıvata kullanırlardı. (Bu teze karşı gelenlerin görüşü ise şöyle: Eğer böyle bir uygarlık olsaydı, altyapısının izi de kalırdı. Bu cıvatayı üretecek demir çelik tesislerinin, fırınların, bu parçanın kullanıldığı makinelerin de bir izi günümüze kadar kalırdı.)

Gelecekten Gelen Cıvata

Rus bilimadamlarının üzerinde çalıştığı dördüncü teori ise en çarpıcı olanı. Tam bir kurgu-bilim teorisi. Rus bilimadamları taşın 300 milyon yaşında olduğundan emin. İçindeki cıvata demir özelliğini kaybetmiş olsa da çevresinde demir moleküllerine rastlandı. Demek ki cıvata gerçekten demirdi ve en az 300 milyon yaşında. Yani yıl hesabında bir yanlışlık yok. Uzaydan gelmediği kabul edilirse tek izah yolu zamanda geriye yolculuk.

Torunlarımızın torunları zamanda yolculuk yapabilecek teknolojiyi geliştirdiler. Ve günümüzden 300 milyon yıl öncesine yaptıkları bir seyahatte bu küçük cıvatayı düşürdüler. Yani, cıvatayı 300 milyon yıl öncesine gelecek nesillerimiz götürdü.

Continue Reading

Esrarengiz Olaylar & Gizem

Mısır Piramitleri Uzaylı Yapısı Değil

Yüzüncü Yıl Üniversitesi Arkeoloji Topluluğu, Mısır Piramitlerinin yapımında dünya dışı varlıkların rol aldığı iddialarını reddeden bir açıklama yayınladı.

Published

on

By

Mısır Piramitlerini Uzaylılar Yapmamış

Yüzüncü Yıl Üniversitesi Arkeoloji Topluluğu, Mısır Piramitlerinin yapımında dünya dışı varlıkların rol aldığı iddialarını reddeden bir açıklama yayınladı. 

Yüzüncü Yıl Üniversitesi Arkeoloji Topluluğu’nun, Mısır Piramitlerinin yapımında dünya dışı varlıkların rol aldığı iddialarını reddeden açıklaması şu şekilde: “Mısır Piramitlerinin yapımında dünya dışı varlıkların yardımı olduğunu düşünmek hem insanların hem de uzaylıların inşa edebilme potansiyeline bir hakarettir. Mısır Piramitleri hakkında yeteri kadar bilgiye sahibiz. Kullanılan malzemelerin cinsi, nereden elde edilip nasıl taşındıklarını ve hangi aletlerin kullanıldığını biliyoruz.

Her blok 20 kişilik bir ekip tarafından rahatlıkla taşınabilir. Piramit yapımında 20,000-30,000 işçinin çalıştığını da göz önünde bulundurursak, piramit yapımı imkansız bir şey değildir.

Sanılanın aksine piramit yapımında kullanılan taşın büyük bir çoğunluğu aynı bölgeden elde edildi, bunları uzaktan getirmek hem eziyetli hem de vakit kaybına neden olurdu. Aynı zamanda Büyük Piramit‘te yer alan 2.3 milyon blokların hepsi 15 ton ağırlığında değildir, bunlar sadece tabanda kullanılmıştır ve tepeye doğru gittikçe ortalama ağırlık 2.5 tona düşmektedir, her blok da 20 kişilik bir ekip tarafından rahatlıkla taşınabilir. Piramit yapımında 20,000-30,000 işçinin çalıştığını da göz önünde bulundurursak, piramit yapımı imkansız bir şey değildir.

Elimizde birden fazla teorinin bulunması nasıl yapıldıklarını anlamadığımız anlamına gelmez. Bununla beraber Mısır Piramitlerinin insan üstü olduğunu belirten çeşitli mitler üretilmiş ve matematiksel mucize iddiaları öne sürülmüştür ancak bunların çoğu araştırmalara değil rivayetlere ve saptırılmış bilgilere dayandığı bilinmektedir. Ve destekleyecek herhangi bir kanıt bulunamamıştır.

Bu iddiaları ısrarla öne sürenler ise akademik çalışmalar yürüten Arkeologlar, Mimarlar, İnşaat Mühendisleri ve Mısır Bilimcileri değil, şahsi düşüncelerine uyacak şekilde bulguları kendilerine göre yorumlayan antik uzaylı teorisyenleridir.”

Yüzüncü Yıl Üniversitesi Arkeoloji Topluluğu

Piramitleri Uzaylılar Yapmamış – İzle

Mısır piramitlerini uzaylılar yapmamış
Continue Reading

Esrarengiz Olaylar & Gizem

Tapınak Şövalyeleri’nin Gücünün Kaynağı

İllüminati denilince akla para, güç, mistik güçler gibi kavramlar geliyor. Tapınak Şövalyeleri’nin temelini oluşturduğu Masonluk, bunlara nasıl sahip oldu?

Published

on

By

Tapınak Şövalyeleri

Tapınak Şövalyeleri olarak bilinen tarikat, Fransız Hugues de Payen tarafından 1119 yılında Kudüs’te kuruldu. Öncelikli amaçları Hristiyan hacıları korumak olan ve başlangıçta 9 şövalyeden oluşan bu grup on yıl sonra, 1129 yılında Katolik Kilisesi tarafından resmen tanındı.

