Ağıl İyesi Cinayeti

Ağıl İyesi Cinayeti, ahırda işlenen ve failinin bir ahırda yakalandığı esrarengiz bir cinayetin iç yüzünü anlatan doğaüstü bir hikaye

Fantastik Hikayeler – Hani geçenlerde gazetelere çıkmıştı. Kırgızistanlı bir adam, Silivri’de bir çiftlikte, yanında çalıştığı kaçak bir sabıkalı olan patronunu, ahırda öldürmüştü. Cinayetin ardından kaçan Kırgız çoban, yakınlardaki başka bir çiftliğin ahırında yakalanmıştı. Çıkan haberlere göre; cinayet sebebi, alacak verecek meselesi imiş güya. Çiftlik sahibi işten çıkardığı Kırgız çobana birkaç bin liralık ücretini vermediği için çoban, intikam amacıyla ahırda pusu kurup, patronunu öldürmüş…. Zaten köylüler de bu ikisini olaydan birkaç gün önce birkaç defa şiddetli şekilde bağrışıp, tartışırken görmüşler…

Bir ahırda cinayet işleyen failin, başka bir ahırda polis tarafından yakalandığı suç hikayesi tuhaf görünüyor değil mi? Evet; işin görünen kısmı gerçekten de tuhaf. Ama aslında görünmeyen kısmı, görünen kısmından daha da tuhaf. Nereden mi biliyorum? Çünkü cinayeti işlediği iddia edilen adamı da öldürülen adamı da yakinen tanıyorum. Öldürülen adam; Serkan, pek çok suçtan sabıkası olan bir suçlu. Zaten gerçek adı da bu değilmiş. Olayı gazetelerden takip edenler, ilgili haberlerden Serkan’ın gerçek kimliğine dair bilgilere rahatlıkla ulaşabilirler. Ben de böyle öğrendim.

Serkan, Silivri’de hayvancılıkla uğraşan, kendi işi dışında pek bir şeyle ilgilenmeyen bir adam gibi görünüyordu. Ben de kısa süre önce onun sahibi olduğu çiftlikte işe başlamıştım. Koyun besiciliği yapıyorduk orada. Hani Serkan, kendi halinde bir adam gibi görünüyor dediydim ya… Meğer adam aslında suç makinesi imiş. Ben de cinayetten sonra çıkan haberlerden öğrendim içyüzünü. Adamın onlarca suç kaydı varmış poliste. Kanundan kaçmak için İstanbul’un en uç noktalarından biri olan bu tenha köye yerleşmiş. 

Sahibi olduğu çiftliği de nasıl ele geçirdiyse artık. Eski sahibinden tehdit ve baskı yoluyla gasp mı etti, işlediği suçlardan edindiği parayla satın mı aldı? Artık orasını ben bilemem; polis bilir. Benim tek bildiğim; kısa süre önce işe başladığım çiftliğin o, sıradaki sahibinin bu adam olduğu. Çiftlik bizim köyde olmasına rağmen köylü de ben de pek tanımazdık önceki sahibini. İstanbul’dan buraya şahsen uğramazdı hiç. Buradaki işlerini çalışanları aracılığıyla yürütürdü. O yüzden bu konuda fazla bir şey söyleyemeyeceğim. Gerek de yok.

Ben işe başladığımda; bu Serkan denen adamın; orada zaten çalışmakta olan bir yardımcısı vardı: Oraz. İşte olayda cinayet şüphelisi olarak tutuklanan Kırgız adam bu. Size biraz Oraz’dan söz etmek istiyorum. Oraz, 20’li yaşlarının sonlarında, boylu poslu, yapılı bir adamdı. Kırgızistan’ın iç işlerinin karışık olduğu bir dönemde, oradaki yaşam koşullarının zorlamasıyla; daha iyi bir hayat umuduyla Türkiye’ye gelmiş.   

