Erich Zann’ın Müziği

Howard Phillips Lovecraft‘ın (H. P. LovecraftErich Zann’ın Müziği isimli korku hikayesinin tamamını buradan okuyabilirsiniz:

Erich Zann’ın Müziği, Amerikalı yazar H. P. Lovecraft tarafından yazılmış bir korku hikayesidir. Aralık 1921’de yazılan hikaye ilk olarak Mart 1922’de National Amateur dergisinde yayımlanmıştır. Hikaye, eşsiz ve dünyevi olmayan melodileri genç bir üniversite öğrencisinin merakını çeken yaşlı bir müzisyen olan esrarengiz Erich Zann’ı anlatır.

H. P. Lovecraft, Erich Zann’ın Müziği, 1

Kentin haritalarını çok büyük bir dikkatle incelememe rağmen Rue d’Auseil’i bir daha asla bulamadım. Üstelik, sokak adlarının değiştiğini bildiğimden, sadece çağdaş haritaları incelemekle de yetinmedim. Kentin eski zaman kalıntılarını derinlemesine araştırdım ve benim Rue d’Auseil adıyla bildiğim sokağı bulmama yardımı dokunabilecek bütün bölgeleri, adı ne olursa olsun, şahsen dolaştım. Elimden gelen çabayı sarf etmeme karşın, üniversitede bir metafizik öğrencisi olarak sürdürdüğüm sefil yaşamımın son aylarında Erich Zann’ın müziğini duyduğum evi, sokağı, hatta yöreyi bulamıyor olmam, aşağılayıcı bir gerçek olarak duruyor.

Rue d’Auseil’de ikamet ettiğim süre boyunca hem fiziksel hem de zihinsel olarak çok sarsılmış olduğumdan, belleğimin bölük pörçük olmasına şaşmıyorum ve anımsıyorum da. Üç beş tanışımdan hiçbirini oraya götürmemiştim. Ama orayı yeniden bulamayışım hem çok acayip hem de akıl karıştırıcı. Çünkü orası üniversiteden yürüyerek ancak yarım saat çektiği gibi bir görenin bir daha unutamayacağı, kendine has özellikleri olan bir yerdi. Rue d’Auseil’i gören kimseye rastlamadım.

Pencereleri ölgün ışıklarla aydınlanmış, yüksek tuğla duvarlı antrepoların her iki yanına dizili olduğu Rue d’Auseil; kara taştan, kaba saba bir köprüyle karşı tarafına geçilen, karanlık bir nehrin öte yakasında uzanıyordu. Sokak, nehir boyunca her zaman gölgeler içindeydi. Sanki civar fabrikaların dumanları sürekli olarak Güneş’i kapatıyordu. Nehrin kendisi de daha önce hiçbir yerde koklamadığım ve anında tanıyacağım için günün birinde orayı bulmama yardımı dokunacak pis kokular yayıyordu. Köprünün öte tarafında taş döşeli, parmaklıklı dar sokaklar vardı. Sonra yokuş başlıyordu. İlkin hafif, sonra giderek artan eğim Rue d’Auseil’e ulaşıldığında inanılmaz sarp bir hal alıyordu.

Rue d’Auseil kadar dar ve dik bir başka sokak ömrümde görmedim. Bütün araçlara kapalı, bir uçurumdu adeta. Birçok bölümünde merdiven basamakları vardı. Tepede sarmaşık bürümüş yüksek bir duvarla sona eriyordu. Yol döşemesi düzensizdi. Bazen yassı kocaman taşlar, bazen kaldırım taşı bazen de orasından burasından yeşilimsi gri otların çıkmaya çalıştığı yalın toprak. Evler yüksek, sivri çatılı ve inanılmaz eskiydi. Çılgınca öne, arkaya yana kaykılmıştı. Bazen her ikisi de öne eğilmiş karşılıklı iki ev, tıpkı bir kemer gibi sokağın ortasında buluşuyor ve ışığın zemine ulaşmasını büyük ölçüde engelliyordu. Sokak boyunca evlerin arasında kurulmuş birkaç köprü vardı.

Bu sokağın sakinleri, üzerimde garip bir etki yaratıyordu. Başlangıçta bunu onların konuşkan olmayan, sessiz insanlar olmalarına verdim. Ama sonra bu etkinin hepsinin çok yaşlı olmalarından ileri geldiğine hükmettim. Böyle bir sokakta nasıl yaşamaya başladığımı bilmiyorum. Oraya taşındığımda kendim değildim. Birçok yoksul evde yaşamış, parasızlıktan hep kovulmuştum. Sonunda inmeli Blandot’un kapıcılığını yaptığı Rue d’Auseil’deki bu yıkıldı yıkılacak eve rastlamıştım. Burası, sokağın üst ucundan itibaren 3. evdi ve yükseklikte bütün evlere büyük fark atıyordu.

Odam 5. kattaydı. Bu katta benden başka kalan yoktu. Aslını sorarsanız ev neredeyse bomboştu. Eve taşındığım gece, sivri çatılı tavan arasından gelen garip bir müzik işittim. Ertesi sabah bu konuyu ihtiyar Blandot’a sordum. Blandot, adamın akşamları ucuz bir tiyatro orkestrasında çalan Erich Zann adında garip, dilsiz bir Alman viyolcü olduğunu söyledi. Tiyatrodan döndükten sonra, geceleyin saz çalma arzusunun, biricik tavan arası penceresi, sokağın bitimindeki duvarın ötesinde uzanan meyilli arazinin ve manzaranın sokaktan görülebildiği tek nokta olan, bu; herkesten uzak ve yüksek odayı seçmiş olmasının sebebi olduğunu sözlerine ilave etti.

Bundan sonra Erich Zann’ı her gece işitim. Beni uyutmuyor ve müziğinin tuhaflığı üzerimde rahatsız edici bir etki yaratıyordu. Sanattan pek anlamasam da armonilerinden hiçbirinin daha önce duyduğum müzikle ilintisi olmadığını adım gibi biliyordum. Epeyce orijinal bir dehaya sahip bir besteci olduğuna hükmettim. Dinledikçe daha çok büyüleniyordum. Bir hafta sonra yaşlı adamla tanışmaya karar verdim.

Bir gece Zann işinden dönerken koridorda yolunu keserek kendisiyle tanışmak ve o çalarken yanında bulunmak istediğimi söyledim. Beli bükülmüş, çok zayıf, ufak tefek bir adamdı. Üstü başı dökülüyordu. Mavi gözlüydü. Keçiyi andıran acayip bir suratı vardı ve neredeyse keldi. Konuşmaya başladığımda öfkelenmiş ve korkmuş gibi göründü. Ama açıkça belli olan dost tavırlarım, sonunda onu yumuşattı ve gıcırdayan, sallantılı, dar, karanlık merdivenlerden peşi sıra tavan arasına çıkmamı işaret etti isteksizce. 

Keşfet

Yorum Yap