Tapınak Şövalyeleri’nin Yükselişi

Savaşlarda elde edilen başarılarda pay sahibi olan bu Tapınakçılar, zamanla Papa tarafından imtiyazlı hale getirildiler.

Kudüs’ün fethi sırasında gösterdikleri üstün başarılar sayesinde Kudüs Kralı tarafından fazlaca değer gören 9 şövalyeye konaklamaları için ‘Süleyman Mabedi’ tahsis edildi. Başlangıçta 9 şövalyeden oluşan tarikat, gün geçtikçe sayısını artırdı ve sayıları 15.000’leri buldu.

Savaşlarda elde edilen başarılarda pay sahibi olan bu Tapınakçılar, zamanla Papa tarafından imtiyazlı hale getirildiler. İstedikleri yerde rahatça hareket edebilen bu tarikata katılmak, birçok Avrupalı soylu tarafından hedef haline gelmiş ve bu bağlamda tarikata oldukça yüklü miktarda para vermişlerdir.

Tapınak Şövalyelerinin Yeraltına Çekilişi

IV. Philippe’in kafirlik, eşcinsellik, dinsizlik ve putperestlik gibi suçlamaları yönelttiği Tapınakçılar, Papa tarafından aforoz edilmiş ve birçoğu yakılarak idam edilmiştir.

İşin içine ‘maddiyat’ girince bozulan her şey gibi Tapınakçılar da zamanla asıl hedeflerinden sapmışlar ve Tapınakçı kelimesi zenginlik ve güç kavramlarını kapsayan bir olgu haline gelmiştir. Elde ettikleri güç sayesinde artık Avrupalı krallar tarafından tehdit olarak görülen Tapınakçılar, 70 senelik bir hükümranlık sonunda, 1189’da Kudüs elden çıkınca güç kaybetmeye başlamışlar.

Fransa Kralı IV. Philippe’in kafirlik, eşcinsellik, dinsizlik ve putperestlik gibi suçlamaları yönelttiği Tapınakçılar, Papa tarafından aforoz edilmiş ve birçoğu yakılarak idam edilmiştir. İlk yakılarak öldürülme 13 Ekim 1307 yılı, Cuma günü gerçekleşmiştir. 13 rakamının uğursuzluğu ve ‘Kanlı Cuma’nın kaynağı bu engizisyon kararıdır.

Bu engizisyon kararlarından kaçabilmeyi başaran Tapınakçılar’ın bir kısmı yer altına saklanmış, daha sonra ‘Masonluk’ olarak bilinecek kavramın temellerini atmıştır.

Tapınak Şövalyeleri’nin Güçlerinin Kaynağı

Şimdi gelelim işin ilgi çeken kısımlarına… Tapınak Şövalyeleri‘nin itham edildiği suçlardan birisi, dinsizlik yani Katolik Kilisesi‘ne karşı başkaldırı idi. Ayrıca putperestlik ile suçlandılar. Peki bu suçlamalar ne kadar gerçeği yansıtıyor?

Kahin ve büyücülerin bu bilgilere sahip olduklarını öğrenen Hz. Süleyman’ın derhal bu sihir ve büyülerin yazılı olduğu kağıtları toplattığı (Ahit Sandığı) ve kendi mabedine gömdürdüğü söylenir.

Bu konularda çok çeşitli iddialar var. Hatta çoğumuz günlük konuşmalarımızda İllüminati ve Masonlar’a zaman zaman değiniriz. Dünyayı yönettiklerinden, herkesi etkileri altına aldıklarından dem vururuz. Nereden çıkıyor bu söylentiler? Kaynağı nedir? Bilindiği gibi ‘İllüminati’ denilince akla direkt olarak para, güç, mistik güçler gibi kavramlar geliyor. Tapınak Şövalyeleri‘nin temelini oluşturduğu Masonluk, bunlara nasıl sahip oldu?

Bu konuda en geçerli sebep elbette ki zamanında Avrupalı soyluların, Tapınakçılara katılabilmek için verdikleri servetler gösterilebilir. Daha önce Tapınak Şövalyeleri’nin, Kudüs’te Süleyman Mabedi olarak da bilinen mabette ikamet ettiklerini belirtmiştik. Burası önemli işte. Hadi birazcık bu mabetten bahsedelim.

M.Ö. 970 – M.Ö. 930 yılları arasında yaşadığına inanılan Hz. Süleyman, yüzyıllar sonra bile halen konuşulmaya devam eden bir ihtişam içinde yaşadı. Döneminin en zenginlerindendi. Hz. Süleyman, hükümdarlığının 4. yılında, Süleyman Mabedi, Süleyman Tapınağı veya Kutsal Ev olarak bilinen mabedin yapım emrini verdi.

Bu mabet Süleyman’ın ölümünden sonra fazlasıyla tahrip olmuş olsa da bir duvarı halen ayaktadır. Şu an bilinen ismi ile Ağlama Duvarı. Bu mabedin yapılmasının Tanrı tarafından kendisine rüyasında tebliğ edildiğini söyleyen Süleyman, mabedin yapımında her kesimden insanı çalıştırdı. Kuran kaynaklı olmak üzere, çalışanlar arasında cinler de vardı.