Çoğu akılsız mültecinin yaptığı şekilde İstanbul gibi dev bir kentin göbeğine inip, kalabalığa karışarak şansını denemek yerine; ata mesleği olan çobanlığı sürdürebileceği, daha tenha yerleşkelerde tutunmuş. İyi de yapmış. Böylelikle; o uğursuz olaya kadar, başı; ne polisle ne de mülteci işgücü rekabetinden rahatsız olan lümpenlerle hiç derde girmemiş. 

Ata mesleği olduğu için Oraz’ın bildiği tek iş de çobanlıkmış. Babası, dedesi, dedesinin dedeleri… hep çobanlık yapmışlar. O yüzden dingin bir adamdı Oraz. Yıllardır doğayla, hayvanlarla iç içe olan bir neslin, artık genlerine işlemiş bir uysallık, bir dinginlik hatta diyebilirim ki bir bilgelik vardı o adamda. Bu yüzden olsa gerek; Oraz’ın o cinayeti işleyebileceği fikri sinmemişti hiç içime. 

Biz o zamanlar bilmiyorduk tabi ama bir suçlu olarak Serkan’ın bıçkın, kaba davranışları ne kadar yılgınlık veriyorsa Oraz’ın; buğday tarlasında, rüzgarın önünde ahenkle eğilen başaklar gibi olan tavırları -bulaşıcı olsa gerek- dayanma gücü veriyordu insana.

Serkan hayvan muamelesi yapıyordu bize resmen. Bir bakıma Oraz da öyle… Ama Serkan ve Oraz’ın hayvan kavramına yaklaşımları arasında dağlar kadar fark vardı. Bizatihi Serkan’ın kendisi de bir hayvandı diyebilirim: Benmerkezci, içgüdüsel, saldırgan, incelikten yoksun, minnet-teşekkür nedir bilmez…

Oraz için ise hayvan demek her şeyden önce can demekti. Ve onun gözünde birdi bütün canlar. Hepimiz birbirimizin sahip olduğu bütün haklara eşit şekilde sahiptik. O yüzden bir insana nasıl davranılması gerekiyorsa bakımını üstlendiği hayvanlara da o şekilde davranırdı. Yahut tam tersi. Onun için arada fark yoktu. 

İlginç adamdı Oraz. İşiyle ilgili; geldiği yere özgü inanışları, hikayeleri vardı. Bana da ilginç geldiği için çoğunu dinlemişimdir ondan. Ağıl iyelerinden söz etmişti bir keresinde bana. Ağıl iyesi, ağılın koruyucu ruhuymuş. Ahırdaki hayvanları korur, hayvan şekline girip, koyun ve keçilerin arasında uyurmuş. Hayvanları koruma görevinde de çobanlara yardım edermiş. Mesela bir tehlike yaklaştığında ses çıkarır veya hayvanların ses çıkarmalarını sağlayarak çobanı uyarırmış.

Bir çoban sülalesinden gelen Oraz’ın bu tür inançlara sahip olmasından daha doğal bir şey olamaz sanırım. Bir keresinde de abzar iyesi diye bir varlıktan söz ettiydi. Bu da ağıl iyesi gibi ama ahır hayvanlarını koruyan başka bir koruyucu ruhmuş. İnsanlara, ağıl iyesine benzer şekilde; hayvan suretinde göründüğü gibi bazen de insan şeklinde göründüğü olurmuş. Yaşlı bir erkek suretinde görünenlere Abzar Ata, bunların dişilerine Abzar Ana derlermiş Orta Asya’da.

Ağıl iyesinden farklı olarak abzar iyesi; bazen, bazı hayvanları sevmediği için onlara kötülük de yaparmış. Mesela ahırda sevdiği bir at varsa onun yelesini tarar, kuyruğunu örer, geceleri insanlar görmezken sevdiği atın önüne saman, taze ot filan koyarak onu iyice beslermiş. Bu biraz bizdeki; atların yelelerini ören cin hikayelerini anımsatmıştı o  zaman bana..

