Skip to content

Erich Zann’ın Müziği

H. P. Lovecraft, Erich Zann’ın Müziği, 3

Zann’ın, beşinci kattan taşınmam konusunda beni ikna etmeye çalışırken göründüğü kadar arkadaşlığıma düşkün olmadığını anlamam pek fazla uzun sürmedi. Kendisine uğramamı benden istemediği gibi uğradığımda da bundan rahatsız olmuşa benziyor ve gönülsüzce çalıyordu. Bu, hep geceleri oluyordu. Gündüzleri uyuyor ve kimseyi kabul etmiyordu. Tavan arası odası ve o acayip müzik beni garip bir şekilde büyülemeye devam etse de Zann’dan daha fazla hazzetmedim. Pencereden dışarı, duvarın üzerinden ve görünmeyen yamaçtan aşağıya, parıldayan çatı ve kulelere bakmak için dayanılmaz bir arzu duyuyordum. Bir defasında tiyatro saatinde, Zann evde değilken çatı katına gittim ama kapı kilitliydi.

Yapmayı becerebildiğim tek şey dilsiz, yaşlı adamın gece müziklerine kulak misafiri olmaktı. Başlangıçta ayaklarımın ucuna basarak, 5.i kattaki eski odama çıkıyordum. Daha sonra gıcırdayan basamaklardan tavan arasına çıkacak kadar cesareti kendimde buldum. Anahtar deliği tıkanmış ve sürgülenmiş kapının dışında, o dar koridorda bazen içimi tarifsiz korkularla -belli belirsiz bir hayranlık ve derin bir gizem duygusuyla karışık korkularla- dolduran sesler işitiyordum. 

Sesler aslında pek korkutucu değildi ama bu dünyaya ait olamayacak titreşimleri vardı. Zaman zaman bir tek müzisyen tarafından icra edildiğine inanmakta zorlandığım senfonik bir niteliğe bürünüyordu. Erich Zann’ın çılgın güçlere sahip bir deha olduğu kesindi. Haftalar geçtikçe müzik giderek daha çılgın bir hal aldı. Yaşlı müzisyen, görenlerin içini acıma hissiyle dolduran bir yabaniliğe ve sinsiliğe büründü. Artık beni odasına hiçbir zaman kabul etmiyor ve ne zaman merdivenlerde karşılaşsak benden kaçınıyordu.

Sonra bir gece,yaşlı adamın kapısını dinlerken inleyen viyol sesinin yükselerek tam bir şamataya dönüştüğünü işittim. Sürgülü kapının ardından dehşetin gerçek olduğunun kanıtı; ancak dilsiz birinin, o da en dehşet verici korku ve kaygı anlarında atabileceği cinsten yürek paralayıcı, anlaşılmaz bir çığlık gelmeseydi, sarsılmış olan akıl sağlığımdan kuşkulanacaktım. Kapıyı defalarca çaldımsa da karşılık veren olmadı. Bundan sonra karanlık koridorda, zavallı müzisyenin bir sandalyeye tutunarak, yerden kalkmak için sarf ettiği zayıf çabayı işitene kadar soğuktan ve korkudan titreyerek bekledim. 

Bir baygınlık nöbetinden sonra ancak kendine geldiği inancıyla yeniden kapıyı çalmaya ve bu arada güven vermek için kendi adımı haykırmaya başladım. Zann’ın sendeleye sendeleye pencereye gidip pencere kanatlarını ve kepenkleri kapattığını, sonra yine sendeleye sendeleye kapıya doğru yürüyüp, beni içeri buyur etmek için titreyen ellerle kapının sürgüsünü çektiğini işittim. Bu defa benim orada bulunmamdan duyduğu memnuniyet gerçekti. Çünkü bir çocuğunun annesinin eteklerine yapışması gibi benim ceketime yapışırken çarpılmış yüzü kurtulmuş olduğu düşüncesiyle aydınlandı.

Yaşlı adam heyecandan titreyerek beni bir sandalyeye doğru itelerken kendisi de bir başkasına çöker gibi oturdu. Viyolü ve yayı biraz ötede özensizce atılmış olduğu yerde duruyordu. Zann başını tuhaf bir tarzda öne eğerek bir süre hareketsiz oturdu. Çelişkili gibi görünse de yoğun, korku dolu bir bekleyiş içinde olduğu hissine kapılıyordu insan. Daha sonra tatmin olmuş olmalı ki kalkıp masanın yanındaki bir sandalyeye geçti ve kısa bir not yazarak bana uzattıktan sonra masasına dönerek, durmaksızın uzun uzadıya bir şeyler yazmaya koyuldu. Notta merhameten ve merakımı giderebilmem için kendisini kuşatan bütün hayret uyandırıcı ve dehşet verici şeyleri anlatan Almanca bir açıklama yazıncaya kadar oturup beklememi rica ediyordu. Dilsiz adamın kalemi kâğıt üzerinde uçarcasına hareket ederken oturup bekledim.

Belki bir saat kadar sonraydı, ben hâlâ beklerken ve yaşlı müzisyenin hararetle doldurduğu kağıtlar üst üste yığılırken Zann’ın korkuyla irkildiğini fark ettim. Hiçbir yanılgıya yer vermeyecek şekilde, perdeleri çekilmiş pencereye bakıyordu. Titremeler içinde kulak kesilmişti. Sonra, ben kendim de bir ses duyar gibi oldum. Ama bu, korku verici bir ses olmayıp, son derece uzaktan gelen, fevkalade hafif bir müzik sesiydi. Civardaki evlerden birinde ya da üzerinden asla bakamayacağım yüksek duvarın ötesindeki bir konutta bir müzisyenin bulunduğunu akla getiriyordu. Bu sesin Zann’ın üzerindeki etkisi müthiş oldu. Zira kurşun kalemini elinden düşürerek ayağa fırladı ve viyolünü kaparak, sürgülü kapının dışındayken dinlediğim bir sefer dışında bugüne kadar işitmediğim denli çılgın bir müzikle geceyi yırtmaya başladı.

Erich Zann’ın o korkunç gecedeki çalışını tarif etmeye kalkışmanın hiçbir anlamı yok. Bu müzik o ana kadar kulak misafiri olduklarımdan daha dehşet vericiydi. Çünkü şimdi yüzündeki ifadeyi görebiliyor ve bu defa güdüsünün salt korkudan başka bir şey olmadığını anlayabiliyordum. Gürültü yapmaya, bir şeyi savmaya veya bir şeyi boğuntuya getirmeye çalışıyordu. Bunun ne olabileceğini düşünemiyordum ama korkunç bir şey olması gerektiğini hissediyordum. Çalışı giderek fantastik, taşkın ve isterik bir hal aldı. Yine de bu tuhaf, yaşlı adamın sahip olduğunu bildiğim üstün dehanın özelliklerini sonuna kadar korudu. Çalınan havayı tanıdım. Tiyatrolarda hayli popüler olan çılgın bir Macar dansıydı bu. Bir an, Zann’ı bir başka bestecinin eserini çalarken ilk defa işittiğimi düşündüm.

Pages: 1 2 3 4

Soru sor, cevap yaz, yorum yap, kendi hikayeni anlat... Burası senin; istediğini yazabilirsin.