Kuran’da Hz. Süleyman‘dan sık sık bahsedilir. Emrine verilenlerin sadece insanlar değil bunun yanında cin topluluklarından da bahsedilir ve Hz. Süleyman’ın bunları yönetebildiği ve işlerinde kullanabildiği anlatılır. Kuran’da da bahsedilen bu cinlerin büyü yapmayı bildikleri fakat bu büyüleri insanlara anlatmalarının, onlarla bu gizli öğretileri paylaşmalarının yasak olduğu geçer.

Buna rağmen bu cinlerin bildikleri bu büyü ve sihirleri, dönemin falcıları ve kahinleri ile paylaştıklarından ve kahinlerin bu büyüleri kullanmalarından dolayı ahirette uğrayacakları ziyandan bahsedilir. (Bkz. Enbiya Suresi – 81, Bakara Suresi – 102, Neml Suresi 16 – 17)

Kahin ve büyücülerin bu bilgilere sahip olduklarını öğrenen Hz. Süleyman’ın derhal bu sihir ve büyülerin yazılı olduğu kağıtları toplattığı (Ahit Sandığı) ve kendi mabedine gömdürdüğü söylenir.

Dinsizlik, puta tapma gibi suçlamalar yöneltilen Tapınakçıların bu gizli öğretilere ulaşarak sihir ve büyü ile uğraşmış olmaları ve bunun sonucunda da maddi güç elde etmiş olmaları ne kadar olası?

Gelelim can alıcı noktaya. Kudüs Kralı tarafından konaklamaları için Süleyman Mabedi tahsis edilen Tapınak Şövalyeleri‘nin yada şu anki ismiyle Masonların zenginliğinin altında yatan sebeplerden birinin de bu gömüleri bularak kullandıkları iddiası vardır.

Dinsizlik, puta tapma gibi suçlamalar yöneltilen Tapınakçıların bu gizli öğretilere ulaşarak sihir ve büyü ile uğraşmış olmaları ve bunun sonucunda da maddi güç elde etmiş olmaları ne kadar olası? Masonlar dediğimiz topluluğun şu an elinde bulundurdukları söylenen ‘gücün’ kaynağı bu kitaplar ve içlerinde yazan sihir ve büyüler mi yoksa illegal derin faaliyetleri ile bağışlar mı? Ya da zamanla her ikisi mi? Bilen yok. Tahminler ve söylentiler…

Günümüzde Vatikan ile aforoz ettikleri Tapınakçılar arasında yeniden bir bağlantı ve işbirliği sağlanmış mıdır? Vatikan’ın bu gücünün sadece inanç ve bağışlardan gelmesi ne kadar olasıdır? Yada aforoz edilen Tapınakçılar ile Kilise arasında hala derin bir kopuş ve güç savaşı devam edegelmekte midir?

Pekiyi, İsrail’in Kudüs’e sahip olma ve sürekli kazı aşkının ana hedefi “vadedilmiş kutsal topraklar” adı altında sadece bu Ahit Sandığı’nı bulmak mıdır? Eğer bu sandık Tapınakçılar tarafından zamanında bulunduysa İsrail Kudüs’te ne arıyor?

İlluminati, Tapınak Şövalyeleri, Masonlar
Continue Reading

Esrarengiz Olaylar & Gizem

Genlerimizi Uzay Kökenli Anunnakiler mi Programladı

Anunnakilerin dünyayı tohumladığını ve burada köle olarak kullanmak üzere bir ırk yarattıklarını belirten metinler oldukça detaylı tasvirlerle dolu.

Published

on

By

Genlerimizi Uzay Kökenli Annuakiler mi Programladı

Anunnakiler – Sümer metinlerinde adı geçen Anunnakiler ve yaradılış sırları sonrasında dinsel metinlerin birçoğunda görülüyor. Anunnakilerin dünyayı tohumladığını ve burada köle olarak kullanmak üzere bir ırk yarattıklarını belirten metinler oldukça detaylı tasvirlerle dolu.

Anunnaki veya Anunnaku esas olarak bir grup Sümer ve Akad tanrısı olarak da tanımlanabilir. Söz konusu isim bazen “da-nuna”, “da-nuna-ke-ne” veya “da-nun-na” olarak yazılır ki bu bir tür “kraliyet kanından olanlar” gibi bir anlama gelir.

Anunnaki’nin insanın yaratıcıları olduğuna inanılıyor. Bu güçlü Tanrılar, bir gün geri döneceklerine söz vererek uzak geçmişte Dünya’yı terk ettiler. İlginç bir şekilde, dünyanın dört bir yanına dağılmış durumdaki kadim kültürlere baktığımızda da tanrılarının çoğunun bilhassa “Yaratıcı Tanrıları”nın Dünya’yı terk edip bir gün döneceklerine söz vermiş olduklarını görürüz.

Örneğin Türklerin yaratılış destanının sonunda dahi; yaratıcı tanrı Kayra, bir gün geri döneceğine söz vererek Dünya’yı terk eder ve yerine birtakım vekiller bırakır. Bazı araştırmacı ve yazarların iddialarına göre; Anunnaki, spiritüel uyanışı ve insan bilincinin evrimini hızlandırmak için önceden “yanlış yaptıkları işi düzeltmek” amacıyla Dünya’ya geri dönecektir.