Sevmediği atı ise gece boyu koşturur, terletir, ölesiye yorarmış. Hatta önünden otunu uzaklaştırıp aç bırakırmış. Oraz’ın çoban olan ataları bu iyelerle konuşurlarmış. Abzar Ata bazen onlara görünüp, ahırda hasta olan hayvanların hastalıklarının ne olduğunu ve nasıl tedavi edilebileceklerini filan söylermiş. Oraz’a, kendisinin; hayatında hiç abzar iyesi görüp görmediğini sorduğumda; susmuş, bir şey söylememişti. Ben de her yerde anlatılan halk hikayeleri işte diye üstelemeye gerek görmemiştim…

Neyse, gelelim bütün bunları asıl anlatma sebebime…

Cinayet haberleri ve Oraz’ın tutuklanmasının üzerinden birkaç geçtikten sonra Oraz’ı bizim köyde, çiftliğin yakınlarında gördüm. Şaşırdım tabi. Hapisten mi kaçmıştı yoksa?! Hani meşhur “Katil cinayet mahaline mutlaka geri döner” diye bir söz vardır. O da aklıma gelince içgüdüsel olarak biraz tedirgin olmadım değil doğrusu. Ama haline tavrına bakınca; Oraz hiç de öyle kaçak pozlarında, kimse onu görmesin diye sinsi sinsi ve endişeli şekilde, kenarlarda köşelerde sine sine dolaşıyor değildi. Hiçbir şey olmamış gibi köy meydanından kahveye doğru yürüyordu. İlk şaşkınlığımı atınca, tam; bi’ selam vereyim de işin aslını öğreneyim diye aklımdan geçirmiştim ki o benden önce davranıp, selamını verdi.

“Ne işin var buralarda?” diye sordum doğal olarak. Meğer gözaltı süresinin bitiminin ardından savcılık delil yetersizliği sebebiyle adli kontrol şartıyla serbest bırakmış. Rahatlığı ondanmış. Neyse işte; ayak üstü selamını sabahını aldıktan sonra kahveye, çay içmeye davet ettim. Otururken neler olup bittiğini ayrıntılarıyla anlatacağını umuyordum. O da kahveye gidiyormuş. Kapıda beni görünce selam vermek için durmuş. Birlikte kahveye girdik. Kahvehane ahalisi de hoş karşıladı Oraz’ı. Olan bitenin iç yüzünü merak eden tek ben değilmişim anlaşılan.

Masaya oturunca hemen bir halka oluştu etrafımızda. Çay kahve ısmarlayan ısmarlayana. Zaten Serkan’ı da bir ben değil kimse sevmezdi köyde. Oraz’sa zararsız, kimsenin etlisine sütlüsüne karışmayan bir tip olduğu için yabancı olmasına rağmen köylünün sempatisine mazhardı. Şimdi ise bir nevi küçük çaplı kahraman olmuştu.

Bilenler bilir; köy yerinde adam vurma kırma olayları öyle sanıldığı kadar büyük, önemli işler değildir zaten. Yani tabi; çok konuşulur, çok dedikodu döner mevzu hakkında ama bütün bunlar; adam vurma olayının kendisinden çok, nedenleriyle ilgili olur. Ölüm olağandır. “İşte bilmem kim, bilmem kimin kaynısının kızını bilmem ne yapmış da… Kızın karnı burnuna geldiğinde olanları öğrenen bilmem kim de tüfeği kaptığı gibi…” Üzerinde konuşulmaya değer bulunan bu tür şeylerdir işte…

Neyse, biz de sorduk tabi. Nedir bu olanlar? Oraz da anlattı…

Bu Serkan p.çi ben orda çalışırken de çiftlikten, köyden öyle olağanüstü bir ihtiyaç doğmadıkça çıkmazdı hiç. Hani polisten saklanıyormuş ya… Kimliğinin açığa çıkmaması için. Kırk yılın başı çıkması gerekirse eğer; bir akrabasının ismini kullanırmış; kimliği anlaşılıp yakalanmamak için. Bizim Oraz, olaydan bir süre önce bazı koyunlarda birtakım tuhaflıklar sezmiş. Şimdi ayrıntıya giremeyeceğim. Geceleri ağıldan olağan dışı sesler geliyormuş. İşin aslını anlamak için bir gece koyunlarla sabahlamaya karar vermiş. Neyse, beklerken gecenin ilerleyen vakitlerinde ağılın kapısı açılmış…