TÜRKLERİN YARATILIŞ DESTANI

Sümer mitolojisinde Anunnaki, Dünya’ya gelen ve sonunda insan ırkını yaratan iyi ve kötü tanrı ve tanrıçalar grubuydu. Dünya çapında birçok yazar tarafından Anunnakilerin dünyaya gelmiş olduğuyla ilgili sayısız kaynak toplandı. Antik bir geçmişte dünyaya gelen Anunnakiler, araştırmacılar tarafından uzun bir süreden beri tartışılıyor. Varlıkları ve dünya gezegenine gelişleri farklı kültürlerde sayısız metinde işleniyor.

Bazı Afrika kültürlerinde, dünya dışı varlıkların on binlerce yıl boyunca Dünya’yı ziyaret ettiğine inanılıyor. Örneğin, Zulu efsanelerinde yıldızlardan gelen ziyaretçilerin altın ve diğer doğal kaynakları çıkardığını, bu kaynakların çıkarılması için köleler yarattıklarını söylüyor.

Annuakiler Dünya Gezegeni’ne Niburu’dan mı Geldi

Bazı kaynaklar bu tanrıların Niburu adı verilen bir gezegenden geldiğini söylüyor. Asuriler ve Babiller ise söz konusu gezegeni Marduk olarak adlandırıyorlar. Sümerler, Nibiru’da bir yılın Dünya’da 3.600 yıla eşdeğer olduğunu söylüyorlar. Gerçekte Niburu diye bir gezegenin var olup olmadığı ise büyük bir tartışma konusu. Güneş sisteminin dışında muazzam bir gezegenin olduğunu gösteren çok sayıda bilginin mevcut olduğunu savunan bazı bilimadamları var. Bu bilimadamları bu gezegene Planet X ismini veriyorlar.

Washington Post’a göre: “Muhtemelen Samanyolu’ndaki dev gezegen Jüpiter kadar büyük ve bu güneş sisteminin bir parçası olan, Orion takımyıldızının yönünde yeni bir gezegen ABD’deki bir teleskop tarafından bulundu.

R. Harrington, 1988’de Astronomical Journal’da çok ilginç bir yazı kaleme aldı. Harrington, Dünya’dan üç ya da dört kat daha büyük bir gezegenin var olduğunu ve Pluto’ya göre Güneş’ten üç ya da dört kat uzakta bir yerde olduğunu söyledi. Sunulan matematiksel modellere göre, Niburu ya da Planet X olarak isimlendirilen gezegen 30 derecelik son derece eliptik bir yörüngeyle hareket ediyor. 2008’de bazı Japon araştırmacılar, yaptıkları hesaplamalara göre; Dünya gezegeninin üçte ikisine kadar bir büyüklüğe sahip yaklaşık 100 AU uzaklıkta bir “keşfedilmemiş” gezegen bulunması gerektiğini açıkladılar.

Sümerlere Göre Annuakiler Dünyaya Ne Kadar Hükmettiler

Eski metinlere göre Anunnaki’nin ortalama ömrünün 120 SAR olduğuna, yani 120 x 3.600 ya da 432.000 yıl olduğuna inanılmaktadır. Sümerlerde ortaya çıkan kral listesinde binlerce yıl boyunca hükmeden krallardan söz etmektedir. Metinde, “Krallığın cennetten inmesinden sonra krallık Eridug’daydı. Eridug’da, Alulim kral oldu; 28800 yıl hükmetti. Alaljar 36000 yıl hükmetti. 2 kral; 64800 yıldır hükmetti. ” ibareleri bulunuyor.

Annuaki, Annuakiler, Sümer, gen, DNA, uzay, gezegen, uzaylılar, Marduk, Niburu, mitoloji, gizem, esrarengiz, yaratılış, insan, insanoğlu, yaratıcı, Sümerler
Annunaki’yi betimleyen bir Antik Sümer mührü

Genlerimizi Annuakiler mi Programladı

Anunnakilerin yarattığı insan ırkıyla ilgili olarak da muhtelif iddialar mevcut. Kazakistan’dan bazı araştırmacıların ortaya attığı hipotez; daha gelişmiş bir dünya dışı medeniyetin farklı dünyalarda yeni hayat tohumladığı ve dünyanın da sadece onlardan birisi olduğu yönündedir. Bu iddia sahipleri DNA kodumuzun ilk bölümünün Dünya üzerinde yazılmadığına ve onlara göre doğrulanabilir olduğuna inanmaktadır. İkincisi ve en önemlisi, genlerin tek başına evrim / ani evrim sürecini açıklamak için yeterli olmadığı ve oyunda bir şey daha olması gerektiği yönünde. 

Araştırmacı Makukov “Er ya da geç Dünya’daki tüm yaşamların uzaydaki kuzenlerimizin genetik kodunu taşıdığını ve evrimin bizim düşüncemiz olmadığını kabul etmeliyiz” diyor. Bu bilimsel bulguların sonuçları, insanlara benzeyen uzaylılarla temas kurduğunu iddia eden diğer kişiler ve gözlemciler tarafından ortaya atılan iddiaları güçlendiriyor. İnsan benzeri uzaylılar insan evrimi için gerekli bazı genetik materyali dünya insanı için sağlayabilir.

Amerikalı bir New Age edebiyat yazarı olan ve 2012 olayı hakkında yazan ve yeryüzünün manyetik kutupluluğunun tersine döneceği iddiasıyla kaydedilen Gregg Braden’e göre; sadece “açık” kodumuzda bulunan 64 koddan 20’sine sahibiz. Birileri ‘Neden yaratılışın kaynağı, DNA’nın çoğunu kapatarak genetik yeteneklerimizi sınırladı’ diye sormalı. Ortaya atılan bir teoriye göre DNA’mız Anunnaki yaratıcılar tarafından kontrol içerisinde kalabilmemiz için sınırlandırıldı.

Birçok araştırmacı Anunnaki’nin milyonlarca yıldır bizi kontrol eden kişiler olduğuna inanıyor ve insanoğlunun gerçek genetiğini onların bildiğini düşünüyor. Çoğu yazar, bir gün dönmeyi vaat eden ve kendilerinden sayısız kültürde bahsedilen Tanrı olabilecek Anunnaki’nin, insanın yaratıcıları oldukları için bizi tamamen kontrol edebildiğini iddia ediyor.

Bir ufo araştırmacısı olan Simon Parkes, 12 şerit DNA’ya sahip olduğumuzu ve her bir kolun belirli bir galaktik ırkla ilintili olduğunu söylüyor. Varsayımsal olarak, DNA’daki latentkodonları tutuşturmanın bir yolunu bulabilirsek, pratik olarak gezegenimizdeki her insanın iyileşmesi ve gezegenimizin iyileşmesi gibi konular başta olmak üzere neredeyse her şeyi yapabiliriz.

Büyük Annuaki İmparatorluğu – Yotube
Continue Reading

Esrarengiz Olaylar & Gizem

Esrarengiz Olay: Fillerle Konuşan Adamın Ölümü

2 Mart 2012 tarihinde, Afrika’da yaşayan Lawrence Anthony adında bir doğa korumacının vefatının ardından akıl almaz bir olay gerçekleşti. Fillerle konuşan adam olarak bilinen Anthony’nin ölümün ardından gerçekleşen bu esrarengiz olayın gizemi hala çözülebilmiş değil…

Published

on

By

Esrarengiz Olay: Fillerle Konuşan Adamın Ölümü

2 Mart 2012 tarihinde, Afrika‘da yaşayan Lawrence Anthony adında bir doğa korumacının vefatının ardından akıl almaz bir olay gerçekleşti. Fillerle konuşan adam olarak bilinen Anthony’nin ölümün ardından gerçekleşen bu esrarengiz olayın gizemi hala çözülebilmiş değil…

Fillerle Konuşan Adamın Ölümü

2 Mart 2012’de Afrika‘daki bir insanın ölümünün ardından, gerçekleşen esrarengiz olay; akıllara durgunluk veren cinsten. Lawrence Anthony adında bir çevre korumacı, Afrika‘da yaşadığı evde geçirdiği ani bir kalp krizi nedeniyle vefat etti.

Anthony, sıra dışı bir şekilde fillerle iletişim kurabilmesiyle tanınıyordu. Bu sayede kontrol edilemez derecede agresif filleri sakinleştirebiliyordu ve yeteneğinin yardımıyla birçok filin hayatta kalmasını da sağlamıştı. Çünkü arazilerine girdikleri veya kendilerine saldırdıkları için insanlar tarafından vurulan filler, Anthony sayesinde sakinleşmiş ve insanlar için tehdit olmaktan çıkmışlardı.

Fillerin Yası

Gizemi halen tam olarak çözülemeyen, esrarengiz olduğu kadar şaşırtıcı da olan olay ise Anthony’nin vefatından yaklaşık on iki saat sonra gerçekleşti… Anthony’nin kurtardığı fillerden oluşan bir grup, tek sıra halinde yürüyerek cenazesinin bulunduğu evin önüne geldi. On iki saatlik mesafeden geldiği sanılan bu filler, iki gün boyunca da Anthony’nin evinin etrafından ayrılmadılar…

Ancak yaşanan bu garip olay; bu noktada son bulmadı. Aynı gün içinde başka bir yerden başka bir fil sürüsü daha geldi. Yeni gelen fil sürüsünün kat ettiği mesafe araştırıldığında; yola, Lawrence Anthony’nin hayatını kaybettiği saatte çıkmış oldukları anlaşıldı.

Fillerin Sıra Dışı Özellikleri

Bu iki fil sürüsü; kendilerine bakan, iletişim kurabildikleri, sevdikleri insanın ölümü için yas tutmaya gelmişlerdi. Bilindiği kadarıyla filler, ölüme yas tutan ender hayvan türlerinden biridir. Ölü fil gördüklerinde kendi gruplarından olsun olmasın, yas tutar, bedeni açıkta kaldıysa üzerini dallarla ve yapraklarla örterler. Aynada kendilerini tanır, suyu daha sonra içebilmek üzere çukurlara gömer ve inanılmaz derecede güçlü bir hafızaya sahiptirler.

Gizemi Hala Çözülemedi

Anlaşılan o ki filler, bütün bu sıra dışı özelliklerine ilaveten; bağlantı kurdukları bir kalbin durduğunu kilometrelerce öteden hissedebilecek kadar da hassas canlılar. Fillerin, Anthony’nin öldüğünü nasıl anladıkları halen gizemini korumakta olan bir soru işareti…

Continue Reading

Esrarengiz Olaylar & Gizem

Kabri Açılan Kadının Mezardaki Hali

Azerbaycan’da oldukça ünlü olan bir program sunucusunun vefatının ardından, kızının gördüğü rüyalar üzerine kabrinin açılmasının tüyler ürperten hikayesi….