Meğer bu Sekan p.çi… Hepimiz bu tip hikayeler duymuşuzdur illa ki… Nasıl anlatsam bilemedim şimdi… Hani Anadolu’da bazı tiplerin eşeklerle birlikte olduğuna dair… İşte bu hasta herif de ağıldaki koyunlara sardırmış. İhtiyaç hissettikçe geceleri ağıla gidip koyunları… Anladınız işte siz onu… Düşündükçe midem kalkıyor. Biz de o koyunların sütünü yoğurdunu millete satıyoruz. Kesip yediklerimiz de cabası…

Olay sırasında kendini tutup, saklandığı yerde çıt çıkarmayan Oraz, sabahı zor etmiş. Köylünün şahit olduğu o tartışmanın sebebi buymuş. Sabah olunca Serkan’ın karşısına dikilmiş Oraz. Artık hangi üslupta ne konuştular, birbirlerine hangi küfürleri ettiler onu sizin anlayışınıza bırakıyorum. Serkan tabi hiç tınlamadığı gibi doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar misali bizim Oraz’ı da işten atmış..

Serkan’ın öldüğü gece Oraz orada bile değilmiş. Komşu başka bir çiftlikte; bizim İsmail Hakkı dayının çiftliğinde çoktan yeni işe başlamış mış. Hakkı dayı da zaten bu durumu polisteki ifadesinde doğrulamış. Meğer Serkan, öldüğü o gece; adeti olduğu üzre yine koyunları taciz etmek için ağıla gitmiş. Yalnız bu sefer; aleti, koyunların arasında hayvan suretinde uyuma adeti olan ağıl iyesine denk gelmiş…

Gazete haberlerine böyle yansımadı ama Serkan’ın cesedi kısmen parçalanmış halde bulundu. Üzerinde diş izleri filan varmış. Hoş; haberlerde cinayetin silahla vurma yoluyla işlendiğine dair herhangi bir bilgi de yoktu ama alacak verecek tartışması filan denilince insanın aklı oraya gidiyor ister istemez. Cesedin üzerinde pek alışkın olunmayan bu tür bir anomaliye rastlanınca savcılık otopsiye göndermiş. Gözaltına alınan Oraz’sa, olayın ağıl iyesi vb. kısımlarını atlayarak, bildiği kadarıyla olan biteni olabildiğince gerçeğe yakın şekilde anlatmış. 

Hakkı dayının ifadesiyle; Oraz’ın, komşu çiftliğin ağılında saklanmak için değil de çalışmak için bulunduğu kesinleşince iş otopsi sonucuna kalmış. Köylülerin; maktülle Oraz’ın tartıştığına dair şahitlikleri sebebiyle otopsi sonucu gelene kadar savcılık, gözaltı süresini makul şüphe gerekçesiyla uzatmış. Sonuçlar gelince de fazlaca oyalanmadan Oraz’ı salmışlar. Çünkü cesedin üzerinde boğuşma, mücadele vb. nedeniyle bulunması muhtemel Oraz’a ait; saç, deri, doku gibi kalıntılar tespit edilememiş. 

Onun yerine bol miktarda koyun kıl, idrar, dışkı ve spermi tespit edilmiş. Son dediğim arka genital bölgede bulunmuş sanırsam. Isırılarak koparılmış bulunan ön genital organ dahil cesedin koparılmış organ parçaları ise daha sonradan incelenen koyunların bazılarının midelerinde…   

Sinan Özgenç

Ana Sayfa * Fantastik Hikayeler * Google Haberler’de takip et

Keşfet

Leave a Reply