Published

on

By

Kabri Açılan Kadının Mezardaki Hali - Esrarengiz Olaylar - Korku Hikaye

Azerbaycan’da oldukça ünlü olan bir program sunucusunun vefatının ardından, kızının gördüğü rüyalar üzerine kabrinin açılmasının tüyler ürperten hikayesi….

Gülşen Hanım’ın naaşı defnedildikten bir hafta sonra; kızı, uykuda garip şeyler görmeye başlamış. Gülşen Hanım, kızına uykuda “Kızım, ben ölmedim ki..“deyip ağlamışmış.

Kabri Açılınca…

Tüm Azerbaycan’ın şok olduğu olaylardan birisidir bu. Arkadaşlar, ben Azerbaycan’dan Araz. Türkçe hatası yaparsam beni bağışlayın. Lider TV’de yayınlanan yemek programının sunucusuydu kendisi. Gülşen Qurbanova… İyi bir kadındı. Daima yüzü gülerdi. Çocukluğumdan televizyon vasıtasıyla tanıyordum onu. Öncesinde oyunculuk yapmıştı. Sevdiğim birkaç filmi vardır. Gün ortasında programları başlardı. Her sabah onun programını izlerdim. Yemeği severim; bir gün yine sabah açtım televizyonu, baktım; başka sunucu! “Değerli arkadaşımızı kaybettik” diye duyurdu… Şoka girmiştim. Epey üzüldüm…. 

Sonra bir ay gibi bir zaman geçti Gülşen Qurbanova’nın vefatının üzerinden. Önemli patlamalar oldu medyada, nasıl patlama ama… Gülşen Hanım’ın naaşı defnedildikten bir hafta sonra; kızı, uykuda garip şeyler görmeye başlamış. Gülşen Hanım, kızına uykuda “Kızım, ben ölmedim ki..“deyip ağlamışmış. Kızı hocaya (Biz Azerbaycan’da molla diyoruz, işte Kuran okuyan, sizde nasıldır bilmiyorum) götürmüşler.

Dua okutmuşlar, annesi rüyasına giriyor diye… Ama sonraki gün yine aynı şeyi görmüş uykusunda. Yine hocaya gidip dua okutmuşlar. Üçüncü defa da aynı rüyayı görünce; akrabaları ve hoca kabrin açılmasını istemiş. Kız itiraz etmiş. “Annem rahat uyusun” demiş. Ama akrabaları ısrar etmiş. Hoca da; her gün aynı kabusu görmesine bir hikmet olduğunu söylemiş Gülşen Hanım’ın kızına… 

Nihayetinde kabri açmışlar. Ne görsünler?! Gülşen Hanım’ın kefeni yırtılmış, tırnakları ile kefeni ve yüzü derinden çizilmiş. Cesedi tekrar defnetmeden önce iyice araştırmak maksadıyla morga götürüp, yeniden otopsi yaptırmışlar. Gülşen Hanım’ın kalbi patlamış ve vücudu acayip renklere girmiş. Yüzünde sanki korkunç bir şey görmüş gibi bir ifade vardı… Olay birkaç yıl önce oldu. Tüm televizyon, radyo ve gazetelerde yayınlandı arkadaşlar. Böyle şeyler oluyor.

Paranormal Deneyim: Kabir Azabı

Paranormal Deneyim: Kabir Azabı

Issız Cuma Mezarlığı Gizemi

Issız Cuma Mezarlığı Gizemi

Mezarlıktaki Yılan Yuvası

Mezarlıktaki Yılan Yuvası

Continue Reading

Esrarengiz Olaylar & Gizem

Türk Hun İmparatoru Attila ve Kayıp Mezar Gizemi

Naziler Attila’nın Mezarını Neden Aradı? ,Attila’nın Esrarengiz Ölümü, Attila’nın İlginç Cenaze Töreni, İç İçe Altın Gümüş ve Demir Tabutlar, Mezar Yerini Bilenler Neden Öldürüldü?, Attila’nın Gizli Mezarı Macaristan’da mı?

Published

on

By

Attila - Kayıp Mezar

Naziler Attila’nın Mezarını Neden Aradı? ,Attila’nın Esrarengiz Ölümü, Attila’nın İlginç Cenaze Töreni, İç İçe Altın Gümüş ve Demir Tabutlar, Mezar Yerini Bilenler Neden Öldürüldü?, Attila’nın Gizli Mezarı Macaristan’da mı

Büyük Türk Hun İmparatoru Attila… 5. yy.’ın başlarında tüm Avrupa’yı dize getirmeyi başaran Türk hükümdar. Attila, beraberindeki Asyalılar ve Slavlardan oluşan dev bir ordu ile Roma İmparatorluğu’nun parçalanmasına neden oldu. Attila dev imparatorluğu öylesine hırpalamıştı ki şahsen kendisi yapamasa da ardından gelen Alaric, zayıflayan Roma’yı fazla zorlanmadan yıktı.

Avrupa’yı Titreten Türk Hükümdar

Attila – Temsili Bir Resmi

Attila, 20 yıl boyunca, Orta Avrupa’dan; Hazar Denizi’nden başlayıp, Ren Nehri’nde biten dev bir imparatorluğu yönetti. Milattan sonra 451 yılında Tuna boylarından, Galya’ya kadar uzanan bir harekata başladı. İçlerinde batılı Hristiyanların, pek çok Balkan ulusunun hatta Batı Anadolu’dan gelenlerin bulunduğu birleşik ordular kurdu.

Attila, eğitimli bir asker veya bir general değildi ama doğal kurnazlığın doruğunda usta bir taktisyendi. Nitekim, Galya’da ummadığı bir direnişle karşılaşınca kendisini ve ordularını hiç zorlamadı. Bu işi sonraya bırakarak yavaş yavaş geri çekildi ve bir yıl bekledikten sonra İtalya´ya yöneldi. Kuzey İtalya’ya bir kasırga gibi girerek, Padua, Verona ve Milano başta olmak sayısız yerleşim merkezini neredeyse haritadan sildi.

Attila Roma’yı Neden Bağışladı?

Venedik’e ulaştığında, halk kenti çoktan terk etmişti korkudan. Antik Venedik tarihten silinmenin eşiğine gelmişti. Sırada Roma vardı veya öyle olması bekleniyordu. Ama hala öğrenilemeyen bir sebepten ötürü Attila son anda durdu ve ordusunu Po Ovası’na yayarak Papa ile görüşmeyi kabul etti. Tarihin en önemli görüşmelerinden birisi, Po Irmağı kıyısında sıcak bir yaz günü yapıldı. İki adam buluştuklarında Papa’nın yanında sadece ilahi söyleyen birkaç rahipten başka kimse yoktu. Neler konuşuldu, birbirlerine neler söylediler? Bunu kimse bilmiyor ve bilemeyecek ama Attila’nın tavrını değiştirmesi etkilendiğinin kanıtı.

Ruhunun Ölümsüzlüğünü Kaybetme Korkusu mu?

Vatikan kaynaklarına göre, Papa Attila’ya, Roma’yı yok ettiği takdirde ruhunun ölümsüz olamayacağını söylemişti. Ki Attila’nın pagan ve şaman karakterinde yerleşik olan tanrı ve lanet korkusu göz önüne alındığında; bu uyarının, onun için ne kadar önemli olabileceğini tahmin etmek çok da güç değil.

Her ne sebeple olursa olsun sonuçta Attila, Papa ile yaptığı görüşmenin hemen ertesi gününde karargahını topladı ve hızla geri çekilirken rivayete göre; “Tanrının Annesi’ni barış içinde bırakıyorum.” dedi.

Attila’nın Esrarengiz Ölümü

Attila poligamdı, sayısız karısı vardı ve sonraki kışın başında yeni bir evliliğe karar verdi. Gelin, başdöndürücü bir güzelliği olan İldico adlı bir Alman kızıydı. Düğün törenini, ordularını yöneten komutanları toplayıp baharda çıkacakları savaşın kampanyasına rastlattı. Düğün gecesi tam bir safahat yaşandı, Attila o kadar çok içmişti ki, birkaç kez burun kanaması geçirdi ve sabaha karşı gelinin çığlıklarına koşanlar Attila´yı ölü buldular; büyük bir olasılıkla kanamadan boğularak ölmüştü.

Roma Kayıtlarına Göre Attila’nın İlginç Cenaze Töreni

Roma kroniklerinde yazdığına göre Meryem Ana, Roma´yı kurtararak Attila´yı cehenneme yollamıştı, Roma´da bayram ilan edildi, günlerce kutlamalar yapıldı. Attila´nın cesedi geleneksel yas dönemi sırasındı cenaze hazırlıkları yapılıyordu. Sonrasını Roma elçisi Priscus´un ağzından dinleyelim;

” Geleneklerine göre, Attila´nın saçlarının bir kısmını kestiler, korkunç savaş yaralarıyla dolu yüzünü örttüler. Bütün büyük komutanlar ağlıyordu ama bu ağlayış kadınca bir sızlanma ve gözyaşı değildi, acımasız ama mert olan bu korkunç savaşçılar kendi kanlarını akıtarak yas tutuyorlardı… Ovanın ortasında dev bir ipek çadır yürüyordu, çadır sayısız arabanın üzerine kuruluydu ve Attila´nın cesedi çadırın önüne yatıyordu, cansız yatarken bile saygı duyuluyor, korku veriyordu. Seçkin Hun süvarileri çevresindeydiler sanki Roma hipodromunda yapılan muhteşem bir araba yarışındaydık ama burada hiç insan sesi yoktu. Koca ovada kimse konuşmuyordu, sadece tekerlek gıcırtıları, nal sesleri, at kişnemeleri, silah şakırtıları ve perde perde yükselen yas ilahileri, cenaze şarkıları duyuluyordu, yüzbinlerce insanın liderlerine böylesine bir saygı gösterdiği hiç görülmemişti.

Cenazede Yas ve Eğlence

Yas töreninin ardından “Strava” adı verilen sızlanma ve inleme töreni yapıldı. Irk, inanç ve dil farklılıklarına sahip bu kadar çok insanın çeşitli duygular içinde olmalarına rağmen tek bir noktaya böylesine odaklanması inanılmazdı. Hun geleneklerine göre sonra, eğlence başladı; ölümü eğlenerek kutluyorlardı ve eğlence sırasında gömü yapılacaktı.

İç İçe Altın Gümüş ve Demir Tabutlar

Aslında eğlence, gömüyü saklamanın bir yoluydu, geceyarısı Attila önce altın bir tabuta kondu, altın tabut gümüş bir tabuta, ikisi birden sonunda demir bir tabuta kondu. Bu uygulama ancak çok büyük krallar için yapılırdı, demir kralın fethettiği ülkeleri, altın ve gümüş ise onun şerefini, gücünü ve imparatorluklarını simgeliyordu. Attila´nın düşmanlarından alınan silahlar, sayısız mücevher ve takı tabutun yanına kondu, bir kral için gereken herşey ona sunuldu.

Mezar Yerini Bilenler Öldürüldü

Artık sıra onu insanların merakından uzak tutmaktaydı. Tüm bu hazırlığı yapanlar ve tabutla, eşyaları mezara taşıyanlar boğazlandılar, çalışmalarının karşılığı mezarın gizli kalması için hayatları alınarak ödenmişti. Sadece hemen ölmeleri için çabuk davranıldı…”

Priscus bu kadar yazıyor; bilindiği kadarıyla tarihte çok az kral veya imparator bu kadar zenginlikle beraber gömüldü. Başka kaynaklara göre tüm Avrupa’yı yağmalayan Hunların elindeki zenginliği ölçmek bugün dahi mümkün değil.

Eski Asya Geleneği: Mezarların Gizlenmesi

Tabutu ve hazineleri mezara götürüp, gömenlerin öldürülmesi çok eski bir Asya geleneğiydi. Gerek Türk-Moğol İmparatoru Cengiz Han, gerekse de Çin İmparatoru Qin Shi Huang Di bilinen iki örnektir, her ikisi de böyle gömüldüler, Çin İmparatorunun mezarı bir rastlantıyla bulundu, çevresi ölülerle doluydu, Cengiz Han´ın mezarı da Attila’nın ki gibi bulunmuş değil. Aradan 15 yüzyıl geçti ve Attila hala bir yerde yatıyor ve keşfedilmeyi bekliyor.

Attila’nın Gizli Mezarı Macaristan’da mı

Attila’nın mezar yerinin nerede olduğuna dair sağlıklı bir tahmin yürütebilmek için öncelikle Attila’nın son karargahının nerede olduğunu bilinmesi gerekiyor. Diğer bazı soruların da cevaplarının bulunması yahut gerçeğe en yakın biçimde tahmin yoluyla da olsa yanıtlanması… Bu soruların başlıcaları ise şunlar: Düğün acaba Attila’nın son karargahında mı yapıldı? Eğer öyleyse ölümden sonra nereye gidildi, ne kadar yol alındı, gömü eğlencesine kadar süren yas dönemi kaç gün sürdü? Ve nerede durulup, eğlenceye ve gömü törenine geçildi?

Elçi Priscus, cenazeyi ziyaret ettiğini yazıyor. Orada bulunan basit bir ahşap yapıdan da söz ediyor ama nerede? Hiçbir iz kalmadı mı? Priscus´un yazılarında bir tek ipucu var; Romalı elçi, Tigas, Tiphesas ve Drekon nehirlerini geçtiklerinden söz ediyor ama nereden geçtiler? Birçok tarihçi, Priscus´un geçtiği ana ırmağın Macaristan’daki Tisza Irmağı veya Theiss olduğu düşüncesinde. Attila’nın karargahının Körös’un kuzeyindeki stepte olabileceğini düşünüyorlar. Sözü edilen yer bugünkü Budapeşte’nin doğu bölgesinde yer alıyor. Priscus’dan yapılan sonraki alıntılarda isimlerin hatalı kopya edildiği de düşünülüyor. Ortak görüş Budapeşte bölgesinde ama bu bilgi yetersiz çünkü orası çok büyük bir yer…

Bugüne kadar Attila´nın mezarını bulmak için hiç resmi bir araştırma bilindiği kadarıyla organize edilmedi. Ama bunu yapmak zaten imkansız gibi. Samanlıkta iğne aramaktan farkı yok.

Naziler Attila’nın Mezarını Neden Aradı

Nazi Almanyası egemenliğinde, gizemli konuları araştırmakla görevli bir SS grubunun, Attila’nın mezarı başta olmak üzere, bazı gizemleri araştırdığı söylentileri savaştan sonra duyulmuştu ama hiçbir kanıt ele geçirilemedi…

Göründüğü kadarıyla kazara bulunmadığı takdirde Attila’nın ölümlü kalıntısı ve hazineleri yerinde kalacaklar. Bir ihtimal daha var; gizli hazine avcılarının mezarı bulup, soymuş olmaları ve halihazırda Attila’nın tabutu ve hazinelerinin şu anda bilinmeyen bir antika tutkunu milyarderin gizli deposunda saklanıyor olmaları.

Altay Prensesinin Laneti

Altay Prensesinin Laneti

Anadolu’da Dev Mezarları

Anadolu’da Dev Mezarları

Piri Reis Haritasının Gizemleri

Piri Reis Haritasının Gizemleri

Continue Reading
Advertisement

Facebook Sayfamızı Takip Edin

Advertisement
Advertisement

Popüler